Türk gezi yelkenciliği üzerine bir denenme..

Başlatan ersin böke, 02 Ekim 2017, 05:34:43

« önceki - sonraki »

Aziz Eryavuz

Aali beyden alıntı aşağıda;

Ucuz olan ve ucuz olduğu cümle alemce bilinen bir nesneye insanların ilgisi ne kadar olur ?
Hele bu "nesne" bir elzem ihtiyaç objesi değil de, bir keyif ( hatta sosyal statü vs vs vs...) nesnesiyse ?
Yani zaten terkiplerinde pek bir şey fark etmeğine inanmışsam eve ucuz deterjan, test sonuçları iyi ise arabama ucuz lastik , gündelik giymek için ucuz t-shirt alırım da ; acaba " ucuz imajlı " mobilya, koluma saat, altıma araba veya tekne alır mıyım ? Vallahi ben de bilemiyorum ne yalan söyliyeyim...


Cevap önce yelken ve denizi tanımak, sevmek ve istemekten gelir. Yani ben param yokken kendime (lise öğrencisi iken) harçlığımdan arttırıp kontralitten tekne yapıp 2.5- m boyunda amerikan bezinden yağlı boya ile yelken yapan ve sonraki iki küçük teknemi de evde ya da otoparkta imal eden birisi olarak diyorum ki önce sevdirmek tanıtmak böyle bir dünyanın olduğunu hissettirmek gerekir.

Bunun yolu tanıtım, bedava geziler, milli, eğitim müfredatına sokma, konferanslar bezı okullarda ya da belediye kurslarında ve devletten beklemek yerine bizler tarafından yapılarak.

derneklerin de böyle bir görevi yokmu* Zaten bu bilinöle burada tartışmıyormuyuız?

Bunu bilip seven ler arasında isteyenler çıkacak ve gücüne göre bir tekne vb sahibi olacaktır.

Âli San

Aziz Bey, elbette...

Ben de ( biz yok canımızla tamir ettikten sonra ilk lodos firtinasinda parçalanan bir şarpi ve bir abimizin bize hediye ettiği ahşap bir başka tekne nedeniyle ) çocukluğumun bir kaç yazını arkadaşlarımla beraber tüm harçlığımı uyduruk kaydırık eski teknelere harcayarak bu işi sevdim ve denizci oldum.

Meslek ve iş sahibi olduktan sonra da gücümün hazır bir tekne almaya yetmeyeceğini anlayınca da oturup amatör tekne yapımina soyundum.

30 sene dergilerde yazdım, kitap çevirdim, kulüp yönetimlerinde görev aldım ve Milli Egitim Bakanliğı ile temasa geçerek, Halk Egitim merkezi aracılığıyla kulübumuzde amatör denizcilik eğitimine başladik, ben de orada ders veriyorum.

Elbette bu işi çok sevenler, her türlü zorluğa rağmen yilmayip yapmak isteyecekler ve mütevazi çözümleri de severek kabullenenler çıkacaktir bizler gibi.

Ama benim  anladığım bizim bu başlık altinda  tartıştığımız  amaç amatör inşa degil, insanları uygun ikinci el teknelere yöneltmek değil :  birilerinin denizciliğe yeni başlayacaklara ve büyük kaynak ayıramayacaklara ticari olarak ucuz ama güvenilir , denizci yerli tekne imaline heveslendirilmesi.

Bu durumda böyle bir yatırım heveslisi şunu soracaktir : Kaç tane satarım, pazardan yüzde kaç pay alabilirim, yeni tekne sahibi olacakların ne kadarı tekne almaktan vazgeçmek veya borçlanıp tekne almak yerine benim uygun fiyatlı teknemi tercih eder ? Bir büyük potansiyel kitleden bahsediyor olmamız lazım ; bu iş ne kadar zor olsa da bu yola baş koymaya hazır bir kaç kişiden değil.

İlhan Özgören

Sn Ali San,10 yılı aşkın bir süre önce ürettiğimiz Barbarossa NOMAD 30 ile ilgili iletinizi ilgi ile okudum.O nar çiçeği borda renkli ilk tekneden sonra(bazı basit hataları düzeltilmiş ve tüm iç kalıpları yapılmış olarak)3 kardeşi daha izledi.Aslında baz fiatımız 55.000€+KDV,yelkensiz direksiz versiyonda ise 49.900€+KDV idi. Ne bu modele ne de insanları denizle tanıştırmak için yaptığımız M25(Jose Moni dizaynı çok hızlı bir modeldi-o da 8 adet yapıldı)modeli ticari olarak fiyaskoydu.Halbuki 13-14-15 metre orijinal GibSea kalıplarından ürettiğimiz tekneler oldukça başarılı oldu.Bu küçük tekne macerası da benim ortaklıktan ayrılmama birkaç yıl sonra da tersanenin kapanmasına sebep oldu. Seyfi köşesine döndü,ben de esas para getiren işim olan büyük boy motoryat imaline ve CE sertifikası firmama.

Ahmet Kabaalioğlu

Alıntı yapılan: İlhan Özgören - 09 Ekim 2017, 21:42:11
Ne bu modele ne de insanları denizle tanıştırmak için yaptığımız M25(Jose Moni dizaynı çok hızlı bir modeldi-o da 8 adet yapıldı)modeli ticari olarak fiyaskoydu.

Hoşgeldiniz İlhan Reis, M25 lerden bir tanesi  ile Bakırköy barınakta yan yana bağlıydık, tekne hala orada bağlıdır. Ben çok beğenmiştim tekneyi ,inanılmaz ayrıntılar vardı üzerinde. İçini görme fırsatım olmamıştı ama içeriye saklanan bastona falan hayran kalmıştım. Bir kez de seyirde gördüm tam tahmin ettiğim gibi hızlıydı.
S/Y  Pruva S / Fatih / İstanbul
M/V Espadon / Fatih / İstanbul
M/V Deli Ağa  / İnebolu / Kastamonu

"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Âli San

Ilhan Bey sizinle yazışarak dahi olsa tanışmaktan memnuniyet duydum.
Nomad 30 hakkındaki olumlu fikirlerimi zaten okudunuz, M25 ise bir arkadaşımda vardı, bugün bir tanesi de üyesi olduğüm KYK'nın minik limanında bağlı. Onun da iyi bir tekne olduğüna eminim. Bu iki model bambaşka iki yelkenci tipine ( gezgin / performans yelkencisi-yarışçı ) hitap eden uygun fiyatlı güzel teknelerdi...
Ürettiginiz GibSea modellerinden birini de Kalamış marina çekek yerinde görmüş ve incelemiştim.

Başlangıç seviyesinde veya belli bütçeli meraklılarımızda  ( salt denizde olmaya yönelik ) sahici bir arzu olsaydı bu teknelerin her birinin bir kac yüz adet satılması gerekirdi. Ben de bu konu başlığı altında kendimce bunu anlatmaya çalışıyorum.

Ersin Böke


Bülent Büyükdağ

Alıntı yapılan: İlhan Özgören - 09 Ekim 2017, 21:42:11
Sn Ali San,10 yılı aşkın bir süre önce ürettiğimiz Barbarossa NOMAD 30 ile ilgili iletinizi ilgi ile okudum.O nar çiçeği borda renkli ilk tekneden sonra(bazı basit hataları düzeltilmiş ve tüm iç kalıpları yapılmış olarak)3 kardeşi daha izledi.Aslında baz fiatımız 55.000€+KDV,yelkensiz direksiz versiyonda ise 49.900€+KDV idi. Ne bu modele ne de insanları denizle tanıştırmak için yaptığımız M25(Jose Moni dizaynı çok hızlı bir modeldi-o da 8 adet yapıldı)modeli ticari olarak fiyaskoydu.Halbuki 13-14-15 metre orijinal GibSea kalıplarından ürettiğimiz tekneler oldukça başarılı oldu.Bu küçük tekne macerası da benim ortaklıktan ayrılmama birkaç yıl sonra da tersanenin kapanmasına sebep oldu. Seyfi köşesine döndü,ben de esas para getiren işim olan büyük boy motoryat imaline ve CE sertifikası firmama.

Bence bu konuda daha fazla fikir vermelisiniz bize. Biz maşallah, kendi tüketim alışkanlıklarımızla yanımızdakini kıyaslayıp durmadan konuşup duruyoruz.

Madem ürettiniz ve madem satamadınız, bu her iki tecrübe neyi gösteriyor sizce?
Burada çok konuştuğumuz marka oligarşisini aşmanın yolu size göre nedir ya da mümkün müdür?
Türkleri neden ikna etmek bu kadar güç? Bu bize ait bir durum mu yoksa tüm yerküre mi böyle?

Bu büyük deneyiminizi paylaşsanız, bence herkes mutlu olur.


Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Ziya Gunes

Bir araba almak istesem, fikir danışmakla birlikte içime sinen ve binmekten keyif alacağım arabayı seçerim.
Bana "illa ki şu modeli almalısın" diyenlerden de biraz uzak durmaya gayret ederim.
İş tekne olunca, neden şu model, şu boy, şu özellikler denilen türe meyletmem gerektiğini anlamadım desem, afaroz edilir miyim forumdan

Âli San

Tam tersine tüm üyeler tarafından anlaşılırsınız diye düşünüyorum...

Çünkü burada ne zaman konu tekneler olsa; - ama ufağı, büyüğü, ama mütevazısı, pahalısı, ama ahşabı, fiberi, metali, sloop armalısı, kotra armalısı...şusu busu -; daima günün şartlarının neredeyse bizlere dayattığı belli çözümlerin alternatifi olup olamayacağı tartışılıyor zaten.

Ziya Gunes

Sank bu dayatma sadece tekne sunucularından (belirli marka vs) değil, bizlerden de geliyor gibi.
İlla şöyle olmalı, bu şekil olmalı, bu boy olmalı gibi

Mehmet Atay

Geçmiş yılların ve tecrübelerin aktarımı ağırlıklı İngiliz, Fransız, ABD gibi ağırlıklı okyanus kıyısı ülkelerden gelmiş zamanında.
Mesela 2. teknemi refit ederken gündeme gelen (tavsiye bâbında), havuzluğa su dolması, diğeri tekne alabora olursa motor düşmesin diye yatağının sağlam olması gibi, benim aklımı zorlayan konular vardı.

Aslında daha buna benzer, bizlerin kullanımına uzak, artık online hava tahminlerine ve hatta gerçek görüntülerine ulaşabildiğimiz günlerde ve seyir sürelerimizin bir kaç saatle kısıtlı olduğu, kolay sığınma imkanımız olan kıyı seyirleri sebebi ile okyanus aşacak bir tekne donanımı ile kıyaslamamızın mantıksız olduğunu düşünüyorum.

Mesela ilk teknemi aldığımda tavsiye edilen donanımlar arasında deniz demiri de vardı. İkinci teknem ve sonrasında teknede yer almadı bu donanım.
SARIYAZ  Turgut / Marmaris

Recep Ertürk



"Konuyu daha çok konuşalım" dedik ama sanırım kimse pek istekli de değil.

Neden?

Tüm söylenmesi gerekenlerin söylendiğini mi düşünüyoruz?

Ben aksini düşünüyorum. Bir şeyler söylendikçe daha fazla söylenecek söz olduğunu..

Gezi yelkenciliği arayışı ile konu başlasa da hızla temel sorunlara geldi.

Bağlancak yer, at-.çek yeri sorunu, römorklu tekneyi kışlatacak yer..

Gezi yelkeciliği ve bir ailenin yelkenli ile gezileri için bir tekne düşünmek sadece ve kendi başına bana eksik geliyor.

Bunun mutlaka evveliyatı olmalı. Yaz-kış marinalarda bağlı yüzlerce tekne görüyorum hep ama seyir halinde onların onda biri kadarını görmüyorum.

Neden?

Her biri de mükemmel gezi tekneleri, çoğunda asgari yaşamın çok üzerinde konfor sunulmasına rağmen. Neden bunlar hep marinada bağlı?

Gezi yelkenciliği sadece parası olana 2+1 yatma+oturma imkanı sunan, geniş havuzlukta tente altında sohbet imkanı sağlayan (30 foot ve üstü) tekne gibi algılanınca işin yanlış yerinden yakalandığı fikrine kapılmamak elde değil.

Elbette böyle bir tekne iyi bir tekne. Bağlı olduğunuz limandan çıktıktan sonra en az bir hafta karaya ayak basmanıza, kıyı ile iletişim kurmanıza gerek kalmaz.

Bence 30 foot ve üstü tekne bu işin başlangıcı değil, sonucu gibi, belli çabadan sonra ulaşılacak bir eşik gibi düşünülürse belki daha doğru yaklaşımlar gerçekleşebilir.

Ama bu üstte dediğimi İlhan Bey'in pratiği de tümüyle yanlışlıyor. Mutlaka çok ama çok fazla üstünde durulmalı. Konuşulmalı.

Benim aklıma öncelikli gelen sınırlı koşul ve imkanlarda genç insanların denizde yelken yapabilmesine, denizle ilişki kurmasına imkan verecek teknelerdi. Benden önce Cem Bey daha temelden kürek çekmekten başlamak gerektiğini söyledi.

Son günlerde römork teknelerinin karavan olarak da kullanılabileceği fikri yaygınlaşmaya, ilgi görmeye başladı. Dilerim bu da gelişir ve yaygınlaşır.

Mevzuat, yerel yönetimlerin ve siyasi otoritenin denize, deniz kıyısına dönük tutumu aşılması gereken ciddi bir eşik oluşturuyor. (Misal, "denize bitişik bir yerleşim birimi yerel yönetimi ve kamu otoritesi, amatör deniz araçları için, nüfusu kadar metrekare bağlama, barındırma alanı yapmakla mükelleftir" gibi bir yasa olsa?)

Bu aşıldığında üretim, pazarlama, satış gibi konuların kolaylayacağını demeyeyim de daha rahat ele alınabileceğini düşünüyorum. Çünkü öyle bir yasa maddesi alan açar.

Genç yaştan hatta çocukluktan itibaren denizle, tekneyle, yelkenle hemhal olmak konusu ise elbette işin olmazsa olmazı.

Ama sanırım hızla varılan yer konunun aktivistliğe, siyasete ve eğitime gelmesi.. O zaman da imalattan başlayarak diğer konular daha uzağa gitmiş oluyor. Verili koşullarda bu işe emek verenlerin bilgi ve deneyimlerine daha çok ihtiyaç var.

Daha çok konuşulması dileğiyle.




Ersin Böke

problem sosyolojik.. Önerilen çözüm yolları doğru ancak uzun vadeli. Kaldı ki şu yazdığım aile yapısı ile ilgili ne hikmetse hiç bir yorum gelmedi.

Bu ülkede kadını ikna etmeden denizci filan olmaz. Önce ülkemiz kadınlarına denizi sevdirmek gerek. O yüzden tekne önemli.

Hem pahalı olmayacak hem de kadının ihtiyaçlarına yönelik olacak. Budur. Bu ülkede ülkemiz kadınını ikna etmeden hiçbir iş yapılamaz. Muhtar bile seçilemezsiniz.

Sosyal hayatta kadın hakimiyeti inanılır gibi değil. Karşı değilim yanlış anlaşılmasın.

Bizim ülkemizde erkek hiç büyümez. Önce anne bakar. Sonra karısı. Birçok kadının ağızından duymuşsunuzdur çokuk sayısını söylerken kocalarını da çocuktan sayarlar.

Ailede söz hakkı erkeklerin çocuk kadardır bizim ülkede. En vasıfsız kadın bile bu ülkede en vasıflı erkekten daha vizyon sahibidir bu ülkede.

Kadını ikna et .. İşi çöz.. Başka türlü denizcilik filan gelişmez bu ülkede.

Bülent Büyükdağ

#73
Kadın konusunda yazdıkların, her erkeğin masa başında "aynen be kardeş" diyeceği bir şey olmasına karşın, tam, ama tam, eksiksiz, katışıksız ve süzülüp gelmiş erkek-egemen toplumun bakışı. Dünyada en çok kadın cinayetinin işlendiği, kadının iş hayatına en az katıldığı, girdiği işte erkeklere göre 2/3 oranında ücret aldığı, üniversite mezunu her üç kadından birinin kocasından şiddet gördüğü, 21. yüzyılda çocuk yaşta kızların evlendirildiği bir ülkede, senin bu yazdıklarına katılmak bilimsel olarak mümkün değil.

Burada da bu konuyu tartışırsak,yine Kürtler olmadan Kürt meselesini, solcular olmadan solu,eşcinseller olmadan eşcinselliği, türbanlılar olmadan türbanı, ateistler olmadan ateizmi, dindarlar olmadan dini tartıştığımız gibi tartışmış olacağız, O nedenle bunu tartışmak istemiyorum. (Bana kalırsa da sırf bu yüzden, yani konunun öznesi masada olmadan dedikodu yapar gibi olgular tartışıldığından bu ülkede demokrasi neyin olmuyor ya ayrı mesele).
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Ersin Böke

Bilimsel ....

Hmmm..

Dikkat ederim.. Bir bilim kurulu filan mı kursak? Yazdıklarımızı önce onlar okusa , bilimsel değilse yayınlamasa..

Bu yazdıklarıma erkek egemen toplum bakışı demen de ayrıca ilginç. Hani çok övünüyorsunuz ya Adanalı yız diye .. Hadi biraz da ben övüneyeim . Ben Karşıyakalıyım.

Bu ülkede kadına en çok değer verilen coğrafyadan yani.. Bu kebab dan çok daha övünülecek bir konu .. Mütevaziyiz de sesimiz soluğumuz çıkmıyor..