Amatör Denizciliğe Övgü

Başlatan Bülent Büyükdağ, 12 Mayıs 2018, 13:32:55

« önceki - sonraki »

Tan Kaan Özkan

Hamakta yattığım yerden okudum. Sonra da, #48 mesaj'da nacizane benim yaptığım tanımı toparlayan Cem abinin iletisine gittim tekrar.
Eh, fena değilmiş bu hikayeye göre, kapsamlı bile sayılır dedim  8)

Teşekkürler abi.

Çetin Güner

Tam bir "eski tarz" ama aynı zamanda kıvrak zekalı Almanmış ;D

Cem Gür

#122
Hayret ! Kıvrak zekalı bir Alman ....
"Bence" o kunt Alaman sistemine ve patronuna kazık atmış olması bile "sıradışı" olduğunu göstermiyor mu?

Güzel hikâye.
"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Âli San

Almanları hiç küçümsemeyin...
Uluslararası dev bir Alaman şirketinin bi üst düzey yöneticisine " Sizde nüfusun %1'i cinin Allahı ; geri kalan % 99'u parmağınızda oynatıp dünyanın imrendiği bir düzen yaratıyorsunuz, ama bizde çaycımız, meydancımız dahil herkes cin, bizlerden de uyanık ; onunçün bizde işler sizdeki gibi yürümüyor, çünkü kimse yemiyor... " demiştim. Herif 5 dakka kesintisiz gülmüştü.

Bülent Büyükdağ

Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Burak Doneray

Çok sevdiğim bir arkadaşımın Sosyal medyadaki profil resmini paylaşmak istedim.Amatör denizci 😁


Bülent Büyükdağ

Evde tesadüfen elime bir kitap geçti. Henry Lefebvre; Gündelik Hayatın Eleştirisi III.
Daha önce 60'larda ilk iki cildini yazmıştı. Onları okumuştum. Bunu okurum diye almış, bir kenara atmışım.
1980'lerde yazdığı bu kitabında ilk iki ciltte ileri sürdüğü görüşleri eleştiriyor. İlk okumalarıma göre konumuza ışık tutacak, önemli bir yapıt.
Öneririm.
Eğer bitirebilirsem ve buradaki meselemizle bağlamını kurabilirsem, paylaşırım. Benden önce biri yaparsa, ben de beleşe yatarım.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

ersinboke@icrs.com.tr

Şimdi bu kadar laf söz edildi ya. Ben daha çok gözlemlerimi yazmayı tercih ediyorum.

Mutlaka sizlerinde etrafınızda vardır ya da şahit olmuşsunuzdur. Açık havada bir kafede otururken birden bir kadın çığlığı duyulur. Çok önemli bir şey olmuş gibi heyecan ile döner bakarsınız ki kadının meğerse oturduğu sandalyenin altından kedi geçmiştir.

Şimdi ben benzer bir durumu Çanakkale Marina da iki yıl önce yaşadım. Gece bir çok tekne kıçtan kara olmuş oturuyoruz. Birden iskele tarafında ilerideki bir tekneden bir kadın çığlığı yükseldi. arkasından adam ve kadınların " PİSSTT " sesleri. Meğer o teknede yemek yenmekte ve kediler de tekneye iyice yanaşmaktalarmış.

Yan teknemde Güney Afrikalı yaşlı bir karı koca var. 50 feet bir tekne.  Bu arada bağrış çağrış bir kesiliyor bir devam ediyor.

Yaşlı adam durumu anladı ve kamaraya indi. elinde bir kase ve kasenin içinde kedi maması vardı. ! Pantona çıktı ve kedileri çağırdı. Teknelerden hayli uzağa mamayı bıraktı. Tüm kedilere yetecek kadar mama vardı.

Belli ki bu çift de kediden hoşlanmıyor. Ancak problemleri çözüş şekilleri çok farklı. İşte biz buna " kültür " " görgü " diyoruz.

Kültürsüzlük, görgüsüzlük, cahillik bir tercih olamaz.  Dolayısı ile saygı da duyulamaz.


Murat Ayduk

Alıntı yapılan: Ersin Böke - 24 Mayıs 2018, 06:48:36
Şimdi bu kadar laf söz edildi ya. Ben daha çok gözlemlerimi yazmayı tercih ediyorum.

Mutlaka sizlerinde etrafınızda vardır ya da şahit olmuşsunuzdur. Açık havada bir kafede otururken birden bir kadın çığlığı duyulur. Çok önemli bir şey olmuş gibi heyecan ile döner bakarsınız ki kadının meğerse oturduğu sandalyenin altından kedi geçmiştir.

Şimdi ben benzer bir durumu Çanakkale Marina da iki yıl önce yaşadım. Gece bir çok tekne kıçtan kara olmuş oturuyoruz. Birden iskele tarafında ilerideki bir tekneden bir kadın çığlığı yükseldi. arkasından adam ve kadınların " PİSSTT " sesleri. Meğer o teknede yemek yenmekte ve kediler de tekneye iyice yanaşmaktalarmış.

Yan teknemde Güney Afrikalı yaşlı bir karı koca var. 50 feet bir tekne.  Bu arada bağrış çağrış bir kesiliyor bir devam ediyor.

Yaşlı adam durumu anladı ve kamaraya indi. elinde bir kase ve kasenin içinde kedi maması vardı. ! Pantona çıktı ve kedileri çağırdı. Teknelerden hayli uzağa mamayı bıraktı. Tüm kedilere yetecek kadar mama vardı.

Belli ki bu çift de kediden hoşlanmıyor. Ancak problemleri çözüş şekilleri çok farklı. İşte biz buna " kültür " " görgü " diyoruz.

Kültürsüzlük, görgüsüzlük, cahillik bir tercih olamaz.  Dolayısı ile saygı da duyulamaz.

İki sene önce Temmuz başında aşağı inerken ben de o teknenin yanına bağlanmıştım. Güney Afrikalıların iskelesindeydim hemen. Çok düzgün insanlar olduğu belliydi. Lakin çok erkenden uyumuşlardı..  :)

Sedat Oztekin

Deniz ...
Doğanın anası, kutsal kucak.
Sanki bir meslek tanımlaması gibi." Bişey'ci " olmak ,profesyonelliği çağrıştırdığından olsa gerek "Denizci"sözü bana hep itici gelmiştir.
Yaşam dediğimiz herşeyin denizde başladığı gerçeğinden yola çıkarsak tüm canlıların denizden bir parça taşıdığını kabul etmek durumundayız. İnsan denen canlının da genetik kodlamasında, bazı örneklerinin halen denizde yaşadığı erken dönem atalarıyla benzerlikler taşıdığı varsayılmalıdır. Tabii karaya vuran bu güzel yaratıkları doğa ana cezalandırırcasına maymun edince onlardan denizle ilgili o muhteşem yetenekleri, yüzgeçleri, suyun altında nefes alabilme,yön bulabilme gibi sayısız ayrıcalıkları geri alıvermiş
Bu yakın dönem akrabalardan insan'a evrilenler, ellerinde kalan fiziki güç ve yetenekleri de kaybedince çil yavrusu gibi güvenli gördükleri kara parçasının dörtbir yanına dağılıp bulundukları coğrafi şartlarda vahşice yaşam savaşı verirlerken, bir kısmı kendi doğurduğu toprakların etrafını saran suya yakın düşmüşler ve hücrelerindeki deniz genleri içerilerde kalanlara göre daha bir su yüzüne çıkmış. Kıyıda ya da içeride tüm insanlar geldikleri denize az veya çok özlem duymuşlar ve içlerinden" Deniz Yüzlüler" diyebileceğimiz çok küçük bir kısmı ait oldukları denize dönebilmiş.
İşte bu deniz yüzlüler doğal ortamları olarak gördükleri denizde yaşayabilmek için oluşturdukları yüzen nesneleri evleri ve denizi de bahçeleri olarak görürler. Teknelerini ayni zamanda yüzgeçleri gibi de hissettiklerinden ona isimler takıp,canlıymışcasına  koruyup kollarlar ve ayrıldıklarında kolu koparılmışcasına acı hissederler.
Bunlar denizin perdahlayıcı etkisinden en çok istifade edenlerdir. Ortamlarındaki çakıl taşları gibi köşeli tarafları yontulmuştur. Engin hoşgörüleri , dinginlik ve bilgelikleri ön plandadır. Karakterleri gereği yaşamlarını, yazılı olmayan kuralları zerafetle uygulayarak güzelleştirirler ve Nirvana'ya ulaşırlar. Yüzücü, yelkenci, tekneci, tamirci gibi eğitimle sonradan kazanılabilecek vasıflarda rekabete girmezler. Üstün nitelik sıfatları umurlarında olmaz.
Her insan deniz yüzlü' ye dönüşebilir. Yeter ki önce yüzünü denize dönsün. Sonra yüreğinin kapılarını o ummana açıp tüm hücrelerindeki üzeri hırslarla katmanlaşmış ilk genlerini yıkayıp arındıracak deniz suyunun damarlarına dolmasına izin versin. Belki o zaman bu evren biraz daha yaşanabilir hale gelir.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla...
İşte şairlik böyle birşey. Usta ,benim  bir çektirme dolusu laf harcayarak söylemek istediğimi anlatmış ve noktayı koymuş.


O.Utku Uçkan

Abi döktürmüşsün vallahi. :)xx :)xx :)xx
DeDe

Oğuzhan Oğuz

Alıntı yapılan: Sedat Oztekin - 03 Haziran 2018, 15:22:12
Deniz ...
Doğanın anası, kutsal kucak.
Sanki bir meslek tanımlaması gibi." Bişey'ci " olmak ,profesyonelliği çağrıştırdığından olsa gerek "Denizci"sözü bana hep itici gelmiştir.
Yaşam dediğimiz herşeyin denizde başladığı gerçeğinden yola çıkarsak tüm canlıların denizden bir parça taşıdığını kabul etmek durumundayız. İnsan denen canlının da genetik kodlamasında, bazı örneklerinin halen denizde yaşadığı erken dönem atalarıyla benzerlikler taşıdığı varsayılmalıdır. Tabii karaya vuran bu güzel yaratıkları doğa ana cezalandırırcasına maymun edince onlardan denizle ilgili o muhteşem yetenekleri, yüzgeçleri, suyun altında nefes alabilme,yön bulabilme gibi sayısız ayrıcalıkları geri alıvermiş
Bu yakın dönem akrabalardan insan'a evrilenler, ellerinde kalan fiziki güç ve yetenekleri de kaybedince çil yavrusu gibi güvenli gördükleri kara parçasının dörtbir yanına dağılıp bulundukları coğrafi şartlarda vahşice yaşam savaşı verirlerken, bir kısmı kendi doğurduğu toprakların etrafını saran suya yakın düşmüşler ve hücrelerindeki deniz genleri içerilerde kalanlara göre daha bir su yüzüne çıkmış. Kıyıda ya da içeride tüm insanlar geldikleri denize az veya çok özlem duymuşlar ve içlerinden" Deniz Yüzlüler" diyebileceğimiz çok küçük bir kısmı ait oldukları denize dönebilmiş.
İşte bu deniz yüzlüler doğal ortamları olarak gördükleri denizde yaşayabilmek için oluşturdukları yüzen nesneleri evleri ve denizi de bahçeleri olarak görürler. Teknelerini ayni zamanda yüzgeçleri gibi de hissettiklerinden ona isimler takıp,canlıymışcasına  koruyup kollarlar ve ayrıldıklarında kolu koparılmışcasına acı hissederler.
Bunlar denizin perdahlayıcı etkisinden en çok istifade edenlerdir. Ortamlarındaki çakıl taşları gibi köşeli tarafları yontulmuştur. Engin hoşgörüleri , dinginlik ve bilgelikleri ön plandadır. Karakterleri gereği yaşamlarını, yazılı olmayan kuralları zerafetle uygulayarak güzelleştirirler ve Nirvana'ya ulaşırlar. Yüzücü, yelkenci, tekneci, tamirci gibi eğitimle sonradan kazanılabilecek vasıflarda rekabete girmezler. Üstün nitelik sıfatları umurlarında olmaz.
Her insan deniz yüzlü' ye dönüşebilir. Yeter ki önce yüzünü denize dönsün. Sonra yüreğinin kapılarını o ummana açıp tüm hücrelerindeki üzeri hırslarla katmanlaşmış ilk genlerini yıkayıp arındıracak deniz suyunun damarlarına dolmasına izin versin. Belki o zaman bu evren biraz daha yaşanabilir hale gelir.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla...
İşte şairlik böyle birşey. Usta ,benim  bir çektirme dolusu laf harcayarak söylemek istediğimi anlatmış ve noktayı koymuş.
Çok güzel özet olmuş Sedat reis.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Bülent Büyükdağ

Alıntı yapılan: Sedat Oztekin - 03 Haziran 2018, 15:22:12

Sanki bir meslek tanımlaması gibi." Bişey'ci " olmak ,profesyonelliği çağrıştırdığından olsa gerek "Denizci"sözü bana hep itici gelmiştir.


Deniz Amatör(ü)/leri diyelim o halde.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

O.Utku Uçkan

Alıntı yapılan: Bülent Büyükdağ - 04 Haziran 2018, 09:44:20
Alıntı yapılan: Sedat Oztekin - 03 Haziran 2018, 15:22:12

Sanki bir meslek tanımlaması gibi." Bişey'ci " olmak ,profesyonelliği çağrıştırdığından olsa gerek "Denizci"sözü bana hep itici gelmiştir.


Deniz Amatör(ü)/leri diyelim o halde.

Ben bu amatör sözünden sıkıldım Bülent biladerim.  ;)
Amacım burada kimseyi eleştirmek ve polemik yaratmak değil ama aramızda  bu işi profesyonel olarak yapanlarımız olduğu gibi zaman zaman bazı hünerlerini maddi olarak değerlendirenlerimiz de var.Tırnağı olan kafasını kaşır diyorum. Benim maalesef denizden gelir elde edebileceğim bir yeteneğim yok.
Bu nedenle hem kendimi hem de burada bulunan bütün forum üyesi arkadaşlarımın da DENİZ  SEVDALISI olduğunu düşünüyorum.   ?0-?
DeDe

Eyüp Oğan

Alıntı yapılan: Sedat Oztekin - 03 Haziran 2018, 15:22:12
Deniz ...
Doğanın anası, kutsal kucak.
Sanki bir meslek tanımlaması gibi." Bişey'ci " olmak ,profesyonelliği çağrıştırdığından olsa gerek "Denizci"sözü bana hep itici gelmiştir.
Yaşam dediğimiz herşeyin denizde başladığı gerçeğinden yola çıkarsak tüm canlıların denizden bir parça taşıdığını kabul etmek durumundayız. İnsan denen canlının da genetik kodlamasında, bazı örneklerinin halen denizde yaşadığı erken dönem atalarıyla benzerlikler taşıdığı varsayılmalıdır. Tabii karaya vuran bu güzel yaratıkları doğa ana cezalandırırcasına maymun edince onlardan denizle ilgili o muhteşem yetenekleri, yüzgeçleri, suyun altında nefes alabilme,yön bulabilme gibi sayısız ayrıcalıkları geri alıvermiş
Bu yakın dönem akrabalardan insan'a evrilenler, ellerinde kalan fiziki güç ve yetenekleri de kaybedince çil yavrusu gibi güvenli gördükleri kara parçasının dörtbir yanına dağılıp bulundukları coğrafi şartlarda vahşice yaşam savaşı verirlerken, bir kısmı kendi doğurduğu toprakların etrafını saran suya yakın düşmüşler ve hücrelerindeki deniz genleri içerilerde kalanlara göre daha bir su yüzüne çıkmış. Kıyıda ya da içeride tüm insanlar geldikleri denize az veya çok özlem duymuşlar ve içlerinden" Deniz Yüzlüler" diyebileceğimiz çok küçük bir kısmı ait oldukları denize dönebilmiş.
İşte bu deniz yüzlüler doğal ortamları olarak gördükleri denizde yaşayabilmek için oluşturdukları yüzen nesneleri evleri ve denizi de bahçeleri olarak görürler. Teknelerini ayni zamanda yüzgeçleri gibi de hissettiklerinden ona isimler takıp,canlıymışcasına  koruyup kollarlar ve ayrıldıklarında kolu koparılmışcasına acı hissederler.
Bunlar denizin perdahlayıcı etkisinden en çok istifade edenlerdir. Ortamlarındaki çakıl taşları gibi köşeli tarafları yontulmuştur. Engin hoşgörüleri , dinginlik ve bilgelikleri ön plandadır. Karakterleri gereği yaşamlarını, yazılı olmayan kuralları zerafetle uygulayarak güzelleştirirler ve Nirvana'ya ulaşırlar. Yüzücü, yelkenci, tekneci, tamirci gibi eğitimle sonradan kazanılabilecek vasıflarda rekabete girmezler. Üstün nitelik sıfatları umurlarında olmaz.
Her insan deniz yüzlü' ye dönüşebilir. Yeter ki önce yüzünü denize dönsün. Sonra yüreğinin kapılarını o ummana açıp tüm hücrelerindeki üzeri hırslarla katmanlaşmış ilk genlerini yıkayıp arındıracak deniz suyunun damarlarına dolmasına izin versin. Belki o zaman bu evren biraz daha yaşanabilir hale gelir.
Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa? ..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla...
İşte şairlik böyle birşey. Usta ,benim  bir çektirme dolusu laf harcayarak söylemek istediğimi anlatmış ve noktayı koymuş.

Abi, bu ne güzel bir yazıdır..

Defalarca okudum.. Eşimle, çocuklarımla paylaştım..

Ellerine sağlık..