Gönderen Konu: Ebabil'in Lodosu  (Okunma sayısı 4929 defa)

Çevrimiçi Enes Save

  • *
  • İleti: 909
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #60 : 14 Ekim 2019, 11:41:33 »
İyi günler,

Aşağıdaki bağlantıda Turgutreis'te tanıştığım Ömür reisin tavada balık tarifini izleyebilirsiniz.

Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 5031
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #61 : 14 Ekim 2019, 15:12:00 »
İyi günler,

Aşağıdaki bağlantıda Turgutreis'te tanıştığım Ömür reisin tavada balık tarifini izleyebilirsiniz.



İzmarit ve diğer kalın derili balıklar da  bu şekilde güzel olur. Bizim oralardaki adı "b.klu kebap" diye söylenir. Ama bizde bu balıktan yok.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Öcal Turan

  • *
  • İleti: 386
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #62 : 14 Ekim 2019, 15:59:30 »
Egede de adı aynı bu kebabın..  Sanırım Enes reis e kibarlık yapmışlar.  :D

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 5031
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #63 : 14 Ekim 2019, 16:35:48 »
Egede de adı aynı bu kebabın..  Sanırım Enes reis e kibarlık yapmışlar.  :D

Öcal Abi, bazı tatlı su balıklarının derileri çok kalın oluyor. Onları şişe takıp, yada bir çubuğa direkt ateşte yapıyorlar bunu. Aynı şekilde sırt tarafını yiyip karın tarafına dokunmadan yeniyor.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 5031
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #64 : 14 Ekim 2019, 23:43:59 »






Söylemeden geçemiycem, Abi el yazın çok güzelmiş.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimiçi Enes Save

  • *
  • İleti: 909
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #65 : 15 Ekim 2019, 10:46:43 »
İyi günler,

Alman koyu - Turgutreis Seyriyle ilgili kısa videolar aşağıdaki oynatma listesinden izlenebilir.

https://www.youtube.com/playlist?list=PL-1k5g8CBibvfUvnX5qXEJW5geY_Gzppf
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 5031
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #66 : 15 Ekim 2019, 13:10:33 »
Mücahit Reisten sürpriz var . Günlüğün ilk sayfasını bilgisayar ortamına taşımış, eline sağlık  Mücahit Reis.





Nereden başlayacağımı bir türlü bilemedim. Yeniden yazı yazmaya nasıl başlayabilirdim? En iyisi sondan başlayıp yazının gidişatını görmek.

Bugün Bodrum Turgutreis’te dördüncü günüm. Deniz daha doğrusu rüzgar geçit vermiyor. Bu nedenle en uzun konaklamalardan birisini burada yapıyorum. Şu anda Ebabil’in bulunduğu nokta D-Marin Turgutreisin girişinde halka açık batılı rüzgarlara ise kapalı bir alan. Ebabil burada demirli. Üstündeki çadırla birlikte rıhtımda yürüyüş yapanların epey ilgisini çekiyor. Buraya Gülümser Korsanın önerisi ile demirledim. İyi ki öyle yapmışım.

Buraya güneyli rüzgarların desteğiyle kuş uçuşu yaklaşık yirmi deniz mili seyirden sonra vardık. Bir parantez açmak istiyorum. Enerji kaynağı eksikliği yüzünden yazılarımı bir sure için elektronik ortamda değil, deftere kaydetme kararı aldım.

Nerede kaldık? Turgurtreise varışımız… demirlediğimin ilk gecesi biraz zor geçti. Ilk saatlerinde içeri doğru girmeyen dalgalar içeri girmeye başladı. Buna rüzgarın zaman zaman içinde yattığım çadırın parçalanacağına dair korkunun artmasını ekleyelim. Soluğu pruvada aldım. Daha fazla zincir döşedim. Böylece demirin tarama olasılığı azalacak, Ebabil kıyıya uzanmayacaktı.

Bu şekilde sabahı bulduk. Sabah az da olsa yağan yağmur, rüzgarı dindirdi, havayı rahatlattı. Iyi geçmeyen bir gecenin ardından kendime bir konaklama izni verdim. Iyi mi yaptım yoksa kötümü bilmiyorum. Çünkü seyir yaparak değerlendirmediğim 3 günü bugünlerde Turgutreise çakılarak ödüyordum. Bir yandan da kişisel depomda o gün enerji kalmadığı için ilerlemeyi sürdürmek riskli olabilirdi. Anlaşılan o ki, direncimi artırmak için ek çalışmalar yapmalıyım.

 

Zaten iletişim halinde olduğumuz Deniz Akaltan’a mesaj gönderdim. Bir sonraki gün için sözleştik.

Bundan sonra kıyıya çıkıp biraz erzak tedarik etmeliydim. Bunun için hazırlanmaya başladım. Küçük sırt çantamı, büyük sırt çantamı, içinde değerli eşyalarımın olduğu plastic kavanozu, ayakkabılarımı ve şu anda hatıtlayamadığım bir kaç eşyamı su geçirmez çantaya sığdırdım. Çantayı suya bıraktım, yüzüyor. Öyleyse sorun yok. Ayaklarımda deniz botlarım suya atladım.
Çantayı sol koltukaltımla kavrayıp ayaklarımın ve sağ elimin yardımıyla yüzerek kıyıya çıktım. Yüzerken denizin dip yapısının kumluk olduğunu fark ettim.  Keza daha kıyı da öyle.  Demek Ebabil kıyıya savrulsaymış bir zarar görmeyecekmiş. Sevindim.

Kıyıya çıkınca bir soyunma kabinin olduğunu görünce hiç zaman kaybetmedim. Su geçirmez çantayı boşalttıktan sonra bütün eşyalarımı büyük sırt çantasının içine yerleştirip sırtıma çektim.  Artık bir kara adamı daha doğrusu bir kara gezgini sayılabilirdim.

Rıhtıma çıktığımda gözüme ilk çarpan...  oldu.
Rıhtımın bitiminde başlayan...  Taştan zeminli bu yaya yürüyüş yolu onun yanında bisiklet yolu, bu yolu motorlu taşıt yolundan ayıran bitki ve ağaçlar, nihayet gidiş gelişli motorlu araç yolu. Güzel bir düzenleme...

Rıhtımda Akyarlar yönüne doğru yüz metre kadar yürüdükten sonra Bulvarın karşısına geçip erzak temini için süpermarkete girdim. Dört adet beş litrelik içme suyu çeşitli bisküvitlerden ikişer üçer adet satın aldıktan sonra sahile götürdüm. Yüzerek kanoya çıktım. Kanoyu sahile getirdim. Eşyaları ve erzakları yükleyip alargaya çekildim. Bir süre uyuduktan sonra çadırın içindeki sıcaklıktan dolayı uyandım. Çadırdan çıkıp şöyle bir etrafıma bakındım.

Alt yapısı benim açımdan oldukça iyi bir yer Turgutreis. Emniyetli bir demirleme yeri. Hemen orada bir süpermarket...

Kısa bir süre sonra çevreyi tanımak için karaya çıktım. Bulvardan geçen bir minibüse Yalıkavağa nasıl gidebileceğimi sorup marina yönüne doğru yürümeye başladım. Beş dakikalık bir yürüyüşten sonra alt tarafta bir tuvalet keşfedip içeri girdim. Temiz ve kullanışlı...

Oradan çıkıp yürümeyi sürdürdüm. Beş dakika sonra bir esnafa otogarın yerini sordum. On dakikalık bir yürüyüş daha yapıp otogara ulaştım.  Dolmuşlar akşam saat dokuza kadar saatte bir saat başlarında hareket ediyormuş.

... Ulaşım turumuzu da tamamamladım derken gözüme duş alabileceğim bir yer çarpıyor. Dışarıdan pek davetkar görünmüyor. Aynı gün içinde kanoya gidip geldikten sonra orada banyo yaptım.  Temiz bir banyo değil ama yapacak birşey yok.  Yıkanmam lazım.

Denizci olmak için bir çok niteliğe sahip olmak gerekli. Bu nitelikletden belki de biri " uyumlu olmak,  çözüm üretmek "...

Banyomu yapıp sakal tıraşımı da olduktan sonra aynada kendime bakıyorum.  Kendi kendime " Biraz insana benzedin " deyip keyifleniyorum.

Banyodan çıkınca hemen orada bir esnaf lokantası bulup sıcak yemek ihtiyacımı da gideriyorum. Yemekten sonra kendimi bir arkadaşımın deyişiyle " mükemmelden biraz daha iyi " hissediyorum.

Temizim, lokum gibiyim. 

İlk günü çevreyi ihtiyacım kadar tanıyacak şekilde geçirdikten sonra Ebabile dönüp günü sonlandırdım.

İkinci gün öğlenden sonra sözleştiğimiz gibi Yalıkavağa gidip Deniz Akaltan'ı ziyaret ettim. Nazik sohbeti, keyifli içten arkadaşımızla gerçek hayatta da tanışmaktan onur duydum.  Ebabili bir rüzgar atarsa görüşmek dileğiyle vedalaştık.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 960
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #67 : 15 Ekim 2019, 13:56:59 »






Bir sonraki gün yine Ebabilde uyanınca kıyıya çıkmak istediğimde artık yüzmeden ıslanmadan çıkmaya karar verdim.  Bu amaçla çocuk botunu üfleyerek şişirdim. Şişirirken nefes alıp verme esnasında bayılacak hale gelmemiş olmak beni sevindirdi.  Demek ki bu alandaki kapasite ve direncim artmış.


Çocuk botuyla sahile çıkıp kuru bir şekilde karaya çıkmak günün başarılı noktasıydı. Durup biraz düşürünce kendimi motive etmek için küçük başarıları günlük yaşantımın içinde ne kadar önemsediğimi, birçok şey için başarı hikayesi yaratmaya çalıştığımı ve bunun bana iyi geldiğini fark ettim.

Teknik anlamda pek benzemese de zihinsel anlamda küçük bir dünya turu yapıyorum diye düşünüyorum. Bu iyi geliyor.  Hiç prova yapmamaktansa bu şekilde bir ilerleyiş pek küçümsenmemeli diye düşünüyorum.

Ah pardon! Üçüncü günle ilgili önemli bir noktayı atlamışım. Hatıralarım birbirine karışmaya başladı.  Dökümantasyonu biran önce bitirmem gerekiyor. Yoksa anılarım uçup gidecek. 

Üçüncü gün aslında Ebabil'le yol kat etmek maksadıyla demir alarak başladı.  kürekle önce marina mendireğini geçtim. Sonra bir o kadar daha yol kat ettim. Fakat tersten esen bir rüzgar başladı. Kıyıya yönelip yeni bir yerde demir atsam diye düşünsem de eski demir yerine dönmek daha mantıklı geldi.  Ne de olsa aşina olduğum bir yer.  Eski demir yerimde günü sonlandırırken telefon şarj durumunun kritik seviyeye yaklaştığını fark ettim.  O gün nedense çekingenliğim üstümdeydi. Karada kaynak aramaya çalışmadım. Her zaman başını ağrıttığım sevgili Gülümser'i de aramak istemedim. Aklıma ROTA 660 Hakan Hilmi Kavaklıoğlu geldi. Ona telefon edip durumu açıkladım. Bir süre sonra sevgili Hakan'ın telefon ettiği grup başkanı Halil de telefon edip beni arkadaşı Uysal Abiye yönlendirdi. Uysal Abi de akşam karanlığında gelip boş olan seyahat şarj bataryamı alıp gitti.

Dördüncü gün Uysal Abi, başkan Halil akşam üzeri geldiler. Akşam bir vakitte Uysal Abinin arkadaşı İsmail de aramıza katıldı.  Kurdukları güzel bir sofrada yenildi içildi sohbet edildi.

Buradan Hakan, Halil, Uysal Abi ve İsmail nezdinde Rota 660 camiasına selam olsun.



Çevrimiçi Enes Save

  • *
  • İleti: 909
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #68 : 15 Ekim 2019, 14:02:22 »
Harika!

Çok teşekkür ederim sevgili Mücahit.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 960
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #69 : 15 Ekim 2019, 14:06:11 »
Harika!

Çok teşekkür ederim sevgili Mücahit.

Rica ederim kalanı da yarına kadar bitirmeye çalışırım. Kalemine sağlık. Zevkle okuyorum. Deşifre ediyorum. Ebabil'in de hastasıyız.  :) Selametle.
Hakan Hilmi Kavaklıoğlu Abi harika birisi. Biz de yukarı çıkarken hatırımızı sordu. Yardımlık bir şey olursa bir saatte size ulaşırım dedi. Sağolsun.

Çevrimiçi Kenan Biçen

  • *
  • İleti: 382
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #70 : 15 Ekim 2019, 15:21:31 »

 Enes öncelikle paylaşımın için çok teşekkürler.
Oralarda güzel günler geçirdin,iyi pratikler yaptın,en azından tekneni daha iyi tanımaya başlayıp eksiklerini belirledin.Bize de marintraficden ve buradan takip etmek düştü.
 Ancaak...Güzel el yazına söyleyecek hiçbir şeyim yok,Ahmet'in dediği gibi harika bir yazın var.
Kısacası problem benim , okuyamamak.ilerlemiş gözlerim 4 numara yakın gözlüğüne rağmen ilk bölümü zor tamamladım.Resimleri büyütmeme rağmen zor görüşten dolayı heceliye heceliye ,okuduğumdan da bir şey anlamadım.Tabiki seni üzmemek için bir şey yazmadım, sanırım problem benden kaynaklı, kimse şikayet etmediğine göre.

Ve Hızır Mücahit reis her zamanki gibi yetişti, çözüm buldu.Bu arada Mücahit'in senin doktor olmadığına şükrettiğini varsayıyorum  :)
Mücahit emeklerine sağlık kardeşim, teşekkürler.
Her hata bir ders, ne hata biter ne de ders.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 960
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #71 : 15 Ekim 2019, 18:41:04 »
Enes Save'nin Bodrum  Günlüğü Devamı...

Bugün beşinci gün 11 Ekim 2019. Sabah aniden tuvalet ihtiyacı ile uyandım.  Alelacele karaya çıkıp marina girişinin yüz- yüz elli metre ilerisindeki tuvalete zor yetiştim. Ama kapı kilitli! Ne yapsam diye düşünürken gözüme karşıdaki başka bir süpermarketin yanındaki kafe ilişti.  Hemen gidip durumu açıkladım. Neyse ki tuvaletleri varmış.  Tuvalet çıkışında ıspanaklı börek ve çay siparişi verip kendimi ödüllendirildim. İyi başlamayan günü düzeltmem gerekiyordu. Kahvaltıdan sonra keyfim iyice yerine gelmiş olmalı ki yaşadıklarımı anılarımı kaleme almaya başladım.

Bir süre böyle devam etti.  İkinci çayı içtikten sonra kalkıp kanoya gideyim diye düşündüm.  Sahile vardığımda bir akşam önce selamlaştığımız Ömür beni  sahilde balıklı kahvaltıya davet etti. Kanoya uğrayıp bir kaç parça eşya aldıktan sonra geri döndüğümde balıklı kahvaltı hazırdı bile.  Ömür balığın usulünü şöyle tarif etti. Yiyeceğimiz balık ıskarta balık yani ticari değeri olmayan ağlardan çıkan lapin benzeri pullu bir balık. Balık hiç ayıklanmıyor. (boklu kalıyor)  Isınan tavaya biraz tuz serpilip balığın kendi yağıyla pişmesi sağlanıyor.  Piştikten sonra balığın önce üst dikenleri sonrasında pullu derisi alınıp eti ortaya çıkarılıyor.  Etin üstüne zeytinyağı limon ve tuzdan oluşan bir karışım serpiştirilip afiyetle yeniliyor.  Elinize sağlık Ömür arkadaşım.

Günümüz devam ediyor.  Turgutreise nasıl geldik onun anılarını yazayım. Pabuç Koyunun yanındaki koyda bir gece geçirdim.  Koyun adının Alman Koyu olduğunu şimdilerde "Sea Garden" olarak anıldığını sonradan Rota 660 başkanı Halilden öğrendim.

Demirlediğim yer Pabuç Koyundan Alman Koyuna geçerken Alman Koyu girişindeydi. Burnun yaklaşık on kulaç iç tarafı.  Çıpayı attığım dip yapısı kayalık. Emniyet halatı ile kanoyu kıçtan karaya bağlayıp ikinci emniyet almak için kullandım. Önce dümen palasını yerine takarak güne başlıyorum.  Sonrasında emniyet halatını toplayıp kıç tarafta kanoya yaklaşıp çıkıyorum.  Bu prosedürü izlerken herhangi bir dalganın çıkmamış olması bir şans. Çıksaydı kano kıçtan kayaların üstüne oturabilirdi. Kanoda bağlı emniyet halatını çözdükten sonra kanoya selametle geçip bu sefer mizana yelkenimi fora ediyorum. Ardindan demir alıyorum.  Demir alırken iki zinciri birleştiren halatın dipteki kaya yapısı tarafından hırpalanmadığını görmek sevindirici. Demir aldıktan sonra kıça geçip gerekli manevrayı yani sancağa doğru yaklaşık yüz seksen derece dönüşü gerçekleştirmek üzere küreği ve dümeni kullanıyorum.  Sonrasında yelken sancak kontrada seyre koyuluyorum. O günkü rota Bodrum Merkez. Hava tahmini doğru çıkarsa iyi ve rahat bir seyir bizi bekliyor. 

Pabuç Koyunun burnuna gelince rüzgar kesilse de o kısa bölümü kürek çekerek atlayıp yine yelken seyrine geçiyorum.  Rüzgar kesilince kürek seyri başlıyor.

Bu esnada kıçtan 3-4 teknelik bir Rota Neta filotillası yaklaşıp geçiyor. Balık avındalar sırtı çekiyorlar. İçlerinden biri selam veriyor.  Karşılık veriyorum.  Meğer filotillada Halil Başkan da varmış. Kara Adayı iskele bordaya yakın bir hizada gördüğümde rüzgarın hızı azıcık daha artıyor. Kara Adanın güneyine yönelip doğrudan Akyarlara mı rota tutsam?  Rüzgar istediğim şekilde devam etmezse diye düşünerek bu düşünceden sıyrılıyorum. Anakaradan ayrılma!

Anın tadını arttırmalı. El kamerasını çıkarıp video kaydı yapmaya koyuluyorum.
 
Usul usul devam eden rüzgar cesaretimi arttırıyor. Bodruma uğramadan Ortakente geçmeye çalışayım diyorum.  Kara Adanın kuzey ucuna dümen tutmaya başlıyorum.

Adanın kuzey ucuna ulaşınca o günkü tatminsiz ruh halim beni rahat bırakmıyor.  Pruvayı Akyarlara çeviriyorum. Tabi bunu niye adanın güneyindeyken yapmadığım, yolu uzattığım konusunda kendimi sorgulamadan geçemiyorum. Adanın ucunda azalan rüzgarla kürek yelken seyrine geçiyorum. Adadan neta olunca rüzgar artıyor Ebabil hızlanıyor. Her ne kadar Ebabilin koşullarında alabora olma tehlikesi olmasa da trapeze çıkıyorum.  Tehlike yok. Çünkü küçük gövde rüzgar altında ve rüzgar büyük olan gövdeyi kaldırabilecek derecede kuvvetli esmiyor.

Trapez derken kastettiğim kelimenin tam anlamıyla değil. Ayağa kalkıp mizana direğine gittikten sonra ayakta mizanaya tutunup bedenimin ağırlığını büyük gövdenin iskele tarafının dışına yani rüzgarın geldiği yöne doğru veriyorum. Bir taraftan da kıç tarafta suda yüzen emniyet halatını gözlüyorum.  Suya düşersem ona tutunmalıyım.

Dümen mi? Dümen tutmuyorum. Çünkü Ebabil nereye doğru gitmesi gerektiğini biliyor.  Benden daha kararlı.

Trapez keyfi uzun sürmüyor. Rüzgar hafifliyor. Öyle ki, kürek yelken seyre devam ediyorum.

İte kaka birkaç saat sonra Akyarların çıkışına ulaşıyorum. Tam pruvada  TCSGK SAGET-27 bot var.

Ona yaklaşırken çapariz vermemek için emniyet halatımı sudan toplayıp roda ediyorum.  Sonrasında gidip bayrağı gönderin yarısına kadar indirip botu selamlıyorum. Yaklaşıp rotamı belirtmemi istiyorlar. Bilgilendirmenin sonuna doğru asıl rotanın İstanbul olduğunu o günkü rotanın Gümüşlük olduğunu söyleyince hafiften şaşırsalar da selamet dileyip ayrılıyorlar.
Sahil güvenlik botundan ayrıldıktan sonra rüzgar artıyor. Ebabil uçmaya başlıyor. 

Turgutreise yaklaşırken rotayı gözden geçiriyorum. Gün batmadan Gümüşlükte olabilirim ama daha fazla zorlamıyorum. Turgutreis marinanın dışına doğru batılı rüzgara kapalı bölgeye varıp o günkü keyfi tadında bırakıyorum.

Demirledikten bir süre sonra aslında çok yorulduğumu fark ediyorum.

...

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 960
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #72 : 15 Ekim 2019, 21:30:31 »






ORAK ADASI - ALMAN KOYU

Orak Adasına sert hava nedeniyle sığınmış olan ticari gulet ve tirhandiller sabah birer birer halatlarını çözüp ayrıldılar. Bu öylece koltuk halatlarının arasına sıkışıp kalmış olan Ebabil özgürlüğüne kavuştu. Bunun üzerine çocuk botuna binip karaya çıktım. Önce kayaların üstünde ilerleyip sancak baş omuzluk yönüne doğru giden baş halatını çözüp kayalara takılıp kalmaması için Ebabile doğru fırlattım. Sonra çocuk botunu bıraktığım yere kıçtan karaya bağladığım halatı çözüp halatın ucu elimde çocuk botuna binerek kanoya doğru gittim. Ebabile çıktıktan sonra çocuk botunu ve halatları güverteye aldım. Ve artık özgürüz!

Kürek çekerek koyun dışına doğru ilerlerken sabah yüzmek için kalkmış olan Ecco Navigo guletinin misafirleri ile günaydınlaştık.

Guleti geçtikten sonra pruvayı iskele baş omuzluk tarafına çevirip koy çıkışındaki buruna doğru ilerledim. Oraya vardığımda dışarıdaki rüzgarın Ebabilin gidiş yönüne ters estiğini görünce Orak Adasından ayrılma planım suya düştü. Koyun içine geri dönüp demirlemek istemedim. Bir sonraki gün koydan çıkmak için aynı yolu gitmek zorunda olma fikri hiç de cazip değildi.

Bazen sıradışı durumlar sıradışı çözümler gerektirir. Ebabili uygun şekilde konumlandırıp çıpayı karaya, kayaların arasına doğru fırlattım. Durumun sabit olduğu kanısına varınca çapanın zincirine bosa kancasını takıp Ebabili pruva tarafından sabitlemiş oldum. Sonrasında kıç tarafa gidip emniyet halatını elime aldım, karaya çıktım, bir kayaya bağladım. Böylece kıç taraf da sabitlendi. Ebabile geri dönüp bir bölümü hafif hafif kayaya uzanan iskele bordasına can yeleğini yerleştirip kaya ile borda arasında tampon olmasını sağladım. Dışarda koydan uzakta olan seyir halindeki teknelerin dalgaları bizim tarafa pek ulaşmadığından Ebabilin bu nedenle kayalara doğru savrulup vurma olasılığı bana pek azmış gibi göründü. Kanoya çıktım, burnun diğer tarafına doğru yürümeye başladım. Diğer tarafta internet bağlantısının yeterince güçlü olduğunu görüp hava tahmin raporlarına baktım. Bu sırada rüzgar kesildi. Bunun üzerine acele etmeden hızlı bir şekilde (!) Ebabile geri dönüp hemen avara oldum.

Kürekle burnu geçince yelkeni açtım. Bir süre sonra cılız bir rüzgar tersten esmeye başladı. Denedim baktim bu rüzgar düzeyinde Ebabil kürekle -yelken orsa gidiyor. Devam!

Bu şekilde Pabuç Koyunun sancak tarafındaki burna ulaştım. Tramola atıp ilerlemeyi sürdürdüm. Ancak bir süre sonra artan rüzgar orsa seyrini bozdu. Bunun üzerine dönüp yandaki Alman Koyunun girişindeki burunda demirlemeye karar verdim.
Kısa bir süre yelkenle seyir yaptıktan sonra burna yaklaşınca yelkeni mayna edip toparladım. Çünkü gereğinden yüksek bir süratle gidip burnu kaçırmak istemiyordum.
Kano yavaş yavaş burna doğru sürükleniyordu. Ebabilin kıç tarafı kıyıya yakın olduğu için emniyet halatını kullanarak öncelikle kıç taraftan kanoya sabitlenecek daha sonra baş taraftan da demir atacaktım.

Ebabili kürekle yönlendirmeye çalışsam bile burnu kaçıracağımı fark ettim. Çünkü kapalı bile olsa yelken ve çadırın tuttuğu güç benim kürek gücüne baskın geliyordu. bedenimi pruvaya doğru çevirip normal seyahat formunu aldım. Dümen palasını iskeleye çevirdim. Sonra var gücümle sancak tarafından başladım kürek çekmeye.  Pruvayı burna doğru çevirip dümeni ayarladım ve devam ettim.

Burundan olabildiğince içeri girmeliydim
 Bas küreği BAS!! İçeri girince pruvaya geçtim. Demir attım. Sonra terlemeye başladım. ÇIPA KAYALIK ZEMİNE TUTUNDU :)

Tabii şimdilik. Hemen uca yöneldim. Kıçtan emniyet halatını alıp denize atladım. İtina ile karaya çıkacağım düzgün bir yer aradım. Kıyıdaki sivri kayalarda yaralanmamalıydım. Son bir gayret ve kayaların üstünde diz çökmüş oturuyorum.

O an çözülmüşüm. Başladım ağlamaya. Bu satırı yazarken yine gözlerim yaşardı. Kısa süren bu krizden sonra bir kayaya bağlayıp Ebabile geri dönüp dinlenmeye çekildim.

Akşamüstü yakındaki Galatasaray flamalı SANA ketch arma yatından gemicisiyle bana getirilen erzak fiziksel ve ruhsal olarak yenilenmeme yardım etti. Sağolsunlar.



Şimdilik Enes Reisin yazdıkları bu kadar. Okuyamadığım bir kaç yeri kendimce bağladım. Umarım kendisi bana kızmaz. Bir hatam olmuşsa affola. Çok içten ve duygusal bir yazı olmuş. Devamını  bekliyoruz.

Çevrimiçi Enes Save

  • *
  • İleti: 909
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #73 : 16 Ekim 2019, 10:33:00 »














Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimiçi Enes Save

  • *
  • İleti: 909
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #74 : 16 Ekim 2019, 11:27:30 »






Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER