Gönderen Konu: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi  (Okunma sayısı 4037 defa)

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #15 : 23 Aralık 2018, 22:37:13 »
Çok teşekkürler Mücahit bey.
Emekli olduktan sonra zamanımı çoğunu yazmaya ve okumaya ayırmaya başladım. Malumunuz kahve-gazino işleri pek farklı geldi bana.
Yazın köyde yoğun iş olduğu günlerde, tarla bayır işlerine yardımcı oluyorum. Zeytin hasadında da o ağaç senin, bu dal benim, toplamaya gayret ediyorum. Köydeki yaşamın güçlüklerini bu şekilde yaşama ve tanık olma fırsatını buluyorum. Yaklaşık 6-7 yıldır uğraştığım öyküleri geçtiğimiz ay (Kasım) kitaplaştırma mutluluğuna eriştim.
Bu da bana çok büyük bir yazma motivasyonu verdi. Umarım pek çok yeni kitaplara doğru yürürüm.
Selamlar.

Linkte kitabımın bir parça tanıtımı var.
https://www.idefix.com/Kitap/Ah-Kamila/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001781148001

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #16 : 23 Aralık 2018, 22:47:40 »
Çok teşekkürler Mücahit bey.
Emekli olduktan sonra zamanımı çoğunu yazmaya ve okumaya ayırmaya başladım. Malumunuz kahve-gazino işleri pek farklı geldi bana.
Yazın köyde yoğun iş olduğu günlerde, tarla bayır işlerine yardımcı oluyorum. Zeytin hasadında da o ağaç senin, bu dal benim, toplamaya gayret ediyorum. Köydeki yaşamın güçlüklerini bu şekilde yaşama ve tanık olma fırsatını buluyorum. Yaklaşık 6-7 yıldır uğraştığım öyküleri geçtiğimiz ay (Kasım) kitaplaştırma mutluluğuna eriştim.
Bu da bana çok büyük bir yazma motivasyonu verdi. Umarım pek çok yeni kitaplara doğru yürürüm.
Selamlar.

Linkte kitabımın bir parça tanıtımı var.
https://www.idefix.com/Kitap/Ah-Kamila/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001781148001

Eee! Sizden de lafı kerpetenle alıyoruz. :)

Kitabınızı da öğrenmiş olduk ve gurur duyduk.
En kısa zamanda sizinle de bir imza günü yapalım. Yarın ilk işim kitabı edinmek olacak. Tüm reislere tekrar tavsiye edelim.

https://www.idefix.com/Kitap/Ah-Kamila/Edebiyat/Roman/Turkiye-Roman/urunno=0001781148001




Nota Bene Yayınları

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #17 : 23 Aralık 2018, 22:56:45 »
Yukarılarda okuduğum Marmara denizinin Bandırna, Erdek ve Kapıdağ yarımadası bölgelerindeki denizcilik terimleriyle tanıtımını okuyunca, bu terminolojiye-uzmanlık diline ne kadar yabancı olduğunmu bir daha anladım.

Bu yüzden belki de, yazacaklarım -daha doğrusu ne yazabileceğim- konusunda kafamda net bir şeyler yok.

Yolu buralara düşen ağabeylerime ve arkadaşlara elimden geldiğince -özelikle kapıdağ yarımadasının doğal güzelliklerini tanıma, keşfetme konusunda yardımcı olmaya çalışırım. Yazmıştım bir parça zaten. Ballıpınar köyünde doğdum. Bölgeyi bilirim bir parça. Ayrıca yıllar oldu, bisikletle ve sırt çantasıyla çadır kurup dağda kaldım. Çoğu zaman tek başıma çıktım bu dağ-bayır dolaşmalara. Bu konularda merağı olanlara da eşlik edebilirim.

Selam ve sevgiler.

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3951
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #18 : 23 Aralık 2018, 23:32:43 »
Forumda yazar sayımız artıyor. Şahane.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #19 : 25 Aralık 2018, 23:35:51 »
Fener Adası’ndan devam edelim. Bu adanın eski adı Ayasandros Adasıydı. 1910 yılından sonra ismi burada inşa edilen fenerle anılmaya başlandı. Fener Adası Feneri, Kapsül Burnu ve Balyoz Burnu Fenerleri ile birlikte Kapıdağ'ın ana kara tarafındaki üç büyük fenerinden birisidir.




Fener Adası Feneri: 11 metre yüksekliğinde 10 milden görülebilen 5 saniyede bir beyaz çakar. 1910 yapımı.
Kapsül Burnu Feneri: 9,5 Metre yüksekliğinde 10 milden görünür. 10 saniyede bir 2 kırmızı çakar. 1945 yapımı.
Balyoz Burnu Feneri: Kapıdağ’ın batısındadır. 12 metre yüksekliğinde, 10 milden görünür. 10 saniye de 2 kere beyaz çakar.1861 yapımı.




Fener Adası Feneri’ni Türkiye’ye tanıtan ilk kişi Ece’nin dayısı olan 1960 ve 1970’lerin sıkı gazetecilerinden Güngör Gezer’dir. Daha Bandırma’da lise öğrencisiyken arkadaşları ile yaptıkları füze denemeleri sayesinde gazetelere haber olan Güngör Dayımız, liseden sonra muhabir olarak girdiği Milliyet Gazetesinde yıllarca çalıştıktan sonra kendi ajansını kurmuştur. Başbakan Menderesi yargılayan hakimler heyetinin yemek yediği restauranta garson kılığında girip yaptığı haberle adını duyurmuştu. Güngör Gezer’in Fener Adası’nda feneri bekleyen Rize kökenli Pehlivan ailesi ile yaptığı röportajı da, Hürriyet Gazetesinin arka sayfasında çıkmış o dönemde Türkiye çapında sükse yapmıştır. Fener bekçisinin kızlarına Türkiye’nin her yerinden talipler çıkmış, mektup yağmuruna tutulmuşlardır. Ben maalesef o röportaja henüz ulaşamadım. Bir süre sonra 21 Şubat 1968 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinde Zeynep Avcı’nın yaptığı başka bir röportaja ulaştım. Birkaç fotoğraf ve röportajdan kesitleri aşağıda bulabilirsiniz.  Ecelerin aile dostu,  röportaj yapılırken 19 yaşında olan kızlardan Hatice Pehlivan hala Bandırma’da yaşamaktadır.



Ve iki senedir iki atışta yumurtayı havada parçalayan “Pehlivan” soyundan İki genç kız bekler Ayasandros Adasını, Bandırma Fenerini…



Hatice Pehlivan 19 yaşında ve Sabriye Pehlivan 15 yaşında. Bütün günlerini üzerinde iki incir ağacından başka ağaç yetişmeyen Ayasandros Adasını bir uçtan diğer uca gezmekle geçirirler. Yanlarında köpek irisi bir köpek: Roma…
Tırnakları manikürlüdür, saçları kadife kurdeleli ama “Yaman Kızlardır” motorcuların deyişiyle…
Oranın tanıdık motorcuları bile adaya “geliyoruz” sinyali vermeden çıkamazlar. Bir polis düdüğüdür sinyal. Kızlar düdüğü duyunca tanıdık geldiğini anlarlar ve Roma’yı bağlarlar da öyle çıkılır fenere.



Salih Pehlivan, fenerci soyu Pehlivan ailesinin son fenercilerindendir. Gına gelmiştir fenercilikten. Hele o Ayasandros adası ömrünü tüketmiştir.  Karısı Nazmiye Pehlivan’ın başında saç ağzında diş bırakmamıştır. Altı çocuğunu adada doğurmuştur Nazmiye Pehlivan. Ama karşıdaki Karşıyaka köyünde ebe getirilmiş de öyle doğurmuş. Rize’den Ayasandros adasına ilk geldiği seneler o yumuşak topraklarını bol bol göz yaşları ile sulamışsa da sonraları alışmış adaya.



(Fenerci Salih Pehlivan 4 çocuğu alıp Bandırma’ya yerleşmiştir. Adada iki kız yalnız yaşarlar)

Öylesine yalnızdırlar ki, bütün eğlenceleri olan radyonun açılış saatinden 15 dakika önce düğmesi çevrilip sinyal vermesi beklenir. Taa gecenin 01’ine kadar açık durur. Sabriye, “ Daha uzun sürse yayınlar. Biz yine de yayın bitene kadar otururuz. Ayda bir duyduğumuz seslerden başka, birbirimizin sesinden başka tek yabancı ses odur…” der.

Poyraz patladı mı, bir alem olur “deniz mezarı” denen kayalıkların civarı… Poyraz patladı mı, fenerin avlusunda yükselen demir merdivenli fener kulesi, sis düdüğü gibi ötmeye başlar. Uğuldar, uğuldar… Hiçbir fenerde olmayan uğuldama duyulur Ayasandros fenerinde… Ötekilerinde taş kulelerin içindedir fenerler. Bunda ise demir bir direğin tepesinde… O yüzden korkunçtur bu fenerin uğultusu. O uğultuda bile tüyleri ürpermezmiş Pehlivan Kardeşlerin. Yalnız Roma sinirlenmesin diye çekinirlermiş. Fener uğuldamaya başladı mı açarlarmış radyoyu sonuna kadar. Kulaklarını ona verirlermiş. Böylece uğultu, müzik seslerinin içinde kaybolur gidermiş.     



Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3951
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #20 : 26 Aralık 2018, 02:42:13 »
Yahu bu tek başına başlık olur, roman olur, uzun hikaye olur. Amma ilginç bir öykü bu.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 771
  • Selamlar
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #21 : 26 Aralık 2018, 06:39:37 »
Nefis, işe gidince sakin kafa okuyayım


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #22 : 26 Aralık 2018, 07:25:00 »
Günaydın Cümletten...

"«Benim gayem yazarcı olmak»
dedi...

Onun elinde ne dikiş iğnesi var, ne mavzer... O tabanca kullanıyor.. Ablası sabahın 7 sinde ayaklanırken, o saat 10 a kadar uyuyor... Onun için «Yazarcı» olmak istermiş. . «Yazarcı» olacak. başkalannın okuması için yazı yazacak... İlkokulu bitirmiş Sabriye. Sabriye 15 yaşında ve Sabriye «yazarcı» der...

Son Fener Bekçileri, Zeynep Avcı

28 Şubat 1968 tarihli Cumhuriyet Gazetesi"

Mücahit beyin eklediği "fener bekcisi iki kadın" öyküsü; bir benzetme yapacak olursam; denizin ortasında, sandalının bir köşesinde uslu uslu kıraçalara misina sallarken gözlerini ufukta, tepede asılı bulutta unutan avarenin ayakları dibine koca bir torik atmaya benzedi.

Kadınların hikayesinden etkilenmemek mümkün mü?
Ufacık bir ada, kırk basamaklı fener kulesi, asetilenle yanan, geceye inadına ışıtan fener, ıssızlık, tek incir ağacı, bir karış kel ada sırtları, gün boyu uzaklardan geçen gemiler, yelkenliler, balıkçı tekneleri, hiç kapanmayan radyo, upuzun kış geceleri, rüzgar, fırtına, felerin uğultusu, kayalara vuran dalgalar... Defalarca okunmuş, eski tarihli gazeteler...

Teknelerde yaşayanlar bir başına, yalnız olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler. Uçsuz bucaksız deniz mi, bir süre sonra iki karış alan, kalın demir duvar kamaralar mı, her biri kapalı kutu, beraber olunan üç-beş seferdaş mı öğretir bunları bilemiyorum. Ama bir süre sonra yalnızlık ustaları artar galiba seferlerde, teknelerde, dar yerlerde.

Küçük şeylerin anlamları çoğalır belki, birkaç metre yan tarafta kanat çırpan martı, suya dalıp çıkan karabatak, derdi ne bildiğimiz-bildiğimizi sandığımız birkaç yunus balığı, kalaylı sini deniz, binrenk-binşekil bulutlar başkalaşır, anlamları derinleşir böyle bakan gözlerin...

Daldım galiba. Az soluklanayım.

iyi bir gün diliyorum.

Bu uçuran, savuran gazete kupürleri için teşekkür ederim Mücahit beye.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #23 : 26 Aralık 2018, 18:36:06 »

Mücahit beyin eklediği "fener bekcisi iki kadın" öyküsü; bir benzetme yapacak olursam; denizin ortasında, sandalının bir köşesinde uslu uslu kıraçalara misina sallarken gözlerini ufukta, tepede asılı bulutta unutan avarenin ayakları dibine koca bir torik atmaya benzedi.

Kadınların hikayesinden etkilenmemek mümkün mü?
Ufacık bir ada, kırk basamaklı fener kulesi, asetilenle yanan, geceye inadına ışıtan fener, ıssızlık, tek incir ağacı, bir karış kel ada sırtları, gün boyu uzaklardan geçen gemiler, yelkenliler, balıkçı tekneleri, hiç kapanmayan radyo, upuzun kış geceleri, rüzgar, fırtına, felerin uğultusu, kayalara vuran dalgalar... Defalarca okunmuş, eski tarihli gazeteler...

Teknelerde yaşayanlar bir başına, yalnız olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilirler. Uçsuz bucaksız deniz mi, bir süre sonra iki karış alan, kalın demir duvar kamaralar mı, her biri kapalı kutu, beraber olunan üç-beş seferdaş mı öğretir bunları bilemiyorum. Ama bir süre sonra yalnızlık ustaları artar galiba seferlerde, teknelerde, dar yerlerde.

Küçük şeylerin anlamları çoğalır belki, birkaç metre yan tarafta kanat çırpan martı, suya dalıp çıkan karabatak, derdi ne bildiğimiz-bildiğimizi sandığımız birkaç yunus balığı, kalaylı sini deniz, binrenk-binşekil bulutlar başkalaşır, anlamları derinleşir böyle bakan gözlerin...

 

Yahu bu tek başına başlık olur, roman olur, uzun hikaye olur. Amma ilginç bir öykü bu.


Yaşam bize sürprizler yapmak için her zaman tetikte bekliyor. Düşünün bir belediye otobüsünde yaşlı bir amca ve teyze yan yana gelmişler. Amca eski bir denizci, yıllar önce taze bir denizciyken kötü bir havada Bandırma Körfezinde son anda fark edebildikleri fenerin umut dolu ışığı, onun ve arkadaşlarının hayatlarını kurtarmış.  O gün kendi kendine kaç defa denizciliği bırakma kararı almış. Sonra feneri düşünmüş. Denizlerde hem güveneceği denizci arkadaşları olduğuna hem de nereye giderse gitsin kendisini uyaracak fenercilerin olduğuna inanmış ve yola devam etmiş. Yanındaki teyze ise bir zamanlar sanki bir Jules Verne romanındaymış gibi o uzak fener adasında yaşamış. Her akşam o demir basamakları tırmanıp feneri yaktıktan sonra radyosunun başına dönen, sırtında mavzeri ile devriye gezen o naif genç kızmış.  Teyze inmek için kalkarken bir an dengesini kaybedince, denizci amcamız yardım eder. Bir an göz göze gelip selamlaşınca ikisi de birbirlerini tanıyıp tanımadıklarını düşünürler. İkisi de tanışmadıklarına kanaat getirirler. Yarım bir teşekkür gülümsemesi ve teyze otobüsten iner. Hayat devam eder. Olamaz mı? Olabilir…   

Sadun Boro, Dünya seyahati sonrası çalışmak zorunda olduğu için her gün sabah üç vasıtayla İstanbul’un bir ucundan diğer ucundaki işine giderken, otobüste ya da vapurda onun yanında oturan birisi olmak istemez miydik? Kim bilir biz kim olurduk?

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #24 : 27 Aralık 2018, 13:13:45 »
İlk martılar gölge gölge dolanmaya başladılar gökte. Gitgide daha hızlı daha canlı salladıkları kanatları, yavaş yavaş ağardı.

Hereğin(1) üzerinde tüten o masmavi uyku sisi de önceleri beyazladı, sonra titredi dalgalandı. Alt ucuyla köyün sayıları epey artmış, çoğu yeni damlarına, altı yedi sene evvel yapılmış büyük yeni caminin dim dik yükselen minaresine sımsıkı yapışmasına rağmen, oynadı yerinden uzaya uzaya incele incele, zeytinliklerin gümüş yeşili kafalarına doğru ilerledi, yırtıldı, savruldu, dağıldı.

Güneş daha çıkmamıştı ama iyice ışıklamıştı her yer. Yalnız zeytinlerin altında kalmıştı, koyu gölgelere dalmış uyku…

Zeytin ağaçları yorgundu, bitkindi. Kolaylıkla uyanacağa benzemiyorlardı. Yeni “sıyrılmışlardı”. Yok denecek kadar az, yarıdan çoğu kurtlu mahsulleri yeni toplanmıştı üzerlerinden.

Yerde kopmuş bir sürü yaprak, ince ince sürgünler, filizler, tek tük de nasılsa görülmeyip bırakılmış, yahut da koyu kırmızı bir leke halinde ezilmiş taneler yatıyordu.

Zeytinlere dayalı merdivenlerin taze sürülmüş toprakta fırdolayı gövdelerinin etrafında açtıkları ikiz çukurlar, kaybolmamıştı daha. Bereketsiz bir mahsulden yeni kurtulmuştu ağaçlar. Küskündüler…

Başka senelerde aylar süren, bazen yılbaşını bile bulan hatta geçen, bu sıyırma, toplama işi, birkaç haftayı zor eylemiş, bütün zeytinliklerin “ellenip hitama ermesi”- Ekim sonu başlandığı halde- Kasım ortalarına kadar ancak dayanabilmişti.

Yorgun, bitkin, küskündü ağaçlar. Utanır gibi bir halleri vardı. Yaprakları seyrelmiş, dalları cılızlaşmış, bir tuhaf olmuşlardı. Uzun zaman, belki de bir mevsim uyanmamaya kararlı, kıpırdamadan dikiliyorlardı.

Beride ise köy epeyce canlanmıştı.  Salih Hoca, artık çok yaşlıydı. Sesi de iyiden iyiye çatlamış, kısılmıştı ama, işte gene O okuyordu “Sabah” ı. Minareden köyün üstüne inen, sokakları evleri kaplayan o sallantılı, titrek nefes, gene onun boğazından çıkıyordu.

Koca ahşap iskelenin yan tarafında Utat Mora Burnuna giden yolun başında dikilen- Köy köy olalı beri kurulu- Rıza Dayı’nın kahvesinde, onun önündeki küçük açıklığın “Cumhuriyet Meydanının” üst başında, az yukarıda ama cephesi denize dönük- beş altı sene evvel yapılmış- Bursalı Davut’un kahvesinde de hareket fazlalaşmış, gel-gitler, merhabalar kızışmıştı.

Sabahın dördünden beri ıslık ıslık yanan lüks lambalarının göz kamaştıran şavkı- dışarının aydınlığı arttıkça-  azalmış, artık pompalanmayan solukları ise  gitgide hafiflemiş, nihayet kahvecilerin son bir dokunuşlarıyla, küçük bir pat sesi çıkararak kesilmişti.

Camiden dönen yaşlılarla birkaç delikanlı, kahvelere girdikten az sonra lükslerin hepsi söndü. Sabah çayları çoktan içilmişti. Birden kalkındı millet. Kahvelerden dışarı taştı. Hemen de ikiye ayrıldı.

Bir kısmı tarlalara, bağlara, ağıllara, yahut sürülmesi, dip kazılması hiç tükenmeyen zeytinliklere yollandılar. Öbürleri ise, ağır emin adımlarla denize döndüler. Hemen oracıkta uzanmış, gitgide pembeleşen diliyle, hafif hafif kıyıyı yalayan denize doğruldular. Güneş Kemanara Tepesinin ardından sıçramamıştı daha. Gölgedeydi, kuytudaydı köy. Ama açıklardan Marmara Adasının onlara dönük parıldayan yüzünden Klazaktan, Gündoğdu'dan akıp değdiği yerde denizi masmavi yapan o altın sarısı aydınlık, yana döne geliyordu Hereğe doğru.

Kapıdağ sırtlarının suya vurmuş ıslak gölgeleri, boyuna kısalıyor, kıyıya, karaya doğru çekiliyor, eteklerini topluyordu.

Köyün arkasında ilerleyen keçi sürüleri, birkaç inek- koyun tırmanmaya niyetlendikleri koyu yeşil bayırların, kırmızı mor tepelerin sarı-kara yollarında, çıngırak sesleriyle örülü ilk adımlarını atıyorlardı.

1957 Kasımının son haftasında bir gün ışıyordu İlhanköy üzerinde. Hiçbir özelliği yoktu bu günün. İlhanköy'de doğan bir çok günler gibi güzeldi…


(1)   İlhanköy’ün eski ismi.


Mehmet Sürücü dostumuzun verdiği ilham, Son Denk Kayıkçısı'na tekrar kavuşmanın verdiği coşkuyla,  Yaman Koray’ın Kapıdağ'da geçen “Gelin Taşı “ romanından bir bölümü paylaşmadan edemedim. ( Remzi Kitabevi 1963)

Devamı da gelebilir…


Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #25 : 28 Aralık 2018, 15:16:47 »
Sadun Boro demişken. Bu toprakların ilk Sadun Boro’su diyebileceğimiz Denizci Eudoxos’tan bahsedelim. Kapıdağ’dan palamar çözüp, Hindistan’ı selamlayan, geri dönüşte Atlantik Okyanusu’na yelken açan cesur denizciyi ve mürettebatını saygıyla analım. 

Kyzikoslu Eudoxos:

Antik çağın önemli bir denizcisiydi. Tarihçiler Yunanlı denizci diye ansalar da Anadolu’dan çıkmış olduğu için bizden sayılır. MÖ. 2. Yüzyılda yaşamış Eudoxos hakkında bilgiler çok sınırlı. Kral Kyzikos MÖ 128 yılında bu denizciyi resmi temsilci sıfatıyla Mısır’a İskenderiye şehrine göndermiş. Daha sonra Mısır kralı VIII. Ptoleamis denizciyi Hindistan’a gitmekle görevlendirmiş. Eudoxos bu seyahatten çok değerli eşyalar ve çeşit çeşit baharatlarla birlikte dönmüş. Eudoxus’un yelkenli bir gemisi olduğu ve muson rüzgarlarını kullandığı söyleniyor.

Kral öldükten sonra karısı Kleopatra tarafından ikinci defa Hindistan’a gönderilir. Fakat bu seyahatten dönüşü çok zor olmuş. Doğu Afrika tarafına sürüklenip zar zor Mısıra geri dönmüş. Bu defaki kargosu hakkında bir kaynak bulunamamış.   

Nil nehrinin kaynağını bulmak için çıktığı ilk seyahatten başarısızlıkla dönen denizcimiz, Dünyanın okyanuslarla çevrili bir ada olduğu ve Nil nehrinin kaynağını bulma düşüncesiyle Afrika kıtasının çevresini dolaşmayı planlayan ilk denizci olmuş. Bu amacına ulaşmak için farklı zamanlarda birkaç bir kaç başarısız sefer yapar. Bir yandan da kendisine en uygun gemiyi inşa etme derdindedir. Bir seyri sırasında Afrika kıyılarında keşfettiği ve tasarımını beğendiği bir batığın İspanya Kadiz yapımı olduğunu anlayınca, amaçları için önce iyi bir gemisi olması gerektiğini bildiği için Kyzikosta’ki tüm mal varlığını satıp Avrupa’ya gider ve  bir gemi yaptırır . Hazırlığını tamamladıktan deneme seyirleri için İtalya’ya ve birkaç Akdeniz Limanına uğrayıp Atlantik Okyanusuna çıkar. Bir çok olumsuzlukla karşılaşan Eudoxos geri dönüp eksiklikleri giderdikten sonra tekrar denize açılır ama bir daha kendisinden haber alınamaz.  Afrika’yı dolanmak 15. yy da Ümit Burnunu geçen kaşif Bartelemeu Dias’a kısmet olmuş.



Eudoxos'un rotası ( wikipediden alınmıştır)

Kapıdağ’ın antik liman şehri Kyzikos tarihi boyunca bir çok bilim adamı ve sanatçı çıkarmış, ya da ev sahipliği yapmış. Masallarını çok sevdiğimizi Ezop olarak bilinen Aisopos da buralıymış. Antik çağın en önemli gök bilimcilerinden Knidoslu Eudoxos da buraya yerleşerek, en iyi gözlemlerini Kapıdağ’dan yapmış.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 861
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #26 : 29 Aralık 2018, 22:14:53 »
Bugün Bandırmada Mehmet Sürücü Abimizle buluştuk. Kapıdağdan ve Ah Kamila kitabından konuşacaktık. Kitabı edinmek ve sohbet etmek için Türkiye'nin en iyi bir kaç kitabevinden birisi olan Ozan Kitabevine gidip Sevgili Rahmi Abi'nin konuğu olduk. Rahmi ve Mehmet Abilerle öyle  güzel sohbetler ettik ki; iki saatin nasıl geçtiğini anlamadım. O harika iki saatte o kadar çok şey öğrendim ki anlatamam. Kapıdağdan, Bandırmadan, Anadoludan, mitolojiden, edebiyattan, tarihten, coğrafyadan, denizden ve daha pek çok şeyden konuştuk. Iki bilge kişinin  yanında daha ne çok şey öğrenmem gerektiğini anladım yine. İkisi de tevazu sahibi donanımlı abilerimin yanında mutluluk sarhoşu oldum. Mehmet Reisimiz Ah Kamila kitabını bizim için imzalarken müthiş bir gurur kapladı içimizi. Anlattığı Kapıdağ hikayeleri ile mest olduk.
Bu başlığın ileriki bölümlerinde öğrendiklerimi paylaşacağım.

Bugün güzel kararlar aldık. Nisan sonu gibi bir Kapıdağ turu yapacağız. Cumartesi gidiş, pazar dönüş. Karadan ve denizden rehberli bir Kapıdağ turu düzenleyeceğiz. Burada anlatabildiklerimizden çok daha fazlasını bulabileceğiniz  bir gezi olacak. Isteyenler eşi ve çocuğuyla katılabilir. Kayıtları şimdiden alalım diyoruz.






Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4690
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #27 : 29 Aralık 2018, 22:56:56 »
Mücahit teşekkürler, bizi kapıdağ turuna da yaz lütfen.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

nuri_kongur

  • Ziyaretçi
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #28 : 30 Aralık 2018, 08:53:45 »
Lojistik açısından uygun olursa biz de katılmak isteriz.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #29 : 30 Aralık 2018, 09:15:40 »
Günaydın herkese.

öYLE hızlı gelişti ki Mücahit'le tanışmak ve buluşmamız. Açtığı "Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi" başlıklı yazısının neden olduğu, hızla gelişen olaylar. İnternetten ileti gönderme, telefonlaşma, o-bu derken, dün; "Geliyorum, yoldayım," haberi geldi. Buluştuk. Canayakın, içten, bir yanıyla sıradışı birisi olduğunu düşündüm daha ilk karşılaşmamızda. Kafeler, kahvehaneler, gazinolar pek uygun değildir sohbet etmek için. İnsanlar yüksek sesle konuşur, her şeylerini herkesin duyması gibi bir çaba içindedirler sanki. Fısıldamak, alçak sesle konuşmak bir eziklik, güçsüzlük olarak mı görülüyor bilmem. Neyse. Bandırma'nın tarihi kalıntısı haline gelen Ozan Sanatevi'ne, Rahmi Ağbi'ye kaçtık biz de. Kitapların arasında, kokularını soluyarak, ıhlamur, bitki çayı içerek Kapıdağ'dan, tarihten, Yaman Koray'dan, kitaplardan konuştuk.

Aktı gitti zaman. Mücahit "Gitmem gerek," dedi. Kalktık. Bölgeye yapmayı düşündüğünüz gezi konusunda lafladık biraz. Bir araç tutacağınızı söyledi. Köydeki bazı farklı, yerel tatları tanımanız konusunda bir öneri sundum. (Kuru fasulye şöleni!) Diğer yandan, 3-4 km yürüyebilecek bir ek ayrıntı üzerine de düşündüm. Kirazlı Manastır ile köy arasında, rahat yürünen bir yol var. Derenin çağıltıları arasında, ıhlamur, kestane kokuları içerisinde. Dilerseniz burası yürünerek de gidilebilir.

Zaman konusunda bir esnekliğiniz var mı bilemiyorum. Mayıs sonu Haziran ilk haftaları, köyde bir kiraz seli yaşanır. (Çoğunlukla. Bu yıl olmadı ne yazık.) Böyle bir güne denk getirilirse daha başka tatlar, da ha unutulmaz kareler eklenebilir gezinize.