Heyamola Hey
Havuzluk => Hobilerimiz => Konuyu başlatan: Doğan Erbahar - 24 Ekim 2018, 10:55:12
-
Benim peder iyi satranççı idi, zamanında turnuvalarda oynamış, kendi zamanında Türkiye'deki bütün ustalarla düşmüş kalkmışlığı var. Mesela ortağı (rahmetli) Bahri Amca zamanının Marmara bölge şampiyonu, ortaokul arkadaşı (rahmetli) Mehmet Bayegan Amca büyük satranççı. Eski Türkiye şampiyonlarından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Estetik Cerrahi uzmanı (rahmetli) Prof. Dr. Akdoğan Erözbek arkadaşı. (kendisi bu vesile ile sünnetçim de oldu aynı zamanda övünmek gibi olmasın... 45 dakika sürer mi bir operasyon, 2 hemşire yardımcı operatör filan, işine özenen adam.)
5 veya 6 yaşında idim, evde akşamları babam tahtada problem çözerken özendim, bakıyorum, öğreteyim mi sana dedi. Taşlar nasıl hareket ediyor filan.
- Ulan uçtu mu o at oraya?
(Annem yetişiyor imdadıma)
- Ne bağırıyorsun çocuğa be, öğreteceksen düzgün öğret.
Aradan yıllar geçti, aile çevresinde satranççılar var tabii, onların çocukları filan oynuyoruz, biraz geliştirdim. Ama en ulaşılmaz rakibim babam, sürekli yeniyor beni, o oyunlardan aklımda kalan sürekli sıkışık pozisyonda olmaktan kaynaklanan psikolojik sıkıntı...
Ortaokula başladığım zaman ilk ciddi antrenörüm ile tanıştım. Türkiye'de bu işi bir kahve oyunu olmaktan kurtarmak adına çok emek sarfetmiş olan Sertaç Dalkıran orta okulumuzun satranç kulübünün hocasıydı. Aynı zamanda Moda caddesinde açmış olduğu Satranç Geliştirme Merkezi'nin, çıkarmış olduğu Satranç dergisinin günümüzde artık leblebi gibi genç GM (büyük usta) yetiştiren, olimpiyatta derece yapan, dünyada söz sahibi olmaya başlayan Türk satrancına katkısı büyüktür muhakkak.
Sertaç Hoca ile ilk kulüp tanışmamızda hepimize karşı bir simültane oyun oynadığını hatırlıyorum. Masaları teker teker dolaşarak herkesle aynı anda oynuyor yani. Herkesi yendi, benimle olan oyunu berabere ilan etti, (yanda seyreden liseli abilerden yardım almamış değildim sona doğru gerçi). Ondan sonra her hafta sonu çalışma. Verdiği 8 kombinezonu çözüp getiriyoruz. Babam hala sürekli yeniyor beni ama bir seferinde yine sıkışık pozisyonda iken kale fedalı bir mat kombinezonu gördüm, ben zaten piyonu patlatınca düşünüp devamını gördü ve aferin diyerek taşları topladı. Aklımda kalmış bu, pozisyon bile aklımda, o kadar sevinmiştim.
Orta 2'de Galatasaray Lisesi'nde ortaokullar arası bireysel İstanbul şampiyonası turnuvasına katıldım. Baş hakem (müteveffa) Jirayr Çakır. 7 puan üzerinden 3,5 ile ortalarda bitirdim. Sonradan tamamıyla tevafuk Boğaziçi Üniversitesi'nde tanışacağım ve çok yakın arkadaş olacağımız Ayhan Okçular birinci olmuş idi o turnuvada. Üniversitede iken Ayhan ile hafta sonları Moda'da pide yiyip peşinden sinemaya gitmek standart ritüelimizdi. Sayısız şampiyonluğu olmasına rağmen satranç ile profesyonel ilgilenmedi o da, iş hayatına atıldı, koptuk zamanla... O zamanlardan hatırladığım diğer iyi isimler Çapa ortaokuludnan Timur Berk, Saint Joseph'den Ahmet Aytaç, Terakki'den Emin Çavlı ve kardeşi, akrabalarımızdan yirmili yaşlarda kaybettiğimiz Tolga Çınar.
Ertesi sene girdiğim ikinci turnuvam da TSYD'nin Levent'teki tesisinde organize edilen İstanbul takım şampiyonası. Her takımda 3 masa var. Ben bizim okulun birinci masasındayım, en iyi oyuncular hep bana düşüyor dolayısıyla maalesef. Bir maçta Saint-Joseph Lisesi ile karşılaştık. Rakibim Ahmet Aytaç bireyselde İstanbul ikincisi olmuş çok güçlü bir oyuncu. Ama satranç bu, bir at çatalı denk geldi, kaleye karşı at öne geçtim, morali bozuldu, ama o halde bile korkuyorum çocuktan. Zaten satrançta en zor olan şey kazanan pozisyonda kazanmayı bilmek. Bir süre sıkıştırdı beni, beraberlik teklif ettim, (halbüki sakin kafayla oynasam kazanacağım babamla sonradan baktığımızda oyuna.), reddetti, biraz daha devam ettik, sonra baktı olmuyor, o teklif etti, tamam dedim hemen... Bizim diğer iki masa kaybetmişti, sonuçta 0,5 - 2,5 kaybettik maçı ama bizim ekipte nasıl bir sevinç, sanki şampiyon olmuşuz. Helal olsun lan diyorlar bana, neredeyse havaya atacaklar, bütün olay: "bozduk façalarını", maçtan önce ooo bunları 3-0 yeneriz demişler. Hakikaten de adamların tadı kaçtı komple. Bizdeki keyif acaip, eziklik böyle birşey azizim...
Yine aynı turnuvadan bir hatıra; o günün son turu artık akşam olmuş. Babam arabayla gelmiş beni alacak bir yere gideceğiz, babaannem arabada bekliyor. İyi pozisyondayım, dahası rakibim büyük bir hata yaptı, bir hamlede mat bıraktı, ama benim haricimde herkes farkında hatanın, çocuk kendi bile gördü, kıpırdanıyor, kıvranıyor, arkada antrenörlerinde bir fısıldama, huzursuzluk... Görmedim, kaçtı, oyun başka mecralara evrildi ve lüzumsuz uzayıp berabere bitti. Orada görsem oyun bitecek ve geç kalmayıp gideceğimiz yere de erken gideceğiz, ona da sinirlenmiş babam, "sen bu oyunu oynama kardeşim!" diye patladı tepemde zebellah gibi saati durdurur durdurmaz. (Annemden çok dayak yemişliğim olmasına rağmen hatırımda kalan pek yok. Babamın bırakın dayağı sesini bana yükselttiği bile çok nadirattan olmakla beraber hepsi aklımda kalmıştır, öyle kötü hissettirirdi bana kendimi, yapmamak lazım küçük çocuğa böyle tabii... :) )
Lisede fen lisesini kazanınca oyundan büsbütün koptum, kulüp yok, rakip yok, dahası babam çok yerinde ve güzel bir uyarı yaptı işin gittiği yönü görünce. Hayatıma karıştığı çok nadirdir ama en isabetli yerlerde müdahale etmiştir hep. Bak bu işin sonu yoktur, hastalıktır, istikbaline mal olur diye durdurdu beni ve amatör olarak kalmamı sağladı.
Üniversitede hiç ilgilenmedim. Ara sıra oynadığımda basit taktiksel hatalardan kaybettiğim için de soğudum oyundan biraz, benim gözümde satranç "kralların oyunu", uzun uzun analizler ve stratejiyi seviyorum ama hakikat öyle değil tabii, önce taktiğin mükemmel olacak, sonra strateji... Ayhan'la yakın arkadaşlığımızda bile oynamadık, gezdik tozduk.
Mastır yıllarımda o zamanki öğrencilerimden (25 yaşında üniversitede lisans dersleri vermeye başlamıştım) şimdi artık meslektaşım olmuş Yasin ile Fatih her teneffüs kantinde sürekli yıldırım oynuyorlar. 5 dakika zaman kısıtlamalı hızlı oyunlar bunlar, ikisi de mükemmel taktisyen oyuncu. Eski günlere özenip karşılarına oturduğum anda tokatlıyorlar ikisi de, hoca filan dinlemiyorlar. Onların vesilesi ile Gebze Teknik'de yine ilgilenme fırsatım oldu zaman içinde. Birkaç turnuvaya girdim çıktım, takım turnuvalarında oyuncu eksiği olduğunda çağırdılar gittim. Okul içindeki bir turnuvada 3. lüğüm filan da yok değil, bizim kıza verdim kupayı oynasın diye.
Ara sıra alevlenen ara sıra sönen birşey bende. Tabii bilmeyen (ve hatta bilen) herkesin zannettiğinin tersine öyle "akıl" veya "zeka" ile ilgisi olmadığını görüyor insan oynadıkça. Bütün tahta oyunlarında olduğu gibi "pattern recognition" (örüntü tanıma) kabiliyeti ustalığın özünde yatan şey. Bunun için de disiplinli çalışma haricinde illa bir zihinsel beceri söylemek gerekirse hafızayı zekanın önüne koyarım. (Büyük ustaların hepsi oynadıkları oyunları ezbere bilirler.)
Ama yine de oynamaya başlayınca salgılanan o hırs, fiziksel sporlarda az görülür niteliktedir. Hele de dışa vurabileceğiniz her türlü fiziksel aktivite yasak olduğundan, hele de oyunu kaybetmişseniz... "Bu aptala nasıl kaybederim" diye tahta parçalayan şampiyonlar mı ararsınız, oyun esnasında masa altından tekme atanlar mı, çocuk halimle "ha ha nasıl yendim" dediğim benden büyük bir abi çeneme sağlam bir yumruk sallamıştı son anda çekmiştim kafamı çenemin ucuna gelmişti, hala unutmam... sürüsüne bereket böyle şeyler... Kasparov'la Karpov kadar birbirinden nefret eden iki düşman olduğunu düşünmüyorum gerçek hayatta.
Geri çekilip baktığın zaman belli kuralları olan aptal bir oyun halbuki, ama hiç öyle değil insan tasavvurunda, hep daha fazlası olmuş, soğuk savaş bile Fischer-Spasky maçında ABD-SSCB olarak onun üzerinden kurgulanmış. Ustalar her meslekten çıkabiliyor, matematik profesörü olan da var, inşaatta vasıfsız işçi olan da.
Bu noktada çok çarpıcı birşey söylemek gerekirse Kasparov 1997 yılında bilgisayara yenildiğinde herkes bunun satrancın sonunu getirdiğini düşünmüştü. Tam tersi oldu, bugün eskisinden çok daha popüler hale geldi; kaldı ki 2018 yılında telefonunuza bedava indirebileceğiniz Stockfish uygulaması Kasparovu yenen bilgisayardan kat kat iyi oynamaktadır. Google'ın yapay zekası ondan bile iyi, maymun etti geçenlerde, algoritmaları kapıştırıp onları seyretmek de keyifli. Masa başı satrancında insanın bilgisayarla rekabet edecek durumu kalmamıştır. (Yazışmalı dediğimiz çok uzun düşünme sürelerinin mümkün olduğu satranç türünde ise durum hala belirsizdir gerçi, çünkü taktiksel hatalar elenip strateji ön plana çıkar.)
Oyundaki olası pozisyonların sayısı kainattaki atom sayısından fazladır, böyle bir olasılık uzayı ile matematiksel kesinlik açısından boğuşmaya kalkmak hem insan hem bilgisayar için abesle iştigal dolayısı ile... Muhtemelen hiçbir zaman matematiksel olarak "çözülemeyecek" ama tarihteki en büyük oyunculardan Fischer'in bu konuda bir sezgisi var: "Oyun çok büyük ihtimalle teorik bir beraberliktir" diyor. Yani kaybeden bir taraf olması için illa hata yapması lazım. Elde oynanmış devasa oyun külliyatı da bu sezgiyi (ampirik olarak da olsa) kuvvetli bir şekilde destekliyor. Ama yine de insanlar oynamaktan vazgeçmiyor, dediğim gibi satranç sadece satranç değil çünkü. Benim için de babamla olan ilişkimin önemli ögelerinden biri oldu "hobi" olmanın ötesinde geriye dönüp baktığım zaman...
Babam artık yaşlandı, yine hiç fena oynamıyor ama her 5 oyunun 4'ünü kazanır hale geldim, çocukluk büyüm bozuldu, bozulmasını hem istedim, hem de istemedim, oynamıyorum dolayısı ile. Ara sıra evde ziyarete gittiğimde kapıyı açıyor sevinçle kucaklaşıyoruz, neler yapıyorsun derken gözüm bilgisayara kayıyor, Chessmaster açık, rakip sanal karakter Natalie...
Genç yaşta babasını kaybetmiş, sıfırdan herşeyini var etmiş, annesine, kardeşlerine onların çocuklarına, kendi ailesine verebileceği herşeyi vermiş, akciğer kanserini yenmiş, beyin ameliyatı geçirmiş ve bunların hepsine karşı tek başına durmayı bilmiş, of deyip kimsenin eline bakmamış, 80'e yaklaşan yaşında otobüste bile kimseden yer istememiş, seven sevmeyen herkesin saygısını kazanmış bu mükemmel adam, hayattaki yegane rol modelim, artık bu yaşında ne istese yapabilirdi, herşey mübah ona. Ama o satrancı tercih ediyor hala, heyecanla bana pozisyonu anlatıyor, kaç yıl kadar daha bu saadeti yaşayabileceğimi bilmeden anın keyfini çıkarıp kafamı yaslıyorum omuzuna ve dinliyorum usul usul...
-
Çok keyifle okudum. Elinize sağlık
-
Ne güzel anlatmışsınız, Allah sağlıklı ve uzun ömürler versin kıymetli babanıza ve sizlere. Ortaokulda bende bir yıl oynadım , tabi ki küçük bir kasabada, okul takımındaydım, bizde ikinci olmuştuk, il çapında yapılan müsabaka da . Ama bir daha hiç oynamadım, sona doğru hep algım bozulur , sıkılmaya başlardım. Başlarda bir şey yapamazsam , bir daha bunalırdım. Bizim kasabada da, sağolsun bir öğretmenimiz vesile olmuştu bizlerin ve diğer okul öğrencilerinin santranç öğrenmesine. Yoksa bizim yaşadığımız kasabada basket potasını bile lisede görmüştük.
-
Babanızın ellerinden öperim. Mutluluğunuz uzun yıllar devam etsin.
Bu garip bir oyun. Bizim ata dedemizin yaşadığı Antakya'nin şu ünlü Armutlu mahallesinde benim kuzenlerden biri fena merak sarmış buna. Yetinmemiş, bir kulüp kurmuş. O varostan küçük çocukları ve sonrasında gençleri bu kulübe ite kaka taşımış. Gazetelerden okuduğum kadarıyla hem klüp bazında sürekli şampiyon olmaya başlamışlar hem bu çocuklar milli takıma çağrılır olmuş. Artık oyunun efsununu buradan çıkaralım.
-
Sağolun reisler, tereddüt ettim başta yazarken, deniz camiasında bir kere Zafer Türkmen reisin yazısına rastlamıştım satrançla ilgili, vardır muhakkak başka reisler ilgilenen diye tahmin ettim, etkinliklerde filan vakit geçirmek için de alternatif birşey... :)
-
Yatılı okulda Etüd arasında oynarken, nöbetçi öğretmenimiz gelip bi daaa görmeyeyim deyip kırmıştı satranç takımımızı..
Kardeşimi yenince öyle bir kızdırıyordum ki çocukken, Türkiye Yurtlar Arası Şampiyonu (2.lik de olabilir) olmuştu hırsından. Gençken Bilim Teknik'in son sayfasındaki problemleri çözmeyi, genç kızlarla buluşmaya tercih ederdi. Şimdi Hamburg'da şirket takımı ile bazı turnuvalara katılıyorlar, dereceye girerlerse şirketten bonus var herhalde..
Ben Maçka'da, Hayati'nin kahvesinde King'in tadını alınca bıraktım satrancı. Daha sonra TPAO'da bir birinciliğim var ya nasıl oldu anlamadım..
Şimdilerde oynamıyorum, seyretme zevkimi de biladerin turnuva maçlarındaki kalp çarpıntılarım sonucu yitirdim...
-
Babam öğretmişti bana satrancı. Bir dönem yakınında oturduğumuz Yıldırım Bosna
Sancak Derneğine ve Halkevine gider oynardık. Üniversite kantininde çay ve sigara
eşliğinde karşılaşmalar yapardık.
Çocuklarıma da öğrettim, ancak oğlum beni sürekli yendiği için artık rakibi olmuyorum
ve satrancı bıraktım sayılır. O Kartal Belediye takımında. Sıklıkla Pendik'de ki derneğe
gidip bu uğraşısını sürdürüyor.
Satrancın kişiliğine olumlu katkılar sağladığına inanıyorum.
Kısacası satranç güzel bir uğraşı.
-
Yatılı okulda Etüd arasında oynarken, nöbetçi öğretmenimiz gelip bi daaa görmeyeyim deyip kırmıştı satranç takımımızı..
Kardeşimi yenince öyle bir kızdırıyordum ki çocukken, Türkiye Yurtlar Arası Şampiyonu (2.lik de olabilir) olmuştu hırsından. Gençken Bilim Teknik'in son sayfasındaki problemleri çözmeyi, genç kızlarla buluşmaya tercih ederdi. Şimdi Hamburg'da şirket takımı ile bazı turnuvalara katılıyorlar, dereceye girerlerse şirketten bonus var herhalde..
Ben Maçka'da, Hayati'nin kahvesinde King'in tadını alınca bıraktım satrancı. Daha sonra TPAO'da bir birinciliğim var ya nasıl oldu anlamadım..
Şimdilerde oynamıyorum, seyretme zevkimi de biladerin turnuva maçlarındaki kalp çarpıntılarım sonucu yitirdim...
"Kralların oyunu satranç, oyunların kralı king" demişler... ;)
-
Babam öğretmişti bana satrancı. Bir dönem yakınında oturduğumuz Yıldırım Bosna
Sancak Derneğine ve Halkevine gider oynardık. Üniversite kantininde çay ve sigara
eşliğinde karşılaşmalar yapardık.
Çocuklarıma da öğrettim, ancak oğlum beni sürekli yendiği için artık rakibi olmuyorum
ve satrancı bıraktım sayılır. O Kartal Belediye takımında. Sıklıkla Pendik'de ki derneğe
gidip bu uğraşısını sürdürüyor.
Satrancın kişiliğine olumlu katkılar sağladığına inanıyorum.
Kısacası satranç güzel bir uğraşı.
Türkiye'deki Balkan kökenli vatandaşlardan çok kaliteli oyuncular var Cevat Abi, Kocaeli'ndeki dernekleri de düzenliyor turnuva, yazıda bahsettiğim öğrencim de bizim okulun en iyisi, o da Boşnak...
-
Doğan Korsanım çok güzel bir başlık daha açmışsınız. Elinize sağlık..
Ben de geçmişe gittim o güzel satırları okurken.
Ortaokul ve Liseyi Ankara Deneme Lisesi'nde okudum. Ortaokulda Satranç'a merak sardım. Evde kalın mukavva dan bir satranç tahtası yapıp, yine kalın kartondan yuvarlaklarla (içinde şah, vezir, piyon vs yazarak) bir takım yapıp oynamaya başladım. Annem rahmetli okuması yazması olmayan ama muhakemesi güçlü bir ev kadınıydı. Ona öğrettim, babama da.. Arada İstanbuldan İnşaat Mühendisi dayım ziyarete gelir ve benimle oynardı.
Ulus semtinde bir kahvehane vardı, ön tarafında yoldan geçenlerinde görebileceği şekilde yaklaşık 10 masa satranç oynanırdı, masanın bir sandalyesi boş olduğunda tanıdık, tanımadık kim olursa oturur ve karşısındaki ile satranç oynanırdı. Evden yani Bahçelievlerden Ulus'a kadar yürür ve saatlerce onları seyrederdim.
Konuyu dağıtmayayım, evde popüler oyun satranç olunca -ki o zamanlar bizde TV yoktu, çoğu evde yoktu- annemle babamda çok sık satranç oynar olmuştu. Ama annem her defasında babamı yenerdi, bizim evde çok satranç tahtası sobada yakılmıştır. Babam yenilince kızıp sobaya atar yakardı, sonra bir kaç gün sonra yeni bir satranç takımı ile eve gelir yine annemle oynar, yine yenilir ve yenilgiler çoğaldıkça sinirleri de çoğalır ve satranç takımının sonu yine soba olurdu..
Annemle babam ölünceye kadar birbirleriyle satranç oynadılar.. Onlardan sonra ben de oynamıyorum artık..
-
Çok güzel bir yazı...
Ben pek oynamadım doğrusus
Ama geçenlerde Magnus Carlsen ile ilgili bir yazı okudum.
Hikayesi çok ilgimi çekmişti...
-
Evet doğru, öyle bir gelenek var. Çok oyuncu olunca, hafızası güçlü, zeki ve çalışkan olanlar aradan sivriliyor.
Eğitim ve öğretimde de öyle değil mi. Tüm toplumu okula göndermek gerekir. O tünelden
geçmeyen dehalar büyük olasılıkla yitip gider. Eğitim görenler ise kendine ve topluma yararlı olurlar.
Konu konuyu açıyor. Eğitim denince aklıma hep Selahattin Adil paşa'nın ''Hayat Mücadeleleri'' adlı kitabında yazdıkları geliyor.
(S.Adil paşa'nın eşi Siret hanım Bizim Cem Gür'ün yakını olur.)
1907 yılları civarı, Bulgar çeteleri Rodop dağlarından Güney'e inip Osmanlı karakollarını
basıyor, terör estiriyor. Selahattin Adil genç komutan. Birliğini alıp dağlara doğru çetelerin peşine düşüyor. Tepedeki bir Bulgar köyüne geliyor. Köylüler çete ile
birlikte Kuzey'e çekilmişler, köy bomboş. Boş bir binanın okul olduğunu görüyor.
İçeride kara tahta, tebeşir, cetvel, pergel, gönye olduğunu şaşkınlıkla görüyor.
''- işte o an, bu toprakları elimizde tutamayacağımızı anladım'' diyor.
Bir yanda rahle düzeyinde, söylencelere dayalı bir eğitim. Diğer yanda Bilimsel gerçekler.
Doğan kaptanım konuyu dağıttım. Hoş gör lütfen.
Selamlar.
-
Doksanlı yılların başında ünlü bir saraciye firmasında çalışıyorum.
Bir Paris fuarı sonrasında Japonlar gelip bizi buldular ve 2 yıllık sergüzest de öyle başladı.
Altı ayrı firma, tek çatı ve tek patronaj altında, önce bize sözlü ve kaba çizim isteklerini anlatıyor, tasarımcı arkadaşımız tasarlıyor, Yani usta modelleri yapıyor, beğenildiğinde sipariş veriyorlar, üretime geçiyoruz.
Bütün bu sefahatı da II. Dünya Pasifik Savaşlarından kalmış izlenimi veren şimdi adını unuttum ...San takip edip yönlendiriyor.
Gel zaman git zaman konuşa konuşa birbirimizi tanıma başladığımızda meraklarımdan söz açılınca laf satranç ve bonzai yetiştirmeye geldi. Kapadoya ziyareti sonrası, akşam uçağı ile İstanbu'a dönüyoruz. Uzun bir sessizlikten sonra dönüp " Bonzai ile uğraşmaya bir ömür yetmez. Satranç ise insanın savaşkan ruhunu besler. Benim önerim GO öğren" dedi. Bir sonraki gelişinde de güzel bir GO takımı hediye etti. Bonzai'yi bırakmadım. Çok uzun yıllar ilgilendim.
Ama GO kunusunda çok okumama, öğrenme isteğime rağmen bir kaç adımdan öte gidemedim. Zaman yaratamadım.
-
Evde kalın mukavva dan bir satranç tahtası yapıp, yine kalın kartondan yuvarlaklarla (içinde şah, vezir, piyon vs yazarak) bir takım yapıp oynamaya başladım. Annem rahmetli okuması yazması olmayan ama muhakemesi güçlü bir ev kadınıydı. Ona öğrettim, babama da.. Arada İstanbuldan İnşaat Mühendisi dayım ziyarete gelir ve benimle oynardı.
Eyüp Reisim, çok ilginç ve etkileyiciymiş sizin de hikayeniz. Kendi tahtanızı yapmanız bana Stefan Zweig'ın "Satranç" kitabını hatırlattı. Kısacık, bir çırpıda okunan ama çok etkilendiğim bir kitaptır. Kimin çevirisiydi hatırlamıyorum ama lezzetli de bir çeviriydi bir kaç defa okumuşumdur farklı yıllarda.
Çok güzel bir yazı...
Ben pek oynamadım doğrusus
Ama geçenlerde Magnus Carlsen ile ilgili bir yazı okudum.
Hikayesi çok ilgimi çekmişti...
Bir tür Asperger sendromundan muzdarip olduğunu söyleyen var Mehmet Reisim, o yüzden psikolojik faktörlerden çok etkilenmediği de söyleniyor masa başı satrancında. Makina gibi bi çocuk :)
Gel zaman git zaman konuşa konuşa birbirimizi tanıma başladığımızda meraklarımdan söz açılınca laf satranç ve bonzai yetiştirmeye geldi. Kapadoya ziyareti sonrası, akşam uçağı ile İstanbu'a dönüyoruz. Uzun bir sessizlikten sonra dönüp " Bonzai ile uğraşmaya bir ömür yetmez. Satranç ise insanın savaşkan ruhunu besler. Benim önerim GO öğren" dedi. Bir sonraki gelişinde de güzel bir GO takımı hediye etti. Bonzai'yi bırakmadım. Çok uzun yıllar ilgilendim.
Ama GO kunusunda çok okumama, öğrenme isteğime rağmen bir kaç adımdan öte gidemedim. Zaman yaratamadım.
Go'ya çok az bulaşmışlığım var Cem Reis'im, o da sonuçta bir tür savaş oyunu ama gerçekten de onun "kültürü" daha bir değişik. Mesela sizi yenen daha güçlü rakibin oyundan sonra dönüp detaylı şekilde hatalarınızı göstermesi gibi gelenekleri var. Uzak doğuya özgü kendini geliştirme felsefesi daha derin. Go'da çok yakın zamana kadar bilgisayar insana kafa tutamıyordu. Sonra özel olarak yapay zeka ürettiler onun için şimdi bilgisayar insanı geçti ama satrançtan çok daha zorlu oldu bu süreç programlamacılar açısından. Boş bir tahta ile başlayınca herşey soyut "fikirlerden" ibaret oluyor. Bu en zor şey bilgisayara öğretmek için algoritmik açıdan. O yüzden yapay zeka güçlenince ancak güçleri yetebildi...
-
Çok keyifli olmuş bu başlık. Satranç ortaokul günlerimdeki hastalığımdı. Çok az kazanırdım ama en çok oynamak istenilen adamdım. Çünkü kök söktürürdüm. Sebebi de hiç bir zaman hücuma yönelik kurguların ilgimi çekmemesi, tamamen karşımdakinin hamlelerine odaklanmam, sürekli bir savunma oyunu oynamamdı :) Hala Yengeç'te tahtam ve takımım var ama kaç yıldır oynamadım, hatırlamıyorum bile.
Şu GO denen şerefsiz oyuna da Şibumi'yi okuduktan sonra bulaşmıştım. Onda da kazanmayı öğrenemedim bir türlü ama çok uzun saatlerimi keyifle geçirmemi sağlıyordu.
Ama hepsi bir tarafa, iyi bir ekiple King oyanamayı da özledim...
-
Ah be Doğan Hocam,
Elinize sağlık. Yine çok güzel yazmışsınız. İlkokul sonlarına doğru bir Bobby Fischer kitabıyla başladığım satranca ne kaptırmıştım kendimi... Ortaokuldayken kız kardeşimle deli gibi satranç oynardık. Sonra kulüp oyunculuğu filan derken lisedeyken Suat Atalık'la simultane bir oyunda berabere kalmışlığım da vardı. Satrançta bana en çok emek veren bir abimin kendisini ada treninin önüne atıp canına kıymasından sonra 93 yılından sonra Türk filmlerindeki gibi bir anda yemin etmişcesine soğuyup bıraktım. Çok keyifli bir tutkudur satranç.
-
Ah be Doğan Hocam,
Elinize sağlık. Yine çok güzel yazmışsınız. İlkokul sonlarına doğru bir Bobby Fischer kitabıyla başladığım satranca ne kaptırmıştım kendimi... Ortaokuldayken kız kardeşimle deli gibi satranç oynardık. Sonra kulüp oyunculuğu filan derken lisedeyken Suat Atalık'la simultane bir oyunda berabere kalmışlığım da vardı. Satrançta bana en çok emek veren bir abimin kendisini ada treninin önüne atıp canına kıymasından sonra 93 yılından sonra Türk filmlerindeki gibi bir anda yemin etmişcesine soğuyup bıraktım. Çok keyifli bir tutkudur satranç.
Suat Atalık'la beraberlik ömür boyu anlatılabilecek bişey Mücahit Kaptan'ım :)xx
Çok acı bir olaymış yaşadığınız, bir satranç dedik ne hikayeler çıktı ya reislerden
-
Doğan hocam açtığınız konularla forumun ufkunu genişletip kalitesini artırıyorsunuz.Çok teşekkür ederim.
Tunca'ya öğretmek için oynuyordum.Epey yıl öce beni yenmeye başlayınca artık oynamıyorum.
Konuyla ilgili bir anım da var.Bursa'da Mahfel isimli çay bahçesi vardır.Orada bana göre yaşlı amcalar(benim şimdiki yaşlarımdaydılar en fazla) bilardo,briç,okey vs..oynarlardı.Ben de bilardoya çok meraklı olduğum için boş vaktimde hep oradaydım.
Birlikte bilardo oynayan seyrederken çok şey öğrendiğimiz iki amca bir masaya çökmüş satranç oynuyorlardı.Göz aşinalığı olduğu için teklifsiz yanlarına oturup izlemeye başladım.Epey hamleden sonra üç hamlelik mat gördüm.Ama onlar görmedi farklı hamlelerle ıskaladılar oyun uzadı.Ben 17yaşın münasbetsiz cesaretiyle matı kaçırdığını şöyle oynasaydı mat edeceğini Rüstem amcaya parmağımla hamleleri göstererek anlattım.Yediğim azarı hiç unutmadım.Bir daha da yanlarına yaklaşamadım.
-
Doğan hocam açtığınız konularla forumun ufkunu genişletip kalitesini artırıyorsunuz.Çok teşekkür ederim.
Tunca'ya öğretmek için oynuyordum.Epey yıl öce beni yenmeye başlayınca artık oynamıyorum.
Konuyla ilgili bir anım da var.Bursa'da Mahfel isimli çay bahçesi vardır.Orada bana göre yaşlı amcalar(benim şimdiki yaşlarımdaydılar en fazla) bilardo,briç,okey vs..oynarlardı.Ben de bilardoya çok meraklı olduğum için boş vaktimde hep oradaydım.
Birlikte bilardo oynayan seyrederken çok şey öğrendiğimiz iki amca bir masaya çökmüş satranç oynuyorlardı.Göz aşinalığı olduğu için teklifsiz yanlarına oturup izlemeye başladım.Epey hamleden sonra üç hamlelik mat gördüm.Ama onlar görmedi farklı hamlelerle ıskaladılar oyun uzadı.Ben 17yaşın münasbetsiz cesaretiyle matı kaçırdığını şöyle oynasaydı mat edeceğini Rüstem amcaya parmağımla hamleleri göstererek anlattım.Yediğim azarı hiç unutmadım.Bir daha da yanlarına yaklaşamadım.
Rüstem amca haklıymış ama. Yancısı olamayacak bir kaç oyundan biri olsa gerek :)
-
King oynamayı ben de özledim ama, Eyüp abinin hikayesi de zor aşılır. Oyunun gerginliğine bakın, satranç tahtası yakılıyor. Annemiz bildiğin anneymiş..
-
Doğan reisim ,
Çok güzel başlık olmuş teşekkürler .
-
https://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/dunya-nefesini-tuttu-gunler-suren-satranc-maci-bugun-bitecek-2764288/
-
https://www.sozcu.com.tr/2018/dunya/dunya-nefesini-tuttu-gunler-suren-satranc-maci-bugun-bitecek-2764288/
Canlı yayınlar çok keyifli oluyor Mücahit Reisim, chess.com veya chess24 den takip edilebilir
-
Satranç çok sevdiğim bir oyun.. Bilgisayarda sık sık oynuyorum.. Şu "Take back" komutu olduğu sürece yenmem çok zor olmuyor...