Gönderen Konu: Fareler ve Ülkeler  (Okunma sayısı 173 defa)

Çevrimdışı Burak Doneray

  • *
  • İleti: 1829
Fareler ve Ülkeler
« : 31 Temmuz 2020, 14:42:09 »
 
 Saddam'ın, ordularıyla Kuveyt'e girdiği 1990 yılının yazında Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri'nden kimyasal silah yapımında kullanılan ve son derece tehlikeli olan "metil bromür" satın almıştıir. Son derece gizli tutulan bu alışveriş için dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, ABD Başkanı George Bush'u bizzat telefonla aramıştır!

Her şey, gemilerin makinelerini tamir etmek konusunda usta olan Osman Söğüt’ün yine bir iş için, çürümeye terk edilmiş bir geminin alt bölümlerine doğru el fenerinin ışığı altında merdivenlerden inmesiyle başlar.. Duyduğu sesler ve ağır bir koku altında geminin makine dairesine ulaşmaya çalışan Çarkçıbaşı Osman, bacağında büyük bir acı hisseder aniden; çığlığı geminin paslı duvarlarında yankılanır. El fenerini bacağına tuttuğunda pantolonunun parçalandığını ve baldırından oluk oluk kan aktığını görür. Birden, karanlığın içinden binlerce gözün kendine doğru yaklaştığını fark eder. El fenerinin ışığı bu kez, kan kokusuna gelen kedi büyüklüğünde fareleri aydınlatmaktadır.

On yılı aşkın bir süredir yüzdürülmeyen gemiyi fareler işgal etmekle kalmamış, elektrik kabloları, dış kaplamalar, lastikler, sacların üstündeki paslar gibi buldukları her şeyi midelerine indirerek birer canavara dönüşmüşlerdir. Gemiyi farelerden kurtarmak için yüzlerce kilo zehir atılsa da, alt katlara inmeye çalışanlar her seferinde farelerin saldırısıyla karşılaşırlar. Gemiyi, 1989’da, hurda olarak satıldığını duyunca 49 yıllığına kiralayan Kahraman Sadıkoğlu, Avrupa ve Amerika’da konunun uzmanı firmalara başvurur ve fare lerden kurtulmak için Arizona'da üretilen özel gazı kullan maktan başka çarelerinin kalmadığını anlar. Metil bromür öylesine zehirli bir gazdır ki, özel şirketlere satılması yasak olduğu gibi, ülke dışına çıkışı için de “devlet onayı" gerekmektedir.

Özal ve Bush’un telefon görüşmesinin ardından Arizona’da gazı üreten firmanın yetkilileri Tuzla'ya gelirler. Denizden elli metre açıkta demirli gemiyi özel bir plastik maddeyle kaplayan uzmanlar, içeriye gazı yöntemine göre salıverirler. İki ay kapalı duran gemiden 4,5 ton fare ölüsü çıkacaktır. Batan gemiyi ilk fareler terk eder derler ama, 12 Eylül darbesi sonrasında tarihi değerlerin çürümeye terk edilişinin trajik bir öyküsü olan geminin adı “Savarona"dır! Mustafa Kemal Atatürk’ün yatı, bir işadamı sayesinde hurdaya çıkmaktan kurtulmuş olsa da, tarihi değeri böylesine büyük olan Savarona’nın Kültür Bakanlığı tarafından bakımı yapıldıktan sonra Dolmabahçe rıhtımına çekilerek, neden müze yapılamadığı sorusu duyarlı her insanın beynını kemirecektir.
 
Savarona’nın farelerden kurtulması için ABD’nin “devlet onayı"na gerek olmayan bir yöntem vardı aslında! Bu çözümü öğrenmek için, 1890 yılında, Saray’ın armağanlarını Japonya'ya götürmek üzere yol alan Ertuğrul Firkateyni'ne gidelim. İstanbul'dan yola çıktığı günden beri sorunlar yaşayan Ertuğrul'un başı Uzakdoğu sularında büyük beladadır. Gemiyi istila eden fareler yelkenleri, eşyaları, halatları daha doğrusu dişlerini geçirebildikleri her şeyi kemirmektedir.

Ertuğrul'da dördü güvertede, ikisi makine dairesinde olmak üzere altı bölük görevlidir. Mürettebat geminin hızla üreyen yeni sahiplerine "Yedinci Bölük" adını takar. Seyir halinde bir gemide fareleri zehirlemek denizcilerin sevmediği bir yöntemdir. Çünkü, ulaşılamayacak bir yerde ölen farelerin kokusu varlıklarından daha dayanılmaz bir ortam yaratmaktadır. Fareleri yok etmenin kokusuz yöntemi ise, içine un ile alçı karışımı konulan küçük tabakları geminin her köşesine dağıtmaktır. Farelere sunulan bu ziyafetin yanına mutlaka su kapları da konur. Unla karışmış alçıyı yiyen fare hararet basınca suyu içecek ve hayvanın midesinde donan alçı hazımsızlıktan ölmesine neden olacaktır .

Denizcilerin bu yöntemi sevmesinin nedeni, bu durumda ölen bir fareden rahatsız edecek kokunun yayılmamasıdır. Ertuğrul Firkateyni’nde fareler alçılı unları yiyip suyu içseler de, arkadaşlarının öldüklerini görünce tuzağı fark ederler. Gemi komutanı Osman Paşa ve kaptanı Ali Bey, bir fare ölüsü getiren mürettebata bir saat izin vermeyi kararlaştırır. Teklifin daha cazip olması için ödül izinden bir kurusa cevrilir. Zamanla iki kuruşa, hatta iki buçuk kuruşa kadar yükselen bu ödül yöntemi de, farelerin sayılarını azaltmada etkili olmaz. Farelerden kurtulmanın çaresi, Çin filosuna ait gemileri ziyaret esnasında bulunur. Çinlilere sorunlarını anlatan denizcilerimiz, farelerden kurtulma konusunda son derece ilginç ve bir o kadar da korkunç bir yol öğrenirler!

Çinli denizciler on-on beş tane farenin yakalanıp bir tel kafese kapatılmasını ve sadece su verilmesini önerirler. Uçüncü günün ardından açlıktan farelerin birbirini yemeye başlayacağını ve iki hafta sonra hayatta kalmayı başaran üç dört tane güçlü farenin gemiye salınmasını söylerler. Çin gemilerinde kullanılan bu yönteme göre yamyamlaşan fareler hemcinslerini yiyecek, onlara yakalanmak istemeyenler de gemiden denize atlayacaktır.

Her yolu deneyen denizcilerimiz, yolculuğu kâbusa dönüştüren farelerin işgalinden kurtulmak için bu korkunc öneriyi denemeye karar verirler. Kısa bir süre sonra da, farelerin sayısında büyük bir azalma görülür... Fareleri kendi aralarında birbirine kırdırmak, aslında "devlet onayı" sayesinde zehirli gazın getirildiği yıllarda, Amerika’nın  Ortadoğu halkları üzerinde oynamaya başladığı senaryodan başka bir şey değildir!

Sunay Akın (Geyikli Park)

Çevrimdışı Erman Yerman

  • *
  • İleti: 1606
    • instagram
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #1 : 31 Temmuz 2020, 14:51:58 »
İnsanlar da fareler gibi.. İstila edip, hızla yok ediyor.. diğer türler karşısında kontrolsüz bir şekilde hızla çoğalıyorlar.. Bu istila yarışı bir taraftan da birbirlerine hunharca saldırmalarına neden oluyor..  Daha çok un için daha çok istila, un eksikliğinde veya büyümek için daha çok yamyamlık ve savaş... Bakalım insanlığın sonu hangi "trajediyle" son bulacak...

Redmi Note 8 Pro cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Akdenizli, Balıkçı

Çevrimdışı Burak Doneray

  • *
  • İleti: 1829
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #2 : 31 Temmuz 2020, 15:45:46 »
 Paylaştığım yazıda Savarona'nın ve Ertuğrulun kısa hikayesi ilgimi çekti.Metil Bromür Özal ile ülkemize girmiş tamam sonra tarımda kaç yıl kullanıldı veya hala kullanılıyormu ? Savarona'nın müze yapılmasını kim istemedi ? Dış güçlerdir eminim ! Sen batmaya yaklaşmasına  fare yuvası olmasına aldırma sonra Müze yapılmadı dış güçler de .Önemli olan ve bilmemiz gereken bu zehir ülkemize girdi tarımda kullanıldı ve bizlerde zehirlendik veya hala zehirleniyoruz.





Çevrimdışı Burak Doneray

  • *
  • İleti: 1829
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #3 : 31 Temmuz 2020, 16:09:46 »
Savarona'nın bu işe alet edilmesi çok üzücü. Fareler ve ülkeler

Metil Bromür ile İlgili Yasal Süreç:
Türkiye’de ilk defa 1987 yılında ruhsatlandırılan MeBr, 1987 yılında 160 ülkenin katılımı ile imzalanan ve ülkemizin de 1991 yılında taraf olduğu Montreal protokolü gereğince, MeBr’ün gerek Ozon Tabakasını İnceltici özelliğe sahip olması ve gerekse ürünlerde bıraktığı Brom kalıntısı nedeniyle kullanımının ve ithalatının kademeli olarak azaltılması kararı benimsenmiştir.
Bu karara göre MeBr’ün azaltılarak, alternatiflerinin uygulamaya konulabilmesi için gerekli politika ve stratejilerin belirlenmesine yönelik bir eylem planı hazırlanmıştır. Bu eylem planına göre uyulması gereken kriterler ise; yayımlanan yönetmelikler ile yürürlüğe girmiştir. Yönetmelikler;
23 Haziran 2000 tarih ve 24088 sayı ile Resmi Gazetede yayımlanan “Metil Bromür’ün Tarımda
 Kullanımının Azaltılması Hakkında Yönetmelik”
8 Nisan 2004 tarih ve 25427 sayılı resmi gazetede yayımlanan “Metil Bromür’ün Tarımda Kullanımının Azaltılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”
Metil Bromürün Yasaklanması:
MeBr kullanımı 2004 yılında Tütün ve depolanmış ürünlerde, 2007 yılında ise Taşıma öncesi ve karantina amaçlı uygulamalar dışında toprakta kullanımı tamamen sonlandırılacaktır.
MeBr tüketimi gelişmiş ülkelerde
1999 da % 25 2001 de % 50 2003 de % 70 2005 de % 100
Gelişmekte olan ülkelerde ise
2005 de % 20
2015 de % 100 oranında azaltılacaktır.
Ülkemiz için azaltma takvimi aşağıda verilmiştir.
Yıllar Max. Ulusal tüketim (Ton)
2004 279 ton
2005 130,6 ton
2006 34 ton
2007 Taşıma öncesi ve karantina amaçlı uygulamalar devam edecektir.
  Metil Bromürün Dünyadaki durumu:
Türkiye'de tüketimi 750- 800 ton
Türkiye'de 1997 yılında kullanılan Mebr'ün; % 72'sinin toprak fumigasyonunda %27'sinin depolanmış ve taze ürünlerin fumigasyonunda,
%0.6'slnın ise karantina amaçlı kullanıldığı belirtilmektedir

İlgili ek altta PDF olarak ekledim .

Çevrimdışı Burak Doneray

  • *
  • İleti: 1829
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #4 : 31 Temmuz 2020, 16:49:21 »
1987 yılında bu ilacı Türkiyede ruhsatlandıran Firma kimindir acaba ? Sorular sorular Herkese iyi bayramlar.

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 947
  • Selamlar
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #5 : 31 Temmuz 2020, 22:22:52 »
Burak çok ilginç bir paylaşımdı. Teşekkürler. Bana en çok dokunan Savarona’nın bir randevu evi gibi kullanıldığının haberlere düşmesi olmuştu


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Burak Doneray

  • *
  • İleti: 1829
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #6 : 31 Temmuz 2020, 23:42:24 »
Burak çok ilginç bir paylaşımdı. Teşekkürler. Bana en çok dokunan Savarona’nın bir randevu evi gibi kullanıldığının haberlere düşmesi olmuştu


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Yat,tekne ,gemi adına ne dersek diyelim Hepsi sahipleri kadar güzeldir kimisi balıkçı kayığına öyle bir güzel bakar sahiplenir donatır özenerek biner imrenerek bakarız .Kimisinde çöp olur aynı kayık bırak bakmayı kafanı diğer tarafa çevirmek istersin. Kısaca tekneler sahipleri kadar güzeldir .

Savarona'nın sahibi kiralayanı işletmecisi adına ne derseniz deyin charter teknesi yaparsa bu değeri kiralayanın tekneye kimi çağırdığına bozulmaya hakkımız yok .Olay Göcekte oldu tekneyi kiralayan şeyh abi parti yapmış. Herşey başından yanlış doğru hiç bir yanı yok.

Genel kullanım amacı bir çok özel teknenin yıllardır ülkemizde  de böyle zaten tipik ortadoğu kültürü içilen alem yapılan mekan tekne demek. Ataköy de doğdum büyüdüm gördük hepsini.Teknenin adının bir önemi kalmıyor sahibi değiştikten sonra . Garsoniyer model cruiser 2 tuvaletli 2 motorlu Elektronikler marinada gece açık olacak daha güzel gözüküyor Yalıkavakta görmüştüm pek havalı.

Kader utansın. Ya da biz utanalım daha doğru sanki sahip çıkamadığımız için en başından.

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 947
  • Selamlar
Ynt: Fareler ve Ülkeler
« Yanıtla #7 : 31 Temmuz 2020, 23:45:44 »
Haklısın kardeşim. O emaneti koca devlet koruyamayıp bir müptezele kiralamış. Oda parasını çıkarmaya çalışmış


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi