Gönderen Konu: Samos'tan portreler  (Okunma sayısı 402 defa)

Çevrimiçi Çetin Kent

  • *
  • İleti: 227
Samos'tan portreler
« : 24 Kasım 2019, 02:00:07 »


Stefan Bogoridis

Osmanlı arşivlerinde bol bol geçer İstefanaki bey. Sıradan bir bey değil haaa! Sıkı durun, Samos valisi adam, boru değil! Asıl ismi Stefan Bogoridis ve Bulgar asıllı önemli bir Osmanlı yöneticisi olarak adaya atanmış. Samos’un en sevilmeyen yöneticisi. Neden derseniz, ada halkını bezdiren sert bir yönetim gösteren bu adam yirmi seneye yakın görevde kalmış ve adaya 1 kere gitmiş! Yazıyla “bir”. Düşünsenize yönettiğiniz adaya yirmi senede bir defa uğruyorsunuz. Bu nasıl bir yönetim anlayışıdır. Bulgar bir vali, kendi gibi ortodoks olan adalıları, ya da ada halkı aynı dinden valilerini neden sevmez ki?

Bir dedikoduya göre İstanbul’da gizlice faaliyete başlayan meşhur örgüt Filiki Eterya’nın çalışmalarını Osmanlıya ihbar ettiği ve karşılığında da Samos valiliğini aldığı söyleniyor. Sevilmemesi normal.  Fakat İstanbul’da öyle bir gücü var ki, kızının nikah merasimine Sultan Abdülmecid de gitmiş. Vay arkadaş, güce bak. Paşa İngilizlerle de çok sıkı fıkı, önemli ilişkileri var.

Adamın evi bugünkü Haliç taraflarında. Önceleri kendi arsasına ahşap bir kilise yaptırtıyor, sanırım kısa süre sonra bina yanıyor. Haliç’in kıyısına daha büyüğünü inşa etme sevdasına düşüyor İstefanaki bey. O zaman binlerce Bulgar asıllı insan İstanbul’da yaşıyormuş, herhalde bugün bir kaç yüz kişi kalmışlardır. Fakat o zamanki Bulgar tebaada bir sıkıntı var. Anadilde ibadet! İncilin dili malum Yunanca. Sonra sonra Latince de İncilin kutsal dili olarak Yunancanın yanında yer alıyor. İp burada kopuyor işte. Bulgarca ibadet etmek isteyenlere liderlik eden İstefanaki bey arasının iyi olduğu Osmanlıya ilginç bir başvuru yapıyor. Bulgarlar yeni bir kilise inşa etmek ve sıkı durun, Ortodoksların lideri olan Fener Rum Patrikhanesinden kopmuş bir cemaat olarak, ayrı bir Bulgar patrikliği (Eksarhlık) kurmak isterler. Fener patrikliği tabii ki buna karşı çıkar, garip olansa Osmanlının buna izin vermesidir. Sultan Abdülaziz zamanından bahsediyoruz. Haliç’in kenarına, tam denizin dibine bir kilise için izni alan Bulgarlar kısa sürede inşaata başlarlar. Sultan kilise binasını çok kısa sürede yapmaları yoksa iznin geri alınacağını bildirdiğinden kilise prefabrik yapılır!

Prefabrik kilise mi olurmuş canım!

Olur valla. Hem de çok şık olur. Şimdi İstanbul’a gittiğinizde, bir müsait günde Balat tarafına gidiyorsunuz ve o güzelim Bulgar Kilisesini, Demir Kiliseyi, yani Sveti Stefan binasını ziyaret ediyorsunuz. Dünyanın metalden yapılmış tek prefabrik kilisesini! Tarihte bir kaç yerde daha yapılmış ama bugün ayakta kalan tek çelik kilise bu bina. Nereden nereye değil mi? Samos’un valisinin çabalarıyla bugün İstanbul’un en güzel binalarından biri ortaya çıkmış. Binanın tüm parçaları Viyana’da yapılmış, bitince önce orada monte edilmiş, kontrol edildikten sonra tekrar sökülerek gemilerle İstanbul’a getirilmiş. Deli işi!



Biraz dedikodu yapalım mı? Bence bu Stefan bey biraz kendi ismini seven bir amcamız. Kilisenin adını resmen Aziz Stefan koymuş baksanıza. Aziz Stefan malum Hrstiyanlığın ilk şehidi sayılıyor ve kutsal bir adam. “Asıl senin kalbin kötü Çeto!” diyebilirsiniz, “adamcağız kendi adını değil, azizin adını vermiş kiliseye!” de diyebilirsiniz! Şimdi zurnanın z notasını verdiği noktaya gelelim. Bir insan, yirmi sene yönettiği ve sadece bir kere gittiği koca bir adanın başkentinin adını niye değiştirir! Yaaa bakın siz de tereddüt edeceksiniz. Bugün Samos’un başkenti olan Vathi şehrinin adını, adam vali olduktan sonra ne olarak değiştirmiş, hazır mısınız? Stefanopolis! Başka sorum yok hakim bey!

Adamı gömdük filan ama İstefanaki bey iyi bir Osmanlı yöneticisi. Rum ayaklanmacılara sıkı karşılıklar vermiş. İki oğlu da Osmanlıya hizmet etmiş, yöneticilik yapmış. Enteresan bir aile. Oğullarından biri müslüman olup Aleko Paşa ismiyle tarihte yerini almış. Diğer oğlu ise Moldovya yönetimine kadar yükselmiş.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Çetin Kent

  • *
  • İleti: 227
Ynt: Samos'tan portreler
« Yanıtla #1 : 24 Kasım 2019, 02:06:04 »
Zavallı Hippasus’un katili kim?



İlginç bir cinayete kurban giden zavallı Hippasus. Nereli olduğunu bilmiyorum ama katilinin Samos’lu olduğunu biliyorum. Sıkı durun, bu matematik öğrencisinin katili kendi hocası Pisagor! Edison’un bir nevi “bilim mafyası” olduğu gibi (Misal, Tesla’ya yaptıkları) Pisagor’un da döneminde bir çeşit “bilim mafyası” olduğuna dair dedikodular var. Tadından yenmeyen bir öykü bu. Gerçek olup olmadığını elbette bilemeyiz, çok uzak zamanlar. Fakat ateş olmayan yerden duman çıkmaz Pisagor efendi!

Pisagor için tüm evren sayılar üzerine kuruluydu ya. Yani “rasyonel sayılar” üzerine. Bu garibim öğrenci Hippasus, haddi olmayarak bir şey keşfedivermiş. Demiş ki, madem dik kenarların kareleri toplamı hipotenüsün karesi ediyor (patronun teoremi) o zaman iki kenarı da 1 olan üçgenin hipotenüsü nasıl orantısal, rasyonel bir sayı çıkmıyor. Yani çocukcağız “karekök 2” yi buluyor. Oransal olarak, kesirli olarak, virgülden sonra aynı sayıyı tekrar ederek olan bir sayı olsa neyse, fakat karekök 2 acaip bir sayı. Sonu yok! Pi sayısı gibi! Pisagorun kafa atıyor tabii, her şeyi rasyonel sayılar üzerine kurmuşken bre zındık sen nasıl sonu olmayan, orantıyla gösterilemeyen, garip bir “irrasyonel sayı” bulursun! Çocuğu denize atmışlar. Boğulmuş gitmiş garibim. Pisagor mutlaka bunu önceden bulmuştur yahu. Fakat kendiyle çelişmemek için sır olarak saklıyordu herhalde. Neyse çok şeker bir hikaye bu. Doğruluğundan emin olamayız fakat antik bir dedikodu işte, bugüne kadar gelmiş, tadından yenmeyen bir hikayeye dönmüş.

Pisagor teoremini okul hayatımız boyunca hep kullandık ettik fakat gerçek hayatta, pratikte uygulanmasıyla ilgili bende ilginç bir yeri var. İlk stajımı yapıyorum. Yaz ayları, ben daha birinci sınıfı yeni bitirmişim, hop oradan inşaat mühendisliği stajına. Neyse ki yazlık bir yerdeyim. Paydos olsa da denize gitsem, akşam da arkadaşlarla eğlencenin dibine vursam mantığında, salak bir çömez çocuk işte. Temel kalıplarını kuran  bir ustanın kalıp köşelerini nasıl “gönyesine” getirdiğini fark ettim. Bir kalıp kanadına 30 cm yi işaretledi, diğer kalıp kanadına da 40 cm. Köşeleri birleştirdi ve işaretlerin arası 50 cm oluncaya kadar arayı açtı ve kalıpları çaktı. Al sana Pisagor teoremi! 3-4-5 üçgeni! Ustaya sorsan Pisagor kim diye höö der, sen dik üçgen teoremini nereden öğrendin desen kafana keseri geçirir. Ama işte normal hayatta bir köşeyi dik hale getirmek için şak diye gayet de normal bir yöntem kullandı adam. Buradan yürü işte, mesela okulu sorgula, okuldaki teorik eğitimle gerçek hayattaki uygulamaların ne kadar kopuk olduğunu düşün. Okulun suçu yok diye düşünmeli belki de, sen tembel bir öğrenci olarak ikisini birleştirememişsin kafanda, okul ne yapsın de,  kendini sorgula, ne şaşırdın ki de. Ya da akşam sen hangi kızla kafelere gidip geyik yapacağını düşünürken, Pisagor bunu üç bin sene önce hayata sokmuş, kafa yormuş, senin aklın hala yerine gelmemiş hayta çocuk diye düşün mesela. Vay arkadaş! Binlerce sene öteden bizi maymun edebiliyorsun ya Pisagor bey, aşkolsun! Seni de karekök 2 maymun etmiş ama, ne haber! (Ad hominem kafasına girdik, savunmaya bak!)
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Çetin Kent

  • *
  • İleti: 227
Ynt: Samos'tan portreler
« Yanıtla #2 : 24 Kasım 2019, 02:13:22 »
Kaymakam Kostaki Musurus



Yukarıda anlattığım İstefanaki Beyamcamız, yani adaya neredeyse hiç uğramadan valilik yapan Stefan Bogoridi, kendi gitmese de elbette ki yardımcılarını adaya göndermiştir. İşi şakaya vursak da neticede ciddi bir devlet var ortada. İşte burada ilginç bir Samos karakteri daha çıkıyor sahneye. Hanımlar beyler, Samos Kaymakamı Musurus Paşa’ya merhaba deyin lütfen!

İstefenaki Bey adına adayı yöneten Musurus bey, ya da tam adıyla “Kostaki Musuros” İstanbul doğumlu Rum asıllı bir Osmanlı. Uzun süreler sefirlik yapmış, devletine bağlı başarılı bir devlet adamı. İstefanaki beye kendini nasıl sevdirdiyse adamın genç yaşta damadı olmuş ve tabii ki önünde bütün yollar açılıvermiş. Çocukları da oldukça önemli yerlere gelmiş hatta bir oğlu da Samos’a vali olarak atanmış. Dedesinin valilik, babasının vali vekilliği yaptığı adaya torun da vali olarak gidiyor. Ne hayatlar.

Bugünkü Arnavutköy Taksiarhis Rum Ortodoks Kilisesinin önünden geçerseniz bilin ki Musuros paşa ve ailesi orada yatmaktadır. Bu kiliseyi de Musurus Paşa yaptırmıştır. Aynı semtte bir konağı da bulunan paşanın bir önemli özelliği de, Dante’nin İlahi Komedya’sını Yunanca ve Türkçe’ye çevirmiş olmasıdır.



Samos’taki bir ayaklanmayı başarıyla bastırmasının yanında bir de suikastten kurtulan Musurus, sultan tarafından nişan verilerek ödüllendirilmiş ve başarılı kariyerinin ilk tecrübe basamaklarını Samos adasında tırmanmaya başlamıştır. Dikkat buyurun, adanın valisi değil, vali vekiliyken, ada kaymakamı olarak yapıyor bunları.

Kostaki Musurus, daha sonra Osmanlının Atina’daki ilk sefiri oluyor. Damat olmanın kaymağını yemek böyle bir şey olsa gerek. Hakkını da yemeyelim, başlarda kayınpederi İstefenaki beyin yardımı olsa da, sonraki hayatında çok başarılı bir devlet adamı olarak takdir görüyor.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 4097
Ynt: Samos'tan portreler
« Yanıtla #3 : 25 Kasım 2019, 08:55:03 »
Akşam bakacağım.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 882
  • Selamlar
Ynt: Samos'tan portreler
« Yanıtla #4 : 25 Kasım 2019, 09:07:08 »
Günaydın
Yine çok enteresan bir konu ve güzel anlatım


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4993
Ynt: Samos'tan portreler
« Yanıtla #5 : 25 Kasım 2019, 09:45:43 »
Teşekkürler, ilgiyle okudum. Bulgar kilisesinin hikayesini bilmiyordum. On seneden fazla önündeki iskelede benim sandalım durdu. Arabamı da kilisenin duvarına park ederdim. Hiç merak edip kapısından içeri bile bakmadım. Şimdilerde kilise restore edildi çok şık oldu.
Önündeki iskelemi ne oldu. Önce biraz battı suyun altında kalmaya başladı, taşları dizerek sandala gitmeye başladık. Sonrasında iyice battı tonoza vargel yaptık. üç yıl öncesine kadar öyleydi. Sonrasında Eyüp'e tranvay geçecek diye oraları komple kapatıp resimde görünen şantiye alanına çevirdiler. Oradaki sandal ve tekneleri de kovaladılar.

Bu yazıdan sonra bir uğrayıp bakayım kapısından içeri, biz demir kilise diyip geçiyorduk.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/