Gönderen Konu: Yunana yanlış yerden düşmanız  (Okunma sayısı 802 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Yunana yanlış yerden düşmanız
« : 22 Nisan 2019, 14:01:01 »
Yunana yanlış yerden düşmanız beyler!

Başlık biraz garip oldu, kabul ediyorum. Fakat çevrenizdekilere bir sorsanıza, Yunan’a niye düşmanız biz diye.

Öfke, gerçek ve doğal bir tepkidir. Çiçek, böcek, dostluk, kardeşlik edebiyatına girecek değilim. Savaşa vesaireye ne kadar karşı olsam da, neticede ulusları bir arada tutan unsurlar arasında ortak tarih bilinci var, farkındayım, o yüzden geçmişi bilmeliyiz. Bunun sonucu “bir gün var ya, öcümü alacağım!” demek değil. Geçmişten ders almalı ve bunu ilerideki adımlarımıza kılavuz etmek için kullanmalıyız. Buraya kadar sanırım mutabıkız.
Sorumu tekrarlayayım; biz Yunan’a neden düşmanız?

İşgal ettiler!

En çok karşılaşacağımız cevap herhalde gelip ülkemizi işgal etmeleri olacaktır. Öyle ya, emperyalist devletlerin gazına gelip komşusunu işgal eden devleti kim sever? Biz buradan Yunana düşman olabilir miyiz? Yani içimizdeki Yunan düşmanlığının asıl sebebi bu mu? Bana pek sağlam bir sebep gibi gelmiyor. “Bir koyup üç alacağız” diyen bir başbakanımız vardı, hatırlarsınız. Irak’ın işgalinde rol almayı kastediyordu. “Komşumuz Irak’ı işgal edecek devletlerin yanında yer almayı” isteyen bir başbakan. Evet Turgut Özal’dan bahsediyorum. Ya da gelelim bir kaç sene öncesine. “Şam’da Emevi camiinde namaz kılarız” diye yine komşumuz Suriye’nin işgaline göz kırpmadık mı? Devletler arasında ebedi dostluk vs olmaz, kabul ama, sizce de bir terslik yok mu? Bizim bir Iraklı düşmanlığı ya da Suriyeli düşmanlığı şeklinde kalıplaşacak, yerleşecek bir travmamız, ya da onların bize karşı kalıcı büyük bir düşmanlığı olmayacağı, olmadığı belli. Ülkemizi işgal etme hayali kuran, kısmen de hayata geçiren, savaştığımız Yunanistan’la hala didişmek için, çoğu insanın içinde kalıcı bir düşmanlık yaratmak için, başka sağlam sebepler olmalı. Öyle ya, tarih boyu anamızı ağlatan, Trakya’dan da, Kars tarafından da topraklarımıza giren Rusya’yla niye benzer bir şey olmuyor mesela? Kalıcı bir Rus düşmanlığı neden yok? Türk Yunan düşmanlığı var da Türk Rus düşmanlığı niye yok? Yüzlerce yıl defalarca savaşıp, donanmamızı leventlerimizi defalarca acımasızca yok eden Rus’a karşı biz niye içimizde benzer bir düşmanlık beslemiyoruz? O zaman şu noktaya geliyoruz: Sırf “Yunan ülkemizi işgal etti” diye olamaz bu kadar düşmanlık? Başka bir şeyler olmalı. Öyle ya, Fransızı da İngilizi de İtalyanı da işgal etmedi mi topraklarımızı, etti. Yoğunlaşmış bir düşmanlığımız yok bu adamlara, kabul edelim, tamam da, Yunana niye biz pek fena düşmanız muhterem?

Topraklarımızda hak iddia ediyorlar!

Topraklarımız üzerinde hak iddia ediyorlar, ondandır bu kadim düşmanlık! Acaba? Bakalım bunu çürütebilecek miyiz? Karadeniz’den, İstanbul’a, İzmir’e kadar bir çok bölgemizi büyük Helen devleti hayalinin içinde saymıyor mu bunlar? Megali İdea işte, Yunanlıların her daim kafalarında olan ölmeyen ülküleri. Bu mudur aramızdaki kadim düşmanlığın sebebi, yani topraklarımızda gözleri olması mı? Peki, düşünmek lazım, o zaman mesela Türk İsrail düşmanlığı neden yok? Ne ilgisi var demeyin, madem ki topraklarımızda gözleri olana böylesine düşmanız, benzer bir düşmanlığı İsrail’e de beslemeliyiz. Neden mi?

Vadedilen toprakların sınırlarını söylesenize bana. Öyle milliyetçi gözle, tarihsel bir sebeple toprak hayali kuran romantik Yunanınki gibi değil bu İsrailinki. Çok daha ciddi. Tanrının onlara vadettiği topraklara inanıyorlar, boru değil. İnançlarına göre, Tanrı onlara ne diyor kutsal kitaplarda?

“Size yani İsrail halkına vereceğim ülkeye girin. Musa'ya söylediğim gibi, ayak basacağınız her yeri size veriyorum. Sınırlarınız çölden Lübnan'a, büyük Fırat Irmağı'ndan - bütün Hitit ülkesi dahil- batıdaki Akdeniz’e kadar uzanacak.”

Yani nereleri, fark ettiniz mi? Çağ değişti canım, bunlara inanan pek kalmadı artık diyenler olabilir de, kazın ayağı öyle değil. O küçücük ülke sadece o küçücük ülke değil, arkasına aldığı muazzam bir “Atlantik ötesi uzantısı” daha var, biliyorsunuz. Neyse konuyu dağıtmayalım. İsrail ve ABD bizim ebedi dostumuz(?) olduğuna göre, bu konu önemsizmiş gibi düşünüp geçelim. İşimize yarayan kısmı şu, eğer sadece topraklarımızda gözü olan bir ülkeye düşman oluyorsak, İsrail’e de olmalıydık. Teori gene çöktü. Asıl Türk Yunan düşmanlığı “topraklara göz koymaktan” gelmiyor demek ki. Geçelim.

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #1 : 22 Nisan 2019, 14:09:38 »
Sadede gelelim

Lafı dolandıracak değilim. Yunana pek fena düşmanlık besliyoruz da, sorsak neden diye, mırın kırın eden çok olur. Yanlış yerden düşmanız. Ne o, ne bu, bence asıl sebebi aynı yoldayız dediğin, değer verdiğin kimsenin, seni arkadan bıçaklamasıyla alakalı. Birkaç adım öteye gidelim, “canileşmesiyle, insan onuruna aykırı vahşetiyle” ilgili bu konu.

Öyle “tarih boyu Türkler hep düşmanlık beslerdi Yunana” gibi bir durum yok. Yani mesela 1700’lerde filan “Türkler Rumları, Yunanlıları hiç sevmez, hatta nefret ederdi!” gibi bir algı yok. Bunu nereden biliyoruz? Osmanlının tüm tercümanları, uluslararası görev alan bürokratları, hatta büyük hacimde ticaret yapan zenginleri Rumlar çünkü. Düşmanlığı geçtim, hepsini kayırmışız resmen. Dininde de, ticaretinde de özgür bırakmışız adamları. İstanbul alındıktan sonra padişahlarımızın ünvanı ne oldu, hiç  baktınız mı? Kayser-i Rum! Yani Roma İmparatoru! Bizzat Fatih’ten itibaren padişahların kendilerine biçtiği ünvanlardan biridir. Biz nasıl Rum ve Yunan düşmanı oluruz ki? Demek ki sonradan oldu bu iş. Fakaaaaat. Evet, işin bir fakatı var. Türkler yakın zamana kadar onlara düşman değilken, onların, yani Yunanlıların bizlere düşman olma tarihi nedir? Çok açık. İstanbul’un işgali! Yani 1400 ler! Geçmiş olsun!

Bu nasıl bir düşmanlıktır. Hatta için için Yunanın bu inatlarına, bu özgürlük peşindeki takıntılarına, bu fikr-i takiplerine, ilmek ilmek işledikleri düşmanlıklarına, tarafsız gözle bakarsak, saygı bile duyulabilir. Tabii işin içinde bir de gaza gelme ve arkadan “fişteklenme”  durumları da yok değil. Yani Rus, İngiliz filan arkanı sıvazlayıp, hadi koçum demese biraz sıkar öyle ayaklanmalar filan. Karşındaki de, zayıflamış da olsa, boru değil, koskoca Osmanlı!

Tüm Avrupa’ya korku saldığımız yıllar, “Anneciğim, Türkler geliyor!” korkularının tavan olduğu yıllar, malum. Fakat bu korkuyu biz Viyana’ya, ya da resmen Otranto’ya çıktığımızda Vatikan’a, İtalya taraflarına filan vermişizdir de, Yunanistan’ın böylesine bir Türk travmasına sahip olmasını anlamak pek mümkün değil. Dediğimiz gibi Yunanları ya da Rumları biz hep başka yere koymuşuz. Yahu tabii ki birileri diyecek ki “sen İstanbulu fethet, günlerce senin yeniçerin şehri yağma ve talan etsin, tabii ki sana düşman olur!” İyi de, fetihten yıllar önce kendi dininden haçlı orduları İstanbul’u talan ve yağma etmediler mi? Hadi geçtim ortaçağı, 2. dünya savaşında, yani fetihten yüzyıllar sonra Naziler, İtalyanlar filan Yunanistan’da insanları sokakta ölüme terketmediler mi? Atina’da seyyar satıcı arabalarında açlıktan ve zulümden ölen Yunanlıların cesetleri toplanmadı mı? Eee? Yunan Alman düşmanlığı yok da Yunan Türk düşmanlığı niye var?

Bu uzun fakat gerekli girişten sonra, 1821‘e dönelim. Yunan isyanı bu tarihte başlar ve dalga dalga yayılır. Birkaç isyan kıvılcımı önceden kuzeyde parlasa da, Osmanlı bunları bastırır. Fakat 1821’de güneyde, Mora’da başlayan isyan sönecek gibi değildir ve bugünkü Yunanistan’ın temellerini atan hareket olarak tarihe geçer.



Yunan isyanına destek veren ünlüler

Osmanlı durumun pek farkında değil. Baştaki 2. Mahmut zaten sıkıntılı bir dönem geçiriyor. Bir yandan Rusyayla bir yandan Osmanlı ordusunun içindeki problemlerle boğuşuyor. Fransız devriminin yaydığı özgürlük fikirleri de tüm dünyayı ve elbette Osmanlıyı oluşturan halkları da etkiliyor. Yunan aydınları Fransız devrimi sonrası Yunan isyanının senelerce fikirsel altyapısını oluşturuyor. İlginç olan, bildiğimiz bir çok Yunan olmayan şair, ressam ve yazar da isyanı övüyor. Hatta gelip Osmanlıya karşı savaşanlar bile var. Antik Yunan hayranlığı ve Yunan romantizmi etkisinde büyük destek veriyorlar. Lord Byron, Victor Hugo, Rus yazar Puşkin filan diyorum, eften püften adamlar değil yani. Bizzat savaşmaya gelenler olduğu gibi varını yoğunu satıp yardım olarak gönderenler bile var aralarında.

İlginç olan şu ki, bu edebiyatçı tayfası büyük bir hayranlıkla isyana katılmak için geldikleri Yunanistan’da hayal kırıklığı yaşamışlar. Lord Byron’un şu cümleleri düşündürücü:

“Yunanları severim(!). Hergelelikte üstlerine yok. Türklerin cesareti haricinde tüm olumsuz taraflarını almışlar. Yunan halkının özgürlüğü için savaşmak hoşuma gidiyor ancak şu dönemin Yunan ırkı da midemi bulandırıyor. Onlara üzülüyorum fakat Türklerden daha iyi olduklarına da inanmıyorum. Hatta pek çok açıdan Türklerin daha iyi olduğunu da düşünüyorum” (Esra ÖZSÜER – Türkiyat Mecmuası)

LORD BYRON

Gülünesi bir tespit değil mi? Sen onca yolu ne hislerle gel, sonra bunları söyle. Sadece Lord Byron değil, Puşkin de benzer şeyler söylemiş ve Yunanları “hırsız ve dönek” olarak nitelemiş. Çok ilginç çok. Fakat isyana desteklerini hep sürdürmüşler, o da ayrı konu.
Osmanlı durumun pek farkında değil demiştik ya, İstanbula gönderilen raporlar da gerçeği yansıtmamış, Osmanlı sanırım böyle bir kalkışmayı Rum halkına konduramamış, fakat artık çok geç. Kıvılcım artık yangına dönüşmüş.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #2 : 22 Nisan 2019, 14:13:39 »
...ve film kopar

Buraya kadar hep isyan isyan dedik de, aslında bu, karşı tarafın ve dünyanın gözünde bir özgürlük savaşı. Osmanlının gösterdiği devlet tepkisi bazı bölgeleri çok ağır silip süpürmüş. Mesela Sakız adası. Samos’lu isyancıların iteklemesiyle iki arada bir derede kalan Sakızlıların üzerinden Osmanlı ordusu silindir gibi geçmiş. Fransız ressam Eugène Delacroix ın meşhur tablosu “Sakız Katliamı” o isyan dönemlerinde ortaya çıkmış. Şu anda bile Sakız’a gittiğinizde o tabloyu karşınızda görebilirsiniz. Daha doğrusu bir kopyasını.

SAKIZ KATLİAMI TABLOSU

Şurada ince bir çizgi var. Programlı olarak ayaklanan bir topluluğa devletin reaksiyonu. Ayaklanma çıkan yere ulaşamayınca ulaştığı yerleri silip süpüren bir devletin reaksiyonu. Doğrudur, yanlıştır, alakasızdır, orantısızdır tartışılır. Neticede bilmemkim paşanın, askerin bastırmaya çalıştığı olaylar diye geçiyor. Yani müslüman sivil halk sabah yataktan kalkıp da Rum komşumu gidip öldüreyim demiyor. Kafasında Yunana düşman olma gibi bir tereddüt olmamış ki hiç.



Planlı programlı, Avrupa destekli, cemiyetler kurarak örgütlenmiş, altyapısı hem entelektüel düzeyde hem finans hem silahlanma olarak çok sağlam bir şekilde kurulmuş bir hareketin, canavarca katliamlara dönüşmesini anlayamıyorum. Özgürlük savaşının da bir asaleti olmalı sanki. Mora’da yaşananlar, oradaki sivil müslüman halka yapılanlar öyle böyle değil. Fakat kimse anlatmıyor. Kaçımız Tripoliçe katliamını biliyoruz?
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #3 : 22 Nisan 2019, 14:16:20 »
Tripoliçe katliamı!

Sene 1821, isyanın ilk ayları. İsyancılardan kaçan yerli müslüman halk Tripoliçe kentine sığınıyor. Kent Yunan isyancılar tarafından kuşatılıyor. Denize uzak bir kent. Osmanlının da ha deyince desteğe gelemeyeceği bir kent. Sıkı durun 30-40 bin arası insan öldürülüyor! Birkaç bin demiyorum, 40 bin diyorum. Aralarında Yahudiler de var. Kıyım 3 gün sürüyor. Oradaki katliamdan bahsedildiğini duydunuz mu hiç? Kalan bir tek iz gören var mı? Türk mezarlığı kazılıp kemikler bile yakılıyor. Arşivler, Türklere ait binalar, kayıtlar, mezarlar, hiçbir iz bırakmamacasına yok ediliyor.

Atina katliamı!

Aynı yıl, 1821. Atina’nın 6 bin kişilik nüfusunun 2 bini Türk ve müslüman. Kuşatılıyor ve sadece 270 kişi kaçabiliyor. Gerisi ne oldu? Atina’da hala niye cami yok hiç düşündün mü? Tapu defterleri, nüfus defterleri, ticari kayıtlar filan nerede? Nasıl bu kadar ustaca silinivermişler?

Fazla katliam detayına gerek bile yok. Dünyaya meşhur ettikleri Sakız katliamının tarihi 1822. Yukarıdaki sivil müslüman halka yapılan katliamlardan sonra yani! Ama nasıl da tek taraflı mazlum edebiyatı yapıyorlar. Hep mi Yunan haklı be?

Bugün Yunanistan’da halk kahramanı olarak heykelleri dikilen o zamanın komutanı  Teodoros Kolokotronis, Tripoliçe’deki alçakca katliamın da baş sorumlusudur. Tekrar yazalım, ortada daha “Sakız’da Türkler bizi kesti” velvelesi yok. Ona daha bir sene var. Fakat Atina ve Tripoliçe’de kim kimi kesti hiç bahseden yok. Kolokotronis anılarında, Tripoliçe’de 32 bin kişiyi öldürdüğünü ve atının cesetlerin üzerinde toprağa basmadan yürüyebildiğini yazmış. Halk değil, halt kahramanı demek daha doğru sanırım.

YUNAN "HALT" KAHRAMANI KOLOKOTRONIS

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #4 : 22 Nisan 2019, 14:19:31 »
Peki kim kimi kesti muhterem?

Şu saatten sonra önemi var mı? Saf bir dostluk ya da saf bir düşmanlık isteyen, kendi bilir. Fakat bu ayki yazının ana fikrine gelirsek, düşman da olsan bari bilinçli ol. “Yunan en büyük düşmanımız, adalarına filan gidip de onlara para kazandırma” diyorlar ya hani bizlere. Neden düşmanımız desek, eee, şeyyy, ülkemizi işgal ettiler, hımmm, eee, şey, topraklarımızda gözleri var gibi abukluklarla gelmesin kimse. Nedense yurtdışında yaşayan gurbetçilerden bunu çok duydum. Almanya’da yaşayıp, bize “yunana gidip para kazandırmayın, ülkemiz çok güzel, her şey var” diye kızıyor hazret. Ama Almanyada yaşıyor.



Son bir nokta. Yunanın 1800 lerin isyan dönemlerindeki vahşetini, Anadoluyu işgale geldiklerinde de devam ettirmeleri, aramızdaki düşmanlığın kırılma noktası diye düşünüyorum. Bir daha onmayacak yaralar açıldı. Hadi isyan ederken çapulcu, çete, ayak takımı vahşet yaşattı da, Anadoluya sen düzenli ordularla, modern çağda gelmedin mi? Hani savaş hukukun, hani sivillere saygın. Aman dileyene kılıç kalkmamasını geçtim de sivillere tecavüz ve çocuk katillikleri ne oluyor komşu?



Bir Yunanlı yazarın kendi ordularının Anadolu’da yaptığı zulmü, tecavüzleri, katliamlarını anlatan bir kitabı var. Açık yüreklilikle belgelere dayanarak anlatmış. 1912-1922 Savaş ve Etnik Temizlik isimli kitabın yazarı Tassos Kostopulos. 

Hem 1800 lerde, hem de ülkemize asker çıkardıklarında Yunanlıların yaptıklarını gören, şahit olan yabancı ülke askerlerinin anlattıkları da var, özetle insanlıklarından utanmışlar.

Mora’daki olayları son dönemde açık seçik anlatan çok iyi bir kitap daha tavsiye edeceğim:  Unuttuğumuz Mora Türkleri. Yazarı, akademisyen, Ali Fuat Örenç.

Sağlıcakla kalın.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Engin Saygılı

  • *
  • İleti: 19
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #5 : 23 Nisan 2019, 23:59:44 »
Teşekkürler sevgili Çetin Kent, bir solukta okunan yazınızla bize maalesef okullarda hiç anlatılmayan gerçek tarihi ne güzel özetlemişsiniz, kaleminize sağlık..

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3930
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #6 : 24 Nisan 2019, 05:11:03 »
Sabah kahvesine ayırdim.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3930
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #7 : 24 Nisan 2019, 09:10:29 »
Kahvemi içerek okudum; bir kahve daha yaptım, şimdi yazıyorum;
Benim bu işlerde, yani Türk-Yunan, Türk-Rum,Hristiyan-Müslüman  işlerinde kafam hep karışık olmuştur.
Hele milliyetçiliğin revaçta olduğu çağlarda yazılan metinlere -resmi tarih metinleri-  mesafeli dururum.
Bu meselenin en canlı olduğun yere, Kıbrıs'a sıkça gittim. Çok sayıda Kıbrıstürkü dostum oldu, onlarla karış karış dolaştım, uzun uzun hikayeler dinledim.
En nihayet kitapçılara gittim;
O hooo, Kıbrıs kitapçıları, Kıbrıs tarihine ilişkin bir çuval kitapla dolu ve bakarsanız, bir tek ben Kıbrıs direnişini başlatanlardan biri değilim. Ortalık  Kahraman kaynıyor.
Bu kitapların her biri, bütün savaşı bir bağımsızlık savaşı olarak anlatmış.
Oradaki Rumca bilen Kıbrıstürkü dostlarıma Rumların yazdıklarını okuyup okumadıklarını sordum, okumuşlar ve tam tersi metinler olduğunu görmüşler.
Nihayetinde bir Alman'ın yazdığı kalınca bir kitabı buldum. Yazarı aklımda değil şimdi. 300-400 sayfalık bir kitap. Kıbrısın  1980'e kadar geçmiş 100 yıllık tarihini anlatıyordu.
Okudum ve dehşete kapıldım. Kitap ne Rumları suçluyordu, ne Türkleri. Rumların ve Türklerin yaptığı barbarlıkları da anlatmaktan geri durmuyordu. Çok ilginçti, çok belgeliydi, çok inandırıcıydı.
Özetini şöyle anlatayım;
Annan Planı Rumlarca red edilmiş; oturup tabii Kıbrıs'ın tek sohbet konusu olan Kıbrıs meslelesi konuşuluyor;
Şöyle olursa böyle olur, böyle olursa şöyle olur. Çok genç, Kıbrıstürkü bir avukat bana döndü; "abi" dedi, "boşver bu konuşulanları, hiç biri olmaz; İngiliz'in böldüğü yer bir daha birleşmez".

 
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 838
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #8 : 25 Nisan 2019, 00:05:18 »
Çetin Reis yine döktürmüş. Çok teşekkürler. Bülent Reisin yorumu da pastanın çileği gibi olmuş.  Üzerlerine bir şeyler yazmak çok zor.

Yakın tarihe bakınca milli mücadeleden yaklaşık 10 yıl sonra Türk Yunan ilişkileri biraz düzelir gibi olmuş. Gerçek Dünya bir Dünya lideri olan Atatürk’ün Balkanlarda bir birliktelik sağlama çabaları ve karşılıklı gidip gelmelerle  ilk Balkan Paktı kurulmuş (1934). Kısa bir süre önce birbirine düşürülen iki komşu ülke, ortak çıkarlarda buluşabilmiş. Atatürk sonrasında İkinci Dünya Savaşı'ndan en çok zarar gören ülkelerden birisi olan Yunanistan’a en büyük desteklerden birisi yine Türkiye’den gelmiş. Savaş zamanı işgal altında olan ve açlıktan kırılan Yunanistan’a gıda yardımı götüren "Kurtuluş" gemisinin altı başarılı seferden sonra yedinci seferde batması iki ülkeyi de yasa boğmuş. Kurtuluş Gemisi belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. Birbirine çok benzeyen iki toplumun barışını istemeyen güçleri Ertem Eğilmez’in Arabesk filminde Necati Bilgiç’in canlandırdığı kötü karaktere benzetiyorum. Bu film daha böyle devam eder gider. Belki filmin sonunu biz göremeyiz ama ben mutlu sonla biteceğine inanıyorum.   



Çevrimdışı Cevat İpekçi

  • *
  • İleti: 196
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #9 : 26 Nisan 2019, 01:09:13 »
  Güzel bir belgesel.  Sağ ol Mücahit. Çoğu Balkan ülkesi gibi kralları Avrupalı hanedan sülalesinden
olan Yunanistan, bir türlü tam bağımsız ülke olamadı. Atatürk ile Venizelos bir ara federasyon
kurma fikrini bile geliştirmeye çalışmışlarsa da ömürleri yetmemiş. Aramızda ki bu düşmanlıktan
en büyük zararı iki ülke halkı çekiyor.  Üstelik kendime soruyorum da ülke olarak kiminle dostuz ki ?
Gönül '' Yurtta sulh, cihanda sulh'' olsun  ister fakat insanlığın daha on fırın ekmek yemesi lazım.

Çevrimdışı Cem Gür

  • *
  • İleti: 1402
    • Classicboats Turkiye
Ynt: Yunana yanlış yerden düşmanız
« Yanıtla #10 : 30 Nisan 2019, 21:47:07 »
Çetin, bir başka yeniden düşünülesi ufuk açmış.

Ben size birkaç okunması gereken kaynak vermeyi tercih ediyorum.

" Çağlar boyu Yunanlılar- La Gorce Fransanın Atina Büyükelçisi. (1855-1857) PDF isteyene gönderebilirim.

Siz hiç Bir "Türk-Yunan İmparatorluğu" girişimini ve/ya fikrini duydunuz mu?
Öyleyse okumakta yarar var : "İmparatorluğun Kalbinde- Selanik-İstanbul-İzmir 1905-1912" Spiros GOGOLOS - İstos Yayınları.

"Rum Olmak- Rum Kalmak" İstos Yayınları Derleme

İki buçuk değişik dönem, üç değişik bakış açısı, üç değişik yorum. Hepsi de çok çarpıcı

Tarih bize anlatıldığı gibi "lineer" bir çizgide yürümediği gibi varılan cari nokta da öyle sade suya tirit  yutulacak lokma değildir. Uluslar arasında "devlet"kurma yeteneği olanlar olduğu gibi "devlet kurdurulup" da hakkını veremeyen uluslar da vardır.

Öte yandan kişisel bakış açım her zaman politikadan, diplomasiden, savaşlardan hiç günahı olmadan sefil olmuş, heba olmuş insanlar ve nesiller ve ortak ekindir.
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.