Gönderen Konu: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?  (Okunma sayısı 2870 defa)

Çevrimiçi Hakan Tiryaki

  • *
  • İleti: 2056
  • Hayat suda başladı...
    • Denizci Kahvesi
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #30 : 14 Ocak 2019, 20:24:43 »
Filmlerden gidiyoruz madem; bir Kostas Ferris filmi olan Rebetiko (Rembetiko) [1983] yu anmadan yapmayalım.
Müzikleri ve melankolik atmısferiyle tam bir mezelik filmdi.
https://www.youtube.com/watch?v=G21q_5iac90
Marika'nın cenaze sahnesini durur durur izlerim. Müthiş bir filmdir bu da; izlemeye doyulmaz gerçekten.

http://youtu.be/IBuHk2lTd6o
"Clouds and winds and oceans I choose my fate to be...  Whom the sea has taken Never shall be free."

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3955
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #31 : 19 Ocak 2019, 09:51:23 »
Ama herhalde, hep beraber unuttuk; Ada üzerine yazılmış başyapıt; "Bir Ada Hikayesi" dörtlemesi değil midir?
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #32 : 19 Ocak 2019, 10:19:11 »
GÜNAYDIN cümletten!

"Bir Ada Hikayesi"

Aslında unuttuğumuz -unuttuğumuz demesek, yazmakla bitmeyecek daha pek çok eserin olduğunu mu söylesek?- çok kitap var.
Bu sabah yine düşündüm "ada" üzerine.

Bir kitaptan söz edecektim;
Cuma ve Pasifik Arafı adında.

Robinson’u duymuşuzdur, gemisi batar, bir adaya çıkar, gemiden kurtardığı malzemelerle adada daha ilkel, daha doğal bir hayatta yaşam savaşı verir. Kazanır bu savaşı.

Bu Cuma ve Pasifik Arafı adlı romanda da Robinson adaya düşüyor. Hayatta kalma müzadelesi veriyor. Kalıyor da. Ama romanın öyküsü bundan sonrasında değişiyor.

Ada kavramı bende hep; “tek başına, diğer insanlardan uzak insan” imgesi üzerinden işledi. Adada bir başına olan insanın, pantolon, gömlek giymeden dolaşabileceğini, bir başkası olmadığı için de sosyal bir varlık olmayacağını, uygarlığın insana yüklediği pek çok buhrandan uzak kalacağını, en azından günah işleme, başkalarına kötülük yapma kavramlarıyla hayatını zehir etmeyeceğini, vicdan sızıları duymayacağını varsayardım.

Öyle değilmiş.

Bu Robinson, tarla ekip, depoya buğday stoklamaya, keçileri çoğaltıp, süt içe içe güçlenmeye başladığı andan sonra, yaptığı ilk iş bir ADA ANAYASASI hazırlamak oldu. Şok oldum. Ne demekti şimdi bu? Kime bu yasalar? Yanıt ortadaydı; KENDİNE.

Ardından yarı ağaç yarı dal, tomruk, bir kilise yaptı kendine. Bir yandan da, “Rezil etti güzelim romanı,” diyorum. Ben olsam böyle mi yazardım, halleri.

Kararları yazdığı defterde her gün yeni bir madde…

“Hasat edilen buğdayın en fazla ¼’ü tüketilecek. Gerisi depoda muhafaza edilecek,” gibi şeyler.

İki kap fazla buğday tükettiğinde de cezalar, günaha girdim’ler.

Böyle dallanan budaklanan bir durumun içine -romanın yarısına doğru- Cuma denen garibim düşüyor. Herifi -Robinson’dan söz ediyorum- tanıdım artık. Acıyorum garip Cuma’ya. Ama ne yapabilirim okumaktan başka.

Burada Cuma’nın asıl işlevi, Robinson’un misyonerliğinin tatmini, yani cahil vahşi’yi doğruya, dine ve uygarlığa döndürme misyonunun uygulama alanı.

Sosyal politik bir hiciv romanın her satırına jilet olmuş döşenmiş. Anlatmayayım daha fazla. Okusun isterseniz merek eden.

Çevrimdışı Cem Gür

  • *
  • İleti: 1413
    • Classicboats Turkiye
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #33 : 19 Ocak 2019, 13:23:01 »


Bu yeni Robinson ve Cuma'nın yeni kurgusunu bir de Yuval'den okumak gerek.
Tarım toplumuna geçiş ile "insan"ın yaptığı "büyük hata" ve sonrasında yıkılan domino taşları misali geldiğimiz yer.

Bazen denk gelirse paralel okumalardan çok zevk alıyor, çok daha kolay öğreniyorum.
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #34 : 19 Ocak 2019, 22:30:59 »
Bu yeni Robinson ve Cuma'nın yeni kurgusunu bir de Yuval'den okumak gerek.
Tarım toplumuna geçiş ile "insan"ın yaptığı "büyük hata" ve sonrasında yıkılan domino taşları misali geldiğimiz yer.


Bu yaklaşım Sapiens'te mi var?
Hariri'nin son dönemde en önemli bilim insanlarından birisi olduğu bir gerçek.

TED konuşması izlemeye değer.

https://www.ted.com/talks/yuval_noah_harari_what_explains_the_rise_of_humans

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #35 : 22 Ocak 2019, 21:01:53 »
Issız Adanızı Nasıl İstersiniz? Forumda farklı başlıklar altında bu konuya cevaplar okuyoruz. Çetin Kent Kaptanın Samos Adası’nın Kılıç Ali Paşa’ya ait olduğunu yazması hepimize bir rüya gibi gelmiştir. Ege’de bir adanın sahibi olmak... Maddi getirisinden çok böyle bir güzelliğe sahip olmanın hazzını hayal bile edemiyorum.

Adanın sahibi olmasalar da Mücahit’in hikâyesini anlattığı Bandırma Fener Adası’nda yaşamış olan Pehlivan Ailesi, bizim beklediğimiz romantik ada hikâyeleri mi anlatıyorlar sizce? Yıllar önce bu konuyu konuşmuştuk. Elbette hayatları hiç kolay olmamış. Tercih şansları olsa belki başka bir yaşam isterlerdi.

Issız ada hayalleri daha çocuk yaşta başlar. Robinson Crusoe ve Cuma’nın ıssız ada macerasını herkes bilir. Jules Verne’nin İki Yıl Okul Tatili de ıssız bir adaya düşen bir grup çocuğu anlatır. Her iki kitapta da bir iyimserlik vardır. Okur kendisini hayatta kalmaya çalışan iyi kazazedelerin yerine koyar. William Golding’in gene ıssız bir adaya düşen bir grup çocuğun macerasını anlattığı Sineklerin Tanrısı ise insanın yaştan bağımsız olarak, eline güç geçince nasıl değişebileceğini çok güzel anlatır.  Robinson’u ve İki Yıl Okul Tatilini çocuksu duygularla okurken Sineklerin Tanrısı ile büyürsünüz, bir yetişkine dönüşürsünüz. Artık sizin için “İnsanın olduğu hiçbir yer ıssız değildir."

Hala dünyada insanın ayak basmadığı ada varsa öyle kalmasını isterim.  Sanırım Kılıç Ali Paşa’nın yerinde olsaydım Samos’a kendim de dahil insan ayağı basmasını yasaklardım. Ben de o ıssız adanın önünde alarga olan yelkenli teknede kalmayı  tercih ederdim.

Çevrimiçi Hasan Toparlak

  • *
  • İleti: 967
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #36 : 22 Ocak 2019, 21:15:51 »
1994 ya da 1995. Western Desert (Büyük Sahra'nın doğusu). Issızlığın büyüsüne kapıldığım, 50 gün sonra ilk asfalt yolu gördüğümde ağladığım (Çölden ayrıldığım için) günler.

Issızlık, insanın sadece kendini dinleyip kendine konuştuğu şey işte..

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #37 : 22 Ocak 2019, 21:22:51 »
1994 ya da 1995. Western Desert (Büyük Sahra'nın doğusu). Issızlığın büyüsüne kapıldığım, 50 gün sonra ilk asfalt yolu gördüğümde ağladığım (Çölden ayrıldığım için) günler.

Issızlık, insanın sadece kendini dinleyip kendine konuştuğu şey işte..
Tuareg gibi :) Çok iyiymiş. :)xx

nuri_kongur

  • Ziyaretçi
Ynt: ISSIZ ADANIZI NASIL İSTERSİNİZ?
« Yanıtla #38 : 24 Ocak 2019, 18:18:10 »
Issız kelimesi Issı-sız yani Issısı olmayan demek. O zaman Issı kavramını açalım:
sıf. (Eski Türk. idi > iḏi “sâhip, efendi”den iḏisiz > *iyisiz > *іsiz > *іsüz > isüz > ıssuz > ıssız)
Görüldüğü gibi Issı'nın ilk anlamı sahipsiz, oradan hareketle kimsenin olmadığı ya da çok az kişinin bulunduğu yer anlamlarında kullanılmış. Bu başlık açıldığında "ADA"nın nevi beni düşündürdü. Kimsenin sahiplik iddiasında olmadığı yeri mi istiyoruz, yoksa kimsenin olmadığı veya çok az kişinin olduğu yer mi istiyoruz? Sahipsizliğin ya da tenhalığın bize sunduğu imkanlar farklı farklı. Adamız hangisi olsun, sahipsiz mi yoksa tenha mı? Ada kalabalık olduğu halde sahipsiz olabilir, tenha olduğu halde birisi elindeki bir kağıdı gösterip hadi yaylan buradan diyebilir.
Benim derdim, kalabalıktan ziyade her bir şeye sahip çıkanlar. Bu mülkiyetçi yaklaşımdan sebep yeryüzünde sahipsiz yer de, sahipsiz şey de gittikçe azalmakta. Yabani hayvanlar bile bu mülkiyetçi aç gözlülükten kendini kurtaramıyor. Mülkiyetsizlik değil derdim, oturmayacağı yerlere çökenler, yemeyeceği tarlaları ekenler, ekmeseler bile bir başkasının ekmesine müsaade etmeyenlere gıcığım. Yalnızlık bir başka şey, açıkçası pek de sevdiğim bir şey değil.