Gönderen Konu: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi  (Okunma sayısı 4041 defa)

Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« : 20 Aralık 2018, 16:54:44 »
Babamın meslektaşı olan bir arkadaşıydı Terzi Zeki Amca. Bir gün eşiyle ilk tanıştıkları zamanları anlatmıştı. Zamanında görücü usulü tanıştıkları halde birbirlerine aşık olmuşlar. Sözlüsü bir gün Ona “Beni seviyor musun?” benzeri bir soru sorunca. Zeki Amca da; “ Ben senin yaşadığın evin kedisini bile seviyorum” diye cevap vermiş. Gerçekten ölene kadar aşk ve sadakatle eşine bağlı birisiydi. Ben de Onu mu örnek aldım bilmiyorum. Eşimin evindeki kedisini, köpeğini, doğduğu yerlerin dağını taşını bile çok sevdim. Bunun sonucunda Kapıdağ’ın da gönlümde ayrı bir yeri vardır. Denizcilikle uğraşmaya başlayıp burayı denizden de görünce bu yer daha da genişledi, değerlendi.

Denizcilik eğitimleri sırasında Tunç Hoca’ya sorduğumuz sorulardan birisi de Eşimin memleketi Bandırma’ya tekneyle kolay gidebilir miyiz? olmuştu. Bandırma’ya kayığımızla gidemesek de geçen sene yaptığımız tekneli tatilimizin dönüşünde Körfez’i sancağımızda bordalamıştık. Marmara Adası üzerinden Paşa Limanı, oradan Erdek’te birkaç gün geçirdikten sonra, İstanbul’a dönerken Şahinburgaz (Çayağzı) barınağına girip bir gece misafir olduğumuz harika bir seyahatti. En yüksek yeri 800 metre olan Kapıdağ, gözümüze çok daha heybetli görünmüş, küçüklüğümüzden beri zihinlerimize kazınan iki boyutlu harita ezberlerini yerle bir etmişti.  Milyonlarca yıldır kuzeyden gelen sert rüzgarla üşümesine, Marmara Denizi’nin sayısız dalgaları tarafından acımasızca dövülmesine rağmen bu Yeşil Dev, bize öyle iyimser öyle misafirperver geldi ki; büyüsüne kapılmamak elimizde değildi. Ablası İda’nın biraz gölgesinde kalsa da tarih boyunca en az onun kadar değerli bir yer olmuş. Her dönem kötü havalarda zor anlar yaşayan denizcilerin, gördüklerinde mutlu oldukları, ve sığındıkları bir liman, bir yuvaymış…  Anadolu’nun her yeri gibi burası da bir çok medeniyete, topluluğa ev sahipliği yapmış. Efsaneleri ve gerçekleri birbirine karışmış, bolluk ve bereketi ile insanlık mirasının bize ulaşmasına katkıda bulunmuş mütevazı bir yer.

Bandırma Tatlısu Köyünden gün doğumunu, Erdek Cura Sahilinden gün batımını izlerken kendimizden geçtiğimiz Kapıdağ’ı anlatmaya nereden başlasam bilemiyorum. Perslerden mi? Argonotlar tarafından yanlışlıkla öldürülen Kral Kyzikos’tan mı? Anadolu’nun ilk Sadun Boro’su Kyzikoslu Denizci Eudoxus’tan mı?  Kirazlı Manastırı’ndan mı? Ta İspanya’dan getirilen Katalan kiralık askerlerden mi? Ormanlı Şelalelerinden mi? Ballıpınar Köyünün meşhur mor soğanından mı? Denizdeki balığından mı, ağacındaki zeytininden mi? Şimdilik aklıma gelenler bunlar… Kurtuluş Savaşımızın en etkili Kuvay-ı Milliye birliklerini oluşturan ve Son Kurşun’un atıldığı Bandırma’nın da o kadar şeyi meşhur ki;  onlardan da kısaca bahsetmek lazım. Yine de bir gözümüz denizde, bir gözümüz yeşil doğasında olsun.

Nasrettin Hoca’ya “Nerelisin?” diye sormuşlar. “Bilmem, Ben daha evlenmedim ki!” diye cevap vermiş. O halde Hanımköy’e selam olsun…

Çevrimdışı İrfan Yalçın

  • *
  • İleti: 60
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #1 : 20 Aralık 2018, 21:33:56 »
İlgiyle takip edeceğim bir konu açmışsın Mücahit. Zira son bir yıldır Çayağzı'nın 3 km güneyinde yaşıyoruz.

Havası, doğası ve koyları (önceki senelerde tekne ile girmediğim koyu yoktur) çok ama çok güzeldir. Bir daha geldiğinizde haberim olsun lütfen.

Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #2 : 21 Aralık 2018, 00:46:07 »
İlgiyle takip edeceğim bir konu açmışsın Mücahit. Zira son bir yıldır Çayağzı'nın 3 km güneyinde yaşıyoruz.

Havası, doğası ve koyları (önceki senelerde tekne ile girmediğim koyu yoktur) çok ama çok güzeldir. Bir daha geldiğinizde haberim olsun lütfen.

Çok iyi yapmışsınız İrfan. Kararınızdan dolayı tebrik ederim. En kısa zamanda karadan ya da denizden ziyaretinize geleceğimizden emin olabilirsin.  :)

Bu başlığa Sen ve diğer reislerimiz de katkıda bulunursanız çok güzel olur. Farklı kalemlerden anlatılırsa Kapıdağ soğanı gibi tatlı olur konumuz.  :)

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #3 : 21 Aralık 2018, 09:00:28 »
Günaydın,

Mücahit Karabaş'ın açtığı konu üzerine, Bandırma'da oturan, Ballıpınar-Kocaburgaz'da doğan birisi olarak bir şeyler söyleme gereği duydum.

Geçmişe güzellemenin bir anlamı kalmadı artık. Ama ne yazık ki bir zamanların dibi görünen berrak Marmara'sı da yok. Emekli olduktan sonra üzerine düştüğüm, neredeyse tüm zamanımı alan okuma-yazma meşgalemin dışında, bisikletle veya sırtlandığım koca çantayla her fırsatta dağ bayır gezip çadır kurdum, gece baykuş, cırcır böcekleri, gündüz çoban kuşları, bülbül sesleri içerisinde, doğa ile yanyana olmaya çalıştım. Galiba artık doğayı korumanın tek yolu onu insandan korumak.

İnsanlardan kaynaklanan çok sorunlar var dağda-ormanda-denizde. Bunların ne olduğunu biliyoruz hepimiz. İnsanların bilinçlenip duyarlı olmalarından başka kökten çözümü olmadığını da biliyoruz.

Neyse.

Bandırma ile bir şekilde bağlantısı olup, buralarda yaşayan yaşlı kaptanları tanıyan varsa eğer; yazmaya çalıştığım bir kitabın teknik bilgi, yardım gereği olarak onlarla tanışmak ve ötesinde onların değerli tecrübelerine baş vurmak isterdim.

Selam ve Sevgilerimle.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3953
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #4 : 21 Aralık 2018, 13:14:03 »
İlla bulunur da aradığınız kişiler, siz de burayı yazacaklarınızdan mahrum bırakmayın.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #5 : 21 Aralık 2018, 16:49:48 »
Mehmet Sürücü Reisim tanıştığıma çok memnun oldum. O halde bu başlığa katkıda bulunacağınızı düşünüyorum. Eşimle bölgeyi çok sevdiğimiz bir ara Bandırma Belgeseli yapmayı bile düşünmüştük. Ama bu şimdilik imkansıza yakın. Sizinle şahsen de tanışmak, çalışmanıza elimizden gelen tüm katkıyı verebilmek bizi çok memnun eder, şeref duyarız. 

Sizin bu mesajınızdan sonra Kapıdağ’la ilgili anlatacaklarıma Sizin ve diğer Kapıdağ’lı Reislerimizin hoş görünüze sığınarak günümüzden başlayayım.

Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #6 : 21 Aralık 2018, 17:01:45 »
2017 yazında Erdek’te üç gün kaldıktan ve Koray Özbeyli dostumuz tarafından mükemmel ağırlandıktan sonra bir sabah saat 5’te Cura’dan demirimizi alıp yola koyulmuştuk. Amacımız doğrudan Tuzla’ya dönmekti. Gün ağarana kadar Kapıdağ'ın batı yakasını bitirip rotamızı doğrudan Tuzla'ya çevirdik. Yelken havası yoktu. Motora kuvvet gidiyorduk. Ama koca koca dalgalar bordadan bizi taciz ediyordu. Tehlikeli bir durum yaratacak dalgalar değildi. Ara sıra rotamızı değiştirip rahatlamak istesek de sanki dalgalar da bizim  gibi yön değiştiriyordu. Güneş doğmuş etraf aydınlanmıştı. Normalde kahvaltı hazırlamamız gereken saatler olmasına rağmen Ece de Ben de havuzluğu terk edip aşağıya inecek cesareti bulamamıştık. Midelerimiz pek iyi durumda değildi. Canımız bir şey yiyip içmek de istemiyordu. Ben sürekli birazdan geçer merak etme diye telkinde bulunsam da kendim bile inanmıyordum. Sohbetimiz kesilmişti. İki üç dakikada bir konuştuğumuz tek bir şey vardı. “ Kapıdağ ne kadar güzel görünüyor değil mi?”  benzeri cümlelerimizdi. İkimizin bakışları da bize göz kulak olurcasına seyreden Kapıdağ’daydı. Üstümüzdeki  koyu renkli bulutlar günün ilk ışıklarını filtre ederken, etrafımızdaki martıların bize mi birbirlerine mi kur yaptığını anlayamıyorduk.  Kapıdağ'a hiç bu kadar yakın olmamıştık. Bir yandan da yıllardır okuduğumuz ve dinlediklerimizden tekneyle Marmara'nın Güneyinden seyahat etmenin zorluğunu yaşayarak görüyorduk.

Yola çıkalı 3 saati geçmişti. Bir şeyler yemek iyi olurdu. Günlerden pazartesiydi. Pazartesi sendromu ile dalgalı deniz sendromu elele vermiş bizi test ediyordu sanki. Bizi bekleyen işleri ve biran önce İstanbul’a dönmemiz gerektiğini düşünürken, navigasyon programını kurcalayan Ece, tarihi soruyu sordu; “ İstersen Çayağzı Balıkçı Barınağına girelim. Biraz dinleniriz. “ Ben vakit kaybetmek istemesem de ikimizin de bu molaya ihtiyacı olduğunun bilincinde olarak kabul ettim. Yine Gezgin Korsan sağ olsun eski yazışmalardan yetkili birisinin telefonunu buldum. Bu arada Çayağzı denilen yerin bildiğimiz Şahinburgaz olduğunu anladık. Aradığım kişi köyün eski muhtarıymış. Bize bağlanma yeri tarif etti. Derinlikten dolayı ana iskeleye değil mendirek tarafına yönlendirdi.

Neyse biz Şahinburgaz’a girdik. Büyük balıkçı teknelerinde çalışan birkaç kişi bize baktılar ama kimse yardıma gelmedi. Kendi çabalarımızla bir motor yata aborda olduk ve bağlandık. Bizim gibi acemi denizciler için büyük bir zafer oldu bu yardımsız bağlanma işi... Kakıcımız suya düştü ama sonra bir ara ben "Kakıcım suya düştü" türküsünü söyleyerek atlayıp aldım. 
 
Biraz kendimize gelip kıyıdaki büyük bir çay bahçesine girdik. Tost ve çay söyledik. Sonra yanımıza 55-60 yaşlarında birisi geldi. Kendisi eski bir kaptanmış. Balıkçı teknelerinden büyük yatlara kadar uzun seneler çalışmış. Yurt dışından yelkenli tekneler getirmiş. Bizimle çok ilgilendi. İhtiyacımız var mı yok mu diye sordu. Biz bir şeyler yiyip kendimize gelince Şahinburgaz'lı iki tanıdığımız olduğunu sorduk. Birisi Ecelerin uzak dünürü Kemal Bey diğeri babamın eski bir arkadaşı... Mümin Kaptan ikisini de aradı. Bir saat sonra çay bahçesinde 7-8 kişilik kalabalık bir masa olmuştuk. Çok keyifli bir sohbetin içindeydik. Kemal Bey İstanbul'da çok büyük işler yapmış bir dekoratörken emekli olup Şahinburgaz'a yerleşmiş. Birkaç kilometre ilerde bir alabalık restaurantı işletiyordu. Yıllardır gitmek istiyorduk ama kısmet bugüneydi.

Öğlen gibi biz biraz uyumak için izin istedik. Öğleden sonra Kemal Bey'in arsa komşusu olan Mümin Kaptan bizi eski model Mercedes arabasıyla aldı. Önce ana yola çıktık. Virajlı yolda aşağıda sağ tarafımızda harika bir plaj gördük. Birkaç aile, deniz keyfi yapıyorlardı.  Sonra ana yoldan sola dönüp ağaçların gölgelediği bozuk ama huzurlu bir yoldan kendi arazisine götürdü. Bol bol meyve ikram etti. Denizcilik anılarını anlattı. Yetmişli yılların sonuna kadar Şahinburgaz’dan Bandırmaya karayolu olmadığını kötü havalarda burada hasta çoluk çocuk mahsur kaldıklarını, barınağın bile yeni sayıldığını anlattı.

Sohbet güzeldi ama sonunda bizi  Kemal Beyin restaurantına bıraktı. Burası salaş bir restaurant. Geniş araziye kurulmuş. Ortasından dere geçen dinlendirici bir mekan. Pek hijyenik görünmese de ben böyle yerleri seviyorum. Hala faaliyette mi bilmiyorum. Orada akşam yemeğimizi Kemal Beyin misafiri olarak yedikten sonra Kendisi bizi Şahinburgaz’a geri getirdi. Orada meydanda başka bir çay bahçesinde çay kahve ısmarladı.  Köyde 500 kişi varsa herhalde abartısız 400’ü dışarıdaydı. Gündüz bomboş olan çay bahçeleri ağzına kadar doluydu. Çocuklar futbol oynuyor, gençler ayrı masalarda kendi alemlerindeydiler. Her yaş grubu kendi arasında sohbeti kurmuştu. Biz meydana taşmış masamızda avrupa şehirlerindeki cafelerden birisinde oturuyormuş gibi hissettik kendimizi.  Bizim yabancı olduğumuzu herkes biliyordu. Her geçen hoşgeldiniz diye selamlıyordu. Kendimizi çok mutlu hissettik. Yıllardır buraya uğramamış olmanın mahcupluğu ikimizde de belli oluyordu. Bir ara yanımıza bir genç geldi. TV dizilerinde figüranlık yapıyormuş. Asıl geliri Kapıdağ Soğanındanmış. Kendi yetiştirdiği soğanları doğrudan İstanbul’a getirip Yeşilköy’deki balık restaurantlarına satıyormuş. Çok kısıtlı bir süresi olan mor soğan tatlı olduğu için özellikle balıkla çok iyi gidiyor. Biz de onun telefonunu aldık. Ama sonra hiç görüşemedik. Hala kayıtlarımda mevcut.

http://www.nufusune.com/erdek-ilce-nufusu-balikesir

Şahinburgaz Köyü diğer köyler gibi Erdek ilçesine bağlı bir mahalle olarak görünüyor. Yukarıdaki linkte diğer köyleri de bulabilirsiniz.  Genel olarak geçim kaynakları, balıkçılık, zeytin, soğan, kestane ve Balcılık. Bölge engebeli tarım açısından verimli bir yer. Sadece Kapıdağ değil Bandırma ve Güney Marmara çok bereketli bir bölge. Yıllar önce Bandırma’dan İstanbul’a feribotla dönerken bir beyle tanışmıştım. Eski adı Çirkinçavuş ( sonradan sempatik olsun diye Şirinçavuş olarak değiştirilmiş bir Bandırma Köyü) olan köylerinde maydanoz ekimi yaptıklarını. İstanbul’un maydanoz ihtiyacının neredeyse tamamını karşıladıklarını anlatmıştı. Sonradan bir sohbet esnasında  bu mütevazı giyimli beyin epey büyük çaplı bir çiftçi olduğunu öğrenmiştim.

Şahinburgaz’da geçirdiğimiz zorunlu bir gün hayatımız boyunca unutmayacağımız güzel bir anı oldu. İkinci gün kalsak belki biraz sıkılacaktık. Tadı damağımızda kaldı. Virajlı yollar nedeniyle karadan bile ulaşımın çok kolay olmadığı bu köy ülkenin batısında en güzel yerlerinden birisinde olduğu halde uzun yıllar üvey evlat muamelesi görmüş. İnsanları bizi çok iyi ağırladıkları halde biraz bu uzun yılların tutukluğunu hissetmedik değil. Bir yer, medeniyete ne kadar yakınlaşırsa o kadar bozuluyor. Bu nedenle daha fazla da yakınlaşmaması iyi olur. Burası Kapıdağ'ın köylerinden sadece birisi. Her köyün ayrı mutlulukları ayrı dertleri vardır. Biz sadece buraya konuk olduk.

Şimdi öğrendiğimize göre içimizde burada yaşayan dostlarımız da varmış. Kapıdağ'ı Onların kaleminden de dinlemek güzel ve keyifli olur. Çünkü hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil...

Kapıdağ'ın karadan gördüğüm güzelliklerini de daha sonra anlatacağım. Bu başlığı açmamdaki en önemli neden, buranın ruhudur. Eskiden Bandırma Erdek arası 20-30 kilometre en fazla yarım saat diye bilirken aslında  çevresi 120 kilometre olan Kapıdağ'ın çok çok daha uzun zamana, tarihe ve kültüre sahip olduğunu biraz geç keşfetmiş olmamdır.  Bu konuda bir farkındalık oluşursa ne mutlu bana. Baharda  bir hafta sonu buraya denizden olmasa da karadan gitmek, yeşil tepelerinde ve  vadilerinde tekrar gezinti yapmak isteriz. Belki bize katılan başka reislerimiz de olur. Madem orada dostlarımız da var. Biz ağırlamayı da teklif ediyorlar. Ben de eş durumundan  yarı ev sahibi sayılırım.
O zaman Kapıdağ’a devam. Kim ne yazarsa ne öğrenirsek bizim için kardır.

 

Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4692
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #7 : 21 Aralık 2018, 17:19:01 »

Bandırma ile bir şekilde bağlantısı olup, buralarda yaşayan yaşlı kaptanları tanıyan varsa eğer; yazmaya çalıştığım bir kitabın teknik bilgi, yardım gereği olarak onlarla tanışmak ve ötesinde onların değerli tecrübelerine baş vurmak isterdim.


Bildiğim kadarıyla, Mehmet Cömert, Yalçın Cömert, Koray Özbeyli ve Suat Zeybek Reisler bölgeye hakimler. Muhtemelen başlığı okuyunca paylaşımda bulunurlar.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4692
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #8 : 21 Aralık 2018, 17:20:53 »
Mücahit eline sağlık bu konuyu paylaştığın için ve nasip olursa bu yıl bende oralara gitmeyi düşledim bir an. Neredeyse hiç gitmediğim bir bölge, hep uzağından geçtim neredeyse.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimiçi Doğan Erbahar

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 592
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #9 : 21 Aralık 2018, 17:48:17 »
Elinize sağlık Mücahit Reisim, çok güzel bir başlık oluyor. Ben çocukken her sene gittiğimiz güzel tatil mekanlarından biriydi Erdek. Aklımda kalan isimler Tanova Otel ve Altınkum Otel. Özellikle Altınkum çok sessiz ve denizi güzel biryer olarak kalmış aklımda. Bu söylediğim tabii 30 yıl filan önce. Şimdi kimbilir nasıldır diye merak etmiyor değilim ara ara. Tekne ile olası rotalar düşünürken de kapıdağ yarımadası hemen göze çarpıyor. Vira Demir buralarda barınakları işaretlemiş. Çok yorulmadan uğraya uğraya gezilebilecek bir rota diye kurguladım kafamda ki yazdıklarınız da bunu doğruluyor. Kesinlikle denizden veya karadan tekrar girmek istediğim yerler.
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 771
  • Selamlar
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #10 : 21 Aralık 2018, 17:58:45 »
Epey keyifli bir konu olacak Mücahit Reis, teşekkürler


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #11 : 22 Aralık 2018, 13:00:11 »
Mücahit bey. Nazik ve dostça yaklaşımınız ve zevkle okuduğum yazdıklarınız için çok teşekkür ediyorum.

Kapıdağ Yarımadası'nın batısında, deniz kıyısında sıralanmış köylerden; Şahinburgaz, Ormanlı, Turanköy, Dopanlar, İlhan, Narlı, Ocaklar, 1980'lerden sonra yoğun bir turist akınına uğradı. Köylerin doğal hali, kiremitli evler, çiftçilik, mor soğan ekimi, balıkçılık, gözle görünür bir şekilde geriledi. Runlardan kalma, tek katlı, taş duvar evler yıkılarak, 3-4 katlı beton pansiyonlar yapıldı. Sonrasında gerileyen çiftçilikle birlikte, köyün kıyıya yakın arsaları hızla el değiştirdi. Bu süreç genelde denize kıyısı olan yerlerde yaşandı. Şimdi bu köylerdeki yerli halkın büyük çoğunluğu, sezonluk pansiyonculukla geçimini sağlıyor.

 Ballıpınar köyü, bu bölgenin daha kendine özgü yapısıyla, bu tür bir yapılaşmaya uzak kalmış, bir parça özgünlüğünü korumuş yerlerden birisidir.

Bildiğimiz, salata ve balık dendiğinde ilk akla gelen damak tadı olan MOR SOĞAN ağırlıklı olarak burada yetişiyor. 15-20 yıl öncesinde Oemanlı, Şahinburgaz, Turanköy de tonlarca soğan üretirken, turizmin gelişimiyle ne yazık ki üretim neredeyse sıfıra inmiştir.

Şunu da eklememe izin verin;
Kaptan, reis değilim. Çocukluğundan bu yana bir parça kürek çekmeyi, yüzmeyi, az biraz da dibe dalmayı becerebilmiş birisiyim. Doğa içerisinde, yanında olmak en büyük tutkularımdan birisi. Sözünü ettiğim çalışma da; 1970'lerde, Ballıpınar'dan İstanbul'a soğan satmaya giden bir "motor" dediğimiz bir çeşit taka üzerinedir. Yazdığımın daha gerçekliğinin olması için bazı bilgilere dayanması gerekiyor. Uydurunca uymuyor yani.

Neyse.
Selam ve saygılarımla...

Linkte bir parça Kapıdağ izlenimlerim var.
https://zelenakapina.blogspot.com/2016/06/barcina.html

ALINTI
"Koca keçi sürüsü satılmış. Bilmem kaçıncı Orman Savaşı kaybedilmiş. Bir anda her şey değişmiş. Koca bir yaşam parçasını dağda, bayırda, ormanda sürülerin, keçilerin başında peşinde, çan sesleri arasında geçiren insanlar köye inmiş. Eve, sokalara, kahveye, tarlaya yabancı, garipseyen gözlerle bakıyorlar. Dağda bayırda açık havada pişen çaya yemeğe alışık insanlar, evdeki köydeki hiçbir şeyi beğenmiyorlar. Her lafın sonuna orman, balkan ululanıp, özlemle anılıyor.

Dedem yeni evdeki asma çardağın altında oturuyor. Her zamanki giyimiyle; kafasında sandal altı gibi sivrilmiş aba kalpak, omzunda kalın kaput, altında aba pantolon. Bir de, köyde adının namı, şanıyla anılan kırmızı kuşak. (Bugün bile yaşlılar arasında Kırmızı Kuşaklı olarak bilinir) Çardağın altı gölge. Serin. İkindi okunmuş. Ezan okunurken bile bozmamış istifini. İri iri üzümlere bazen birkaç arı, bazen de sinekler konup konup kalkıyor. Dedem hafif öne eğilmiş, parmaklarının arasında yarılanmış İkinci sigarası. Külü düşmek üzere. Önünde koca bir keçi çanı var. Saatlerdir gözü oynamadan ona bakıp duruyor. Ben yerde birkaç kart patlıcana çubuklardan kırıp, ayak takıyorum. Birine takıyorum incecik çubukları; eşek, birine takıyorum katır, biri at oluyor. Bir su yürümüş dut dalını kesip kabuğunu soyuyorum, ip oluyor. Eşeği en öne koyup, ardına katırı, ardına atı bağlıyorum. Bir kervanım oluyor. Bir hoşuma gidiyor, bir hoşuma gidiyor... Dedem çandan gözlerini hiç ayırmıyor. Arada göz ucuyla ona bakıyorum. Görsün istiyorum, katırımı, eşeğimi, kervanımı. Bana, Aferim, ne de güzel olmuş. Aferim! Demesini istiyorum. Çana bakmasın istiyorum.


O hep çana bakıyor. Bir ara mırıldanıyor; Bunu Rumelide Karaali yaptıydı. O zamandan bu yana hiç boyunsuz kalmadıydı, hiç susmadıydı bu çanlar, boyunları koca çanlar altında kalasıcalar."

Çevrimdışı Mehmet Cömert

  • *
  • İleti: 95
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #12 : 23 Aralık 2018, 17:00:20 »
Mücahit Reisin güzel yazıları sonrası, bizim gibi şantiyeci,  yazma alışkanlığı olmayan kişiler için, yazmak çok zor.
Kapıdağı konu olduğunda yaşanmış çocukluk gençlik yıllarımın anıları ile dolu bir bölge aklıma geliyor.
Gerçekten doğal güzellikleri 1960 -1970  li yıllarda   ülkemizin Yalova, Çınarcık ,Erdek ,Akçay dan ibaret ilk yazlık bölgelerimiz den. Erdek Kapıdağın önemli bir şehridir.
Yarım adanın doğu tarafı Bandırma , hakim rüzgar genelde poyraz ,yıldız poyraz olup körfez girişi Mola adaları önleri İstanbul dan gelen 55 dm lik mesafeden kalkan dalgalar 5 boufor havada 1 ,-1,5 metreleri bulur .Körfezde Kapıdağ da sırası ile Aşağı yapıcı, Tatlısu , Karşıyaka,  Çakıl köyleri vardır. Tatlı su köyü yerel kişilerin yazlıkları yanı sıra Eskişehirli ve Ankaralı yazlıkçıların ilk yerleştiği bölgelerdendir.  Bu kıyılarda barınmaya uygun poyraz havada büyük bakraç , Tanaşa ,dalyan Koyları vardır . Bandırma ya  3,5 -5 dm mesafede dir .Körfez girişindeki Mola adaları bizim gibi amatörlerin balık avlama amaçlı seyahatlerin önemli bir durağıdır yaklaşık 8 dm Bandırmaya uzaklıkta olan Fener adası kapsül burnuna  ve Çakıl köyüne 1,4 DM mesafededir. Bu geçit sert havalarda suların her taraftan karıştığı dalgaların dikleşip büyüdüğü çamaşır makinesine döner.Mola adaları 3 ana adadan oluşur Fener ,Sedef, Hali .Hali adasının 0.7 DM güney doğusunda geçmişte bizim kör taş diye isimlendirdiğimiz meşhur sığlık vardır .Geçmişte haritalarda da işli olmasına rağmen deniz otobüslerinin çarpıp sonra yüzen konteyner vardı diye gazetelere haber olan yer. Yakın yıllarda kardinal şamandıra ile işaretlendi artık çarpmıyorlardır. Kuzey yakasındaki köyleri arkadaşlar yazdığı için ele almıyorum ancak şunu belirteyim bizler için her zaman güvenli yer bulabileceğimiz Şahin Burgaz limanıdır ve oradaki yakıt istasyonundan güvenli yakıt alabilirsiniz. Karşıyaka Çakıl arasında ayrıca balıkçı tekneleri için kızakla çalışılan çekek yeri mevcuttur.
Yarımadanın  batı tarafı Erdek körfezi  Erdek, Ocaklar ,Narlı başlıca yerleşimlerdir .Körfezin en başı Edincik altı diye isimlendirilir ve devamında Belkıs sonrası askeri ve kamu kamplarıyla dolu olup hakim poyraz ve kuzey rüzgarlarında güzel bir demir yeridir .Lodos havalarda dalga alır.
Ocaklar koyu ve geçişi şiddetli havalarda rüzgarın dışarıdan daha fazla estiği bir yerdir dikkatli olunması gerekir Erdek tarafından gelirken Fatya burnunun geçince sert bir rüzgar ile karşılaşabilirsiniz açık denizde 5 boufor olan rüzgar orada 7 -8 boufor olabilir buna sebep  coğrafi yapıda dağda oluşan vadilerde sıkışan rüzgarın boşalmasıdır. Körfezde Paşalimanı ,Avşa ,Ekincik  Marmara adalarına çalışan deniz trafiği mevcuttur . Adalar  denizcilik açısından her havaya  korunaklı koyları olması yanında Marmara denizinin en hırçın bölgesinin de yakınındadır kuzey yönünde Asmalı adası feneriyle Turhanlar Ara burnu mesafesi 7.2 DM iken batıya doğru gittikçe 9 dm sonra Marmara –Mamalı ada arası 3 DM ye düşer bu yüzden poyraz yönlü dalgalar ve rüzgar sıkışarak rüzgar artar dalgalar 5 -6boufor havada 2 -2,5 mt lere yükselir .Narlı boğazı ve Marmara geçişi sert havalarda yöreyi bilmiyenler için ürkütücü olabilir.şimdilik benden bu kadar .selamlar.

Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #13 : 23 Aralık 2018, 21:25:14 »
Mehmet Cömert Reisim,

Elinize sağlık. Yazdıklarınız bu konuya çok değer kattınız. Denizden Kapıdağ’a gidecek reislerimize müthiş bir rehber oldunuz. Sizin gibi eski bir denizcinin bölgeyi de çok iyi bilmesi ve sayısız deneyimleriyle bizi daha fazla aydınlatması bizim için büyük bir nimet olur. Bölgedeki anılarınızı da paylaşırsanız bu arada hem denizcilikle ilgili hem de bölge ilgili müthiş bir kaynak olursunuz.  Çok teşekkür ederiz. 

Mehmet Cömert Abimizin bahsettiği  Mola Adalarının en büyüğü olan Fener Adası’yla ilgili yazmak istediğim birkaç şey var.
Birincisi ülkemizin en büyük deniz facialarından birisi olan Trak Faciasıdır.

İkinci Dünya savaşı öncesi 1938 yılında Almanya’dan sipariş edilip alınan 10 gemiden birisi olan Trak Vapuru, diğer kardeşleri Sus ve Marakaz gemileri ile birlikte Marmara Denizinde hizmet vermekteydi. Onlara Marmara’nın üç gülü deniyordu. Genç Türkiye Cumhuriyeti Denizcilik konusunda önemli yatırımlar yapıyordu. Trak Vapuru, 86 metre uzunluğunda 12 metre genişliğinde  1415 gros tonluk bir gemiydi.  Maksimum hızı 18mil/saat’ti. 1944 yılının Ocak ayında Bandırmalı askerleri memleketlerinden alıp İstanbul’a götürme görevi için Gelibolu'dan yol çıkan vapur, kötü hava koşulları nedeniyle Fener Adası kayalıklarına çarpıp batmıştı. Kazada ölen 25 kişinin bir kısmı boğularak bir kısmı donarak ölmüştü. Trak vapurunun enkazı yıllarca bu kayalıklarda kalmıştı. Kazada tek teselli vapurun yolcusuz olmasıydı. Kazada Ölen 25 Kişi ve kurtarılan tüm denizciler geminin mürettebatıydı. 









Kaynak1: Anılarda Gemiler Ufkun Ötesinde Kayboldular- Oktay Sönmez- Türkiye İş Bankası Yayınları


 



Çevrimiçi Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 866
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #14 : 23 Aralık 2018, 21:32:45 »
Mehmet Sürücü Reisim,

Yazdıklarınız çok güzel, çok etkileyici. Kendimi meydanı boş bulmuş yazan birisi olarak gördüm. İki gündür blogunuza girip yazılarınızı okuyorum. Kendinize özgü tarzını oluşturmuşsunuz. Bir yazar için en önemli şeylerden birisi bu bence. Düz yazıda şiir kokusu ve tadı aldım.

İki gündür yoğunluktan sizinle görüşmeyi başaramadım. Bu başlığa da foruma da önemli katkılarınız olacağı belli. Davet beklemeden yazınız lütfen. En kısa sürede görüşmek üzere. Müsaadenizle blogunuzu da forum dışından arkadaşlarımla da paylaştım.