Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 ... 10
1
Köşe Yazıları / Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Son İleti Gönderen: Bülent Büyükdağ Bugün, 09:26:34 »
Her zamanki gibi, bilgi dolu. Çok teşekkürler.
2
Genel / Ynt: Teknede kedi
« Son İleti Gönderen: Mustafa Ertör 26 Mayıs 2019, 19:21:05 »
Bizim kedi de sinek avlardı.Sinek,böcek vs.yakaladığı gibi yerdi. Ama fare ve yılan yakalayıp boğarsa kapının  önüne bırakır bizden aferin armağanı ve sevgisi beklerdi.
3
Genel / Ynt: Teknede kedi
« Son İleti Gönderen: Mücahit Karabaş 26 Mayıs 2019, 18:28:53 »
Son karede neyi avlamak için vaziyet almış?

Bizim göremediğimiz küçük kanatlıları çok iyi görüyor kediler. Foroğrafı çekerken çıplak gözle bile anlayamamıştım ben☺
4
Genel / Ynt: Teknede kedi
« Son İleti Gönderen: Mustafa Ertör 26 Mayıs 2019, 17:23:32 »
Son karede neyi avlamak için vaziyet almış?
5
Genel / Ynt: Teknede kedi
« Son İleti Gönderen: Mücahit Karabaş 26 Mayıs 2019, 11:44:37 »
 Bayramoğludan canlı yayın:

Kedimiz Bosa, ilk alarga sınavını başarıyla geçti.

Önceki gece marinanın toraman bir erkek kedisi Bosa'yı bölgesindeki bir tehdit olarak gördüğü için bizim teknenin civarından ayrılmadı. Bizimkini de hafiften patakladı. Bütün gece miyavlasıyla üçümüzü de uyutmadı. Kaç kere çıkıp kovaladığımı hatırlamıyorum. Nasıl bir hayvan severim ben de bilmiyorum. Ama kedimizi ve bizi taciz eden bu çirkin kedi hakkında olumlu konuşamayacağım.  :o

Dün teknede bir ton iş yaptık. Bir yandan da gün boyunca tekne tekne gezip  bizi gözetleyen kedi yüzünden Bosa'yı kontrol ediyorduk.  Akşama doğru Ece'den harika bir fikir geldi. Akşam Bayramoğlu'na gidelim. Yemeğimizi orada yer gece de kalırız dedi. Lodos havası da düşünce mantıklı geldi. Tecavüzcü Coşkun kedisiden de kurtulacaktık.

Akşam sekiz bucukta palamarı çözüp ayrılırken meğer iskelemizdeki İkinci Bahar teknesinin burnunda bizi gözetliyormuş kerata. Son anda göz göze geldik. "Geri döneceksiniz oğlum" bakışları ile ürperdim. Arkamıza bakmadan kaçtık.

Yarim saatte Bayramoğluna geldik. Biraz solugan olduğu için mümkün olan en korunaklı yere demir attık. Bosamızı da tuttuk :) (Aslında önce benim dediğim yere attık , sonra her zamanki gibi Ece'nin gösterdiği doğru yere).

Motor stop eder etmez Bosa Bey önce havuzluğa, sonra bimini tepesine kadar dolaşmadık yer bırakmadı. Hafif solugandan dolayı düşecek diye korktuk. Ama gece boyunca keyifli göründü. Sonradan dalga da durulunca hepimiz rahatladık. Yemek yerken ışıkları yanmayan bir kayığın motor sesi yakınlaşmaya başladı. Birden bir projektör yanacak ve bizim toraman kedinin sesini duyacağım sandım "İşte ordalar!"  :) Eceyle bu konuda epey geyik muhabbeti yaptik. Ece, sabah karada yüzer iskele kuran adamların başında bizim tacizci kediyi  görür gibi olduğunu söyledi.

Neyse gece uykumuz da çok rahattı. Sabah olunca bizim Bosacık alarga vaziyete iyice alışmış olarak avcılık bile yaptı. Denize düşmemesi için teknenin etrafına hazır satılan güvenlik ağlarından takmaya karar verdik. Ama bu telaşede ne zaman takabiliriz bakacağız artık.

Birazdan Tuzla'ya doğru yola çıkacağız. Herkese iyi pazarlar.
Bir kedi gördüm sanki...
6
Genel / TAŞINDI: Fizikçi Gözüyle Denizcilik Kavramları
« Son İleti Gönderen: Hasan Toparlak 25 Mayıs 2019, 16:52:09 »
Bu konu "İncelenmek üzere geçici olarak " iletişime kapatılmıştır.
7
Köşe Yazıları / Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Son İleti Gönderen: Çetin Kent 24 Mayıs 2019, 11:15:39 »
Ne diyorduk, hah, Samos’un isyana katılışından bahsediyorduk. Denizdeki ve Anadolu kıyılarındaki korsanlık ve yağma hareketleri devam ederken, adada isyana liderlik eden kişi de daha önce bir kaç kere bahsettiğimiz Lykourgos Logothetis idi. Osmanlı, sonunda canına tak edince, Samos üzerine bir kaç parça gemi göndermeye karar verir. Hatta Kuşadasında asker toplayarak adaya nakletmek üzere harekete geçer ve maalesef tüm bunlar başarısız olur, gönderilen gemiler de adalılarca yok edilir. Hadi geçtim Antalya’dan Mora’ya gemi gönderememeyi, Kuşadasından Samos’a bile asker gönderemiyoruz. Kürekli kayıkla bile bir kaç saatlik mesafeden bahsediyoruz. Çok acı çok.

Ege’de adalılarla cebelleşirken, Osmanlı karadan Mora’daki Yunan İsyanını bitirme noktasına geliyor. Koca Osmanlı bu, yaralı ve kırık dökük olsa da, kara ordusu halen ezici bir güce sahip. Aynı dönemlerde Rusyayla, İranla kapışan, Belgrada dayanan, Sırp isyanlarını söndüren bu koca kara gücü bir kaç klefti mi yok edemeyecek? İsyan neredeyse bastırılacakken o meşhur olay olur. Navarin’de Osmanlı donanması yok edilir. Karada çok üstün olmak yetmemiştir, işi yine deniz kaybettirmiştir. Navarin’le başlayan süreç, donanmasız kalan Osmanlı’nın Rusya ile çaresiz masaya oturmasına kadar gider.

Biz tüm bunları görüp de nasıl demeyelim... Bir gemi... Ah sadece bir gemi, diye nasıl yanmayalım...

8
Köşe Yazıları / Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Son İleti Gönderen: Çetin Kent 24 Mayıs 2019, 11:13:44 »
Yunan isyanında Samos adasının yeri

Filiki Eterya derneğinin isyanı programlarken ilk amaçlarından biri Ege’de adaları da isyana teşvik ederek Osmanlı’nın deniz üzerindeki etkinliğini kolayca kırmaktı. Zaten donanması Ege ve adalara göre hantal kalan Osmanlının, genlerinde denizcilik olan ada halklarına karşı çok da bir şansı yoktu.  Hele hele Samos gibi bir dev adanın ve denizcilerinin isyana katılması Osmanlı için çok büyük darbe oldu. Anakaraya bu kadar yakın ve bu kadar güçlü bir ada isyanda çok etkili bir rol oynamaya başladı. Tahtta bulunan 2. Mahmut, Samos isyana katılınca şöyle diyor: Sisam bir an bile aklımdan çıkmıyor! Samos’un isyanı adamda travma olmuş resmen.

Önce adada pek az sayıda olan müslüman halk katlediliyor. Sonra bugünkü Dilek boğazı ve Furni boğazı Samosluların denetimine geçtiğinden, buradan kuş uçurtmuyorlar. Osmanlı ticari gemilerini ele geçirme yanında, sık sık Anadolu sahillerine de yağma saldırılarında bulunuyorlar, Osmanlıda huzur filan bırakmıyorlar.

Mısırdan gelen ve tahıl vs getiren gemiler Ege’de ele geçirildikçe İstanbul’da yiyecek sıkıntısı bile çekilmeye başlanmış. Hele bir de hacdan gelen gemiler yok edilmeye ve hacılar öldürülmeye başlanınca Osmanlı iyice dellenmiş. Fakat elinden çok da bir şey gelmiyor. Donanmayı Ege’ye yollayamıyor çünkü Rusya’dan korkuyor. Donanma gitse İstanbul korumasız kalacak ve Rusların eline geçecek. Gemi göndermese bir dert. Ege tamamen bir korsan denizi oluveriyor. İlginç bir olay da şu. Osmanlı Akdeniz ve güney Ege’den asker topluyor, Antalya limanına binlerce asker yığıyor ve bu koca birlikler Mora’ya isyanı bastırmaya gönderilemiyor iyi mi? Çünkü gemi yok! Olan gemiler de adalar arasındaki isyancı gemilerinin eline geçecek, çok belli. Çünkü denizci bir imparatorluk olamadın, modern savaş sanatından haberin yok, bilimden denizcilikten uzaksın, çağa uygun bir siyaset belirleyemedin, ordunu modernleştirmedin, üç beş adalı çapulcu bile seni diz çöktürmeye yetti. 

Yüzyıllarca Ege’de barış içinde ticaret yapan Rum gemilerinin hepsi çok kısa sürede silahlandırılarak atik, hızlı ve güçlü savaş makineleri haline geliveriyor. Sağladıkları avantaja bakar mısınız? Onlarca değil yüzlerce, binlerce bu tip gemi ortaya çıkınca, oluşacak gücü bir düşünün. Dilek boğazına kalyon getirsen ne olur? Ne yapabilirsin bu yüksek hareket kabiliyetli teknelere karşı? Nitekim geçmişte bir olay anlatmıştık hani, ağustos ayında Pitagorion’da yapılan bir kutlamadan bahsetmiştik, Osmanlı gemisi maketi yakmışlardı filan, hatırlarsınız. İşte o olay bu isyan sırasında gerçekleşmiş. Koca Osmanlı gemisine bir alev salı göndermişler, küçük gemileriyle saldırmışlar, çatır çatır yakmışlar gemiyi de, leventlerimizi de. Kutladıkları ve bayram yaptıkları olay bu işte.

Denizden Mora’ya cephane ve takviye kuvvet yollayamayınca tüm bu nakliyeyi karadan yapmak zorunda kalan Osmanlı için süreç içinden çıkılmaz bir çaresizliğe döner.

Deniz önemli, deniz gücü önemli. Aya uzay aracı da yollasan, bu coğrafyada denizde güçlü olman şart. Kendi gemini yapmaya kalkarsan, deniz savunma sistemini ve stratejilerini bir kademe yukarıya çıkartırsan ne olacağını yakın geçmişte gördük. Donanmanın neredeyse tüm amiralleri hapislerde senelerini geçirdi. Deniz kuvvetlerimiz çağının ilerisine geçecek seviyeye geldiği an tepesine bindiler. Oynanan tiyatronun hala da karanlık noktaları var, malumunuz. Neyse.
9
Köşe Yazıları / Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Son İleti Gönderen: Çetin Kent 24 Mayıs 2019, 11:08:12 »
Bu kleft tayfası isyanda çok işe yaramış. Çok da aşağılayıp gömmeyeyim adamları şimdi. Taa İstanbulun fethinde dağa çıkan tayfa bunlar. Osmanlı yönetimi boyunca, yüzyıllarca dağlarda dolaşan bir kültürün devamı yani adamlar. Yunan şarkıları arasında kendilerine özgü kategorileri bile var. Kleft türküleri ve rembetikoyu karıştırmayın aman ha, duygulanıp eşlik edersiniz filan, sözlerin içinde Türkleri şöyle kestik filan diyordur, rezil olmayın.

http://www.youtube.com/watch?v=ebDC5rO9IXI&feature=youtu.be

Şaka bir yana Yunan gözüyle bakarsak bunlar bir tür gerilla. Hayatlarını sürdürmek için de “yağma” yapmak zorundalar(mış). Yağmacı ya da gerilla deyince kleft lafı biraz yumuşuyor herhalde. Bugünlerde kleftin güncel karşılığı hep gerilla ve “mecburiyetten yapılan yağma” üzerine. Kahraman yapacaksınız adamları, anladık, elbette hırsız demeyeceksiniz, onu da anladık.

Meşhur kleft liderlerden de bahsedelim biraz. Birkaç defa andığımız Kolokotronis en meşhurlarından biri. Bir diğeri Yorgo Karaiskakis. Bir yerlerden tanıdık geldi mi? Futbolsever dostlarımız daha bir aşina bu isme, zira Olimpiakos takımının stadına verilen isim Karaiskakis stadı! Nikitas Stamatelopoulos var bir de, takma ismi Nikitaras Tourkofagos, yani Türk yiyen! Yüzlerce Türk katlettiği söyleniyor. Bu kleftlerin hepsi bugün Yunan halk kahramanı olarak anılıyor, büstleri, tabloları her yerde görülüyor, sokaklara, stadlara isimleri veriliyor.



Kleft filan deyince akla Spartalılar da geliyor. Neden mi? Çünkü pek cengaver, “full time” asker, her daim baklava göbek kaslı bu asil topluluk hukukunda hırsızlık ayıp ya da suç değil, iyi mi? Yakalanmadığın sürece ama! Samos’un antik zamanlarını anlatırken dediğimiz gibi, manyak bu Spartalılar!

https://hizliresim.com/M152g2

https://hizliresim.com/QPENYG

Yine 1820 lere dönelim. Kleft konusu ilginç konu ve sanırım Yunanlı dostlarımızın da yumuşak karnı. Yağma ve hırsızlıkları Türklere yapıyorlardı diyorlar ama o zamanki Yunan toplumu da bunlardan rahatsız. İsyanda kendi saflarında olmayan Yunanlıları da öldürdükleri malum. Osmanlı ilginç bir çözüm geliştirmiş bu kleftler için. Klefti klefte kırdırmak! Saf değiştiren kleftleri alıyor, affediyor, silahlandırıp kleftlere karşı kullanıyor. Bu eskiden kleft olup sonradan Osmanlı yanında kleftlere karşı savaşan guruplara da armatoller deniyor. Vergiden muaflık filan da verilince armatoller seve seve bu işi yapıyordu herhalde. Fakat hiç bir zaman güvenilir bir askeri topluluk olamamışlar. Çünkü can çıkar huy çıkmaz misali armatollukten kleftliğe oradan tekrar armatolluğe geçiş yapanlar da çok oluyormuş. Kleftlik ve armatolluk arasında gidip gelen, sonrasında Filiki Eterya derneğinin güçlü üyelerinden, en meşhur komutanlardan biri olan Dimitrios Makris’i bunlar arasında sayabiliriz.

10
Köşe Yazıları / Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Son İleti Gönderen: Çetin Kent 24 Mayıs 2019, 10:49:33 »
Kleftler

Bugünkü Yunan toplumsal hafızasındaki Kleft toplulukları, sanırım bizim dağa çıkan efeler, kuvvacılar, eşkiya vs gibi bir kavrama denk geliyor. Böyle tanımlasam da aslında pek kafama yatmıyor. Bakarsanız isim pek havalı, Kleftler! Vay vay vay, da, garip bir şey var. Elbette yine özgürlük savaşının asaletine geliyor iş. Koskoca Avrupalı şairler, sanatçılar Yunan özgürlüğü aşkına bu kadar gönül birlikteliği yapıp, istekle gelip, “bunlar hırsız, dönek, beş para etmezler” noktasına nasıl evrildi birader? Bu isyancı topluluğu için kullanılan ortak sıfatlardan biri niye hep “bunlar hırsız!”

Birden taşlar yerine oturacak, merak buyurmayın, hazır mısınız?
Yunanca sözlüğü açıyoruz, Kleft sözcüğünü buluyoruz, yani şöyle yazalım, κλέφτ, karşılığına bakalım, ne diyor: Hırsızlar! Bingo!

Kleftes, kleftis çoğulu tekili, neyse ne, hepsinin anlamı bildiğin hırsız. Biraz soluklanalım, bir yudum çayımızdan alalım, düşünelim, acayip oturdu her şey. İki yudum sonra dimağımız açıldıkça, “kleptomani” kelimesinin de aynı kökten geldiğini fark edeceksiniz!

Samos’a giderseniz birkaç restoranın menüsünde kuzu tandır türü bir yemek göreceksiniz. Pitagorion’daki Daphne restoranda yemiştim en son, fena değildi. Ege’de birçok yerde yapılıyor zaten, sadece Samos’a özgü değil. Folyo içinde pişiriliyor gerçi ama orijinal pişirim şekli toprak altında, gizli ateşte pişmesi. Et çukurun içinde, her yeri kapatılıyor, közle birlikte dışarı duman salmayacak biçimde tandır pişiriliyor. Dışarı duman salmayacak şekilde, yani gündüz duman görünmeyecek biçimde, yani gece ateş görülmeyecek biçimde, yani “çaldığın hayvanı kimseye yakalanmadan yiyebilesin” diye. Bir tür hırsız kebabı yani... Ha, yemeğin ismini merak mı ettiniz? Kleftiko!!!! Afiyet olsun.

Sayfa: [1] 2 3 ... 10