Gönderen Konu: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır  (Okunma sayısı 542 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 150
Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« : 24 Mayıs 2019, 10:47:01 »
  (Battle of Samos)

Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır

Ege yangın yeri. Mora’dan parlayan kıvılcım tüm Ege’yi ateşe ve kana bulamış. İsyanın büyümesinde adaların çok büyük rolu var. Adaların... denizcilerin... ve tabii gemilerin. Ne diyorduk, bir gemi, ah sadece bir gemi!

Anakarada başlayan isyanı Ege’ye yaymak için adaları devreye sokarlar. Kim mi? İsyanı yöneten şu meşhur dernek. Filiki Eterya! Bu dernekten biraz bahsetmek gerek.

Filiki Eterya derneği

İsmi “dostlar derneği” olsa da asıl amacı Rumları isyan ettirip Osmanlıdan koparmak. Haklarını da vermek lazım çok etkili herifler. Kurucuları birkaç tüccar. En büyük destek ise, elbette “bugünün dost ülkesi” Rusya’dan geliyor. Derneğin kurulduğu şehir neresi tahmin edin. O zamanın Rus şehri Odesa! Öyle Rusların gizli destek verdiğini düşünmeyin, açık açık hep destek, tam destek. Derneğin başına gelen adam da İpsilanti. Rus çarının yaveri diyeyim de siz tiyatroyu anlayın. Yunanistanın kısa süre içinde özgürlüğünü kazanıp topraklarını büyütmesinin ilk tohumlarını göstere göstere atan ve ortalığı kana bulayan Rusya’yı bir kez daha analım.

Bugün Ukrayna’nın Odesa şehrine giderseniz pek bilinen, çok eski ve çok büyük bir meydan göreceksiniz. Hretska meydanı. Ya da Türkçesini yazalım,Yunan Meydanı! 1814’de Filiki Eterya derneğinin kurulduğu binayı da orada sapasağlam göreceksiniz. Ya da Atina’ya giderseniz, Nişantaşımsı semt Kolonaki’de yol kenarındaki kitabeyi de bir okuyun. Üzerinde Filiki Eterya’nın yemini yazmakta.

(Dernek yemini)

Masonluğu taklit eden bir örgüt olarak başlayıp bu kadar etkili biçimde tarihe damga vurmak onlar açısından çok övünülecek bir şey olsa gerek. Geçenlerde ettiğimiz lakırdıyı gene hatırlayalım: “Özgürlük savaşının da bir asaleti olmalı” Savunmasız halkı, çoluk çocuğu keserek, tecavüz ederek olmaz bu iş. Yunan bayrağının üstüne basmamak için yerden kaldıran “düşman komutanlar” gibi komutanlarınız olamasa bile, bari çocuk katili çapulcu isyancılarınızı halk kahramanı olarak göstermeyin be komşu. Geçen bölümlerde bahsettiğimiz, 32 bin sivili öldürmekle övünen “halt” kahramanı Kolokotronis’i, derneğin yeminini ederken tasvir eden bir tablo vardır. Ressamı Dionysios Tsokos. Bu “kahramanları” sanata dahil ederek ya da sonradan politikacı yaparak temize çıkaramazsınız. Tripoliçe katliamının kanı hala ellerinizde.



Benim anlamadığım şu: Bu bölücü dernek nerede şube açıyor dersiniz? İstanbul! Hatta son dönemde merkezini bile İstanbul’a taşıyor, iyi mi? Osmanlının hiç mi casusu, jurnalcisi, hadi onu da geçtim bir akıllı resmi görevlisi yok. Anlamıyor mu bu dernek ne menem bir oluşum? Bizim genlerimizde organize olmak, bir arada ortak amaç uğruna iş yapmak olmadığı için, sanırım bize karşı kurulan dernek, parti, organizasyon vs oluşumlarını da anlayamıyoruz, yapabileceklerini önceden göremiyoruz. Filiki Eterya sonra Etniki Eterya, sonra Mavri Mira, yolla gelsin anasını satayım. Neyse, dellendik gene.

Dernek kendini gizlemekte çok maharetli, o da ayrı konu. İsyan başlarken iki yüz binden fazla üyesi olduğu söyleniyor ki, akla zarar bir rakam.

Meraklıları bu dernek hakkında geniş bilgiyi çeşitli akademik yayınlarda bulabilir. Şifreli kelimeler, özel selamlaşmalar, yeminler, ritüeller filan derken oldukça esrarlı bir dünya yaratmışlar kendilerine. Mesela iki üye karşılaştığında parola olarak biri “sipsi” diyormuş, diğeri de “sarru kia”. Yani biri Arnavutça “düdük” diyor, diğeri de “çarık” İlginç bir durum da var. Derneğin yemin metni şöyle bitiyor: “Tanrı’dan önce adalet ve gerçeklik adına yemin ederim” Ne kadar garip değil mi? İsyanda din adamları, papazlar en ateşli kışkırtıcılar iken, derneğin yemini pek bir “seküler” Çocukça işler gibi görünüyor ama sonuçlara baktığınızda tüm Ege’yi kana bulayan şeytani bir oluşum işte.
 
Yunan isyanında yukarıdaki derneğin rolü tartışılmaz. İzledikleri yol fazlasıyla akılcı. Önce hareketin fikri yönünü sağlamlaştırıyorlar, sempati duyurup, sonra mağdur algısı yaratıyorlar. Çok çeşitli güçleri kendi yanlarına alıyorlar ve bu olgunlaştırma hareketinden sonra sahaya iniyorlar. Sanmayın ki entellektüel bir hareket. Yeri geldiğinde kendi üyeleri ya da kendi dindaşlarını bile işkenceyle öldürebilecek kadar “ciddi” bir örgüt. Dikkatimi çeken şey, organizasyonların başına mutlaka siyasi ya da askeri yönden “işi bilen” birilerini koymaları. Mesela birkaç sıradan tüccar dernek kurup, derneğin lideri olarak okumuş etmiş, aileden yönetici, işi bilen, askeri başarıları olan birini geçiriyorlar. (Aleksandros İpsilanti) Mora’daki isyanda yine siyaset bilen, yurt dışını bilen insanlar liderliğe getiriliyor. Ya da Samos’ta mesela, Osmanlıya yönetici olarak hizmet etmiş adamlar isyanın başında. (Hatırlayın, geçmiş bölümlerde bahsettiğimiz Lykourgos Logothetis. Hani Pitagorion’daki kaleye ismini veren adam)

Ve fakat, asıl can alıcı soruyu soruyorum: İsyanda rol alan herkes “liyakatli”, “eğitimli”, “yetişmiş eleman” olmadığına göre, sahadaki “pis” işleri kim yapıyordu arkadaş? Öyle ya, Tripoliçe’de 40 bin kişiyi kesmekle övünen, elindeki çoluk çocuk kadın kanıyla “özgürlük savaşı” veren elemanlar kimdi? Hepsi mi “okumuş etmiş” çocuklardı? Geçmiş bölümlerde “halt” kahramanı dediğim Kolokotronis gibi caniler nasıl ortaya çıktı, kimlerdi bu adamlar? Cevap, tek kelime: Kleftler!

(devamı gelecek)
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 150
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #1 : 24 Mayıs 2019, 10:49:33 »
Kleftler

Bugünkü Yunan toplumsal hafızasındaki Kleft toplulukları, sanırım bizim dağa çıkan efeler, kuvvacılar, eşkiya vs gibi bir kavrama denk geliyor. Böyle tanımlasam da aslında pek kafama yatmıyor. Bakarsanız isim pek havalı, Kleftler! Vay vay vay, da, garip bir şey var. Elbette yine özgürlük savaşının asaletine geliyor iş. Koskoca Avrupalı şairler, sanatçılar Yunan özgürlüğü aşkına bu kadar gönül birlikteliği yapıp, istekle gelip, “bunlar hırsız, dönek, beş para etmezler” noktasına nasıl evrildi birader? Bu isyancı topluluğu için kullanılan ortak sıfatlardan biri niye hep “bunlar hırsız!”

Birden taşlar yerine oturacak, merak buyurmayın, hazır mısınız?
Yunanca sözlüğü açıyoruz, Kleft sözcüğünü buluyoruz, yani şöyle yazalım, κλέφτ, karşılığına bakalım, ne diyor: Hırsızlar! Bingo!

Kleftes, kleftis çoğulu tekili, neyse ne, hepsinin anlamı bildiğin hırsız. Biraz soluklanalım, bir yudum çayımızdan alalım, düşünelim, acayip oturdu her şey. İki yudum sonra dimağımız açıldıkça, “kleptomani” kelimesinin de aynı kökten geldiğini fark edeceksiniz!

Samos’a giderseniz birkaç restoranın menüsünde kuzu tandır türü bir yemek göreceksiniz. Pitagorion’daki Daphne restoranda yemiştim en son, fena değildi. Ege’de birçok yerde yapılıyor zaten, sadece Samos’a özgü değil. Folyo içinde pişiriliyor gerçi ama orijinal pişirim şekli toprak altında, gizli ateşte pişmesi. Et çukurun içinde, her yeri kapatılıyor, közle birlikte dışarı duman salmayacak biçimde tandır pişiriliyor. Dışarı duman salmayacak şekilde, yani gündüz duman görünmeyecek biçimde, yani gece ateş görülmeyecek biçimde, yani “çaldığın hayvanı kimseye yakalanmadan yiyebilesin” diye. Bir tür hırsız kebabı yani... Ha, yemeğin ismini merak mı ettiniz? Kleftiko!!!! Afiyet olsun.

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 150
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #2 : 24 Mayıs 2019, 11:08:12 »
Bu kleft tayfası isyanda çok işe yaramış. Çok da aşağılayıp gömmeyeyim adamları şimdi. Taa İstanbulun fethinde dağa çıkan tayfa bunlar. Osmanlı yönetimi boyunca, yüzyıllarca dağlarda dolaşan bir kültürün devamı yani adamlar. Yunan şarkıları arasında kendilerine özgü kategorileri bile var. Kleft türküleri ve rembetikoyu karıştırmayın aman ha, duygulanıp eşlik edersiniz filan, sözlerin içinde Türkleri şöyle kestik filan diyordur, rezil olmayın.

http://www.youtube.com/watch?v=ebDC5rO9IXI&feature=youtu.be

Şaka bir yana Yunan gözüyle bakarsak bunlar bir tür gerilla. Hayatlarını sürdürmek için de “yağma” yapmak zorundalar(mış). Yağmacı ya da gerilla deyince kleft lafı biraz yumuşuyor herhalde. Bugünlerde kleftin güncel karşılığı hep gerilla ve “mecburiyetten yapılan yağma” üzerine. Kahraman yapacaksınız adamları, anladık, elbette hırsız demeyeceksiniz, onu da anladık.

Meşhur kleft liderlerden de bahsedelim biraz. Birkaç defa andığımız Kolokotronis en meşhurlarından biri. Bir diğeri Yorgo Karaiskakis. Bir yerlerden tanıdık geldi mi? Futbolsever dostlarımız daha bir aşina bu isme, zira Olimpiakos takımının stadına verilen isim Karaiskakis stadı! Nikitas Stamatelopoulos var bir de, takma ismi Nikitaras Tourkofagos, yani Türk yiyen! Yüzlerce Türk katlettiği söyleniyor. Bu kleftlerin hepsi bugün Yunan halk kahramanı olarak anılıyor, büstleri, tabloları her yerde görülüyor, sokaklara, stadlara isimleri veriliyor.



Kleft filan deyince akla Spartalılar da geliyor. Neden mi? Çünkü pek cengaver, “full time” asker, her daim baklava göbek kaslı bu asil topluluk hukukunda hırsızlık ayıp ya da suç değil, iyi mi? Yakalanmadığın sürece ama! Samos’un antik zamanlarını anlatırken dediğimiz gibi, manyak bu Spartalılar!

https://hizliresim.com/M152g2

https://hizliresim.com/QPENYG

Yine 1820 lere dönelim. Kleft konusu ilginç konu ve sanırım Yunanlı dostlarımızın da yumuşak karnı. Yağma ve hırsızlıkları Türklere yapıyorlardı diyorlar ama o zamanki Yunan toplumu da bunlardan rahatsız. İsyanda kendi saflarında olmayan Yunanlıları da öldürdükleri malum. Osmanlı ilginç bir çözüm geliştirmiş bu kleftler için. Klefti klefte kırdırmak! Saf değiştiren kleftleri alıyor, affediyor, silahlandırıp kleftlere karşı kullanıyor. Bu eskiden kleft olup sonradan Osmanlı yanında kleftlere karşı savaşan guruplara da armatoller deniyor. Vergiden muaflık filan da verilince armatoller seve seve bu işi yapıyordu herhalde. Fakat hiç bir zaman güvenilir bir askeri topluluk olamamışlar. Çünkü can çıkar huy çıkmaz misali armatollukten kleftliğe oradan tekrar armatolluğe geçiş yapanlar da çok oluyormuş. Kleftlik ve armatolluk arasında gidip gelen, sonrasında Filiki Eterya derneğinin güçlü üyelerinden, en meşhur komutanlardan biri olan Dimitrios Makris’i bunlar arasında sayabiliriz.

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 150
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #3 : 24 Mayıs 2019, 11:13:44 »
Yunan isyanında Samos adasının yeri

Filiki Eterya derneğinin isyanı programlarken ilk amaçlarından biri Ege’de adaları da isyana teşvik ederek Osmanlı’nın deniz üzerindeki etkinliğini kolayca kırmaktı. Zaten donanması Ege ve adalara göre hantal kalan Osmanlının, genlerinde denizcilik olan ada halklarına karşı çok da bir şansı yoktu.  Hele hele Samos gibi bir dev adanın ve denizcilerinin isyana katılması Osmanlı için çok büyük darbe oldu. Anakaraya bu kadar yakın ve bu kadar güçlü bir ada isyanda çok etkili bir rol oynamaya başladı. Tahtta bulunan 2. Mahmut, Samos isyana katılınca şöyle diyor: Sisam bir an bile aklımdan çıkmıyor! Samos’un isyanı adamda travma olmuş resmen.

Önce adada pek az sayıda olan müslüman halk katlediliyor. Sonra bugünkü Dilek boğazı ve Furni boğazı Samosluların denetimine geçtiğinden, buradan kuş uçurtmuyorlar. Osmanlı ticari gemilerini ele geçirme yanında, sık sık Anadolu sahillerine de yağma saldırılarında bulunuyorlar, Osmanlıda huzur filan bırakmıyorlar.

Mısırdan gelen ve tahıl vs getiren gemiler Ege’de ele geçirildikçe İstanbul’da yiyecek sıkıntısı bile çekilmeye başlanmış. Hele bir de hacdan gelen gemiler yok edilmeye ve hacılar öldürülmeye başlanınca Osmanlı iyice dellenmiş. Fakat elinden çok da bir şey gelmiyor. Donanmayı Ege’ye yollayamıyor çünkü Rusya’dan korkuyor. Donanma gitse İstanbul korumasız kalacak ve Rusların eline geçecek. Gemi göndermese bir dert. Ege tamamen bir korsan denizi oluveriyor. İlginç bir olay da şu. Osmanlı Akdeniz ve güney Ege’den asker topluyor, Antalya limanına binlerce asker yığıyor ve bu koca birlikler Mora’ya isyanı bastırmaya gönderilemiyor iyi mi? Çünkü gemi yok! Olan gemiler de adalar arasındaki isyancı gemilerinin eline geçecek, çok belli. Çünkü denizci bir imparatorluk olamadın, modern savaş sanatından haberin yok, bilimden denizcilikten uzaksın, çağa uygun bir siyaset belirleyemedin, ordunu modernleştirmedin, üç beş adalı çapulcu bile seni diz çöktürmeye yetti. 

Yüzyıllarca Ege’de barış içinde ticaret yapan Rum gemilerinin hepsi çok kısa sürede silahlandırılarak atik, hızlı ve güçlü savaş makineleri haline geliveriyor. Sağladıkları avantaja bakar mısınız? Onlarca değil yüzlerce, binlerce bu tip gemi ortaya çıkınca, oluşacak gücü bir düşünün. Dilek boğazına kalyon getirsen ne olur? Ne yapabilirsin bu yüksek hareket kabiliyetli teknelere karşı? Nitekim geçmişte bir olay anlatmıştık hani, ağustos ayında Pitagorion’da yapılan bir kutlamadan bahsetmiştik, Osmanlı gemisi maketi yakmışlardı filan, hatırlarsınız. İşte o olay bu isyan sırasında gerçekleşmiş. Koca Osmanlı gemisine bir alev salı göndermişler, küçük gemileriyle saldırmışlar, çatır çatır yakmışlar gemiyi de, leventlerimizi de. Kutladıkları ve bayram yaptıkları olay bu işte.

Denizden Mora’ya cephane ve takviye kuvvet yollayamayınca tüm bu nakliyeyi karadan yapmak zorunda kalan Osmanlı için süreç içinden çıkılmaz bir çaresizliğe döner.

Deniz önemli, deniz gücü önemli. Aya uzay aracı da yollasan, bu coğrafyada denizde güçlü olman şart. Kendi gemini yapmaya kalkarsan, deniz savunma sistemini ve stratejilerini bir kademe yukarıya çıkartırsan ne olacağını yakın geçmişte gördük. Donanmanın neredeyse tüm amiralleri hapislerde senelerini geçirdi. Deniz kuvvetlerimiz çağının ilerisine geçecek seviyeye geldiği an tepesine bindiler. Oynanan tiyatronun hala da karanlık noktaları var, malumunuz. Neyse.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 150
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #4 : 24 Mayıs 2019, 11:15:39 »
Ne diyorduk, hah, Samos’un isyana katılışından bahsediyorduk. Denizdeki ve Anadolu kıyılarındaki korsanlık ve yağma hareketleri devam ederken, adada isyana liderlik eden kişi de daha önce bir kaç kere bahsettiğimiz Lykourgos Logothetis idi. Osmanlı, sonunda canına tak edince, Samos üzerine bir kaç parça gemi göndermeye karar verir. Hatta Kuşadasında asker toplayarak adaya nakletmek üzere harekete geçer ve maalesef tüm bunlar başarısız olur, gönderilen gemiler de adalılarca yok edilir. Hadi geçtim Antalya’dan Mora’ya gemi gönderememeyi, Kuşadasından Samos’a bile asker gönderemiyoruz. Kürekli kayıkla bile bir kaç saatlik mesafeden bahsediyoruz. Çok acı çok.

Ege’de adalılarla cebelleşirken, Osmanlı karadan Mora’daki Yunan İsyanını bitirme noktasına geliyor. Koca Osmanlı bu, yaralı ve kırık dökük olsa da, kara ordusu halen ezici bir güce sahip. Aynı dönemlerde Rusyayla, İranla kapışan, Belgrada dayanan, Sırp isyanlarını söndüren bu koca kara gücü bir kaç klefti mi yok edemeyecek? İsyan neredeyse bastırılacakken o meşhur olay olur. Navarin’de Osmanlı donanması yok edilir. Karada çok üstün olmak yetmemiştir, işi yine deniz kaybettirmiştir. Navarin’le başlayan süreç, donanmasız kalan Osmanlı’nın Rusya ile çaresiz masaya oturmasına kadar gider.

Biz tüm bunları görüp de nasıl demeyelim... Bir gemi... Ah sadece bir gemi, diye nasıl yanmayalım...

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3757
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #5 : 27 Mayıs 2019, 09:26:34 »
Her zamanki gibi, bilgi dolu. Çok teşekkürler.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Deniz Akaltan

  • *
  • İleti: 230
  • Viya böyle!
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #6 : 05 Haziran 2019, 18:32:31 »
Muhteşem! Ellerinize sağlık, bir kez daha keyifle okuyorum yazılarınızı.

Eklemek istedim, yukarıdaki yemek halen Kıbrıs'taki (Kuzey ve Güney) en meşhur, en çok yapılan ve servis edilen yemek. Eskiler de hala kleftiko veya hırsız kebabı diyorlar. Keşke orada yaşarken bilseydim bu yazdıklarınızı. Tekrar teşekkürler.

Yolu denizden geçen herkesle, elbet, bir gün, bir yerde buluşuruz!

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 769
Ynt: Yunan isyanı, hırsızlar ve tandır
« Yanıtla #7 : 09 Haziran 2019, 09:42:18 »
Çetin Reisim

Yine çok keyifli ve entellektüel içerikli bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.