Hikayeciğin bir bölümünü başka forumda isim vermeden ve kendi aileme ait bir hikaye olduğunu belirtmeden çok önceden yazmıştım, burada araya aynen alıntılıyor ve aktardıktan sonra devam ediyorum.
“Günlerden bir gün iki balıkçı varmış . Ezeli rakiplermiş.Hatta iş o boyuttaymış ki takımlarındaki gemiciler bile rakipmiş. Bu iki balıkçı artık yaşlanmışlar denize fazla çıkamaz olmuşlar. Karadaki işleri yapmaya başlamışlar sadece iyi havalarda denize çıkar olmuşlar.Artan zamanlarında kahvedeki köşelerinde otururlarmış.Yıllardır çok samimi bir şekilde konuştuklarını gören olmamış.Yine sisli bir nisan gününde kahvede otururlarken kapıda içeriye bir çocuk girmiş ve koşmuş balıkçılardan yaşlı olanını sormuş.Hemen göstermişler İhtiyar Balıkçıyı çocuğa.Zaten Altmış yıldır aynı köşede otururmuş.Çocuk hızlıca yanına girmiş ve dede beni senin Reis gönderdi seni kayık bizim köyün açığında kayaya oturmuş demiş.İhtiyar Balıkçı bir anda yıkılmış.Ne yapacağını bilememiş başlamış düşünmeye.Çocuğa yiyecek içecek verilmiş kahvede.ardından sorulmuş hangi köyden geldiği falan.Bu arada rakibi olan diğer balıkçı talimat vermiş ekibine kendi kayığı seyre hazırlanıp yüzdürülsün diye. O zaman liman yokmuş kayıklar günü bir yüzdürülüp çekilirmiş kıyıya. Yaşlı iki rakip balıkçıdan daha genç olanı teknesi kayaya çarpan Balıkçı ya hiçbir şey demeden hadi gidiyoruz demiş.Ve peş peşe gidip kıyıdaki kayığın güvertesine çıkmışlar.Deniz o kadar durgunmuş ki adeta karıncalar su içiyormuş.Ama sisten göz gözü görmezmiş.Kayık yüzdürülmüş ve dört saatlik yolculuk boyunca Koca Balıkçı Baş üstüne çökmüş ve hiç konuşmamış. Teknesinin Kayaya çarptığı yere yaklaşınca ayağa kalkmış bir anda kendi kayığına ait yeşil renkli bir tahta görmüş ve olduğu yere yıkılmış .Bizim balıkçılık bitti ağalar demiş.Yaklaşınca görmüşler ki kayık orada yok başlamışlar makinayı stop edip mürettebatı aramaya ve kıyıdan ses gelmiş.Demek ki kıyıya yüzdüler diye tamyol kıyıya , bir de bakmışlar ki kayaya çarpan kayık kıyıda; baştan kara kumsala bindirmiş gemiciler etrafında koşuşturup duruyor..Tecrübeli Reis Denizde kayaya bidirdikleri yere muşamba çakmış ve kumsal kıyıya kadar gitmiş teknenin aldığı suyu kıyıya kadar tulumbalarla yenmeye çalışmış.Sonra yakın köyden bulduğu öküzlerle ,kayığı donam kurup 3 metre kadar kıyıya çekmiş ve kıyıda tamirata başlamış ve tekneyi neredeyse yüzecek hale getirmiş.Gece yarısına işi bitirip tekneyi yüzdürmüşler.Yedekleyip geri dönmüşler.Sonrasında o rekabet biraz olsun yumuşamış, daha dostça selam verilir daha dostça selam alınır olmuş. Ama devam etmiş. Taki diğerinin teknesi denizde yanmaya başlayana kadar.Sonra bir çoğu rahmetli olup gitmişler dost kalaraktan.”
Başka yerde bahsi geçen bu hikayeciği biraz detaylandıralım. İşte o gün sorunsuzca tekneyi uğurlamış ve selamet dilemiştik.Bizim oralarda denizle uğraşanlar Selamlaşma ve ayrılmalarda “Uğurlar Olsun” derlerdi birbirlerine. Herkes sesli sessiz uğurlar olsun demişti ama .Olacak işte. Bizim Reis ve teknenin zabit takımı bölgeyi çok iyi bilirler.Doğu batı doğrultulu seyirleri kıyı ve burun seyri yaptıkları için su altı yapısına ileri derecede hakimdirler.Her mevsim aynı yerlerde avlanırlar.Su altı ve kayalıkların yapısındaki dönemsel değişiklikleri bile bilirler. Bu yüzden riski çoğu zaman bilerek ve kişisel tatmin için kabullenirler. Ama o gün durum farklı bir hal alıyor.Olay olmadan önce makine su kesiyor ve bunu çözmek için neredeyse büyüklerin hepsi makine dairesinde ve sintinede uğraşıyorlar.Emiş vanası sökülüyor ve bu esnada makine düşük devirde manuel soğutulmaya çalışılıyor falan.Anlayacağınız içeride hummalı bir çalışma var.Hava kilit sis fakat deniz o kadar durgunki neredeyse hiç dalga yok.
Bu sıkıntılı durumda dümen tecrübesiz birisine daha ilk sezonu olan bir miçoya bırakılıyor.Kendisine daha öncede dümen tutturulmuş, aslında bu anlamda sınıfı geçmiş.Teknede dönüş seyirlerinde yenilere bu işler yaptırılır.Dümen de tutturulur, suda bastırılır, yemekte yaptırılır, her şey yaptırılır aslında.Pusulada gideceği yer gösteriliyor ve sorunsuz dümen tutuyor.Zaten hız çok düşük, denizde çalkantısız hiç bir sorun yok aslında.
Bu esnada yaptığı işe yeteri kadar önem vermeyen yeni denizci, az sonra denizcilik hayatının sonunu hazırlayacağından habersiz , ortalığın tenhalığından istifade dümeni bırakıyor ve kamara sokağına çöküp sigarasını yakıyor.Ardından arada bir kafayı kaldırıp tekne rotadan şaşmış mı diye bakıyor. Bu esnada hızlı hızlı kaçak göçek sigarasını tüttürüyor.Bu sırada aşağıda hummalı bir çalışma devam ediyor.Reis rotayı kısa tutmak için burun seyri yapıyor. Bu esnada burun başlarına çok yakın koylara uzak düşebiliyorlar. Nitekim dışarısı sisten göz gözü görmüyor.Yirmi dakikalık bir seyirde aslında tekneye ciddi bir şaşma yaşatmış.Ama bunu önemsememiş aşağıya da söylememiş.Arıza giderilmiş ve makinaya yol verilmiş ardından Reis yukarı çıktığında bir terslik hissetmiş tam nerdeyiz rotadan hiç şaştın mı diyecekken; bir çatırdı ve tekne aniden bir sarsılıyor ,bir anda herkes yerlerde .Eski teknoloji bir kavrama şanzuman aniden tornistan yapılamayan bir sistem, önce yol kesilecek , boşa alınacak ve tekrar tornistana geçirilecek.Bu esnada dişli sesleri ve çatırdısı korkunç bir şekilde duyulur.Şanzuman koluna kazma sapından koca bir uzatma yapılmış ve ikinci bir kişi tarafından içeriden kumanda edilirdi.
Kayaya bindirdikleri anda Reis çok kısa sürede kendini toparlıyor ve tornistan yaptırmıyor.Tekne kayanın üzerine iskele omuzluktan bindirmiş ve bir miktar oturmuş.Reis hangi kaya olduğunu ve nerede olduğunu biliyor.Hiç dalga olmadığı için tekne oynamıyor.Herkes soğukkanlı hemen başaltına giriliyor ve bakılıyor.İskele omuzlukta üç tana tahta patlamış.Hemencecik suyu kesmek için; Keser, çivi kutusu ,çıtalar ve muşamba ortaya çıkıyor.Baş bodoslamadaki demir basamaklardan yosunların neredeyse yarım metre boyunda olduğu kayanın üzerine buz gibi suya iki kişi iniyor ve çabucak muşambayı çıtalarla tutturuyorlar.Aynı zamanda tüm tulumbaların başında bir kişi vargücüyle suyu yenmeye çalışıyor.Acayip kas yapar eski usül demir tulumbalar, her bir çekişte neredeyse 10 litre su basar, gerisini siz düşünün.
Ardından kayanın üzerindeki iki kişi bizim “basarna” dediğimiz bir kaldıraç sistemini küreklerin elcik tarafıyla omurga altına sıkıştırarak uygularlar.Bir nevi manivela yani.Tekne tam yol tornistan yapar, onlarda küreklerle omurgayı oynatıp tekneyi geri yüzdürürler.
Ardından Rahmetli Anneannemin Köyü olan Fakaz Köyü, şimdiki adı İlyasbey , kumsalına tam yol baştan kara gidilip bindiriliyor.Şimdi küçük bir balıkçı barınağı olan bu köyde , mevcut barınağın yeşil mendireğinin hemen açığında sekiz kulaçta yetmiş santimetre derinlikte bu kayalık durur.Şu an mendireğe yakın kaldığı için özel teknelere ve büyük teknelere risk teşkil etmez. Bu barınak ve kayalık Meşhur Kerempe Fenerinin hemencecik doğusunda köyün önünde bulunur. Bu olayın olduğu sıralarda Kerempe Fenerinin sis düdüğüde acı acı çalarmış aslında.Ama olacak işte, başa gelecek varmış.
Kıyıda geçici olarak onarılan tekne tekrar yüzdürülmüş ve geri dönüşe geçmiş.Eskiden teknelerde bulunmasına tecrübe ile karar verilmiş bir sürü alet edevat bulunurdu.Herşey yedekli olduğu gibi, çeşitli ölçüde bir sürü tahta, çivi ve el aletleri bulunurdu.İlginç olan bu aletlerin hepsi kas gücüyle çalışırdı.Bir el matkabı vardı ki hiç unutamam ; tüm dişli sistemi açıkta idi.Kaç yılından kalmaysa artık.Şimdi modern teknelerde vana deliklerine çakmak için bulundurulan kör tapalar,o zamanlar kayıklarda bir metre boyunda sopa şeklinde bulundurulurdu.Kesip kesip kullanılırdı.
Bir nevi imece usulü yada denizci dayanışması diyelim, sıkıntılı bir durum daha, büyük zaiyat verilmeden atlatılmış ve tekne yerine dönmüştü.Gece yarılarına kadar; hem ailecek hemde ekibimizin kıyıda kalan kısmı ve mahalleli merakla beklemiş ve tekne batımızdaki ilk burunu dönünce gazlı fenerle verdikleri işareti görmüş heyecanla sağa sola koşmaya ırgat ve kıyıya çekme donamımızı neta etmeye başlamıştık.Ardından bir çırpıda kayık ta yukarıya kulübemizin önüne onarılacağı yere kadar çekilmişti bile .
Bu kaza sonucunda bizim seyir kültürümüzde önemli bir değişiklik yapıldı. Eğer Dedem yada Koca Reis yani Son Denk Kayıkçısı dümende değilse ; sisli havada burun seyri yapılması yasaklandı.Bundan sonra açık seyir yapılıyor, saat dolunca kıyıya iniyor indiğimiz yeri tanıyıp nerede olduğumuza karar veriyorduk.İş biraz uzuyordu ama yeni sis seyir kuralları böyleydi.Eğer Koca zabitler dümeni bırakacaklarsa en yakın buruna bile 2-3 mil mesafede kalacak şekilde seyir yaptırıyorlardı.
Şimdi bunu yazarken hesapladım tam 36,5 sene önce olmuş bende dört yıl kadar önce kaleme almışım.