Bugün açsın ancak, yarın Kurtuluş gelecek!

Başlatan Çetin Kent, 09 Şubat 2026, 14:09:00

« önceki - sonraki »

Çetin Kent

Bu acı dolu cümlenin ne anlama geldiğini ilk öğrendiğimde gözyaşlarıma hakim olamamıştım. Açsın, yani aç, karnın aç.

Pire Limanı'nda taksi beklerken, mahzunlaşmam, çevredeki eski binalara bakarken hüzünlenmem de biraz bu yüzdendir. Sebebi için biraz geriye gidelim mi? Yok yok çok geriye değil. Yani yine Homerosları, Herodotları filan dökmeyeceğim önünüze. Bundan 60 küsur yıl geriye gideceğiz o kadar. Antik çağlara filan değil, fotoğrafın olduğu, tüfeğin olduğu, paranın, arabanın, motorun olduğu daha modern bir çağa gideceğiz.

İnsanın modernleştikçe aslında nasıl insanlığından uzaklaştığını kanıtlayan yıllardayız. İkinci Dünya Savaşı'nın hüküm sürdüğü günler, Yunanistan işgal altında. Aklınıza bir şey gelmiyor değil mi? Biz 2. Dünya Savaşı'na girmedik, ne alakası var diyorsunuz. Kurtuluş Savaşı'nda Yunanistan'la savaşmamızın üzerinden daha 20 yıl bile geçmemiş. Almanlar Atina'da, Pire'de, Girit'te, her yerde. Rus sınırına askerlerini yığan Hitler, Mussolini'ye kızgın. İtalyanlar Yunanistan'ı alacaklar, Hitler de Ruslara saldıracak, plan bu ama Mussolini Yunanistan'ı alamıyor! Hitler de "Çekil şurdan, zaten her işi kendin yapacaksın, kabahat bende, çekil çekil" deyip dalıyor Yunanistan'a ve olan oluyor.

Tüm sorun burada başlıyor, komşumuzun tüm kaynakları elinden alınıyor, tüm gıda depoları Alman ordularına yönlendiriliyor ve sivil halk açlıkla yüzleşiyor. Kimi kaynaklar 500 bin derken, resmi kaynaklar 70 bin Yunan vatandaşının açlıktan öldüğünü yazıyor. Açlıktan dostlar, açlıktan.

İşte bu aşamada bir gelişme oluyor. Türkiye'den bir gemi Pire Limanı'na seferlere başlıyor. Geminin adı Kurtuluş.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çetin Kent



Şimdi o Pire Limanı'ndayız işte. Sene 1941. Kurtuluş gemisi liman girişinde göründü. Liman içinde öyle çok gemi batırılmış ki Kurtuluş zorlukla rıhtıma kadar ulaşabiliyor. İçinde neler olduğuna gelince; soğan, patates, nohut, bezelye, yumurta ve daha bir çok gıda maddesi. Limanda Almanların gözetimi altında çalışan Yunan işçilerin sevinç dolu bakışları arasında yükünü boşaltıyor.

Buradan sonrası biraz dikkat istiyor. Savaşmamızın üzerinden 20 yıl geçtikten sonra Yunanistan'a böylesi bir yardım yapmak, sanırım başta Yunanlılar tarafından olmak üzere biraz mantıksız karşılanıyor. "ABD ve başka ülkeler tarafından yardımlar yapıldı, Türkiye'den de 'parası karşılığı' yardım alındı" diye iddia edip, hatta internette kavga bile edenler var. Türkiye'den giden yardımı Türkiye'de yaşayan Rumların toparladığını iddia ediyorlar. İşin içine burada biraz daha araştırma giriyor ve karşımıza Feridun Demokan ismi çıkıyor. (Birazdan tanıtacağım) Tarih öyle hassas bir çalışma gerektiriyor ki üzerinden seneler geçince sebepler sonuç, sonuçlar sebep olabiliyor. İnternette Yunanın savı şu ki, Amerika'da bulunan Yunanistan Savaş Yardım Derneği, ülkeye hem doğrudan hem de parası karşılığı Türkiye'den gemi kiralayarak yardımlarda bulundu. İki ulus arasında öyle nefret tohumları ekilmiş ki şu basit konu bile öyle mesnetsiz ve kaypak bir zemine oturtulmuş ki. Konunun basitliği şuradan geliyor. Yardım tarihleri belli, şahitler belli, her şey daha çok taze ama gelin görün ki bu kadar yakın bir olay bile karanlıkta bırakılmış, bilinmezliğe itilmiş. İki ülkeden gencecik insanların kesin sınırlarla öğreneceği bir bilgi olmaktan çıkarılmış, herkes milliyetçilik penceresinden bakmaya, kavga etmeye, tartışmaya devam ediyor. Yazık.

---devamı gelecek----
Yaşayıp gidiyoruz.

Mücahit Karabaş

Kurtuluş Vapuru'nun hikayesini bildiğini sanırsın. Ta ki birgün Çetin Kent konuya el atıp kalemiyle döktürmeye başlayıncaya kadar...

Çetin Kent

Yok artık :) Sağolasın Mücahit Karabaş.
20 sene öncesinden bir yazıydı. Foruma aktarımı bugün tamamlarım. Yunan tarafı son günlerde sosyal medyada gene tahriklere başlayınca aklıma geldi, buraya yazayım dedim.
 
Yaşayıp gidiyoruz.

Çetin Kent

Güneş kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı, taksi kuyruğu azaldı, yavaşça toparlanıp son taksiye doğru ilerlemem lazım. Aklımda ve gözümün önünde Kurtuluş vapuru var. Kıpırdayamıyorum. Çok değil daha 40'lı yıllarda burada, şu bulunduğum yerde, batık gemilerin arasından geçip yükünü boşaltan gemimiz aklımdan çıkmıyor.

Yukarıda Feridun Demokan demiştik ya, gönderilen yardımların başında, koordinasyonunda, seferlere bizzat katılan hep o. 1992 yılında kaybettiğimiz bu büyük insan Kızılay'ın görevlisi olarak Pire'ye her gelişinde, muhtemeldir ki bu acı durumu herkese duyurmak istemiştir. Fakat anılarında anlattığına göre öyle sıkı bir göz hapsindeymiş ki hiçbir şekilde durum hakkında ne bir haber ne de fotoğraf sızdırabiliyormuş. Zamanla Alman istihbaratının güvenini sağlamayı başarınca, tüm sıkı aramaları geçerek 120 poz fotoğrafı gemiye sokabilmiş. Yakalansa Almanların çalışma kamplarına atılması işten değil, girdiği riski bir düşünsenize.



Fotoğraflar Amerikan Life dergisinde yayınlanınca kıyamet kopar ve tüm dünya Yunanistan'a yardım için seferber olur. Ülkedeki açlık ve sefaleti gösteren bu fotoğraflar gerçeği gözler önüne sermiştir.




Yaşayıp gidiyoruz.

Çetin Kent



Eylül 2006'da Pire'deyim, Kurtuluş'un ilk seferi de Ekim 1941'de yapılmış. Tam 65 sene öncesinden gelen bu acı bilgiler, limanda dibinde durduğum o kirli duvarın yanında, içimi acıtıyor.

Kurtuluş, tüm Ege'de o kadar mayının arasından, batmış gemi enkazlarının içlerinden, Alman kuşatma gemilerinin ve denizaltılarının yanından Pire'ye gidip gelmişken, son seferinde başına talihsiz bir olay gelir. Marmara'da fırtınaya tutulur ve Marmara Adası'nda, kayalara sürüklenerek batar. Şans eseri hiç kimse ölmez ama artık Kurtuluş için yolun sonudur. Yardım seferleri başka gemilerle (Dumlupınar, Tunç, Konya, Güneysu ve Aksu vapurları) devam etse de, Atina ve Pire halkı için Türkiye'den gelen tüm gemilerin adı Kurtuluş'tur artık. Hatta hasta ve bakıma muhtaç bin kadar çocuk da bu seferlerle Türkiye'ye getirilir.





Kızılay tarafından toplam 11 defa yapılan bu gemi seferleri hakkında sahiden de bilgi çok az. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün sitesinde gönderilen yardımların bir dökümünü buldum. Feridun Demokan'ın orijinal anıları sanırım basılmamış. Gazetelerden 15 sayfa tuttuğunu öğrendiğim, daktiloyla yazılmış bu sayfalar, gazeteci Erdoğan Arıpınar tarafından gün ışığına çıkarılmış, fakat dediğim gibi herhangi bir şekilde, basılmış olarak ya da internette, tamamına ulaşamadım. Geçtiğimiz sene belgeseli çekilen bu dostluk hikâyesinin her iki ulus için de yeterince iyi anlatılamadığı ve anlaşılamadığı çok açık. Bizimkiler hamasi nutuklarla bir övünme payı çıkarır, suyun öte yanındakiler gurur meselesi yapar, parasıyla aldık derler ama sonuçta bir gerçek var ki; şu Ege denen mucizenin iki yakası, istese de istemese de dost olmak zorunda.

Taksi kuyruğunda kimse kalmamış. Çantamı alıp ağır adımlarla taksiye doğru yürüdüm. İri yarı, şişman taksici Atina'nın merkezine doğru trafiğe daldığında, Pire yavaş yavaş ardımızda uzaklaşmakta, kafamın içinde ise şu söz yankılanmaktaydı: Bugün açsın ancak, yarın Kurtuluş gelecek!


(Yazı yayınlandıktan sonra internette çok fazla döküman birikmeye başladı. Daha güncel bilgiler bugünlerde daha kolay bulunabilir lakin her iki taraftaki körlük sağırlık olduğu sürece bu konunun üzerindeki karanlık hiçbir zaman kalkmayacak)
Yaşayıp gidiyoruz.