Heyamola Hey

Bahriye Mektebi => Yelkenli Tekneler => Konuyu başlatan: Ersin Böke - 20 Kasım 2017, 12:49:43

Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 20 Kasım 2017, 12:49:43
Şimdi efendim.. Malumunuz yelken teknolojisi ilginç noktalara geldi.. Yelken formları, malzemeleri de değişti. 20 Yüzyılın başlarında malum küçük teknelere de motor takılması ile birlikte yelken , yavaş yavaş binlerce yıllık tek başına itici güç olmaktan çıktı. Deniz ile profesyonel olarak uğraşan denizciler yelkeni terk ettiler.

Sonuçta yelken, bir spor olarak devam etti. Yelken yarışları yelkenin sadece hız ve rüzgara daha dar açıda yol alma olarak gördüklerinden , yelken gelişimi bu yönde devam etti. Yelken sayısı düşürüldü, yelkenler ve direkler büyüdü, yarış sınıfları için üretilen yelkenler , en ciddi yelken pazarını oluşturuyor bugün.. Öyle yelkenler var ki neredeyse bir iki yarışta deforme oluyor ancak bu sürede çok ciddi performans sağlıyor.

İyi de şu meşhur markoni arma dışındaki armalar nelerdi. ? Hangi ihtiyaçtan doğmuşlardı ve kullanılmışlardı. ? Bu konuda bilgilendikçe , uzun yol yapanların tercihlerinin neden bu farklı armalar olduğunu daha iyi anlıyor insan.

İşte konu başlığındaki bu kitap, sadece randa armayı anlatmıyor, farklı armaların neden doğduklarını ve tarihi süreçlerini de anlatıyor. Bizler için önemli konu başlıklarını özetlemeye çalışacağım..

Farklı armalar, farklı kabuklar.. Arma kabuk ilişkisi gibi konular var. İlginizi çekeceğini düşünüyorum..

Serenli armalar, akabinde Cat, Sloop (markoni) randa armalar anlatılıyor ve sonrasında Yawl, Kech, Uskuna , balıkçılıkta kullanılan uskunalar, İngiltere Kuzeybatı tekneleri, küçük Danimarka gemileri, Fransız batı kıyısı tekneleri anlatılıyor.

John Leather.. Denizcilik Mimarı profesörü.. Yelkenci ve tasarımcı ve tekne yapımcısı.. Kitap, 1971 yılında Daily Express tarafından yılın en iyi kitabı seçilmiş. Geliyor efendim.. tekmili birden..




Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 21 Kasım 2017, 09:38:53
Ancak bu kitabı yorumlarken çok başka bir şey daha yapacağız bu sefer. Şu eleştirdiğim Postkolonyal Aura kitabını yazan Arif Dirik 'in anlatmaya çalıştığı ' postkolonyal ' çerçevede ele alacağız konuyu.. Yani yelkenli teknelerin tarihsel geçmişi ile postkolonizasyon arasıdındaki derin ve gizemli ilişkiye de okuduklarımız çerçevesinde kimisi temelsiz yorumlarda bulunacağız.

Bu fakir reisiniz, kendisi için anlaşılması son derece zor olan, Postkolonyal Aura kitabını ODTÜ yıllarından beri resmen ders gibi çalışarak okudu.

Acaba Arif Dirik, 'postkolonyal ' ifadesini kullanırken, bu kavramın temelindeki kolonyal yapının  gerçekleşmesini sağlayan aracın yelkenli tekneler olduğunu düşünmüşmüdür? diye merak ettim.

Ne demek istediğimi anlatabilmek için, Tom Cunliffe nin 'The boats that built Britain ' belgeselini de izlemenizi öneririm. Linki de aşağıda,


'KOlonyal yapı , kendi gelişimi için sadece yelkenli tekneleri kullanmadı. Onları geliştirdi de .. Bu temelden yola çıkarak, Arif Dirlik'in yazdığı makalelerde adı geçen Postkolonyal Aura  temelinde , postkolonyal yapının yelkenli tekne gelişimine bir etkisi oluyor ya da olacak mı ? olacak ise bunlar neler olabilir ?'

 bu yazının ana fikri oluyor efendim.

Bu konuya girmeden önce Arif Dirlik, postkolonyal yapı ile ilgili temelde ne diyor bir özetleyelim.

GLoballeşme döneminin bittiğini, artık yeni bir evrede olduğumuz söyleniyor. Globalleşen marka ve ürünlerin , bu evreyi tamamladıkları ve artık kapladıkları bu dünyada yerelleşerek iyice kök salacaklarını söylüyor.

Yani vahşi kapitalizim bitmiyor sevgili reisler.. Daha beteri geliyor.. Üstelik bu sefer yerel değerleri kullanarak ve sonucunda bunları yozlaştıracak şekilde geliyor.

Aslında gözümüzün önünde yaşanıyor herşey. Amerikalı içecek firmasının ramazan boyunca verdiği reklamlara bir baksanıza.. BU içecek ramazan sofralarının sanki geleneksel bir içeceği imiş gibi sunuluyor. Bİzler de bakıp, ne saçma reklam diyoruz. Çünkü öyle değil. Ama o reklam bu gün için yapılmıyor ki dostlar , gelecek kuşaklar için yapılıyor. BUndan 30 yıl sonra bu içecek ramazan sofralarının geleneksel içeceği sanılacak o zamanki yetişkinler tarafından. Çocukluğunda gördüğü reklamı hatırlayacak çünkü.. Ramazan gibi insanların neredeyse tüm gün susuz kaldığı, üstelik bir döngü halinde yaz aylarına da geldiği böyle bir aylık sürede bir içecek firmasının geleneksel içecekmiş gibi konumlanmak istemesi ne kadar da doğal değil mi?

Bunun adı postkolonyal yapı işte.. Yine Amerikalı Hamburger firmasının , pide görünümlü hamburger  ekmeği yapması, ayran satması gibi.. BUnları gözümüzün önündeki örnekler olduğu için yazdım. ÇOk daha gizli ve büyükleri var..

Yiine tarihsel sürece baktığımızda Avrupa'nın bu postkolonyal yapıya henüz adapte olamadığını görebiliriz. Daha geriden geliyorlar. Bu yapılar aslında ciddi iç içe geçmiş veya bir biri ile çelişen yapılar.Fizikteki ' düzensizliğin düzeni ' nin insan sosyolojisi içerisindeki karşılığı bu kolonyal yapı işte.

Ama Avrupa'da bu postkolonyal yapıya mecbur geçmek zorunda. Kolonyal yapının kurucuları olduklarından biraz ayak sürüyorlar ama yapacak bir şey yok.. Rüzgar postkolonyal esiyor ..

O yüzden , yakında pazara hakim meşhur marka tekne imalatçılarının  bu postkolonyal yapı çerçevesinde hareket edeceklerini beklemeliyiz. Özellikle kendi denizcilik değerlerini unutmuş bizim gibi ülkeler en kolay lokma durumundalar.

Mesela , bu teknelerin daha bir yerelleştiğini göreceğiz yakında. Belki içindeki halı deseni Türk Motifleri ile süslü olacak. Belki elektrikli tuvalete taret musluğu eklenecek, kimi model isimleri Osmanlı dan ya da Cumhuriyet  döneminden esinlenecek. Ne bileyim böyle bir sürü şey işte..

BU yapının temeli kar odaklı olduğundan, yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi görmezden gelinir, yok edilir yada küçümsenir.

Ancak daha kötüsü olacak, son kale , toplumun yararına gelişmiş yerel kültür yok edilecek.. Çünkü bu değerler yüzünden postkolonyal yapı daha az kar ediyor.










Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 21 Kasım 2017, 18:53:52

./....
O yüzden , yakında pazara hakim meşhur marka tekne imalatçılarının  bu postkolonyal yapı çerçevesinde hareket edeceklerini beklemeliyiz. Özellikle kendi denizcilik değerlerini unutmuş bizim gibi ülkeler en kolay lokma durumundalar.

Mesela , bu teknelerin daha bir yerelleştiğini göreceğiz yakında. Belki içindeki halı deseni Türk Motifleri ile süslü olacak. Belki elektrikli tuvalete taret musluğu eklenecek, kimi model isimleri Osmanlı dan ya da Cumhuriyet  döneminden esinlenecek. Ne bileyim böyle bir sürü şey işte..

BU yapının temeli kar odaklı olduğundan, yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi görmezden gelinir, yok edilir yada küçümsenir.

Ancak daha kötüsü olacak, son kale , toplumun yararına gelişmiş yerel kültür yok edilecek.. Çünkü bu değerler yüzünden postkolonyal yapı daha az kar ediyor.

Öncelikle bu topiği açmış olman bile bu ülkedeki genel geçer "forum" yapılaşmalarına yepyeni bir ufuk açmış oldu.  :)xx

Tam da yazının, yukarıda alıntıladığım bölümü felsefi alt yapısını oluşturacak şekilde gelenekseli korumak ve kollamak, öğrenmek, gelecek nesillere de öğretmek görevimiz olarak ortaya çıkıyor.

Pazara hakim olmaya çabalayacak "post kolonyal yapı" teknelerine kilim desenleri de koysalar, osmanlı ve Cumhuriyet çağrışımlı model isimleri yaratsalar bizlerin bir misyon olarak  bu işgale direnişi sürdürmemiz gerekiyor. Hem de hergün daha çok bilgi ile donanarak.

Devasa pazarda küçümen bir direniş grubu kalsa bile "postkolonyal" yapı tam istediği kıvamda pazarı ele geçiremeyecek, zaferini ilan edemeyecektir.

Geleneksel öğrenilmeli, korunmalı, aktarılmalıdır.
Ancak, bu bilinçle, ulusal amatör denizciliğimize elle tutulur yapı taşları koyabiliriz.
Aksi öğütülüp yutulmak, sonsuza kadar unutulmaktır.

Bu anlamda John Leather, GAff Rig Handbook tercümeleri ufuk açıcı olacak.
Yazık ki ben kitabı Sığacık'ta bıraktım. Yanıma almadım.
Defalarca okurken aldığım notları da burada tartışabilirdik.
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 04:04:49
günümüzün yeni sloganı şöyle.. Globalizim öldü yaşasın yeni globalizim. !

BUndan kasıt , artık dünyanın her noktasına yayılmış marka odaklı devasa işletmeler var. Aslında bunları idare etmek başlı başına bir dert. Düşünsenize çok uluslu bir şirkette oruç tutanlar da var, Christmas kutlayanlar da . Birçok uluslararası şirkette bu kültür farklarını tolore edecek departmanlar çoktan beridir varlar.

Sonuçta Arif Dirlik değiliz elbette. Ne olacak bu dünyanın hali azizim? gibi konuları biz bu konusunda uzman uzak görüşlülere bırakalım.

Binlerce yıllık yelken bilgisi, kolonyal yapının desteği ile gelişti. Ancak bu gelişimin şöyle bir yapısı vardı. Daha basit, daha kolay, ve daha ucuz. Yani ciddi bir uyum söz konusu idi. kolonyal yapının birinci temel gereksinimi ham madde idi ve bu ham maddeyi keşfedebilecek uzak yerlere en ucuz ve en basit şekilde gidebilmek yelken ile oluyordu.

Ancak , bu kolonyal yapı , aslında batıda gelişmedi. O zaman dünya zannedilen Avrupa, Akdeniz , ve Asya ve Afrikanın bir kısmında bu kolonyal yapı zaten oluşmuş ve gelişmekteydi. Bugün keyifle izlediğimiz meşhur irili ufakli Tirhandil ya da benzeri yelkenliler Akdeniz de cirit atıyordu ve muhtemelen ciddi sayıdaydılar da .

Denize en uygun form, ve yelken yapısı hızla ortaya çıkmaya başladı. Bu tamamen deneme yanılma yöntemi ile , ve ciddi mal ve can kayıpları ile öğrenildi ve gelişti.

Ancak , ölçek büyüdü. Okyanuslar aşılması gerekince yelken teknolojisi bu yönde evrildi. Uzun yol yapacak yük taşıyacak yelkenli gemiler, bu ticaret hatlarını koruyacak, hızlı savaş ve karakol gemileri, Limanlarda hizmet verecek pilot tekneler, keşif tekneleri geliştikçe geliştiler. Her coğrafi bölge kendi şartlarına uygun yelkenli teknelerini , küçük sandallarını üretti, geliştirdi.

Sadece uskunakarın ortaya çıkışı dahi , apayrı incelenecek araştırılacak bir konu. Ancak biz , yelkenilirein özellikle son beşyüz yılda aldıkları gelişimden hareketle, modern diye adlandırılan dünyanın devinimine  bakarak, bu konuda artık bir otorite kabul edilen Arif Dirlik gibi bilim adamlarının önermeleri doğrultusunda yelkenli teknelerin evriminin nasıl olacağını öngörmeye çalışıyoruz.

Tam da bu noktada , uskunalara yoğunlaşmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Dünya tarihini doğrudan etkileyen önemli bir  yelkenli oluyor kendileri. Onlarda hop diye ortaya çıkmıyorlar elbette. Meşhur Akdeniz korsan ve hafif savaş gemileri şebekler  sanki bu uskunaların atası sayılabilirler. Üç direkli bu yelkenli gemi, orta direkteki daha büyük latin yelkeni ile klasik uskunaları çok andırıyor sanki.

Bu yelkenlilerin gelişimleri için söylenebilecek çok şey var elbette. Bakalım John Leather bu uskunalar için neler söylemiş..














Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 22 Kasım 2017, 06:37:46
Büyük bir hazla okuyorum.
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 09:06:00
Şebek..

(https://i.hizliresim.com/kXa1Lv.png) (https://hizliresim.com/kXa1Lv)

O dönemki deniz taşımacılığının kapasitesinin büyüklüğünü anlamak anlamak açısından ilginç bir örnek vermek mümkün. 31 Mart 1492 de dönemin İspanya kraliçesi İsabella Kilisenin de desteği ile bir ferman çıkarır. Ülkede yaşayan 300 Bin yahudinin ülkeyi terk etmesini ister.  BU yahudileri kimse kabul etmek istemez. Sadece Osmanlı kabul eder. 150 bin yahudi deniz yolu ile Osmanlıya göç ederler.

O dönemde 150 bin kişiyi belli bir zaman aralığında taşıyabilecek kadar gemi , tekne vardı demek ki.

İlk uskunalar Amerika Massachusetts te 1713 yılında görülmüş. Boston limanını tasvir eden bir resimde 1725 yılında limanda iki adet uskuna olduğu görülüyormuş.

Günümüze kadar korunmuş uskuna ise . Castletown Isle of Man İngiltere de kullanılan 26 feet bir şalopa olan Peggy . 1791 de Quayle ailesi için yapılmış. Leather , kitabında bu armanın , ' chebacco ' teknelerinin armalarının benzerliğine dikkat çekiyor. Bir önemli bilgi de buradan çıkıyor bu arada. Demek ki ' bizim 'şebekler ' sadece ispanyol ve Fransızlar tarafından değil, New England'da da üretiliyormuş meğer. Her ne kadar bilimsel olmasa da şebeklerin uskunaların gelişiminde önemli örnek teşkil ettiklerini söyleyebiliriz sanırım. Meşhur İngiliz denizciliğinin temelinde Akdeniz teknelerinin olduğunu görmek ilginç aslında.

John Leather uskunalar için daha fazla bilgiyi Basil Greenhill tarafından yazılan Merchant Schooners kitabını öneriyor. Ancak ticarette kullanılan uskunalar ilginç örnekler vermiş.

İngiltere'ye limon ve Portakal 1727 yılında Akdeniz den tedarik ediliyormuş. 1740 yılında Azorlar ve Kanarya adalarından da taze meyve ve sebze İngiltere ye gönderilmeye başlanmış. Bu ticaret,  hızlı ve özellikle hızlı giden yelkenlileri uskunaların gelişimi ile olmuş. Taze limon, portakal ve sebzelerin bozulmadan yetiştirilmesi gerekmekteimiş çünkü.

Tally Ho, Dart, March HAre, Forest Fairy, Fruit Girl.. o dönemin yat görünümlü son derece hızlı uskunalarıymış.

1840 lı yıllarda Liverpool , Falmouth, Salcombe, Birmixam Playmouth limon ve portakal ticaretinde almış yürümüşler. Uskunalar ile beş günde İngiltere'ye taze limon ve portakal yetiştiriliyormuş o dönemde. Londra ya ulaşması ise 7 gün sürüyormuş. Beş günde 1100 ila 1475 bahri mil yol yapılıyormuş.

Uskunaların gelişmesinde bir önemli etken ise tereyağı ticaretiymiş. Kİ malumunuz bu işte de hız ciddi önem taşıyormuş.



Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 22 Kasım 2017, 09:28:49
Ersin'in verdiği bilgiler doğrultusunda şu bilgileri de ekleyelim; Kimi düşünürler, globalleşmenin, hiç de 20. yüzyıla ait olmadığını çok eskilere gittiğini söylerler. Sahiden de, şu soru yerindedir; O kadar yelkenli Güneş Batmayan imparatorluğun haşmetmeapları ve sevgili prenslerinin gezmesi için mi yapıldı?

1850'lerde Marx; Kapitalizmin, kendi gelişimi için Gümrük duvarlarını kaldırmak zorunda olduğunu, ticari malların serbest dolaşımının kaçınılmaz bir şekilde sağlanacağını söyler.

Ersin'in aktardığı yük taşımacılığına, bu yönden baktığımızda, farklı soruları da kendimize sorabiliriz.



 
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 09:59:07
1890 lı yıllarda Uskunalarsız bir dünya ticareti düşünülemez hale gelmiş. Kolonileşmenin ihtiyaç duyduğu lojistik, hep bu uskunalar ile sağlanmış.

Yani efendim hani KOlonyal döneme bir logo yapılmak istense her halde bu bir uskuna resmi olurdu herhalde. Uskunalar özellikle atlantiğin iki yakasında mekik dokumuşlar resmen.

Aslında bu kolonyal yapıyı incelerken bunu, Hıristiyanlık misyonerliğini dikkate almadan incelemek ciddi eksiklik olur diye düşünüyorum. Neyse, bu konumuz değil .

bu arada yarış yelkenciliğinin temelinde de bu deniz ticareti yatmakta. Birbirleri ile yarışan uskunalar, limana giren ancak gel git yüzünden yanaşamayan teknelere verilecek pilot hizmetler için yarışan iş tekneleri..

O dönemlerde ortaya çıkan yat yarışçılığı bence altın yıllarını yaşamıştı herhalde.. Düşünsenize tek rakibiniz at yarışları ve olimpiyatlar.

Uskunalar tarih sayfasında yerlerini aldılar. Artık yoklar. Onların işini artık dev konteyner gemileri hatta araba fabrikası haline getirilmiş büyük gemiler yapıyorlar.

Ancak, Tüm bu gelişmelerin bir türlü beceremediği çok önemli bir detay var. 1700 den 1900 lü yıllara kadar olan dönemde kolonyal sistemin gelişmesine neden olan her şeyde temel kriter ucuzluk ve basitlikti.

Ticaret, rüzgar gücü ile yapılıyordu. Gemilerin malzemesi ahşaptı. İnsan sayısı az, kaynaklar yeterliydi. Evet , daha az güvenliydi belki ancak kesinlikle daha ucuzdu.

BUgün bile bu farkı görebilmek mümkün. 50 Feet bir motoryat İstanbul Bodrum arasında 50 bin TL civarında mazot harcıyor.

Varış süresi iki gün.  Aynı yol , 50 feet yelkenli tekne ile eğer sıkı yelkenciler de var ise neredeyse bedava yakıt masrafı ve süre beş gün..

Orana bakarmısınız lütfen..





Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 22 Kasım 2017, 11:44:37

Uskunalar tarih sayfasında yerlerini aldılar. Artık yoklar. Onların işini artık dev konteyner gemileri hatta araba fabrikası haline getirilmiş büyük gemiler yapıyorlar.


Araya bir saplama yapalım. Deniz taşımacılığının Dünya ticaretinde ne kadar önemli olduğunun çağdaş bir kanıtı. Üsteli bu çarpıcı çizelge sadece 1956 - 2013 yılları arasını kapsıyor.

(https://i.hizliresim.com/rJajOM.png) (https://hizliresim.com/rJajOM)
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 12:00:45
Şimdi efendim, ne yapmaya çalışıyoruz?  Temelde bir sosyoloğun ilerisi için mevcut sistemin nasıl devineceğinden hareketle, daha önceden nasıl devindiğini de anlattığından, bu çizgi içerisinde , geçmişte tekne gelişimlerinin sistem ile ilişkisini inceleyip, bundan sonrası için yorumlar yapacağız.

Tamam da bunu bir bilimsel yöntem ile yapmamız gerekmez mi?  İlerisi için bir çıkarım yapabilmemiz için yöntemimiz olmalı.

Daha mühendis gibi söylersek, bir matematik model oluşturmamız gerekir.

Yani bir fonksiyon yazacağız. sosyal bilimler okumuş, ancak lisede fonksiyonlar konusu geldiğinde bunun ne kadar saçma olduğunu düşünen tüm o dönem ki ve şimdiki matematik sevmeyen öğrenciler ilginç bir örnek olur belkide. ?

bir fonksiyon şöyle ifade  edilir.

y= f(x) ve bu formülasyon görsel bir grafik ile desteklenir.

Sevgili Cem Gür 'ün gönderdiği ticaret gemilerinin 2013 yılına kadar olan kapasite artışına bir fonksiyon yazabilirsek, 2013 -2020 arasını da bu gelişimin eğrisine göre tahmin edebiliriz.

Bilmem açık oldu mu.? Cem Gür'ün gönderdiği bilgiler ışığında yazılacak olan fonksiyon basit, bir bilinmeyenli. 2019 da kapasite ne olacak.? bir bilinmeyen var.

Oysa tüm fonksiyonlar böyle değiller. Daha çok bilinmeyen ve bu bilinmeyenleri etkileyen kat sayılar var.

y =2x+2 gibi mesela..

oysa ;

y2= 2x2 +3x +2 de bir fonksiyon.

Yani , tarihsel gelişime bakıp, yelkenli teknelerin gelecekleri ile ilgili bir fonksiyon yazmak , yani bir matematik model yazmaya kalktığınızda çok daha fazla bilinmeyen ve boyut ile karşılaşacağınız aşikar.

Yine de böyle bir mantık ile hareket ediyor olmak, bir yöntem belirlemeden tahminler yapmaktan daha sağlıklı.

yelkenli tekne gelişimi, y  ise zaman x oluyor bu durumda. biz , 1889 ile 1991 arasına bakıp, bir fonksiyon elde edebilrisek, 2020 için bir tahminde bulunabiliriz belki.


Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Recep Ertürk - 22 Kasım 2017, 15:12:32

Yani efendim hani KOlonyal döneme bir logo yapılmak istense her halde bu bir uskuna resmi olurdu herhalde. Uskunalar özellikle atlantiğin iki yakasında mekik dokumuşlar resmen.


Sevgili Ersin Reis

Konuyla kurduğunuz ilişkiyi, yaklaşımınızı tartışma dışı tutarak sadece alıntı yaptığım yerle ilgili bir not eklemek istiyorum.

Kolonyal dönemde deniz taşıtları atlantiğin iki yakasında mekik dokumadılar. Sacayağı bir güzergah izlediler.

İngiltere ve kıta Avrupa'sından incik boncuğu doldurup Afrika burnuna geldiler. Burada incik boncuk karşılığı köle satın alıp atlantiğin öbür yakasına gittiler. Orada köleleri indirip yerine değerli maden, tahıl, kürk, şeker, pamuk gibi maddeler yükleyerek Avrupa'ya geldiler.

Bu sacayağı çok uzun zaman sürdü. Köleliğin ve köle ticaretinin kaldırılmasına kadar. Ondan sonrası "emperyalizm çağı"dır.

Ayrıntılara buradan bakabilirsiniz.

https://www.nadirkitap.com/somurgecilik-tarihi-raimondo-luraghi-kitap7369828.html


Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 22 Kasım 2017, 19:08:04
./...

Günümüze kadar korunmuş uskuna ise . Castletown Isle of Man İngiltere de kullanılan 26 feet bir şalopa olan Peggy . 1791 de Quayle ailesi için yapılmış. Leather , kitabında bu armanın , ' chebacco ' teknelerinin armalarının benzerliğine dikkat çekiyor. Bir önemli bilgi de buradan çıkıyor bu arada. Demek ki ' bizim 'şebekler ' sadece ispanyol ve Fransızlar tarafından değil, New England'da da üretiliyormuş meğer. Her ne kadar bilimsel olmasa da şebeklerin uskunaların gelişiminde önemli örnek teşkil ettiklerini söyleyebiliriz sanırım. Meşhur İngiliz denizciliğinin temelinde Akdeniz teknelerinin olduğunu görmek ilginç aslında.


Yine bir saplama yapacağım.
Merak eden olur diye  220+ yaşındaki Peggy'i takdim ederim.
NB. Yelken planı ve arma ayrıntıları elde yeterli yazılı veri olmadığı için "yorumlanmış" yazıda öyle diyor ki bence de doğru.
https://afloat.ie/blogs/sailing-saturday-with-wm-nixon/item/23023-is-this-the-oldest-yacht-in-the-world (https://afloat.ie/blogs/sailing-saturday-with-wm-nixon/item/23023-is-this-the-oldest-yacht-in-the-world)

(https://i.hizliresim.com/JOMkv5.jpg) (https://hizliresim.com/JOMkv5)

(https://i.hizliresim.com/ZOaQm3.jpg) (https://hizliresim.com/ZOaQm3)

(https://i.hizliresim.com/Qp0Yqg.jpg) (https://hizliresim.com/Qp0Yqg)

(https://i.hizliresim.com/pGa81n.jpg) (https://hizliresim.com/pGa81n)

(https://i.hizliresim.com/EyB6oB.jpg) (https://hizliresim.com/EyB6oB)

Leather'ın kitapta sözünü ettiği "chebacco" /şebek tarzı tekneler şimdilerde ve bundan 100 yıl önce de "Pinky schooner " olarak tanımlanıyor.

Günümüzde Amerikalıların gururla korudukları bu pinky uskunaların  bizim Akdeniz Şebekin'den esinlendiği kıç uzantıları ve baş formları itibariyle çok bariz.

(https://i.hizliresim.com/6yE5Rk.jpg) (https://hizliresim.com/6yE5Rk)

(https://i.hizliresim.com/vJlnzD.jpg) (https://hizliresim.com/vJlnzD)

(https://i.hizliresim.com/yzvL2M.jpg) (https://hizliresim.com/yzvL2M)

(https://i.hizliresim.com/d7akqZ.jpg) (https://hizliresim.com/d7akqZ)
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Tan Kaan Özkan - 22 Kasım 2017, 20:37:46
Umarım konuyu dağıtmadan arada bir şey sormak istiyorum.

Bildiğim, 'chebacco' denilen tekneler, kuzey Afrikalı ve hatta taaa Barboros Hayrettin'in kullandığı Cezayirli tekneler. Yani Uskunaların atası. Amerikalıların sahiplendiği ve bizim de süreki 'uskuna' dediğimiz tekneler. Tekneler, armalarına göre sınıflandırıldığına göre, 'uskuna'dan önce Akdenizin bağrında, şebeklerin evrilmiş hali olan Guletler olduğuna göre ( Bodrum guletinden bahsetmiyorum, orjinal gulet) aslında, uskunalar bildiğimiz orjinal guletler. Akdeniz çanağının has evladları yani. Akdeniz çanağında Fransızlar İspanyollar, İtalyanlar Gulet diyor (Goélette, Goleta, Goletta) Yunanistan Skuna diyor, diğer ülkeler, Schoner, Schooner vs. Yanlış hatırlamıyorsam, Osmanlı donanması yenilenirken Batılı mühendislerin 'skuner' dediğini duyan bizimkiler, bir çok kelimede olduğu gibi, önce Yunanlar gibi Skuna demiş, sonra zamanla uskuna'ya dönmüş.

Birinci sorum, bu doğru mudur ?
Doğruysa,
İkincisi, orjinali gulet olan uskunaları/guletleri, Bodrum guletlerine çevirerek, %99 ticari ve 'modern' bir hale getirerek marka mı yaratmış olduk yoksa, bir tarihi ve mirası, günümüzün "kâr" odaklı ekonomik sistemlerine yem mi etmiş olduk ? 
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 21:56:41
Sevgili Kaan, senin bildiğin , benim de bildiğim.. Cem Gür , muhtemelen bize yardımcı olup,  daha  detaylı bilgi verecektir diye düşünüyorum.

Sevgili Recep reis, siz dikkat çekince benim de ilgimi çekti. Bu Leatherin kitabında 1700 lü yıllara uzanan tekneler ve armaları ve neden yapıldıkları var. Ama nedene bunların köle taşımacılığında da kullanıldığı pek bahsedilmemiş. Belki vardır da ben daha görmedim. Diğer benzer kaynaklarda da görmediğimi söyleyebilirim.

Ancak bu ne amaç ile kullanılır ise kullanılsın, teknelerin gelişimine engel olmamış işte. Tam tersine hızlandırmış.

BU arada bu yazdıklarım benim düşündüklerim ve çıkarımlarım. Her türlü eleştiri ve ekleme serbest. KOnuyu bölmekte de bir sakınca yok.

Soğuk kış gecelerinde değişik şeyler konuşalım istiyorum hepsi bu..
Başlık: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 22 Kasım 2017, 22:11:37
Umarım konuyu dağıtmadan arada bir şey sormak istiyorum.

Bildiğim, 'chebacco' denilen tekneler, kuzey Afrikalı ve hatta taaa Barboros Hayrettin'in kullandığı Cezayirli tekneler. Yani Uskunaların atası. Amerikalıların sahiplendiği ve bizim de süreki 'uskuna' dediğimiz tekneler. Tekneler, armalarına göre sınıflandırıldığına göre, 'uskuna'dan önce Akdenizin bağrında, şebeklerin evrilmiş hali olan Guletler olduğuna göre ( Bodrum guletinden bahsetmiyorum, orjinal gulet) aslında, uskunalar bildiğimiz orjinal guletler. Akdeniz çanağının has evladları yani. Akdeniz çanağında Fransızlar İspanyollar, İtalyanlar Gulet diyor (Goélette, Goleta, Goletta) Yunanistan Skuna diyor, diğer ülkeler, Schoner, Schooner vs. Yanlış hatırlamıyorsam, Osmanlı donanması yenilenirken Batılı mühendislerin 'skuner' dediğini duyan bizimkiler, bir çok kelimede olduğu gibi, önce Yunanlar gibi Skuna demiş, sonra zamanla uskuna'ya dönmüş.

Birinci sorum, bu doğru mudur ?
Doğruysa,
İkincisi, orjinali gulet olan uskunaları/guletleri, Bodrum guletlerine çevirerek, %99 ticari ve 'modern' bir hale getirerek marka mı yaratmış olduk yoksa, bir tarihi ve mirası, günümüzün "kâr" odaklı ekonomik sistemlerine yem mi etmiş olduk ?

İlk sorunun cevabı : DOĞRUDUR. Yani Akdeniz'in Akdeniz'e has tekne  Şebekler evrilip lingua franca da "gulet" olmuşlardır. Şebekler sadece Akdeniz'de cirit atmamış, İngiltere, İzlanda ve Batı Afrika kıyıarına da sefer yapmış teknelerdir.

Ama dikkat etmek gerek Uskuna/ schooner / skuna bir arma tanımlaması. Tekne tanımlaması değil. Şebek / Gulet / Goelette / Goleta da tekne tanımlaması. Yani guletler illa da uskuna arma taşımazlar, taşımıyorlar.

İkinci sorunun cevabını zaten sen vermişsin: %99 ticari ve 'modern' bir hale getirerek marka mı yaratmış olduk yoksa, bir tarihi ve mirası, günümüzün "kâr" odaklı ekonomik sistemlerine yem etmiş olduk.
 
Oysa ufku geniş insanlar  / yatırımcılar sadece parayı sevmeselerdi geleneksel yapıları turizme uygun hale tadil edip geleneği güncelde yaşatıp bir de üstüne geleneği satabilirlerdi.
Olmadı hiç değilse 3 -5 geleneksel tekne de inşa edip Fransız- İtalyan-Yunanlı gibi "bu da bizim geleneksel teknemiz. Gurur duyoruz" diyebilselerdi.
Başlık: Ynt: John Leather , the Gaff Rig handbook.. randa arma el kitabı ..
Gönderen: Öcal Turan - 22 Kasım 2017, 22:27:18
O zaman bende bir ekleme yapayım Ersin şu tereyağ taşıma mevzuunda.
Bu gemilerde tabiiki tereyağ taşınmıştır çok kısa mesafelerde ancak okyanus geçen yelkenli teknelerdeki tereyağ ın esprisi şu ;
Cebeli Tarık da bir kalıp tereyağ ı kaptan kamarasında bir kaba koyarlar ve güney rotasına devam ederlermiş. Ne zaman ki tereyağ erimeye başladı , ekvatora yakın ticaret rüzgarları bölgesine (Şimdiki Capo Verde civarlarına) geldiklerini anlayıp rotayı batıya kırar ve Atlantik i geçerlermilş o eski zamanlarda. :)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 22 Kasım 2017, 23:14:53
Bu arada ne kadar da güzel bir tekneymiş bu pinky schooner.. Dedim ya başlı başına incelenmesi gereken konu bu.. Ancak konumuz , yelkeni teknelerin gelişimini etkileyen kolonyal yapı sonrasında ortaya çıktığı, çıkacağı idda edilen post kolonyal yapı yelkenli teknelerin gelişimini ne yönde etkileyecek?

Bahsettiğim matematik denklemi yazabilmek için önce kimi kabuller ve verileri değerlendirelim.

Öncelikle Arif Dirlik üstadın öngördüğü post kolonyal yapının var olduğunu ve hızla gelişmekte olduğunu kabul ediyoruz. Eğer bu yok ise zaten bundan sonra yazacaklarımız laf salatası.

Çok kaba bir özetle arif Dirlik, globalleşme sayesinde markaların ve sermayenin dünyaya yayıldığını, bundan sonraki aşamada her coğrafyada yerelleşerek ya da yerel değerleri taklit ederek post kolonyal yapının kuruluşunun tamamlanacağını söylemekte.
Ancak , kolonyal yapının aksine, post kolonyal yapı artık yelkenlilere ihtiyaç duymuyor. Post kolonyal yapı , her türlü yerel değerleri kendi çıkarlarına göre yorumlayacak, değiştirecek ve taklit edecek.

Post kolonyal yapının en büyük dezavantajı maliyetlerin yüksekliği. Oysa kolonyal yapıda her şey çok daha az maliyetli idi.

post kolonyal yapı, kendi içerisinde çok ciddi çelişkiler ve handikaplar ile dolu. Üstelik , kıta Avrupası, bu post kolonyal yapı yerine hala kolonyal yapıdan da vazgeçmiş değiller. 

Belkide bu iki yapı arasında ciddi bir çekişme de yaşanacak ya da yaşanıyor belki de.

Yapı her ne olur ise olsun,  geniş toplum kitleleri faydasına olmadığı son derece açık. Çok tartışma kaldıran bir konu.  O yüzden biz , yelkenli tekneler üzerine etkisini tartışacağız.

Post kolonyal sistemde , eskisi gibi sıfırdan gelmek mümkün değil. Karşınızdaki sermaye artık çok büyüdü. Bir spor ayakkabı firması kurmanın güçlüğünü bir düşünün. Ya da yeni bir içecek markası yaratmanın güçlüğünü. sizler gerçekten Face Book gibi sosyal medya yapılarının sahiden tıfıl üniversite öğrencilerinin buluşu mu sanıyorsunuz yoksa?

Bağımsız işltmeler kurmak ve bunların ürünlerini marka haline getirmek artık çok ama çok daha zor. Post kolonyal yapı , öyle insanların çok boş vakitleri olsun, sosyal katmanlar oluşturmasını da istemiyor ya da istemeyecek. Ne boş zamanı? sitem için çalışacaksın.. para kazanacaksın ama onu da tasarruf edeceksin. Harcamayacaksın.

Hem siz para kazandığınızı mı sanıyorsunuz yoksa. ? Yani size birşeyler ödendiğini mi sanıyorsunuz? Bakınız hemen bir test yapalım. Parcıklarınız nerede? Bankada. elinizdeki cep telefonları ile girip, ne kadar paranız olduğunu görebilir, ne faiz aldığınızı da hesaplatabilrisiniz di mi? peki cebinizde kaç para var. ? (Hasan abi sen hariç, istisnalar kaideyi bozmaz:) )

evinizde ofisinizde çok para tutmuyorsunuz di mi..? sistem sizi korkutuyor çünkü.. Ya hırsız girerse.. ? Aman paracıklar , altınlar falan filan bankaya.. para artık sanal para. Şu bitcoin salgınından haberiniz yok mu daha?

Klişe oldu biraz ancak , çok çalışacak sisteme faydalı olacak ve sistemin size verdiği sanal para ile yetineceksiniz. Kendinize ayıracak öyle az zamanının var ve olacak ki size verilen bu sürede her şeyin en pahalısını tüketmek istmezmisiniz?

O zaman , lüks yelkenliler daha da lüks olacak. Boyları büyüyecek, inanılmaz teknolojiler eklenecek, siz bu marka teknelere sahip oldukça statünüz artacak , zenginler kulübüne gireceksiniz. Herkes sizi ve teknenizi parmakla gösterecek falan filan..

öfff bunları biliyoruz.. diyeceğin bu muydu diye düşündüğünüze adım gibi eminim. Hatta Kaan şimdiden acaba nasıl yapacak edecek işi Tayo MAr'a getirecek bakalım diye merak ediyordur eminim..

evet , yukarıda yazdıklarım hepimizin gözümüz önünde gerçekleşen ve bildiğimiz şeyler. Geçiniz..

fonksiyon yazıyoruz , yani bir matematik model yazıyoruz değil mi? eh bekleyin anacım biraz.. Sihirli formül.. pek yakında ..

Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 23 Kasım 2017, 05:55:27
Bu arada sevgili Recep reis, belki siz biliyorsunuzdur, ancak ben Arif Dirlik'in kitabından öğrendim bu Pasifik kıyısı sömürgeciliğini.

Amerika kıtasının sömürülmesinden iyice tecrübe kazanan Avro Amerikan düşünce yapısı artık çok daha organize bir şeklide pasifik kıyısı olarak adlandırılan coğrafyada inanılmaz bir yerel halk kıyımı yapıyor ve lokal kültürü inanılmaz derecede aşağılayıp yok ediyor.

Coğrafya yerlilerinin doğa ile barışık , ve bu duruma uygun olarak geliştirdikleri kültürler büyük bir kıskançlıkla yok edilmiş. Dirlik, özellikle İngiliz Misyonerler derneği tarafından yayınlanan görüşlerden alıntılar yapmış ve insan okurken tüyleri diken diken oluyor. Özellikle aborjinler için düşünülen ve yapılan kıyım, Mayaların soykırımından çok da farklı değil aslında.

sonuçta şu açıdan bakarsanız, Dirlik gidişatın hiçte iyi olmadığını söylüyor.

Problemin temelinde sistemin ihtiyaç duyduğu devasa enerji ihtiyacı ve bu enerji ihtiyacının her geçen güm maliyetinin artması bu canavar yapı için en büyük sorun.

İşte bu yapı tam da buradan çökecek. Çöküyor da. hiç ısı pompası diye bir şey duydunuz mu? bildiğiniz buz dolabında kullanılan basit bir teknoloji. Evlerde kullanılıyor artık, Doğalgaz kombileri kadar ucuz değil belki anacak yakında ucuzlayacak.

Çok az bir enerji ile , yani güneş enerjisinden üreteceğiniz elektrik ile evinizi ısıtıp soğutabiliyorsunuz artık. Pek yakında fosil yakıtlara dayanan ısıtma sistemleri tam da bu yüzden terk edilecek. Ciddi pazar kaybedecek. Bu ısı pompalarının tekne versiyonları yakında çıkarlar. Belki çıkmışlardır da.

Aslında herşey gözümüzün önünde oluyor aslında. Şimdi çok iddalı bir laf edeceğim. Bu topumuzun nefret ettiği ancak bir şekilde parçası olduğu iğrenç yapının sonunun yelkenciler getirecek. Yani bizler.

Bildiğiniz biz.. Tiryaki, Bülent, Aali, Oğuz, Dilek, Mustafa abi , Ahmet, Hasan Abi.. ne bileyim bizler işte..

Geçenlerde yazmıştım deniz çingeneleri diye.. Orhan abi geçen sezon üç ay alargada kaldı. Hasan abi Kadans ile günlerce Emel Sayın koyunda kalıyor. iki güneş paneli, tüm ihtiyacını olmasa da çok önemli ihtiyaçlarını karşılıyor. Yakında tekneler için üretilmiş ısı pompaları ile teknesini soğutacak ya da ısıtacak. Üstelik fosil yakıt kullanmadan. Keza ihtiyaç duyduğu enerjinin bir kısmını da rüzgar jeneratöründen karşılayacak.

Çok yakın gelecekte , elektrikli motorlar teknelerdeki dizel motorların yerini alacak. Aynı şey sadece deniz için de değil, Otomobil teknolojisinde de yaşanacak. Karavan arabalar inanılmaz gelişecek.

Yani , hayatlarımızı konforlu bir şekilde sürdürmek için ihtiyaç duyduğumuz enerji miktarı aslında o kadar da fazla değil. Enerjinin büyüğünü bu vahişi düzen kullanıyor aslında.

Fazla değil 20 yıl içerisinde fosil yakıtlar hayatımızdan çok büyük oranda çıkmış olacaklar. Ben dürüstçe itiraf edeyim, bu durumda Arapların suratını görmeyi çok istiyorum. Nitekim son on yıl içinde petrol fiyatlarındaki duruma bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlatmış olurum sanırım.

Elbette petrole duyulan ihtiyaç bitmeyecek. Malumunuz bir çok şeyin ham maddesi oluyor kendileri. Ancak yakıt olarak kullanılmıyor olması bile çok şeyi değiştirecek.

Toprağa bağlı hayat , tekrar canlanacak. Cam ve cam kaplar tekrar ve çok daha fazlasıyla hayatımızda olacaklar.

Bu yıl , ilk defa İstanbul'u terk edenlerin sayısı , gelenleri geçmiş.

İnsanlık hızla yaşlanacak ve bu yüzyıl sonunda dünya nüfusu azalmaya başlayacak. Yaşlanmış ve tecrübelenmiş insanları sömürmek artık eskisi kadar kolay olmayacak.

İşte , bir yerden bir yere rüzgar gücü ile gidebilen, kendi kendine yetebilen yelkenli tekneler ve yelkenciler  tüm toplum için bir rol modeli olacaklar. Sistemin çöküşünü yelkenliler başlatacaklar.

güneş ve rüzgar enerjisi ile kaldığı koyda akülerini şarj edebilen, aydınlatma sorununu led ile çözmüş, ısı pompası ile ısınıp, yazın klimasını çalıştırabilen, su yapıcısı ile tatlı su ihtiyacını karşılayan, bir yerden bir yere ağırlıkla rüzgar gücü ile gidebilen, her türlü hava tahminini elindeki cep telefonundan takip edebilen, kendi kendine yetebilen tekneler ve bunları kullanan yelkenciler toplumu dönüştürecekler.

Tekne yapım yöntemleri tamamen değişecek. O çok beğendiğiniz fiber tekneler, şimdi ahşap teknelerin gördüğü muameleyi görecek. Geri dönüşümü olmayan fiber teknolojisi yerine , fabrikasyon alüminyum ya da galvanize daldırılmış saç yelkenliler fiberin yerini alacak. Aynı otomobil teknolojisi gibi her on dakikada bir gövde çıkacak.

Ancak , arma ve form çok değişecek. Bakınız yelkenli tekneler gelecekte nasıl olacaklar.

Yawl , yani çift direkli kotra arma vazgeçilmez olacak. Ütü kıçlı yelkenliler tamamen terk edilecekler. bunun yerine limuzin vari daha dar ancak daha uzun yelkenliler ortaya çıkacaklar. Ana yelken tamamen terk edilecek , tekne direk boyları kısalacak, gurcatalara gerek kalmayacak. tekneler kesinlikle civadralı olacaklar. Artık ana yelken olmayacağı için bu kaçınılmaz olacak. Kabuk kesinlikle double ender , yani başı kıçı bir halde olacak. Tekneler başı kıçı bir olunca kıç bölümde artık yeterli yer olmayacağından üstelik teknelerde artık ana yelken olmadığı için center cockpit olacaklar. Havuzluk ortada olacak. Üzeri tente ya da davlunbaz ile kapatılacak ancak büyük güneş panelleri bu tentenin üzerinde olacaklar.

Cruiser yelkenlilerde Kotra arma ya da büyük ancak kendinden tramola atan floklar kullanılacaklar. Bunlar modern yawl yelkenliler olacak. Mizana direği teknenin en gerisinde olacak ve bu direk üzerindeki bocurum yelken , kendisi kontra değiştirebilen bir randa arma yelkene sahip olacak.

Tekneler daralıp, eski formlarına geri kavuşacak ancak boyları uzayacak. Ağırlık merkezi ana direğe yakın olacak ki mizana direği üzerindeki bocurum, randa yelken , öndeki flok ve trinketi dengeleyebilsin. Teknenin boyu uzayınca hızı da artacak.

Yani daha küçük yelken alanı ile daha hızlı gitmek mümkün olacak. yelken kullanımı kıçtan takma motor kullanmak kadar basit olacak böylece. güverte üzerinde nerede  ise hiç yelken olmayacağı için istenen konfor rahatlıkla temin edilebilir olacak.

Üstelik tekne boyu uzayınca kabinlere girişler güverte üzerinden ayrı girişler ile olabilecek. Böylece ilave bir özel yaşam alanı belirecek.

Yelken alanları küçülünce , mükemmel form tutan lamine yelkenler daha ulaşılabilir fiyatlarda olacak. Direk boyları kısalınca , haliyle salma yapıları da değişecek. Muhtemelen torpil salama vazgeçilmez bir hal alacak. ancak daha kısa olacak.

,Civadra vazgeçilmez olunca balon yelken kullanımı basitleşecek ve ana yelken olmayan geniş güvertede bu yelkenin basılması daha kolay olacak. Balon yelkenler  artık ana yelken olmadığından valena yelken tarzinda teknenin başından kıçına kadar olabilecekler.

Böylece hafif havalarda gereken ilave yelken ihtiyacı bu balonlaştırılmış valena yelkenler ile sağlanacak. Hafif havalarda kullanılacak bu valena balon yelkenler, büyük cenova ihtiyacını da tamamen ortadan kaldıracaklar.

Tekne boyu uzamış, açık güverte böyle bir yelkenlide şezlong açıp, güneşlenmek, tente altında masa kurup, normal şezlonglarda yemek yemek mümkün olabilecek.

Başı kıçı bir, swan tarzı uzun bir gövde , küçük yelken alanları ile kolaylıkla yelken yapılmasını ve istenen süratlere kolaylıkla çıkılmasını sağlayacak.  Boyu uzamış olan yelkenli dalgalı hava da da daha üstün konfor sunacak. Küçülen yelken alanları bunların abarmasını da kolaylaştıracak..

Geleceğin yelkenlileri , tarih içinde gelişmiş tüm yelken teknolojisi ile günümüz ihtiyaçlarını harmanlayarak denizci ve aynı zamanda son derece konforlu ve ucuz bir yelkenliyi ortaya koyacak.



Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Özgür Ökten - 23 Kasım 2017, 10:17:17
Ne güzel anlattın ha.. ilk seçimlerde oyum sana Ersin! :D

öZgür (tapatalk)

Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Çetin Güner - 23 Kasım 2017, 10:50:06
Benim de  :D
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Recep Ertürk - 23 Kasım 2017, 11:55:50
:)

Güzel sohbetler oluyor, güzel yazılar okuyoruz da bir sorun var.  Amerika'yı ilk kendimiz keşfetmiş gibi davranıyoruz. Tabii arada bilgi yanlışlığı, kafa karışıklığına yol açacak değerlendirmeler de oluyor.

İlk olarak unutmayın, kolonyalizm tartışması da emperyalizm tartışması da Batılıların iç tartışması olarak başlar. Batılıların sömürdüğü, tahrip ettiği coğrafyalardan yetişen insanların bu tartışmalarda söz söylemeye başlaması son 30-40 yıldadır. Birkaç isimle sınırlıdır.

Sözgelişi Hindu coğrafyasından ya da İslam coğrafyasından Batı yayılmacılığına karşı bir tutum oluşturulmuş ve geliştirilmiş değildir. Geleneksel araçlarla (gerek düşünce gerek teknoloji) yapılan çıkışlar başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İçe kapanma da çözüm olmamıştır. Bu birden çok bilgi alanını kapsayan derinlikli bir tartışmadır ve sürüp gidiyor. Bizim haberdar olmamamız belki mutlu mesut yaşamamızı sağlıyordur ama olaya bir katkısı yoktur.

Okyanus adalarının ve başka kıtaların sömürgeleşmesi meselesi sanıldığından daha derinlikli bir meseledir. Ayrıca Maya, İnka ve Aztek uygarlıklarının tahribi ile okyanus adalarında uygarlık dışı halkların ya da Kızılderililerin tahribi ve Batılılaştırılması aynı şey değildir. Birisi uygarlıktır. İleri bir örgütlenmedir. Diğeri avcılık-toplayıcılık hayatı yaşayan tarihe çıkmamış toplumlardır. Doğrudur. Batı yayılmacılığı bu halkları genel insanlık tarihine katmıştır. Ama bunu yaparken de tahrip etmiş, kendi kimliklerini ortadan kaldırmıştır. (Yine bu konuya da ilk eleştiriler Batılılardan gelmiştir)

Ama aynı Batı, aynı başarıyı Asya ve Afrika coğrafyasında gösterememiştir. Oraları işgal etmiştir. Egemenliği altına almıştır, kaynaklarını yağmalamıştır tahrip etmiştir. Ama yok edememiştir. Batılılaştıramamıştır. Hatta daha öteye bu halkların inanç ve kabulleri Batı'daki çizgi dışı nüfusça benimsenmektedir. İlk akla gelen Muhammed Ali örneği, daha yakınlarda da FKP (eski) politbüro üyesi ve Fransa parlamenteri yazar Roger Garaudy'nin öyküsüdür. Başka da çoktur. Uygarlıkların tahribini aborjinlere indirgemek olayın vahametini küçültmekten başka bir şey değildir.

Şimdi bunlar başka konular, amatör denizcilik forumu konuları değil.

Yelkenciliğin geleceği ile ilgili "fütürist" temalı ifadeler, anlatımlar güzel, hoş sevimli. Ama biz daha standart üretim tekne yapıp dünyaya satacak örgütlenmeden yoksunuz. Paramız varsa, az biraz çaba gösterirsek bu altyapı ve insan malzemesi ile (bile) biz kendimiz de böyle bir adet tekne yapabiliriz. Bu bir başarı değildir.

Şimdi sadece "arma kitabı" ve bir devşirmenin oradaki tartışmaları buraya taşıdığı metni ile bu konular anlaşılamaz. Açıklığa kavuşturulamaz. Sadece denizle ilgili olarak bile daha derinlikli okumalara ihtiyaç vardır. Kaldıki, o rehber metin ayırdında olmasa da Batı egemenliğinin iç problemlerini tartışmaktadır. (size ait "gidişatın iyi olmadığı" bunun en iyi ifadesi)

Unutmayalım, denizin ve denizciliğin de bir ideolojisi vardır. Bir kara toplumu olarak biz Türklerin buna nüfuz etmesi de kolay değildir. Kaldıki, dünya tarihinde "deniz göçebesi" olarak yer almış toplumlar bile bugün Batılılaşmış ve sisteme entegre edilmişlerdir. Çöl göçebelerinin ve bozkır göçebelerinin hali malum. (yerleşik uygarlıklar var olduğu için) Göçebeler dünya tarihinde çok önemli roller üstlenmişlerdir. yeniden göçebeliğe soyunmak buradan rol kapacağımız anlamına gelmez. Bugün İzlanda'da bile arkeolojik kazılarda Çin porseleni çıkıyorsa bu göçebelerin rolü ile alakalıdır.

Deniz ve denizciliğin ideolojisi ve bu ideolojik kavrayış içindeki eylemler konusunu çalışırsanız ciltler dolusu kitaplar yazabilirsiniz. Ama kolay değildir. Çalışmak gerekir. (çalışılırsa çok da iyi olur. "1492'nin şafağında bilgi ve teknoloji açısından eşitken nasıl oldu da yaya kaldık. Hatta eski savaş alanında 1492'den yarım yüzyıl sonra onları yenebilirken, sonraki yarım yüzyılda ve sonrasında nasıl hep yenildik. Bunları da öğreniriz.  Hind denizinde yüzecek gemi yapamadık ve çuvalladık" konusunu da belki anlayabiliriz)

Bu ideolojiyi anlama açısından iki çok basit şey,

1- Agamemnon size ne ifade ediyor
2- Missouri size ne ifade ediyor

konusunu düşünmenizi öneririm.

:)

Teşekkür ederim. Adımı anarak sohbete, iletişime davet ettiğiniz için.
5 mil yarıçaplı günlük seyir coğrafyamı, "rağmen" artırmaya, genişletmeye çalışıyorum. Şimdilik kaygım bu.

Bu açık iletişimde mesleği nedeniyle Ersin Reis'e bir de kişisel not. "Mühendisler ve İdeoloji" gibi konuları okumasını öneririm.







Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Tan Kaan Özkan - 23 Kasım 2017, 12:47:24
Ersincim, öncelikle ilgi ve merak okuyorum emin ol.

Fazla derine inmeden, son yazında işaret ettiğin öngörülerin üzerine gerçekleşen ve gerçekleşecek olduğunu düşündüğüm bir görüş belirteceğim.

Öncelikle, enerji kaynaklı yapı üzerinden olacak olan değişikler üzerinde hem fikiriz ancak bunu çok daha önceden görmediklerini ve aynı ekonomik sistemi, yakın gelecekte ki değişiklere göre alt yapısının hazırlanmadığını düşünmek hatta uygulamaya konmadığını düşünmek naiflik olur.

Kişilerin bu sistem içerisinden kendisi sıyırma çalışmaları son 10 yıldır iyice hızlansada çok kısıtlı bir topluluk bunu yapıyor. Örneğin, daha önce de yazmıştım, Amerika da offgrid yaşam kurmak iseyenlerin, eyaletler bazında nasıl engellenmeye çalıştıklarını. Çünkü, ekonomik yapının beslenmesini engeleyecek her şey şimdiden çeşitli bahanelerle yasaklanıyor. Vergi vermek zorundasın, sürekli takip edilebilir ve sana verilen tüketim miktarını bir şekilde yakalamak zorundasın. Bakma sen İstanbul'u terkedenlere, %99 u sistemin içerisinde. Gittikleri yer tekneleri olsa ne farkeder, geride bıraktıkları için vergisini verdiği, gittikleri yer için vergisini verdiği, takip edilebilir olduğu, telefon, elektrik, su, yiyecek vb şeyler için ödeme yaptıkları sürece nerede, ne yaptığını bir önemi yok. Sistem seni, bunun içinde kalmaya zorluyor ve zorlayacak.

Aynı şey konumuz olan tekneler içinde geçerli.
Teknoloji ile beraber, yakıt istemleri, haliyle motorlar, yenilenebilir enerjiler ile beraber, tekneler değişecek mi ? Kesinlikle ama benim fikrim beklentin yönünde olmayacak. Yelkenden gerçekten keyif alanları bir kenara koyarsak, yelkenli sahibi olanların çok çok büyük bir kısmı sadece "bedava yakıt" olduğu için alıyor. Yoksa, kendine yeten elektrikli bir motor olduğunu ve giderin çok düşük hatta hiç olmadığını düşün. İnan ki bir çok yelkenli sahibi yelkenlinin yüzüne bakmaz.  Dediğin gibi yapım malzemelerinin geliştiği, elektrik sistemlerinin, güneşten ve rüzgardan elde edildiği, ki hidrojen yakıt hücreleri ciddi gelişim göstermekte, asıl hedef onlar. 
Okyanusu 3-5 günde masrafsız geçebilecek yetenekte motor yatların oduğunu düşün. Şimdi, yeni ve 40-55ft arası bir yelkenliye 250 ile 1,000,000€ arası verilirken, gelişen teknoloji ile daha uygun fiyata 70-100ft üstelik yakıt ihtiyacı duymayan, ciddi konforlu motoryatlar olabilir.

Bu durumda geleceğin yelkenlilerini görme ihtimalimi daha da azaltmaz mı ?

Yerine konulabilecek mükemmel bir ekonomik sistem yok, daha iyisinin bile bulunabileceği şüpheli.
Bu durumda, her şey kişisel doyum ve yaşam felsefi ile sınırlı kalmaya mahkum. Sistemin kökten yıkılması mümkün. Sadece, geleceğe yatırımı, geçmişten yaptığını bilmek bile bunun yıkılamaz, sadece yüzyıla uygun şekilde evrilebilir olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 23 Kasım 2017, 15:06:02
Recep reis , tavsiye  ve katkılar için teşekkürler.

Sevgili Kaan, sana da yorumların ve katkıların için teşekkürler.

Biliyorum biraz uçuk duruyor yazılanlar ancak gelecekte yelkenlileri yeniden gündeme taşıyacak en önemli unsur senin de öngördüğün bu 'bedava ' enerji olacak.

satılmaya değmeyecek basitlikteki yelken teknolojisi , yeni teknolojiler ile birleştirildiğinde , ortaya çıkacak olan tekneler, Hem arzu edilen konforu yakalayacak mekanı yaratacaklar , hem de daha uzun seyirler yababilecek Ocean going  denilen süratli tekneler olacaklar. Kolaylıkla kullanılabilen yeterli büyüklükteki yelkenler her zaman ciddi bir alternatif olmaya devam edecekler.

Şu anki marka odaklı , yelkenlilerin tarihsel gelişiminden kopuk, tekneler belki yine olacaklar. Ancak benim anlatmaya çalıştığım türde bir farkındalık sayesinde yelkenli tekneler daha ulaşılabilir ve ikamesi sürdürülebilir olacaklar. Kısa salmalı belkide hareketli salmalar ile kıyılara yaklaşmak belkide daha kolay olacak. Elbette bunlar ne yazık ki ülkemiz ölçeğinde olmayacak. Bizler bu gelişimi izleyip bu ürünlerin müşterisi olacağız elbette.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 23 Kasım 2017, 16:08:59
Bütün bu bilgi aktarımı, paylaşımı ve yorumlardan sonra bir kaç sorum olacak.
Sorularımın dayanağı da " yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi görmezden gelinir, yok edilir yada küçümsenir. " önermesi olacak.

Ersin'in hızını kesmeden okumaya devam.....
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 23 Kasım 2017, 16:10:02
Ben de sapma olmaması için yazının sonunu bekliyorum.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 23 Kasım 2017, 16:26:09
Bu arada Öcal Reis bugün Fasbok da Vahap Munyar'ın bir makalesini paylaştı. Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı Cengiz Kaptanoğlu'nun sıraladığı bilgileri burada paylaşmakta fayda var.

Her ne kadar bizim amatör denizcilik çerçevemiz genelin içinde çok küçük bir pay ise de Neyiz? ve neredeyiz? sorularının cevapları:

- Türkiye’nin kıyı şeridi 8 bin 333 kilometre. Deniz ve iç su alanları 25 milyon hektar. Bu, orman alanlarından fazla ve tarım alanlarına eşittir. Nehirlerimizin uzunluğu 178 bin kilometre. Nüfusun yüzde 55’i denize kıyısı olan 28 ilde yaşıyor.

Su yolu uzunlukları:
- Çanakkale Boğazı (37 mil), Marmara Denizi (110 mil) ve İstanbul Boğazı (17 mil), Karadeniz-Ege arasındaki 164 deniz millik suyolu siyasi, askeri ve ticari açıdan hayati ödeme sahip.

Bu potansiyelin “Denizcilik Bakanlığı” tarafından yönetilmesi gerektiğini savundu:
- Denizcilik, “deniz ulaştırması”nı da içeren geniş bir kavram. “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı”nın adında denizcilik iki ayrı yer ve boyutta var. “Ulaştırma”, deniz ulaştırmasını da kapsıyor. “Denizcilik” kelimesi, ulaştırma modu dışındaki çerçeveyi ortaya koyuyor. Denizciliğin Ulaştırma Bakanlığı’nın içerisine sığmayacağı görülüyor.

Avrupa Birliği’nin (AB), sektöre yaklaşımına dikkat çekti:
- AB, denizciliği refah, kalkınma, krizden çıkma, rekabet gücünü artırma, istihdam sorunlarını çözme gibi hedeflere ulaşmada en önemli araç haline getirdi. Gemi inşası, istihdam ve kalkınmada lokomotif sayılıyor. İklim sorunu nedeniyle yük ve yolcuların deniz taşımacılığına daha fazla kaydırılmasına çalışılıyor.

AB’nin denizcilik sektörünün rekabet gücünün artırılmasına büyük kaynak harcadığını kaydetti:
- AB Komisyonu’nda Ulaştırma Bakanlığı’nın yanı sıra “Denizcilik ve Balıkçılık Bakanlığı”nın da bulunması, denizciliğe verilen önemi gösteriyor.

Türkiye’nin dış ticaret yüklerinin yüzde 90’ının deniz yoluyla taşındığına işaret etti:
- Bu taşımanın yabancı bayraklı gemilerle yapılması cari açığı artırıyor. Bunu önleyecek güçte milli filo oluşturulması, güçlü denizcilik idaresi ile mümkün. Türkiye, 2023 ihracat hedefine ulaştığında yıllık navlun harcaması 30 milyar dolar olacak. 32 milyon DWT’luk Türk deniz ticaret filosu 27 milyon DWT’a geriledi. Gemi inşada da gerileme var.

Önemli not: Bütün bu verilere rağmen Amatör Denizciliğin önerilen "Denizcilik Bakanlığı" bünyesinde olmaması gerektiğine inanıyorum
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 23 Kasım 2017, 21:58:13
efendim, katkılara her zaman açığız, makale yamıyoruz, doğrudur idiye tutturmuyoruz da .. sallıyoruz işte öylesine.. belki bir ikisini tuttururuz diye.

500 yılın tarihi gelişiminde muhtemeldir ki eksik çok şey var. Ancak , bu sitemin , yelkenli tekne ve gemilerin gelişimini nasıl etkilediği somut bir gerçek.

Alıntılar yaptığım iki kitapta da bu yönde eksiklikler olduğundan alıntılayıp, kendi yorumlarımı yazıyorum. Şöyle ki,

Arif Dirlik, bu yapının araçlarını belirtmemiş. Muhtemel gerek duymamış, John Leather de o dönemde yapılmış uskuna sayısını ve model gelişimini yazmış anacak bu talebin doğuşunun arkasındaki dinamikleri yazmamış.

Ben de bu ikisinin bilgi birikimini harmanlayıp, geçmişte yelkenli teknelerin gelişimine neden olan dinamiklerin doğurduğu sonuçları çıkarıp, bu sefer Arif Dirlik in gelecek üzerine yaptığı önermeleri doğru kabul edip, yelkenli tekne gelişiminin nasıl olacağını tahmin etmeye çalışıyorum.

BUnu yaparken de sınırlı ve elbetteki yanlı yelken görüşüm ile yapmaya çalışıyorum. O yüzden farklı tecrübeli reislerin katkıları önemsenmektedir.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Recep Ertürk - 23 Kasım 2017, 23:44:53

Sevgili Ersin Reisim
Buhar icat olduğunda yelkenin pabucu genel olarak dama atılmıştı. Tabii sadece icat olduğunda değil, buharın üretime uygulanması ile. Demiryolları da at deve taşımacılığını öldürdü. Yine tarımsal üretimde hayvan enerjisi kullanımını..

Nerede okuduğumu hatırlamıyorum. 1800'lü yıllarda buharlı araçlar yapılmaya başladığında İngiltere'de 2,5 milyon at var. 10 yıl sonra 50 bin at kalıyor üretimde-ulaşımda kullanılan.

Düşünebiliyor musunuz bunun yarattığı toplumsal değişimi. Binlerce nalbant işsiz. At bakıcısı, at üreticisi aç, nal, mıh, koşum vd üreten binlerce işsiz.

Bu tarihten sonra artık yelken, spor aracıdır. Eğlence aracıdır. Keyif aracıdır. O nedenle de İngiltere'de soylular ve orta sınıflar ilgi gösterir yelken yarışlarına filan. Bizim eskiler "tenezzüh teknesi" derler. Rahmetli Sadun Boro "kotra" derdi yelkenli teknesine. "Kotra sözcüğü erken cumhuriyetin lüküs hayat operetinde de geçer. Lüks ve bedava zenginliğin, çalışmadan yaşamanın sembolü gibidir.

Yelken binlerce yıl zenginlik üreten bir araç olarak çok iyi işler çıkarmıştır. Buna yeni kıtaların bulunuşu da dahil. Sonra ise zenginlik üreten araç olmaktan çıkıp, zenginlik tüketen ve zenginlik gösteren kategoriye dahil olmuştur. Bugün bile hala büyük ölçüde öyle görülür. İçinde olanlar bilir ne olduğunu :)

İçimizde aileden (ve çekirdekten) denizci-balıkçı arkadaşlarımız var. Onlar bilir denizin çilesini.

20. yüzyılda ise yeni bir trenddir yelken. 19. yüzyıl sonlarının gezginlerinin ilhamı ile dünya denizlerini gezen, tanıyan, tanıtan uzun geziler sınırlı sayıda insana kısmet olmuştur. "Turizm" diye bir sektörün doğuşu ile de yelken yeniden sınırlı düzeyde yaygınlaşmıştır.

Yeni enerjilerin bulunuşu ve yeni bilimsel buluşların üretime uygulanması ile yelken sosyal hayattan, katma değer üretmekten çekilmiştir. Bugün artık American Cup, Volvo Ocean, wooden boat gibi prestij yarışlarda bir gelenek sürdürülmektedir. Gelenek sürdürülmektedir ama ilkçağdan 15. yüzyıla denizin ideolojik misyonunu artık uzay araçları üstlenmiş gibidir. Yelkenle ilgili olarak değer üretmesi açısından sorulacak soru  NBA ligi ya da Formula yarışları kadar hasılat üretip üretmediğidir.

Yelken, bir de amatör deniz tutkunlarının meşguliyetidir. Sörften süper lüks yelkenlilere kadar geniş bir yelpazesi vardır. Daha fazla misyon yüklememek gerekir.

Hele hele toplumsal misyon hiç yüklememek gerekir. Şayet üstleneceği toplumsal misyon otomobilden fazla olsaydı siyasilerimiz "milli ve yerli" otomobil yerine "milli ve yerli yelkenli" mavrası yaparlardı.

Kayıklarımızla denizin ve rüzgarın tadını çıkaralım.

Ama elbette konuşalım, tartışalım. Denizin ve deniz araçlarının dünya tarihindeki ilişkilerdeki öneminin farkında olalım. Yelkenin büyüsüne kapılmamış olsaydık biz muhtemelen hiç karşılaşmayacaktık. Tutkumuzun tadı her şeyin üstündedir.

Selametle...




Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 24 Kasım 2017, 21:21:58
Bitti mi Ersin?
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 24 Kasım 2017, 21:53:22
Bitti mi Ersin?

Ne acelen var Bülent?
Baksana daha şunu okuyamadık ki ! "fonksiyon yazıyoruz , yani bir matematik model yazıyoruz değil mi? eh bekleyin anacım biraz.. Sihirli formül.. pek yakında .. "

Havada kaldı belkenen matematik model  ;)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 24 Kasım 2017, 21:56:32
Abi bir açığını yakaladım; pusuda bekliyorum :)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 25 Kasım 2017, 10:47:30
Bıyık altından gülün daha siz.. :)

Hem korkmayın, bu gelişmeler bizim ülkemizde olmayacak. OLmuyor da.

Bugün , bizim yüzüne bile bakmadığımız smart tarzı küçük arabaları Avrupalılar çılgın gibi kullanıyor. Küçük motosiklet kullanımı Avrupa da inanılmaz boyutlarda. Neredeyse arabadan çok motosiklet var. Keza bisiklet , elektrikli bisiklet kullanımı çılgın gibi artıyor. Elektrikli arabalar çılgın gibi fosil yakıtlı arabaların yerini alıyor.

İlk darbe doğalgaza gelecek, bahsettiğim ısı pompaları ki artık kullanılıyorlar , doğalgaz kullanımının sonunu getirecek. Benzer şekilde fosil yakıtlar ısınma ve ulaşımdaki kullanımlarını terk edecekler. Sadece ham madde olarak kullanılacaklar. Hal böyle olunca fosil yakıtları  ham halde taşımak gerekmeyecek.

Yüz yıl önce uskunaların başına gelenin bir benzeri , aynı dinamik yüzünden büyük tankerlerin başına gelecek. Elektirik enerjisi kapasitesi belli kablolar yerine mikro dalgalar ile iletilecek. BU zaten başlıbaşına bir devrim olacak. Daha uçuk kaçık bir çok gelişmenin yolu açılacak. Uydu jeneratörleri gibi.. Bu jeneratörler uzayda güneşten son derece verimli bir şekişde elektrik üretecek ve bunu dünyaya mikro dalga olarak gönderecekler.

Doğal ürünlerin endüstriyel olarak üretilmesi en karlı yatırım olacak. Çünkü geri dönüşüm fazla değil önümüzdeki 30 yılda herşey olacak. Geri dönüşümü olmayan  hammaddenin üretilmesine izin verilmeyecek.

Çevre bilinci çılgınlık noktasında olacak. Gelişen ve aslında ciddi şekilde kullanılmaya başlanan internet teknolojisi ile uzaktan eğitim, ilkokul seviyesine kadar inecek. Velilere müjde.. Çocuğun okulu bitsin ,yazlığa gidicez ıstırabı sona erecek.

Bu gelişmeler sonucunda yere göğe sığdıramadığınız fiberglass kullanılmıyor olacak. Cam yününü birleştirecek muhtemel geri dönüşümü olan başkaca bir kimyasal bulunacak. (fiberglasın granül hale getirilip kullanılması geri dönüşüm değil bu arada karıştırmayalım)

Ahşap teknelerde artık gelişmiş endüstriyel ahşap kullanılacak. Ancak artık yat malzemesi olarak fiberglasın yerini saç , sonrasında ise Alüminyum alacak.

Ama en büyük değişiklik yeleknli teknelerin armalarında yaşanacak..
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 25 Kasım 2017, 11:19:03
Deniz profesyonelleri önce buhar makinesi ve sonrasında sıvı yakıtlı motorların teknelerde kullanılması ile yelken teknolojisin terk etmişlerdi. Recep reisin yazdığı gibi , yelken bu süreçte ve öncesinde de seçkinlerin yarış sporu olarak kaldı.

Tüm gelişim, defalarca yazdığım gibi bu yönde yaşandı. Uzun direkler, markoni arma, büyük cenovalar..

Halihazırda kullanılan cruiser tipi gezi teknelerinde tekne tasarımcıları da bu yelkenleri kullanıyorlar.  Büyük cenova ve küçük ana yelken , havuzlukta büyük alan kazandırıyor çünkü. Ama bu uygunluk, kullanılan arma tipinin yarış arması olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

YAni , curiser tipi gezi yelkenlilerinde kullanılan arma şeklen uygun görünse de işlevsel olarak uygun değil. Kullanımı zor. Ekip gerektiriyor.

Siz hiç yarışan Cutter arma gördünüz mü..? Göremezsisniz. Çünkü iki ön yelken demek, yarışçılar için zaman kaybı demek. Onun yerine büyük bir cenova, Hafif havalarda Code zero tarzı balon yelkenler yarışçıların fovori tercihi.

Ancak bu arma , ciddi bir potansiyeli olan derin deniz yelkenciliği için uygun değil. Çocuklarının eğitimini internet üzerinden sürdürebileceğini bilen bir aile düşünün. Ebeveyinlerinin de kendi işini aynı şekilde yapabildiğini düşünün.

Kendi kendine yetebilen, araba fiyatına alabildiğiniz, yelkenli ve elektirik motorlu yelkenliniz ile dünyayı gezmek istemezmisiniz?

İşte sırf bu yüzden, kısa ama iki direkli , hareketli salmalı, gerektiğinde trayler ile çekilebilen, başı kıçı bir , orta havuzluklu, kech ya da yol , saç yelkenliler dönemi başlayacak. BUnlarda ana yelken olmayacak. Çünkü yarış tekneleri gibi yatması da istenmeyecek bu yelkenlilerin. Aslında katamaran ve trimaranlar çağı olacak bu çağ aynı zamanda. Ancak çok yer kaplamaları önemli handikapları olmaya devam edecek.

Ana yelken yerine code zero benzeri valena yelkenler iki direk arasına gerilecek. Hem mizana direği yelkenleri hem de ön yelkenler furlingi son derece basit açılıp kapanan , gövde formu ile uyumlu , kolay abarabilinen yelkenli tekneler ile uzun seyirler yapan insanlar çoğalacak.

Benzer gelişmeler karada da yaşanacak anacak ben denizde olacakları yazıyorum.

Derin deniz gezi tekneleri ... blue water cruisers..

40 ila 50 feet boyunda olacak olan bu yelkenliler, bugünkü ütü kıçlı teknelerin yerine geçecekler. Orta havuzluk ve üserinde yelken olmaması , çok ciddi bir konfor ve güneş enerjisi panellerine çok uygun bir yer sağlayacak. Zaten yakında güneş enerjisi taşıyan yelkenler de piyasaya çıkar.

YArış yelkenlileri yine markoni armalarını kullanamaya devam edecekler ama markoni arma bu derin deniz yelkenli tekneleri için artık o kadar da revaçta olmayacak. Yüz yıl önce kullanılan armalar artık tercih edilir olacaklar basitliklerinden dolayı.

işte böyle dostlar.. Bu iki kitap ve kendi okuduklarımdan ve gezip gördüklerimden benim ilerisi ile ilgili yelkenli teknelerin gelişimi ile ilgili tahminlerim böyle..

Buyurun .. atış serbest..





 






Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 25 Kasım 2017, 13:48:48
Ersin bitirdi Bülent.
Önce sen başla ....
Ben de devam edeceğim.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 15:47:59
Ersincim, neden bıyık altından gülelim? Bu kadar emek vermişsin. Özellikle son iki bölümde fazla sert bir dille bir kısmı da fazla iddialı ama sonuçta  kendine göre, doğru-yanlış çıkarımlarda bulunmuşsun. Bu emeğe  bıyık altından gülen, ancak kötü kalpli biri olur.

Yazının tarihsel gelişim bölümü daha geniş olsaydı, arada yaptığım gibi, o dönemin koşullarına ilişkin saplamalar da yapıp, yazına katkı vermeye çalışacaktım. Ama ancak bir defa pas verdin. O topa da vurdum.

Öte yandan, ben de senin yaptığın gibi, kendime göre doğru yanlışları anlatmaya ve söylediklerinde karşı çıktığım noktaları anlatmaya çalışacağım.

Senin kadar engin arma bilgim yok. Fakat  yazının bir yerinde bugünkü teknelerin tarihsel gelişimden kopuk olduğunu savlamışsın. Ama çok ilginç bir şekilde, fiber teknolojisi ve markoni armaların egemenliğini ilan  dönemine ilişkin verdiğin bilgiler, markoni armanın, yelkenlerin tarihsel gelişimine uygun olduğunu gösteriyor.

Burada-bana kalırsa yanlış yorumuna neden olan şey- her bir nesnenin-kültürün kendi başına bir tarihinin olduğunu düşünmek.  Pek öyle değil, hiç bir olgu, kültür, insan, ulus, tarihi tek başına yapmaz. Her birinin tarihini pek çok girdi bir arada belirler.  Yani büyük T ile yazılan Tarih, küçük t ile yazılan her birimizin ve her bir olgunun oluşumunu yani tarihini etkiler.

Yok ben de bu konuda senin gibi düşünüyorum ama yine de markoni arma yelkenli tekneler tarihsel köklerinden kopuk diyorsan, bu haline, halk arasında biz Türkler, "markonifobia" diyoruz. :)

Çıkarımların için daha fazla soru sorup, kendime göre görüş belirtmeye çalışacağım.

Güzel yazı için teşekkür ederim.





Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 25 Kasım 2017, 15:59:23
Dört yıldır yelkenli teknem var. Gözlemlemeyi severim. Sert denecek bir havada full arma giden markoni arma sadece yarışçıları gördüm. Her seferinde de keyifle izlemişimdir.

Markoni armaya sahip bir çok gezi teknesi 20 knot üzerinde full arma kullanmıyor oysa. Çoğunluk cenova motor gidiyor. 10 -20 knot arası markoni arma çok iyi performans veriyor.

Mühendislikte servis limit denen bir limit vardır. Örnek tabliye betonu (üzerinde yürüdüğünüz tavan betonu ) 9 cm. kalınlıkta da istenen dayanımı verir. Ancak yürürken titrer. Bu oturanları rahatsız ettiğinden tabliye betonu 12 ya da 13 cm kalınlıkta dökülür. 

MArkoni armada da bu servis limti önemli. 20 Knot üzerinde de markoni armayı full arma kullanmak mümkün. Yarışçılar kullanıyor işte. Ancak gezi sınıfı yelkencileri bu kadar büyük yelkenler ile camadan vurmadan seyir yapmaktan hoşlanmıyorlar. Teknenin bayılması, rüzgarın sesi , bu işten keyif almak için seyir yapan kişileri ürkütüyor sonuçta.



Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 17:45:48
Lütfen dikkat. Gelecege yönelik öngörülerinin kategorik olarak yanlış olduğunu söylemedim. Yine de dediğin ölçüde keskin bir rücunun olacağıni sanmıyorum.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 25 Kasım 2017, 18:03:22
BU arada , özellikle ısınma ve soğutma için Peltier teknolojisini incelemenizi öneririrm.

şurada basitçe anlatılmış..

http://elektronikhobi.net/peltier-nedir-nasil-calisir/


çok yakında bildiğimiz klimalar ve buz dolapları çöp olabilir..

Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 19:06:00
Enerji ile armanın evrilmesi arasında bağlantı kurma gerekçeni daha ayrıntılı açıklar mısın?
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 25 Kasım 2017, 19:22:56
daha kolay elde edilebilen ve daha az enerji ile daha çok iş yapılabilen bir çağ geliyor. Temiz enerji ile daha bağımsız ancak konforlu olabilme imkanı var. Araba fiyatına alabildiğin, saçtan imal edilmiş, havuzluğu tekne ortasında olan (bunun katamaran versiyonu da olabilir )  başı kıçı bir , çift direkli , yol ya da kech bir arma , her havada yol almanı sağlayabilir. Az yelken alanı ile çok iş.. kolay kullanılabilir bir arma bu işin olma ise olmazı.  Her havada açabileceğin yelkenler ile sert havalarda dahi yol yapma imkanın olacak. KIç ve baş yelkenler bu imkanı rahatlıkla verebilir , Güverte sana kalır..

temiz enerjiye uygun, konforlu ve kolay kullanılabilir bir arma gerekiyor. O da yol ya da kech olmasını gerektiriyor.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Öcal Turan - 25 Kasım 2017, 19:27:51
BU arada , özellikle ısınma ve soğutma için Peltier teknolojisini incelemenizi öneririrm.

şurada basitçe anlatılmış..

http://elektronikhobi.net/peltier-nedir-nasil-calisir/


çok yakında bildiğimiz klimalar ve buz dolapları çöp olabilir..

Otomobil ve otel soğutucularında uzun yıllardır kullanılan bir sistem.
Trilye ye gidince incelersin ,Fahrettin Tuğcu abimizin kendi yaptığı bir tekne var orada ve 5 sene önce teknenin buzdolabını bu sistemle yaptı. Şu kadarla ki aluminyom  panel hava ya da vantilatörle değil deniz suyu ile soğuyor ve tabiiki verim çok yüksek.

Şimdiden yapabilirsin istersen.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Öcal Turan - 25 Kasım 2017, 19:31:11
daha kolay elde edilebilen ve daha az enerji ile daha çok iş yapılabilen bir çağ geliyor. Temiz enerji ile daha bağımsız ancak konforlu olabilme imkanı var. Araba fiyatına alabildiğin, saçtan imal edilmiş, havuzluğu tekne ortasında olan (bunun katamaran versiyonu da olabilir )  başı kıçı bir , çift direkli , yol ya da kech bir arma , her havada yol almanı sağlayabilir. Az yelken alanı ile çok iş.. kolay kullanılabilir bir arma bu işin olma ise olmazı.  Her havada açabileceğin yelkenler ile sert havalarda dahi yol yapma imkanın olacak. KIç ve baş yelkenler bu imkanı rahatlıkla verebilir , Güverte sana kalır..

temiz enerjiye uygun, konforlu ve kolay kullanılabilir bir arma gerekiyor. O da yol ya da kech olmasını gerektiriyor.

Şimdi de yapılıyor sac tekne ,neden her hava da yol yapamıyorlar acaba?
Hem görüyorum ellerinden pas sökücü ve boya hiç eksik olmuyor. :)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Öcal Turan - 25 Kasım 2017, 19:40:09

Bu gelişmeler sonucunda yere göğe sığdıramadığınız fiberglass kullanılmıyor olacak. Cam yününü birleştirecek muhtemel geri dönüşümü olan başkaca bir kimyasal bulunacak. (fiberglasın granül hale getirilip kullanılması geri dönüşüm değil bu arada karıştırmayalım)



Epoksi denen başka bir kimyasal var ama şimdilik biraz pahalı . Parası olan karbon elyaf epoksi karışımı bile yapıyor. :)
Ömrü daha tesbit edilememiş ve üzerine kat attığın müddetçe neredeyse sonsuz ömürlü bir malzemeyi geri dönüştürme telaşına niye düşelim ki?
Çok istenirse uygun bir yerde batırılır ; Balıklara da yuva olur , trolcüleri de engeller. :o
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 19:43:01
daha kolay elde edilebilen ve daha az enerji ile daha çok iş yapılabilen bir çağ geliyor. Temiz enerji ile daha bağımsız ancak konforlu olabilme imkanı var. Araba fiyatına alabildiğin, saçtan imal edilmiş, havuzluğu tekne ortasında olan (bunun katamaran versiyonu da olabilir )  başı kıçı bir , çift direkli , yol ya da kech bir arma , her havada yol almanı sağlayabilir. Az yelken alanı ile çok iş.. kolay kullanılabilir bir arma bu işin olma ise olmazı.  Her havada açabileceğin yelkenler ile sert havalarda dahi yol yapma imkanın olacak. KIç ve baş yelkenler bu imkanı rahatlıkla verebilir , Güverte sana kalır..

temiz enerjiye uygun, konforlu ve kolay kullanılabilir bir arma gerekiyor. O da yol ya da kech olmasını gerektiriyor.

Korelasyonu yine anlamadim.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Öcal Turan - 25 Kasım 2017, 19:52:33
Cutter Arma Candır. :)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 25 Kasım 2017, 20:03:55
Bütün bu bilgi aktarımı, paylaşımı ve yorumlardan sonra bir kaç sorum olacak.
Sorularımın dayanağı da " yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi görmezden gelinir, yok edilir yada küçümsenir. " önermesi olacak.

ÜRETİM neredeyse hizmet sektörü de dahil her alanda ve tabii esasen de sanayi ürünlerinde devasa boyutlara ulaştı. Yelkenli iş teknelerinin  makina ile tanışması ve yoğun olarak kullanılmaya başlayıp da yelken tekneleri "zenginlerin hobisi" kategorisine yükseldikten neredeyse bir yüzyıl sonra "Mr. Ford" mantığı ile üreticiler hemen herkesi tekne sahibi etme misyonunu üstlendiler. Mass production girdilerini azaltıp maliyetleri aşağı çekti. Falan filan. Sonuçta bir tekne sahibi olmak "ulaşılmaz hedef" olmaktan çıktı. Tabii bunu gelir eşitsizliği içinde yuvarlanan ülkeler için söylemiyoruz.

Yukarıdaki önermenin ilk bölümünde "yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi görmezden gelinir" deniyor ki el Hak doğru.  Kartelleşmiş tekne üreticileri hem ürettiklerinde  hem de yandan yandan destekledikleri "yelken eğitim programlarında" olabilecek en komprime/hap  yelkenciliği köpürtüyorlar. Konuya yeni yeni ısınanlar, araştırma tembelleri de onların "piyasaya sürdükleri" ve köpürttükleri yelkenciliği yeterli belliyorlar. Üstelik bu minvalde yürümek de kolaylarına geliyor.

Önermenin devamında ise ( yararlı ancak ticari değeri olmayan bilgi ) yok edilir ya da küçümsenir.
Bu aşamada, önermenin er veya geç duvara toslayacağına inanıyorum.
Post koloniyal, emperyalist, "globalleşmeci" adını ne koyarsanız koyun söylendiği gibi yararlı ancak ticari olmayan bilgiye her zaman ihtiyaç duyacak, hatta ondan esinlenecek, faydalanacak, kullanacak ama "bilginin" yayılmasını, kullanılmasını tekelinde tutmaya çaba gösterecek yaygınlaşmasını önlemeye çabalayacaktır.

Hemen bütün ülkelerde - Nordikler hariç- rekasyonel yelkencilik pazar payı düşük bir "niş"tir. Ama bu "niş" geçmişten geleceğe köprüyü de kurandır. Akdeniz çanağında, Avrupa Atlantiğinde, Nordik ülkelerde ekonomik krizlerle başa çıkmaya çabalayan devletlerin bütün kısıtlamalarına rağmen, geleneksel sürdürülmeye, korunmaya, koruma altına alınmaya, gelecek nesillere unutulmadan aktarılmaya çalışılıyor.
Bizlerin "dış dünya"dan yeterli haberimiz olmasa da küçümsenerek yok edilmeye, unutturulmaya  çalışılan "ŞEYLERİN" tamamı inatla ve hayranlık uyandıracak şekilde SAVUNULUYOR.

Sorularıma gelince:
- Bir şekilde Türk amatör denizcileri arasında yer alıp da deneyim ve bilgisi ticari bir değer taşımadığı için kâle alınmamalı, dinlenmemeli, köşeye atılmalı, nükte konusu mu olmalıdır?

- Ulusal bayrağın taşınacağı yer ile usturmaça kullanım ve istiflemesi konuları yine ticari bir değer taşımadığından  ciddiye alınmamalı mıdır?

- Amatör denizcilere elektronik navigasyon mu yoksa fiziki harita üzerinden navigasyon mu önerilmelidir?

- Endüstriyel ahşabın, jüt lifinin, kiril ve karides kabuklarının yarının tekne yapım teknolojisinin ana kaynakları olacağı muştulanmışken bunlara burun kıvırıp, hiç merak duymadan, hâlâ petrol türevi ürünlerde ısrar etmek ne kadar çağdaşlıktır?

- Bir ülkenin denizcilik geçmişi ile ilgili neden çok az veya hiç  denizde dolaşan örneklere  rastlanmaz?



Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 20:44:50
İnsanlığı, uygarlığımızı  "yararlı ancak ticari olmayan bilginin" kurtaracağına ve başka çaremizin olmadığına  inanan biri olarak  armadaki zorunlu evrime büyük bir şerh düşerek şunu söyleyebilirim ki;

a) petrol türevi ürünlerde ısrar eden ben değilim, ben bütçesi, kullanma şekli ve süresi belli sıradan bir denizseverim. Ahşap ve isteklerimi karşılayan bir tekneyi yaptıramıyorum, bütçem bulduklarıma yetmiyor, olsa alır mıydım bilmiyorum. Petrol türevi teknelerin düşman olarak algılanmasına ve bunun denizciliğe zarar verdiği veya petrol türevi tekneyi tercih edenlerin kötü insanlar oldukları ne kadar garipse, gelenekseli yaşatmaya çalışanlara tepeden bakmacı tavrın garip olduğunu da düşünüyorum. Ortada ciddi bir bilgi birikimi var ve bu bilgi birikimi hiç bir şekilde modern zamanların tekneleriyle üretilemez. Ama modern zamanların teknelerine aktarılan bu bilgi birikimi, Ersin'in öngörüsü gibi veya başka şekilde muhakkak bir şekliyle seleflere aktarılır. O nedenle özel olarak kıymetlidirler. Fakat, gelenekselcilerin ısrarla atladıkları şey şudur ki, tarihte olan üretim aynı şekliyle devam etmez.

Benzetme yerinde olacaksa, Aristotelesin düşünceleri şimdiki çağı hiç bir şekilde açıklayamaz. Ama bu günü açıklayanlar, ondan ve öncesinden de başlayan ve gittikçe üstüne konan bilgilerle bu çağların sorularına yanıt vermeye çalışırlar.

Geçmiç bilgi ve tecrübesi elde olmadan yeni bilgi üretilemez yeni şeyler yaratılamaz. Nordiklerin ya da benzer ulusların
yaptığı, tıpkı felsefe tarihini öğretmek ve elde tutmak gibi bir şeydir. Bugünün bilgisi dünden devşirilmiştir.

Eğer benzetmeyi aynı şey üzerinden yapacak olursak, şöyle diyelim;
Bütün felsefe tarihi grek felsefesine düşülmüş bir dipnottur derler. Ama o dipnotlar, Haldun-Kant-Hegel-Marx- Fuko örneklerinde olduğu gibi çağlarını daha iyi anlatır ve daha büyük düşünsel çığır açarlar. Bu çığır açma muhakkak kendini de aşmak üzere olur.

Bana kalırsa geleneksel tekneleri de aynı şekilde düşünebiliriz. Modern denizcilik tarihi, geleneksel denizciliğe düşülmüş bir dipnottur. Ama çağa yeni yanıt verir ve ana gövdeyi aşar(aşabilir). Yine bu aşma, yeninin daha yeniye-pek çok etken ve koşulun dayatmasıyla evrilmesine de zemin hazırlayacaktır, kanısındayım.

Bir nedenden dolayı ara vermek zorundayım. Ama bu değerli yazıları ve tartışmayı okumaya ara vermeye niyetim yok.

Sevgilerimle.


Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Cem Gür - 25 Kasım 2017, 21:29:12
"Petrol türevi teknelerin düşman olarak algılanmasına ve bunun denizciliğe zarar verdiği veya petrol türevi tekneyi tercih edenlerin kötü insanlar oldukları ne kadar garipse, gelenekseli yaşatmaya çalışanlara tepeden bakmacı tavrın garip olduğunu da düşünüyorum."

Sevgili Bülent, meramımı tam ifade edememiş olabilirim veya kullandığım dil buna yol açmış olabilir.
Ama ben veya benim gibi düşünenler petrol türevi tekneleri tercih edenlerin kötü insanlar olduklarını düşünmüyor. Düşünmediklerine inanmak istiyorum.  Çünkü bir anlam karşılığı yok.
Senin de ifade ettiğin gibi pek çok haklı ve geçerli dış faktör fiber tekneyi tercih nedeni yapabilir.

Petrol türevi tekneler  düşman olarak algılanmıyor. Sadece ahşap gibi "noble" bir malzemenin yanında ucuzluğu (çok su kaldırır bir tartışma konusu) ve kullanım kolaylıkları ( neredn baktığınla orantılı tartışılır)  ile geleneksele zarar verdikleri düşünülüyor.
Öte yandan yıllardan beri ahşap tekneler yapmış ve hasbelkader ayakta kalabilmiş artizanal üretimin rekabet şansını yok ettiğini ve onu haksızca boğduğunu, devletin de bunu görmezden gelip yol verdiğini düşünüyoruz.

Evet haklı olduğun taraf da gelenekselcilerin defosu. Yani tepeden bakmacı tavır. De ki, bu da azınlıkların savunma mekanizması..  ;)
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 25 Kasım 2017, 22:48:17
Abi estagfurtullah. Sizi veya Böke'yi kastetmedim. Ali abiyi bile kastedmedim:)  Sizleri doğru anladığımı düşünüyorum. Ben yalnuzca geleneksel tekne savunucuları ile yeni tekne tipi savunucularının tartışmada bir hata yaptıklarını yerlerini yanlış yerde berkitmeye çalıştıklarını düşünüyorum.

Bu nedenle Ersinin bu yazısını birileri baştan aşağı yanlış olarak görse bile hatta laf olsun diye öteye geçelim, baştan aşağı yanlış olsa bile  gelecege yonelik degerli bir tartışma açması acısından sahici ve önemli buluyorum.
Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Ersin Böke - 26 Kasım 2017, 08:49:01
Ben de derdimi tam anlatamadım .. Ben geleneksel yelkenli teknelere geri dönüş olacak demedim. 120 yıl önceki yelken öğretisinden esinlenilecek demeye çalıştım. Gerçek bir örneğini en son fuardan örnek vereyim.

HAnse nin bildiğim tüm modellerinde cenova yerine flok ve tramola arabası var.Tecrübeli bir satıcı , ciddi alıcı olduğuna inandığı müşterisine bu sistemi , üstelik İngilizce terimini kullanarak şöyle diyordu.

Floğumuz ' self tacking '  sistemini kullanır. Bu sistemi HAnse mühendisleri buldu

gibi birşeydi. Oysa tüm İş teknelerinde trinketin tramola arabası vardır ve siz tramola attığınızda bu yelken kendisi kontra değiştirir. En azindan 200 yıldır kullanılıyor yani.

Hanse , benim gördüğüm bu tür teknelerdeki en doğru armaya sahip yelkenli teknedir. Yelken konforu gerçekten çok başarılı. Kullandım oradan biliyorum.

Peltier teknolojisi ile çok yakında tekneyi ısıtmak mümkün olabilecek, buz dolapları çok daha az enerji çekecekler ve daha büyük hacimli olacaklar. Kaan'ın yazdığı gibi büyük oranda güneş enerjisi ile şarj olabilen aküler ve elektrikli motorlar ile çok daha uzun seyirler yapmak mümkün olabilecek.

Daha kullanışlı armalar ile rüzgardan daha fazla ve basitçe yararlanılacak. Arma kısmında belki ben yanılırım o ayrı bir konu.

saç teknelerde muhtemelen arabalarda kullanılan daldırma galvaniz tekniği kullanılacak. Bunlar benim düşündüklerim.

Ancak sonuçta , benim dediğim gibi ya da değil, yeni bir derin su yelkenli modeli ya da sınıfı ortaya çıkacak, çünkü çok fazla insan , çok daha düşük maliyetler ile dünyada geziyor olacaklar.

Örnek, kış geldiğinde tekneni Kıbrıs ta tutacaksın üç ay mesela. Ya da deniz kıyısında marina siteler ortaya çıkacaklar. Balıkçı barınaklarındaki kulübelerin konforlusunu düşün.

Yine kendi kendine yetebilen küçük bir konteyner evin var, küçük marinanda . Arkasında basit tarım yapabileceğin , belkide küçük bir serası olan bahçende kendi domates biberini yetiştireceksin. Teknen de hemen modrn kulübeciğinin önünde bağlı olacak. İstemezmiydin.. ? İskelenin hemen yanında bir çekek rampan da var ve tekneni baitçe karaya alabiliyorsun.. Ne bileyim işte daha böyle bir sürü keyifli hayaller..

BUnlar için ucuz ve temiz enerji ve basitliği bir felsefe haline getirmek gerekiyor. Güvenle uzun yol yapabileceğin, kışı göçmen kuşlar gibi güney denizlerinde geçirebileceğin, konforlu ve uzaktan çocuklarının eğitimi dahil her türlü iletişim imkanı olan bir tekne..

Doğa ile daha uyumlu ve faydacı bir yaşam şekli , hem daha ucuz hem daha konforlu ve zevkli. İşte bunların olabilmesi için ucuz ve temiz enerjiye ihtiyaç var.

Dünyanın şu halinin tek nedeni enerji savaşları. Avro Amerikan güçler , halihazırdaki enerji kaynağı olan fosil yakıtların çıkarıldığı bölgeleri kendi kontrollerinde tutmak istiyorlar. Başka türlü Almanya, Japonya, Çin ve Kore ile mücadele etmeleri mümkün değil.

Silah gücü ile aslında hiç bir değeri olmayan paralarını tüm dünyada kullanır tutuyorlar. Karşı tarafın tek kurtuluşu ve avunması işte bu ucuz enerji ve az enerji ile çok iş yapabilme üzerine evrilmek.

Led teknolojisini neden İngilizler bulmadı? Az yakan ancak çok yol yapan dizel motorları kim buldu ? İp ucu vereyim Amerikalılar değil..:)

Fazla değil 20 yıl sonra petrol savaşları bitecek. BU savaşlara dayalı ekonomiler de büyük krizler yaşayacaklar , yaşıyorlar zaten.

Bence inanılmaz bir çağ başladı. Dünyada hiç bir dönemde böyle değişiklikler bu hızda yaşanmamıştı. O açıdan kendimizi şanslı da görebiliriz. 500 yılda oabilecek değişimler 20 30 yıl içinde gerçekleşti. Bizler ise bunları gözleme şansını yakaladık.

Başlık: Ynt: Arif Dirlik, Postkolonyal Aura, John Leather, The Gaff Rig Handbook,
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 26 Kasım 2017, 12:59:50
....
Bence inanılmaz bir çağ başladı. Dünyada hiç bir dönemde böyle değişiklikler bu hızda yaşanmamıştı. O açıdan kendimizi şanslı da görebiliriz. 500 yılda oabilecek değişimler 20 30 yıl içinde gerçekleşti. Bizler ise bunları gözleme şansını yakaladık.

Yemişim o şansı. 1992 başında mesleğe başladım, Irak krizi etkisi sürüyor...tam kafayı kaldıracağım 94 krizi... a ha geçti geçiyor derken 97... nan ne oluyoruz demeye kalmadan 2001... sonra Irak bir daha... sonra dur şunu alıp şuraya koyalım, 2008... teğet geçti oradan geçti buradan geçti... Tamam oldu oluyor, derken yaş oldu 49!

1500'lerde arastada bir köşkerin oğlu olaydık iyiydi. Hayat stabil. Oh mis. Zaten 49 oldun mu çok yaşadındı.