Heyamola Hey

Havuzluk => Seyir Anıları => Konuyu başlatan: Nur Gökçeoğlu - 12 Eylül 2022, 20:51:06

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 12 Eylül 2022, 20:51:06
Bir önceki tekne Wharram katamaran Jaya’yı Türkiye’de 2021 yazında satıp, aynı yılın kışında Galler’de, ne kimsenin girdiği ne de kimsenin çıktığı bir "mud hole" liman olan (sadece belli med cezir şartlarında girilip çıkılabilen, iskele çevreleri kazılıp derinleştirilmiş, gerçekten de kumdaki çukur) Burry Port’da şimdiki tekne Aurantes ile yollarımızı birleştirdik. Belki de onun talihi olduk çünkü onu bizden başka oradan çıkarabilecek başka birileri olur muydu, şüpheli; üstelik satılık bile değildi garibim. Bu 1974 yapımı Sparkman & Stephens Deb 33 tank gibi kalın fiberden, bir yandan da kuğu gibi bir tekne ama, deniz tecrübesi katamaranlardan ibaret olan benim için, onunla seyir yapıyor olmak bir kuğuya binmiş olmak gibi değişik, alışılmadık birşey. Alışıyorum daha.
6 Ağustos 2022’de Falmouth, İngiltere'de başladığımız Biscay Körfezi geçişini 10 Ağustos’ta İspanya’nın kuzeybatı köşesini kaplayan Galicia bölgesindeki A Coruña’da tamamladık. Genel olarak pek keyifsiz, zorlayıcı ve yorucu bir geçiş oldu. Tekneyi henüz tam tanımamak, bunun başlıca nedeni. Hem onun hem de bizim kusurlarımız var. Onun kusuru dediğim de bizim kusurumuz aslında. Bu teknenin indirilip kaldırılabilen bir ek salması var, centreboard yani. Orsada performansı artsın, pupada stabilite sağlasın diye düşünülmüş. Eski sahibi yenisini yaptırmıştı ama alüminyumdan. Mark da alüminyumu içinde sindiremediği için (indirip kaldırmaya yarayan çelik halatla metal uyuşmazlığı olabilir, dayanıklı olmayabilir şüphesiyle) yeni salmayı birilerine bağışlayıp eski sac salmayı kullanmaya karar vermişti (şimdi çok pişman). Yalnız eski salma aşınmış, olması gerekenden 3 mm incelmiş. Biscay’ın coşkun dalgalarında pupa giderken, salma ile yuvası arasındaki bu 3 mm’lik boşluk bize azap yaşattı resmen. Salma yuvası içinde bir o yana bir bu yana salındıkça, sanki birisi alttan tekneye balyozla vuruyormuş gibi ses çıkıyor, tekne titriyor, bende manyak korkular yaratıyor (tekne şimdi ortadan yarılacak ve batacağız gibi), Mark’ı da çok endişelendiriyordu. Salmayı kaldırınca nasıl oluyor diye denedik ama teknenin iki yana devinimi arttı gibi geldi, yeniden indirdik salmayı (ama bugün geriye bakınca anlaşılıyor ki o anda yelken alanımız biraz fazlaymış da!). Bir de hava son iki günde çok sertti. Kuzeyli rüzgar 6-7, bir gece de 8 şiddetinde esti. O gece (sondan ikinci gece) yelkeni tamamen indirmeye karar verdik, azıcık da cenova açtık ki rotamızdan çıkmayalım, yol da alalım diye (ona rağmen hızımız 6-7kn civarındaydı). Böyle şartlar altında, Mark ah ben ne ettim de aldım bu tekneyi, niye yeni salmayı takmadım diye yerinerek, ben n’olur bir yere varalım sağ salim diye meteor yağmurundan medet umarak ve ikimiz de katamaran Jaya’yı özleyerek (gerçi o da bu şartlarda dalgadan dalgaya zıplayıp deli hızlara ulaşarak başka türlü dehşet yaratacaktı; biliyorum çünkü onu da yaşadık, yine Biscay’da), son gecenin de sonuna vardık. (Bir olumlu şey şu ki, alışık değilim bu tekneye, sallan yuvarlan deniz tutacak diye korkuyordum, tutmadı.) Bu şekilde İspanya’nın kuzey kıyısı boyunca açıkta esen şiddetli rüzgar bandını aşmış olduk. (Bu arada, sağolsun otopilot, ne büyük rahatlıkmış meğer! Kendisi bizim ilk otopilotumuz oluyor. Adı, Squeaky, gıcırdayıp duran anlamında..) Tanyeri ağarınca karayı gördük ve rüzgâr azalmaya başladı, çok geçmeden tamamen kaldı. A Coruña’ya kalan 20 mili motorla geçip marinaya bağlandık.
Biscay’ın ortasındayken karar vermiştik: Geri dönecektik, kalan 2600 kadar mil bu şekilde aşılmazdı. Varışımızın ilk gününde de kararlılığımız sabit, moralimiz bozuktu. İspanya’nın kuzey kıyısı boyunca adım adım doğuya ilerleyip Biscay'ı körfezin güneydoğu köşesinden kısa yolu kullanarak geri geçecek, Fransa’nın Bröton duraklarını kullanarak adım adım Manş’a varacaktık. İki gün sonra batılı güzel bir rüzgar gelince başladık planımıza. Doğu yönünde ilk muhtemel durak 40, ikincisi 80 mil mesafedeydi. Ama seyir yine pupa, salma yine aynı havada. Tekneye alttan vurdukça resmen bizim de canımız acıyor. Deneyelim bir daha diye salmayı kaldırdık. Rüzgar tatlıydı, Biscay’ın ortasındaki gibi deli değildi. Gördük ki salmanın indirilmiş ya da kaldırılmış olması pek de fark etmiyor. Sağdan sola yuvarlanma aynı yuvarlanma. Hızımız da değişmedi. Değişen şey, alttan gümleyen darbelerin olmamasıydı. A iyiymiş böyle diye diye ilk durak seçeneğimize yaklaştık. Baktık rüzgar hâlâ güzel, devam edelim bari dedik. Sonra rüzgar arttı, yuvarlanmalar da yormaya başladı. Yorulmak sorun değil de, otopilotun tekneye söz dinletemez hale gelmesi sorundu. Bir o yana bir bu yana neredeyse 20 derecelik sapmalar yelkenleri zorluyordu. Tam hah şimdi kavança olacak derken toparlıyor, sonra aynı şey yeniden başlıyordu. Çözüm tabi ki yelken alanını küçültmekti. Eski tekne bir katamarandı, direği kısaydı ve yelkeni de küçüktü. Onunla seyir yaptığımız 10 yıl boyunca çok nadiren başvurmuştuk camadana. Hadi ben neyse de, onca tekne tecrübesi olan Mark bile tek gövdeli tekneleri unutmuş. İlk camadanda rahatladı biraz otopilot, sonra baktık ikincisi de lazım. E Atlantik bu, dalgalar rüzgarla iyice bir semirip güçleniyor. Otopilot zavallım uğraşıyor ha bire. Boşver ayıbacağını deyip cenovayı da kapatınca her şey iyice bir rahatladı. Yuvarlanmalar çekilir hale geldi. Uzun lafın kısası, ben yeni birşey öğrendim, Mark da hatırlamış oldu. Ve rahat rahat kalan 40 mili de tamamlayıp geceyarısını az geçe ikinci durak seçeneğimiz olan Ribadeo’ya girdik. Bu, İspanyolların deyişiyle bir ria, yani med cezir etkisiyle haliçlere dönüşmüş nehirler; içlerindeki sağlı sollu korunaklı koylarla biz denizcilere çok faydası dokunuyor ve bir riaya girince çoğu zaman her rüzgara uygun bir köşe bulunabiliyor sığınılacak. Ama Galicia’nın bu kuzey kıyılarındaki haliçler, aşağı ria’lardan farklı olarak genişlemiş nehirler aslında; pek koy içermiyorlar ve orada burada kum sığlıkları oluyor. Akıntı yönünün de buralara girerken mutlaka hesaba katılması gerekiyor. Bizim med cezir zamanlamamız iyi oldu. Su en alçak seviyesinde, akıntı tersine dönmeden önceki durgun zamandı. Girişimiz durgun suda rahat oldu ama… demirleyemeden önce durduk. Çünkü alçak su seviyesinde sığlığa fazla yakın düşmüşüz ve kuma girdik. Ama sorun değil, su yükselecek çünkü. Bir saat kadar bekleyip yüzer hale geldikten sonra doğru düzgün demirledik. Yorgunduk ama kendimizi iyi hissediyorduk.
Burada bir hafta kaldık. Dışarıda rüzgar hep ters - kuzeydoğu - ve çok şiddetli. Dalgalar okyanus irisi. Ne İspanya’nın kuzey kıyısı boyunca doğuya gidebiliyoruz ne de doğrudan Bröton kıyılarına uzun Biscay geçişi yapabiliyoruz (bunu bile göze almıştık, yine ve yeniden). Ve hava durumu hiç değişmiyor. Rüzgar hep aynı. Ara ara yağmurlu, kasvetli bir gökyüzü. Hiç Ağustos havasına benzemiyor. İngiltere’de bile hava daha iyi. O kadar tatsız yani. Hava kurşun gibi ağır, kalpler kasvetten bağır bağır.. İngiltere’ye dönüp ne yapacağız, önümüz kış, tekneyi yok pahasına satıp (satabilirsek tabi) iyi bir zarar etmiş olacağız; yoksa karanlık kışı minicik tekne sobasıyla nasıl geçireceğiz ve nereye kadar gider bu.. Hem tekneyle Türkiye’ye gitmekten vazgeçmemize neden olan başlıca şeye çözüm bulmadık mı? Salmayı kullanmadan ve kısa seyirlerle Ege’ye varamaz mıyız? Kaç defa yaptık bunu, şimdi neden kaçıyoruz? Aklıma Hakan Öge’nin Sophie ile bizimkinden daha küçük bir teknede dünyayı dönmesi takılıyor. Biz neden ağlaşıyoruz ya? Bu bir haftanın sonunda Mark da aynı şeyle karşıma çıktı. Meğer o da düşünür dururmuş bunları kendi kendine. Ve böylece, boşver, çöpe giden gidiş dönüş 160 mil ve 10 gün olsun deyip, ilk kararımıza geri döndük. (Aslında tam çöp de olmadı, her deneyim bir kazanç sonuçta ve ayrıca tekneye güvenimizi de yeniden kazanmış olduk. 10 günlük zaman kaybına da her şeyde bir hayır vardır diyelim gitsin.) Ve ertesi gün hazırlığımızı yapıp, sonraki gün sabahın köründe demir alıp yola koyulduk (yoksa az kalsın Ribadeo nüfusuna kaydedeceklerdi bizi!)
Aynı 80 mili (bu kez batı yönünde) aşağı yukarı aynı şartlarda ama ne yaptığımızı biraz daha bilerek aldık ve yine gece yarısında, İspanya’ya ilk varış yerimiz olan A Coruña’da rahat bir koya demir attık. Başladığımız yere geri dönmüştük. Ama bir farkla: kalplerimiz kasvetle bağırmıyordu artık ve Ege’ye varmaya kesin karar vermiştik (inşallah, nasip, kısmet vs kısmı da önemli tabi ki).
Uzuuun bir giriş oldu ama macera artık başlıyor. Bu noktayı başlangıç kabul ettik (şaşmasaydık başlangıç Falmouth olacaktı ya neyse artık). İngiltere’den bir yere gitmek istiyorsan pattadanak Biscay’la başlamak zorundasın maalesef. Azar azar gidelim diye birşey yok. Biscay’da kendimizi kaybettik, sonra bulduk. Olur böyle şeyler. Ve hâlâ biliyorum ki doğru kararı verdik.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hakan Tiryaki - 12 Eylül 2022, 21:24:08
Çok güzel bir kayık almışsınız, haksızlık etmeyin ona. Bence Biscay söz konusu olduğunda her kayık küçük. Hiç bir zaman gözüm yemedi oraları. Haydi keyifli seyirler!

SM-N910C cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 13 Eylül 2022, 08:21:39
Kaleminize sağlık çok keyifle okudum
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 13 Eylül 2022, 08:38:18
Uzun aradan sonra keyifle okunacak bir seyir anısı, devamını merakla bekliyoruz. Selametle.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hulusi Gülen - 13 Eylül 2022, 08:54:29
1974 yılının fiber teknesini merak ettim, vana vs. delik açtıysanız gövde kalınlıklarını ölçmüşsünüzdür? Ağırlık ne? Biraz da foto lütfen.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 13 Eylül 2022, 20:38:34
Teşekkürler güzel yorumlarınız için. Yazmayı seviyorum, siz okudukça gönderirim. Fiber kalınlığını sormuşsunuz. Fazlasıyla kalın. Kabin tavanında delik açmıştık, orada bile fazla. Vanaların bakımını yaparken gövde kalınlığını görmüştük, orada daha da fazla. Tavanda açtığımız havalandırma deliğinin fotoğrafını çektim, bir fikir verir belki. Teknenin ağırlığı 9.64 ton. Boy malum 33 ft, genişlik 3.15 m, draft salma yukarıdayken 1.10 m, aşağıdayken 2m. Bayağı da çok ballast kullanılmış 2.3 ton, oranı %38.5. İngiltere'nin prestijli bir tekne yapımcısı imal etmiş, dizayn Sparkman and Stephens. Daha önceki post'da teknenin bir fotoğrafını eklemiştim. Ek'e tıklayınca görünüyor sanırım. Bu tavan deliği fotosunu da aynı şekilde eklemeye çalışacağım. Başka türlü fotoğraf nasıl ekleniyor? Not: Eklenti kaydetmede sorun oluştu deniyor, ekleyemiyorum.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 14 Eylül 2022, 16:06:56
Teşekkürler güzel yorumlarınız için. Yazmayı seviyorum, siz okudukça gönderirim. Fiber kalınlığını sormuşsunuz. Fazlasıyla kalın. Kabin tavanında delik açmıştık, orada bile fazla. Vanaların bakımını yaparken gövde kalınlığını görmüştük, orada daha da fazla. Tavanda açtığımız havalandırma deliğinin fotoğrafını çektim, bir fikir verir belki. Teknenin ağırlığı 9.64 ton. Boy malum 33 ft, genişlik 3.15 m, draft salma yukarıdayken 1.10 m, aşağıdayken 2m. Bayağı da çok ballast kullanılmış 2.3 ton, oranı %38.5. İngiltere'nin prestijli bir tekne yapımcısı imal etmiş, dizayn Sparkman and Stephens. Daha önceki post'da teknenin bir fotoğrafını eklemiştim. Ek'e tıklayınca görünüyor sanırım. Bu tavan deliği fotosunu da aynı şekilde eklemeye çalışacağım. Başka türlü fotoğraf nasıl ekleniyor? Not: Eklenti kaydetmede sorun oluştu deniyor, ekleyemiyorum.

Hızlı resim üzerinden ekleyebiliyoruz, yada buraya eklerken  boyutlandırma gerekiyor. Ben o işin kolayını buldum ilgili resimi whatsapp tan kendime gönderiyorum o otomatik boyutlandırıyor. sonra foruma eklemekte hiç sorun olmuyor.

Bu arada tekne efsane , direğinde merdiveni olan bir teknemiz daha oldu forumumuzda.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 14 Eylül 2022, 23:32:16
(https://heyamolahey.com/index.php?action=dlattach;topic=2940.0;attach=4605;image)

Kabin tavanının fiber kalınlığı için çektiğim fotoyu paylaşıyorum. 

Bu arada, efsane tekne (geçmişte başarıları var, bizimki İskoçya'da yapılan bir yarışta üçüncü gelmiş, aynı model başka bir tekne dünya turu yapmış -Dove, kitabı da var) ama modern tekneler belki daha kullanışlıdır (bir o kadar da pahalı). Bu teknenin yapıldığı zamanlarda geniş alanların su üstünde çok güvenli olmadığı düşünülüyormuş. Gerçi genişliği fena da değil. Direkte basamaklar da kesinlikle çok faydalı. Mark'ın kocaman gövdesini vinçle yukarı çekerken zorlanırdım, mandarı kaçırıcam elimden diye ödüm kopardı. Şimdi Mark pıtı pıtı tırmanıveriyor direğe kendi başına. Bir de sığ yerlere girer çıkarken, çıkıyor direğin yarısına kadar, tepeden görüyor kanal nerede. Büyük kolaylık. Yelkeni çeker indirirken de bir sorun yaşamadık şimdiye kadar.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 15 Eylül 2022, 13:21:23
https://photos.app.goo.gl/s8woArVnd1SKAf637
Kabin tavanının fiber kalınlığı için çektiğim fotoyu online küçülttüm, link olarak paylaşıyorum. Bakalım işe yarayacak mı? Yararsa sonraki fotoları da bu yöntemle paylaşırım. Bu arada, efsane tekne (geçmişte başarıları var, bizimki İskoçya'da yapılan bir yarışta üçüncü gelmiş, aynı model başka bir tekne dünya turu yapmış -Dove, kitabı da var) ama modern tekneler belki daha kullanışlıdır (bir o kadar da pahalı). Bu teknenin yapıldığı zamanlarda geniş alanların su üstünde çok güvenli olmadığı düşünülüyormuş. Gerçi genişliği fena da değil. Direkte basamaklar da kesinlikle çok faydalı. Mark'ın kocaman gövdesini vinçle yukarı çekerken zorlanırdım, mandarı kaçırıcam elimden diye ödüm kopardı. Şimdi Mark pıtı pıtı tırmanıveriyor direğe kendi başına. Bir de sığ yerlere girer çıkarken, çıkıyor direğin yarısına kadar, tepeden görüyor kanal nerede. Büyük kolaylık. Yelkeni çeker indirirken de bir sorun yaşamadık şimdiye kadar.

Cidden et kalınlığı çokmuş
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 15 Eylül 2022, 15:12:22
Birkaç fotoyu deneme için eklemeye çalışıyorum..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 16 Eylül 2022, 00:48:38
A Coruña’daki koydan ertesi sabah (24 Ağustos 2022) erkenden demir alıp koy dışına çıktığımızda sisin basmakta olduğunu gördük. Yapacak birşey yok, sis buraların olağan durumlarından biri. Açtık AIS’i, yolumuza devam ettik. Neyse ki rüzgar var ve sis öyle çok yoğun değil, 1 mil kadar bir görüş alanımız var. Varmak istediğimiz yer olan Camariñas küçük bir ria ve 40 mil kadar uzakta. Bu kıyılar İspanya’nın tam olarak kuzeybatı köşesi ve adı Costa da Morte, yani Ölüm Kıyıları. Bu adı, yüzyıllar boyunca bu kıyılarda yaşanan deniz kazaları yüzünden almış. Büyük rüzgarlar ve büyük dalgalar bu kıyılara sık vuruyor ve kıyı yüksek tepeler ve kayalardan oluşuyor (aralarında da gelgit ve nehirlerin güzel bir işbirliğiyle oluşturduğu tam demirlemelik koylar silsileleri olan ria’lar gizli). Son büyük deniz kazası 2002’de petrol tankeri Prestige’in fırtına yüzünden batması olmuş, sadece İspanya’nın değil, Fransa ve Portekiz’in de yüzlerce millik kıyıları petrole bulanmış. Haberlerde dinlediğimi hatırlıyorum, insanlar ne büyük üzüntü içindeydi.. Bugün ise rüzgar 3-4 şiddetinde, yine pupadan ve denizler karışık. Sisin içinde güzel güzel yol alıyoruz, AIS’den gördüğümüz balıkçı tekneleri ve yelkenliler yaklaşınca görünür oluyorlar ve öğleden sonra hedef ria’mızın burnuna yaklaşıyoruz. Ve sis giderek aralanıyor. Burnumuzun adı, Zalim Burun. Gerçekten de zalim bir görüntüsü var. Acayip şekilli yüksek kayaların acıması yok gibi. Ama giriş rahat, sığlıklara rağmen. Rüzgar son millerde biraz artmıştı ve burnu güzelce döndükten sonra yelkenleri indirdik. Sakin suda motorla 5 mil kadar ilerleyip muhteşem koyumuza demir attık. Buraya daha önceki yıllarda iki defa daha gelmiştik. Ria çam ormanlarıyla kaplı yumuşak tepelerle çevrili her yönden ve hava mis gibi çam kokuyor. Kuzey tarafında Camariñas, güney tarafında da Muxia kasabaları var, marinalarıyla filan. Ve içerisi güneşli! Bu korunaklı yerde 3-4 gün beklememiz gerek çünkü bir sonraki gün deli kuzey rüzgarları geliyor. Rüzgarın yönü doğru da şiddeti çok fazla. İstemiyoruz fazla sallan yuvarlan. Bu vesileyle motorla da ilgileniriz biraz. Randımanlı çalışmıyor gibi. Devri artırdığında tepki vermiyor ya da zaman alıyor yüksek devre çıkması. Böyle değildi, bir sorun var.
İşte şimdi motordan bahsetme sırası. Teknenin en sevdiğim yanlarından biri kendisi. Hâlâ kullanılan başkaları da var mıdır acaba? O bir Lister Petter Marine. Üretim yılı 1942. Yok yok, yazım yanlışı yok. Tam 80 yaşında. İlk duyduğumda çok yadırgamıştım, eski sahibi motorun çok iyi durumda olduğunu söylemiş Mark’a, hadi inşallah demiştim. Mark tekneyi Galler Burry Port’ta karada satın aldı. Onunla geçirdiği 6 aylık sürede eksiğini giderip bakımını yaptı. Motora da bu sırada gereken ilgi gösterildi tabi. Burry Port’ta teknesi olan bir mühendisle tanışmış Mark, güzel şans. Ona motorla ilgili birkaç soru sormuş. Ve adam bu motorların uzmanı çıkmış. Kendi teknesinde de bir Lister Petter varmış. Hafta sonu bir gün için ta İskoçya’dan Galler’e gelmişmiş adam teknesinde iş görmek için ama o tek günün tamamını bizim motorla ilgilenerek geçirmiş, sonra da İskoçya’ya geri dönmüş. Onun da adı Mark, nasıl da özverili bir insan! Her şeyini incelemiş, gereken ayarları yapmış ve çok iyi durumda olduğunu söylemiş. Bizim kaptan Mark tekneyi suya indirip Cornwall Tamar nehrine getirirken çok etkilenmişti motorun performansından. Sonra orada sağa sola giderken kullandığımız sırada da saat gibi çalışıyordu maşallah, hiç nazlanmadan. Araya bir anekdot sıkıştırayım: Cornwall Millbrook’tayken bu mühendis Mark aramıştı bizi, hal hatır sormak için:
Mühendis Mark: Motor nasıl, memnun musun?
Bizim Mark: Çok! Yaşına rağmen çok iyi bir motor.
MM: Tabi, seninki modern bir motor. Gerçi benimki de gayet iyi.
BM: Modern? Nasıl yani, bizimki 1942’li!
MM: Evet evet, sendeki modern seriden. Benimki 1918’li.
Evet, yukarıdaki gerçek bir diyalogdur, bizzat kulaklarımla duydum. Böyle bir şeyi İngiltere’den başka bir yerde duymak mümkün müdür acaba?
Ve mis gibi çalışıp duran motora ne oldu da randımanı düştü, hatta A Coruña’dan ayrılırken demir almak için çalıştırdığımızda neden çalışmayı reddetti ilk başta? Camariñas’daki ilk günümüzde bu işe giriştik. Motor bölmesi kabinin tam ortasında (merdiven altında değil) kendi kasası içinde ve ulaşmak kolay. Açtı Mark kasayı ve kullanma kılavuzlarını, aklına gelen her yerini kurcaladı. (Kendisi eklememi istiyor: Bundan önceki iki tekne de Wharram katamarandı ve motorları dıştan takmaydı. Onların her şeyini bilir, tamirlerini yapardı. Daha önceki tek gövdeli tekneleriyle de böyle uzun seyirler yapmamıştı ve fazla gençti o zamanlar. ‘Dizel motorlar hakkında pek bilgim yok’ diyor.) Yağını kontrol etti, suyuna baktı, yağ filtresini değiştirdi ve şimdi bilemeyeceğim daha başka şeyler yaptı. Ama sorun ortadan kalkmış değil. Enjektörlere sıra geldiğinde, elinden birşey gelmeyeceğini, profesyonel yardım alması gerektiğini biliyordu. Ve bir telefon kadar yakınımızda olan Mühendis Mark’ı aramaya karar verdi. Her şeyi anlattı ona, şunu yaptım, bunu yaptım. O da sordu şunu denedin mi, bunu denedin mi? Tam pes edilecekti ki, Mühendis Mark, ‘bir de şöyle bir şey olabilir, çok basit bir şey ama.. motoru stop ettirmek için çekilen stop kablosu tutukluk yapabilir ve aslında motor gerçekten kapanmamıştır. Elini oraya sok da bak bakalım, kapanmış mı?’ Ve sorun gerçekten de buymuş. Çözümü 10 dakika sürdü. Sevinçten gözlerim nemlendi gerçekten. Aşağıda motorun ilgili kısmında gereken ayarlamaları yapıp, havuzlukta dümenin karşısında bulunan çekme mandalına da biraz WD40 sıkınca, motor döndü eski güzel haline. Teşekkür etmek yetmiyor, çok borçlu hissediyoruz kendimizi sevgili Mühendis Mark'a.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 16 Eylül 2022, 01:00:13
Motorun yeri ve kasası, kendisi ve havuzlukta dümenin arkasındaki stop aparatı (ne denir bilmediğinden mandal diye uydurdum, doğru terim nedir acaba?) fotolarını link olarak paylaşıyorum.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 16 Eylül 2022, 09:44:17
Lister efsane motor çalıştığı zaman bir daha durmaz , yeterki çalışsın derler . Bizde de vardı belki de aynı modellerden di çünkü görüntüsü hatırladığım kadarıyla aynı. Bunların kaç saat çalıştığı falan bilinmez eski çektirmelerde bunlar 24 saat su basardı, yada vinçte çalışırdı. O kadar yorulmaya rağmen çok uzun yıllar çalışanları vardır.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 16 Eylül 2022, 09:52:15
Bu arada bu sandık içinde olup her tarafına ulaşılıp müdahale edilebilen motorlara bayılıyorum. Bizim Baba larda motora müdahale çok zor, Epeyce zayıf ve atletik olmak gerekiyor. Hatta benim BaBa 35 teknemde 32 volvo çıkarılıp 50 yanmar takıldığı için alan epeyce daralmış durumda. İki makine arasında hacim farkı oldukça fazla. Bu yüzden böyle yemek masası altında , veya dolap içinde , sandık içinde motorları görünce bayılıyorum. Güle güle kullanın.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 16 Eylül 2022, 13:42:53
A Coruña’daki koydan ertesi sabah (24 Ağustos 2022) erkenden demir alıp koy dışına çıktığımızda sisin basmakta olduğunu gördük. Yapacak birşey yok, sis buraların olağan durumlarından biri. Açtık AIS’i, yolumuza devam ettik. Neyse ki rüzgar var ve sis öyle çok yoğun değil, 1 mil kadar bir görüş alanımız var. Varmak istediğimiz yer olan Camariñas küçük bir ria ve 40 mil kadar uzakta. Bu kıyılar İspanya’nın tam olarak kuzeybatı köşesi ve adı Costa da Morte, yani Ölüm Kıyıları. Bu adı, yüzyıllar boyunca bu kıyılarda yaşanan deniz kazaları yüzünden almış. Büyük rüzgarlar ve büyük dalgalar bu kıyılara sık vuruyor ve kıyı yüksek tepeler ve kayalardan oluşuyor (aralarında da gelgit ve nehirlerin güzel bir işbirliğiyle oluşturduğu tam demirlemelik koylar silsileleri olan ria’lar gizli). Son büyük deniz kazası 2002’de petrol tankeri Prestige’in fırtına yüzünden batması olmuş, sadece İspanya’nın değil, Fransa ve Portekiz’in de yüzlerce millik kıyıları petrole bulanmış. Haberlerde dinlediğimi hatırlıyorum, insanlar ne büyük üzüntü içindeydi.. Bugün ise rüzgar 3-4 şiddetinde, yine pupadan ve denizler karışık. Sisin içinde güzel güzel yol alıyoruz, AIS’den gördüğümüz balıkçı tekneleri ve yelkenliler yaklaşınca görünür oluyorlar ve öğleden sonra hedef ria’mızın burnuna yaklaşıyoruz. Ve sis giderek aralanıyor. Burnumuzun adı, Zalim Burun. Gerçekten de zalim bir görüntüsü var. Acayip şekilli yüksek kayaların acıması yok gibi. Ama giriş rahat, sığlıklara rağmen. Rüzgar son millerde biraz artmıştı ve burnu güzelce döndükten sonra yelkenleri indirdik. Sakin suda motorla 5 mil kadar ilerleyip muhteşem koyumuza demir attık. Buraya daha önceki yıllarda iki defa daha gelmiştik. Ria çam ormanlarıyla kaplı yumuşak tepelerle çevrili her yönden ve hava mis gibi çam kokuyor. Kuzey tarafında Camariñas, güney tarafında da Muxia kasabaları var, marinalarıyla filan. Ve içerisi güneşli! Bu korunaklı yerde 3-4 gün beklememiz gerek çünkü bir sonraki gün deli kuzey rüzgarları geliyor. Rüzgarın yönü doğru da şiddeti çok fazla. İstemiyoruz fazla sallan yuvarlan. Bu vesileyle motorla da ilgileniriz biraz. Randımanlı çalışmıyor gibi. Devri artırdığında tepki vermiyor ya da zaman alıyor yüksek devre çıkması. Böyle değildi, bir sorun var.
İşte şimdi motordan bahsetme sırası. Teknenin en sevdiğim yanlarından biri kendisi. Hâlâ kullanılan başkaları da var mıdır acaba? O bir Lister Petter Marine. Üretim yılı 1942. Yok yok, yazım yanlışı yok. Tam 80 yaşında. İlk duyduğumda çok yadırgamıştım, eski sahibi motorun çok iyi durumda olduğunu söylemiş Mark’a, hadi inşallah demiştim. Mark tekneyi Galler Burry Port’ta karada satın aldı. Onunla geçirdiği 6 aylık sürede eksiğini giderip bakımını yaptı. Motora da bu sırada gereken ilgi gösterildi tabi. Burry Port’ta teknesi olan bir mühendisle tanışmış Mark, güzel şans. Ona motorla ilgili birkaç soru sormuş. Ve adam bu motorların uzmanı çıkmış. Kendi teknesinde de bir Lister Petter varmış. Hafta sonu bir gün için ta İskoçya’dan Galler’e gelmişmiş adam teknesinde iş görmek için ama o tek günün tamamını bizim motorla ilgilenerek geçirmiş, sonra da İskoçya’ya geri dönmüş. Onun da adı Mark, nasıl da özverili bir insan! Her şeyini incelemiş, gereken ayarları yapmış ve çok iyi durumda olduğunu söylemiş. Bizim kaptan Mark tekneyi suya indirip Cornwall Tamar nehrine getirirken çok etkilenmişti motorun performansından. Sonra orada sağa sola giderken kullandığımız sırada da saat gibi çalışıyordu maşallah, hiç nazlanmadan. Araya bir anekdot sıkıştırayım: Cornwall Millbrook’tayken bu mühendis Mark aramıştı bizi, hal hatır sormak için:
Mühendis Mark: Motor nasıl, memnun musun?
Bizim Mark: Çok! Yaşına rağmen çok iyi bir motor.
MM: Tabi, seninki modern bir motor. Gerçi benimki de gayet iyi.
BM: Modern? Nasıl yani, bizimki 1942’li!
MM: Evet evet, sendeki modern seriden. Benimki 1918’li.
Evet, yukarıdaki gerçek bir diyalogdur, bizzat kulaklarımla duydum. Böyle bir şeyi İngiltere’den başka bir yerde duymak mümkün müdür acaba?
Ve mis gibi çalışıp duran motora ne oldu da randımanı düştü, hatta A Coruña’dan ayrılırken demir almak için çalıştırdığımızda neden çalışmayı reddetti ilk başta? Camariñas’daki ilk günümüzde bu işe giriştik. Motor bölmesi kabinin tam ortasında (merdiven altında değil) kendi kasası içinde ve ulaşmak kolay. Açtı Mark kasayı ve kullanma kılavuzlarını, aklına gelen her yerini kurcaladı. (Kendisi eklememi istiyor: Bundan önceki iki tekne de Wharram katamarandı ve motorları dıştan takmaydı. Onların her şeyini bilir, tamirlerini yapardı. Daha önceki tek gövdeli tekneleriyle de böyle uzun seyirler yapmamıştı ve fazla gençti o zamanlar. ‘Dizel motorlar hakkında pek bilgim yok’ diyor.) Yağını kontrol etti, suyuna baktı, yağ filtresini değiştirdi ve şimdi bilemeyeceğim daha başka şeyler yaptı. Ama sorun ortadan kalkmış değil. Enjektörlere sıra geldiğinde, elinden birşey gelmeyeceğini, profesyonel yardım alması gerektiğini biliyordu. Ve bir telefon kadar yakınımızda olan Mühendis Mark’ı aramaya karar verdi. Her şeyi anlattı ona, şunu yaptım, bunu yaptım. O da sordu şunu denedin mi, bunu denedin mi? Tam pes edilecekti ki, Mühendis Mark, ‘bir de şöyle bir şey olabilir, çok basit bir şey ama.. motoru stop ettirmek için çekilen stop kablosu tutukluk yapabilir ve aslında motor gerçekten kapanmamıştır. Elini oraya sok da bak bakalım, kapanmış mı?’ Ve sorun gerçekten de buymuş. Çözümü 10 dakika sürdü. Sevinçten gözlerim nemlendi gerçekten. Aşağıda motorun ilgili kısmında gereken ayarlamaları yapıp, havuzlukta dümenin karşısında bulunan çekme mandalına da biraz WD40 sıkınca, motor döndü eski güzel haline. Teşekkür etmek yetmiyor, çok borçlu hissediyoruz kendimizi sevgili Mühendis Mark'a.

Teşekkürler ilgiyle takip ediyorum yeni şeyler öğreniyorum :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 17 Eylül 2022, 01:59:16
Teşekkürler Serkan reis, siz okudukça ben de gönderirim. Zaten yazıyorum  :) Ve Ahmet reis, yazdıklarınız moral oluyor, çok teşekkürler. Lister motorlarla ilgili benzer şeyleri başkaları da söyledi bize. İnşallah böyle gider. Motorun kabinin ortasında olduğunu gördüğümde ben de sevinmiştim. Gerçekten büyük kolaylık. Size de kolaylıklar diliyoruz. Sevgilerle..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Mücahit Karabaş - 18 Eylül 2022, 22:21:23
Nur Reis kaleminize sağlık. Çok güzel bir anlatım. Ben de merakla takip edeceğim. Lister Petter motorun sesini de merak ettim. Küçük bir video paylaşırsanız memnun olurum. Yolculuğunuz güzel geçsin pruvanız neta olsun.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 21 Eylül 2022, 15:30:45
Direkteki basamaklarla ilgili bu fotoyu çekti Mark. Yelkeni çekerken mandar basamaklara takılmasın diye ip gerdi fotoda görüldüğü gibi. Bu kullanılan bir yöntemmiş. Önce gurcatadan yukarıdaki basamaklar için uygulamıştı, alttakilere de takılma yaşayınca birkaç kez, alt taraf için de yaptı aynı şeyi. Katkısı olsun istiyor  :)
(https://heyamolahey.com/index.php?action=dlattach;topic=2940.0;attach=4614;image)
Mücahit reis, motorun sesini merak etmişsiniz. Bu video tekneyi aldıktan sonra motorun bakımı yapılıp ilk çalıştırıldığında çekilen video.
https://photos.app.goo.gl/Ej6MjSRUCGVFiQMX6
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 21 Eylül 2022, 18:07:20
Direkteki basamaklarla ilgili bu fotoyu çekti Mark. Yelkeni çekerken mandar basamaklara takılmasın diye ip gerdi fotoda görüldüğü gibi. Bu kullanılan bir yöntemmiş. Önce gurcatadan yukarıdaki basamaklar için uygulamıştı, alttakilere de takılma yaşayınca birkaç kez, alt taraf için de yaptı aynı şeyi. Katkısı olsun istiyor  :)
https://photos.app.goo.gl/Y8hch7sM17eVtDwCA
Mücahit reis, motorun sesini merak etmişsiniz. Bu video tekneyi aldıktan sonra motorun bakımı yapılıp ilk çalıştırıldığında çekilen video.
https://photos.app.goo.gl/Ej6MjSRUCGVFiQMX6

Teşekkür ederiz kendisine ben henüz yapmadım, hala araya giren halatı rüzgar altı manevralarla çıkarıyorum. Fakat Mustafa abinin Baba Tunca teknesinde gurcata üstü basamaklarda çok uzun zamandır var ve çok kullanışlı oluyor. Bende üşengeçliği bırakıp bu uyarı üzerine ilk fırsatta  en azından gurcata üstüne yapacağım. Mark' a çok selam sağolsun. Selametle
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 22 Eylül 2022, 13:49:20
Camariñas’da 5 gün kaldık. Bu korunaklı güzel koyda şiddetli kuzey rüzgarları geçti gitti. Bizden başka 10-15 tekne de buraya sığınmayı tercih etmişti. Kuzeyli rüzgarın son gününde birçoğu ayrıldı, biz kaldık. Dışarıda dalga boyu yüksek görünüyordu, biraz yatışsın deniz, öyle çıkalım dedik. Hava durumu güneyli rüzgarlar göstermeye başlamıştı sert kuzeylilerin ardından. Önce birkaç gün beklemeye karar verdiysek de, baktık sonları görünmüyor, artık katamaran değiliz ve rüzgara yakın seyredebiliriz, hem deniz de durgun olur, solugan olmaz, yola devam dedik. Oradaki son günümüzde Camariñas’ın marinasından yakıt ve su aldık ve ertesi gün (29 Ağustos 2022) yola çıkmak üzere tekrar eski yerimize demirledik.

Bir de başka bir problemden bahsetmek gerek. Katil balinalar, namı diğer orkalardan (aslında bunlar yunuslarla aynı familyadan ama yunus, balina dahil her şeyi yiyebiliyorlar ve kendileri başka hiçbir deniz canlısının mönüsünde değil). Bunlar İber Yarımadası kıyıları boyunca seyir yapan yelkenlilere ilk 2020’de musallat olmaya başladılar. (Daha önceki yıllarda yaptığımız İngiltere-Türkiye arası seyirlerde bu bölgede birkaç defa biz de rastlamıştık orkalara ama herkes kendi işinde gücündeydi.) Hatta 2020 yaz başında saldırıları medyada yer almıştı. Şimdi artık pek yer almıyor ama bu, saldırıların bittiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, 2021’de de oldu, bir önceki yıla göre daha çok. Ve bu yıl ise daha da fazla. Bu elemanlar tanınıp biliniyor. Orka gözlemcilerine göre şu anda 3 ayrı grup var teknelere musallat olan. Çoğunluğu ergenler, birkaç çocuk birkaç da ebeveyn var aralarında. Yine söylenene göre bunlar orkinosları takip ediyor. Orkinoslar yaz başında Cebelitarık’tan çıkıp yaz sonuna doğru kuzeye göç ediyorlar ve orkalar da peşlerinde. Neden durup dururken yelkenlilere musallat olmaya başladıkları bilinmiyor. Kimi diyor, tekneleri düşman bellemişler, kimi de, oyun oynuyorlar ya da avlanma idmanı yapıyorlar, yelkenliler kolay hedef. Ama şu bir gerçek ki, elemanlar doğrudan dümen palalarını hedef alıyorlar. Kafalarıyla itiyorlar, koca dişleriyle ısırıyorlar ve uğraşa uğraşa parçalar koparıp dümen palasını işlevsiz hale getiriyorlar (kopardıkları parçalarla kedinin fareyle oynar gibi oynadıklarını görenler var). O da yetmiyor, karinaya kafa atıp tekneyi olduğu yerde döndürürüyorlar. Bu yıl şu ana kadar rapor edilen 60 küsur saldırı var. Birçok tekne yedeklenerek en yakın limana çekiliyor, kimi bir şekilde kendileri giderek karaya alınıyorlar. Büyük masraf çıkıyor, bütün yolculuk planları altüst oluyor. Yedeklenmek de pahalı iş. Ve geçtiğimiz Ağustos ayında bir yelkenliyi batırmayı da başardılar. Teknedeki aile can salına çıkmış, öyle kurtarıldılar. Bu olay Portekiz’in güneybatı kıyısı açığında oldu. Bu aralar en çok Galicia kıyılarında ve Biscay’da yaşanıyor saldırılar. Gerçi İspanya’nın güney Atlantik kıyısında ve İrlanda-İngiltere-Fransa Bröton üçgeninin tam ortasında neredeyse eşzamanlı saldırılar da oldu. Teknesi bizimki gibi olan bir şanssız adama, Biscay geçişi sırasında 12 saat aralıklarla üç kez saldırdılar. Görünene bakılırsa, saldıran grup sayısı 3’den fazla, birbirlerinden öğreniyorlar ve olay orkinos göç rotası zamanlamasının dışında gibi. İngiltere’den Fas'a uzanan çok geniş bir bölge söz konusu. Facebook’ta Orca Attack Reporting diye bir grup var, olaylı-olaysız seyir raporları, kurtulma yöntemleri ve bir sürü öneri gırla gidiyor. Sık sık bir saldırı rapor ediliyor. Herkes fazlasıyla tedirgin. Birkaç kurum var, istatistik tutarak bir fikir edinmeye çalışıyorlar. İspanyol hükümeti de orkaları koruma peşinde. Teknelere tamamen hareketsiz kalmalarını, bu şekilde orkaların sıkılıp uzaklaşacaklarını söylüyorlar. Ama dümen palası bu uzun süreli (1 saate kadar süren olaylar var) saldırılarda hasar görüyor en çok. Bizim en aklımıza yatan yöntem, derhal motoru çalıştırıp yelkenleri indirmek ve geri viteste gitmek. Yüzde yüz başarılı olmasa da, birçok yelkenli böyle yapıp kurtulmuş. Örneğin yukarıda bahsettiğim şanssız adam üç defasında da tornistanda giderek hasarsız atlatmış (zavallı, Biscay’ı güverteye çakılı halde geçmiş, ne zamanki A Coruña’ya yaklaşırken yunusları görmüş, ancak o zaman kabine inip kendine bir kahve yapabilmiş). Bir de filolar oluşturarak seyir yapanlar var. Genellikle İskandinavlar böyle yapıyor. Kurallı murallı, disiplinli. Ben onlara Orka Kardeşliği adını taktım. MarineTraffic’te, AIS’de filan bayağı ihtişamlı görünüyorlar. Bende de alışkanlık yaptı, her gün Facebook grubunu yoklayıp kendimi korkutuyorum düzenli şekilde 😮

Biz Biscay’ı geçerken bütün bunlar Cebelitarık filan civarında oluyor diye hiç takılmamıştık bu konulara. Kuzey Galicia’da da nasıl olsa daha burada değiller diye pek düşünmüyorduk. Şanslıymışız, karşılaşmadık. Ne zaman ki Costa da Morte’yi dönmeye başladık, gözümüzü de dört açar olduk (gerçi sisten çok da birşey görünmüyordu). Bu orka saldırılarının en sık yaşandığı iki yerden biri, Fisterra (diğeri de Cebelitarık çıkışı). İspanya’nın en batı noktası. Anlamı, Dünyanın Sonu (bu arada iki tane daha Dünyanın Sonu var, biri İngiltere’nin -Land’s End-, diğeri de Fransa’nın -Finistère- en batı noktaları). Ve Camariñas’dan çıktığımızda biz de mecbur oradan geçeceğiz.

Ria’dan çıktığımızda tahmin ettiğimiz gibi deniz dümdüz denecek kadar az dalgalıydı ve solugan yoktu. Salmayı da indirdik, çünkü İngiltere’de Plymouth-Falmouth arası 50 millik seyrimizde orsa gitmiştik ve salmadan tek bir ses bile gelmemişti, böyle bir sorun olduğunu bilmiyorduk bile (eğer ses gelmiş olsaydı büyük ihtimal Biscay geçişine başlamazdık). Salma salınmadığı, yuvasının tek yanına yaslanmış halde sabit kaldığı için ses çıkmıyor tabi ki. 3 gibi esen tatlı rüzgarda sakin sakin tramolalarımıza başladık. Güneşimiz de vardı. Sis karada ve açıktaydı. Bize özel sissiz, güneşli bir koridor açılmış gibiydi. Gözümüz denizde, tetikteyiz. Ama minik yunuslar geldi merhaba demeye sadece, orka çetesi görünürde yok. Teknenin orsa performansı hoşumuza gidiyor. Doksan derecelik açılar çizemiyoruz ama katamaranla yaptığımız zikzaklara göre (dikiş makinasının zikzak dikişine benzerdi) çok iyi. Yata yata gidiyoruz ve eğime rağmen pupa seyirden daha rahat. Dalgasız ortamda otopilot da işini güzel görüyor. Gideceğimiz mesafe 30 milden biraz fazla ve akşam olmadan varacak gibiyiz.

Yolun yarısını geçtikten sonra bir nedenle aşağıya kabine indiğimde tatsız bir sürprizle karşılaştım. O sırada sancak tarafına yatmış durumdaydık ve o taraftaki farş tahtalarının üzerine su çıkıyordu sallandıkça. Allah dedim, noluyor.. Yüzlerce mil yaptık buraya kadar, böyle birşey olmamıştı. Suyu tattım, tatlı su. Bu da birşey, batmıyoruz. Sancak tarafındaki su deposunun bağlantı yerini İngiltere’deyken yenilemiştik, orada sorun yoktu. Diğeri de kuruydu. Ama son demirleme yerimizde mutfak lavabosunun musluğunu değiştirmiştik. Sorun olsa olsa bununla ilişkili olmalıydı. Hemen depo vanalarını ve su pompasını kapatıp kova-sünger ikilisiyle su boşaltmaya giriştik (bu işe uygun Çin malı manuel plastik pompamız bozuldu ve yenisini daha bulamadık). 10 kova kadar su attık maalesef. Camariñas’da yenice doldurmuştuk depoları ne güzel. Neyse artık.. Bu arada rüzgar da iyice azalmıştı ve yolun kalanını motorla katederek (2 saatten fazla) Fisterra burnunu döndük. Aslında bu kutlamalık bir dönüm noktasıydı, Ölüm Kıyıları aşılmış, Dünyanın Sonu dönülmüştü. Orka da görmemiştik hem. Ama, işte, şimdi de bir su basması problemimiz olmıştu, nurtopu gibi. Burnun iç tarafında az kuzeyde bedava bağlanılabilen bir iskele olduğunu öğrenmiştik Navily’den (güzel uygulama, tavsiye ederim). Boş yer olduğunu görünce hemen bağlandık. Su nereden kaçmış olabilir diye araştırmaya başladık. Birkaç ihtimal düşünmüştük, onları sağlamlaştırdık ama sorunu giderdik mi, emin olamadık. Bakalım görelim deyip işimize baktık. Ertesi sabah yola devam edecektik, bir sonraki ria Muros’a.

Not: Bu vesileyle birkaç da iç mekan fotosu ekliyorum.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 22 Eylül 2022, 14:23:30
Gaz lambasına ve duman şapkasına bayıldım.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 22 Eylül 2022, 14:43:41
Camariñas’da 5 gün kaldık. Bu korunaklı güzel koyda şiddetli kuzey rüzgarları geçti gitti. Bizden başka 10-15 tekne de buraya sığınmayı tercih etmişti. Kuzeyli rüzgarın son gününde birçoğu ayrıldı, biz kaldık. Dışarıda dalga boyu yüksek görünüyordu, biraz yatışsın deniz, öyle çıkalım dedik. Hava durumu güneyli rüzgarlar göstermeye başlamıştı sert kuzeylilerin ardından. Önce birkaç gün beklemeye karar verdiysek de, baktık sonları görünmüyor, artık katamaran değiliz ve rüzgara yakın seyredebiliriz, hem deniz de durgun olur, solugan olmaz, yola devam dedik. Oradaki son günümüzde Camariñas’ın marinasından yakıt ve su aldık ve ertesi gün (29 Ağustos 2022) yola çıkmak üzere tekrar eski yerimize demirledik.

Bir de başka bir problemden bahsetmek gerek. Katil balinalar, namı diğer orkalardan (aslında bunlar yunuslarla aynı familyadan ama yunus, balina dahil her şeyi yiyebiliyorlar ve kendileri başka hiçbir deniz canlısının mönüsünde değil). Bunlar İber Yarımadası kıyıları boyunca seyir yapan yelkenlilere ilk 2020’de musallat olmaya başladılar. (Daha önceki yıllarda yaptığımız İngiltere-Türkiye arası seyirlerde bu bölgede birkaç defa biz de rastlamıştık orkalara ama herkes kendi işinde gücündeydi.) Hatta 2020 yaz başında saldırıları medyada yer almıştı. Şimdi artık pek yer almıyor ama bu, saldırıların bittiği anlamına gelmiyor. Tam tersine, 2021’de de oldu, bir önceki yıla göre daha çok. Ve bu yıl ise daha da fazla. Bu elemanlar tanınıp biliniyor. Orka gözlemcilerine göre şu anda 3 ayrı grup var teknelere musallat olan. Çoğunluğu ergenler, birkaç çocuk birkaç da ebeveyn var aralarında. Yine söylenene göre bunlar orkinosları takip ediyor. Orkinoslar yaz başında Cebelitarık’tan çıkıp yaz sonuna doğru kuzeye göç ediyorlar ve orkalar da peşlerinde. Neden durup dururken yelkenlilere musallat olmaya başladıkları bilinmiyor. Kimi diyor, tekneleri düşman bellemişler, kimi de, oyun oynuyorlar ya da avlanma idmanı yapıyorlar, yelkenliler kolay hedef. Ama şu bir gerçek ki, elemanlar doğrudan dümen palalarını hedef alıyorlar. Kafalarıyla itiyorlar, koca dişleriyle ısırıyorlar ve uğraşa uğraşa parçalar koparıp dümen palasını işlevsiz hale getiriyorlar (kopardıkları parçalarla kedinin fareyle oynar gibi oynadıklarını görenler var). O da yetmiyor, karinaya kafa atıp tekneyi olduğu yerde döndürürüyorlar. Bu yıl şu ana kadar rapor edilen 60 küsur saldırı var. Birçok tekne yedeklenerek en yakın limana çekiliyor, kimi bir şekilde kendileri giderek karaya alınıyorlar. Büyük masraf çıkıyor, bütün yolculuk planları altüst oluyor. Yedeklenmek de pahalı iş. Ve geçtiğimiz Ağustos ayında bir yelkenliyi batırmayı da başardılar. Teknedeki aile can salına çıkmış, öyle kurtarıldılar. Bu olay Portekiz’in güneybatı kıyısı açığında oldu. Bu aralar en çok Galicia kıyılarında ve Biscay’da yaşanıyor saldırılar. Gerçi İspanya’nın güney Atlantik kıyısında ve İrlanda-İngiltere-Fransa Bröton üçgeninin tam ortasında neredeyse eşzamanlı saldırılar da oldu. Teknesi bizimki gibi olan bir şanssız adama, Biscay geçişi sırasında 12 saat aralıklarla üç kez saldırdılar. Görünene bakılırsa, saldıran grup sayısı 3’den fazla, birbirlerinden öğreniyorlar ve olay orkinos göç rotası zamanlamasının dışında gibi. İngiltere’den Fas'a uzanan çok geniş bir bölge söz konusu. Facebook’ta Orca Attack Reporting diye bir grup var, olaylı-olaysız seyir raporları, kurtulma yöntemleri ve bir sürü öneri gırla gidiyor. Sık sık bir saldırı rapor ediliyor. Herkes fazlasıyla tedirgin. Birkaç kurum var, istatistik tutarak bir fikir edinmeye çalışıyorlar. İspanyol hükümeti de orkaları koruma peşinde. Teknelere tamamen hareketsiz kalmalarını, bu şekilde orkaların sıkılıp uzaklaşacaklarını söylüyorlar. Ama dümen palası bu uzun süreli (1 saate kadar süren olaylar var) saldırılarda hasar görüyor en çok. Bizim en aklımıza yatan yöntem, derhal motoru çalıştırıp yelkenleri indirmek ve geri viteste gitmek. Yüzde yüz başarılı olmasa da, birçok yelkenli böyle yapıp kurtulmuş. Örneğin yukarıda bahsettiğim şanssız adam üç defasında da tornistanda giderek hasarsız atlatmış (zavallı, Biscay’ı güverteye çakılı halde geçmiş, ne zamanki A Coruña’ya yaklaşırken yunusları görmüş, ancak o zaman kabine inip kendine bir kahve yapabilmiş). Bir de filolar oluşturarak seyir yapanlar var. Genellikle İskandinavlar böyle yapıyor. Kurallı murallı, disiplinli. Ben onlara Orka Kardeşliği adını taktım. MarineTraffic’te, AIS’de filan bayağı ihtişamlı görünüyorlar. Bende de alışkanlık yaptı, her gün Facebook grubunu yoklayıp kendimi korkutuyorum düzenli şekilde 😮

Biz Biscay’ı geçerken bütün bunlar Cebelitarık filan civarında oluyor diye hiç takılmamıştık bu konulara. Kuzey Galicia’da da nasıl olsa daha burada değiller diye pek düşünmüyorduk. Şanslıymışız, karşılaşmadık. Ne zaman ki Costa da Morte’yi dönmeye başladık, gözümüzü de dört açar olduk (gerçi sisten çok da birşey görünmüyordu). Bu orka saldırılarının en sık yaşandığı iki yerden biri, Fisterra (diğeri de Cebelitarık çıkışı). İspanya’nın en batı noktası. Anlamı, Dünyanın Sonu (bu arada iki tane daha Dünyanın Sonu var, biri İngiltere’nin -Land’s End-, diğeri de Fransa’nın -Finistère- en batı noktaları). Ve Camariñas’dan çıktığımızda biz de mecbur oradan geçeceğiz.

Ria’dan çıktığımızda tahmin ettiğimiz gibi deniz dümdüz denecek kadar az dalgalıydı ve solugan yoktu. Salmayı da indirdik, çünkü İngiltere’de Plymouth-Falmouth arası 50 millik seyrimizde orsa gitmiştik ve salmadan tek bir ses bile gelmemişti, böyle bir sorun olduğunu bilmiyorduk bile (eğer ses gelmiş olsaydı büyük ihtimal Biscay geçişine başlamazdık). Salma salınmadığı, yuvasının tek yanına yaslanmış halde sabit kaldığı için ses çıkmıyor tabi ki. 3 gibi esen tatlı rüzgarda sakin sakin tramolalarımıza başladık. Güneşimiz de vardı. Sis karada ve açıktaydı. Bize özel sissiz, güneşli bir koridor açılmış gibiydi. Gözümüz denizde, tetikteyiz. Ama minik yunuslar geldi merhaba demeye sadece, orka çetesi görünürde yok. Teknenin orsa performansı hoşumuza gidiyor. Doksan derecelik açılar çizemiyoruz ama katamaranla yaptığımız zikzaklara göre (dikiş makinasının zikzak dikişine benzerdi) çok iyi. Yata yata gidiyoruz ve eğime rağmen pupa seyirden daha rahat. Dalgasız ortamda otopilot da işini güzel görüyor. Gideceğimiz mesafe 30 milden biraz fazla ve akşam olmadan varacak gibiyiz.

Yolun yarısını geçtikten sonra bir nedenle aşağıya kabine indiğimde tatsız bir sürprizle karşılaştım. O sırada sancak tarafına yatmış durumdaydık ve o taraftaki farş tahtalarının üzerine su çıkıyordu sallandıkça. Allah dedim, noluyor.. Yüzlerce mil yaptık buraya kadar, böyle birşey olmamıştı. Suyu tattım, tatlı su. Bu da birşey, batmıyoruz. Sancak tarafındaki su deposunun bağlantı yerini İngiltere’deyken yenilemiştik, orada sorun yoktu. Diğeri de kuruydu. Ama son demirleme yerimizde mutfak lavabosunun musluğunu değiştirmiştik. Sorun olsa olsa bununla ilişkili olmalıydı. Hemen depo vanalarını ve su pompasını kapatıp kova-sünger ikilisiyle su boşaltmaya giriştik (bu işe uygun Çin malı manuel plastik pompamız bozuldu ve yenisini daha bulamadık). 10 kova kadar su attık maalesef. Camariñas’da yenice doldurmuştuk depoları ne güzel. Neyse artık.. Bu arada rüzgar da iyice azalmıştı ve yolun kalanını motorla katederek (2 saatten fazla) Fisterra burnunu döndük. Aslında bu kutlamalık bir dönüm noktasıydı, Ölüm Kıyıları aşılmış, Dünyanın Sonu dönülmüştü. Orka da görmemiştik hem. Ama, işte, şimdi de bir su basması problemimiz olmıştu, nurtopu gibi. Burnun iç tarafında az kuzeyde bedava bağlanılabilen bir iskele olduğunu öğrenmiştik Navily’den (güzel uygulama, tavsiye ederim). Boş yer olduğunu görünce hemen bağlandık. Su nereden kaçmış olabilir diye araştırmaya başladık. Birkaç ihtimal düşünmüştük, onları sağlamlaştırdık ama sorunu giderdik mi, emin olamadık. Bakalım görelim deyip işimize baktık. Ertesi sabah yola devam edecektik, bir sonraki ria Muros’a.

Not: Bu vesileyle birkaç da iç mekan fotosu ekliyorum.

https://photos.app.goo.gl/GyPJJZm64ymTDhwz5

https://photos.app.goo.gl/EaVvEhNDAmFATUax5

https://photos.app.goo.gl/QViuX1B3Y9amMXwE6

Ahmet abinin dediği gibi gaz lambası harika , yalnız ben orka olayına takıldım ilk defa duydum çok ilginç ve ürkütüçü . Teşekkürler
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 22 Eylül 2022, 14:49:28
Ahmet abinin dediği gibi gaz lambası harika , yalnız ben orka olayına takıldım ilk defa duydum çok ilginç ve ürkütüçü . Teşekkürler

2 senedir çok yoğun hatta  hatta yaz başında bir Türk teknesinin palasını falan parçalamışlardı. Yine bir tekneninde sail drive kuyruğunu komple ısırıp koparmışlar. Mucizevi bir şekilde kıyıya ulaşmışlar.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 23 Eylül 2022, 08:59:55
2 senedir çok yoğun hatta  hatta yaz başında bir Türk teknesinin palasını falan parçalamışlardı. Yine bir tekneninde sail drive kuyruğunu komple ısırıp koparmışlar. Mucizevi bir şekilde kıyıya ulaşmışlar.

Gerçekten çok enterasan
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 27 Eylül 2022, 15:48:33
İspanya'nın en batı noktası olan Fisterra’nın balıkçı limanının gürültülü ve (çok yakından tam gaz geçen balıkçı tekneleri sayesinde) çalkantılı ama beleş iskelesinden ertesi sabah (30 Ağustos 2022) ayrıldık. Rüzgar yine hafif ve güneybatıdandı ama gideceğimiz yön açısından biraz daha kullanışlıydı; deniz düz, hava hafif pusluydu. Birkaç tramolayla ve sonra da karaya yakın seyirle Muros ria’sının burnuna vardık ve ria’nın güney kıyısına geçerek oradaki, çepeçevre kum tepeleriyle çevrili, korunaklı ve güzel ama bu yüzden de demirli teknelerle kalabalık koyda kendimize bir yer bulup demirledik. Bu yaklaşık 40 millik mesafeyi bu kez olaysız ve neredeyse hiç motor kullanmadan tamamlamıştık. Buralarda pus da yoktu ve henüz alçalmaya başlamamış güneş, yolculuğun başından beri ilk kez bir tatil havası tattırdı bize.

Ertesi gün sabah hiç rüzgar yoktu. O gün için hava tahmini hafif bir batı rüzgarı gösteriyordu. Birkaç saat rüzgarı bekledik ama gelmedi. Dedik çıkalım motorla, burnu dönünce açıkta vardır herhalde rüzgar. Demir aldık, burna ilerlemeye başladık. Bu burun boyunca bayağı çok kaya sığlığı var, o yüzden dikkatliyiz. Tek navigasyon aracımız olan laptop, aşağıda kabindeki harita masası üzerinde durmak zorunda, çünkü kablosu güverteye yetişmiyor. Ben aşağıda rotamızı takip ediyorum, Mark da otopilotu ayarlıyor benim talimatlarıma göre: az sancak, az iskele şeklinde. Bu arada sis basmaya başladı yeniden, gittikçe yoğunlaşıyor. Burnun ucuna yaklaştığımız sırada Mark birden motoru geri vitese aldı ve ‘Orkalar’ dedi. O sırada güvenli bir derinlikteydik, sığlıkların olmadığı. Dışarı fırladım, çevrede hiçbir şey göremedim. Yavaş yavaş geri viteste ilerliyoruz, daha doğrusu daire çiziyoruz (hmmm, tornistanda düz hat üstünde ilerleyemiyormuşuz demek ki, böyle uzun süreli denememiştik daha). Mark iki büyük siyah yüzgeç görmüş çok yakında anlık olarak. Suyun üstünde de yer yer tuhaf salya benzeri birikmeler var. Biraz daha böyle tornistanda devam ettik ama bir daha ortaya çıkmadı yüzgeçler ya da kafalar. İleri vitese alıp yolumuza koyulduk yeniden. Habire çevreye, suya bakıyoruz. Beş dakika kadar sonra tam dibimizde suyun bir metre kadar altında çok tuhaf bir şey gördüm. Üstünde koyu renkli lekeler olan, beyaz, oval biçimli, 3-4 m boyunda bir kütle, hareketsiz gibi görünen bir şey. Aklım çıktı bir an, sığlığa, bir kayaya yaklaştık diye, ama hayır, kesinlikle güvenli derinlikteyiz. Mark’ın kolunu sıkmışım, dilim de tutuldu, iyi mi! O, ne var, ne gördün diye sorduğunda ben cevap veresiye, o şeyi geçtik yavaşça. Dolayısıyla görememiş oldu. Ne olduğunu bilmiyorum hâlâ, ölü bir şey belki.. (Orkalar o şeyle mi ilgiliydiler acaba?) Sualtı hayaleti olmadığına eminim ama. Neyse ne.. Heyecan yatıştı iyice. Bu arada rüzgar filan yok, sis de iyice bastı ve zaten burnu dönmek için kayalıkların arasındaki geçidi kullanacağız, motorla gitmek gerek. Çevrelerinden dönmeye kalksak yolumuz çok uzayacak. Önümüzde aynı rotada giden üç yelkenli tekne daha var. Sis basınca görünmez oldular ama AIS’de görünüyorlar. Ben yine indim aşağıya, çizdiğim rotaya göre Mark’a az sancak, az iskele diye diye bu 2-3 millik geçitten çıktık. Çıkmaya yakın sis aralanmaya başladığında Mark sağda ve soldaki kayaları ilk kez gördü, ‘Bloody hell!’ dedi ('vay canına' gibi birşey). Ben görmedim, daha doğrusu uzaklaştığımızda gördüm, çünkü güverteye o zaman çıkabildim. Oh temiz hava, biraz da serinlik. Aşağıda çalışan motorun kokusu, sıcaklığı ve gürültüsü yüzünden kafam kazan gibi olmuştu.

Artık bir sonraki ria olan Arousa’daydık. Ve rüzgâr hâlâ yoktu, su da ayna gibiydi, kırışıklık bile yoktu. Dolayısıyla motora devam. Bugünlük gideceğimiz mesafe 30 mil kadardı. Bu ria’nın güney burnu içinde, ria’nın fazla içine girmeden durabileceğimiz, çıkışa yakın tek yer vardı. Yine Navily’den öğrenmiştik. Oraya doğru gitmeye başladık. Yaklaştığımızda, burayla ilgili daha önce fark etmemiş olduğumuz bir durum olduğunu gördük. Google uydu görüntüsünde koyu renkli su olarak görünen yer, meğer midye çiftliğiymiş (iyice yakınlaştırdığında görünüyor oysa). AIS’de görmüştüm, tekneler buradan geçiyordu. Zaten hedef noktamıza gitmek için buradan geçmemiz gerekiyor. Çok büyük bir alan: güneyden kuzeye 5, batıdan doğuya yine bir o kadar millik bir alan, kıyıya paralel uzanan. Ve içinde büyük sallar var, yüzlerce. Çok düzenli yerleştirilmişler. Aralarında iki teknenin yan yana rahatça geçebileceği mesafe var. Tam bir labirent. Ben yine indim aşağıya, az sancak, az iskele diye diye Mark’ı yönlendirerek çıktık bu labirentten. Hedef koyumuz, küçük bir kasabanın limanının dışıydı. Güzel bir yerdi ama koyu tonozla doldurmuşlar. Tonozların ötesi fazla sığ olacaktı med cezirin alçak seviyesinde. Boş tonoz almak istedik, sahibi gelir de bizi kovar diye vazgeçtik. Burası maalesef olmayacaktı, başka bir yer lazımdı (ve tabi ki sis yine çökmeye başlamıştı). Oysa tek istediğimiz durmaktı, sabit kalmak, oturup dinlenmek. Haritada ağzı güneye açık bir koy gördük civarda. Zaten rüzgar filan yoktu, çok da önemli değildi korunaklı olması. Sisin içinde sadece yanından geçtiklerimizi görebildiğimiz onlarca salın arasından geçerek bir kez daha, oraya vardık, körlemesine demiri salıp zavallı motoru durdurduk. Oh! Biz de zavallıya dönmüş, yorulmuştuk, en çok da stres ve motor gürültüsünden. Sevmiyoruz böyle uzun motor seyrini (tam 6 saat sürmüş). Ama motorumuza da aferin ve maşallah. Bir nazar boncuğu olsaydı kesinlikle bir yerine iliştirirdim.

https://photos.app.goo.gl/NnLZ1KMiq3MDC5ae7

https://photos.app.goo.gl/HqsRDMvKhfzD8Pyq7

Not: Eklediğim ikinci görseli nette buldum, midye çiftliğinin görünümü; fotoğraf filan çekemedim o hengamede  ::)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 01 Ekim 2022, 19:38:30
Ertesi sabah (1 Eylül 2022) uyandığımızda hafif bir güneyli rüzgar vardı ve sis dağılmıştı. Nereye demirlediğimizi böylece ilk kez görebildik. Hiç de fena bir yer değilmiş. Güzel, geniş bir kumsal, diğer yanda ormanlar.. Pek bir yükselti yok bu ria'yı çevreleyen, sadece kum tepeleri. Göz alabildiğine açıklık, aydınlık. Oysa dün bunların hiçbirini görememiştik sis yüzünden. Tuhaf bir boşluğun içinde asılı gibiydik.

Demir alıp, az ileride önümüzde uzanan midye salları labirentinin içinden çıktık. Yelkenleri açıp hafif rüzgarda yavaş yavaş yol almaya başladık. Ama körfezin burnuna yaklaştığımızda rüzgar dindi yeniden. Çaresiz çalıştırdık yine motoru, ana yelkeni indirmeden bir sonraki muhtemel demir yerine doğru ilerlemeye başladık. Erzak tükenmişti, bir kasabada durmak lazımdı. Bu yer, bir sonraki ria’nın güney burnu içindeydi ve 20 mil kadar bir mesafedeydi. Burna doğru yaklaşırken güneyli rüzgar geri geldi. Demir yerine varmak ve ertesi gün çıkmak için fazladan bir 7-8 mil yapmak gerekecekti; bunun üstüne bir 10 mil daha koyup, varmak istediğimiz asıl yere gidelim dedik, rüzgarı bulmuşken. Düz denizde, bir tarafta anakara, diğer tarafta adalar arasında yata yata zikzaklar çizerek burnu geçip yavaş yavaş devam ettik yolumuza. Güneşli, tatlı sıcak bir gündü, çevre muhteşemdi. Adalar, beyaz kumsallar, yeşil tepeler, bebe mavisi su.. Pek bir yavaştık gerçi, ama keyifliydi. Keyif mi demiştik? Haha! Kahve yapayım da içelim keyifle diye aşağı indiğimde iki-üç gün önce olan aynı tatsız sürprizle karşılaştım yine. Maalesef sintineyi yine su basmıştı. Tabi ki tatlı su o gizemli yolunu bulmuştu yine, çünkü biz son su kaçağından sonra sorunu tam olarak saptayamamış ve giderememiştik. Ziyan olan miktar bu sefer daha azdı neyse ki. Ama bu sefer, kaçağın nereden olduğu değilse de, ne zaman gerçekleştiğine dair kesin bir fikrimiz vardı en azından: orsa giderken sancak tarafına yattığımız zaman. Son iki günde su kaçağı olmamıştı, çünkü orsa gitmemiştik. Musluğu değiştirirken sıcak su bağlantısını boşta bırakmıştık. Belki de oradan kaçıyordur dedik. Yine depo vanalarını ve su pompasını kapatıp kova-süngerle suyu boşaltıp yolumuza devam ettik.

Akşamüstü olurken rüzgar iyice dinince, çalıştırdık yine motoru, indirdik yelkenleri. İspanya’nın son ria’sı olan Vigo’nun güney burnu içindeki at nalı biçimli körfeze yerleşmiş güzel şehir Bayona’ya kalan 15 mili motorla tamamladık.

Stratejik konumu nedeniyle tarihi zengin bir şehir Bayona. Kolomb’un üç gemisinden biri olan La Pinta, Yeni Dünya’dan döndüğünde ilk bu limana varmış ve Yeni Dünya’nın keşfi haberini duyan ilk yer burası olmuş. Burnu oluşturan tepenin zirvesinde bir kale-şato var. Onu geçince marinalar başlıyor, lüks teknelerle dolu balık istifi. Şehrin geniş ve uzun plajı önünde demirlenebiliyor. Körfez girişinin önünde yarış tekneleri süper pahalı siyah-gri yelkenleriyle bu rüzgarsızlıkta dahi arzı endam ediyorlar süzüle süzüle. Tam bir denizci şehri.

Biz ilk marinanın yakıt iskelesine yanaştık ilk. Bağlanır bağlanmaz inanılmaz yüksek volümde bir hard core punk konseri başladı marinanın hemen gerisinden. Kafalarımızı sallaya sallaya yakıt ve su aldık (son ikmalden bu yana 14 saatlik motor seyri yapmıştık ve harcadığımız dizel 20 litreymiş sadece, oysa daha çok harcamışızdır sanıyorduk). Sonra da yakıt iskelesinden ayrılıp, Kolomb’un La Pinta’sının birebir replikasının yanından geçerek (‘Bu tekne okyanusu geçerken ne sallanıp yuvarlanmıştır ama’ diye yorum yaptı Mark, teknenin biçimine bakıp) plaj önünde, demirli onlarca tekne arasında kendimize bir yer seçip demirledik. Sonra da hemen botu indirip ekmek, yumurta ve rom gibi acil ihtiyaçları temin etmeye yollandık 😎

Bayona'nın uydu görüntüsü ve demirlediğimiz yer:
https://photos.app.goo.gl/JHq4VKy18jSNs3DW8

La Pinta'nın netten ödünç aldığım bir fotosu:
https://photos.app.goo.gl/1XnirdmUJmiC6a5g7
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 06 Ekim 2022, 14:35:33
Bayona varmak istediğimiz bir yerdi. İspanya’nın engebeli ve rüzgarları değişken Galicia bölgesinin son uğrağı olduğu için, buraya ulaşmak bize 'nihayet bir yere varabildik’ hissi yaşattı. Daha önceki yıllardaki seyirlerimizde, buradan aşağısı hep yokuş aşağı olmuştu. Yılın 300 günü esen kuzey rüzgarlarına Portekiz Ticaret Rüzgarları dendiğini biliyorum – o kadar güvenilir rüzgarlar. 2015 yılında İngiltere’ye giderken ne çok uğraşmıştık bu rüzgarlara karşı İber Yarımadası’nı tırmanırken.. Ama bu yıl acayip bir yıl havalar yönünden. Bir haftadır her gün hafif güneyli rüzgarlar vardı. Galicia kıyıları her rüzgarı çekebildiğinden, başlarda olağan karşılamıştık. Ama son iki-üç gündür hava tahmini modelleri başka bir şey göstermeye başlamıştı. Bu güneyli rüzgarların nedeni, Atlantik’in ortasında saat yönünün tersine fırıl fırıl dönen devasa bir alçak basınç sisteminin, olağandışı şekilde İber yarımadasına yönelmesiydi. Normalde bunlar Karayipler’den filan döne döne uzaklaşırken kuzeydoğuya tırmanır, mesela İrlanda’yı döverdi. Bu yıl ise doğuya doğru bir rota izliyordu. İlk başta inanmak istememiş, hava tahmin bilgisayarı saçmalamış, kesin değişir bu tahmin demiştik. Ama değişmiyordu, gerçekten olacaktı ve bir hafta boyunca şiddetli güney rüzgarları esecekti. Bunlar gelmeden önce iki sakin günümüz vardı. Geçip gidene kadar Bayona’da bekleyebilirdik, güney yönüne karşı korunaklı bir demir yeriydi. Ama koca körfez, girişi de geniş. Rüzgar güneybatıdan esse, içeriye solugan girmesi ihtimali yüksek. (Okyanusun soluganı ciddi oluyor; demirliyken iki yana sallanıp duruyorsun ve bunlar plaja vururken botla kıyıya çıkmak imkansız hale geliyor.) Bayona’dan 20 mil kadar güneyde, İspanya-Portekiz sınırını çizen bir nehir var, Rio Minho. 2015’te buraya girmiş, çok sevmiştik. Gelmekte olan rüzgarlardan saklanmak için oradan daha ideal bir yer olamazdı. Hem cennet gibi bir yer, hem süper korunaklı, hem de demirlenen bölgesi Portekiz tarafında olduğu için 'artık Portekiz’e vardık’ diyebileceğimiz, moral olacak bir yer. Tamam dedik, oraya sığınalım.

Bayona’da geçirdiğimiz punk konserli gecenin ardından (3-4 İspanyol punk grubu çıktı, konserler gecenin 3’ünde bitti; konser mekanına gitmeye gerek kalmadan net şekilde duyuluyordu) ertesi sabah kalktığımızda rüzgar yoktu. Ve demir yerinde bizden başka sadece 2-3 tekne kalmıştı (hepsinin aynı anda ayrılmış olması, bir Orka Kardeşliği'nin söz konusu olabileceğini düşündürdü bana). Az bir kuzeyli rüzgar gösteriyordu hava tahmini, öğleden sonra başlayacaktı. Zaten gireceğimiz nehrin ağzı, kum setleriyle fazla sığ; med cezirin yüksek seviyesine denk getirmemiz gerekiyor oraya varış zamanımızı, o da akşamüstü. Öğlen saat 2 gibi motoru çalıştırıp demir aldık (2 Eylül 2022). Körfezden çıktığımızda açık denizde de rüzgar yoktu. Anlaşılan yine bir uzun motor seyri yapacağız. Ne yapalım.. Tam da böyle olmasını bekliyorduk zaten. Kıyıya yakın mesafede, küçük sayfiye yerleşimlerini geçe geçe yolun büyük kısmını aldıktan sonra rüzgar başladı. Nehrimize varmaya 5-6 mil filan kalmıştı. Bu da bir şeydir deyip yelkenleri açtık ve çok geçmeden ağza yaklaştık. Artık içeri girme zamanı. Motoru çalıştırdık. Üstünde minik bir kale olan minik adayı dönünce kuzeye yönelmek, iskelede bu kum adası ile sancakta kumsal arasındaki dar nehir ağzından, ortadaki kum sığlıklarına dikkat ederek geçmek gerekiyor. Sonra da kumsalın hemen dibinden neredeyse bir U dönüşüyle cennete ulaşacağız. Ama kum sığlıkları zamanla değiştiğinden navigasyon programına pek güvenmiyoruz. Derinlik göstergesini açtık. Minik adayı dönmeye başladığımız anda, bizim hafif rüzgar bir coştu ki, bak bunu beklemiyorduk mesela.. Varış zamanımız yüksek su seviyesinin bir saat kadar öncesi. İdeal bir zamanlama çünkü hâlâ içeriye girmekte olan akıntı bize yardım edecek. Ama rüzgar, akış yönünün tersine esiyor ve bu da sert çırpıntılar, minik beyaz dalgalar oluşturuyor ki bu ideal bir durum değil. Sakin suda sığlığı görebiliyorsun, şimdi tek görebildiğin fıkır fıkır kaynayan su. Alacağın olsun rüzgar! Mark hemen yelkenleri indiriyor. Ben yine aşağıdan bilgisayar ekranına bakarak Mark’a az sancak az iskele diye seslenmeye başlıyorum. İlerliyoruz. En sığ noktada iskele tarafında minik adaya yaklaşmak gerekiyor. Ama Mark güvenmiyor, buraya mı dönücem yani diye dönmeyi reddediyor ve kumsalın sığlığına doğru devam ediyor. Ben artık ekrana bakamaz oluyorum stresten. Kesinlikle olmamamız gereken yerdeyiz. Mark derinlik göstergesine bakıyor sürekli ve sayılar giderek düşmeye başlıyor: 1.4, 1.2, 1.1, 1.0, 0.9… Oğlum o tarafa değil, bu tarafa diye yırtınıyorum, 0.8’i gördüğünde o da tırsıyor ve geriye dönüyor. O da haklı aslında, benim dön dediğim tarafa bakınca, o tarafın zaten çok yakın olduğunu, kıyıda çırpınan dalgaları yanıbaşında görüyorsun. Ama geçit orası. Bir daha deniyoruz ve başarıyoruz; derinlik artık 4 metre. Şimdi de sancakta kumsal tarafına yaklaşıp U dönüşü yapmamız gerekiyor. İyi başlıyoruz, ama içeri girdiğimizde ‘kumsala yakın kal' uyarımı yine dinlemiyor. Derinlik göstergesinin sayıları düşmeye başladığında yine geri dönüyor, dümeni bana bırakıyor, kendisi direğin yarısına kadar tırmanıyor ve kanalı görüyor. Kumsalın hemen dibi. Bu arada akıntı da güçlü olduğu için dümeni ona göre tutmak gerekiyor, yoksa başka bir yere giderken buluyorsun kendini. Kanala girince derinlik 6 metreyi buluyor. Kanalın az dışında, iç taraftaki sığlığın sınırında bir yere demirliyoruz sonunda. Bize ne oldu böyle? 7 sene önce ne kadar rahat girmiştik buraya.. Elimizle koymuş gibi.. Ama o zaman tamamen rüzgarsız bir andı ve katamaranın kuma oturmasından korkmuyorduk. Bu teknenin draftı katamarandan sadece 10 cm daha fazla ama kuma oturduğumuzda yana düşme durumu var. Daha tırsağız bu yüzden. Ve alacağın olsun rüzgar!

Biraz sakinleyip rahatladık. Sonra kabine inip pasaport, evrak vs dosyasını çıkarıp hazır ettim çünkü biliyorduk ki çok geçmeden deniz polisi gelip bizi o değerli formlarına, dosyalarına filan kaydedecekler. Çünkü burası Portekiz ve insanlar işlerini en iyi şekilde yapmaya çalışırlar. Ciddidirler ama kibar ve naziktirler. Ve gülümserler. Polis dahil. Gerçekten de yarım saat içinde polis botu tekneye yanaştı. Tekneye buyur ettik, teşekkür ettiler. Biri tekneye çıktı, diğeri botta kaldı. Önce halimizi hatırımızı sorup Portekiz'e hoşgeldiniz dedi. Aynen beklediğimiz gibi kibar, nazik, güleryüzlü şekilde evrakları inceleyip formu doldurdu. Ne kadar kalacağımızı sorunca bir hafta dedik. Onu da kaydetti ve tekrar hoşgeldiniz, zamanınız güzel geçsin diyerek tekneyi terk etti. Ben alışmamışım böyle şeye, minnet hisleri içindeyim bu tavra karşı (ama bizim asi kaptan pek etkilenmemiş bu nezaketten, polis işte diyor bana, botlarıyla, silahlarıyla çıkıyorlar tekneye, sanki suç işledik!) 😉

https://photos.app.goo.gl/xwWCjxww4Wap1Hic9

Minho nehrinin çetrefilli ağzı ve demirlediğimiz konum:
https://photos.app.goo.gl/RDson9JkAb2RRSPB7

Girişteki kum seti:
https://photos.app.goo.gl/RanmNQV9Ys9Sqr4N7
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 07 Ekim 2022, 09:53:17
Okurken gerildim resmen :) , teşekkürler
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 07 Ekim 2022, 10:20:27
Okurken gerildim resmen :) , teşekkürler

Vallahi  bende gerildim hatta girişten kum bankına oturdular diye, düşündüm. hızlıca okuyup sona ulaştım. Bu arada Mark deneyimli denizci ve deneyimli denizciler bu tip yerlerde elktroniklere falan güvenmeyip kendi tecrübelerini konuşturmak isterler. Direğe çıkıp bakmalar falan.  :) Onu çok iyi anlayabiliyorum. Selametle.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 07 Ekim 2022, 15:26:26
Biz de çok gerilmiştik  ::) son anda coşan rüzgar işi bozdu aslında. Coşmayaydı rahat olacaktı. Teşekkürler iyi dilekleriniz için..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 09 Ekim 2022, 17:38:48
Ormanları, kumsalları ve hem Portekiz hem de İspanya tarafındaki güzel kasabalarıyla bu cennet gibi sakin köşede bir hafta değil, tam iki hafta kaldık. Çünkü bizim alçak basınç sistemini başkaları izledi. Peş peşe Batı Afrika açıklarında doğduktan sonra fırıl fırıl döne döne Karayiplere varmadan doğuya dönüp, Atlantik'in ortasında zaten dönüp durmakta olan önceki sisteme katıldılar ve daha da güçlenerek İber Yarımadası'nın bütün Atlantik kıyılarını dövüp, Biscay'ı aşıp, aynı şiddetle Fransa ve İngiltere'ye vurdular. 7-8 şiddetinde güneyli rüzgarlar, yüksek dalgalar ve şiddetli yağmurlarla. 10 günlük hava tahminlerinin son günlerinde dahi durum değişmiyordu. Sanki artık hava hep böyle kalacakmış gibi.. Aralarda bir, bazen iki rüzgarsız gün oluyordu ama ne yapalım bunları, başka nereye sığınabiliriz ki? Bütün Portekiz'i motorla mı geçeceğiz? Hem o soluganla hangi nehir ağzından girebiliriz?

Portekiz'in batı kıyısı dümdüz kumsallardan oluşur, demirleyecek yer azdır. Limanlarda demirletmezler, marinalara para ödemek gerekir. Demirlenecek yerler, burada, Rio Minho’da olduğu gibi, nehir ağızlarından girince hemen içeride bulunan, med cezir ve nehir akıntısının etkili olduğu koylar/ceplerdir genellikle. Ve buralara uygun şartlarda girmek gerekir, ihmal kaldırmaz. Mesela şiddetli güney rüzgarlarında ve batıdan gelip kıyıya vuran büyük dalgalar durumunda bir-iki liman hariç hiçbir yere girmeye çalışılmamalıdır. Zaten limanları, nehir ağızlarını kapatırlar, yani gündüz siyah küre çekerler açıktan görünen direklerine, gece de kırmızı ışık yakarlar, girilmez, tehlikelidir diye uyarı olarak. Böyle zamanlarda bir yere sığınmaya çalışmak yerine açık denizde kalmak daha güvenli olur. Birinci elden duyduğumuz çok acı bir hikaye var, inat edip girmeye kalkan bir teknenin hikayesi. Yazmayayım. Tadımız kaçmasın.

Bu iki hafta içinde son 3-4 güne kadar içerideki tek tekneydik. Aralardaki sakin günlerin birinde iki yelkenli daha girdi Minho nehrine, o kadar.

https://photos.app.goo.gl/t2yG8P1LZyAG284S8

Zaten bizim nehri de girişe kapattılar şiddetli günlerde. Balıkçılar dahi çıkamadılar. Med cezirin yüksek seviyesinde burada bile içeriye solugan girdi bir miktar. Başka yerler kimbilir nasıldı.. Biz de umutsuzluk ve hayıflanmaktan artakalan vaktimizi ormanda, kasabalarda, plajlarda dolaşarak geçirdik.

https://photos.app.goo.gl/9ZA8FmTCeyjHSxuA7

https://photos.app.goo.gl/J89N5L8xB5aqJuMAA

Bu arada sintine suyunu boşaltmaya yarayan manuel plastik pompayı, İspanya tarafında, nehrin az yukarısındaki unutulmuş bir köyün minik hırdavatçısında bulduk (hem de Çin değil İtalyan malı, belki daha uzun ömürlü olur).

Ve nihayet bu alçak basınç sistemleri silsilesinin sonu göründü. Beklenen kuzeyli rüzgarlar hafiften başlayacaktı. Moralimiz yerine geldi. Ufak tefek eksikleri, ihtiyaçları giderip o güne hazırlandık. O gün (16 Eylül 2022) med cezirin yüksek seviyesi sabah 7 gibiydi. Erkenden kalktık. Hafif bir batı rüzgarı vardı ve fırtınaların şişirdiği solugan azalmıştı. Biz demir alırken, önceki gece gelmiş olan devasa katamaran da demir almaya başladı. O önde, biz arkada Minho'nun çetrefilli ağzından çıkma serüvenine başladık. Katamaran belli ki içeri girerken bıraktığı izi takip ediyordu. Biz de bu iki hafta içinde balıkçıları filan izleye izleye iyice bellemiştik çıkış yolunu. İçeriden çıkıp nehrin ağzını gördüğümüzde hayrete düştük. O fazla sığ olan giriş kanalı tamamen kapanmış gibiydi. Kırılan dalgalar hiçbir noktada geçit vermiyordu. Büyük ihtimalle son fırtına kum sığlığını değiştirmişti. Ne yapalım ne edelim derken öndeki katamaranı seyrediyorduk bir yandan. Onlar inatla o noktaya ilerliyorlardı. Bir önceki gece hiç rüzgar yoktu, herhalde altlarında 10 cm su ile filan bir şekilde girmişlerdi. Ama şu an imkansız görünüyordu. İnatla girdiklerinde o bölgeye, görüntü gerçekten çok ürkütücü oldu. Tekne şiddetle sağa sola sallanırken üstünden beyaz köpükler aşıyordu. Mark dedi ben girmem oraya, mümkün değil, dönerim daha iyi. Nehrin ağzının iki geçidi var; normalde bu güney geçidi kullanılıyor. Bunun biraz kuzeyindeki geçit daha dar olduğu ve çeperinde birtakım kayalar da bulunduğu için tehlikeli görülüyor ve sadece küçük tekneler kullanıyor. Biz de tam o sırada bu kuzey geçidinin başladığı noktadaydık. Ve o yöne baktığında kırılan dalga filan hiçbir şey yoktu, dümdüz su. Mark kırdı dümeni o tarafa, gözümüz derinlik göstergesinde ilerlemeye başladık. Her şey yolunda. En az derinlik 2 metre. Az sonra bir baktık, zavallı katamaran da dönmüş, yakından bizi takip ediyor. Çok geçmeden güvenli derinliğe ulaştık ve derin bir oh çektik. Bizim kaptanın sezgileri içeri girerken olmasa da dışarı çıkarken doğru çıktı ve hem bizi hem de katamaranı kurtardı.

https://photos.app.goo.gl/hYDe5jSrfPJyqijA9
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 09 Ekim 2022, 18:51:49
Harika bir anlatım.
Çok teşekkürler.
Bu arada tanıdığım epeyce meşhur bir transfer kaptanı var. Le Rochelle’den buraya tekne getirirken yanlarına gelen Orca’yı fotoğraflamış. Asla o günü yaşamak istemezdim der


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 09 Ekim 2022, 21:50:00
Okuduğunuz için asıl ben teşekkür ederim  :) Orkayı bırakın görmeyi, görme endişesi bile az buz birşey değil!
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 10 Ekim 2022, 10:20:42
Kuzey geçidi de hakikaten korkulacak gibiymiş. Anlatım gerçekten harika,emeğinize sağlık, her gönderide heyecanlanıp , sonunun sorunsuz bitmesi insanı mutlu ediyor.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 10 Ekim 2022, 15:47:30
Buraya kadar her şey yolunda, diyeyim  ::) Okunmak güzel bir his, hevesle yazıyorum. Çok teşekkürler güzel yorumlarınız için.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Tesbihci - 11 Ekim 2022, 11:19:34
Heyecan ile takip ediyorum, güzel ve içten paylaşımlarınız için teşekkürler.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 12 Ekim 2022, 21:57:01
Minho nehrinden bol adrenalinli çıkışımızın ardından, hafif rüzgarla biraz yelken, rüzgar dinince de motor seyriyle 20 mil kadar güneydeki Viana do Castelo şehrinin nehir/kanal girişine öğle vakti ulaştık (16 Eylül 2022). Burası büyükçe bir şehir olduğu için kanal şamandıralarla işaretlenmiş, geniş ve giriş çıkış rahat. Demirleme mümkün olmadığı için marinaya bağlanmak gerek ve bizim için olağanın aksine buraya girmek istiyoruz. Ama daracık ana marinaya değil, başka bir kanaldan ulaşılan dış iskeleye bağlanmak istedik. Bu kanal üstünde köprü varmış meğer; arayıp açtırmak gerek. Mark telsiz kullanmaktan hiç hoşlanmadığı için ben cep telefonundan marinayı aradım. Gelişimizi telsizle bildirmemiz gerektiği uyarısını, haklısınız, söz bi daha bildiricez diye geçiştirdikten sonra, köprüsü artık açılmış olan kimbilir kaç yüzyıllık daracık kanaldan ilerleyip, şehrin göbeğinin yanıbaşındaki iskeleye, tarihi müze-gemi Gil Eannes'in karşısına bağlandık.

https://photos.app.goo.gl/fAsQXkwUWKmzXvnDA

https://photos.app.goo.gl/fYYHtnFFgnTjPecr5

Çok geçmeden marina görevlisi geldi. Birkaç saatlik bir iş için burada olduğumuzu söyleyince, tamam, sorun değil, kalabilirsiniz, dedi. Ama işimiz ertesi güne kaldı. Zaten gece rüzgar olmayacaktı, kalmaya karar verdik. Marina ofisine gidip kalacağımızı bildirdik. Şansımıza tam o gün ölü sezon başlamış meğer; 16.80 Euro ödeyip sevine sevine tekneye döndük.

https://photos.app.goo.gl/gRQMgoVVyAVqWQ1AA

Viana do Castelo güzel bir tarihi şehir. Hava kararmadan önce daracık sokaklarında dolaşırken küçük meydanlardan birinde bir sahne kurulmuş olduğunu gördüm. Bir sahne de bağlı olduğumuz iskeleye yakın bir yerdeydi. Bunların nedeniyse şuymuş: Okulların açılmasına bir hafta kalmış ve yaz sona erdi, hadi yeni sezona eğlence dopingiyle başlayalım diye bir hafta boyunca her gün konserler olacakmış. Marina görevlisi bize, haritada bir alanı daire içine alıp, 'burası party town, siz de bunun tam merkezindesiniz' demişti.

İlk konser, bize uzak sahnedeki fado konseriydi. Ses biraz yankılı gelse de keyifle dinledim havuzlukta bira eşliğinde. Gece yarısı bitti konser. Ne medeni bir saatte bitirdiler ne güzel, şimdi gider uyurum dedim. Ama.. Tam gözlerimi kapamak üzereyken, çok yakından, acayip yüksek volümde, fena bir gürültü başladı. Bu, bize yakın olan sahne olsa gerekti. Hızlı nabız atışı ritmindeki derin bas sesler tekneyi titretiyor, şarkı da söyleyebilen bir dj haykırıp böğürerek çok bilinen güzel şarkıların nakarat kısımlarını kırpıp aralara sokuşturuyor, kalabalık seyirci iyice gaza gelip çığlıklar atıyordu. Ve biz bunların 'tam merkezinde' olduğumuz için, iyice coşmuş gençler yakın çevremizde de belirdi çok geçmeden. Uyumak ne mümkün! (Dedi Nur teyze 🤭). Gecenin üçünde bitti bütün vaveyla, bir saat kadar daha gençler civarımızda kendilerini eğlediler, sonra uyuyabildim. Ama bu arada iyi bir şey olmaktaydı ki Mark iyice anestezilenmiş şekilde mışıl mışıl uyuyordu; yoksa bir de onun söylenmelerini çekmek zorunda kalacaktım. (Mark'a sabah, gece neler olup bittiğini anlattığımda çok şaşırdı, hadi ya hiç duymadım dedi 🤭)

Sabah erkenden kalkıp (kuş kadar uykuyla) işimizi hallettik. Sonra da saat 10 gibi hemen halatları çözüp, köprü de hazır açıkken iskeleden ayrıldık. Tarihi kanaldan ve nehir ağzından çıkıp okyanusa vardık.

(Çeşit olsun, sıkıcı bir bölüm olsun dedim  ;D)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Erman Yerman - 13 Ekim 2022, 10:17:32
Ellerinize, kaleminize sağlık, çok keyifle okuyorum...

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 13 Ekim 2022, 11:24:06
En sevdiğim marina yada bağlanma yeri şekli, nehir yada kanal iskeleleri. Çok seviyorum, hem şehrin merkezinde oluyorlar hem de  çok durgun bir yapıları oluyor. Tonoz derdi de yok. Resimlerde çok hoş görünüyordu birazda google dan inceledim.
 
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Bülent Büyükdağ - 14 Ekim 2022, 01:01:42
Amma keyifliymiş.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 14 Ekim 2022, 10:29:35
Viana do Castelo da bahsettiğiniz köprü Marina ağzında bulunan köprümüdür? Çok güzel yermiş bu arada.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 14 Ekim 2022, 12:18:12
Cidden keyifli hasret kalmışım seyir yazılarına , teşekkür ederim
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 14 Ekim 2022, 19:56:31
Okuduğunuz için asıl ben teşekkür ederim, cidden. Artık insanlar bir paragraf yazı okumaya bile üşeniyorlar. Herkes video peşinde. Ben eski usul devam ediyorum böyle, yazmayı seviyorum.
Ahmet reis, aşağıya foto linki ekliyorum. Google haritası üzerinde işaretledim köprüyü filan. Ve gerçekten, Viana do Castelo güzel bir şehir  :)

https://photos.app.goo.gl/NAtjjriGneCwgHjw7
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 15 Ekim 2022, 12:32:59
Okuduğunuz için asıl ben teşekkür ederim, cidden. Artık insanlar bir paragraf yazı okumaya bile üşeniyorlar. Herkes video peşinde. Ben eski usul devam ediyorum böyle, yazmayı seviyorum.
Ahmet reis, aşağıya foto linki ekliyorum. Google haritası üzerinde işaretledim köprüyü filan. Ve gerçekten, Viana do Castelo güzel bir şehir  :)

https://photos.app.goo.gl/NAtjjriGneCwgHjw7

Teşekkürler, google earth de sizin geçtiğiniz köprü açık görünüyor, o yüzden diğer köprü sanmıştım. siz tam şehrin göbeğine bağlanmışsınız, bedava konser de bonus olmuş. Bu arada dip notunuz gözümden kaçmadı , sıkıcı bölüm demişsiniz , hiç de öyle değil. Sayenizde ben de  hiç bilmediğim şehrin sokaklarında dolaştım sanal da olsa.
Seyir anıları yazma konusuna gelince , zahmetli bir iş video gibi değil. Sürekli küçük notlar almayı, yada hafızamıza not etmeyi gerektiriyor. Gerçekten seyir anılarını, deneyimlerini yazıya dökenlere gıpta ediyorum. elimden geldiğince bende yapmaya çalışıyorum. Videonun da yeri ayrı tabi, o da ayrı bir maharet, ben çok önceleri denedim ama beceremedim. Ben keyifli anların tadını çıkartmayı seviyorum, zorlu anlarda ise çok fazlaca dikkatli ve hataya mahal vermeyecek durumda olurum. Bu nedenle bırakın videoyu fotoğraf bile çekmem çekemem. Bu yüzden de yaşadığımız güçlüklerin ve keyifli anların pek kaydı olamadı. Varsın olmasın ne yapalım, biz de aklımıza geldikçe yazarız.
Elinize emeğinize sağlık, insanlar yorum yazmasa da , başlığın ciddi okunduğundan emin olun, çünkü burada ciddi bir okuyucu kitlesi, var. Sabahları foruma baktığımda altta istatistiklerde herkesin bu konuyu okuduğunu görüyorum. Dediğiniz gibi bir paragrafın bile okumaktan imtina edildiği bir dönemde bu yazıların takip ediliyor olması çok güzel bir şey.
Selametle
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hakan Tiryaki - 15 Ekim 2022, 22:32:22
Son yıllarda Göcek çukurundan çıkamayan, uzun seyre hasret kalan bendeniz gıpta ile okuyorum :)xx :)xx :)xx
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 16 Ekim 2022, 12:15:10
Ahmet reis, teşekkür ederim, ne kadar doğru ve incelikli anlatmışsınız.. Yazı yazmak ve video çekmek farklı uğraşlar ve birini takip etmek diğerine engel değil elbette. 'İnsanlar okumuyor, herkes video peşinde' derken bu güzel forumu aklımdan geçirmemiştim bile. Genel olarak fark ettiğim bir durumu belirtmek istemiştim. Yorgunluk ve aceleyle düşünmeden, kaba saba bir ifade kullanmışım. Keşke fark edebilseymişim.. Neyse.. Bu vesileyle okuyanlara bir daha teşekkür edeyim  :)
Not: Tiryaki reis, ben de Yengeç'le maceraları okuyorum, birsürü ahşap tekne terimini bilmesem de  :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hakan Tiryaki - 16 Ekim 2022, 13:26:07
Ya bu video mevzuunu bana da söyleyip duruyorlar. Millet adam çalıştırıp, iki çekiç sallayıp video paylaşıyor, sen tt olurdun diyorlar. Valla olurdum ama arkadaş nasıl beceriyorlar bilmiyorum, ben işe odaklanınca gözüm başka bir şey görmüyor. De ki buldum birini çeksin diye, ona da video çektirmek yerine bulmuşken zımpara falan yaptırırım muhtemelen. Yani özeti, beni aşıyor ama becerebilene helal olsun diyorum.

SM-N910C cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 17 Ekim 2022, 15:27:52
Viana do Castelo'dan okyanusa çıktığımızda (17 Eylül 2022) dışarıda da rüzgar olmadığını gördük. Puslu gibi, güneşli gibi bir sabahtı, kuzeyden gelen az bir solugan vardı. Hava tahmini büyük rüzgarlar göstermiyordu zaten ama şehir içi korunaklı olduğu için dışarıda biraz da olsa rüzgar vardır diye ummuştuk. Kıyının oldukça açığında 3-4 şiddetinde güzel bir kuzey rüzgarının tüm Portekiz boyunca güneye indiği, kıyıya yakın bölümde ise yer yer hafif rüzgarlı, yer yer de durgun bölgelerin yer değiştirdiği görülüyordu hava tahmininde. Yolcuyuz el mahkum, gitmemiz gerek. Artık Allah ne verdiyse deyip, motorla kıyıdan açılmaya başladık güneybatı yönünde.

İki şeye yarayacaktı kıyıdan uzaklaşmak. İlki, açıkta esen rüzgar bandını yakalamak ve kıyı yakınındaki rüzgarsız bölgelere yakalanmamaktı. Diğeri de, tüm Portekiz kıyısı boyunca serpiştirilmiş şamandıralardan kaçınmaktı. Bunlar, balıkçıların ahtapot, yengeç, ıstakoz vs yakalamak için kullandığı tuzakların yerini gösteren şamandıralar; ideal durumda, şamandıranın üstünde yarım metre kadar bir çubuk ve çubuğun tepesinde de minik üçgen bir bayrak tipinde bir işaret bulunuyor.

https://photos.app.goo.gl/4caxQm7TojAzLXwu8
(Netten ödünç aldım, bunların fotosunu çekmek hiç aklıma gelmedi 🤭)


Tabi bu çubuklu bayrakların hepsi mükemmel değil; kiminin bayrağı yok olup gitmiş, kiminin de hepten çubuğu. Bazılarının rengi turuncu, kırmızı (ve bunların solmuş tonu olan pembe) gibi canlı renkler, uzaktan kolayca seçilebiliyor ama birçoğu da mavi, siyah, beyaz (dalga tepeleri ve deniz kuşları da beyaz) gibi su yüzeyinden zor ayırt edilen renklerde. Dalga boyu yüksekken hele, bunları saptamak yoğun bir dikkat gerektiriyor. Buradaki endişe kaynağı, bunlara çarpmak değil, halatlarını pervaneye dolamak. Bir de bazılarının su üstünde yatay uzanan ek şamandıraları da oluyor ki asıl tehlikeli olanlar bunlar. Bu kıyılarda gece motor seyrini kimse aklından bile geçirmiyor. Katamaran Jaya'nın böyle bir derdi yoktu; dıştan takma motorları yukarı çekilmiş olurdu. Hiç aldırmaz, temas ettiğimizde gövdeye sürtünerek geçip giderlerken gülerdik. Şimdi iş öyle değil. Hadi gündüz gözümüzü dört açalım, şamandıraları uzaktan görüp rotada değişiklik yapalım, ama gece bu mümkün değil. (Bu arada bunlara FFF -f.cking fishing float- demeye başladık.) Bu şamandıralar kıyının epey açığında ve derin suda hemen hemen hiç bulunmuyor. Mark gece seyri yapmayı kafasına koyduğu için, kıyıdan uzaklaşmak her şekilde lehimize.

Motorla 3 saat kadar kıyıdan açıldığımızda batı-kuzeybatı yönünden bir rüzgar yakalamaya başladık hafiften. Hemen yelkenleri açıp motoru susturduk. Tatlı bir apaz seyrine başladık. Rüzgarın zamanla biraz daha artacağını umuyorduk ama bu bile iyiydi.

Hafiften iskele tarafına yatmış halde giderken aklıma geldi, gidip su kaçağı var mı diye kontrol etmek. Evet, maalesef aynen öyle oluyordu ama suyun nereden kaçmakta olduğunu görebiliyorduk nihayet. Sancaktaki deponun bağlantı noktasından sızıyordu ciddi miktarda. Bu bağlantı parçasını İngiltere'deyken yenilemiştik ama şimdi fark ediyorduk ki deponun söz konusu köşesi hafif eğimliymiş, o yüzden arada az bir açıklık kalıyormuş. ('Bağlantı parçası' deyip durduğum şey, 'skin fitting', depoya monte edilen, diğer ucuna hortum bağlanan bronz bir parça. Türkçesini bulamadım.)

Bu arada Mark'ın tekneyle ilgili en büyük şikayet konusu, alet edavatının yok denecek kadar az olması. Neyimiz varsa hepsi Türkiye'de, istiflenmiş halde dönüşümüzü bekliyor. Önceki tekneyi Türkiye'de satmıştık, bunu ise İngiltere'de tamamen boş halde aldık, tamtakır. Bir tane tabak bile yoktu. Mark da zaten hiç sevmez şunu da alalım bunu da alalım yapmayı, bir de her şeyi varken ama yanında yokken direndi. Var benim ondan, niye alayım şeklinde. Babası kendi atölyesinden destek çıktı, oradan buradan birşeyler bulundu, ben de Türkiye'den İngiltere'ye valizimde çok değerli bataryalı matkabını taşıdım ve ne zaman bir alete ihtiyacı olsa yüzünde o yürek burkan üzgün ifadeyi yaratan zavallı bir tamir seti oldu. Ama işte böyle durumlarda, eksik olan ne varsa ona ihtiyaç oluyor - mesela açıklığı 2 mm daha büyük bir İngiliz anahtarı.. Neyse.. Daha birkaç gün önce yolda yürürken bulduğu bir kauçuk parçasından bir conta kesti, bağlantı parçasının altına yerleştirdi, iki aleti bir arada kullanarak somunu sıktı ve bakalım görelim dedi. Etrafı kurulayıp toparladık, asıl görev olan seyre yoğunlaştık. Bu arada rüzgar da pupadan gelmeye başlar olmuştu. Zaten karadan neredeyse 20 mil uzaklaşmıştık, FFF'lerden hiç görmez olmuştuk ne zamandır. Yelkenleri ayıbacağı yapıp, doğru rotamıza (180°!) girdik.

Akşama kadar rüzgar biraz daha arttı, yönü de az batıladı. Geniş apaz seyrindeydik artık. 4.5-5 kn gibi bir hızla, iskele tarafında uzak Portekiz şehirlerini birer birer geçtik. Gökyüzü biraz daha berraklaşmış, günümüz daha güneşli olmuştu giderek. Batıdan gelen solugan da azalmıştı, pek yalpalamıyorduk. Hava kararmadan önce Porto hizasına geldik. Gündüz seyriyle buraya varamayız sanıyordum, sevindim. Gece rüzgar azalacaktı, burası da demirlemek için iyi bir yerdi. Ama devam etmeye karar verdik. Şu anda rüzgar iyiydi hem. Vardiyalarımızı ayarladık.

Gece 3 civarına kadar doğru rotamızda gittik güzel güzel. Uygun mesafedeki son demirleme yeri seçeneği olan Aveiro'yu da ardımızda bırakmaya başlarken rüzgar azalma belirtileri gösterir oldu. Gecenin bu vakti, med cezir durumu nedir hiçbir fikrimiz yokken (şebeke sinyali bu mesafeye yetişmiyordu) Aveiro'nun çılgın girişine kalkışılmazdı zaten. Rüzgar azaldı iyice, yönü de belirsizleşti. Yelkenleri ne şekle sokarsak sokalım çırpınmalarını engelleyemedik. Cenovayı kapattık sonunda, zaten bir işe yaramıyordu. Ana yelkenin gürültüsü daha azdı.

https://photos.app.goo.gl/iPnTqwLpiPtivycaA

Gecenin en dip karanlığını benim vardiyama denk getiriyoruz, Mark dayanamıyor. Zaten böyle rüzgarsız zamanlarda, gündüz bile olsa aşağıya dinlenmeye yollarım onu, çok söylenip sinir olur çünkü. Ben takılırım, gelen geçen var mı, rüzgar ne durumda gözlerim. Bu arada trafik sakin, ilginç şekilde çok az balıkçı teknesi var, uzaklarda bir ileri bir geri gidip duruyorlar, gemilerin yolu ise zaten daha açığımızda, uzaktan geçip gidiyorlar tek tük. Belki 1 en fazla 2 kn yapıyoruzdur. Aveiro artık pupada kalmaya başlıyor. Figueira da Foz hizasına gelmek üzereyiz, onun 30 mil kadar güneyinde ise Nazare. Şehir ışıkları tek tek seçilmiyor, komple gökyüzüne vuruyor. Çırpınan yelkenin ve ara ara inip kalkan uçakların gürültüsü hariç ortalık sessiz. Normalde hoşuma bile gider böyle durumlar ama işte.. bir de şu karalı beyazlı yunus irisi yaratıklar olmasa.. Gece seyri yapmayın diyor otoriteler, yedeklenme gerekirse iş zorlaşmasın, bir de civarımızda yüzgeçleri, kafaları filan gece göremeyiz, dümen palasına ilk darbe gelmeden önce önlem almaya başlayamayız diye. Kıyıya olabildiğince yakın seyir yapın diyorlar, olur da palayı kaybedersek başka yöntemlerle kendi başımıza bir yere varabilme ihtimalimiz olsun ya da yardım çabuk gelebilsin diye (hem de bu yaratıklar sığ suda daha az görülüyorlar gibi). Ama biz bunların tam tersini yapıyoruz. Gelgelelim Portekiz kıyılarına çok yakın - 20-30 m derinlikte - seyir yap demek, rüzgarsız zamanlarda motorla git demek. Yoksa o dalgalar paralar insanı. Mümkün mü 350 millik kıyıyı motorla aşmak! Yani yaptığımız (ya da yapmaya çalıştığımız 🤭) şey, doğru olan şey. Ama.. Aklımda böyle şeyler dolanıyor, napalım diyorum, kısmet diyorum. Şarkılar söylüyorum, aklımda güzel bir konuya odaklanıp düşüncelerimi serbest bırakıyorum. Sonra değişik bir su şıpırtısı duyuyorum, yine başa dönüyorum. O dört harfliler yine aklıma geliyor, kulağımı çekip üç kez tahtaya vurup, şeytan kulağına kurşun filan yapıyorum. Aklıma bile gelsinler istemiyorum.

Böyle böyle tanyeri ağarmaya başladı. Ve rüzgar tamamen kaldı. Artık Mark'ın saati geldi, erken sabahlar da onun zamanı. Zaten ana yelkenin gürültüsü çekilmez hale geldiği için kendiliğinden kalkıp geldi. Ana yelkeni de indirdik. Ama o azıcık soluganla da biraz yalpaya düştük. Neyse, artık uyuma sırası bende.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 18 Ekim 2022, 18:17:50
Kalktığımda (seyrin ikinci günü, 18 Eylül 2022) Mark gitarını tıngırdatıyor, hafiften şarkı söylüyordu. Yelkenler hala kapalıydı, solugan daha azdı. İskele tarafında ise manzara aynıydı. Figueira da Foz'un hizasında bile değildik, Nazare ise uzakta bir şehir.. (Bu iki yerde sadece marina var, girmeyi düşünmedik bile.) Öğleye doğru çok hafif bir rüzgar çıktı, ama güneyden! Bu da birşeydir deyip yelkenleri açtık. Hafiften sancak tarafına yatmış durumdaydık. Şeytan dürttü, gidip su kaçağını kontrol edeyim dedim. Ve su yine akıyor, aynı yerden. Mark kauçuk parçasından uydurma bir conta daha yaptı ve bu sefer deponun içine elini sokup alttan ekledi, oranın zemini pürüzsüzmüş. Bu sefer oldu herhalde dedi. O arada rüzgar yine kaldı ve tekne artık yana eğilme değil, hafiften yalpalama moduna girdi. Artık bu yüzden mi yoksa tamirat gerçekten işe yaradığı için mi, su kaçağı durdu.

Bu durum saatler sürdü; rüzgarsız bölgeye yakalandığımız ortadaydı. Ara ara diğerlerinden biraz daha yüksek bir iki ölü dalga geliyordu peşpeşe, o zaman yalpa öf dedirtiyordu ama çoğu zaman tatlı bir salınım halindeydik. Ana yelkeni indirmedik. Flap flap edip duruyordu. Artık koca okyanus durgun bir göle dönüşmüştü neredeyse. Hava da epey sıcaktı. Bir ara Mark iyice sıcaklayıp atladı suya, serinleyip çıktı. Hafif güney esintisi başladı yine. Sonra durdu. Bir sonraki esinti biraz daha batıdan üfledi. Böyle başladı durdu derken akşam üzeri oldu. İyice batı yönlü oldu bir sonraki ve hemen durmadı. Biz de rotayı güneybatıya çevirip ilerlemeye koyulduk (orsada hızımız 1 knot filan artıyor, seyir de daha rahat oluyordu, az biraz yanlış yönde gidiyor olsak da).

Böyle bir yarım saat kadar yol almıştık ki, bir nedenle ön güverteye gitmiş olan Mark'dan bir 'ah, hayııır' sesi yükseldi. Bu sefer ki, daha başka, acıtıcı bir problemdi. Şişme botun sağ tarafı tamamen inmişti. Nasıl oldu, nereden delindi diye fazla incelemeye gerek kalmadı. Alt ve üst parçaların eklenti yeri 20-30 cm kadar açılmıştı.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_-cAsni7ifrufxMmXErAfibWsxm7wBla6cSozp2ZaAnAMhrvUGzAgxGy2_fQUNygC2FQcOAsgJzIJylQ7y2c3w9wuQMoEmSKpMeg_SES5bhM0NR58=w2400)

Yapıştırıcısı bir günlük sıcak havaya dayanamamıştı besbelli. Biraz sönük tutmuş olsaydık botu, belki bu olmayacaktı ama yazları Akdeniz'de onca seyir yaparken bile çok da dikkat etmediğimiz birşeydi bu. Adi yapıştırıcı kullanılmış besbelli. Botu ikinci el almıştık ama tanıdığımız birinden. Ve çok iyi muhafaza edilmişti kullanılmadığı uzun zaman süresince. Tamamen söndürülmüş halde, kılıfı içinde, temiz bir yerde duruyordu. Bu gerçekten kötü bir sürpriz olmuştu. Bir yerinde delik olsa, yama yapmak kolay olurdu. Ama tüpün orta yerindeki 30 santimlik bir boşluk nasıl birleştirilebilirdi ki? Botun havasını alıp iki parçayı mevcut japon yapıştırıcılarıyla bir şekilde milim milim yapıştırdı Mark. Sonra tekrar şişirip bulaşık deterjanı köpüğünden faydalanarak hava çıkan yerlerin bir daha üstünden geçti. Sonraki köpük testi daha iyi sonuç verdi ama tabi ki tam bir tamirat olamazdı bu. Hava da kararmaya başlamıştı, öf yeter artık dedi, bıraktı. Yüzümüz iyice asılmıştı.

Bu arada batı esintisiyle hafiften yatmış şekilde yol alıyorduk. Tek kötü haber yetmez, kesin su kaçağı da başlamıştır yine diye aklımdan geçirdim. İstemeye istemeye aşağıya kontrole gittim. Ve elbette o her zamanki yerlerde yine su birikmişti. Bir kötü haber daha ister misin dedim. Ne oldu diye sordu endişeyle. Su yine kaçıyor dedim. Bir of daha çekti, elimizden geleni yaptık, daha ne yapalım, hem artık bot daha büyük problem dedi, yepyeni ve daha da başka bir kötü haber almadığı için adeta rahatlamış şekilde.. (Zamanın ötesinden not: Bir sonraki durakta bir hırdavatçıdan uygun conta aldık, iki tane üstten, iki tane de alttan yerleştirip skin fitting'i olabildiğince sıktık. Daha sonraki bir yerde de bağlantı yerini silikonla sıvadık. Sorun ortadan kalkmış gibi görünüyor 😏)

Böylece açıkta ikinci gecemiz de başlamış oldu. Vardiyalarla nöbet tuttuk yine güvertede. Yine rüzgarsız bir gece ama en azından solugan yok denecek kadar az. Ama daha nemli bir gece. Yeniaya doğru küçülen hilal çok geç doğuyor. Yıldızlar yer yer bulutlarla örtülmüş. İskele tarafında yine benzer manzara. Yalnız Figueira da Foz artık pupa tarafında kalmış, Nazare daha yakın görünüyor. Bir ara belli belirsiz bir güney esintisi çıktı, karaya yönelttik rotayı. Ama hızımız en fazla 1 knot'tu. Zaten o da kaldı sonra. Güvertede nöbetteyken aklımda bir imge vardı. Breaking Bad'de Meksikalı çetenin eli kanlı birader reisleri lüks bir arabadan inip, ahlayıp inleyerek dirsekleri ve dizleri üzerinde sert toprakta sürünen bir grup insana katılıyorlardı (meğer çile çekerek mabede varıyorlarmış, bir tür ibadet).

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8KvWnLsPYUoLI-e6FrOL1gn04o0YSdzIfz9hKujCRtfg0eX5rY7qZLYE-yns6AWcMf_JhpDtuElJ5kAil0tCL8Dm4GJ4gdkvkLQl2kMZk8UYTnh8w=w2400)

Biz de öyle sürünüyoruz işte, gibi bir imge. Botsuz ne yapıcaz diye dertleniyorum. Ama dört harfliler de aklımın bir köşesinde beliriyor ara sıra; okyanus seyrinin bir parçası olarak görmeliyim bunu, fırtına gibi, karşılaşırsak gereken neyse yapılır, diye kendimi mantığa davet ediyorum, sanki doğal bir şeymiş gibi bu olağan dışı saldırılar. (Ama bir sonraki durağımızda öğrendim ki boşuna endişelenip durmuşum bu seyirde, çünkü biz bu kıyılarda sürünürken orkalar İspanya'nın kuzeybatı köşesinde terör estiriyorlarmış. İki gün içinde 7-8 tekneye saldırmışlar, yarısından fazlası yedeklenerek limanlara çekilmek zorunda kalmış, bir tekne mayday çağrısı yapmış, çünkü su almaya başlamış. Bir tekne videosunu çekmiş saldırının: Tek bir orka 15 dakika içinde dümen palasının işini bitiriyor ve bu orkanın vücudu yara bere içinde, ağız kısmının siyah olması gereken yeri yara bereden beyazlamış. Besbelli seri katil olduğu.)

Dinlenme sırası bana geldiğinde, Mark bayağı mızmızlandı; rüzgarsız durumlarda iyice uyku basıyor zavallıyı. Ama benim de dinlenmem gerekiyordu. Bir ara gözümü açtığımda dedi ki, yelkeni indirdim, etrafta tek bir tekne yok, çakar lambamızı bumbaya asayım, ben de yatıp uyuyayım diye düşünüyorum!! Fırladım kalktım, böyle yapacaksan gece seyri yapmayalım hiç diye söylendim. Kahve yaptım kendime, onu da yatağa yolladım. Gerçekten de başka hiçbir deniz aracı yoktu çevrede ama yine de, ne olur ne olmaz.. Biraz zombiye dönmüş şekilde tanyerini gördüm birkaç saate. Tam da o sırada karadan bir esinti başladı, istikrarlı. Uyandırdım kaptanı, rüzgar çıktığını görünce hevesle kalktı geldi. Sabahı sever de zaten.

Saat 9 gibi uyandığımda, hafiften yağmur yağıyordu. Mark kabin merdiveninde durmuş, serpinti körüğü altına sığınmıştı. Ve nihayet Nazare de pupada kalmaya başlamıştı. Yağmur pek sürmedi, bir saat sonra rüzgar da hepten dindi. Okyanus artık gümüş bir ayna oldu, dümdüz. Ama artık bu dirsekler ve dizler üstünde sürünme fazla uzamıştı, yeterince çile çekmiştik. Nazare'nin biraz güneyinde bir oyuntu var, tam bir at nalı şeklinde. Dar ağzı kuzeye bakıyor, içinde bir tatil beldesi ve bol miktarda kum var. São Martinho do Porto. 20 mil ötede. Motorla oraya doğru gidip şebeke sinyalini yakaladığımızda hava tahminine bakmaya, duruma göre içeride demirleyip dinlenmeye karar verdik.

Portekiz'in bu bölgesi, özellikle Nazare, dünyanın en büyük sörf dalgalarını alıyor. 227 km uzunluğunda, 5 km derinliğindeki bir batı-doğu doğrultulu sualtı kanyonu doğrudan kayalık bir tepeyle sonlanıyor Nazare'de ve belli koşullarda oluşan dalgaların gökdelen yüksekliğinde olduğu söyleniyor. Tam bir sörfçü cenneti.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8WgJ-4FaYFdjouogUDFp0ziPkLmH8xt8yeMna1zsyE9MVTU_YarDh6GP-C2vb0JOnKzhKxN5-rmBiceK6lrgEDc3ZOEPVjVj8CtFNcmhXVKTSDmAo=w2400)

Bu at nalı şeklindeki koyun oluşumunda dalgalar başrollerden birini oynamış besbelli. Daha önceden buraya girmiştik de beş gün çıkamamıştık dalga yüzünden. Ama bugün sörfçüler için kötü, bizim için ise iyi bir gündü buraya girmek için. Çalıştırdık motoru. Ara ara yağan hafif yağmur altında 4 saat yol aldıktan sonra yaklaştığımızda ertesi günün hava durumunun da uygun olduğunu (dışarı çıkabilmek için) görünce daracık girişten içeri girip, çoğu nedense İskandinav olan demirli teknelerin arasında kendimize bir yer bulup demirledik. İki gece ve neredeyse 3 gündüz süren dirsekler ve dizler üstünde sürünme çabamız bir sonuç vermiş, 140 mil katedebilmiştik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-72Mqo0-9L0NjJcqWFUH1czT1oy5szOd4zZ3BRUtOeYHqiBdiO_6a5oC-8IzmojAWnCiMhCV3ASL8LVTw7qlLtqw-DUnyqaj5lJnzold9R0805ol0=w2400)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 19 Ekim 2022, 16:51:51
At nalı biçimli koyumuz São Martinho do Porto'dan öğle vakti hafif bir rüzgar başlamasıyla demir alıp çıktık (20 Eylül 2022). Dışarıda da yavaş da olsa yelken seyri yapabileceğimiz bir rüzgar vardı kuzeybatıdan; rotamız güneybatı, hedefimiz ise 20 mil kadar ötedeki Peniche limanıydı. Yoğun olmayan bir sis vardı, deniz neredeyse düzdü. Kıyıya çok yakın mesafede, bayraklı şamandıraların arasından neredeyse slalom yaparak 5 saat sonra Peniche'in burnuna vardık. Çok geçmeden rüzgar kalınca motoru çalıştırdık ve bir saat sonra limana girdik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8wcOym6lj1Ors65hfSiIBtUPP3m2qpC4OFaUPu8n_ZJmeBZGL8w63hrdUHlPcz8YPUejEstmkLCtyALve25wZS5Br9Vxe6ouShlaeXWgM3--SLoDA=w2400)
Peniche burnunun feneri

Peniche, hayatın balıkçılık çevresinde döndüğü tam bir balıkçı kenti. Kuzeyde yarımada şeklindeki burnun, güneyde de devasa bir mendireğin koruma altına aldığı, içinde bir marina, bir balıkçı limanı, birkaç balıkçı barınağı ve demirlenecek bir alanın bulunduğu çok büyük bir liman.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8YWL2t7qX49BibmO8eAroSl5E42T5xuj3VjgGixSgOdJPokxBq0zQkDBWZWTMkVS3wVNVEPAcuaYiAzOZ7wSNk7g_VUBOWXgB0tsHtdDJwAZiHnY8=w2400)

Burası Portekiz kıyısının neredeyse tam ortasında olan konumu (ve demirlemeye izin verilen bir yer olması) nedeniyle daha önceki seyirlerimizde hep uğrağımız olmuş, bizde silinmez bir anı da bırakmıştı. Güzelim yepyeni Delta çapamızı, liman içindeki bu demir yerinde bırakmak zorunda kalmıştık. Hayalet ağlar, zincirler, demirler, bulanık su, katman katman pis çamur.. Bizim zincir de zorladığımızda çapayı kurtaramayıp zayıf bağlantı halkasından kopunca gidip marinaya bağlanmış, daha iyi olan zincire yedekteki eski CQR çapayı bağlayıp aynı yere tekrar demirlemiştik ama Delta'yı kurtarmak için dalmak, sualtında neredeyse sıfır görüşle hiçbir işe yaramamıştı. Şimdi ise bu tecrübeyle, her zamanki yerimize gidip, demiri sadece dibe bıraktık, o kadar; tornistanla gömme işlemini yapmadık, zaten  rüzgar da hemen hemen hiç olmadığı için yerimizde kalacağımızdan emindik.

Sonraki gün rüzgar sıfırdı, haliyle yol almaya filan kalkışmadık. Ertesi gün öğleden sonra kuzeyli rüzgarın başlayacağını gösteriyordu tahmin. Gece de 3-4 şiddetinde devam edecek, sonraki gün biraz daha artacak, sonraki günlerde de 6 şiddetinde filan esecekti. Bir uzun seyir bacağı daha bekliyordu bizi. Buradan çıkınca Portekiz'in güneybatı köşesini dönmeyi kafamıza koymuştuk ama şiddetli rüzgarda aşırı yalpa yapacağımızı biliyorduk. Portekiz Ticaret Rüzgarları nihayet başlamıştı ama 'alın size rüzgar' der gibiydi. Sonraki günü beklemeden rüzgar ilk başladığında çıkmaya karar verdik, güneybatı köşesini şiddeti artmadan dönebilmeyi umuyorduk.

Peniche'deki ikinci gecenin ardından, sabah (22 Eylül 2022) Mark motoru takıp, pompayı da yanına alıp erzak ihtiyacı için botla şehre gidip geldi. (O yarım yamalak tamirat botun havasını karaya çıkana kadar tutuyor, geri dönmeden önce bota yine hava basmak gerekiyor.) Öğle vakti ilk rüzgarı hissettiğimizde demir aldık (ve evet, demir geldi, gayet çamurlu halde de olsa 😊). Limandan çıkar çıkmaz yelkenleri açtık ve henüz çok hafif olan rüzgarda yavaş yavaş yol almaya başladık. Okyanus neredeyse kırışıksızdı, gökyüzü masmaviydi. Akşam olduğunda rüzgar artık istikrara kavuşmuş, pupadan 3 şiddetinde esmeye başlamıştı. 4 kn gibi bir hızla, pek fazla dalga ve solugan olmamasına rağmen yine de yalpalayarak Avrupa kıtasının en batı noktası olan Cabo da Roca'ya doğru yol almayı sürdürdük. Bu yalpaya da alışacağız, çare yok. Roca burnunu (buraya neden 'Dünyanın Sonu' dememişler acaba?), sonra da Raso burnunu geçince, tahminlerin gösterdiği rüzgar iyice oturdu. Peniche'den buraya kadar 40 küsur mil katetmiştik. Artık rotamızı biraz güneydoğu yönüne çevirebilirdik. Bundan sonrası ise, artık hep yokuş aşağı, yuvarlana yuvarlana 120 küsur mil gideceğiz İber Yarımadası'nın güneybatı köşesine kadar.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_vGZ5eIFKQP0Q_NIfJyMoX7h5EzhyDHZRijvgneiBTHmswuekHAoduKQB2CecOfVIbPIdeTba4aaYkGfP62mmSY7aPyZu7mw9TQrm1Hq6fZL7xnO4=w2400)

Başkent Lizbon bu bölgede kurulu, gece yarısı civarında ağzının açığından geçmeye başladığımız Tejo nehri ve halicinin biraz akış yukarısında. Ama tüm bu kıyılar yoğun yerleşimli yerler. 25 mil kadar güneydoğudaki diğer burun Espichel'e kadar yoğun bir trafik bekliyorduk, gemiler, balıkçı tekneleri, yolcu gemileri kesin girer çıkarlar diyorduk.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8ZK47phMNLRe7pMkMGzTa3gys0XUKn_RqrlXyrNqG_PScN_lbqoon7jKfwBG-z3wBfUGyUBVZgTQ4A-7lwOoSFyqgJuw2D2t3lYAVZmli-xUqzDN0=w2400)

Ama içeriden sadece tek bir gemi çıktı, o da epey uzaktan geçip, sancak tarafında bayağı açığımızdaki trafik ayrım bölgesinde kendi yoluna katıldı. Balıkçı teknesi yine hiç yoktu. İyi bir şey tabi bu, stressiz seyir. Dört harfliler de kuzeyde nasıl olsa, buralarda yoklar, biz kendi yalpamızla başetmeye bakalım. (Ama sonradan öğrendim ki, çılgın orkaların 2-3 gün kadar önünden gitmişiz, Portekiz'in batı kıyısı boyunca geçtiğimiz her yerde! Büyük şans. Özellikle bu ikinci uzun seyir bacağının rotasında, en çok da Lizbon-Sines arasında 3 gün sonra peş peşe bir sürü tekneye musallat olmaya başladılar, yine birçoğu palasız kaldı.)

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 20 Ekim 2022, 17:43:26
Sayenizde şimdiye kadar hiç incelemediğim portekiz kıyılarını inceleme fırsatı buldum. Oralardan denizci yetişmeyecekte nereden yetişecek, adamlar mecburen okyanusa doğmuşlar.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 20 Ekim 2022, 23:18:18
Batı'nın bilinen ilk kaşifleri Portekiz ve İspanya'dan çıkmış, onları Fransız, Hollandalı ve İngilizler izlemiş. Hep zorlu denizler. İyi inceleyip öğrenmişler, geliştirmişler. Caravel Portekizlilerin icadıymış. Ama bu kaşifler hep saray tarafından finanse edilmiş, itici güç sömürgecilik olmuş. Nahoş şeyler bir yandan da..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 21 Ekim 2022, 02:01:44
Espichel burnunu da geçtikten sonra tüm gece rüzgar tam pupadan, yelkenler ayıbacağı formatında yol aldık. Ertesi gün (23 Eylül 2022) öğleye doğru, başka birçok teknenin mola vermeyi tercih ettiği Sines limanı hizasına vardık. Artık köşeyi dönmeye 60 mil kalmıştı.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9CKoWNeZ1W9_oBQ33Lc3Qo6CWc-7940KzjE7bdxfUvFJp-E_H1KXT7RBYRfhWZ8YYxN6opeAT-aPR5jVnab09S8c5UZAPMukSohqhfnZuUxj8QZNo=w2400)

Rüzgar da bir miktar azalmıştı (ama sonra artacağından hiç şüphemiz yoktu). Rüzgar azaldığında okyanus dalgası azalmadığından ve yalpalama arttığından rotayı biraz karaya çevirdik, bir nebze rahatlayalım diye. Sonuç: eh işte.. Salmayı indirmeyi denedik ve gerçekten işe yaradığını gördük ama yok, o gümbürtüyle yaşanmaz. Yuvarlanmayı tercih ettik. Koca okyanus bomboştu, en yoğun trafik bir noktada birkaç mil uzağımızdaki bir balıkçı teknesi ve daha da uzağımızdaki bir gemiden ibaret oldu. Karayı da görmüyorduk. Akşamüstü rüzgar arttı. Dalgalarla beraber otopilot sapmaları da artmaya başlayınca cenovayı küçültüp ana yelkene camadan vurduk. Seyir biraz rahatladı. Trafik de arttı çevrede, köşeyi dönmeye koşan yelkenli tekne trafiği.

Bu yalpa şartlarında benim için en zor şeylerden biri yemek yapmak; neyse, güç bela başarıp (soğanlı, domatesli, biberli bulgur pilavı, üstüne sarımsaklı yoğurt) gün batımında yedik. Mark açık denizde gün batımını romantik bulanlarla dalga geçer, 'gündüz bitip gece başlıyor, bunun neresi güzel?' der. Ben de kasvetli bulurum gün batımını, takip eden alacakaranlık kısmını hele, hiç sevmem. Gecenin karanlığını tercih ederim. Gece seyri biraz alışma meselesi. İkinci gece daha, sonraki geceler iyice alışmış oluyor insan. İlk gece güverte nöbetimde kendimi işe yaramaz hissederim, her şeyden tırsar, ikide bir Mark'ın uykusunu bölerim, 'şu gemiye baksana bir, endişelenecek bir durum var mı' ya da 'rüzgar çok arttı, otopilot vahşi sapmalarına başladı, yelkeni küçültelim' ya da 'cenova bir işe yaramıyor, kapatalım' diye. Keşke iyi ve cesur bir denizci olsaydım diye hayıflanırım. İkinci gece en azından trafik nedeniyle Mark'ı rahatsız etmemeye özen gösterebilecek kadar alışmış olurum. Ama yelken trimi konusunda beceriksizim hâlâ. Hele bu teknede, seyirdeyken ön güverteye gidemiyorum bile, korkuyorum denize düşerim diye. Durum böyle maalesef 😔

Gece 10 buçuk gibi İber yarımadasının güneybatı köşesi olan Cabo de São Vicente'ye 10 mil civarında bir mesafe kalmıştı. Heyecanlıydık. Burası önemli bir dönüm noktası, çünkü köşeyi döndüğünde bir sürü güzel şey olur. Bizim bu gece en bir dört gözle beklediğimiz ise, Atlantik'in dalgalarından kurtulmak. Köşeyi dönerken rüzgarın iyice coşacağını bildiğimizden ana yelkene bir camadan daha vurduk, cenovayı iyice küçülttük. Hızımız yaklaşık 5 kn. Ama pek de hoş olmayan bir durum var: İskele pupa tarafından, AIS'den 18 metre boyunda olduğunu gördüğümüz bir yelkenli dosdoğru üstümüze geliyor, hızı 8-9 kn. Arkamızdan yetişiyor. Arkamızdan geçeceğini umuyorduk ama hayır, resmen çatışma rotasındayız. Bir mil kadar kalana kadar bekledik, durum aynı. Güçlü projektör lambamızı yakıp işaret verdik, belki görmüyorlardır diye kendimizi gösterdik. O da direk ortasındaki güçlü fenerini yakarak cevap verdi. Resmen çekil yolumdan, yol benim diyor. Mark, yarış koşullarında o bizim iskele tarafımızı gördüğü için yol hakkının onda olduğunu söyledi. Ama yarış falan yapmıyoruz ki, o bizim arkamızdan yetişiyor, rotası sancak tarafımız, geniş apaz seyrinde ve rotasını birkaç derece değiştirerek yelken trimini hemen hiç bozmadan arkamızdan geçebilecek. Biz olsak öyle yapardık yani; azıcık nezaket yahu! Bizim yelkenler ise ayıbacağı, ona yol verebilmek için yelkenlerde epey bir değişiklik yapmamız gerekiyor. Tamam, burnu dönmek için kavança vs zaten yapacaktık ama henüz değil. Bu 18 metrelik dev yelkenlinin adı LST Freedom. AIS'de bayrağının ne olduğu görünmüyordu. İlk kısaltmanın Lisbon Sailing Training olabileceğine hükmedip, eğitim görenler kaptan ne dediyse onu yapıyordur herhalde diye akıl yürütüp, kaptana saydıra saydıra yelkenleri yeni düzene soktuk ve majestelerine yol verdik. Rotası da burnu dönme rotası değildi; Kanaryalar'a filan gidiyorlardır sanmıştık. Ne var ki majesteleri bizi geçtikten bir-iki mil sonra (belli ki waypoint'ine varmıştı) kavança yapıp burnu dönme rotasına girdi. Yuh, yazıklar olsun sizin insanlığınıza diye söylendim epey. Balıkçı teknesi bile yapmaz bunu ki yol hakkı her zaman onlarda. Neyse, zaten o hızla çok geçmeden köşeyi dönüp görüş alanımızdan çıktılar. (Sonradan nette buldum bu tekneyi. Alman'mış! Eğitim teknesi filan değilmiş. Alman işte, iyi tanırım, kural bu, uymak zorundasın der çoğu.. Neyse..) Biz de, gece yarısına doğru waypoint'imizin biraz açığına yaklaşıp São Vicente burnunu dönmeye başladık.

Bu yol hakkı saçmalaması, Mark'ın dinlenme saatlerine mal olmuştu. Öyle ayarlamıştık; waypoint'imize birkaç mil kala haber verecektim, o da kalkıp dümene geçecekti. Zavallım hiç dinlenemeden otopilotu azad edip dümeni aldı ve mükemmel şekilde burnu döndü. Burası büyük bir köşe ve üç burundan oluşuyor. İlkini dönünce 1/3 mil sonra ikincisi, onu da geçince yine aynı mesafede üçüncüsü var. Bunları geçince yine aynı rotada 3 mil gittikten sonra son burna ulaşılıyor ve İber yarımadasının saçağı altına, bu son burnu döndükten sonra girilmiş olunuyor. Tabi bu arada sağlam sağanaklar yeniliyor. Kaptana müteşekkirim, her şeyi güzel hallediyor. Ben de bu arada aşağıda bilgisayar ekranından bu çoklu burunlar arasındaki rota, fener vs bilgilerini iletiyorum yukarıya.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8R_Q0rvykBz26-Oto0wRaV5Lrq1ulJIfgznh1RMpXU_sLWIkJ_yaryFbZxBFOjM6NMiIHJZSA9pobh_w1SOmdDMI4LDGiYE48H1j-GwHJflyABjZg=w2400)

Son burun olan Sagres'i dönünce geniş bir koy var, demirlenebilen, çok faydalı bir koy. Orada durup dinlenmeyi düşünmüştük ama içeride onlarca tekne vardı ve gecenin köründe, bu rüzgar sağanağı altında bu işe girişmeyi hiç canımız istemedi ikimizin de. Kuzeydoğu yönünde 15-20 mil sonra güzel, sakin yerler vardı, o yerlerden birine gitmeyi tercih ettik. Dalga yüksekliği ciddi ölçüde azalmıştı ama burna hala yakın konumda olduğumuz için sağanaklar şiddetliydi ve bir miktar deniz kaldırıyordu. Gece saat 2'ye yaklaşıyordu. Kuzeydoğu yönünde hızlı bir orsa seyriyle 5-6 mil kadar ilerledikten sonra dalgalar iyice küçüldü, çok geçmeden deniz giderek düzleşti. Rüzgar da azalmaya başladı. Mark yorgunluğa teslim olmak üzereydi, motoru çalıştırıp Alvor'a gidelim dedi. Ama benim daha iyi bir fikrim vardı: 10 mil ötedeki, girişi de içerisi de kum setleriyle çetrefilli olan Alvor yerine, 18 mil ötedeki girişi rahat Portimão'ya gitmek, böylece gece motor seyrine hiç girişmeyip geceyi denizde geçirmek, zaten 3-4 saat sonra gelecek gün ışığıyla rahat rahat limana girip demirlemek ve bu sırada ben güvertede takılırken Mark'ın rahat rahat uyuması. Fikri beğendi, hemen yatağa yollandı. Ben de kahve(ler) eşliğinde, bir miktar zombiye dönüşmüş olmakla birlikte, dümdüz denizde yavaş yavaş süzülmenin keyfini çıkardım. (En azından bu işe yarıyorum ☺️) São Vicente burnu öncesinde onca sallan yuvarlan (rock'n roll) yaşadıktan sonra, şimdiki durum sanki demirliymişiz gibi rahattı.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8HB59lD7JHGo3NNLDnRwCBN0AU2U2lY0S16NqM8-SfXDo4IW0dmcpE33oSv4BRqOtnSRQDiSuLozBCAHyKP1hOxSCQZAReJTIsfpgwlc1_AKbzGwk=w2400)

Çevrede tek bir allahın kulu yoktu, sanki bütün dünya uykuda, bir tek ben uyanıktım. Karadan gelen hafif esinti mis gibi, taptaze kokuyordu. Alvor'un bulunduğu köşe hariç (çünkü orası doğal sit alanı) tüm kıyı ışıklar içindeydi. Severim bu denizi. São Vicente burnunu dönünce Atlantik'in etkisi azalmaya başlar; doğuya, Cebelitarık'a doğru ilerledikçe Akdeniz'in etkisi artar. Melez bir deniz burası, hem Atlantik hem Akdeniz, ne Atlantik ne Akdeniz.. Biz de Atlanterranean deriz buraya kendi aramızda. Sık aralıklarla bir sürü güzel yer vardır demirlenebilecek. Korunaklı demir yerleri, muhteşem plajlar (ve deniz kabukları 😍), güzel (gerçi fazla turistik ve bazıları fazlaca yapılaşmış) şehirler ve kasabalar ve seyrin çoğu zaman zevkli olduğu sular. Bu kıyının batı yarısında Portekiz, doğu yarısında İspanya yer alır. İkisinin sınırını yine bir nehir çizer, hem de en az 20 küsur mil boyunca seyre uygun bir nehir - Guadiana nehri, teknesinde yaşayanların cenneti. 2017-18 kışında tam 6 ay gezindik buralarda, serseri mayın gibi bir sağa bir sola. Girmedik koy, nehir, lagün, ayak basmadık plaj, kasaba bırakmadık. (Ama bu kez hemen hepsini es geçeceğiz. Gezelim görelim modunda değiliz, bir misyonumuz var, kendi teknemizi transfer ediyoruz.)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9utls-TM2OC4AJVaAsQTjWN0NqmjBRB_55xDYWuPetKPeDLSZyOxgLBP0kei3KZxwXqRIc7hGzpGe7IANAMsFfnSX2fmBam2RXB39Hc-NnQX-QhWw=w2400)
Aklım bunlarla doluyken, tanyeri çarçabuk ağardı, şafak söktü. Güneş doğarken kaptanı uyandırdım. Portimão'ya 3-4 mil kalmıştı. Motoru çalıştırdık, bir saate varmadan limana girip demir yerindeki tekne kalabalığı arasında bir yer bulup demirledik. Peniche'den buraya 180 mil katetmiş, biz önde, şiddetli kuzey rüzgarı peşimizde, koşa koşa kaçarken, buraya varma hayalimize beklediğimizden daha önce kavuşmuştuk. Asıl şimdi kendimizi bir yere varmış gibi hissediyorduk.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8T1rk2jeabAK0r7XSzaJrsOEpmsBlVkI9CldcBV-AlOWE-wK1j23KCGj-06wiUX2ZcU9mrAC4Yt3oOh46S9h9dhpv51oWWS2bFvBKo4EGVHsYURI0=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-2urDef_ZCEcOZy7O9vDgn-BYATwlTD5W5XO2IhBkG5hX1YYH2lADUUkbvu6kWy_uhvKr4VZiQpSuoYPLO096IOzId0RQHLG4cnmDwPRcoXJ2nvAE=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-5oZadQ3eqNja75mJPSIILMZ3ry_-JpiM7revHv0q_w2h3ZmtcnCF7fbCjdYRymVSdaNx3pEeMgiZzhDM96uc1nzznBFu6pL1ah5AGAdP5esTdtj8=w2400)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Doğan Erbahar - 21 Ekim 2022, 13:00:52
Keyifle takip ediyorum, elinize sağlık...  :)xx
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 21 Ekim 2022, 13:23:10
Teşekkür ederim. Sizi burada görmek ne güzel!  :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Engin Saygılı - 22 Ekim 2022, 19:10:07
soluksuz okunan son yılların en güzel seyir yazısı, kaleminize sağlık, teşekkür ederiz bizlerle paylaştığınız için..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 23 Ekim 2022, 00:51:32
Paylaşmaktan keyif alıyorum ve okuduğunuz için asıl ben teşekkür ediyorum  :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 23 Ekim 2022, 01:07:22
Portimão'da bir gün bir gece dinlendik (daha doğrusu uyuduk). Portekiz'in batı kıyısı boyunca şiddetini giderek artırmaya başlayan rüzgar iki-üç gün sonra köşeyi dönerek buralara da gelecekti, hava tahmini öyle gösteriyordu. Bu aradaki günlerin en iyisi işte bugündü; biraz batı rüzgarı vardı, diğerleri durgundu. Hadi dedik, hadi, Culatra'ya gidelim (35 mil kadar doğuda), rüzgarsız günleri orada geçirelim, hem yol almış oluruz hem de orası daha güzel. Sabah hafif bir esinti vardı ve ilerleyen saatlerde rüzgar artacaktı; demir alıp limandan çıktık (25 Eylül 2022).

Yarım saat kadar motorla limandan uzaklaştıktan sonra, tam pupadan gelen bu hafif esintiyle 'ancak balonla yol alınır' dedi Mark. Sever balonu kendisi ve şimdiye kadar açma fırsatı hiç çıkmamıştı; içeriden getirip çekti balonu. Güneşli, sıcak bir gündü, deniz tam da beklediğimiz gibi dümdüzdü. Bu bölge kıyılarının alameti farikası kızıl renkli yarların az açığından tatlı tatlı süzülmeye başladık.

(https://lh3.googleusercontent.com/OWEicAS_90RswYRAAToSGlG22FdERwih69pLzPhHj3-T7X5vfp0eZrLiH1eGPXbfptDfqIZhbg5TLL8h-oCssKse4JxHcLvc1lXE0GwoBKfyOi98BoeL3qjwnwZvor7_PB8A3h3irQ=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/YCTzKL8Df0LLEQ3bHLuBQ196UqnQgynvm8NJrmn2hcV-VBCg-3TnNjjEXYHqPbDBc-0hNaMKkqqJ1CdITKgvaVuACrVwBHXhFXizHRXGciDeVDwvmVUS-SgzYh5d43luFKJQZXUJkQ=w2400)

Ama kaptanın balon keyfi ancak yarım saat sürebildi. Az ilerideki burnu geçerken rüzgar yön değiştirip karadan (kuzeyden) sağanakla gelmeye başlayınca mecbur balonu toparlayıp ana yelkenle cenovayı açtık. Doğuya doğru güzel güzel yol almaya başladık. Öğleden sonra olduğunda rüzgar iyice artmıştı ve yönü giderek batıya dönüyordu. Dalgalar da irileşti. Culatra'ya yaklaşırken tam batılı olup, hızı daha da arttı; dalgalar iyice büyüyünce otopilot yan çizmeye başladı. Culatra girişine 10 mil kadar kalmıştı. Mark da bir an önce varalım isteğiyle camadan vurmak yerine dümeni eline aldı. 6 kn hızla çok geçmeden lagün girişine vardık (saat 5 buçuk gibi). Buranın girişi sığlıklar yönünden rahat ve kanal şamandıralarla belirgin şekilde işaretli ama med cezir etkisi büyük. Biz de mecburen yanlış saatte gelebilmiştik (bugün doğru saat öğle vakti ve gecenin karanlığıydı). Üstelik yeniay zamanı olduğu için akıntı hızı daha büyüktü. Mendireğin dışında çok da korunaklı olmayan bir yerde demirleyip geceyarısını bekleme fikrini çabucak kafasından çıkardı kaptan, 'gireriz, daha önce de yaptık' dedi. Güçlü rüzgarın yer yer beyaz köpüklü sert çırpıntılar yarattığı kanalda akıntıyı, ana yelken ve en yüksek devirde çalışan motorla yenebildik. (1 mil uzunluğundaki kanalı yer yer 1, yer yer de 2-3 kn ile yarım saatte geçtik.)

Bizim Culatra dediğimiz yerin adı aslında Ria Formosa. Çok büyük bir lagün. Okyanus kıyısını üç büyük kum adası oluşturuyor (Culatra adalardan biri, bu adanın iç tarafında demirleniyor en çok). Bu adaların arasındaki kanallardan med cezir yoluyla girip çıkan okyanus, adaların gerisinde kanallar, kum adacıkları ve sazlıklardan devasa bir ekosistem oluşturmuş. Med cezir durumuna göre her saat biçim değiştiren büyülü bir yer. Lagünün kara tarafında Faro ve Olhão şehirleri kurulu. Büyük kum adalarının kiminde balıkçı köyleri, kiminde zenginlerin yazlıkları var yer yer. Çok turistik bir bölge ama doğallığı büyük ölçüde korunabilmiş. Her yer göz alabildiğine kum.

(https://lh3.googleusercontent.com/nrDvWqf7s7BiDgmUDhqGnlzJnI6DECVjumdB_z8L8_YpjtYAJzVXdhoidiiHvDgZ2TtSg35xCyObQg_jVghzO6Q2YU8WLFBzvX9w8MhWoQsySIAn3BGrfcz-byDKGh13sRu44Q5d0g=w2400)

Giriş kanalından içeri girdikten sonra, Culatra adasının kanalından yarım saatlik motor seyriyle demirleme yerine vardık (med cezir etkisi, giriş kanalını geçtikten sonra zorlayıcı olmuyor). 5 yıl önce buralarda takılırken sık karşılaşıp arkadaş olduğumuz Alcatraz'ı demirlemiş halde gördüğümüzde çok sevindik. Gidip yanına demirledik. Onlar bizi tekneden tanıyamayacaklardı, ertesi gün sürpriz yapalım dedik.

(https://lh3.googleusercontent.com/KMACIOn4mwwns8gQzhYB73UCf7pWEhFXULGCBe9TtbM1gIDEr-bo4KJA496mgBbxenLZLS_60EKJiKmInKcr2DIYtb4_uYsPiiRWOgfqMLH4aOBKXjiWeIv7hPFaUm8vYDKy8OUj1Q=w2400)
(Alcatraz)

Ertesi gün lagün içindeki kanallardan Olhão şehrine gitmeye karar verdik. Erzak vs bir sürü ihtiyaç vardı. Demir alıp yanımızdaki Alcatraz'ın çevresinde dönerken, Hollandalı dostlarımıza seslendik. Bizi görmek onlara da sürpriz oldu. Sonra görüşmek üzere sözleşip demir yerinden ayrıldık. Med cezir lehimizeydi, hızımıza 1 knot daha ekliyordu. Kum sığlıkları ve adalarının arasından, kırmızı-yeşil şamandıralarla işaretlenmiş kanalı izleyerek 1 saate varmadan Olhão'ya ulaştık. Kapalı çarşının karşısına, tarihi tekne Bom Sucesso'nun replikasının yakınına demirleyip (rüzgar olmadığı için dert etmedik, yoksa demirlenecek yer değil) ihtiyaçları gidermek için şehre gittik.

(https://lh3.googleusercontent.com/lIm_LOfA_-m4GOTzkCuapmvgh_3bsXmVX19W8_a--wiIV25dOQx2MXGzEO3b41FbY3VC7X1WmCOpAf0An87ptFawkwhHRKm0DHw1ZEVSLlkv7afiUhDIkU5ZX4fRaCXAiReieRG5Aw=w2400)
(Bom Sucesso'nun solunda bir yere demirledik. Bu foto 5 yıl öncesinden.)

İşimiz bittiğinde med cezir yüksek seviyesine ulaşmış, akıntı işimize yarayacak şekilde tersine dönmüştü. Demir alırken, botunu kıyıya bağlamış olan bir adam da kürekle henüz yola çıkmaktaydı. 'Kesin Culatra'ya gidiyordur, teklif edelim, isterse bizle gelsin' dedi Mark. Adama seslendik, memnuniyetle kabul etti. Botunu kıça bağladık, dönüş yoluna çıktık. Danimarkalı Johnny, yaşlı deniz kuşu. 3 yıl boyunca Baltık'ta gezinmiş, şimdi de buralarda takılıyor. Guadiana nehrine gidecekmiş buradan, herkes gibi. 'Youtube kanalım var' dedi (daha sonra bir baktık çektiklerine, gördüğüm en sıkıcı videolardı 🤭 yalnızca 4 kişi izlemiş yazık, bizle bir 5 olmuştur herhalde). Yerimize varıp, Alcatraz'ın yanına demirledik yine.

(https://lh3.googleusercontent.com/nDzSjM3KmQ_zp__iH8Yi3d57afXh4ydF8U9yBGU1p-ZBaPSxreTnMMDROEqagjdBaJn4kvZxl1uBe38WO4sVnrEJPYTziw-kLQ2ssi7qSyofQmFaPRiJH7rtPlf3ac4msKVCRv1pVQ=w2400)
(Böyle foto eklemek âdettendir.)

Ertesi sabah, su alçak seviyesindeyken Mark Culatra adasının iç kıyısındaki tekne enkazına bakmaya gitti erkenden. Çok geçmeden döndü, 'İstifçi'nin teknesiymiş' dedi. Merak ederdik ara sıra, acaba hâlâ orada mıdır diye. 5 yıl önce buradayken tanımıştık İstifçi'yi, yaşlı, meczup bir İngiliz adam. Boşuna bu adı takmamıştık. Dalgaların getirdiği şeyleri, çöp kutularından çıkardığı şeyleri filan toplardı. Ama başlıca zaafı, usturmaça ve balıkçı şamandıralarıydı besbelli. Hatta bir konuştuğumuzda, plajda çok büyük bir şamandıra bulduğunu, teknesinde tek sığdırabildiği yerin havuzluk olduğunu söylemiş, kabine girip çıkarken filan çok zorlandığından yakınmıştı!

(https://lh3.googleusercontent.com/1JU-63W277hmJO-m1nTmmSVuKlaQnekC1Qeofwt-y2dNVw0vqxyThDaT5kEZnVQwA8MDFIDm3QKvDBh2i_BfBvnNuJ2z0wWxMchH53fnYeEWfj_F6bo1HexdN6w8nDaCLRMGCdLtmw=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/y1x35T49cr7EJ5L07jINeToKb4ox_-2lIbF3_hm7qPSq2wQT44pyYawA8-oEHqSAYCxlXTztbOoUwfLNMre1_bXAYAN9dz3cP6Aspwtf7z0OGm7L3NjXOplpokl-sWgcPXtaoh00zA=w2400)
(O yıl çektiğim fotolar.)

Birkaç saat sonra teknemize gelen Alcatrazlı dostlarımızdan teknesinin neden enkaz haline geldiğini öğrendik. Buralarda, yıllarca hiç yerinden kımıldamayan başka tekneler de var. Culatra adasının tekne girişinin yasak olduğu iç lagününe yakın noktalarda sığ yerlere demirleyip, su çekildiğinde kumda oturuyorlar, su geri geldiğinde yüzer haldeler. (Daha önce buraya geldiğimiz zamanlarda biz de biraz zaman geçirmiştik böyle, severdik, yararlıydı da, tamirat filan yapabilirdik.) Birkaç yıl önce Portekizli yetkililer gelip, böyle "beaching" müdavimlerine 'hadi artık, siz bi gidin, denizatları rahatsız oluyor sizden' demişler. Bizim İstifçi de teknesini oraya (şimdi enkazın bulunduğu yere) getirmiş, sonra da orada bırakıp ülkesine dönmüş. Tekne de zamanla enkaza dönmüş. Bu ve başka haberleri de paylaştıktan sonra, bizi de teknelerinde kahveye davet edip gitti arkadaşlarımız.

Bir-iki saat sonra hava tahminine baktığımızda, bizim sert batı rüzgarlarının beklenenden daha aceleci davrandığını ve daha önceden buralarda olacağını gördük. Hem lagünden çıkmayı yüksek su seviyesine denk getirmek gerekiyor, sabah 5 yani, daha doğrusu gece. Ya da şu an. Ve rüzgar başlamıştı bile. Bir önemli şey daha vardı ki, bu batılı rüzgar bu gece dahil üç gün daha buradaydı ve hemen peşinden sert doğulu rüzgarlar çıkıyordu Cebelitarık boğazından. Boğazı geçebilmemiz için ya batılı rüzgar ya da sıfır hava lazımdı. Aslında Portimão'dan beri 'hadi kalk gidelim' modunda olmamızın başlıca nedeni buydu: Bu batılı rüzgarı yakalamak, daha doğrusu en sert halini almadan önünden gitmek, boğazı rahat geçebilmek. Dolayısıyla yola çıkmak için en uygun zaman, hemen şimdiydi. Seyre başlamak için tuhaf bir zaman öğleden sonrası ama zaten gideceğimiz yer Atlanterranean'ın doğu kıyısı, Cadiz tarafı ve gideceğimiz mesafe 75 mil civarı. Zaten gece seyri yapacağız, o gece bu gece olsun, hem zaman kazanmış oluruz dedik. Bir saat sonra su yüksek seviyesine ulaştığında motoru çalıştırıp demir aldık (27 Eylül 2022). Alcatrazlı dostlarımız karaya çıkmışlardı, hoşçakal diyemeden ayrılmış olduk; ertesi gün ayrılacağımızı söylemiştik oysa..

Culatra lagününün çıkışına varmaya az kala yelkenleri açtık (ana yelken camadanlı, cenova küçük; acelemiz yok, rahat olalım istiyoruz). Çıkışımız kolay ve dışarı yönlü akıntının da katkısıyla hızlı oldu. Açık denize çıktığımızda doğu-güneydoğu rotamıza girdik.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 25 Ekim 2022, 15:03:19
Nur Kaptan Merak ettiğim bir şey var, bu lagünlerde su tuzluluk oranı nasıl, deniz balıkları içerilere girebiliyormu? Gördüğüm nehir bağlantıları çok içerilere kadar seyre izin veriyor çünkü, dolayısı ile okyanus suyu da çok içerilere kadar çalışıyordur diye tahmin ediyorum.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 25 Ekim 2022, 18:51:09
Nehirlerde, örneğin 20 milden fazla yukarıya çıkılabilen Guadiana'da, o denli akış yukarıda su neredeyse tatlı su. Deniz suyu akıntı yönünü değiştiriyor ama tuzlu su yukarıya kadar ulaşamıyor. Guadiana büyük bir nehir, belki bu yüzdendir. Ama Culatra diye andığım Ria Formosa ile okyanus arasında sadece kum adaları var. İçeriye girip çıkan su sadece okyanus suyu. Ve okyanus buraya yedi ayrı kanaldan giriyor. Lagüne giren nehir suyu okyanus suyunun yanında hiçbir şey. Suyun tuzluluk oranı okyanusta neyse o. Lagünde balık gördüğümü pek hatırlamıyorum. Zaten su berrak değil, temiz ama herhalde med cezir yüzünden berraklaşacak vakti yok diye düşünüyorum. Bir de okyanus daha çok mikroorganizma vs barındırıyor. Balık da vardır muhtemelen ama lagünde ağla ya da oltayla balık tutan kimse yok. Yalnız çok büyük bir deniz kabuklusu endüstrisi var (başta midye türleri, sonra yengeç, ıstakoz vs). Balıkçı dediğim herkes midye yetiştiriyor, topluyor. Ada köylerinin başlıca geçim kaynağı midye. Ada köylüleri ayakta yere eğilerek midye topluyor ve ilerleyen yaşlarda (herhalde bel fıtığı yüzünden) çok kişi bastonlarla yürüyor. Çok gördük. Portekiz'in Minho nehrinde de balıkçı tekneleri nehirde değil okyanusta avlanıyorlar. Nehirde midye toplayanlar da, oltayla balık tutan da var. Belki her bir nehrin kendine özgü bir durumu vardır, içeriye balık girişi yönünden. Ama balıkların güvenle üreyebilecekleri yerler bir yandan da. Biz balık tutmada gerçekten çok kötü olduğumuz için tecrübeyle cevap veremiyorum, kusura bakmayın 🙂 En iyisi deneyerek görmek belki de 🙂
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 25 Ekim 2022, 19:06:13
Harika anlatıyorsunuz Nur Kaptan. Emekleriniz için çok teşekkürler


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 26 Ekim 2022, 12:36:22
 :) Okuduğunuz için asıl ben teşekkür ederim.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 26 Ekim 2022, 12:52:16
Culatra dan sonrası? beklemedeyiz.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 26 Ekim 2022, 18:56:43
Culatra lagününden çıktığımızda (27 Eylül 2022) dalgaların önceki güne göre daha küçük olduğunu gördük. Ana yelken camadanlı, cenova yarım açık şekilde pupaya yakın geniş apaz seyriyle, bir miktar yalpalayarak 4-5 kn hızla hedefimize doğru yol almaya başladık, Cadiz'in biraz kuzeyindeki Rota'ya doğru. Cadiz civarında hep mola vermiş olduğumuz demir yeri batılı rüzgara açıktı. Biraz daha korunaklı gibi görünen Rota'yı denemeye karar verdik, daha önce buraya hiç gitmemiştik.

Açık denize çıktığımızda saat neredeyse 4 buçuktu zaten, dolayısıyla gece de çok geçmeden çöktü. Yine nöbetleşe güvertede bekleyerek geceyi bitirdik. Pek kayda değer bir şey olmadı. Trafik nispeten daha çoktu ama can sıkan bir durum olmadı. Ta Peniche'den beri zaman zaman seyir arkadaşımız olan yelkenli İsveç donanma eğitim gemisi muhteşem HMS Falken yine eşlik ediyordu geceye, karaya biraz daha yakın seyrederek. O 40 metrelik yelkenli geminin hızı bizimkiyle az çok aynı olmuştu hep, şimdi de öyleydi.


(https://lh3.googleusercontent.com/jsnLrgpJ2FtQu2pGKBfURTgAtqOLQBzCX8He5QdJynkBSl5A67byKQtXqXyOZIo4tSAuGiyGX52W2bK46RRDYSxAbma64eewQa4sT2-tteHAR7TQd5CwDr0SmHDZwmR4Uxw4wqk52A=w2400)
(Bu foto netten; biz Peniche açığında akşamüstü, Portimão'da çok uzağımızda demirliyken, iki gece boyunca birlikte aynı rotada giderken de ışıklarını ve AIS'de gördük.)

Daha çok balıkçı teknesi vardı etrafta ama herkes kendi halindeydi. İskele tarafında, bildiğimiz onca yer teker teker pupamızda kaldı. Bazı büyük limanlar da var bölgede. Açıklarında onlarca gemi demirli, sıra bekliyorlar. Işıl ışıllar, şehirleri andırıyorlar uzaktan. Onları da geçtik. Rüzgar biraz düşünce yelkenleri tam boy açtık. Bütün gece yalpalayarak da olsa yol aldıktan sonra, sabaha karşı rüzgar iyice azaldı. Sabah 10 gibi 'yetti artık' gelince kalan 5 mili motorla tamamlayıp, Rota'nın epey sığ koyunda, ötesinde İspanyol donanmasının bir üssünün yer aldığı, koyu ortadan ikiye bölen mendireğe pek yaklaşmamaya özen göstererek sivil tarafta demirledik (on gün kadar sonra buradaki donanma gemilerinden birinde yangın çıkmış, haberde okudum, helikopterler, itfaiyeler, sirenlerle filan büyük olay dönmüş).


(https://lh3.googleusercontent.com/KOfB9NgUwnzY2OjdPVZXC_2k7DvaajJImg9F1fpruaQ-FlvTL_Anj_a8ys95MTaWL03zPxFKVxm5wC8k8fRYNsoCZxll2HuHBi1w43NdZ-eKgAam2SRtuYsPSHvEWOySKxGaZPJccg=w2400)

Rüzgar öğleden sonra tekrar artacaktı ve demirli olduğumuz yerin içine gireceğini gösteriyordu hava tahmini. Ortalık sakinken bile hafif bir solugan alıyordu koy, o yönden gelen rüzgarda hiç çekilmezdi. Rüzgar çıkana kadar uyuyup biraz olsun dinlendik. Öğleden sonra solugan artmaya başladı. Rüzgar güneybatıdan geliyordu. Cadiz bölgesinde bir yer mi bulsak, yoksa yola devam mı etsek karar veremedik. Rotamız güneydoğu. Bakalım rüzgar ne kadar işimize yarayacaktı, ona göre karar verelim dedik. Demir alıp koydan çıkarken yelkenleri açtık (28 Eylül 2022). Saat yine 4 buçuktu. Kaç zamandır öğleden sonra başlıyoruz seyre; çetrefilli yerleri gece aşıp gün ışığında demir yerine varıyoruz; değişik.

Rüzgara yakınlaşabildiğimiz derece, Cadiz burnunu ve devamındaki kaya sığlıklarını geçmeye yetmiyordu. Mümkün olan son noktaya kadar devam edip, sancak tarafına tramola yaptık. Biraz böyle gittikten sonra yaptığımız ikinci tramola ile, hem burnu hem de kayalıkları geçebildiğimizi gördük (kardinalin iç tarafından gerçi 😋). O zaman, devam. Artık o kelimeyi daha rahat telaffuz ediyoruz: Cebelitarık! Çok yakınındayız artık, adını anabiliriz. Boğazın en dar noktası olan Tarifa buradan yaklaşık 50 mil ötede. 'Dur bakalım, önce bir xxx'e varalım da' diyecek yer de kalmadı, uğursuzluk filan getirmez. Basbayağı Cebelitarık'a gidiyoruz, Gib'e!

(https://lh3.googleusercontent.com/WW08msd2kr5myrtNQCZ9fJZcV12j5npQYUwG3uRyVWSJ9cMOFWrPJS96c8j94qoVAWxoqRgvfwB6Va4icY3o3Hj_7YoStguSJhv2WskKVvOwjNAXmi6R-Yz9pUKj6QnCZWMGY_qP5g=w2400)

Rotayı aynen koruyarak orsa seyirle Cadiz'in  büyüleyici tarihi şehir merkezinin bulunduğu ada/yarımadayı ve kayalık sığlıkları geçtik. Önümüzdeki burnu geçince kıyı biraz daha doğu yönüne kıvrıldığı için sıkı orsa gitmemiz gerekmiyordu artık. Yelkenleri az gevşetip daha rahat bir dar apaz seyrine geçtik. Bu arada yemeğimizi yapıp yedik güneş batmadan: deniz suyunda haşlanmış çok sıcak patates; herkes zevkine göre içine tereyağı yedirip kaşar doldurur ve kabuğuyla yenir 😋 İskele tarafına bayağı yatmış haldeyken yokuş yukarı açılarda başka ne yemek yapılır?

Bir süre böyle devam ettikten sonra rüzgarın yönü batı, sonra da kuzeybatı oldu, hızı azaldı. Bulunduğumuz nokta ile Trafalgar Burnu arasında kıyının biraz açığında kayalık sığlıklar var. Kıyı ile bunların arasından geçmek mümkün ama biz açıklarından geçmeyi planladık. İlk başta istediğimiz rotada gittik ama rüzgar yine yön değiştirip güneybatıdan gelmeye başlayınca kıyıya yakın seyretmek durumunda kaldık. Bu sırada hava kararmaya başladı. Sancak tarafındaki geniş bir alana yayılan balık çiftlikleri için de rotamızı değiştirip biraz daha yaklaştık kıyıya. Bunları da geçtik. Epey büyük (ama neyse ki plastik) birkaç şamandırayı (balık çiftliği kalıntıları olsa gerek) karanlıkta son anda fark edip neredeyse sıyırıp geçtik. Mark başa gidip ileri yolumuzu kolaçan etti bir süre. Ama başkaca bir şey çıkmadı yolumuza. Bu sırada sığlıkları OpenCpn'den takip ediyorduk ama bir yerden sonra dikdörtgen, yamuk vb şekillerde özel alanlar görmeye başladık ekranda; trol balıkçılığına yasak getirilmiş bölgelermiş bunlar. Buralardan geçmemiz gerekiyordu. Tamam, geçmemizde bir sakınca yok ama bu alanları tamamen boz-kahve gibi bir renge boyamış sevgili OpenCpn, derinlik rakamları da komple gitmiş. Ya önümüzde sığlıklar varsa? Derinlik göstergesini çalıştırdık istemeye istemeye (dört harflileri cezbetmemek için kullanmıyoruz derinlik göstergesini - demirleme süreci hariç). Derinlik 50-60 m arası. Ama önümüzde ne var bilmek istiyorum. Navionics'in Akdeniz aboneliği buralarda başlıyor olmalı diye düşünüp o anda satın almaya karar verdim (15 günlük deneme süresini daha en başta tüketmiştik). Gerçekten de Cadiz'e kadar olan bölge Akdeniz kapsamına giriyormuş. Kıyıya yakın olduğumuzdan şebeke sinyali de vardı. Çıkarttım kredi kartımı, uygulamayı bir daha indirdim. Aa o ne, bir 15 günlük deneme süresi daha verdi! Teşekkür ederim, zahmetten kurtardınız 😊 Böylece hemen derinlik göstergesini kapatıp rahat rahat çıktık bu bölgelerden (buralarda sığlık filan yokmuş bu arada, derinlik 50-60 m arasıymış hep).

Trafalgar Burnu fenerine yaklaştığımız sırada bir tuhaf durumla karşılaştık. OpenCpn hiç hareket etmediğimizi gösteriyordu. Bilgisayarı kapatıp açtım, hiçbir şey değişmedi. Doğrudan bilgisayara, GPS mouse'a filan kabahat bulmuştum ama Navionics'e baktık, o da 1, zaman zaman 0 kn hız gösteriyordu. Oysa hareket ediyorduk, rüzgar 3 filan esiyordu, yelkenler rüzgarla doluydu. Aleyhimize akıntı mı var yoksa? Evet, hem de 3 knot'a kadar çıkabilen med cezir akıntıları oluyormuş bu burun civarında. OpenCpn'deki uyarı işaretine tıkladığında bu bilgiler gösteriliyordu. Bu bölgeden daha önceki geçişlerimizde hiç fark etmemiştik böyle bir durum. Kimbilir hangi değişkenler hangi durumdaydı o zamanlarda.. Şimdi yeniay med cezirinin etkisi altındaydık. Ve rüzgarın hızı akıntıyı yenebilmemize yetmiyordu. Bir 10 mil kadar önce, rüzgar daha da azken 4 küsur kn yaptığımızı görüp şaşırmış, akıntı olabileceğini düşünmüştük; demek ki o zaman lehimizeymiş.. Geri gitmediğimize şükür, dedik, başka ne diyelim, ne yapalım. En azından akıntı tersine dönecekti bir zaman (hesabımıza göre 4 saat sonra).

Trafalgar fenerini neredeyse aynı açıdan kaç saat seyrettik bilmiyorum, belki 2 saat. Ama 1 kn gibi bir emekleme hızıyla (dirsekler ve dizler üstünde sürünme hızı da denebilir) pupamızda bıraktık feneri nihayetinde. O köşeyi dönünce hızımız 3 kn filan oldu. Gece 2 civarı Barbate hizasına geldik. Durup demirleme fikri cazip gelmedi. Az kalmıştı, akıntı çok geçmeden bize katılacaktı, hem de bu yönden rüzgarda çok iyi bir demir yeri olmayacaktı. (Trafalgar Burnu ve Barbate orka saldırılarının en çok yaşandığı yerler arasında, ama yaz başında. Nasıl olsa burada değiller, endişelenmiyoruz.) Bir süredir kuzeybatıdan gelen rüzgar aniden yön değiştirip güneybatıdan esmeye başladı, bir miktar da hız kazandı. İyi oldu çünkü bizim hızımız da arttı az biraz. Gece 4 gibi Bolonia hizasına vardığımızda akıntının artık bize karşı gelmediğini anladık; o rüzgar için normal olan 4 kn hıza ulaşmıştık artık. Trafalgar burnundan Bolonia'ya kadar olan 15 millik mesafeyi 6 saatte alabilmiştik. Şimdiden sonra daha da hızlanacaktık. Çok geçmeden hızımız 5-5.5 kn oldu, rüzgar değişmediği halde. Sonra da 6 küsur kn yapmaya başladık. Tarifa'ya Bolonia'dan 10 mil var ve biz hızla bu milleri birer birer kateder olduk. Şimdi camadanlanma zamanı. Mark 'çok bir rüzgar yok' diye gönülsüzlük eder gibi oldu, 'orası şişenin boynu, rüzgar mutlaka artacak, hatırlasana balona ne olmuştu' dedim*. Üç camadan vurdu yelkene, cenovayı da iyice küçülttü.

Tarifa'ya yaklaştıkça rüzgar biraz daha arttı, akıntı hızlandı. Resmen akıntıya binmiş gidiyoruz! Tekne hayatta göremeyeceği hızlara ulaştı: Çoğu zaman 9-10 kn, hatta 11 kn gibi! Boğazın kuzey kıyısına yakın kalmaya ama çok da yakınlaşmamaya çalışırken, sınırı sancak tarafında iki mil kadar sonra başlayan trafik ayrım bölgesine de yakın düşmemek gerekiyordu. İnce iş. Ve Mark dümen başında ustalıkla hallediyordu bu işi (ben aşağıda bilgisayar ekranı başında konumumuzu takip ediyor, Tarifa fenerini güvenle dönebilmesi için 'rota şu derece, fenere şu kadar mil kaldı, az daha sancak, şimdi rotayı koru' şeklinde sesleniyor, hızımızı gördükçe 'oha hızımız 11.4' gibi sesler çıkarıyordum). Fener civarında akıntı ve rüzgar, Boğaz'ın karmaşık coğrafyasıyla birleşip yer yer sivri dalgalar yaratıyor, yer yer başka türlü oyunlar oynuyordu. Mesela bir an biz dümdüz sudayken, bir tekne boyu öteden fışır fışır sivri dalgalı su akıyordu nehir gibi. Nihayet döndük feneri. Tanyeri ağarırken, 7-7 buçuk arasında. Bu üçgen yarımadanın doğu tarafında dalga çok yoktu, su nispeten daha düzdü. Ama akıntı aynı hızda devam ediyordu ve rüzgar biraz daha artmıştı. Bu noktadan Cebelitarık'ın büyük körfezi Algeciras Körfezi'nin burnuna 10 mil var ve bu mesafeyi de yine yüksek bir hızla, bir buçuk saat gibi bir sürede aştık.

(https://lh3.googleusercontent.com/bcz_c0pTvT8s58mkGKG548Ko3D29B76ys1YMTCRUkCfeaatBY2XjVSVjLpyrIQIdi_Sf2MjikK9jrDiw_qAZHo2g8be2w6aBYCvyZIrWcTcR_-rPhEYKsgeXSIF_OLyj1xfSgRQeLg=w2400)
(Boğaz'ın karmaşık suları ve arka planda Fas kıyısı)

Artık sabah vaktiydi. Körfezin burnuna yaklaşırken suda yanıbaşımızda koyu renkli bir kafa belirdi, sonra hemen kayboldu. İkimiz de birbirimize bakıp, "dur şimdi, son anda iş çıkarma başımıza, heyecana da hiç ihtiyacımız yok" diye seslendik denize. (Yunustu muhtemelen, boğazda çok yunus olduğu bilinir.)

(https://lh3.googleusercontent.com/oJll47JQKt4DzUo0Yx48QPqh_IQJpqzdSDtT0kdmPW4k_0n6ssS_t_ld-owciAK6S_FSAKoG0rlUmkW-Np3q-m-WjbtiNdjlkdlvT4YE66v7I6KSY0cQQKRnaq-y6y65Zv7Te45rTw=w2400)

Burnu dönmeden önce OpenCpn'de bir şamandıra bir kayalık sığlığı işaret ediyordu. Mark'a 'şamandıra var, açığından mı geçeceksin?" diye sordum. "Yok ki şamandıra" dedi. İşaretin üstüne tıkladım, meğer sanal şamandıraymış! Buna da ilk kez şahit oluyorduk. Mark epey garipsedi.

Burnu dönünce hemen batı tarafta bir koy var. Batılı rüzgara kapalı olduğu için (hem de bir an önce durabilecektik artık) oraya demir attık. En can attığımız şey serilip uyumaktı ve günlerce hiçbir yere gitmemek, dinlenmek. Bu en büyük dönüm noktasıydı işte. Günlerdir gece gündüz demeyip doğru düzgün dinlenmeden uğraşa uğraşa varmıştık buraya, hem de batı rüzgarının çok şiddetlenip sonra birden kesileceği bugüne yakalanmadan. Ertesi gün de rüzgar tersine dönecekti ve hava tahmini sonsuza kadar doğulu rüzgarlar gösteriyordu. Zamanlamayı çok iyi yaptığımız için kendimizi kutladık.

(https://lh3.googleusercontent.com/aD0t0fuIKtFSNXt_YwiqD3mPEGA9RkaQoxxZfV677go_UF7HCtjjR9o2TiJl4QWlQCHdehXJnyXYtBaPmIr9dzcFbpz4NS8SbF3qzBLiwCh0XXTNh9_RtHRHc4IDgYkSSY2fSY7Rfw=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/NZ1KZoA_JzTUp2KBzpcugqEszn4Ngdzzlc1lYpKn2UCNRfqV8g3ApPrJLSnzUILJXnwOXUZQkfBwSOKwKaevBowPvm92DK6R1kiNuPA0Zh-P2gjvXZpZCTOuEAixVdf8xRqywF_CLw=w2400)
(Milliyetçi İngilizler bu fotoyu sever herhalde 🤭 Özellikle kurgulamamıştım, rastlantı eseri böyle oldu )


*Balona ne olmuştu?
2015'te boğazı doğudan batıya geçişimiz pek hoş bir anı değil. Hafif doğu rüzgarıyla akşamüstü La Linea'dan ayrılınca Mark balonu basmıştı. Yavaş yavaş başlamış, giderek hızlanmıştık. Tarifa'ya yaklaşırken indirelim balonu diye sızlanmıştım ama 'balonsever' kaptan hızdan memnun, indirmemişti. Tam Tarifa fenerine yaklaşırken, Tarifa'dan Fas'a geçmekte olan bir feribotun kıçına doğru dümen tutmamız gerekmişti. Zaten eski ve yamalı olan balon bu açıya dayanamayıp güm diye patlamıştı. Abartmıyorum, parça parça olmuştu. Mark balon parçalarını sudan çıkarırken ben de dümendeydim. Rüzgar öyle çoktu ki kuru direk rota tutulabiliyordu. Ve utanarak itiraf etmeliyim ki, maalesef fenere doğru gidiyordum, dehşet ve panikten iyice salaklaşmış halde. Fenerin çakarının nasıl gözümü kamaştırdığını unutmam. Feneri sancak tarafında tutmalıydım oysa. Hâlâ kızarım kendime. Bereket Mark balon parçalarını tam zamanında sudan alabilmiş, durumu fark edip 'çok hem de çok fazla yakınız, çabuk uzaklaş' diye haykırmıştı da, az bir mesafe kala dümeni iskeleye kırıp uzaklaşmıştım fenerden. Sonra normal yelkenleri açıp yolumuza devam etmiştik. Dizlerimin bağı çözülmüştü, sonradan OpenCpn'de bıraktığımız ize bakarken. Kuru direk olduğumuz için hızımız fazla değildi neyse ki.. diye azıcık teselli edebilmiştim kendimi 🙄
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 05 Kasım 2022, 00:32:52
Cebelitarık'a vardığımızın ertesi günü doğu rüzgarı başladı. Biz de ilk demirlediğimiz koydan ayrılıp La Linea'nın demir yerine gittik ve kendimize güzel bir köşe seçip demirledik. Burası rahat bir demir yeri ve pek çok tekne işine yarayacak rüzgar gelene kadar burada beklemeyi tercih ediyor. Her gün 10-20 tekne oluyor demirli. Kimi birkaç güne ayrılıp yoluna devam ediyor, kimi bekliyor da bekliyor. Mesela biz! Tam iki hafta bekledik burada.


(https://lh3.googleusercontent.com/D8vxiUeP4WIrVlXNOcAypsIPoEFZbulp_pSqK8MN07iZUuZMXGCrtHQmw0o7C-ILS3dbWz6Bxw--sWVnmS9maXiXAi3jz4cvYZXpsAMdyqgqQOE57VPfWZkaCxLMfR-3t0cwf4Sz9A=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/rcz9zkRZU5-JbJHXxOg6oaSxXjBj5xtAamhiF5AYJ0unF960k3Q2m15or45GhlQxH_zwpSCbr38GKmswol9n9z_5UMUp2QIMdp7HnKXjf_YIIlYhHlEQshy7oJzhVjtDs94rESs0Ow=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/n6TULHGb7bh2cTpFW6KEuYOC3YM92Htim9eNqOo5sHlyUlhKjS6dcomDFtCC6Mou3C-HOiWXmMbERkBuxnO4dtbvnOidnbD_cC17PXsRrQ7EoWhQUa7N-J1-ZHI_JpFd-dqU83Uq9A=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/h7XRPrOxn5JOUJ006MBGeZEQjZPu4lPtUFiAWSWyq_Uzv_6TZtcRtmxBWODPkmyh7ELHfYnXHUQnCkvBBZXbuJjerqUJ1cYc7_kiJm-2-y7r6xO70JRE0FdfypX7GhqBZmqOYtmj_A=w2400)
(The Rock hemen her gün başına bir şapka takmış oluyor böyle.)

İlginç bir şehir La Linea. Bayağı karışık, yoğun bir nüfusu var. Dünyanın en güvenli şehri de sayılmaz. Her gün kaç defa siren çalarak polis arabası geçti plajın gerisindeki ana caddeden. Oraya demirlediğimiz ikinci gün Mark'ın teknede canı sıkıldı, karaya çıkmak istedi. Benim istemedi, teknede kaldım. Mark birkaç saat sonra geri döndü, uzun bir kalas parçasını kürek yerine kullanarak. Küreklerimiz çalınmış bottan! (Botu zincirle plajda bir yere kilitlemişti.) Moralimiz bozuk şekilde güvertede otururken, bir gün önce tanıştığımız İtalyan Rafaeli'nin yanımızdan geçtiğini gördük. Çağırdık, geldi. Anlattık olanı, botunu mutlaka kilitle diye uyardık. (Zaten kilitliyormuş.) Bir kahve içtikten sonra onu tekneden yollarken plajda botu bağladığımız yerin yakınında yerde küreğe benzer iki nesne gördük uzaktan. Dürbünle baktık, bizim küreklere çok benziyorlardı. Rafaeli plaja gidince baktı, yerden kaldırıp gösterdi. Evet, garip ama gerçek ki, çalan kimse geri getirip bırakmıştı küreklerimizi! Küreklerin dili olsa da anlatsalar ne olduğunu.. Rafaeli sağolsun tekneye getirdi kürekleri, kendisi de yine karaya çıktı; Cebelitarık'a gidecekmiş. Birkaç saat sonra Mark güvertede otururken plajda Rafaeli'nin botunun başında bir grup insan gördü. Biri eline almış bir taş, Rafaeli'nin botunun zincirini kırmaya uğraşıyordu. Mark hemen atladı bizim bota, oraya yollandı. Tabi hırsız grubu Mark'ın geldiğini fark edip hiç telaş etmeden yavaşça uzadılar. İki yeniyetme, bir baba ve bir de büyükbabaymış! Aile boyu hırsızlar. Rafaeli dönerken yeniden çağırdık, geldi. Durumu fark etmiş tabii, zincirini neredeyse yarı kalınlığa indirmeyi başarmışlardı çünkü. Git polise bildir, dedik, istemedi, 'yarın yola çıkıyorum ben, uğraşamam' dedi. La Linea günlerimize böyle bir başlangıç yapmış olduk. Daha sonra karaya çıkarken herkes gibi biz de botu mendirekteki denize inen basamakların oraya kilitleyip botu suda bıraktık ve kürekleri yanımızda taşıdık (pompayı da tabi, botu hâlâ doğru düzgün tamir edemedik).

İki gün sonra tekneyle Cebelitarık'a gidip oradaki marinalardan birinde bir gece kalmak istedik. Marinaya telefonla ulaşamayınca doğrudan gidip deneyelim dedik. Önce yakıt iskelesine gidip depoyu doldurduk (vergiden muaf yakıt, İspanya'dakinin üçte iki fiyatına). Az ilerideki marinaya yöneldik sonra. Ofisten birisi çıkıp reddetti bizi, doluyuz, hiç yer yok diye. Biraz yalvardık, olmaz, önceden yer ayırtmalısınız dedi. Mark 'bağlanıp alışveriş yapıp ayrılsak?' deyince, gidip başka birini çağırdı. Genç biriydi yeni gelen. Beş saat için bağlanmamıza izin verdi, halatlarımızı da aldı üstelik. Daha sonra evrakı ofise götürdüğümüzde, oradaki baş yetkili, artık niyeyse, 'bu gece kalabilirsiniz ama yarın öğleden sonra 3'e kadar ayrılmış olmalısınız, söz mü?' deyince ciddi sevindik 😊 Zaten bir geceden fazla kalmayı düşünmemiştik bile.


(https://lh3.googleusercontent.com/8aiQdHameJ0K9pEHJlcOgHMAhmqyo8es4gDwsPixMJhmQwantPFcwwS8rwSe9Y4qk17AvUNTr6H6lduquUuhw1rrWcyqj54Gi49OIJS3R_ycSEtn5shtcDUx2YifGWUFpG7udL5Zsw=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/WqSEHFVP1w_oD0gLprkcjoBGrItE-F2QiWeWqRgczx_YKQ8az_gaO8sQTe4vrAMathRScBfDgibze6hfnKzjVw2v5bNAJ5JMD9juvgkij2XNAawIawW5s-I18GirlJNsRjpvyeBHvg=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/k14L5eFcQ65f3RKwDdJaJdXDppn9hyBBVQGeOz4xhUEINDLlXIDajwiaHQruya4NVlT_Ad31J-ER2KP0gkIISCrhVL88tOW8iSRzcqjFTuCYHrEHjVqkrVKetDZ2-jhgxn5B6gKCUQ=w2400)

Cebelitarık'ın garip bir cazibesi var. Küçük İngiltere, ama İspanya'da. Çok küçük bir toprak parçası; büyük kısmını 'The Rock' dedikleri kayalık tepe kaplıyor. Kalan her bir santimetrekare ise yapılaştırılmış. Vergiden muaf alışverişin cezbettiği kalabalıklarla dolu sokaklar. Çıktık, gezdik, alışveriş ettik bizde.

(https://lh3.googleusercontent.com/BBc0fNwhnVUadKHW9IFh4vVSmeAhcwcov8mefSIdp2bh3QCMFv6nkjVs64RYFrx4d8YRBJYIGEAKg5PWgsySh6h6d0EzllNhQO_vp4ecJex1hSQb-P6xC5xy7hs9N6j2CtUalJn_uQ=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/CFiBazydLaLIAtYyKgvCAa9q9DYqxIfaCc2atwuCyDwY1fYTOROcZwDbyrNBTuBJSyF3Fb48_58lN-UbzY6uN_oo6JEt8nIYXJdO-ZYJoBpNG61sz8-hkbra7Ynj3D8aPk3cNAvBng=w2400)

Aranan her şeyin bulunabildiği ünlü bir yat malzemeleri dükkanı var, ne zamandır aradığımız şişme bot yapıştırıcısını aldık oradan. Sonra yorgun argın tekneye dönüp, Cebelitarık'ta marina gecesinin keyfini sürdük. Gece marinaya rezervasyonsuz gelen iki tekneyi geri çevirdi marina görevlisi. Kendimizi ekskluzif bir kulübe kabul edilmişiz gibi hissettik 🤭 ve bizi niye geri çevirmediler, bir daha şaşırdık. Ertesi sabah bir önceki gün alamadığımız eksikleri tamamlayıp, marina ücretini ödedik (24 pound) ve halatları çözüp La Linea demir yerine geri döndük.

(https://lh3.googleusercontent.com/K1wJP7fIVppNRJHv9xlYcEgi8cThZ986sJYcOu615MUh2ufweeDleVCER0vlAl1czr7kL4JVQ_kbygMAJh6ketRn8OnvoThV2sRat83TYNVBKl0WyAePlPuvBA0foCrVblOr8LOanA=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/ZJEYGwz9pb-KQqQIHoZmtxZGyEzqGALg2Ex8hcpdIMdiIO23z44dZxhbHnWncGxmqlzUvl9PKpx-ZYbWg88MA_0FjMq9AG9zK6QXngPlhtG0Ea1gZvIAQWRsUA3dmTQUzVzHninn-Q=w2400)


(https://lh3.googleusercontent.com/sSjXhpHXsSksWJnv1aeTykCRAQoh5i0ZBn_fEiR19Go28ra0Cz9-AUPQPbjkBamEQjCC9zp5p8Q7us3c04KtP_UGi9uh3JjK_yCzO7mv-Brqwt8hH9_evTjjkA3aapWFNFpEPSmLXw=w2400)
(Pontondan çıkıp marina kompleksinin meydanına ayak bastığımızda bunlarla karşılaştık. Bu hallerini tercih ederim!)


(https://lh3.googleusercontent.com/hXc60mt7qBWKwXeOwIEHK0ih-ppch69usoANeg_kna0Tder2p5N1i2t7WgrS_33fJ0PuvqkBiUy6qSrZwSvwm_eM5nnhlRI8UNcNG-HgNvsCQj9MfXJiGsny1n3EDuja5qiykpr-Gw=w2400)
(Bu magneti görünce kaçırmadım!)

Orkalar konusuna gelince: Boğazı geçtiğimize göre, tehlikeyi atlatmış olduk. Artık dört harflilerin endişesi olmadan seyir yapabileceğiz. Tabi alışkanlıkla Facebook'taki orka saldırısı haberlerini takip etmeye devam ediyorum. Biz oradan ayrıldıktan bir hafta sonra, İber yarımadasının güney Atlantik kıyılarında da orka saldırıları olmaya başladı. Şiddetli kuzey rüzgarına yakalanmadan önden önden giderken, orkaların da önünden gitmişiz hep. Ödevimizi de yaptım: Orka-yelkenli tekne 'etkileşimleri'ne dair istatistik tutan kuruma olaysız geçiş raporumuzu gönderdim. Artık memnuniyetle bu bahsi burada kapatabilirim.

La Linea demir yerine döndükten üç-dört gün sonra Mark, ondan bir-iki gün sonra da ben hastalandık. İki gün ateş ve halsizlikle yataktan çıkamadığımız, sonra da bir hafta boyunca baş ağrısı, burun-geniz akıntısı, iştahsızlık ve saçma yerlerde (örneğin benim kalça kemiğimin çıkıntısı!) şiddetli ağrı gibi dertlerden yüzümüzün gülmez olduğu bir hastalık dönemi geçirdik. Artık gribin bilmem kaç türünden biri midir, covid midir her neyse, hiç hoş değildi. Batı Akdeniz boyunca kesintisiz her gün doğu rüzgarının esmesi, hastalığın etkilerinin hafiflemesi için biraz zaman tanıdı bize. Bu kez beklemekten şikayet etmedim (Mark çok etti ama!)

Artık ekim ayının ortasına geldik. Gece gündüzden daha uzun oldu ve bu durum daha iyiye gitmeyecek. Kim ister kışın seyir yapmayı? Ama Akdeniz de resmen geçit vermiyor, doğu rüzgarıyla karşımıza dikilmiş. Acaba sıkı orsa gitmek nasıl olur Akdeniz'de, bilmiyoruz. Okyanusun aralıkları geniş dalgaları özellikle bizim gibi küçük tekneler için daha rahat. Ama Akdeniz'in dalgaları sık ve sivri; hiç hevesimiz yok orsa gitmeye. Üstelik İspanya'nın Akdeniz'deki güney kıyısında doğru düzgün bir yer yok sığınacak. Tek seçenek marinalar.

Ama 'kış geliyor' endişesi yakamızı bırakmıyor. Sonunda, doğu rüzgarının zayıf olduğu bir gün yola çıkmaya karar verdik. Bir sonraki gün neredeyse rüzgarsız olacak, gece batıdan bir esinti gelecekti. Hastalık henüz tam geçmemişti ama Mark'ın sabrı tamamen tükenmişti. Karşı koymadım.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hasan Toparlak - 06 Kasım 2022, 22:23:33
Nur Reisim,

Bizim foruma ancak ek olarak eklenebiliyor fotoğraflar, konu akışı içine de yerleştirmek biraz güç. Google arşivinden fotoğrafları görünür yapmak için:

https://www.labnol.org/embed/google/photos/ (https://www.labnol.org/embed/google/photos/) adresine gidip, sizin burada paylaştığınız gibi google fotoğrafının linkini yazıp alttaki "Direct Image Link" i buraya yapıştırıp, yapıştırdığımız linkin tamamını select edip yukarda en soldaki minik ikona tıklayıp bu linkin resim olduğunu belirtiyoruz. Fotoğraf burada görünür oluyor.

Ben son konuları bu şekilde düzelttim. Vakit buldukça değiştirim. Zor gelirse siz yine bu şekilde yazın ben onları da düzeltirim..

Selametle..
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 07 Kasım 2022, 07:45:21
Çok teşekkür ederim, zahmet oldu size. Ama çok iyi olmuş  :). Ben de denerim.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 07 Kasım 2022, 13:13:54
Nur Reisim ,

Çok keyifle okudum yine , Hasan abi elinize sağlık çok güzel olmuş
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 08 Kasım 2022, 13:58:28
(Bu yazı 2011'deki ilk Cebelitarık geçişimizi anlatıyor. Bu da biraz acayip olduğundan eklemek istedim; blogdan kopyalayıp biraz da bugünden yorumlar kattım, italik yazı ile. Teknemiz 36 ft Wharram katamaran, motorlar 9.9 hp dıştan takmaydı ama tek motor çalışır durumdaydı bu geçiş sırasında. O zamanlar GPS ve kağıt harita kullanıyorduk, aküler zayıf olduğu için bilgisayarı arada bir açıp OpenCpn'e göz atıyorduk. Akıllı telefon yoktu bizde daha; internet kafeye gidip hava tahminini kağıda not ediyorduk.)

Cebelitarık Boğazı'nı geçmek için uygun rüzgârı beklemekten usanıp, kuzeydoğu rüzgârı gösteren hava tahminine güvenerek, 19 Ekim’de (2011) güneş doğar doğmaz Cádiz Koyu'ndaki El Puerto de Santa María'nın güzel plajı açığındaki demirleme yerimizden ayrıldık. Ana yelkende değişiklikler yapalım, rüzgârın dönmesini bekleyelim derken 10 gün kadar kalmıştık orada. Gerçi rüzgâr hâlâ doğudan esiyordu ama önceki günlere göre daha hafifti. Yelkenle güneye doğru yavaş yavaş yol alıp, Cádiz şehrini ve sonra da kıyı üzerindeki son demirleme yerini ardımızda bıraktık ağır ağır. Güneşli, sıcak bir gündü ve pek dalga yoktu.

Ama öğleden sonra rüzgâr değişmeye ve hiçbir hava tahmininde görünmeyen güney yönünden gelmeye başladı, giderek artıp karşımızdan gelen alçak, sert ve düzensiz dalgalar yaratarak. Motoru çalıştırıp işe yaramayan yelkenleri indirdik. Seyir çok rahatsızlaşmıştı, tekne baş-kıç yapıp duruyor, motor sudan her çıktığında bas bas bağırıyordu. Çok geçmeden rüzgâr iyice arttı ve deniz iyice karıştı. O sırada bir liman mendireğinin açığından geçiyorduk, kasabası epey bir uzağındaydı (Conil limanı). Elektronik haritaya bakınca buranın küçük bir balıkçı barınağı olduğunu gördük ve gidip bakalım, mümkünse bir süre için sığınalım dedik. Gerçekten de minicik bir limandı ve yanaşabileceğimiz tek bir boş yer bile yoktu. Bütün balıkçı tekneleri yan yana birbirlerine bağlanmışlardı. Yanına hiçbir tekne bağlanmamış büyükçe bir balıkçı teknesi görüp ona bağlanmaya karar verdik. Her yanı balıkçı tekneleriyle çevrili o daracık alanda tam yanına yaklaşıp halatları öbür tekneye atmak üzereydik ki, motoru rölantiden vitese geçirmek mümkün olmadı. Rüzgâr güçlüydü ve az kalsın diğer teknelere çarpıyorduk, ama Mark bir tekneden diğerine atlayıp elinde halat oradan oraya koşarak bir şekilde tam zamanında bağlayabildi bizi. Artık güvendeydik ama şimdi de motor çalışmıyordu ve ne yapıp edip tamir etmekten başka çare yoktu. Bu seferki arıza kumanda kablosundaydı. Diğer motorun kablosunu çıkarıp kullandığımız motora takarak ve güneşin altında ter dökerek iki saat içinde sorunu giderebildi Mark. Sonra gidip mendireğin üstünden baktığımızda rüzgârın ve dalgaların biraz azalmış olduğunu gördük ve çok geçmeden diğer teknelerin gelip belki de bizim işgal ettiğimiz yere bağlanmak isteyeceklerini düşünerek motoru çalıştırıp oradan ayrıldık. Az sonra güneş battı, hava karardı, biz ise motor çalışmaya devam etsin diye dileyerek, karşıdan gelmeye devam eden dalgalarla secdeye kapanırcasına bir öne bir geriye yata kalka yolumuza devam ettik (Mark katamaran Jaya'nın baş-kıç yapmasına 'allahuakbaring' demeye bu zaman başladı). Deniz ancak, İber yarımadasının en güney ucundaki Tarifa'ya yaklaştığımızda düzleşti. Burası Cebelitarık Boğazı'nın da başlangıcıydı (aslında başlangıcı değil, en dar noktası); zaten buraya demirleyip gece molası vermeyi istiyorduk. Bitap düşmüş halde demir attığımızda vakit gece yarısı olmuştu. (Cahil cesareti işte, yarım yamalak dıştan takma motorla boğazın hiç bilmediğimiz en çetrefilli noktasına gece vakti varıp demirlemişiz, akıntı durumunu da pek düşünmemişiz besbelli.)

Ertesi sabah erkenden demir alıp motorla boğazı geçmeye başladık. Rüzgâr doğudan ve hafifti ve dalga yoktu. Fas tarafında haşmetli Cebel Musa dağının zirvesi, gövdesini görünmez kılan sis katmanı üstünde yükseliyordu, biz ise İspanya kıyısını yakın mesafeden takip ediyorduk. Uzakta büyük gemiler birbirlerinin peşi sıra boğazı geçiyorlardı. Üç saat sonra, birçok geminin demirli halde beklediği Cebelitarık Körfezi'ne ulaştık ve aralarından geçip, körfezin doğu tarafındaki yarımadanın ucunda bulunan İngiliz yönetimindeki Cebelitarık şehrine vardık. Haritalarda (hem kağıt hem de elektronik haritada) gösterilen ve havaalanı pistinin hemen kuzey yanında olan demirleme yerinin boş olması şaşırtıcıydı (sonradan anladık niye boşmuş). Demirler demirlemez botla pistin aşağısındaki küçük kumsala gittik ve botu orada bıraktık. Caddeye ulaşmak için pisti geçmek gerekiyordu ve açıkçası korktum, ya şimdi uçak inerse diye. Cadde tarafında ışıklar, bariyerler ve bilumum koruma önlemleri vardı ama kumsal tarafında hiçbir şey yoktu. Neyse... Koşar adım pisti geçip (kimseyi görmedik, kimse hiçbir şey demedi) caddeye vardık (bu noktada bir görevli bizi görüp, ‘ne yapıyorsunuz burada, olmaz böyle’ diye kızdı bize, biz de özür dileyip, adam arkamızdan bakakalmışken kaçtık alandan) ve şehir merkezine yürüdük. Vergiden muaf tam bir alışveriş cenneti olan şehir öyle kalabalıktı ki! Küçücük yüzölçümüne ancak dev apartmanlar dikerek sığışabilmiş kalabalık şehir nüfusuna, civardan ucuz içki vs almaya gelen İspanyollar ve 'Cebelitarık' adının cazibesine kapılmış turistler de eklenince doğal sonuç bu oluyor haliyle. Trafiği ters olmayan, sıcak iklimli bir mini İngiltere... Mark'ın babasının yolladığı, diğer motorun parçalarını ve tamir edilmiş tricolour seyir fenerimizi içeren paket postanede bizi bekliyordu. Oldukça pahalıysa da işimize çok yarayacak bir Kuzey Afrika seyir rehberi de bulabildik. Sonra da botun hâlâ yerinde olmasını dileyerek kumsala yöneldik. Orada olduğunu uzaktan gördük (ama yanında bir hareketlilik de vardı!). Bu sefer havaalanı güvenlik görevlileri pisti geçmemize izin vermediler. Çok ciddiydiler ve pist boyunca uzanan çelik telden bariyerin öbür tarafından gitmemizi emrettiler. Bariyer boyunca yürüyüp kumsala vardığımızda, bariyer denizin içine kadar uzandığından, suya girip botun bulunduğu öbür yana geçtik (kumsal bariyer ile pistin arasındaydı). Orada iki polis arabası ve üç polis bizi bekliyordu! Bilmeden bir güvenlik bölgesine izinsiz girmiştik: Kumsal İngiliz askeriyesinin yasak alanıydı. Mark'ın pasaportunu, benim de TC nüfus cüzdanımı (pasaportum yanımda yoktu, vizem bile yoktu, bayağı tırsmıştım aslında ama vizeyle falan ilgilenmediler) alıp güvenlik soruşturması için kimliklerimizi telsizle merkezlerine bildirdiler. Neyse ki güleryüzlü ve espriliydiler. Yarım saat kumsalda bekledikten sonra merkezlerinden temiz olduğumuz bildirildi ve resmi (ama sadece sözel) ikazla durumdan kurtulduk: Do not use this beach again! (Bir daha bu kumsalı kullanmayın!) Ok, sorry Sir. Tekneye döndük. Daha on dakika geçmemişti ki bu sefer de bir polis botu tekneye yanaştı. Orada demirlemek yasaktı ve derhal orayı terk etmeliydik. Nereye demirleyelim o zaman diye sorduk, yüzünde değişik bir ifadeyle, demirlediğimiz yerin kuzey tarafındaki büyük mendireği işaret etti, diğer yanında demirleyebilirdik. Arkasında çok sayıda yelkenli direği olduğundan orayı biz marina sanmıştık, ama demir alıp oraya gittiğimizde öyle olmadığını gördük. O teknelerin hepsi demirlemişti (ama artık orası lüks bir marina!) ve fark ettik ki hepsinde nezaket bayrağı olarak İspanyol bayrağı çekilmişti. Yani mendirek İngiliz bölgesini İspanyol bölgesinden ayırıyordu. Yani burası İspanya'ydı (günaydın) ve Cebelitarık polisi bizi İspanya'ya yollamıştı. Anlaşıldı (biraz geç olmuş gerçi), İspanya'ya geri dönmüştük bir kez daha. Hemen biz de İspanyol bayrağımızı çektik direğe. Artık ucuza aldığımız iyi romu (o koşuşturmaca arasında kapmışız bir tane ama!) rahat rahat yudumlayıp Cebelitarık Boğazı'nı geçişimizi kutlayabilir, seyir rehberimize bakıp insanların Cezayir gibi, aman tehlikeli oralar dediği, ama bize cazip gelen yerler hakkında bilgi edinebilirdik keyifle.

(https://lh3.googleusercontent.com/oPUC4mGpPIo1UnKS_OuMwdsMKkLhOckx_fgc_8tieLjbG2264H2WWkKO7dmg3BWKtuOjkj6PdDx_KYPDjIzrUBhNSDBSMR04ft_bDCw6L60A2uxP9_Wr9inK5HwQLTqRugfInTvB7Q=w2400)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 13 Kasım 2022, 01:28:48
İspanya'nın Akdeniz'deki Costa del Sol, Costa Tropical vs gibi adları olan bölgelere ayrılmış güney kıyısını aşabilmek için, doğudaki köşeye kadar düz çizgi halinde 180 küsur mil seyir yapmak gerekiyor. 2018'de, ben vize yenileme nedeniyle Türkiye'de bulunmak zorunda olduğum sırada, Mark tek başına 6 bf batı rüzgarıyla Cebelitarık'tan İber yarımadasının güneydoğu köşesindeki Mar Menor lagününe iki buçuk günde duraksız ulaşmış (270 mil kadar bir mesafe), orada benim gelmemi beklemişti. Ama bu kez Akdeniz bize ya tam kafadan doğu rüzgarı var ya da hiç rüzgar yok diyordu. Hava tahmini olur da bir hafta sonrasına batı rüzgarı gösterirse, 3-4 gün sonra tahmin değişiyor, batı rüzgarı 1-2 günlük hafif bir esintiye dönüşüyor, onu yine doğulu rüzgar izliyordu. İşin kötüsü bu kıyı tam bir demir yeri fakiri. Tüm kıyı boyunca koy bile denemeyecek üç beş girinti var, gerisi hep marina. Yoksa kısa seyirler halinde dura kalka aşabilirdik kıyıyı. Sonunda daha fazla bekleyemeyip bu esintilerden biriyle bu işe giriştik.

La Linea'daki rahat köşemizden demir alıp ayrıldığımız gün (14 Ekim 2022), doğudan az bir rüzgar vardı. Bu gün varmayı hedeflediğimiz Estepona, Cebelitarık boğazının son burnu olan Europa Point'i döndükten sonra 25 mil kadar kuzeyde olduğu için bu rüzgardan faydalanabilecektik. Ana yelken ve motorla 4-5 mil kadar güneydeki Europa Point'e vardığımızda, bu sivri burnu dönebilmek kolay olmadı. Güçlü bir karşı akıntı vardı. GPS'in hızımızı bazen 0, bazen de 1-2 kn gösterdiği bir saat kadar süren bir mücadelenin ardından nihayet burun pupamızda kaldı. Artık resmen Akdeniz'deydik.

(https://lh3.googleusercontent.com/iajpCOUdgxSRs8N2u5QlUiayn0kRBt7GzAUwWGckIizeb3GE2ccWwSt0RKeBQROqvIpShBC2M7k8737jEGfSNWnx-Pct0bE_eQ6HmRpOnhM6IVul_Xn6M_7y3QKdu6sQck06TEOZbg=w2400)
(Europa Point)

(https://lh3.googleusercontent.com/5mHD6Xq4rzx1JySNa43gCDSvF1533GfJNFbiLV3R9_YQIXBcfEkh5acrjwdH-xLxJ7HGFZFJCumP7DsEB5p4xu4XbxQ7uUNs9IrUFxUA-z01McbAT50MwiFbNjg4-g-D2RC_XdXPGw=w2400)

Yavaş bir yelken seyriyle akıntılı bölgeyi aşıp Estepona'ya vardığımızda akşam olmak üzereydi. Limanın hemen batısındaki plajın önüne demirledik. Rüzgar dinince solugan iyice belirginleşti ve öyle bir yalpaya düştük ki nasıl yemek yapıp yediğimizi anlamadık. Ölü denizleri yandan değil de baştan alabilmek için kıçtan bir demir daha attı Mark. Durum bir nebze düzeldi ama tam değil. Gece uyuyamadık bile; solugan biraz azalınca uykuya dalabildik gece 3-4 gibi. Sabah güneş doğar doğmaz demir alıp oradan kaçtık.

Rüzgar hiç yoktu, deniz ayna gibiydi. Motorla doğu yönünde yol almaya başladık. Sıcak bir gündü. Costa del Sol denilen, turizm endüstrisinin betonlaştırdığı bu kıyının sevimsiz yerleşimlerini az açıktan birer birer geçmeye başladık. 30 mil kadar böyle yol aldıktan sonra, öğleden sonra batılı esinti başladı nihayet. Hemen balonu direğe çekip motoru susturduk. 2-3 kn gibi bir hızımız vardı ve akşama doğru rüzgar hâlâ istikrarlı gibi göründüğü için, demirleyebileceğimiz ender yerlerden biri olan Fuengirola liman girişini pas geçmeye, geceyi denizde geçirmeye karar verdik. Gece 10 gibi rüzgar biraz artınca balonu indirip (biraz da ıslattık) ana yelkeni açtık. Gece boyunca 2 kn gibi bir hızla bazen pupa, bazen apaz, bir şekilde ilerledik. Bizden başka hiç kimse yoktu çevrede. Ama bir çok kez yunuslar geldi ziyaretimize (orka endişesiz seyir yapmak ne rahat bir şeymiş!); bu kadar yavaşken niye bizimle bu kadar ilgilendiklerine şaşırdım, 'ağam bizimle eğleniyir' diye aklımdan geçirdim. Güneş doğduğunda karadan gelmekte olan rüzgar arttı, biraz da yağmur getirdi beraberinde. Apaz seyir ile hızımız 4 knot'u bulunca epey bir yol aldık üç-dört saat kadar. Ama bu durum böyle gitmezdi elbette ve rüzgar şiddetini artırarak tam da gittiğimiz yönden gelmeye başladı bu kez, ufak ölçekli bora gibi birşeye dönüştü. Orsa gitmeye çalıştık ama sık ve sivri dalgalara karşı fazla zorlanınca yönümüzü kuzeye, karaya çevirip, artık allah ne verdiyse bir yer bulup demirleyelim dedik. Şansımıza o girintilerden biri vardı gittiğimiz yönde, 10 mil ötede. Son 1-2 mil kalana değin rüzgar azalarak devam etti, sonra kaldı; biz de motoru çalıştırdık ve gidip bir yere demirledik. 75 mili arkamızda bırakabilmişiz bir şekilde, 2.5 kn gibi bir ortalama hızla. Of! Ah Akdeniz!

La Herredura denilen bu yarımkoyda üç gün kaldık, doğu rüzgarı karşımıza dikildiği için. İlk iki gün çile çektik yalpadan. Alargada kalmak keyifli bir şeydir benim bildiğim; meğer azap da olabiliyormuş. Bizimle birlikte 4-5 tekne daha vardı demirli (yoklukta ne bulduysak onunla yetiniyoruz işte, hep birlikte). Katamaranlar rahat görünüyordu (katamaran Jaya'yı çok aradık) ama diğer tek gövdeliler bizden pek farklı durumda değildi. İkinci geceden sonra kaçmayı denediysek de başaramadık; dalga rüzgardan büyüktü, hiç yol alamayıp aynen geri döndük. Neyse ki o gece rüzgar da solugan da sıfırlandı da rahat bir uyku çekebildik. Mark buradaki son günümüzde salmayı indirdikten sonra dalıp, salmayla yuvası arasındaki boşluğa tahta parçaları sıkıştırdı iyice. Yalpayı bir ölçüde azaltıyor salma; artık salma hep indirilmiş halde kalacak ve draftımızı 1.10 değil, 2 m olarak kabul edeceğiz (tabi tahta parçaları yerlerinde kaldığı sürece).

Az bir batı rüzgarı olacağı umuduyla yarımkoy Herredura'dan akşam yemeğimizi yedikten sonra ilk esintiyi hisseder hissetmez demir alıp ayrıldık (19 Ekim 2022).  İlk başta iyi (yani 3 kn gibi bir hızla!) gittik ama çok geçmeden rüzgar azaldı, azaldı ve 2 kn bile yapamadan süründük de süründük. Gece saat 1 olduğunda artık esinti denecek birşey bile kalmamıştı. 6 saatte 7 mil! Şaka gibi. 3 mil ötede Motril limanı vardı ve liman girişinde demirlenebildiğini Navily'den öğrenmiştik. Motora kuvvet oraya varıp demirledik. Ertesi gün rüzgar sıfırdı. Liman içindeki marinaya bağlanmak, alışveriş vs gibi ihtiyaçlar için daha uygun olacaktı, çünkü şehir merkezi bu büyük ticari limanın çok uzağındaydı. Marina ücretinin uygun olduğunu biliyorduk. Aradığımızda 'yer var, gelin' dediler, biz de gittik bağlandık. 22 Euro ödedik; zaten bu kadar salaş ve tıkış tıkış bir yere daha fazlası verilmezdi. Ama yardım edip iyi davrandılar, şikayet etmemek lazım. Hem bedava bisiklet de sağladılar; alışveriş işi kolay oldu.

Motril'deki marinadan sabah ayrıldık (21 Ekim 2022). Hava tahmininde güzel bir batılı rüzgar görünüyordu kıyının biraz açığı boyunca. Motorla biraz açıldık. Deniz ayna gibi dümdüzdü ve biraz ötede su yüzeyinin kırışıklandığı görülüyordu. Çok geçmeden ilk esinti geldi; hemen motoru durdurup yelkenleri açtık. Sonra rüzgar arttı, keyfimiz yerine geldi. Artık 4 kn yapabiliyorduk. Bu kez gerçekten yakalamıştık rüzgarı. Daha da artınca saat 5'e kadar güzel yol aldık 5-6 kn gibi bir hızla, hatta iki camadan vurmak bile gerekmişti. Ama sonra azalma belirtileri göstermeye başladı rüzgar. Azaldı, azaldı ve biz yine 2 kn ile sürünmeye başladık. Güya bütün gece sürecekti. Geri gelir mi gelmez mi? Artık tahminlere de güvenimiz kalmamıştı. Atlantik'te alçak basınç sistemleri hüküm sürüyordu yine ve Akdeniz'e giren oynak batı rüzgarının kaynağı bu sistemlerdi. Almerimar'ı henüz geçmiş, Sabinar burnuna yaklaşmıştık bu noktada. 2 saat kadar çabaladıktan sonra rüzgar geri geldi, 2 bf ile. Önümüzde iki seçenek vardı: Ya devam edip Almeria Körfezi'ni doğu rotası ile geçmeye çalışacaktık ya da yakında demirleyecek bir yer bulup duracaktık. İlk seçenekte, körfezi yarıladığımızda rüzgar kalsa duracak bir yer de olmayacak, ortalıkta kalakalacaktık. Çırpın dur, kimbilir ne zamana kadar. İkinci seçeneği tercih ettik, sütten ağzımız yandı artık. Rotayı kuzeye çevirip burnu dönmeye başladık. 10 mil kadar ötede demirleyebileceğimiz bir yer vardı: Roquetas de Mar. Bazen yavaş bazen daha az yavaş şekilde oraya varıp demirlediğimizde gece 11 olmuştu. İyi ki durduk, dedik. Nitekim gecenin ilerleyen saatlerinde rüzgar iyice kaldı. İki camadanlı yelkenden emekleme hızına düşmek.. Neredeeen nereye..

Roquetas de Mar plajının önündeki demir yerinde ertesi gün de kaldık. Sıfır rüzgar, sıfır solugan, sıcak bir gündü. Ayrılmadık tekneden, güzelce dinlenebildik. Hastalığın etkileri de iyice azalmıştı. En azından iştahsızlık çekmiyorduk artık, hafif yorgunluk ve tembel tembel yatma isteği devam ediyordu ama. Mark şişme botu esaslı bir tamirden geçirdi bu sırada, Cebelitarık'ta aldığımız iyi bot yapıştırıcısını kullanarak. Günün sonunda bot hâlâ içindeki havayı tutmaktaydı. Umut verici bir işaret.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 17 Kasım 2022, 12:08:44
Ertesi gün o oynak rüzgardan bir bölüm daha geleceği kehaneti ve Roquetas de Mar demir yerindeki az bir esintiyle, rüzgar olacağına hiç güvenmeyerek yine de demir alıp yerimizden çıktık (23 Ekim 2022). Rüzgar filan yoktu, deniz ayna gibiydi.

(https://lh3.googleusercontent.com/QJnxWmKN-IDcs2bzIXrhPDcyKnuCf0w2bcFDcLoDosAxA-9wdH0yremw_Jfs7ryNCyd99DGk-wtb3q5LNCJLqWs5CQQ4N8fEEAoD8u4PWoaOnE73yYzBJvHg-rGFQjHE4UPBSNcFIg=w2400)

Motor seyri yapmak istemiyoruz hiç, 10 dakika sonra susturduk motoru. Balonu kurutalım bari dedik (son kullandığımızda ıslak şekilde kılıfına tıkıştırmıştık), hani olur da belki bir işe yarar mı acaba şeklindeki gizli bir umutla. Yaramadı ama kurumuş oldu. Az önce demirli olduğumuz plajın az açığında salınıyorduk, Almeria körfezinin doğudaki burnu 25 mil kadar doğuda.

(https://lh3.googleusercontent.com/q2JsEIVUEVvBJ_4asUPHzA9sni02KSBlvOD4wd-vkN7KR4oPr4OZCpUTSsIVKhaIqUpZwzzaSZQxM3nJpLjZLlgZMCP-og8SRDq4nTkssmz8FQLgkLYS-bR6xuXQwxXHfiMgGN35LQ=w2400)

Böyle, bir plajı bir uzaktaki burnu seyrede seyrede yerimizde sayarken esinti nihayet teşrif etti, güneybatıdan. Yelkenleri açıp 1 kn, 2 kn, 3 kn, allah ne verdiyse yol almaya başladık. Aslında bizde hedef hep büyük ama en azından Almeria körfezini geçsek bari diyorduk. Saat 5 gibi burna yaklaşmaya başladık. Cabo de Gata, kızkedi burnu. (Kedimi özledim, ah..) Bırak kızkediyi, kediye bile benzemiyor. Neden bu adı vermişler acaba?

(https://lh3.googleusercontent.com/NRK5a1NVFP4q_3BDE5CY_gsTSTxeYLtwTwRHdEi6P9pRhhD6rTFVItyVSefFJ4DUtD3U3ou-Sg-SCatJYoRBm8xAJEmz0BfRaLWOGH3XStxZImu7BPQDFNvVGrvHll6InXnPcwkevQ=w2400)
(Cabo de Gata)

(https://lh3.googleusercontent.com/SwT8JQd_gxJnlNUhakcKxCJ_-sqV50zcQq_Yri-uhZ3xOdRZy2aZRa5jdXjhAke55VO6LPc9cuSobllGr8A7YPsuiXtmUKc_-TfKo8CT1qxKUpRhtRa-nzPSGGBRyb49rGVibY5nsw=w2400)
(Misi)

Sonra hızımız artmaya başladı, 4.5-5 kn oldu. Oysa rüzgar artmamıştı. Bu burnu biliyordum, akıntıyla başımız derde girmişti bir seferinde. Şimdi iyi güzel de, sonrası ne olacak diye hafif bir endişeyle burnu dönmeye başladık. Deniz bayağı karışıktı. Kolay mı, Alboran Denizi'ni ardımızda bırakıyoruz, Atlantik etkisi iyice kaybolacak çok geçmeden. Çok geçmeden mi? Burnu döndükten sonra kuzeyden güneye akıntı karşımıza dikildi ve 1-2 kn ile yine emeklemeye başladık, dirsekler ve dizler üstünde sürünmeye yani. Artık rotamız kuzeydoğuydu, bir hedefimiz (Mar Menor, buradan yaklaşık 90 mil, ama adını anmaktan çekiniyorduk), birkaç da plan B, plan C'miz (adlarını bile öğrenmeye yeltenmediğimiz yerler) vardı.

(https://lh3.googleusercontent.com/dzcBOsdNRLOaTdS8OR43DvhD-hc32Dq95B9EISrjHxNcGc106mVSA7GwBbgHJK4m4lAH9BTUO6NJTJrz9onUjCP_43TvwwMeob_hRMSGFz8ftwRe7VtnSwY_StuLlPHPHVzgOCJuvg=w2400)

Hava karardı, artık 2.5-3 kn yapar olduk ve Cabo de Gata iyice geride kaldı. Rüzgar öyle zayıftı ki. Ama bütün gece inatla üflemeye devam etti. Sadece gece 4 sıralarında bir saatlik mola verdi. Sonra değişen ama hep kolayımıza yönlerden hafif şekilde devam etti. Güneş doğdu (artık geç doğuyor 😔), öğlen oldu, biz aynı 2,5-3 kn ile azimle devam ettik. Yolculuğumuz keşke sıkıcı olsa diye dilemiştim Atlantik'teyken, ama bunu kastetmemiştim. Bir şey dilerken de dikkatli olmak gerek herhalde 😏 Hava tahmininde rüzgar Cabo de Gata'dan Cabo Palos'a kadar düz çizgi üzerinde devam ediyordu ama o hat, bu iki burun civarındaki trafik ayrım bölgelerinin hattı üzerinde olduğu için, bu hattın birazcık içerisinde, o doğrultuda kalmaya çalıştık. Gece de gündüz de gemileri izledik, açığımızdan geçen. Neyse ki hatları üzerinde kaldılar, bir-ikisi hariç (onlar da bize çok yaklaşmadan geçip gittiler).

Öğleden sonra pupadan almaya başladığımız rüzgar daha da zayıflamış, biz de artık 2 kn'u geçemez olmuştuk. Mar Menor'un köşesi olan Cabo de Palos'a daha 35 mil vardı. En iyi ihtimalle 15 saat, öff, o da rüzgar devam ederse.. Oraya varamayacağımızı kabullenip, plan B'den daha ileri bir nokta olan Cartagena civarına yöneldik; burası 15 mil ötedeydi. Şebeke sinyali yoktu ve o bölgeyi pek çalışmamıştık ama aldığımız notlara göre demirleyebileceğimiz birkaç yer vardı. Biraz daha yaklaşıp internete kavuşunca Cartagena'nın büyük doğal limanı içindeki olası köşelerde demirlemeye izin verilmediğini öğrendik Navily'den, deniz polisi gelip kovuyordu. Biri biraz batıda, diğeri de epey bir doğuda olan iki demirleme yerinden (koy diyemiyorum) doğudakine gitmeye karar verdik, çünkü orası daha yakındı, 7 mil uzaktaydı. Artık güneş batmaya yaklaşmıştı. Rüzgar iyice azalıp 2 kn bile yapamaz hale geldiğimizde motoru çalıştırdık.

Akdeniz'de yol almaya başladığımızdan beri sırtı çekiyoruz (Atlantik'te izin vermiyordum, çünkü bunun orkaları cezbettiği söyleniyordu; belki saçmadır ama endişemi daha da büyütecekti). Mark misinayı toplamaya başladığı anda ilk balığımız yuttu iğneyi. İki kişi için mükemmel boyutta bir çizgili tunaydı. Çok matah birşey değil ama kaliteli besin sonuçta ve bizi sevindirdi. Balığı güverteye aldığımızda rüzgar geri geldi, hem de iskeleden; derhal yelken seyrine geçtik. Yine 2 kn yapıyorduk ama motorla gitmekten iyiydi. Üstelik dalga hiç kalmamıştı, kayar gibi gidiyorduk. Ve bu son seyir bacağının keyifli anları işte o zaman başladı. Önce Cartagena limanından tüm yelkenlerini açmış dört direkli bir gemi çıktı, süzüle süzüle güneye doğru gitmeye başladı. Onu seyrederken, dümdüz suda yakınlardan puf puf diye soluk alma sesleri duymaya başladık. Sonra bu seslerin sahipleri göründü. Önce yunus sandım, ama çok daha iriydiler. Önce bir, sonra 2-3, daha ötede 2-3 daha.. Pilot balinalar! 😍 Biri bize doğru geliyordu, bizi görmediğini düşündük; Mark salmaya çarpıp, sıkıştırdığı tahta parçalarını düşürecek diye endişelendi. Ama teknenin dibine geldiği anda bizi farkedip panikle geri çekildi, o damak şaklatmaya benzeyen tatlı seslerden çıkardı uzun uzun. Hâlâ teknenin dibindeydi. Diğerleri de ona (yani bize 😃) yaklaştılar. Teknenin altına dalıp sonik sesleriyle konuştular (yunusların sonik seslerinden çok daha güçlü ve müzikal, güverteden çok net duyabildik). Sonra bizden uzaklaşmaya başladılar: Beş taneydiler, biri yavru! Dört yetişkin birbirlerine adeta yapışık şekilde yüzerken, yavru da az önlerinden dala çıka gidiyordu. İleriden iki balina daha yaklaşmaya başladı bunlara. Sonra birlikte giderek uzaklaştılar. Tanrım, nasıl güzel yaratıklar bunlar! Aşkla doluyor insan.. O sırada bir Fransız tekne karşımızdan gelmekteydi, yarış-gezi tipi, muhteşem yelkenler, muhteşem bir tekne.. Biz 2 kn, o en az 5-6 kn yapıyordu. Oldukça yakınımızdan geçerken güvertede kaptanı gördük. El sallayıp hâlâ yakında olan balinaları işaret ettik; onun yolu az sonra kesişecekti bu güzel yaratıklarla, biraz da o hayran olsundu 🐳

(https://lh3.googleusercontent.com/Qa1WXSOXHjDJced0SU3digES_5w9FGuI35FKaW1NBgncJADG27GRcCocN1_Ajehk4nvhHGvymsAywP3XVIE06xeaBcPPwEB5H-8A-rb7F7Q4GPiABEhz2gSdQZICHMb6dQhYoKyHzQ=w2400)
(Bu foto netten yine; fotoğraf çekmek aklıma geldi ama telefon kabindeydi ve bu seyirliğin bir saniyesini bile kaçırmak istemedim.)

Balinaların çevrelerinde pilot balıkları da görmüştük; mavi-siyah enine çizgili, iki karış uzunlukta, ince uzun balıklar. Balinalar bizi terk ettikten sonra ikisi bizimle kaldı 😊 pruvamızda eşlik ettiler bize, büyük olasılıkla demirleyeceğimiz yere kadar; bilmiyoruz, çünkü hava iyice kararınca onları göremez olduk.

Demirleyeceğimiz yer, Tiñoso burnunun doğusundaki koydu. Bizim için büyük değişiklik, çünkü biz plaj önlerini, sığ suları tercih ederiz; oysa bu kıyı hattı hep yüksek tepeler, derin sular. Burnu dönünceye kadar yelkenle yol aldık, sonra tepenin saçağı altına girip de rüzgarı kaybedince motoru çalıştırdık, demir yerine yaklaşmaya başladık dikkatle. Hava tamamen kararmıştı. Tiñoso burnunun fenerinin çakan ışığı, koyun karanlığında dolaşıyordu, sanki havada sürüklenen dumanmış gibi.. Derinlik hâlâ 30 metreydi, oysa tepeler öyle yakın görünüyordu ki! 8 metre derinliğe ulaştığımızda hemen demir attık (dip kumdu, çok iyi tuttu). Kaç zamandır gece varıyoruz bilmediğimiz demir yerlerine; ama bu sanırım unutmayacağımız, biraz da adrenalinli bir deneyim oldu. Burna yaklaşırken Mark balığımızı temizlemiş, ben de dilimleyip, soğan, biber, domates ve zeytinyağıyla kapaklı borcam içinde fırına atmıştım. Demirledikten sonra afiyetle yedik, balığın etini ekmekmiş gibi suyunun içine banarak. Hiç de fena olmamıştı!

(https://lh3.googleusercontent.com/4m15thuXXJiAkFbxKRMyVq6kTr9nTbNGSmV0BkPCLfzvtQF1dFI5Er7URXyGDe8G0FPcqMtlKe8KQouM0pLzJr8jHJCijnCOAWLDEHwozujicFLV3gZE25jCo-ghYmvZ2KN0HPAEBQ=w2400)
(Demirlediğimiz yer)

Sabah kalkıp güverteye çıktığımızda, saydam suyu ve çeşit çeşit balıklarıyla akvaryum gibi bir yere demirlemiş olduğumuzu gördük. Az bir soluganla rahat denilebilecek bir gece geçirmiştik. Ama o gün öğleden sonra biraz arttı solugan, ikinci gecemiz o kadar rahat değildi. Bir de bugün Mark kekamozlarımızı ve yosunlarımızı temizledi güzelce, güneşli, sıcak havayı ve berrak suyu bulunca. Ertesi gün öğleden sonra az bir doğu rüzgarı çıkıp bizi iyice yalpaya düşürdüğü için buradan ayrılmayı denedik. Ama koydan çıkar çıkmaz rüzgar kaldı. İki saat kadar çabaladıktan sonra pes edip, yine aynı tepeler altında 3 mil kadar doğudaki, bu yöne biraz daha korunaklı olan başka bir koya demir attık: El Portús. Hem burada küçük bir yazlık yerleşim de bulunduğu için şebeke sinyali daha iyiydi, sorunsuz internete kavuştuk. Gecemiz de rahat geçti, neredeyse yalpasız.
(https://lh3.googleusercontent.com/_ktRDMD-IJJ1XHmyeamOa7smJyTW3j1PyFGZvIcqaFq_y85E4Z2EwumLYMy_1BvBd8vSiMkJ9ky-BfFaVEH9ul2QFfTFUpx7LO5uDsZqe9Xsqnwgdv6ocUj479Kmmzof35dlYkDHvA=w2400)

Sonraki gün için 4 bf kuzeydoğu-doğu rüzgarı gösteriyordu hava tahmini. Çıkıp zikzaklar yapa yapa başka bir yere, en azından 15 mil doğudaki yarımkoy Portmán'a varabiliriz diye düşündük. Güneş doğduktan sonra demir alıp, tepelerden inen kuzey rüzgarıyla yelken altında koydan çıktık (27 Ekim 2022). Arada bir inen cıvarnalarla, az dalgalı sularda iyi bir hız yakalayıp sadece Cartagena'nın geniş liman ağzını geçmekle kalmayıp, küçük hedef Portmán'ı da geride bıraktık 3 saat içinde. Rüzgara kavuşmanın farkı işte. Karinanın temiz olmasının payı da az değil tabi ki. İspanyol anakarasında son durağımız yapmaya niyetli olduğumuz Mar Menor lagününün burnu olan Cabo de Palos'a az kalmıştı artık. Bu noktadan itibaren rüzgar tam doğulu oldu. Üç tramolayla burnu döndük ve bu açıyla, başka tramolaya gerek kalmadan, 5 mil sonra Mar Menor'un giriş kanalına ulaştık. Kanal üstünde bir köprü var, her iki saatte bir açılan. 20 dakika kadar öncesinde kanal girişine yaklaşmaya başladık. Hızımızı azaltmak için cenovayı iyice küçülttük, sonra tam kapattık. Kalan 10 dakikayı da kanala girmeden önce ana yelken altında daireler çizerek geçirdik. Köprünün açılma vakti (18:00) geldiğinde motoru çalıştırıp dar kanala girdik. Köprü ortasından ayrılıp yukarıya doğru açılmaya başladığında biz de altından geçip, lagünün durgun sularına girdik. Cebelitarık'tan beri hedefimiz olan Mar Menor'a nihayet varmıştık işte (3 günlük mesafeyi katetmek 13 gün sürmüş olsa da).

(https://lh3.googleusercontent.com/l7l7M_HfgsH7QYz3ItlOp-8q3oO9vNrViricwTrBpheiGOSDko1Fe32HXs7M1AR_e8fieMFbq-XM6quckDgffPfR4Kqz0mVPHGm-hNTtRAJpjJj0ivzQjqPE8IwuggAiAJmDyQApeA=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/KLYmLubObm8Z4QypVl0cuPrhwWKSsK1NGimCV5x97fHcL0lX_otwJdidxGKdWtdMOHngg6xSvY7P_hTBz2mfzOV1dW9Qq1m4-_8obXXQ55U-gSGxTVziqsIfeHjF-AzLMdidn42tlw=w2400)
(Mar Menor girişindeki köprü)

(https://lh3.googleusercontent.com/Cr2WcoOPDHT7T8MfpIjj5XbAWkTTV_IHvm2IIq07BxjfK__JPrNWIDLjFL6YK8azw5N03iYt9Ao4lGVLxOV1JJpKjWhbiAqyharkzlgMZBLWzTXc8PQpbyxo-aiQa5l10FLJ0hRY7w=w2400)
(Köprüden sonra kanal)

(https://lh3.googleusercontent.com/rnBC8V3fv0MPcfcSALY9QC3DSJdZDGhObsAOV6mQvv6lddyKaXjnriQc3pIaLhEvBcw7OZQa6gnUxvAtatx-cg4HCxMjVADomDDbq4Q-Q38oJBjcL7ub1Oh0gViLY2fdQLknxiIQzw=w2400)
(Merhaba Mar Menor!)

Girişin yakınında bir yere demirleyip bugünün seyrini ve de Biscay'ı geçtiğimizden beri yapmakta olduğumuz kıyı seyrini sonlandırdık. (Bundan sonrası adadan adaya hoplamaca artık, rüzgar izin verdiği sürece.) Son demirlediğimiz yerden düz çizgi halinde 32 mil olan mesafeyi biz 40 mil yaparak katetmiştik. Demek ki şartlar uygun olduğunda Akdeniz'de de orsa gidebiliyormuşuz. Üstelik tekne çok seviyor orsayı! Günün bir diğer ödülü de, iğnemizi  yutan balıklar oldu. Her tramolada ikişer ikişer tam 8 iri tuna tipi balık yakaladı Mark. Tuttukça bir daha saldı misinayı arkadan. 'Yeter artık, nerede saklayacağız bu kadar balığı' diye itirazıma hiç aldırmadı bile. Sonunda balıkları güverteye alamayıp sahteleri de kaptırdı da öyle durabildi 🤭 Şimdi ikisini yesek, üçünü pişirip zeytinyağına bassak, kalanını tuza gömsek şeklinde hesaplarla hemen işe giriştik demir atar atmaz. Uygun rüzgar gelinceye kadar dinlenecek epey bir zamanımız olacak nasılsa!

(https://lh3.googleusercontent.com/XehE8G89jWCHIaQWsv4abEuoG2N92kk0laezHw5h9d_dYLzxCqfW0QFZ8eRo_Npn_iPOxTuDLKWGp9hixHeEoNJ4eof0t9bKsOPfixKQ7xc4EciaYk1F7V-PukmEgfB8rq40XCnkSg=w2400)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 17 Kasım 2022, 13:56:18
Çok güzel anlatım. Selametle


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 22 Kasım 2022, 20:15:45
"Küçük Deniz" Mar Menor, kuzeyden güneye uzunluğu 10 mil, batıdan doğuya en geniş yeri 7 mil olan büyük bir lagün. Deniz ile arasında, eni belki 1 km olan ince uzun bir kara şeridi uzanıyor; adı La Manga, "kol" demek, gömlek kolu gibi. Beş kanaldan denizle bağlanıyor ve yelkenliler bu kanalların birini kullanabiliyor; kanal üstündeki köprü 2 saatte bir açılıp 15 dakika boyunca geçiş sağlıyor. Burası en derin noktası 7 metreden az olan sığ bir lagün. İçinde adalar da var.

(https://lh3.googleusercontent.com/RhVsfILw84IkWmL2o-IMetyG2GJiDEDJnU58UpBW5MtM2PcTKyybuxh3nfwA1OqQClZDFfHDawc63_CeYMK4tIJLRNGY-D8lt4svnITJ7KgpCikbY3yAuNibD5IlitO_Sa96VRr5EA=w2400)

Ama maalesef, gördüğümüz kadarıyla İspanya'nın Akdeniz kıyılarının çoğunu kaplamış olan hunharca betonlaşma buranın da hem görünümünü hem doğasının sağlığını kötüleştirmiş. La Manga kimi kule, kimi apartman, kimi de yazlık tipi binalarla kaplı. Kara tarafında da durum farklı değil. '60'lı yıllarda başlamış bu betonlaştırma; Franco rejiminin eseri.. Buraya ilk gelişimiz değil; ilkinde 'yuh artık, bu kadar da olmaz ki' demiştik.

(https://lh3.googleusercontent.com/iYRKjqi9dGYTxY0ZdJExk-WxqgbaFc3H-FgZBNEEKfAheAa-4xjBCebuudMm__hXHHkLjjUGdAOGaHVdoa1Ualt-YykLMIMcFX6cabWDVWedIabSQte5C1iB6nRCmDSKBSxLqtWTXQ=w2400)
(La Manga'nın havadan fotoğrafını netten ödünç aldım.)

Yine de, buraya gelmek Cebelitarık'tan beri hedefimizdi, çünkü demir yeri fakiri olan bu kıyılarda öyle iyi bir sığınak ki! Rüzgar hangi yönden eserse essin, uygun bir köşe bulunup demirlenebilir. Ayrıca kıyılarındaki büyüklü küçüklü yerleşimleri ve 6-7 kadar yelken kulübü ve marinasıyla her türlü ihtiyacın giderilebileceği ideal bir kışlama yeri. Ama yazın kalınacak yer değil; hem çok sıcak oluyor, hem de aslında doğanın bir sanat eseri olan bu güzel lagün, denizanalarının (tırnak büyüklüğündekilerden yarım metreliklere kadar, çeşit çeşitler ve çok yoğun bir nüfusları var) daimi ikametgahına dönüşmüş sonunda; yüzmek mümkün değil. Bu mevsimde bu bir sorun değil pek tabi ki.

(https://lh3.googleusercontent.com/vrUdFO6phxRqP05YLrq-9ZIrIXEgGxwsLD5zQCrhXm7-1kKt2TtfZmZDi3IPQUOERufw8cLy2rDBwmIFpNUUWWDf_4CvdWloAbmfMMb9kuUN7rch2a9TXzctTQCI7E7l4-7_Pc6ZhQ=w2400)
('Ölmüş Deniz', bir tren istasyonundan grafiti)

Burada 9 gün geçirdik, işimize yarayacak bir rüzgar gelmesini bekleyerek. Her gün, hiç motor çalıştırmadan, rüzgara, ihtiyacımıza ve kafamıza göre, başka bir köşeye gidip orada demirledik. Bir de Mark'ın Mar Menor'a gelirken yakaladıkça kendinden geçip bir daha yakaladığı balıkları tüketmeye çalıştık ilk dört gün. (Meğer çeşitli boylarda palamut yakalamışız hep, çizgili tuna, uskumru filan değil. Gözüme hiç palamut gibi görünmemişlerdi. Gerçi hepsi aynı familyadanmış. İnternet görsellerinden çalışınca jeton düştü 🤭) Buzdolabımız yok (tekneyi aldığımızda içinde iyi marka bir buzdolabı vardı ama onu çalıştırmaya yetecek kadar akü olmadığı için satıp yerine şişme bot almıştık motoruyla birlikte); yiyecek saklamak için başka yöntemler kullanıyoruz ya da çabuk bozulan yiyecekleri az alıp hemen bitiriyoruz. Dördüncü günün akşam yemeğinden kalan son bir kâse balık çorbası hariç, tüketmeyi başardık; onu da Mar Menor'un balıklarına bağışladık (iki büyük balığı da dilimleyip tuza gömmüştük ilk gün). Neyse.. Sonunda hava tahminlerinde bir pencere açıldı bizim için. Rüzgar geceden itibaren belirmeye başlayacağı ve ertesi sabahı beklersek denize çıkışımız geç olacağı için (çünkü köprünün ilk açılma saati, kış tarifesinde 10), akşam 6'da (5 Kasım 2022), güneş battıktan az sonra kanaldan çıktık (köprünün altından, kıyıda bir grubun tezahürat, alkış ve el sallamalarıyla geçtik; İspanyol anakarasından bu şekilde uğurlanmış olduk 😊).

(https://lh3.googleusercontent.com/yCWrFWv_q6HQo0o8Hb7n8oh963O6zTFLdxa0ACCv5TD_XCG_qZxz1bRtcE8fYJzZDpWqumJZBISsx1vngWKb33o9HWgdCNIWe1jRSCa35iYke3wMiCh0Kb6C-PQcJlgzsnD19DS_CQ=w2400)
(Yine de severiz 'Küçük Deniz'i.)

Açık denize çıktığımızda 'iyi ki çıktık' dedik, çünkü sancak tarafından aldığımız hafif bir rüzgar vardı ve 3 kn ile sakin sakin yol almaya başladık, Balear adalarından Formentera'ya doğru; 60°'lik rotada 120 küsur mil mesafede. Gece boyunca (1. gece) dalgasız denizde aynı şekilde sakin sakin yol alarak, trafik ayrım bölgelerinin hattı üzerinde gemilerin yoğun olduğu bölgeden kolayca geçtik, hiçbir stresli yakınlaşma olmadan. Sabah 10 gibi geçtiğimiz gemi, gördüğümüz son gemi oldu. Sonra rüzgar pupadan gelmeye ve artmaya başladı. Rüzgar ve dalgalar büyüdükçe biz de yelkenleri küçülterek (sonunda iki camadanlı ana yelken ve küçücük cenova setine ulaştık) ve bazen daha çok, bazen de daha az yalpalayarak güzel yol aldık gün boyunca.  Öğleden sonra Mark epey iri bir palamut yakaladı yine. Gün batımında yedik, yalpadan dolayı biraz döke saça ('bir daha bu çizgili balıktan yakalarsam denize salacağım' diyor artık 🤭). Gece çöktüğünde (ama kocaman bir ay vardı, gün batımından gün doğumuna kadar gecemizi aydınlatan 🌝) rüzgar azaldı, biz yine olağan 3 kn hızımıza döndük. Ama dalgalar yatışmadı, epey salladı bizi. Deniz bomboştu, ne bir gemi, ne bir tekne.. Gecenin ilerleyen saatlerinde İbiza'nın gökyüzüne vurmuş aydınlığı giderek belirginleşti, kalkıp inen uçakların ışıkları acaba gemi mi, yelkenli mi yanılgısı yaşattı. Artık pruvamızda seyredecek birşeyler vardı.

İbiza ile Formentera arasındaki geçide yaklaşırken iki cruise gemisi bir saat kadar arayla bu kanaldan geçip İbiza limanına yöneldiler (demek ki draftları 10 metreden epey azmış). AIS'de adaların doğu tarafında iki de yük gemisi görünüyordu limana giden. İbiza hareketli bir yer nitekim; gündüz ve gece boyunca görmediğimiz trafiği burada birkaç saat içinde gördük. Biz kanalı kuzey kardinalinin güneyindeki sığ geçitten geçtik, tanyeri ağarmadan bir saat kadar önce. Rüzgar aynı hafif rüzgardı ama deniz artık dümdüz olmuştu. Formentera'nın doğu kıyısında demirleyip biraz uyuruz diye düşünmüştük buraya yaklaşırken ama demirleyebileceğimiz uygun bir yere ulaşmak için 5 mil daha gitmek gerekiyordu tramolalarla. Şebeke sinyalini yakalayınca hemen yeni hava tahminine baktık. Güneydoğudan 3 bf'luk tatlı rüzgarın hâlâ devam edeceği görünüyordu. Formentera'da durursak hem demirleyeceğimiz yer solugan alacaktı hem de bu rüzgarı kaçırmış olacaktık. Sabah da olmak üzereydi. 80 mil kadar mesafedeki Mayorka'ya devam etmeye karar verdik. Rüzgar şimdilik diniyordu yavaştan ama geri gelecekti, inanıyorduk. Zaten dümdüz deniz, korunaklı bir koy kadar rahattı. Mark'ı uykuya yolladım, gün doğumunun muhteşem renkleriyle başbaşa kaldım, sakin, durgun.. (2. gece de böyle bitti.)

(https://lh3.googleusercontent.com/FV10fVEti1lDA5FZWH-fqUCw8DQHIzSpxcIdigiy0ZZLoxp9SGfYLe8AGoA0x2ApzTxFE_lTReWbSJ5_os0EamkpTHuxgGg5qEa1_i1HD0ucnHBmAAKLy1oI75Izb8scTob812X9Og=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/naE9PG825wv9W34UtUzs5auZrA-HkUgv6BxV0vUqn73XugsEp7C15eIJFasBNTLaD-DF61hpr_72-2as2_27U1128wn_KYO_KK7tYgsTinR6bNWMduxIn_Z4spjvWeOMSKwU5HBkjw=w2400)
(Yeni doğan güneş İbiza'yı aydınlatmaya başlıyor.)

Güneş doğduktan bir saat sonra rüzgar ilk esintilerini yollamaya başladı. Poseidon'a övgüler düzmeyi denedik bu kez, şikayet etmek yerine: 'Poseidon, sen çok yakışıklısın, bize güzel rüzgar gönderirsen bütün denizkızları sevgilin olmak için kuyruğa girecek.' İşe yaradı herhalde, çünkü rüzgar dinmeyip esmeye devam etti ve üstüne bir de, adalardan az açıldığımızda Mark denizde hazine buldu! İyi bir marka gibi görünen, tupturuncu bir kayak! İçinde bir miktar kum ve iki de kocaman mahi mahi balığı vardı, ölü ve kokuşmuş. Kayak temizdi, çiziksiz, kekamozsuz; belli ki fazla uzun olmamış buralara düşeli. 'Ne olmuş da böyle olmuş acaba' sorusuna çeşitli senaryolar ürettik ama hepsinin bir açığını yakaladık. 3-4 gün önce şiddetli mistral esmişti bu bölgede, muhtemelen onun marifetiydi; nerelerden önüne katıp sürüklediyse artık.. Mar Menor'dan çıktığımız gün Mark'ın doğum günüydü; Poseidon'un iki gün gecikmeli doğum günü hediyesiydi belki de 🛶

(https://lh3.googleusercontent.com/S7VoeSlN6iAv0u9IS6xg3p9bs9joj7Cmm5fzT4sfMF2ygLMUThT-DgBX-r-AV7V8-LUE8NB6ujHlS48oAcywgPtQHqVMB3nAyQrYaGYM4BVPp7XLSQT9BSvSW94JADHkzsTo3qO9tA=w2400)
(Teknenin baş tarafta yerini almış yeni üyesi. Portekiz Culatra'daki istifçi amcaya benzememize az kaldı. Not: Foto iki gün sonrasından.)

Sancaktan aldığımız tatlı rüzgarla hafif dalgalı denizde rahat bir seyrin keyfini sürdük tüm gün. Güneş sıcacık ısıtıyor, mavi gökyüzünde bembeyaz ufak kümülüsler birbirini izliyordu. 'Akdeniz'in ticaret rüzgarını yakaladık herhalde' dedi Mark. Yüzümüz gülüyordu. Mayorka'nın güney kıyısına doğru 70° rotada pek hızlı olmasak da istikrarlı bir şekilde yol alıyorduk. Bir ara peşimizden sürüklediğimiz misinayı yokladığında ağırlaştığını gördü Mark, fazlasıyla ağır. Dikkatle çekmeye başladı, yok, çok çok ağırdı. Misina bu ağırlık için fazla inceydi ve nitekim koptu gitti. Aynı gün içinde hem kayak hem orkinos (muhtemelen) yakalamak zaten istatistiksel olarak pek mümkün değildi. Üzülmedik.

Gece olduğunda da aynı rüzgar biraz daha hız kazanmış şekilde devam ediyordu (3. gece). Adanın güneybatı köşesinde bir süper demir yeri bulmuştum, batı hariç her yöne kapalı, çevresinde yerleşim olan, tam bize uygun sığlıkta bir koy. Oraya 20 milden az kalmıştı artık ama rotayı kuzeye çevirmek gerekiyordu. 'Oraya mı gitsek, çok geçmeden varmış oluruz, dinleniriz' dedim, 'boşver, pupa seyirle kim uğraşır şimdi, böyle güzel, güneydoğu köşesine devam edelim, orada bir yerde dururuz' dedi Mark: Bu rotada devam edince doğru yönde ilerlemiş olacaktık. Eh, iyi madem.. Güneydoğu köşesine 30 milden biraz daha fazla vardı. Aradaki fark mesafe bakımından pek önemli değildi; asıl fark, demirleyecek yer bakımındandı: Bu yönden rüzgarda nerede alargada kalabilirdik güney kıyısında, yalpaya düşmeden?

Gecenin ilerleyen saatlerinde Mayorka'nın güneydoğusu açıklarındaki Cabrera adalarına yaklaşırken rüzgar pupadan gelmeye ve düşmeye başladı. Sonra azaldı da azaldı. Bütün gece adaları geçmekle uğraştık, çoğu zaman çırpınıp duran yelkenlerle. Güneş doğduğunda rüzgar biraz arttı ve böylelikle Mayorka'nın güneydoğu köşesine ulaştık.

(https://lh3.googleusercontent.com/PP0M71vVTgGCfw_4f8CLOiy_EdiATsHa9gCkND34HhXhxZBW1UVz0FGyYjb0knJl-Zs_PwxVpEzWbkVFaSPD-8XXLKM8O7BK3E1DsIRppA5tROL-UdMkcLBKqHnEp5386u-RLotUWg=w2400)
(Güneşin ilk ışıklarında Cabrera adaları)

Adanın bu köşesinde, pek korunaklı olmayan minik girintiler haricinde demirleyecek bir koy yok. Büyükçe ve korunaklı koyları da paralı (ve pahalı) tonozlarla doldurmuşlar. Önceki seyirlerimizde bu kıyılardan geçerken paralı tonoz bulunmayan bir yer bulana kadar epey bir gitmiştik ve demirlediğimiz yer katamaranı bile yalpaya düşürmüştü. Planımız adanın kuzey kıyısındaki geniş koya gitmekti. Ama, adı üstünde, Mayorka büyük ada ve oraya daha 40 mil vardı; hızımız ise 3 kn civarıydı, oraya varmak 10 saatten fazla sürecekti. Rotayı adanın doğu kıyısı boyunca yükselmek üzere kuzeye çevirdik, bir deneyelim, bakalım hızımız nasıl olacak diye, çünkü artık pupa seyir yapmak gerekiyordu bu yön için. Beklediğimiz gibi hızımız düştü. Bir saat kadar uğraştıktan sonra kıyıdaki bir yerleşimden şebeke sinyalini daha güçlü almaya başlayınca hava tahminine baktık. Aynı tatlı güney rüzgarı biraz daha artarak 36 saat kadar devam edecekti, Mayorka ile Sardunya arasındaki Sardunya Denizi'nde. Daha Mar Menor'dayken 'hiç duraksız Sardunya'ya varabilir miyiz' sorusu ikide bir gündemimize düşüyordu, çünkü iyice kara kışa kalmadan en azından Ege'ye varabilmek istiyorduk. Sadece demirlemek amacıyla Mayorka'nın kuzey kıyısına kadar yanlış yönde 40 mil gitmek yerine, rotayı 90° yapıp Sardunya'ya çevirsek? Mesafe 240 mildi; hava tahmininde Sardunya Denizi'nin en ortadaki üçte birlik bölgesi, ilk 36 saatten sonra rüzgarsız görünüyordu 6-12 saat boyunca; son üçte birlik bölge ise izleyen günde önce biraz kuzey-kuzeydoğu rüzgarı alıyor, sonraki günlerde tüm Sardunya Denizi 4 bf ile başlayıp sonra yer yer 6 bf'a ulaşan doğu rüzgarının etkisine giriyordu. 'Bence rüzgarsız görünen bölgede az da olsa biraz rüzgar buluruz herhangi bir yönden' dedi Mark. Sardunya'ya yakın bölgedeki doğu rüzgarını gösterip, 'Sence bu rüzgara karşı gidebilir miyiz?' diye sordum. 'Sadece 4 bf, Mar Menor'a ne güzel gittik üç tramolayla. İki büyük tramolayla varabiliriz' dedi. Denizde üç gece geçirip hazır alışmışken, iki gece üç gün daha geçirebiliriz, diye düşündüm. Tatlı apaz seyrin rahatlığının cazibesine kapılıp, Sardunya'ya varabilecek olma ihtimaliyle heyecanlanıp, hadi bakalım o zaman diyerek rotayı 90°ye çevirdik, yelkenleri ayarladık. 'Üçüncü gün kuzeydoğu ya da doğu rüzgarı olacak, baktığın tahmin modeline göre değişiyor. Göreceğiz. Hoşçakal İspanya!' diye yazdım seyir defterine.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Bilal Öğütlüoğlu - 25 Kasım 2022, 00:02:16
Elinize sağlık. Çok güzel anlatıyorsunuz.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 28 Kasım 2022, 00:34:06
Mayorka'nın güneydoğu kıyılarına vardığımızda durmayıp rotamızı Sardunya adasının güneybatı köşesine çevirdikten sonra (8 Kasım 2022) sancak tarafından gelen güzel güneyli rüzgarla, az dalgalı denizde 4 kn üzeri hızla rahat bir apaz seyrine başladık. Bu rotaya girmeye karar verene kadar vakit öğlen olmuştu bile. Tatlı sıcak, az bulutlu, gökyüzü biraz puslu gibi olsa da görüşün çok iyi olduğu bir gündü. Sırayla uyuyup güzelce dinlenebildik de; teknenin devinimi monoton, rüzgar sabitti ve otopilot da zorlanmadan tıkır tıkır çalışıp rotadan şaşmıyordu. Her işimizi kolaylıkla yapabiliyorduk. Ah keşke rüzgar hep böyle sürse..

Gece oldu (4. gece). Dolunaylı gecelerdi. Ay daha güneş batmadan çıkıyor, bütün geceyi kocaman bir projektörmüş gibi aydınlatıyordu. Öyle ki, seyir defterine ay ışığında yazabildim! Rüzgar ılıktı, nem de yoktu. Trafik de neredeyse hiç yoktu; sadece bir noktada iki gemiyle birden karşılaştık, biri yük, diğeri yolcu gemisiydi. Hızımız şimdi 3,5 kn civarındaydı ama hiç durmadan yol alabildiğimiz için sorun yoktu. Buraya kadar her şey yolunda 😊 Güneş doğduktan sonra rüzgar yine hız kazandı, en az 4 kn hızımıza yeniden kavuştuk. Öğle vakti geldiğinde 90 mili ardımızda bırakmıştık bile. 24 saatte 90 mil, hiç fena değildi bizim için. Hava tahmini doğru çıkmıştı şimdiye dek. Enerjimiz de yerindeydi. Ve yine: Buraya kadar her şey yolunda. Öğleden sonra bir yolcumuz olduğunu fark ettik; kahverengi tüyden minik bir top gibi görünen bir kuş! Arada bir tekneden ayrılıyor, sonra geri geliyor, bir yere tünüyordu. Bir de bazen pruvamızda, bazen kıç tarafında yorulmaksızın bizimle birlikte yol alan bir pilot balığı vardı. 'Eski denizciler gemilerinin pruvasında pilot balığı görünce, güvenli bir limana yönlendirildiklerine inanırlarmış' dedim. 'Lütfen öyle olsun!' dedi Mark. Umutlandık.

https://photos.app.goo.gl/HCNSkobbthgsE9jX8

Gün boyu güzel güzel yol aldıktan sonra, gecenin gelmesiyle birlikte rüzgar düşmeye başladı. Hava tahmininde öngörülen rüzgarsız bölge de gerçekleşiyordu işte. Pupadan az bir esinti vardı. Ayıbacağı, tek ana yelken, tek cenova denedik sırayla; tam açık cenovayı sonuna kadar uzatılmış balon bumbasıyla kullanmak en işe yarar çözüm oldu. Ancak 2 kn yapabiliyor olsak da soluganı yenebiliyorduk. Sonra güney yönünde bir gemi ışığı belirdi. Yolu önümüzden geçecek gibiydi. Yaklaştı yaklaştı ve tam yolumuzun üstünde durup hareket etmez oldu. AIS'i açıp baktık; kuzeybatı yönünde 0.3 kn ile yol aldığı ve 'ship not under command' ('gemi kumanda edilmiyor') açıklaması gösteriliyordu. Gemi hep o noktada kaldı, demirlemiş gibi. Onu geçebilmek için rotayı biraz değiştirdik. 2 mil kadar açığından geçip nihayet pupamızda bırakmak, bu yavaşlığımızla saatler sürdü. Bu noktada yine üç gemiyle aynı anda karşılaştık. Biri oldukça yakınımızdan geçti. Rastlantısal ilginçlikler! Bu çok yavaş seyir hali devam etmedi ama. Gece 4 gibi rüzgar tamamen kaldı; cenovayı kapattık ve çaresizce yalpaya teslim olduk. Kimbilir kaç saat sürecekti bu durum.. Uykuydu, dinlenmeydi yalan oldu. Hava tahmini yine doğru çıkmıştı, maalesef. Ama bir güzel şey vardı ki, minik yuvarlak kuş serpinti körüğünün altında duran küçük minderin üstüne tünemiş, kafasını kanadının altına saklamış, uyuyordu. Dokunup okşama isteğimi bastırmak kolay olmadı. 'Herkesin uykuya ihtiyacı var' dedi Mark, uykusuzluğun değiştirdiği yüzünde bir özlem ifadesiyle. Denizde 5. gece böyle sona erdi.

(https://lh3.googleusercontent.com/PTzpxAK43STWsHRiLZMhQkkKlsBYfzvqq2Sn_R1qZLGRBjVcy3Cu025afL0Ytpe9IO-CsvTKWgxbBVzswsR1zt4f3Hbi1H0Bp5rPqFeePJMI3QjsumvmOKd3H_yaOxdrQBwwwTjNBw=w2400)
(Uyuyan miniş)

Sabah 10 gibi kuzey-kuzeydoğu yönünden rüzgar belirmeye başladı. Durgunluk tahmin ettiğimizden daha erken sona ermişti. Hemen yelkenleri açıp yol almaya başladık. Biz hareket etmeye başlar başlamaz bir yunus grubu belirdi yanıbaşımızda. Denizde henüz hiç dalga yoktu. Cam gibi berrak suyun metrelerce altından bile net görünüyorlardı. Baş taraftan eğilip seyrettik uzun uzun. Sanki onlar da seyredilip hayran olunduklarının farkındaymış gibiydiler. Yan yan yüzdüklerinde bize baktıklarını görebiliyorduk. Gece yalpasının tüm yorgunluğunu ve moral bozukluğunu alıp götürdüler. Bu beş yunus neredeyse üç saat bizimle kaldı. Bazen az uzağa gidiyorlar, sonra yine pruvamıza dönüyorlardı. 'Birşeyler mi anlatmaya çalışıyorlar, gitmeyin oraya mı demek istiyorlar?' dedi Mark, kehanette bulunurcasına. 'Niye, ne var ki orada?' dedim. Bir huzursuzluk çöktü ortama.

https://photos.app.goo.gl/Yvs6Xt5jd3RaEnmU8

Öğlen olduğunda rüzgarın yönü daha bir doğulu oldu. Artık dar apaz değil, orsa seyirdeydik. Sancak tarafına iyice yatmış halde 3-4 kn hızla ancak 115° yönünde gidebiliyorduk, 90° yerine. Doğulu rüzgara rağmen kuzeybatıdan gelen bir solugan vardı. Doğu-kuzeydoğu yönünden bir şişman gri bulut silsilesi gelmeye başlamıştı bir de; bulutların her biri üstümüzden geçerken rüzgar artıyor, aralarda sakinliyordu. Pek rahat bir seyir değildi ama bu rotada devam edebildiğimiz sürece katlanılabilirdi. Sardunya'nın hedeflediğimiz noktasına düz istikamette 120 mil kalmıştı. Şimdi gidebildiğimiz rotada devam edebilirsek rüzgar iyice doğuladığında kuzeydoğu yönünde gidip, en olmadı Sardunya'nın daha kuzeydeki bir yerine varabiliriz diye umuyorduk. Ama öyle olmadı. Akşama kadar iskele kontrada ilerlemeye devam ettik ama kesinlikle doğru yönde değil. Rüzgar iyice doğulayıp giderek arttıkça, gidebildiğimiz yön daha bir güneye kaymaya başladı. Üstelik dalgalar da büyüyordu ve kuzeybatıdan gelen solugan dinmiş değildi. Sık sık serpinti alıyorduk. Hava karardığında durum iyice ağırlaştı. Dalga tepeleri artık havuzluğa uğramaya başlamıştı. Su geçirmez kıyafetler ne zamandır üstümüzdeydi zaten ama ıslak eller, ıslak yüzlerle, kaç gecenin yorgunluğu üstüne sıkı orsa yol almaya çalışmak bezdirici bir şeydi. Sancak tarafına yatmışken yemek yapmak imkansız; mutfak o tarafta ve yokuş aşağı hiçbir şey yapamıyorum (diğer kontrada en azından sırtımı merdivene yaslayıp birşeyler yapmak zor da olsa mümkün). Dolayısıyla doğru düzgün yemek yerine sandviç, bisküvi gibi şeylerle idare etmek gerekiyordu. Çayı kahveyi ise unut gitsin.

Saat 8 gibi iyice karanlık çöktüğünde hedefe düz istikamette 100 mil kalmıştı, asla başaramayacağımız bir hedef.. Üstelik gemilerin eksik olmadığı hatta iyice yaklaşmıştık. Dalgalar yüzünden görüş de kötüleşmişti. AIS'de bir gemi gördük, iskele tarafımızdan geçecekti, batıdan doğuya. Bu hiç iyi bir işaret değildi; gemi trafiği hattının basbayağı içine düşmüş olduğumuzu gösteriyordu. Geminin geçmesini bekleyip sancak kontraya geçmeye karar verdik. Kaderin cilvesi işte, gemi bir Türk gemisiydi, TCG Güllük, Güllük'e  gidiyordu. Gitmek istediğimiz asıl yön.. Geçişini seyrettik imrenerek. Sonra diğer kontraya geçtik, kuzeydoğu gidebiliriz umuduyla. Ama hayır.. Bildiğin 0 dereceydi yapabildiğimizin en iyisi. Kuzeybatıdan gelen solugan vardı bir de, işi iyice zorlaştıran, hatta tehlikeli hale getiren. Rüzgar artık en az 5 bf estiğinden ana yelken iki camadanlıydı. Küçücük yelkenlerle dalgalara karşı ilerleyemiyorduk. (Akdeniz'de orsa gidebilir miyiz diye merak ediyorduk önceden, öğrenmiş olduk. Sınırımız 4 bf'muş.) Böyle kuzeye gitmeye çalışsak nereye varabilirdik ki, Fransa'ya mı, Sardunya Denizi'nin yarısını henüz geçmişken? Sardunya olmayacağı kesindi. 40-50 mil kalmış olsa belki deli kuvveti gelir, üstüne giderdik rüzgarın ve dalgaların. İlk ben dile getirdim, pupa gidelim, böyle olmaz, diye isyanla. Kendi söylediğimi işitmek bile ağır geldi, bu kadar yol geldikten sonra. Çok geçmeden Mark da söyledi benzer bir şey. 'Oh haayıır.. Dönüyor muyuz o zaman?' Gidemiyoruz, o halde dönüyoruz s.çtığımın Mayorkasına. Yenildik. Başaramadık. Zaten yarış, karşılaşma gibi birşey değil bu. Tehlikeli olmaya başlamıştı durum. O anda tek bir isteğim vardı: güvende olmak. Sonraki ise, sağ salim bir yerde durabilmek, neresi olursa olsun. Döndük. Çevirdik rotayı 270°'ye. Bir anda her şey sakinlemiş gibi oldu, sanki durmuşuz gibi. Yüzümüz asık, moral sıfır, ayarladık yelkenleri. 'Biz bu dönme işini çok iyi beceriyoruz' dedi Mark, her zamanki alaycılığıyla, yolculuğun ta en başından, Biskay sonrası bocalamamızdan dem vurarak. 'Komik değil. Hem de hiç değil' diye söylendim. İki yönden gelip çarpışan büyük dalgalar otopilotun işini zorlaştırıyor, üç camadanlı ana yelken bile fazla geliyordu. Sonunda balon bumbasıyla destekli küçük bir cenovayla, doğudan gelen dalgalara bıraktık rotayı; 285° olmalıymış, dalgalar öyle karar verdi.

Denizde 6. geceye batı ufkunu ikide bir aydınlatıp duran şimşekler eşlik etti. Hava tahmininde görmüştük, Sardunya Denizi'nde birtakım yerlerde böyle şeyler olacaktı. Hiç onlara yakalanmadık diye sevinmiştik ama şimdi onlara doğru gidiyorduk. Yakalanmasak bari.. Tüm bunların üstüne hiç çekilmezdi şimdi. Gece aydınlıktı, ay bulutların arasından yer yer kendini gösteriyordu. Yalpayla ilerliyorduk ama dönmeden önceki şartlara tercih edilir bir durumdu. Bir ara uzanıp dinlendim. Nöbet sırası bana geldiğinde, gittiğimiz yönün batı olduğuna alışabilmem zor oldu. 'Bak şimdi batıya gidiyoruz, sancak kuzey, iskele güney' diye telkin edip durdum kendimi. Neyse ki herhangi bir gemi de görmeden sabahı ettik sonunda.

Gündüz vakti güneşliydi. O iri bulutlar hızla batıya yol alıyordu peş peşe ama gri değil, beyazdılar en azından. Şimşekli yıldırımlı cephelere yakalanmamıştık neyse ki. Rüzgar en az 5 bf, dalgalar büyük, bazıları azmandı. Küçücük yelkenle sallan yuvarlan, rüzgardan çok dalga gücüyle 4-5 kn yaparak öğleden sonrayı bulduğumuzda, Mayorka'nın kuzey burnuna 75 mil kalmıştı. Bende ne yeme isteği ne de mecal kaldığından akşam yemeğini Mark yaptı. Kare eriştelerden. Kahverengi tüy topağı minik yolcumuzu gördüm yine bir ara. Çevremizde uçup, geldi bir yere kondu geri. Önceki gün o hengamede aklımdan tamamen çıkmıştı. Görünce sevindim, bir yandan da acıdım. Talihsiz kuşcağız, ne kadar yanlış bir tekneye denk gelmiş..

Gece çöküp de saatler ilerlediğinde, pruvamızda Minorka adasının göğe vurmuş aydınlığı iyice belirginleşmeye başladı. Gittiğimiz yön Mayorka ile Minorka arasındaki kanala doğruydu dosdoğru ve 40 mil kadar bir mesafe kalmıştı buraya. Şimdi karar verip yönümüzü değiştirmeliydik ve dalgaların önüne katılıp sürüklenmek yerine ana yelkeni de açıp seyir haline geçmeliydik. Büyük ihtimalle ıslanacak ve dümen tutmak zorunda kalacaktık ama mecburduk; yoksa bu yönde devam etsek iki adanın arasından geçip gidip mazallah Barselona'ya filan toslayacaktık! Minorka Mayorka'dan daha yakındı ve doğu kıyısında korunaklı birtakım yerler vardı. Hem de dalgalara tamamen karşı gelmemiş olacaktık. Mark iyi bir planlamayla gereken ayarlamaları yapıp, bir de azman dalgaların olmadığı bir anı kollayıp başarıyla yükseltti ana yelkeni, iki camadanlı şekilde, rüzgara dönmek zorunda kalmadan. Rotayı 340° yapıp, cenovayı da iskeleye alıp, geniş apaz Minorka'nın Mahon burnuna yönelttik pruvayı. Mesafe 30 mildi.

(https://lh3.googleusercontent.com/moh8tWczgrZ96XXwgBImLREQ23WnPwZs9c4-oTZJ7aX7_hn_NgxUyyROMKXLwbyCP5bsR69FSxYjAmQ85WMxrbQOWfmpc0lbqTLdtBLhI6S0uc7o_GggaGYvz2rcaIU81LRcDuqfnw=w2400)
(Mayorka ve Minorka adaları)

Seyir çok da zor olmadı. Zaman zaman serpinti yiyorduk ama otopilot gayet güzel başa çıkabiliyordu yeni rotayla, tekne sık sık kuzeye kaçmak istese de. En önemlisi, iyi bir hızla istediğimiz yönde ilerleyebilmekteydik. Mayorka ile Minorka arasındaki kanal pupa iskelede kalmaya başladığında TCG Güllük'ten sonraki ilk gemiyle karşılaştık, kanaldan çıkmakta olan. Rahat rahat arkamızdan geçiyordu rotası. Minorka'nın başkenti olan Mahon'un burnuna çok az kalmıştı artık; önce bu süper korunaklı doğal limana girmek istedik ama işlek bir yerdi burası, demirleyebileceğimiz bir yer var mı, bilmiyorduk. Şebeke sinyaline burnu geçerken kavuştuk. Evet içeride güzel bir yer vardı ama zor göründü bu karışık limana girmek. Adanın kuzeydoğu kıyısına giderek yaklaşarak ilerliyorduk artık. 10 mil kadar ötedeki başka bir demirleme yerini, biraz dar bir yer olduğu ve solugan alma ihtimali olduğu için pas geçtik. Gece gece zor olacaktı; cesurca girişmek için hem çok çok yorgunduk hem de süngümüz iyiden iyiye düşmüştü, deyim yerindeyse.. Denizin iktidarına boyun eğmiştik iyice, fazlasıyla dikkatli, biraz da ürkektik. Hayatta böyle dersler gerekiyor arada bir, yapabileceklerimizin sınırları olduğunun bir daha farkına varmak için. Sonunda adanın kuzey kıyısındaki korunaklı Fornells koyuna gitmeye karar verdik. Gece 2 civarıydı ve 5 kn hızla 3-4 saatte oraya varabilirdik, hava da aydınlanıyor olurdu hem.

(https://lh3.googleusercontent.com/ht20gYe_Br1bKCm0mi8DtCrHXv3E4bJT5hH_f8KDqcPqbwR5ceJRTkMx3oapLOGTTmpZqC43myFXSKECJqDRzQ6Xbcb6CqmN4LqgNbqO6jrdnJr5mzjO0Fwx3EefouH-8PZz8rgJXg=w2400)
(Minorka'nın doğu yarısı)

Dalgalar ancak kuzeydoğu burnunu döndükten sonra yatıştı. Rüzgar da biraz azaldı, hava tahmininde gösterildiği gibi. (4 gün önce Mayorka'da durmayıp Sardunya'ya devam kararı aldığımızda PredictWind'den ekran görüntüleri almıştım 5 günlük filan, ne olur ne olmaz diye. Takdir ettim siteyi, gösterilen tahmin hâlâ neredeyse saati saatine gerçekleşmekteydi.) Son iki saatte korktuğumuz gibi rüzgarı tamamen kaybetmedik ve daha da sürünmedik; rahat bir pupa seyirle koyun girişine vardığımızda saat 6 olmuştu (ama hâlâ geceydi ve bulutlar ayı gizliyordu). Koyun daha büyük olan doğu burnunu dönünce motoru çalıştırdık. Cenovayı kapatıp dar girişten koyun sakin sularına girdik. Navionics'e baka baka, Navily'de gösterilen demirleme noktasına doğru ilerledik yavaşça. Şansımıza bulutlar çekilip ay da ortaya çıkınca çevremizi görebilmeye başladık. Kuzeydeki girişinden güneydeki sığlığa kadar 2 milden fazla içeri giren ince uzun bir koydu burası. Navionics'de gösterilen paralı tonozlar yerinde yoktu; sezon bittiğinden kaldırılmışlardı herhalde. Kış seyrinin belki de tek iyi yanı bu: Bütün koylar bir tek senin. Tonoza bağlı yelkenliler gördük istediğimiz yere yaklaşınca. Sevdiğimiz 4 m derinliğe ulaştığımızda demiri saldık suya; kum-çamur zemine güzelce gömüldü. Ve durduk. Denizde 7. gecenin sonunda. Boş yere 300'e yakın mil yaptıktan sonra. Sevincimiz durduk diyeydi, bir yere vardık diye değil. Mayorka'dan Minorka'ya 300 mil yapıp ulaşmışız, buna mı sevinecektik? Mark özür diledi benden, sanki tek sorumlu kendisiymiş gibi. 'Ben de tam destek verdim ama' dedim. Yılgınlıkla karışık bir rahatlamayla seyir fenerini, otopilotu, bilgisayarı filan kapatıp yelkeni toparladık. Ortalık hafiften aydınlanmaya başlarken, uzaktan gelen birkaç horoz sesi hariç tam sessizlikte, kıpırtısız suyun dinginliğini sanki elle tutulur somut bir şeymiş gibi hissediyorduk, hâlâ uğuldayan kafalarımızın içinde. Mark yatağa serilip anında baygınlık moduna geçti. Ben de can atıyordum aynısını yapmaya ama önce bir yeşil çay yaptım kendime, ne zamandır hayalini kuruyordum. Sonra da seyir defterine şöyle yazdım: 'Saat 6.30. Durduk. Minorka Fornells koyunda demirledik. Tam bir s.çış. İspanya'ya geri döndük. Mayorka'dan uzaklaşırken hoşçakal İspanya diye yazmıştım, fazla erken davranmışım.'

(https://lh3.googleusercontent.com/zvUkpQ164uutLkNcwvrHcHeHMn30L5Du9uLhUsbK-iNLIHW2Sfnjw2ubXQWxTupPT8r3QUqjs0lzVqYmUeMJTlI8HhwIFsf3CMAX2dVEOzm9T5JlzIMWSBa-CYSPpB6ExjLNmdZvDA=w2400)
(Fornells koyu)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 11 Aralık 2022, 20:41:06
Anlatımınız çok güzel sanki bende teknedeymişim gibi. Geri dönmek keyifsiz olsa da bazen en doğrusu bu oluyor. Selametle...
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 12 Aralık 2022, 14:04:46
Çok ciddi emek verilerek, adeta bir pilot kitap gibi yazılmış. O sulara gitmek isteyeceklere çok faydalı olacaktır.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 13 Aralık 2022, 01:54:36
Minorka güzel bir ada; hele böyle sezon dışı zamanlarda, korunaklı güzel koylardan paralı tonozlar kaldırılmışken, demirlenebilecek alanlarda başka hiçbir tekne yokken ve sıkı koruma altındaki posidonia deniz çayırlarına demir atılmış olup olmadığını sürekli denetleyen koruma görevlileri de hiç ortalıkta görünmezken, güzelim sakin koyların keyfini tek başına sürebiliyorken (yazın ise bunun tam tersi). Fornells koyu kuzeye açık daracık ağzından solugan girmesinin pek de mümkün olmadığı, çevresi yemyeşil, büyük kısmında hiçbir yerleşim yeri bulunmayan cennet gibi bir yer.

(https://lh3.googleusercontent.com/QMeZleMTWjZor2_D06PetI4uG5LW8e-bmR5GbdzPKHlxmCvtNePoFQ0u3E9xNV_HhbsICa8Y3yfQ5EzUb58x1BRT_i2sgjqjhQ0moSoi3FaZA3BgvWd7Mmm48mQ2iiwFjZ_Ry9aESA=w2400)
(Fornells koyu fotosu)

Karanlıkta demirledikten sonra gündüz uyanıp baktığımızda, çok iyi bir noktaya demirlemiş olduğumuzu gördük. Küçük yelken kulübünün tonozları arasında, sanki tonoza bağlı yerli bir tekne gibi görünüyorduk. Posidonia polisinin dikkatini çekmeyecek bir tekne 😊 Özellikle nezaket bayrağımız da yokken! 4 gün önce Sardunya rotasına girdiğimizde, Mayorka'dan az uzaklaştığımızda İspanyol bayrağını indirmiştik direkten; yeniden çekmek hiç içimizden gelmedi doğrusu. Bir an önce buradan ayrılmak lazımdı zaten.

(https://lh3.googleusercontent.com/CEBTZ4wImVf0zC8KNzL7a98Bhz5hB-sTmCCn6aYIiBFpnFA4nqucymQfw1-OmuGmpuvpm9d17xSy73WE1Hg5gXiuy71ASdUVlDy6cOs7y2YcHUa3XbT9P4YCdUvvnG9Kre35a4QBSg=w2400)

Mar Menor'un süper korunaklı marinalarını ve güzelce bağlanıp bırakılmış, yazı bekleyen tekneleri gördüğümde, mantıklı olan bu, keşke biz de kış için bırakıyor olabilseydik tekneyi, diye aklımdan geçirmiştim. Yine Mar Menor'da, Sardunya'dan sonra olası Tunus limanlarını çalışırken, Monastir marinasının gözde kışlama yeri olduğunu görmüştüm, yine içimden bir 'ah keşke..' geçirerek. Sardunya'ya gidemeyip de geri dönerken Minorka'ya yaklaştığımız sırada, gece vakti bir ara güvertede oturuyorduk birbirimize iyice sokulmuş, arada bir serpintilenerek. İçimiz çoook karanlıktı, artık kasım ayını da yarılamış, iyice kışa yaklaşmıştık ve bundan sonra şartlar kesinlikle daha iyi olmayacaktı. Daha da kötüsü, Brexit mağduru Mark'ın da, TC vatandaşı benim de Avrupa'da geçirebileceğimiz sürenin sonuna bir buçuk ay kadar bir zaman kalmıştı. Böyle bir zaman sorunu olmasa, güvenli yerler bulur, en uygun rüzgarı beklerdik uzun geçişler için. Ya da Yunanistan da İspanya kadar gevşek davranan bir ülke olsaydı. Ya yine ikişer hafta kısılı kalırsak aralarda, rüzgar beklerken, Sardunya'da, Tunus'ta, Malta'da ya da Yunanistan'da? Daha gidilecek çok yol vardı. Böyle acele ediyor olmanın hiçbir şekilde hayrımıza olmadığını şu an birebir yaşıyorduk işte. O an Mark'a açılmıştım. 'Belki hiç hoşuna gitmeyecek ama aklıma tek bir çıkış yolu geliyor. Tekneyi bir yerde, mesela Monastir marinasında bırakıp uçakla Türkiye'ye gitmek. Mayıs gibi döner, yazın rahat rahat götürürdük tekneyi.' 'Benim de aklımdan geçti aynı şey,' dediğinde şaşırmıştım, olmaz demesini bekliyordum. Bu ücreti nasıl karşılayabileceğimiz sorunu vardı tabi ki. Anneciğimin bize destek çıkacağını umuyordum, bir an önce sağ salim gelmemizi bekliyordu. Tekneyi Tunus'ta bırakmak mükemmel bir çıkış yoluydu. Bir an önce AB'den çıkış yapabilir, istersek kışı teknede bile geçirebilirdik. Ben Türkiye'den yeni Schengen vizesi alıp dönerdim, sonra da rahat rahat evin yolunu tutardık. 'Hele bir sağ salim demir atalım, hemen marinalara email yollayacağım, annemle konuşacağım' demiştim kararlılıkla.

Demirlediğimiz gün biraz dinlenip yorgunluk attıktan sonra önce annemi aradım. Tam umduğum gibi gönülden destek verdi, içimize su serpti. Canım annem! Sonra hiç vakit kaybetmeden Tunus'ta dört marinaya email yolladım, yer var mı, ücret ne kadar diye. O gün cumartesiydi, sonraki gün pazar; bu iki günde herhangi bir cevap alacağımızı sanmıyordum. Bir sonraki gün ise.. Evet, Sardunya'ya gitmeyi yeniden denemek gibi bir durum söz konusuydu. O gün güneyli bir rüzgar başlıyordu ve ilk 48 saat boyunca yormayacak, güzel ve istikrarlı bir hızda esecek gibi görünüyordu. Sonrasında ise batıdan gelecek, 2 gün boyunca esip savuracak, yağmur, gökgürültüsü filan da getirecekti. İyi bir hava penceresine benziyordu; en azından üçüncü günde tam kafadan rüzgar tehdidi yoktu. Ve eğer bu rüzgarı kullanmazsak uzunca bir süre olduğumuz yerde kısılıp kalacaktık, çünkü bu batı rüzgarının peşinden çok ciddi bir mistral gelecekti. Bulunduğumuz yer güzel ve güvenliydi; iyi hoş da, alışveriş yapılabilecek tek bir yer vardı - pahalı bir mini market - o da artık kapalıydı, sezon bitmişti çünkü. Ne bu ıssız yerde, ne de bu pahalı adada başka bir yerde kalabilirdik uzunca bir süre. Bir de, zaten, ister kışlayalım, ister yola devam edelim, o Sardunya'ya ya gidilecek ya gidilecekti. Pazartesi sabahı son hava tahminine bakıp bir karar veririz deyip konudan uzaklaştık.

O gece Tunus'un kışlama marinalarını biraz daha araştırdım. Öyle popüler ve doluydular ki en az 3 ay öncesinden yer ayırtmak gerekiyordu maalesef, kaporo filan da ödeyip. Nerde bizde o planlama! Büyük ihtimal sorumuza cevap bile alamayacaktık. Bu durumda yola devam etmekten başka elimizden ne gelirdi ki..

Ertesi gün rüzgarsız, güneşli ve tatlı sıcak bir gündü. Mark dalıp salmayı yuvasında sabitlemek için yeni tahta parçaları çaktı oraya (bir öncekileri Mar Menor'da düşürmüştük, fazla sığ bir yerde demirlemeye kalktığımız için, ama orada suya girememişti, denizanaları yüzünden). Hazır suya girmişken karina temizliği yaptı bir de (su hiç soğuk değilmiş, öyle dedi 🥶). Ben de bir haftalık deniz maceramızın ardından izbeliğe dönmüş kamarayı temizledim. Yola çıkmaya hazırlandık sessiz bir anlaşmayla, daha dile getirmiş olmasak da. O gece bir de, Sardunya'nın güneybatısındaki hedefimiz olan küçük San Pietro adasının Carloforte limanında bulunan bir marinaya email yolladım, kışlamak mümkün mü diye. Navily ve Noforeignland'de birçok övgü almıştı bu marina; düşük ücret bandındaydı bir de, şaşırtıcı şekilde.

Pazartesi günü sabah karanlığında kalkıp hava tahminine bir daha baktık. Hâlâ aynıydı. O zaman çıkalım bari, dedik biraz ürkekçe (son deneyimden sonra tedirgin bir ruh halindeydik) ve demir aldık (14 Kasım 2022). Koy içinde az bir rüzgar vardı, dışarı çıktığımızda ise pek yoktu ve solugan vardı. Minorka'nın kuzeyi rüzgarsız bölge olarak görünüyordu hava tahmininde; zaten rüzgardan yana şanssızlığımız iyice kanıtlanmıştı. Ne yapalım, rüzgar olmazsa medeniyetin bulunduğu bir yere gideriz bir şekilde dedik, mesela adanın başkenti Mahon'a. Ama çok geçmeden rüzgarı bulduk ya da o bizi buldu. Yavaştan başladık apaz seyrine, güneyli rüzgarı sancaktan alarak. Bu kez rota 110°, uzaklık 200 milden az fazlaydı.

Gün ilerledikçe rüzgar arttı, hava tahmininin gösterdiği 4 bf hıza ulaştı. Bulutların arasından güneşin sık sık göründüğü aydınlık, ılıman bir gündü. Görüş de iyiydi. Az dalgalı denizde 5 kn hızla rahat bir seyir yapmaktaydık. Öğleden sonra geriye baktığımızda, Minorka artık uzak ufukta bulutların altına gömülmüş, görünmez olmuştu. Aynı rahat seyir ve aynı hızla devam ettik gün boyu. Rahatça yemeğimizi yapıp yedik, sırayla dinlendik. Gecenin karanlığı iyice çöktüğünde rüzgar biraz daha arttı ama dalgalar fazla büyümediğinden, ikinci camadana gerek kalmadı; otopilot Squeaky işini gayet güzel gördü. Bütün gece çoğu zaman 6 kn hızla yol aldık. Yıldızlı bir geceydi; giderek yarım aya doğru küçülen ayın bulut kaplı ufuktan yükselip geceyi biraz aydınlatması geceyarısını buldu. Kuzey ufkunda sık sık şimşekler görünüyordu bizden çok uzakta. Yağmura yakalanmamıştık hâlâ, nem de neredeyse hiç yoktu ve hava soğuk değildi. Yer yer gemilerle karşılaşarak sabaha kavuştuk; bu kez izlediğimiz rotayı gemiler de sık kullanmaktaydı anlaşılan (birkaçı da bayağı yakından geçti).

Sabah 24 saatlik seyirle 130 mil yol almış olduğumuzu görüp sevindik. Hedefe 67 mil kalmıştı sadece. Şartlar hâlâ aynıydı, dalgalar az daha büyüktü gerçi. Hava tahmini rüzgarın akşama doğru batılayacağını gösterdiğinden apaz seyre devam ettik gün boyunca; hedefe yaklaştığımızda pupa seyre geçip rotayı tam doğuya çevirebilirdik, böyle daha hızlı ve rahattı seyir. Kendimizi biraz yorgun hissediyorduk, biraz da bıkkın. Bir hafta boyunca denizde kalmanın yorgunluğunu Minorka'da kaldığımız iki günde tam atamamıştık. Ama güzel bir hızla doğru yönde ilerliyorduk ve geçişi tamamlayamayacağız diye endişe etmiyorduk; en fazla kötü havaya ve yağmura yakalanırdık, o durumda da rüzgar pupadan olacağı için pek zorlanmadan varırdık hedefimize. Öğleden sonra rotayı hedefe doğru biraz daha düzeltip geniş apaz seyre geçtik. Dalgalar biraz daha büyümüş olduğundan seyir de biraz rahatlamış oldu böylece; hem de artık San Pietro adasına yönelmemiz gerekiyordu, 40 mil kadar bir yol kalmıştı. Hava kararmaya başladığında rüzgar daha bir batıdan gelmeye başladı ama şiddetlenmemişti daha. Bu arada bulutlar irileşmiş, renkleri koyu griye dönmüştü iyice. Hâlâ kötü havanın önündeydik ama. Sonunda minik adamızın güney ucuna sadece 15 mil kaldı. Bu kez gerçekten başarıyorduk sanki! Pupa seyre geçtik. Biraz yavaşlayıp zorlandık, yelken ayarını değiştirip durduk. Cenovayı küçült, yok olmadı, tek ana yelkenle git, sonra cenovayı yeniden aç, rüzgar düştü, yine geldi, filan derken San Pietro adasının güney ucu olan waypoint'imizin biraz daha güneyine vardık. Son 30 milde gemi trafiği artmıştı, fazlasıyla hem de. Sardunya'nın güneybatı köşesini dönüp muhtemelen İspanya ve Fransa'nın büyük limanlarına giden çok sayıda gemiyle karşılaştık. Bazılarıyla stresli yakınlaşmalar oldu. Hatta hedefe epey yaklaşmışken ve artık burada gemi olmaz diye düşünürken, adanın ışıklarının arasından çıkıp gelen bir gemi biraz panikletti beni (bir mil kadar açığımızdan geçti). Çok işlek bir köşe burası! Trafik ayrım bölgelerinden geçerken bile bu kadar gemi görmemiştik. Neyse.. Waypoint'in hizasına geldikten sonra adanın doğu kıyısı boyunca kuzeye yönelmeliydik artık. Bu arada vakit geceyarısını bulmuştu. Bazen artan bazen düşen rüzgarı bu kez iskeleden alarak, adanın koruması altındaki sakin sularda bir 6-7 mil daha gittikten sonra gece 2 gibi demirlemek istediğimiz noktaya ulaştık. Motoru çalıştırmadan, yelken altında demir attık ve durduk büyük bir rahatlamayla. Sardunya denizi geçişini tamamlamıştık nihayet, denizde ikinci gece daha sona ermeden. Hem de ne şiddetli rüzgara ne de yağmura yakalanmıştık. Başarıyla kaçmıştık önden önden seğirterek.

(https://lh3.googleusercontent.com/q-7fF1I9uTEqivy1jUPX1PBD--wbmZ_KWlEECofESjlxEQ9kDm5X7tkaGXm9sT3DDc8XlHHSqXtd_PHcvjcJI1bl8--xNwNwStxuZCKd7zafw9qNqWM2LL41Tq4jnmI3sHgIyMki_g=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/-ION2M2H-XDzZlx6ZROdrF9DceRh-B6lXI5iopVfS6zowfC7_0M3F0fC_UaRCdKYkUsNcQ_AohDhag_U2bm_5O_4jbzeVase7gLsqT3Sq3K5kUayKwnNUqa7L401xX4JXJDWbXlaVg=w2400)
(San Pietro adasının konumu)

(https://lh3.googleusercontent.com/cMkSuRZdgQR8L729fn-7KfA35q8mUMr6s5Gg-nmXI1_0sMR9GUpan3ZHYWPO3Kn9IWEJES0JsU3W2RJj_W_xSNttXn-9ktfHtqfJDSv3UCEmk8_BuzdvMM2VVyxhXnnzxe7MCStJTw=w2400)
(Dönüşlü geçişli komple Sardunya Denizi maceramızın resmidir!)

Demir attığımızda hava oldukça sakindi. Hava tahminine baktığımızda batılı kötü havanın sabah başlayacağı görünüyordu. Demirin tuttuğundan şüpheliydim ben; zemin de otla kaplıydı üstelik (daha önceden burada demirlemiştik, biliyorduk). Mark hemen yatıp uyudu, bense içim hiç rahat olmadığı için Navionics'de demir attığımız noktaya işaret koyup nöbet modunda takıldım uzun oturuşla. Çok geçmeden rüzgar başladı gerçekten ama henüz şiddetli değildi ve yerimizden kıpırdamıyor gibiydik. Böyle 3 saat kadar daha oyalanabildim ama sonunda uykuya teslim olmuşum ben de.

Sabah uyandığımızda demirin bir miktar taramış olduğunu gördük ama hala 4 metre sığlıktan çıkmamıştık, durum ciddi değildi. Bir kendimize gelelim, yeniden doğru düzgün demirleriz dedik. Mark kahvaltısını yaptı, ben de birşeyler atıştırırken email gelmiş mi diye kontrol ettiğimde, şu anda açığında demirlemiş olduğumuz Carloforte'deki marinadan cevap gelmiş olduğunu gördüm. 'Evet, sizin için yerimiz var, 6 aylık 2.250 Euro' diyorlardı. 3 binden aşağı olmaz diye tahmin etmiştik. Tunus'tan da en istemediğimiz Bizerte marinasından cevap gelmişti; yer var diyorlar, fiyattan ise hiç bahsetmiyorlardı. Monastir marinasından pek tabi ki hiç ses yoktu (buranın aylık kışlama ücretinin 250 Euro olduğunu görmüştüm Navily'de). Carloforte marinası Monastir'den toplam 750 Euro daha pahalı olacaktı ki zaten Monastir hiç ümit vermiyordu. Bizerte ise burasıyla aynı fiyat olurdu en iyi ihtimalle ve daha az güvenilir. Böyle konuşup durum değerlendirmesi yapıyorken bir anda bir gök gürlemesi ve aniden bastıran yağmurla birlikte rüzgar öyle bir arttı ki neye uğradığımızı şaşırdık. Tekne hareketlendi; kesin demir tarıyorduk. (Navionics'deki işarete baktım, ohooo, almış başımızı gidiyoruz 7-8 metrelik derinliğe doğru!) Hemen yağmurlukları giyip güverteye fırladık, motoru çalıştırıp demiri topladık. Bu arada küçük bir balıkçı şamandırasının ince halatı zincirimize dolanmış! Bıçakla kesip kurtulduk, ne yapalım.. Tekrar 4 metrelik derinliğe gelip, bu kez kıyıya daha yakın bir yere demir attık (zemin kalın ot tabakasıyla kaplı; demir pek tutmadı yine sanki). Yağmur ve rüzgardan göz gözü görmediği bu yarım saat içinde sırılsıklam olmuştuk. Ve demiri atar atmaz yağmur da rüzgar da dindi pek tabi ki. Islak kıyafetleri üstümüzden attıktan sonra kamaraya inip kurulandık biraz. Hava gün boyunca sık sık bunu yapacak gibi görünüyordu. Ertesi günkü bir günlük molanın ardından ise öyle bir mistral gösteriyordu ki hava tahmini, yüreklere korku salacak cinsten. Bir hafta kadar da devam edecekti. 'Let's do it' dedi Mark, 'marina yani?' diye sordum, başını salladı evet anlamında. Kamarada karşı karşıya oturmuş, ıslaklıktan bezmiş, kuru ve huzurlu bir ortam düşlerken, bundan daha iyi bir karar verilebilir miydi zaten? Mistral ufukta kol gezerken, Schengen alarmı ötüp dururken ya da? Marinayı aradım, 'geliyoruz yarım saate' dedim, 'gelin bekliyoruz' dediler. Bir saat sonra ziyaretçi pontonuna bağlanmıştık (16 Kasım 2022).
(https://lh3.googleusercontent.com/ASb_YJtAcSGqL9cEbevOmdBZIqnhR7UVa-8pYXUqZOTUyiYjYsuyEo6IDGNLh2NCtvuK6lLzHP5j9sj-CXq4gXrgjbycDtTiqOGoQr_TSzePYQPzli1gYL7MuCiDT9ClpRu-x9uERg=w2400)

Ertesi gün marinayla 6 aylık sözleşme imzaladık, toplam ücretin yarısını peşin verip. O gün uçak biletlerini de aldım 10 gün sonrasına. Bu süre içinde tekneyi bırakılmaya (terk edilmeye yani ☹️) uygun hale getirebilirdik rahat rahat. Burası güvenli, korunaklı bir yer. Marina, büyük Carloforte limanı içinde yer alıyor (bir başka marina, feribot iskeleleri, yerli teknelerin bağlı olduğu bir yat kulübü ve birkaç başka iskele de var liman içinde ayrıca). Liman ise mendireklerin ötesinde, yüksek rüzgarlarda bile büyük dalgaların oluşamayacağı sığlıkların korumasında. Üstelik günlerce sürecek, ortalama 7-8 bf, sağanaklarda da 10 bf hıza ulaşacak mistral rüzgarı iyi bir korunaklılık testi olacaktı biz teknenin içindeyken. Ertesi gün ziyaretçi pontonundan asıl yerimize geçtik (bizi bağladıkları kalıcı yerimiz pek memnun etmedi bizi gerçi) ve sonraki gün fırtına başladı.

(https://lh3.googleusercontent.com/t2D0fxfXQP3DI3bMJF1P-Y_p2hrmdJqTeg4aW20v2wqMux1gP6bXvkpHRWOEYc09AtGluokIBuv-z2kgDXuL_01rK-SWTit7Ie5aDtA-Y4PI9qVNT3dxkiWiPVvA867cjgs2zqGQag=w2400)
(Bir haftalık mistralden örnek olarak bir an.)

Uğultusu, bağlı teknelerin armaları sayesinde daha da bir güçlenip kafamızı şişiren şiddetli rüzgar pek de kıpırdatmadı tekneyi fırtına süresince. Gelip giden feribotlar da çok rahatsız edici değildi. Tekneyi ilk kez bu kadar uzun bir süre ve böyle uzakta bırakacak olmak kaygı yaratıyordu; en büyük sorun buydu 😏 Kötü havayı sorunsuz geçirmek biraz da olsa içimizi rahatlattı. Zaten elden bir şey gelmez, marina görevlilerine güvenmek zorundayız. Buna da alışılır.

'Tekneyi terk etmeden yapılacak işler' listemizi eksiksiz tamamladık fırtınanın ardından son günlerde. Arada, limanın gerisindeki lagünün çevresini dolaşıp flamingoları seyrettik, güzel Carloforte kasabasında dolaştık, kum yerine kalın posidonia katmanlarıyla kaplı deniz kıyısında denizbörülcesi topladık (yürüyüş pek mümkün değildi ama).

(https://lh3.googleusercontent.com/VzyGfev-EcHSUv1efCGxe4PAeoRVZFSmjQpbqAeWv-t-8n0KRqx42qDx9amzgZTFGp-FSBa651t49OJp3YQkTMdC7cc5cl3rCwx0-KJPjbdtyRauQnvHYPd4ASYS10VcU4uMrRVebW4=w2400)
(Tuzlu su lagünü bir kuş cenneti.)

(https://lh3.googleusercontent.com/Qj9XBsHCP0fR4thDrzZ5gb2s78bmsuSVabSeogKL2_maj1lzQosFzUGtkqn4mPocm4mgO3u3g5umDTbaLY-g_lrjkNUH5t93SVKEqzSBPpZWgLGTuak23bilpv2qGxIq5TSHd-Qw1A=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/kd0AfeUVOTmkZORIYEPV_H17wEPBwm229UTrIYWJJw6K0puEEqOynYRb_Bx230eybQUVb7rdqZAWVBqubss2h1gdif-Fqza5EIW8TYVbkhauHkuZ2qUwA-jHn4cfrSn13-biOtz8tg=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/bQXo5QlmiJ5Sg05WCkGJGsjw2obobH19yxzs7KQQzFcvJVxg-yIuuXflhjN9G6uuq6SmGQ1MStyk-dvqVGIhPl4SwIjSfmwmlXWvJH-Hiy3jnidnE1-HuPv3Z_kcywWzV0hMwOTTBA=w2400)
(Carloforte'nin meydanlarından biri)

(https://lh3.googleusercontent.com/9UjGSAnuF9JBAUx22AeAw2F1MI57NLR1ZO3iNm8i9r6xobyTcAsIxZY-JnxKS3Jdx4pFS5i53Yb5F6nmIt0MtyERX2FO3X_NhqQ4tHIUH1J0Fm3jlsj_kcwohvQNCmVdV9IPs0kxeQ=w2400)
(Ana caddeden bir görüntü)

Derken ayrılık günü geldi çattı. Tekneyi marinaya emanet edip, içimiz buruk, çantaları yüklendik, dile kolay 30 saat sürecek 7 bacaklı (feribot + otobüs + tren + uçak + uçak + uçak + arkadaşımızın arabası) Carloforte - Karaburun yolculuğuna başlarken teknecana bir kez daha bakıp, döndüğümüzde onu aynı yerde aynı halde görmeyi diledik (28 Kasım 2022).

(https://lh3.googleusercontent.com/JPr4XuRscFVpsYIsKvAfrAaMoVgTv02q8T4PIqUwgImOpK4oyiW6Z6_zwsg53pdDuRyeym0EntqxxrQIHgYiWqisDsmxc8MbPhpntrBay8LtYJDQQrhE6kZxmNvOnwRXA5gFOx2ZzA=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/Tk8D6pBR_dqAAPC4LJPbstRwudbO8H_2-yViW3OWQLa9tesH0E7vMXq-nh8nfeRoCBj_E84a_SBTjwDaeAVab1hZTR-cePLRob2WU9tn0ttgTm6husvly0Cqgo7VbYbJHzHNQ7eXaQ=w2400)
(Ayrılırken feribottan marinaya bakış)

(https://lh3.googleusercontent.com/y0kIgiz5vuFFUwGYhN9Eu3DLnfrsM97ai6WCkc-_h1ujWuCBM73cb3T-oydWlZJKPKwf5hiTFSs8RvSdKnISeHTlSkQH2i3ZERX84oOSPF2i92jAVBCSmwUh4H3b5AumRBFdBrQLpQ=w2400)
(Carloforte'den uzaklaşırken)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Engin Saygılı - 13 Aralık 2022, 17:54:49
Harika bir anlatım, heyecanla bekliyordum, çok teşekkürler, adeta macerayı biz yaşıyoruz okurken, kaleminize, yüreğnize sağlık.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 14 Aralık 2022, 00:39:10
Selametle Sağlıkla bağlanmış ve yurda dönmüş olmanıza sevindim. Harika anlatım için tekrar teşekkürler. Bu arada anlatımınız bir çok seyir anısı içeren kitaptan daha etkileyici bir üslup ve açıklamalar barındırıyor. Sanki doğaçlama  bir pilot kitap gibi. İleride seyir defterinizdeki notlarla bu yazılarınızı harmanlayarak güzel bir derleme ortaya çıkartırsınız diye ümit ediyorum.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 24 Aralık 2022, 00:42:20
Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim ☺️ Kitap yazma fikri ara ara yoklar beni. Belli belirsiz bir şema bile var aklımda. Dağarcığımın biraz daha dolmasını bekliyorum. Böyle yorumlar almak iyice teşvik ediyor, cesaret veriyor. Çok sağolun 😊
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 25 Aralık 2022, 11:59:05
Bu arada Mark'ın denizciliğini bir kez daha takdir ettim. Tekneyi kışlamaya hazırladığı detaylar mükemmel. Teknenin fotoğrafını inceleyince her detayı düşündüğü ve tedbirini aldığını görüyorum. Kendisine çok selamlar.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Mücahit Karabaş - 25 Aralık 2022, 20:06:42
Seyir yazılarında çıtayı çok yükselttiniz. Keyifle okuduk. Okumaya devam edeceğiz. O nedenle teknenize tekrar kavuşmanızı biz de dört gözle bekleyeceğiz.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 25 Aralık 2022, 23:25:06
Çok teşekkür ederim  :) Ben de yazmaya devam edeceğim, hele ki yeni sezona başlayabilelim.. Bu arada, Mark'tan da selamlar!
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Hakan Tiryaki - 30 Aralık 2022, 13:29:19
Tek eğlencemi aldınız elimden tekneyi kışlamaya bırakarak. Ara ara girip, keyifle ve daha çok da özlemle okuyordum.

Tez zamanda kavuşun kayığınıza. Mark'a da sevgiler.

Bu arada lumbozları nihayet takmaya başladım. Delirttiyorlar beni ama nefis oluyorlar. Yakında paylaşırım fotoğraflarını.

SM-N910C cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Uğur Tunç - 01 Şubat 2023, 23:10:43
Çok güzel bir seyahat ve yazısı , kaleminize sağlık.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Serkan Güvenen - 02 Şubat 2023, 09:19:22
Keyifle okudum kaleminize sağlık teknenize kavuşmanız dileğiyle  :)xx
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 03 Şubat 2023, 12:37:33
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Yeni sezonda görüşmek üzere  :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 20 Haziran 2023, 19:33:13
Aurantes Ile eve dönüş serüveninin yeni (ve umuyoruz ki son) sezonuna başlıyoruz (aslında başladık bile ☺️).

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9Tsp5-aIVfGljXfSu5kEaj2ACxXdmUQjzmELKI3sIcIjRDc5LNhJzGU7gpj6FVSBY1gcVdxDXX-lJJrexwH6dNhCCq-HlsBGco009NKzN-WyiCTLs=w2400)

Sardunya'nın güneybatı köşesindeki San Pietro adasının güzel kenti Carloforte'ye yine uzuuun ve yorucu bir 6 bacaklı yolculuğun ardından ulaştığımızda (7 Mayıs 2023) tekneyi nasıl bıraktıysak aynen o halde bulunca, bitkinliğimiz ve uykusuzluğumuz birden buharlaştı ve hemen işe koyulduk.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-Chm2xED0ALr18QFXKpdMvX6NvEprua1l0JGpc6n3LoLq97FiE5LU-ynMgjYnFfLJTHAvqsfSDY3s_EEp80bbG438V_PpXpM3wtPyoxx1FFMrHrzc=w2400)
(Aurantes'i böyle bırakmıştık, aynen öyle bulduk; ama pırıl pırıl güneşli bir günde..)

Güvertede ne varsa aşağıya yığmıştık ayrılırken; onlar çıkmadan kendimize yer bulamazdık zaten! Ama bir anda beliriveren enerjimiz kendimizi bile şaşırttı. Duralım artık diyor, şunu da yapıverelim diye devam ediyorduk. Neredeyse her şey yerli yerine konmuştu günün sonunda. İkinci gün de yelkenleri takınca geriye sadece detay işler ve bakım-onarım kalmış oldu ve marinada 10 günümüz daha vardı, sözleşmenin biteceği tarihe kadar.

Motorun tatlı su soğutma sisteminde su devridaimi gerçekleşmiyordu ve motoru mecbur kalmadıkça kullanmıyorduk. Türkiye'de tanıştığımız bir motor ustası sorunu anlattığımızda sistemin hava yapmış olabileceğini söylemişti. Onun dediği gibi sistemdeki tüm suyu boşaltıp, musluğa takılı hortumu sisteme bağladık ve suyun rengi berraklaşana kadar suyu yeniledik. Motoru çalıştırdığımızda tatlı su pompası çalışıyordu tam verimli olmamakla birlikte ama demek ki sorun gerçekten birtakım hava kabarcıklarıydı. Mark biraz daha uğraştıktan sonra eğilip ağzını tatlı su girişine dayadı ve var gücüyle üfledi. Suyu yeniden doldurup motoru çalıştırdığımızda pompanın mükemmel çalıştığını gördük. Birinci sorun giderilmiş oldu 😊 İkinci sorun, motor çalışırken akünün şarj olmamasıydı. Marinadaki komşumuz dedi ki, güneş panelleriyle bağlantıyı kesin, motoru çalıştırın ve sorun gerçekten nerede tespit edin: akü mü, alternatör mü, bağlantı mı. Öyle yapınca bir baktık, akü mükemmel şarj oluyor. Hmm. Demek güneş paneli bağlantısıyla ilgili bir sorun. İki akünün birini sadece motora ayırıp, panelleri diğer aküye bağladık. Aküler de birbirine bağlı ve kontrol düğmesiyle akü seçimi yapabiliyoruz. Sorun şimdilik çözülmüş gibi görünüyor.

Marinadaki süremiz dolunca ayrılıp karşı ada Sant'Antiocco'daki bir demir yerine geçtik, güzel kasaba Calasetta'nın (Carloforte daha güzel ama) sığ lagün girişine.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_5bTDqlt41otyERa51BvSnPooLLQTF1CObbJv_TNQ3yHn0gujDvepUTZ6DSduGv2frc_Aobd4CBBpALs2ABjcN72a8rCyqgwB_wfDA75oiC5eDqJ4=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_Q3JJZSrKzSEp0epcloIS5ZuuCv9tUIAP5c-SCxYTG2HPo5CFwJDDRbADCMHEAcY4gp4rP9b70wfoQixVNy-KQKAP4uF_PCRvFtZMWA-r3pPQdXUs=w2400)

Süper korunaklı bir yer değildi burası ama solugan almıyordu. Kuzeyli rüzgârı tekne baştan karşılıyor ve biraz baş-kıç yapıyordu, ama bu sığ sularda dalgalar asla büyümediği için gayet rahattık. Marinadaki son iki gün hava kötüydü, bundan iki gün sonra da tam istediğimiz gibi bir rüzgâr görünüyordu ama o gün geldiğinde bizim iyi rüzgar kaybolmuştu, üstelik hiç rüzgar yoktu. El mahkum, bekleyeceğiz. Buradan Tunus'un Kelibia limanına gitmekti niyetimiz ve bunun için daha marinada kaldığımız günlerde Schengen vizesine çıkış damgasını aldırtmıştı sevgili Andrea, Marinatour Carloforte'nin biriciği. Çünkü arkadaşı olan pasaport polisi başka bir yere gidecekti ve erken olsundu, böyle daha iyiydi. Bizim içinse, istesek bulamayacağımız nimet! Schengen günü tasarrufu 😊 Rüzgarsız günlerde değişiklik olsun diye demir yeri değiştirirken, yani demir alıp atarken Mark belini incitti bir de üstüne üstlük, ciddi şekilde hem de.. Bir hafta kadar yatıp ıstırap çekti zavallı. Bir miktar rüzgarı da böyle kaçırdık. Sonra tekrar rüzgarsız ya da ters rüzgarlı günler geldi. Ne yapalım dedik, dert etmedik, hiç de gün kaybediyor gibi hissetmedik ☺️ Calasetta'nın çevresi yemyeşil, güzel lagününde günler birbirini kovaladı. (Yalnız çok iyi demir tutmuyor burası, dip otla kaplı; biz iki kere demir taradık, başka birkaç tekne de.)

https://photos.app.goo.gl/mN6bcmbRXCsFiMdb9

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9x6Jzt554LFoljYy5m9lAIEEBibi73JMScfWMDl6vuIJEuWTS80mbPf0DaZzqWeMwGhmW2ZrPYWbQhhNVLcQYzpudnccc4eHhc9e3htS-BTdBqZsE=w2400)
(Calasetta'nın daracık sokaklarının birinden limana bakış; ötede görünen kıyılar ise Sardunya'nın)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8UxbnQ1s73HIU_Xw1o33ZmR7hCgLHawwf_cA82bI9dApz7_WwjYg-s32N40Gr-FJAt0lR39aT0HKaN6dVfH554KUJXa1-58cfFRzm8HvzaPT1fQVw=w2400)
(Karşıda San Pietro adası ve güzel şehri Carloforte)

Nihayet bizim rüzgar ufukta belirdi. Yola çıkmadan iki gün önce marinaya iki saat bağlanıp, su, içme suyu, erzak gibi ihtiyaçlarımızı giderdik (sağolsun Andrea, hem korunaklı hem de insani bir marina burası). Denize açılmanın vakti gelmişti artık, tekneye geri döndüğümüzden bir ay sonra!

O gün (10 Haziran 2023) rüzgâr öğle vakti başlayacaktı yavaştan ama biz sabah 8 gibi, çok hafif bir rüzgâr belirince demir alıp çıktık demir yerinden (Mark bekleyemedi 🤭). Calasetta'nın burnunu döndükten sonra rüzgar iyice azaldı ve kayboldu. Suda pek bir kıpırtı yoktu; böyle salına salına bekledik birkaç saat iki ada arasında. Güneyden solugan gelmeye başladı çok geçmeden; yalpaya düşünce, tam karşımızdaki plajın açığında demirlemeye karar verdik. Uzakta rüzgarın başladığını görebiliyorduk. Demirleyeli yarım saat olmamıştı ki rüzgar ulaştı bulunduğumuz yere. Tekrar demir alıp çıktık yola. (Hem asıl demir yerimizden ayrılmak hem de bu son yere demirlemek için fazla erken davranmıştık; neyse ki Mark'ın beli çok daha iyi.) Saat gerçekten de öğlen 12'ye geliyordu. Batıdan gelen rüzgar iki adanın arasına güneybatıdan giriyordu. Birkaç tramolayla Sant'Antiocco adasının batı burnunu geçip, güney burnuna doğru ilerlemeye koyulduk. Çok geçmeden kocaman iki yunus katıldı rotamıza. Çevremizde dolanıyorlar, bazen altımızdan geçiyorlar, ama en çok birbirleriyle ilgileniyorlardı. Biri kuyruğunu peşpeşe suya çarpıyor, diğeri hemen ona doğru gidiyordu. Flörtleşiyorlardı sanki 💙

Sant'Antiocco adasının güney burnunu geçip asıl rotamıza girme vakti geldiğinde, Tunus'un Kelibia limanına gitme kararımızı bir kez daha sorguladık. Diğer alternatif Sicilya'nın batı kıyısındaki Trapani'ydi.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8C9F6LX26fE_M2Jhu8UaFpLqey92gWYATE4M0vXXGovqTHhETsDB_UTkPm8vC_M7oFlFMvNk5AZEKpKFT4nNxU-TFn9BFF6nlUEBrv5nIMn)vIo-z0=w2400

Trapani, Navily'den öğrendiğimiz üzere, demirlenebilecek bir yerdi ve bulunduğumuz yerden Kelibia da Trapani de aşağı yukarı aynı mesafedeydi. Trapani rotasında gemi yollarının dışında, sakin bir seyir yapabilirdik. Ama hava raporu yer yer rüzgarsız bölgeler gösteriyordu; Kelibia rotasında ise rüzgâr kesintisiz devam ediyordu. Sicilya hiç severek gittiğimiz bir yer olmadı; 2015 yazında batıya giderken bir demir yerinde botumuzu çalmışlar, bizi çok zor durumda bırakmışlardı. Ayrıca, güney kıyısı boyunca demirleyecek yer hiç yoktu. Kuzey kıyısında da öyle; rüzgârsız zamanlar da çokça oluyor gibiydi. Hazır Schengen çıkışımızı almışken, bir de giriş yapmakla mı uğraşacaktık ya da koy denemeyecek girintilerde kaçak göçek rüzgâr mı bekleyecektik? Kelibia rotası gemi rotalarıyla kesişecekti ama çok dar bir alanda değil. Daha önce de bu rotayı yapmıştık, özellikle stresli bir seyir olduğunu hatırlamıyorum. Bu alternatifle ilgili başlıca kaygımız, Kelibia limanında kalmamıza izin verilip verilmeyeceğiydi. Navily'de bir sene öncesinde yazılmış iki yorumda, limandan kovuldukları söylenmişti. Burası çok işlek bir balıkçı limanı; daha önce iki kez kalmıştık. Taş iskelelerin birinde ziyaretçi teknelere çok az bir yer ayrılmıştı; tekneler birbirinin üstüne bağlanırdı. Son gelişimizde, birbirine aborde olmuş 7-8 teknelik dizinin 3. teknesiydik!

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9oFighr7CFh95Deav8wLvWX__6MNPp85t9SzWlw7u7OZF1PS79u9GBL444piIXLePgOmarmj0WHKr8EnqXPq096k5U0O-2in2YrPqCXagOBBzOhjg=w2400)
(2018 yazında Kelibia limanındaki yerimiz; ortadaki bodur direkli katamaran Jaya. Bu diziye sonradan eklenenler, fotodan önce ayrılanlar da olmuştu. En sonda bağlı olan Fransız adam çok sinirlenmişti duruma 🤭)

Şimdi ise Google uydu görüntüsünden baktığımızda, bu yer balıkçı tekneleriyle doluydu. Kelibia olmazsa gidilebilecek (marina olmayan) bir liman (Mahdia) 100 mil daha güneydeydi; en yakın marina ise (pahalı bir yerdi) 50 mil güneyde. Ama Tunus'a gitme fikri iyi bir fikirdi: Schengen bölgesi dışındaydı, kafamız bu konuda rahat olurdu. Yiyecek vs her tür ihtiyacımızı ucuza giderebilir, tekneyi mis gibi yiyeceklerle doldurabilirdik. Sonra uygun rüzgarı yakalayıp Malta'ya hoplayabilir, Sicilya'yı es geçmiş olurduk. Mark Türkiye'deyken Tunus bayrağı bile yapmıştı, belki uğrarız diye. Hem belki limanda kalmamıza izin verirlerdi; resmi giriş limanı olduğu için mutlaka girebilecektik zaten. Oraya vardıktan sonra bir gün rüzgarsız, bir gün de fırtınalı olacaktı. İki-üç gün kalmak için yalvarabilirdik. Hem Türkleri seviyorlar (bir defasında Fas'ta asla kalamazsınız dedikleri bir limanda, Türk'üm ben demiş, bir miktar da gözyaşı dökmüştüm, o gece kalmamıza izin vermişlerdi 🙄); daha da olmadı yine gözyaşı döker, I love Erdogan derdim 🤭 Tamam, son kararımız Kelibia deyip, rotayı ayarladık, 130° ile yaklaşık 180 millik yola düştük.

Rüzgâr tatlıydı, 4 bf kadar; dalgalar küçüktü, hava az bulutlu, ortalık sakin, birkaç yelkenli, uzakta bir gemi. Akşamüstü irice bir orkinos yavrusu yakaladık. (Tam da yemek yapmaya başlayacaktım.) Afiyetle yedik büyük kısmını; kalanı yarın değerlendirilir. Yelkenler ayı bacağı, tüm gece pupa seyirle geçti, 3.5 kn ortalama hızla. Artık yaz, geceler kısa. Hava burada yerel saatle 9'da kararıyor. İkişer saatlik ikişer vardiyayla gece bitti, sabah 5'te şafak söktü. Otopilot Squeaky pek sağlıklı değil; tek bir bip yapıp hata kodu verdi birkaç kez. Şalterden kapatıp açmak zorunda kaldık yeniden kendini bulması için. Ayrıca, rotayı belirledikten sonra çark üzerindeki sabitleme kolu kendiliğinden atıyor büyük bir dalga geldiğinde. Dikkatin bir kısmı Squeaky'de, bir kısmı çevreyi kolaçan etmede, geçti gitti vardiyalar. Gemi trafiği pek yoktu, gördüklerimiz oldukça ötemizden geçip gittiler. Motorla yol almayan iki de balıkçı teknesi geçtik (birinin çevresinden dolandık, yakından gördük güvertesini). İki ucu ışıklı şamandırayla belirlenmiş neredeyse iki millik bir ağ da geçtik. Herkes orkinos peşinde. Yalpaladık, bazen biraz daha çok; ama pek kötü değildi.

Seyrin ikinci günü öğle vakti geldiğinde yolun yarısını katetmiştik. Sabah Squeaky'nin kolunu lastikle bağladık ha bire atmasın diye. Rüzgâr biraz daha batılı olunca ana yelkeni iskele tarafına aldık, seyir biraz daha rahatladı yalpalama azalınca; hızımız da 4 kn oldu. Olur da otopilotu kaybedersek diye, şartlar iyiyken dümen tuttum bir süre, alışayım, ne olur ne olmaz.. Öğleden sonra rüzgâr artıp dalgalar irileşince Squeaky iyiden iyiye mızıldanmaya başladı. Ana yelkene üçüncü camadanı da vurduk ama onu da beğenmedi; mecburen indirdik ana yelkeni, yarım cenovayla ortalama 3.5 kn hız yaparak ve zaman zaman ciddi yalpaya düşerek sallan yuvarlan idare ettik - Squeaky de bizi.. Gemi trafiği hâlâ çok seyrekti.

İkinci gece rüzgâr daha çoktu. O yarım cenovayla 4 kn üstüne çıktık. N'olur Squeaky götürsün bizi Kelibia'ya diye dileye dileye vardiyaları geçirdik (yine verdi hata kodunu birkaç kez). Bu gece daha da çok balıkçı vardı her yerde, birinin daha çevresinden dolanmak zorunda kaldık; bir gemi de arkamızdan yetişip oldukça yakınımızdan geçti. Trafik ayrım bölgesine şafak vakti girdik ama ilginç şekilde hiç gemi yoktu! AIS'de hepsi ayrım bölgesi dışında seyrediyordu. Sabah rüzgâr azalınca cenovayı tam açtık, hızımız hâlâ 4 kn üstüydü. Eh Squeaky, ana yelkensiz tek cenova seyri de yaptırdın ya Mark'a!

Öğleye doğru Cap Bon'a yalnızca 5 mil kalmıştı. Bu burnu geçince Kelibia'ya 15 millik bir yol kalıyordu. Bu arada son bir gemiyi de geçmiş (kıçına dümen tuttuk bu kez), trafik ayrım bölgesinden çıkmıştık. Sonra Cap Bon'u da geçip sakin sulara kavuştuk. Ana yelkeni kaldırmaya üşendi Mark - tam bir cenova yelkencisi oldu artık 🤭 Böyle yavaş yavaş Kelibia'ya yaklaştık. Tam bir yaz günüydü, sıcak; sancağımızda çorak kıyılar, kum tepeleri (çöl olmasa da..). Deniz düz, ama rüzgârımız var hâlâ.

(http://[img]https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-Fq4SIKGQzvn3d4I8h0YnZoDO4NsZa-7d3vhai9a_ElavBEczklWoZEK2WXjsKpzlzBpY0NhuP304mREG1j8mrtoJwllt4RIxH6OaHUOKH2I4FbJo=w2400)[/img]

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8EDVuzid_bVCA9YbSBd1GngtmuDxoKgze3MduVAF_-4b_2PJCh3w3rf6xuM3y5DrTlUwxVPSIJpMcki9kOB_azt7XInpfwD5taTbHVECAS9_DVew0=w2400)
(Cap Bon, 'İyi Burun')

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9za5Uvi4mzcKFP5mEdEdf4Jjns-8tfWOpesvDf4vpnYUsCLErIBPYok7hp-C3tnSX13gTkYDYB6dOiJHtrK2Pv7ZFaFCHJeOT9fVTRzh8IB5kj3Dw=w2400)
(Kum tepelerini ve sığlıktaki sac balıkçı teknesi enkazını -2018'de de oradaydı- yeni geçmişiz, Cap Bon geride kalmış..)

Akşamüstü 6 gibi Kelibia limanının mendireğine yaklaşırken ileride mavi ışıkları çakan bir resmi bot belirdi. Bize mi geliyorlardı acaba? Evet, öyleydi. Haydi bakalım, başlasın macera. Yanaştılar bize iyice. Biri yaşlı, biri genç iki üniformalı vardı içinde. Sınır polisi teknesi. İyi akşamlar dediler Fransızca (burada Arapça ve Fransızca konuşulur) ne var ki Mark onu bile anlamadı, Fransızca yok, İngilizce? diye sordu. Zor bela iyi akşamlaştık 🤭 Sonra da ne biz onların ne sorduğunu anladık, ne de onlar bizim ne dediğimizi. Giriş işlemi için limana gireceğimizi anlatmaya çalıştık ve sonunda yaşlı olan limanı işaret edip 'Port?' diye sordu, biz onaylayınca eliyle başparmak yukarı işareti yaptı. Böylece biz önde, onlar peşimizde limana girdik (girerken usturmaça ve halatları hazırladık).

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_FITxFFdn6f4K9SjlkQFjQoziLjx3jsJt2a0r6JmvFJSnSKAsD2DlJtt1nxJIPJvx7tC2G-UaUX5LE7DKcEfnRkS7x7OdvZJTubLrM5l59-g4rRA0=w2400)
(Kelibia limanına yaklaşırken)

Pis bir liman, tam bir keşmekeş. Karşı kenarda boş bir yer görüp oraya yöneldik (ve limanda bir ziyaretçi tekne daha vardı; iyiye işaret). Bağlanırken bir yetkili geldi, az İngilizce biliyordu. Giriş yapacağımızı söyleyince tamam dedi, 'Bekleyin, gümrük görevlisi gelecek.' Bu arada sınır polisi botu da yanımıza geldi, bize oraya bağlanamayacağımızı söyledi. Mark aldırmadan bütün halatları bağladı. Pasaport polisi olduğunu öğrendiğimiz karadaki yetkili de bottakilere birşeyler söyleyince, bunlar nihayet bizi kendi halimize bırakıp çekip gittiler. Sonra gümrük görevlisini beklemeye başladık; bu sırada pasaport polisi pasaportlarımızı inceliyordu. Benim Türk pasaportu işlevini gördü, adam yumuşadı (zaten iyi birine benziyordu). Gümrükçü de gelince bunlar tekneye çıktılar. Masamızı açtık, bilumum form dolduruldu, yarı İngilizce, yarı Fransızca anlaşa anlaşa. Üç gün kalacağımızı, sonra Mahdia'ya gideceğimizi söyledik (kovarlarsa oraya gideriz diye düşünüyorduk), olmaz demediler 😃 Sonra gümrükçü yüzeysel bir arama yaptı, dolaplara, sandıklara filan baktı üstünkörü ve ardından tekneyi kilitlettirip polis binasına götürdüler bizi, parmak izi, biyometrik fotoğraf ve daha çok form için. I love Erdogan demek zorunda kalmadım, Sultan Suleiman daha çok işimize yaradı (Muhteşem Yüzyıl) 😄 Yolda giderken 'ben de Türk asıllıyım' dedi polisimiz (Türk mirasıyla gurur duyuyor birçok insan Tunus'ta, Cezayir'de, bayraklarında bile ay yıldız var). İşlemler bitince, diğer ziyaretçi tekneye aborde olmamızı söylediler. Zaten onların bağlı olduğu yer çok daha iyiydi, hem de öyle güzel bir tekneydi ki! Polis binasından çıkıp diğer tekneye gittik haber vermek için. Tıklatınca içeriden incecik, güzel bir genç kadın çıktı, tamam, bekliyorum dedi gülümseyerek. 14-15 metrelik, ahşap, çift direkli, eski bir double-ender tekneydi, tadilat işlemi devam ediyordu besbelli. Hayatımda gördüğüm en küçük Fransız bayrağı bağlanmıştı kıç ıstralyaya.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_7JxWX0CWL_KMdeYs5a_cW8CZJNdhw72_irimQ26AILqCxw7qK7FfmAf-nFMzyGEVirZIm7N5vHGpVI5koYw1E31NGBlnymeeMiz0FdCxQyokEpu8=w2400)
(Kelibia limanının uydu görüntüsü)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9AdN3I-i2pZp3T30e6_X5jCOoHJx1aE7NTmWwc2ZYWs8etqPJ1c85jEJx7Gp7crPlVZyEJoQYtuQ9eSn9YsVLWAvSTHS34lsQ62WjCfjYjBpLzKy8=w2400)
(Limanın sonraki günlerden birinde çektiğim uzaktan fotosu ve kaosu)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc86i8JALVV04IsXr7TMoUFty5kx9nRHp0BKyyVzhGgkiSlMIIKmNiOqhErYZg4pdz3r2-r-r8aqg30f3E8DPg6oc2aKKu13xKVwebvb1UwHNjWnGKw=w2400)
(Ithaca, daha başka bir fotosu yok maalesef..)

Bağlandıktan sonra sorduk merakla, Fransa'nın Sete limanından almışlar tekneyi, üç yıldır çalışıyorlarmış üstünde. Yunanistan'ın İyon adalarından gelmişler Kelibia'ya, doğrudan. Ve Fransa'nın Bröton bölgesine gidiyorlardı (nihayetinde varılacak ev ise İskoçya'ydı). Kadın Bröton, sonraki gün tanıştığımız genç adam da İskoç'tu, ahşap tekne ustası. İki Kelt birbirini bulmuş; ne güzel insanlar.. Artık böyleleriyle karşılaşabilmek küçük ihtimal. Kelibia'ya gelmenin getirdiği hoş bir sürpriz oldu güzel tekne Ithaca ile karşılaşmak. Limanda da kalabilecektik hem, rüzgâr durumuna göre Tunus'ta başka bir yere gitmeye gerek kalmadan doğrudan buradan çıkabilirdik Malta seyrine. Bu sevinçle iki günden uzun süren seyrin yorgunluğunu unutmuşuz; yemek yedikten sonra öyle bir gevşeme geldi ki ilaçtan iyiydi ☺️.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 20 Haziran 2023, 23:37:07
Hoşgeldiniz yine foruma heyecan geldi. İnanın merakla bekliyordum ne zaman tekneye gideceksiniz diye. Merakla takipteyiz, selametle, uğurlar olsun.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 22 Haziran 2023, 20:55:41
 Çok teşekkür ederiz Ahmet reis, gönderip duracağım artık yazıları  :)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 25 Haziran 2023, 22:03:32
Harika yazmışsınız yine. Çok ara vermeyin lütfen


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 28 Haziran 2023, 19:54:30
Kelibia'nın balıkçı limanı gece gündüz işliyor, hem suda hem karada. Peş peşe girip çıkan küçüklü büyüklü teknelerin çoğu ahşap, çoğu dökülüyor, kiminin bir tarafı yatık. Az sayıdaki sac tekne pas içinde. İnsan hayrete düşüyor, onca insan bu teknelere nasıl güvenip de ufkun ötesine gidebiliyor diye.. Bağlı olduğumuz yer liftlerin önündeydi. İki tane lift vardı, üzerlerinde İtalyan bayrağı görünüyordu. Çok ciddi aletler, büyük yatırım yapılmış besbelli. Orada olduğumuz süre içinde her gün en az iki-üç tekne ya karaya alındı ya da suya indirildi. Bir gün hava kararmak üzereyken harap durumda, büyük bir ahşap tekne girdi limana. Kıçı çok fazla suya batmıştı, belli su alıyordu. Arkadan iki tekne itiyordu; aceleyle çekek yerine getirildi itile itile. Çok geçmeden koca lift hareket edip çekek yerine geldi ve hemen kaldırma işlemine başladılar. Gece liftte asılı kaldı tekne, suyu boşalsın diye. Az kalsın batıyormuş gerçekten. Sonraki günlerde ondan fazla kişi harıl harıl çalışıp tekneyi onarmaktaydılar. Ekmek teknesi...

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_R6mBWwkZKj6DqlrROEwwKzvaPNrFL5DOb9UxilwiOL7vr4yN1yiVwDBJd9FS4A4sGcATlPQ7p9lN7AST4ReFE2RMrR2shK_sKseROc_-A8h036IQ=w2400)
(Bağlı olduğumuz yerden çekek yerine bakış)

Karası da suyu da pis bir liman. Suda öyle çok çöp, pet şişe var ki! Bir aşağı bir yukarı gidip geliyorlar, kendilerine eklenen yeni çöplerle birlikte. Yoğun bir çürük balık kokusuyla şaşkına dönüyor insan, limana ilk girildiğinde (gerçi sonra almaz olduk kokuyu, alışmışız herhalde 🤭). Dev bir hal binası var, sabahın ilk saatlerinde bağrış çağrış mezat yapılıyor. Kalabalık.. Bakımsız tekneler, bakımsız liman ama mükemmel, kesintisiz işliyor. Etkileyici..

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-I0fg8o3rLDJRYGHdDuerlr6ropur29gNKTRZRXPzB7VURl6iEKj-_MzhpFS3Kd2vUV-cXOvv4r50QiktljczFsRhmphcDro8eOODnnkUagR7FryA=w2400)
(Liman ve çöplerinin bir kısmı)

Yerimizde rahattık, güzel de komşularımız vardı. Zaten bu limanda sıkılmak imkansız ki.. Her an bir hareket var. Bir de kediler.. Öyle çok yavru kedi vardı ki limanda! Miniminnacık, öksüz, çelimsiz. İnsanlar burada çok iyi davranmıyorlar sokak hayvanlarına. En iyi ihtimalde kayıtsızlar. Yoksa kovuyorlar. İçim çok acıdı ama kültürleri böyle. Sadece kültür de değil, bir de gözle görülür yoksulluk var. Ortalıkta mecalsiz adamlar.. Kendine hayrı yok ki yavru kediye dokunsun.. Neyse, minnoşlara dönelim. Yakınımızda olta atanların çevresinde çöplenmeye çalışan mini minnacık bir kedi gördüm ilk günümüzde. Beyazdı, ama limanın rengine bürünmüş; burası için yanlış renk. Suya yakın bir kayaya inip suya doğru miyavlamaya başladı sonra, balıkları görüyor, 'n'olur gelin de sizi yiyeyim, öyle açım ki' diyor gibiydi. Mark çok acıdı, sosislerinden birini götürdü ona. Hayvancağız hayatının en şaşkın anını yaşadı herhalde, hapur hupur yedi sosis parçalarını. Mark tekneye döndü, yavrucağız da gitti bir yerlere. Bir iki saat geçmemişti ki yine geldi. Bu kez doğrudan kayaya gidip suya doğru miyvlemeye başladı. 'Böyle yapınca sosis geliyor ki!' Çok güldük, Mark yine götürdü bir parça. Ertesi gün sarman bir de kardeşi gelmişti yanında. Bu sefer kağıt tabakta tavuk artıkları geldi önlerine. Büyük ihtimal hiç tabaktan yemek yememişlerdir.. Orada kaldığımız sürece defalarca o kayaya gelip suya doğru bakarak sosis tanrısına yalvardı minişler. Son gün ayrılmadan önce Mark oradaki halatı çözüp gelirken peşinden geldiler - artık öğrenmişlerdi. İçimiz gitti, alsak mı tekneye diye düşündük kısa bir an. Almadık. Hep aklımıza geliyor ama, alsa mıydık diye.

Limana vardığımızın ertesi günü rüzgarsız, boğucu sıcak bir hava vardı, sonraki gün güneyli rüzgâr ve yağmur. Üçüncü gün ise çok sert kuzeyli rüzgâr esecekti. Bizim için doğru yön ama şiddeti biraz fazla. Bu fırtınalı günün öncesindeki gecede balıkçı tekneleri limanı doldurmaya başladı. Öyle ki, ne zaman liman girişine baksam bir teknenin girdiğini görüyordum. Yavaş yavaş bütün boşluklar dolmaya başladı. Limana tekne girişi bütün gece devam etti. Rüzgâr bizim teknenin içine doğru üfledikçe içeriye yoğun eksoz dumanı doluyordu. Teknelerin çoğunun motoru çalışır haldeydi; her birinden duman savruluyordu gecenin gökyüzüne. Kapattık bütün heçleri, daha fazla mazot dumanı solumamak için. Sabah olunca bir baktık, limanda tek bir boş nokta kalmamış, yer bulamayanlar birbiri üstüne bağlanmıştı á la Kelibienne ☺️ Fırtınada denize çıkmıyorlar besbelli (yoksa paralanır o yaşlı emektarlar).

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc98fD8Q9B4CkASR0p8dwEPTI3c2btqtKMXnkWnRisvSJQp_hfaT8iujSx94KgZ0kSuUPi0xhypkdjjQ75FBZ12IzacGXLUEBlLDJTOf1GrBstT-ufE=w2400)
(Sakin günde liman)

https://photos.app.goo.gl/M8XRYBsfApmwB13k6
(Fırtınalı günde liman)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9a2_M9G9fjxv7eRrjGd0RBXRa05rIZTr5fE-nLPslAJA4M9atBthQGpHifIWtXTZqFfBAWRYDFO-JHD-RsD9xxr5XbiT8SCROurauUBdqml5doDUs=w2400)
(360°)

Biz iki misafir tekne ise şımarık şımarık mis gibi yerimizde keyif çatıyorduk 🙄 Biz burda olmasak, bu yere en az 5-6 koca tekne bağlanabilirdi. Ziyaretçi tekneleri limanda istememekte haklılar aslında. Ama bizim de sığınacak yere ihtiyacımız var ki! (Komşu tekne Ithaca limana yaklaşırken telsizden uyarmışlar gelmeyin diye, ama arkadaşlarımız öyle yorgunmuş ki ısrar edip girmişler limana. Bizim ne telsizimiz açıktı ne de Fransızcamız var; cehalet bazen faydalı olabiliyor 🤫) Gerçi herkes güleryüzlü davranıyor, selam veriyordu bize. Hemen yanıbaşımızdaki orta boy bir tekneden Mark'ı çağırmışlar o sabah, güvertede tıraş olurken; bir kova jumbo karides vermişler (hayatımda gördüğüm en büyük karideslerdi ve o kadar çoktu ki yarısını güzel komşularımıza verdikten sonra bile karidese doyduk 😋). Pasaport polisimiz geldi o gün, ne zaman gideceğimizi sordu ama bu, 'hadi gidin artık' demek için değildi; o gün gideceğimizi söylemiştik giriş yaparken, o da kontrole gelmişti. 'Hava bugün kötü, yarın mı gideceksiniz' diye sordu. Dedik 'büyük ihtimal yarın, hava tahminine bakacağız.' 'Ayrılmadan önce bize gelmeyi unutmayın' deyip, komşularımızın durumunu da öğrenip gitti. Sağolsun bu güzel insanlar, limanda kalmamıza izin vererek öyle büyük iyilikte bulundular ki bize! Minnettarız 🙏

Şehir merkezi limana biraz uzak ama taksi dolmuşlar geçiyor sık sık, çok ucuz. Baharat, hurma, zeytin, zeytinyağı, süpermarket torbaları taşıdık durduk tekneye. Tunus da eskisi kadar ucuz değil artık ama Euro bölgesinden bir tık daha iyi.. O çok rüzgarlı günde yakındaki bir plaja gittik bir de. Bembeyaz, yumuşacık kumlu, harika bir plajdı. Plaj ahalisi çoğunlukla yeniyetme oğlandı ama mayolu kızlar, aileler de vardı.

https://photos.app.goo.gl/P5JtLjzbHqG2Vv8T7
(Şehir merkezine yaklaşırken. Buralarda minareler böyle, ezanları melodisiz, düz konuşma gibi ve kısık sesli)

https://photos.app.goo.gl/FqrwBhFy8umFBXXP6
(Liman civarından sakin bir sokak)

https://photos.app.goo.gl/uEz6zxSxvjaXvapy9
(Plaj)

Hava tahmini için wi-fi'ı olan sakince bir kafe belledik, her gün gidip kontrol ettik rüzgâr durumunu, birer de Tunus usulü cappuccino içtik yanında. Fırtınalı günün ertesi makul görünüyordu. Rüzgâr yer yer sertti ilk gün, gece ise biraz düşüyor ve bir tam gün daha kesintisiz devam ediyordu. Tam Malta'ya gitmelik hava. Boşverdik Mahdia'ya gitme fikrine; zaten B planıydı o, Kelibia'dan kovulma ihtimaline karşı. Ertesi sabah olabildiğince erken yola çıkmaya karar verdik, Sqeaky'nin bizi idare edebileceğine güvenerek. Şöyle ki:

Mark otopilotu söküp açmış, tam bir bakım yapmıştı. Sabitleme kolunun atıp durması, çarkın sık sık atlayıp fazla dönüş yapması gibi sorunların kaynağı apaçık ortaya çıkmıştı bu sırada. Meğer biri, tekneyi biz almadan önce, otopilotu açıp kurcalamış ve bazı parçaları ters yerleştirmiş! Mark bir güzel temizleyip doğru şekilde yerleştirince parçaları, sabitleme kolu da güçlü bir şekilde kapatılıp açılabilir olmuştu. Hata kodu ile ilgili bir bilgi bulamamıştı Mark kılavuzda. Yola çıkmadan test etme imkanı da yoktu. Bakalım görelim dedik. Bizi taa İngilterelerden buralara kadar yine iyi getirebilmiş o haldeyken Squeaky..

Yola çıkma kararını verdiğimizde akşam 9 civarıydı. İlk iş pasaport polisine gittik, sabah 5'te ayrılmak istediğimizi, mümkün olup olmadığını sorduk. Onlar açısından bir sorun yoktu ama gümrük görevlisi gelecek miydi bakalım. Telefon edip sordu. Evet, gelecekti. Limanın tahsilat görevlisini bekledik biraz da, ödeyelim ücreti, sabah bir de bunu beklemeyelim diye. Tatlı bir adamdı, önceki gün tekneye uğramış, günlük 30 dinar ödeyeceğimizi söylemişti hesaplar yaparak. Biz de parayı ona göre hazırlamıştık. Geldiğinde yine hesap makinesiyle hesaplar yaptı; merakla bekledim bakalım ne sonuç çıkaracak bu kez, daha yüksek bir rakam söylemese bari diye. Toplam 70,2 dinar demesin mi! İlk söylediği rakamın yarısından az fazla! (Yaklaşık 25 Euro gibi bir şey.) Hiç anlamadık, aynı adamın nasıl bu kadar farklı sonuç çıkarabildiğini 🤔 Parayı ödedikten sonra sabah 5'te çıkış işlemleri için yeniden polise gelmek üzere, limana en yakın bakkala yollandık, elimizde kalan Tunus parasıyla ne alabilirsek alalım diye. İlk açık yer büyükçe bir bakkaldı; yiyecek ve başka yararlı şeylerle iki torba doldurduk. Adam da İstanbul âşığı çıktı, iki sene önce gelip 15 gün gezmiş her yerini, en çok Beşiktaş'ı sevmiş, 'kafeler, diskolar..' dedi. Çektiği selfileri arayıp buldu telefonunda, bize gösterdi (Mark'ın yüzündeki saklamaya çalıştığı sıkıntı ifadesi görülmeye değerdi 🤭).

Tekneye döner dönmez yattık, kısa bir uyku olacaktı. Sabah 5'te polisin kapısındaydık, neyse ki uyumuyorlardı. Yine bir sürü form, yeniden parmak izi, biyometrik fotoğraf.. Dört günde neyimiz değişmiş olabilir ki? Gümrük görevlisi arandı, sonra tekneye gittik. Gümrükçü teknede yine üstünkörü bir arama yapıp Tunus'tan neler aldığımızı sordu. Hurmaları gösterdim 😄 Sonra motoru çalıştırmamızı söyleyip tekneden indiler ve kıyıda beklediler, ayrıldığımızı gözleriyle göreceklerdi - insan kaçakçılığı olayları malum. Dikkat ediyorlar. Bu arada 1 saat geçmişti; polise giderken rüzgâr sert sert esiyordu, şimdi ise sakinlemişti bize yardım etmek istercesine.. İskoç arkadaşımız da uyanıp güverteye çıkmıştı yardım etmek için. (Onlarla gece vedalaşmıştık; teknelerine assınlar diye nazar boncuğu hediye ettik bir de.) Halatları çözüp limandan çıktık. Dışarıdaki korunaklı alanda biraz eğlenip güverteyi neta ettik. Yarım açtığımız cenovayı balon bumbasıyla destekleyip güneydoğu rotalı yolumuza koyulduk.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 11 Temmuz 2023, 23:34:18
Malta'ya gitmek üzere Kelibia limanından çıktığımızda (16 Haziran 2023) açıkta rüzgârın sert olacağını sanıyorduk. Ama değildi, kuzeybatıdan 4-5 bf gibi esiyordu. Dalgalar da küçüktü, karanın koruması altındaydık henüz. Yarım cenova fazla küçük gibiydi ama biraz daha ilerleyelim, görelim dedik. Hızımız 4 kn kadardı, şimdilik yeterli. Bütün bu yavaş gitme çabasının baş nedeni otopilot Squeaky ise tıkır tıkır çalışıyordu; bakımdan sonra ya çalışmazsa diye endişe etmiştik çünkü. Gökyüzü bulutsuz, görüş iyiydi, süper olmasa da. Son günlerin bulutlarını rüzgâr dağıtmıştı ama bir miktar nem daha duruyordu havada asılı. Bizden başka kimse yoktu denizde. Ve önümüzde 150 milden fazla yol vardı gidecek.

Üç saat daha böyle gittik. Rüzgâr hızı değişmese de dalgalar büyümüştü, karadan uzaklaştıkça. Mark (onca dalganın içinde) tekneden bir ip uzandığını fark etti. Pervaneye dolanmamış olsa bari diye diledik - gerçi motor sorunsuz çalışmıştı limandan çıkarken. Uzun kakıçla yakaladı ipi; çok ince bir halattı ve o kadar uzundu ki, suyun içinde sonu görünmüyordu. Yana doğru çekebildi ipi, demek ki pervaneye dolanmamış (neyse ki!), salmada bir şekilde asılı kalmıştı. Bıçak getirmeye kalmadan kurtulabildik. Deniz demiri yapmış bize Kelibia limanı 🙄. Yanımızdan o koca ahşap balıkçı teknelerinden biri geçti o sıra, bizim geldiğimiz yöne doğru; besbelli limana dönüyordu. Demek bazıları fırtınada balığa çıkıyormuş. "Selam söyle Kelibia'ya" diye seslendim ardından.

Büyüyen dalgaların etkisiyle hızımız 3 kn'larda kalınca yalpalama hali iyiden iyiye zorlamaya başlamıştı bizi; ana yelkeni üç camadanlı olarak kaldırdık. Squeaky ne der buna, görecektik, ama yarım cenovayla düşük hızda dalgalara teslim haldeydik. O ise hiç itiraz etmedi, tıkır tıkır işlemeye devam etti. Bunun üzerine bir camadanı çözdük, hızımız 4.5-5 kn oldu. Seyir daha dengeli oldu, ama biraz da serpintili. Böyle iskele kontrada doğu-güneydoğu yönüne ilerlemeye devam ettik. Tunus da artık görünmez olmuştu geride, pusun içinde. Yüksek bir volkandan ibaret olan Pantelleria adası da görünmüyordu, tepesindeki buluttan yeri anlaşılabiliyordu sadece.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-zuRhsTMXkPFdJNSxpkbXRrePRWqxvwX6lWkX0AqH7FNKiYRhJD3Ofy0E85nxEzcrlaQdp1yKffnVslAV8YUBPZ248kUq8vZ60q55E35khn1bOJo8=w2400)

Hava tahminine göre rüzgâr en yüksek hızına öğleden sonra Pantelleria çevresinde erişecekti ve öyle de oldu. Biz de o saatlerde o bölgede bulunmaktaydık. Fazla hızlanınca üçüncü camadanı bağladık yeniden, biraz rahatladı seyir, Squeaky de; dalgalar bayağı iriydi, aman su koyuvermesin otopilotcağımız.

Gün batımında rüzgâr biraz sakinledi, dalgalar da az yumuşadı. Gece yine ikişer saatlik ikişer vardiyayla bitti gitti. Bir ara camadanlardan birini çözdük; 4 bf esen rüzgarla iyi bir hızla geçti gece. Keskin kenarlı büyük dalgalar ara sıra tekneye uğramaya devam etti gerçi. Aysız bir geceydi ve gemisiz. Sadece çook uzaklarda iki gemi gördük çok kısa süreli, bir de kayan yıldızlar. Gün ağardıktan sonra rüzgâr daha bir dinginleşti, büyük dalgalar daha seyrek gelir oldu. Yelkenleri ayı bacağı yaptık, tıngır mıngır devam ettik. Öğlene doğru artık hedefe 30 mil kalmıştı. Gökyüzü az puslu da olsa mavi, deniz ışıltılıydı ve hâlâ hiç gemi yoktu - bu rotanın işlek olduğu kalmıştı aklımızda oysa.. Bu arada Squeaky'nin neden durup dururken kaybolduğunu keşfettik: Gerçekten hiç gemi olmamasına inanamayıp AIS'den kontrol etmek için bilgisayarı çalıştırdığımızda tek bip yapıp rotayı unuttu yine. Rastlantı olamazdı. Tamam, dediği gibi olsun, bilgisayarı açmayız, gözlerimiz ve telefonda Navionics bize yeter dedik. Sonra tuhaf zamanlarda yine yaptı aynısını. Endişeleniyorduk, elle dümen tutmak istemiyorduk. Son yaptığında aynı şeyi, bu kez musluğu açmakla, yani su pompasının çalışmasıyla eşzamanlı olduğunu fark ettik. Elektriği o anda kesintiye uğruyor, o da sıfırlanıp rotayı kaybediyordu. Mark bir süre önce şalter panosunu söküp takmıştı bir nedenle. Belki kablolarda bir gevşeme olmuştu. Kimbilir.. Böylece, suyu kullanmak gerektiğinde önce otopilotu şalterden kapatmaya başladık; bu sırada birimiz suyu kullanıyor, dolduruyor her neyse, diğerimiz dümen tutuyordu. Bir daha bu sorun yaşanmadı. Ne saçma durum!

Malta ülkesi üç adadan oluşuyor: güneyde Malta adası, ortada minik Comino adası ve kuzeyde Gozo adası. Biz Gozo ile Malta'nın arasındaki geçidi hedeflemiştik, çünkü niyetimiz Gozo'nun güneyindeki Mgarr limanına girip, pasaportlara damgayı oradaki sınır polisinden almaktı; orası küçük bir liman ve kasaba olduğu için işlemler daha rahat yapılabiliyordu (bir kez benim Schengen çıkışımı yapmıştık orada). Malta'nın merkez limanının hengamesine, hele ki tekneyle, hiç bulaşmak istemiyorduk. Gozo geçidine 10 mil kadar kala rüzgâr yine arttı, dalgalar büyüdü. Oysa yenice demiştim ki Mark'a, 'İlk defa sakin sakin yaklaşıyoruz Malta'ya'. Buraya onca kez geldik, her defasında aynı yüksek dalgalar, sert rüzgâr.. Yelkenleri küçülttük ve hızla girdik geçide. Adaların koruması altında dalgalar kesildi çok geçmeden.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-9RopuliGh_vqm6hgMHBxpV5cHrgfmd-7-XPzjuABoOq-vGye88cM0AeWDg9B3ru0zvx9rVh)

Gozo ile Malta arasında çok sık sefer yapan feribotlardan fırsat kollayıp girdik limana ve oradaki marinanın boş gördüğümüz ilk pontonuna bağlandık (baş halatını önde bağlı olan dev katamaranın turist yolcularından biri aldı sağolsun, o rüzgârda büyük yardımı dokundu). Hemen evrak dosyasını alıp tekneden çıkmıştık ki, marinanın görevlisi geldi. Pasaport polisine gideceğimizi, sonra hemen çıkacağımızı söyledik. Yarım saatlik süre tanıdı bize; bağlandığımız yer rezerveydi. Yakındaki polis/gümrük binasına yollandık hemen koşar adım, biraz da sallanarak; bacaklar karaya yabancılaşmış. O gün günlerden cumartesi, saat ise akşam 5 gibiydi. Bakalım bakalım.. İçerideki genç polise Tunus'tan geldiğimizi, AB'ye giriş yapmak istediğimizi söyleyince Gozo'da mı kalacağımızı sordu. Hayır, hemen ayrılıp Marsaxlokk'a gideceğimizi söyledik (Malta'nın güneydoğu köşesinde; 'Marsaşlok' diye okunuyor). 'E o zaman neden buradan giriş yapmak istiyorsunuz, oraya giderken yolda ana limana uğrayıp orada yapsanıza' dedi. Şaşırdık, 'Aynı ülke değil mi, ne fark eder, oraya girmek istemiyoruz, çok karmaşık, burası işlemler için daha rahat' dedik. Ne o bizim isteğimize, ne biz onun isteksizliğine anlam verebildik. Tamamen mesai dışı bir anda, belli ki asıl yetkilinin yerine bakıyordu. Telefonla aradı onu, Malta dilinde konuştular. Telefonu kapatınca tuttu yine aynı şeyleri söyledi bize, Mark da öyle. Şefini yine arayıp Mark'la konuşturdu bu kez. Sonuç şöyle: İşlem yapmak istememelerinin nedeni, o kağıtları, belgeleri filan sonradan başkente göndermeleri gerekiyordu, neden onlar yapsındı, hazır oranın önünden geçecekken biz yapsaydık ya! (Anneme sonradan bunu anlattığımda, 'a a, o memura neden maaş ödüyorlar o zaman' diye şaşırdı kahkahayla 😄) Hem zaten teknede kalmayacak mıydık, bizim giriş yapmamıza gerek yoktu ki, girişi uçakla gelenler yapardı, Malta'ya tekneyle gelenlerin giriş yapması şart değildi! Marsaxlokk'ta serbest liman vardı hem, çok istiyorsak oraya gidebilirdik. Tamam tamam dedik; böylesiyle de ilk kez karşılaşıyorduk, üşengeçlikten işlem yapmak istemeyen sınır görevlisi! Üstelik Tunus'tan geliyoruz dediğimiz halde! (Türkiye'den batıya gideceklere önerilir: Gidin Marsaxlokk'ta demirleyin, kimseye geldik gidiyoruz filan demeyin, Schengen süresinden böylece tasarruf edin; zaten kimse gelip hiçbir şey sormuyor! Ve çok da güzel bir ülke Malta. İspanyollar da aynı; hiç umurlarında değil, kim gelmiş kim gitmiş..) 'Eh madem öyle, biz elimizden geleni yaptık, Yunanistan'a daha çok gün kalıyor hem', 'allahalla, hayret bişe' (Mark böyle söylüyor 😁) diye diye ve biraz da sevinerek hemen tekneye döndük, halatları çözüp limandan çıktık.

Gozo geçidinden doğu yönünde çıkıp Malta adasının doğu kıyısı boyunca seyredip Marsaxlokk'a varmak 20 mil kadar sürüyordu ve hava tahminine göre rüzgâr geceyarısına kadar azalarak devam edecekti. Saat 7'ye geliyordu, 5 saatte varırdık; demirlerken gece karanlığı olacaktı ya n'apalım, bilmediğimiz yer değildi.. Malta'nın doğu kıyısında demirlenebilecek yerler vardı ama Maltalılar pazar günleri tekneleriyle bu yerleri tıklım tıklım dolduruyor, ortalık ana baba günü oluyordu. Sonra sıfır rüzgârda motorla kaçmak, kaçarken de yine Maltalıların irili ufaklı motorbotları, sürat tekneleri, jet skileriyle ada turlaması yaparken (birbirlerine hava basarak 🤭) 5-6 şeritli otobana çevirdikleri çalkantılı yolda gitmek gerekecekti. Aman aman, allah yazdıysa bozsun deyip koyulduk yola.

Geçitten çıkıp güneye döndük. Kuzeyli 3 bf rüzgâr ve minik dalgalar ile tatlı bir pupa seyrine başladık, kıyıyı seyrederek. Akşam olduğu için feribotlar ve birkaç tekne dışında ortalık sakindi. Güneş batarken muhteşem başkent Valetta'nın da yer aldığı metropol bölgesini ve inanılmaz doğal limanı geçtik; liman ağzı da sakindi. Grand Harbour ve Valetta gerçekten görülmeye değer yerler. Bana göre büyüleyici, benzersiz; öyle etkileyici ki ağzım gerçekten açık kalıyordu, duygudan duyguya sürükleniyordum gezerken. Açıktan seyretmek ise bir başka keyif. Ben Malta sevenlerdenim.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_7CAcGTm_wepBAW7b03Y-RsNqpmNyLkhW5oLBqWzUQTbW9XRse8FaKvFcGUWT2Y3cOTzXr9lL0QJp8mFHAoQTEckSmuvm0350jT0Sv0h6Ssesf-_M=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8q8j1OnXOnmf-WNSTLquZ7CLQxN5oOsdLU-R_6ELAG7EtYCif0KfYLf6VIIUk7h8eYSv88YCOYEp4TOxjQptGuvAkXt2ADUyMRwMG-TYJokgCkRsw=w2400)
(Güneş battıktan az sonra büyükşehrin ışıkları)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc91zs_YfUTQe9yEzX2DaphZXIzRIQdyhDocj9YsxL5Uj9LUwlUqXEndN4dSjBdSUjiLrqoyLvq8r2a4V5FLvs0x8S16CYQkGhfnDVEsNlz-ulI3oGY=w2400)
(Önceki yıllarda çektiğim bir Grand Harbour fotosu)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-4z_IHP33sxhJbbGl51QxRmndHKuYPZxaeE5RwOzW0XHaVsqc00is5ikYulJtijPD2e_FtbIXtiwWzMOgURxdljzUv9DgF_NX7NdyElWqrHsv-AxE=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_nc5GZFeiB_WahvMK91guamh1uq7aNVIfMJXD_Iqj_O8vsucD_URxklfAoMOdogIgwNyCs2rzxQmK54jypjDUVw07FkNB9v7Y-tzzgfORazECvN8g=w2400)
(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8cxfxFuZfjGz8GT7UJH3qgXT3o1mxtqdOCrwveBK7tvD0R4Nyh8w_zVbREEJuXzAzeWQKsRXcbVYGkw4-8ZbDO2YHRee6k3zW2f7nccL9TkoWri_0=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_bW1A-71YJ9T5d4CdjP9n2ss7u3--M7n90JEDruYUecJQondgY_bWCcsJnPxmLGdE_y5O9-3PMee0Ee6Aon02g4iAfJeF-xj-j99vnHEomgVZnGUI=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_Vi_gxa0R1v4SUwzWnidEOpnsVx3EaE3MonRUVFsLWs5C-x5bcsMELWA0sOBXbxdmvk5MzWO4lIgujN4oplWgc1cjSXTAL69vU_t9DGE-QF1PlC1c=w2400)
(Balköpüğü rengi taşlardan örülmüş büyüleyici şehir Valetta ve benzersiz limanın birkaç köşesi; fotolar yine önceki yıllardan)

Metropol bölgesini geçtikten sonra ise başka bir keyif başladı, beklenmedik.. Havai fişek gösterileri. Süper bir hoşgeldin karşılaması oldu. Doğu kıyısının güney bölgesinde daha küçük şehirler var, hepsi kendine özgü. Bunların her birinde havai fişek gösterileri vardı, aynı anda. Hangi birine bakacağımızı şaşırdık. Maltalılar bayılıyor buna, ulusal obsesyonlarından biri. Uluslararası havai fişek festivali bile var. Renkler, biçimler, tasarımlar meğer ne gelişmiş! Ağzımız açık seyrede seyrede, bu arada kıyı boyunca her yerde görülen ışıklı şamandıralar, işaretler, kardinaller, demirde bekleyen gemilere dikkat ede ede güneydoğu burnunu döndük adanın. Bundan sonra Marsaxlokk koy girişine kadar 5 mil var ve bu bölge de bir başka yoğun. Bu kez balık çiftlikleri de katılıyor karmaşaya. Gökyüzünde yine havai fişekler; bir de bu tarafa yakın bir yerde bulunan havaalanının inip kalkan uçakları. Kelibia'dan buraya, yıldızlardan başka tek bir ışık, tek bir gemi ışığı bile görmeden geldikten sonra, ışık bombardımanına uğramıştık.

Gece saat 11'e geliyordu. Bu iki kanatlı devasa koyun işlek bir trafiği var. Koya girmek üzere yaklaşan bir gemiyi bekledikten sonra koya girerken, içeriden başka bir gemi çıkıyordu. Koyun batı kanadının giriş bölgesi serbest liman; doğu kanadının giriş kısmında ise LNG santrali var, önüne bağlanmış gemileriyle beraber. Bir de bunların dinmeyen uğultusu. İki kanadın ortasında uzanıp koya kalp biçimi veren yarımada üzerindeki ışıklandırılmış kale, koyun doğu kanadının başını tutan Marsaxlokk ile batı kanadının kıyısını serbest limana kadar kuşatan Birzebbuga şehirlerinin ışıkları arasında bir yol gösterici görevi edinmişti âdeta.

Yelkenleri indirmeden önce motoru çalıştırmak istediğimizde çalışmadı eşşek kafalı. Haydaa! Bir kere daha denedik, yine direndi. Şimdi bütün bu hengameye yelkenle girmek gece gece, nasıl olacaktı! Son bir daha deneyelim dedi Mark. Kontağı çevirdikten sonra yine dönüp de çalışmayınca en yüksek devirde zorlayıp inat etti Mark da. O zaman çalıştı. Rahatlamayla bir oh be çekip yelkenleri indirdik. Şimdi demirleyecek bir yer bulmaya sıra gelmişti. Marsaxlokk plajı önünde kimsenin girmeye cesaret etmediği geniş bir sığ bölge var, katamarana uygun; önceki gelişlerimizde doğrudan oraya gider, rahat rahat demirlerdik. Şimdi işler değişik. Doğu kanadının uygun derinlikte demirlenebilecek yeri azdı ve tonozlarla doluydu. Batı kanadının kaleye yakın St George koyu daha uygundu. Hemen önümüzden koya girmiş olan bir yelkenli tekne de o tarafa gidiyordu. Onu takip ettik. Koyun içerisindeki bir balık çiftliğini geçtikten sonra, demirli diğer yelkenlilerin civarına gelip 7-8 metreye demir attık. Gece rüzgâr olmayacaktı, ertesi gün de. Sabah kalkar bakarız, yerimiz uygun değilse değiştiririz deyip, ortalığı toparladıktan sonra kafamız rahat, dinlenmeye çekildik. Yorulmuşuz bayağı 🥴 Ama artık Akdeniz'in tam orta noktasına ulaşabilmiştik de 😃

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_59Mlr6HCoRRf90jslPBo2sJx-Y07P_DlCh1CDZRhwHXrq4cui_4Hd_4Eu5gxI-YtP6rBfHYoWtvYRdkgpCl7abnObYCy1nrY6TCdZEsd7Qtt1i4g=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_KjBHK64vUgv-3WfMEBKINwWkXzySQeyOJiZDZxZ9jB_1prJSC1qqoWe_tf4FqUCaoX2m1dH4fRq8AIMqJnRhDwawDnkFnAoNTDW992toAkrxXzkg=w2400)
(Demirlediğimiz yerden serbest limanın gece görünümü)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 24 Temmuz 2023, 16:59:08
Malta'daki yerimizde beş gün kaldık. Rüzgarsız ya da az rüzgarlı dingin günlerdi. Gerçi çok uzağımızda olmayan serbest limanın aralıksız faaliyeti geri planda hep vardı ama burası böyle, buna alışığız ve Malta'da olmayı hep sevdik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9l6PjKzm_dpMkz0y7JXDFrF9dYQYPcbaA4trabqCbU3ZuxRHQTd5WK5Q_Xk-hhOOpE2PVRZz0wKbO9Oi0Y5-fCXDBDJ1HitJFlPoLK_brG2-AMLfk=w2400)
(St George Bay'in kıyı görünümü)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8eAFZHiIwK2JZ9JnimeO0caNOcdaZ_4Z4xh5Tb6lUE2xQGelcDXRX9go8qGeWmPmOpmv3ngTCKgjWlkRir3HyoeNYIx5StH7r_zNkXeAUfCa9y4jY=w2400)
(Marsaxlokk'un luzzu denilen geleneksel kayıkları)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8F3E3BtpssSVlbqGxoFSE4SVShNC7osOvRUrBCw8TdeDqTbpe1G7cOsbTdD2Uc9LWCPBuPOfOZIs9Zi60vSfH_9LbPY_v-sTWIeS2QnfE07PY_xuM=w2400)
('Bimini'miz ve ötede serbest liman)

Yakın çevre dışında pek bir yere gitmedik bu kez. Daha önce burada gerek rüzgâr beklerken, gerekse ters ve kötü rüzgârlardan korunmak için geçirdiğimiz kadar uzun süreler, mesela üç hafta, bir ay filan kalacak olsaydık, iç bölgelerdeki daha önce görmediğim büyülü yerlere gitmeyi düşünüyordum ama hava tahmini İyon Denizi'ni aşabilmemizi sağlayacak iyi bir rüzgâr göstermeye başladığında hiç düşünmeden yola çıkmaya karar verdik. Görünüşe göre ilk üç gün 4-5 bf kuzeybatı, son iki günde de 3-4 bf kuzey rüzgârı esecekti. Bu da Yunanistan'ın Mora yarımadasının batı ucundaki Pilos'a kadar 360 millik deryayı geçmeye yeterdi. Gerçi rüzgâr daha sonraki günler de işimize yarayacak yönlerden esmeye devam edecekti ama bu yolculuğun başından beri o kadar çok ve o kadar uzun sürelerle rüzgâr beklemiştik ki ilk fırsatı değerlendirme refleksi geliştirmişiz. Bir de İyon Denizi'nde rüzgârsız kalma korkumuz var, bir keresinde başımıza geldiği gibi; tam 10 gün sürmüştü geçiş 2015 yazında, doğudan batıya. Ama keşke üç gün daha bekleseymişiz..
(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9RN9_9p51TxEA0pSgrATxDhG1EJ3ZOgZgJFbuxU2Z0Dlfjfzk1xk4BNt6POmrVFpwG1pQ0EGhtcd5pXLyo1ESzL5mc5fw-0Jldd1mE-iaPmG3f31U=w2400)

Yola çıkmaya kesin karar vermiş olarak son günün akşamında güverteyi neta ettik: Türkiye'den getirmiş olduğumuz sera gölgeliğinden yaptığımız derme çatma biminiyi topladık, botu güverteye alıp bağladık filan. Sabah (24 Haziran 2023) erkenden uyandık. Son hava raporunun üçer saat aralıklarla 7 günlük ekran görüntüsünü aldım, hiç de içeriğine dikkat etmeden. Saat 7 gibi ilk esinti belirdiğinde motoru çalıştırmadan yelkeni kaldırıp demir aldık ve yerimizden ayrılıp Marsaxlokk koyunun çıkışına yöneldik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8m0WA7rLg9oNm8blHQB1b0vaKoExJULv1fbH1dyIwsuwfAT9wku0b7qKIiBcy15Ap6oVZPeHQ3XTFmTWAfLtIU4ArWZCpUY7q3W7e7DyMdegQ-flc=w2400)
(St George Bay'deki demir yerimizden uzaklaşırken)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8rYhZ3V_OFhfsFWoDmzbDW6mhemlx2NFHDCfRPSjZDagUVc98_STtJsonZuwvYjF0m1jxz_lGKNAa9V36hp2Bxtl0daZahsWM3uiAVBqFyrN1CK4o=w2400)
(Koyun çıkışına doğru serbest limanı geçerken)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_70GWxb5im1zA7UpA19qRJnqj-9mzijKV2yId47PymEubXTJrb-8Ny7LNXqWFxKbHDudq39BSB_iQv5PoTPSvPmj-MfmQBlcLV458jmmvDs65Do38=w2400)
(Hoşçakal Malta!)

Koydan çıktığımızda rüzgâr arttı ama adanın korumasında dalgalar küçüktü. Hızımız 6 kn'u bulunca ana yelkene bir camadan bağladık. İki saat kadar böyle hızlı gittik iskele kontrada geniş apazla, sonra rüzgâr az duruldu. Camadanı çözüp yine güzel bir hızla, Malta'nın güneydoğusundaki gemilerin demirleme bölgesini geçmeye başladık. Onlarca gemi demirde bekliyor burada; arada bazıları demir alıp hareket ediyor, bazıları bölgeye gelip demir atıyor. Dikkatimiz üstlerinde, öğlene doğru ancak çıkabildik bölgeden. Gökyüzü yine biraz pusluydu, görüş orta karar. Öğleden sonra dalgalar biraz büyümüştü. Rotamız olan 80°'de gitmek seyri biraz konforsuz kılıyordu. Ayıbacağına geçip rotadan az saparak devam ettik seyre; daha önümüzde gidecek çok mesafe vardı, bir zaman rotayı düzeltebilirdik, böyle daha rahattı. Otopilot Squeaky gayet iyi çalışıyordu. Ama bir süre sonra bir fark ettik ki çarkı dümene sabitleyen braketlerden biri kırılmış, parçaları yerde. Kötü bir sürpriz oldu. Mark parçaları japon yapıştırıcısıyla birbirine eklerken ben dümen tuttum. Aynısı Biscay geçişinde de başımıza gelmişti, yine aynı şeyi yapmıştık. İşin ilginç yanı, o yapıştırdığımız braket hâlâ sağlamdı, bu kırılan yeniydi. Niye bu parçaları böyle plastikten yaparlar ki? İşlem tamamlanınca Squeaky'ye emanet ettik dümeni yine. Ortalıkta pek gemi yoktu, birkaçı uzaklardan geçip gitmekteydi. Rüzgâr da böyle iyiydi, daha fazlasını istemiyordum.

Ama öyle olmadı; rüzgâr arttı, dalgalar büyüdü, bayağı büyüdü. Pupa gitmeye devam ettik, rotamız artık Girit'i filan gösteriyordu. Yelkenler en küçük hallerinde, gece boyu böyle devam ettik. Bu rotada gide gide, İyon geçişi yapan gemilerin olağan yolunun tam ortasına düşmüşüz bir de; sık sık gemi görmeye başlayınca idrak ettik durumu. Hep iskele tarafımızdan, birkaçı dışında güvenli mesafeden geçip gitmekteydiler, hep aynı yönde. Rotayı düzeltmek, bu gemi trafiğinden uzaklaşmak gerekiyordu ama dalgalar büyük ve sertti. Sabaha bıraktık bu işi. Neyse ki Squeaky iş görüyordu hâlâ. Hava tahmini ekran fotoğraflarını dikkatlice inceleyince, 5 bf diye çıktığımız rüzgârın 6 bf gösterildiğini de görmüştük; sabaha karşı biraz düşecek gibi görünüyordu.. Bakalım, görelim..

Sabaha karşı gerçekten rüzgâr bir nebze düştü, az rahatladık. Camadanların ikisini çözüp iskele kontrada rotayı Pilos'a yönelttik. İyi bir geniş apaz seyre başladık. Ama rüzgâr sabahın ilerleyen saatlerinde yine eski gücüne kavuştu. İyice küçülttük yelkenleri. Arada bir havuzluğu ziyaret de eden azman dalgaların içinde bata çıka doğru rotada devam ettik. Öğleden sonra gemiler iyice seyreldi; artık sancak tarafımızda çok uzaklarda görüyorduk onları. Hem doğru rotada gidebilmek, hem de gemi trafiğinin dışına çıkabilmiş olmak moral verdi biraz. İyon geçişinin henüz ikinci günündeydik ve yolu yarılayana kadar daha çoook dalga vardı aşmak gereken. Ama şimdiden yorulmuştuk.

İskele kontrada giderken yatak da mutfak da yokuş aşağı hale geliyor; ne doğru düzgün uzanıp dinlenebiliyoruz ne de yemek yapabiliyoruz. Önceki akşam yemeği için patates haşlamıştım, bu akşam da mönü aynı. Patatesleri yıkayıp tencereye koyarken öyle bir dalga vurdu ki, sımsıkı tutunup ayakta kalmaya çalışırken kabinde büyüklü küçüklü birsürü şeyin yerinden fırlayıp uçarak yere düştüğünü gördüm. Böylesi hiç olmamıştı o ana kadar.. Of ki ne of.. Toparlayabildiğim kadar toparladım ortalığı, büyük ihtimal yine karışacaktı zaten. Ama şu da bir gerçek ki teknecan gerçek bir denizci. O yüksek dalgaların içinde dalgalarla öyle iyi başa çıkıyor ki! Uyumlu, yumuşak tepkilerle hafif yuvarlanıp kesintiye uğratmadan sürdürüyor seyrini. Canlı olsa, 'ne yapması gerektiğini biliyor' derdim. Tasarımcısı ne yaptığını biliyormuş, demek gerek aslında.

İkinci gecenin ilk güverte nöbetini, gemiyle karşılaşır mıyız endişesi az, Squeaky çalışsa bari duası çok yoğunluklu olarak geçirdim. Dalgalar büyük olduğu için görüş kısıtlanıyor, ancak dalga tepesindeyken ufuk görünüyordu. Ayağa kalkıp sımsıkı tutunurken ufku kolaçan ediyor, 360 dereceyi ancak yarılamışken azman bir dalganın geldiğini fark edip tırsarak 'annee, allaam yarabbim, yuh' gibi nidalarla (olabildiğince kısık sesle ama, Mark uyuyabiliyorsa uyanmasın diye) hemen oturup köşeciğime  büzüşüyordum; iki üç dalga sonra yine kalkıp ufkun geri kalanını da kolaçan etme görevini tamamlıyordum. Saatlerdir gemi görmemiş olmak, bu koca deryanın pek uğramadıkları yerlerinde bulunduğumuza işaret ediyor, dalgalar yüzünden gemiyi görememe endişemi azaltıyordu. (Bir Biscay geçişinde güvertede bulunup çevreye bakınıp durmama rağmen dev dalgalar arasında neredeyse yanıbaşımızda bir cruise gemisi belirivermişti 😲; hiç unutmadığım derslerden biridir.) Evet, bir AIS'imiz vardı ama mızmız otopilot Squeaky yüzünden atıl durup duruyordu. Asıl endişem, Squeaky hazretlerinin çalışmaya devam edip etmeyeceğiydi. Ayakta zor dururken nasıl dümen tutabilirdim ki! İşte o yüzden, ufku kolaçan etme işini tamamlayıp bir de Squeaky'ye bakıyor, kulak veriyordum: rotayı gösteriyor mu, kolu inik mi, gıcırdaması normal gıcırdama mı diye 🙄

Bir miktar serpilentilenmiş olarak iki saatlik görevimi başarıyla tamamladıktan sonra nöbet sırası Mark'a, dinlenme sırası bana geldi. Uyuyabileceğime inanmayarak uzandım yatağa, yan yatıp sırtımı iyice yaslayıp kollarımı ve bacaklarımı olabildiğince yana uzattım, ellerimle yatağın kenarını kavrayarak; bu pozisyonda biraz stabil kalabiliyordum. Yorgundum, gözlerimi kapadım. Yarı uyur yarı uyanık tuhaf rüyalar içindeyken birden yataktan kayıyor olduğumu fark ettim. Ama daha fark etme hali tamamına eremeden kendimi yerde buldum. Yine o çok büyük dalgalardan biri vurmuş tekneye. Neyse ki benden önce yatağın altındaki minder kaymış, sonra yorgan, en üstte de ben; aynen yattığım şekilde sol kaburgalarımın üstüne iniş yapmıştım. (Bir önceki savruluşta kitaplar da raftan fırlamıştı, ben de fırlayanları sancak tarafındaki rafa sıkıştırmıştım; iyi ki öyle yapmışım, yoksa kafama kitap yiyecektim bir de!) Kalktım yerden, biraz kaburgalarım biraz da başım ağrıyordu 🥴 Mark, iyi misin, yazık sana diyordu. Yorganı yastığı filan tortop edip yatağın üstüne fırlattım, ortalığa saçılmış şeyleri yerlerine koydum. Biraz oturup kendime geldim, montu filan giyip güverteye çıktım. Zaten ikinci vardiyam gelmek üzereydi.

Bu vardiyanın (3-5) hava tahminine güvendiğim için daha rahat geçmesini bekliyordum; 3'ten sonra bir nebze düşüyordu rüzgâr. Yarım saate kalmadan azıcık sakinledi gerçekten. Oh be! Bu arada Mark akıllılık edip, sancak tarafındaki uzun koltuğa uzanmıştı. Koltuk biraz dar ama iş görüyordu; yokuş aşağı tarafa sırtını yaslamış, düşme riski hiç yok. Yukarıdan bakınca, huzurlu bir 'yuvasına yerleşmişlik' görünümü sunuyordu (yolun devamında artık hep o koltukta uzandık ve uyuyabildik). Rüzgâr biraz sakinlediği için dalgaların konturları da yuvarlanmıştı. Yine büyük dalgalardı ama öyle sert sert vurmuyorlardı artık; hep beraber yuvarlanıp gidiyorduk. Kaburgalarımın sol yanı biraz ağrıyıp duruyordu ama idare ediyordum işte.. (Sonraki günlerde de ağrı hep vardı, 'of, kemiklerim' diye sızıldanıp durdum). Aysız gecelerdi, incecik hilal daha gecenin başında batıyordu. İyon deryasının ortalarında bir yerlerde olmalıydık artık. Yıldızlar öyle çok ve parlaktılar ki! Arada bir kalkıp ufku tarayıp yerime oturduktan sonra yıldızları seyrediyordum. Ve o gece çok acayip birşeye tanık oldum. Gökyüzünün o sırada bakmakta olduğum yerine yakın bir noktada çok güçlü bir ışıma gördüm göz ucuyla. Uçak değildi; sanki orada olmayan bir yıldız, bir an vardı, sonra yoktu. İnce bir bulut mu gizledi acaba dedim, ama bulut hiç yoktu ki! Kesin gördüm ama. Neyse, acayip, filan derken, ışımayı gördüğüm noktanın yakınında bir yerde, çok belirgin, yoğun, kısa bir şerit belirdi. Dürbünü kapıp baktığımda bu ne, n'oluyor diye şaştım kaldım. Sonra dürbüne de gerek kalmadı zaten: O kısa, yoğun şerit giderek uzamaya başladı ve mükemmel bir LED şerit görünümüne kavuştu. Yavaştan ağarmaya başlayan doğu ufkuna doğru yol almaya başladı bu 'LED şerit'. Eşit mesafelerle birbirini izleyen, ama aralarda birkaçı eksik, onlarca parlak ışık, ip gibi dizili. Ne ki bu? Kuyrukluyıldız desem? Öyle çok 'bu ne ya, waow' filan demişim ki Mark duyup kalktı geldi ve gördüğünde gözlerine inanamadı. Ben 'ne acayip bir kuyrukluyıldız bu' derken, o 'yok, bu insan yapımı birşey, böyle mükemmel bir dizilim doğal değil' diye fikir yürüttü. 'E ne oluyor o zaman orada?' diye sordum, 'ne bileyim, birisi uçakla birşeyler çekiyordur peşi sıra' dedi 🤭 Ama uçak yoktu ve basbayağı uzaydaydı, atmosferde değil. 'Elon Musk'ın uyduları olmasın?' dedi, 'öyle birşeyler okumuştum bir yerde, astronomlar şikayet ediyordu gece gökyüzünü mahvediyor diye'. İyi de uydu böyle mi olur? Afallamış ve bir cevap bulamamış halde ağzımız açık, artık giderek aydınlanmaya başlayan doğu ufkunda giderek sönükleşip kaybolan 'LED şeridi'mizin ardından bakakaldık. 😯

Artık geçişin 3. günündeydik. Rüzgâr giderek düştü, dalgalar da küçüldü. Ana yelkenden önce ilk, sonra da ikinci camadanı çözdük ve 4-5 bf gibi esen rüzgârla Pilos'a doğru ilerlemeye devam ettik. Artık mesafenin üçte ikisini geride bırakmıştık, önümüzde 120 mil kalmıştı. Akşamüstü rüzgâr az arttı, gece boyunca zaman zaman sert esti ama önceki günlere göre hiçbir şeydi. 4 kn gibi bir hızda gittik çoğu zaman. Hava iyice karardıktan sonra Squeaky ikide bir bipleyip rotayı kaybetmeye başladı. Ana yelkeni sonuna kadar küçültüp yavaşlamaya çalıştık. Çok geçmeden fark ettik ki dümeni hiç döndürmüyor bile; meğer kayışı kopmuş! Gecenin bir yarısı ben fener tuttum, Mark elimizdeki eski kayışlardan birini taktı, çalıştırdı hazretlerini, 'Hadi bakalım, görev başına' diyerek. O sırada rüzgâr sert değildi, dalgalar küçüktü ve ne zamandır gemi de yoktu ortalıkta. Ana yelkeni ve cenovayı tam açıp devam ettik yola. Squeaky nazlanmadan çalışmaya devam etti. O sert rüzgâr ve dalgalarda değil de şimdi koptuğuna kayışın, şükrettik. Gece yarısı mece yarısı.. 😏

4. gün sabaha karşı rüzgâr iyice azalmaya başladı. Hava tahmininde kısa bir rüzgârsız zaman dilimi görünüyordu bulunduğumuz bölgede, ilerleyen saatlerde. Otopilot kayışının koptuğunu fark etmeyip habire yavaşlamaya çalışırken, sonra da gecenin karanlığında kayışı değiştirirken iyi rüzgârdan faydalanamayıp biraz geride kalmıştık. Rüzgâr azalmaya devam etti ve öğle vaktini az geçince tamamen kaldı. 42 millik bir yolumuz kalmıştı. Rüzgâr dinince havanın sıcaklığı da iyice meydana çıkmıştı. Dalgalar anında dinmiyor haliyle, soluganla yalpaya düşecektik. Çalıştırdık motoru, 'ya bu solugan sıfırlanır, oturur rüzgâr bekleriz, ya da biraz rüzgâr buluruz, artık hangisi daha önce olursa' dedik. 5-6 mil gittikten sonra deniz dümdüz olunca susturduk motoru. Çok az yalpalıyorduk, sorun değil. Güzelce dinlenirdik hem; yormuştu bizi İyon denizi. Böyle iki saat kadar oturduk denizin üstünde. Sonra çok hafif bir batı-kuzeybatı rüzgârı başladı. Biraz daha bekleyip istikrarlı olduğunu görünce, çeşitli yelken kombinasyonları denedikten sonra (balon çöküyor, ana yelken çok ses çıkarıyordu) cenovanın en büyük halinin işimize en çok yarayan yelken olduğunu gördük. Gece 3 civarına kadar böyle gittik; tam doğru yönde değil ama zaten çok yavaştık. Sonra kuzey-kuzeydoğu yönünden birazcık daha artınca rüzgâr, ana yelkeni de kaldırıp, doğru rotaya girdik - tek cenovayla biraz güneye düşüp 5° kadar kaybetmişiz. Güzel, dinlendirici bir orsa seyriydi bu; rüzgâr hafifti ama deniz öylesine düzdü ki bazen 3, bazen 4 kn, bazen de üstünü yapabiliyorduk. O gecenin sonunda sabaha karşı gökyüzünde LED şeridini yine gördük; bu kez daha sönüktü ama. O zaman ben de ikna oldum insan yapımı bir şey olduğuna. Doğal olan birşey aynı saatte aynı biçimde tekrarlanamazdı. Bir süper gücün bir diğerine füze saldırısı? Öff, olmasın yaa.. Uzaylıların dünyaya organize inişi, saldırısı? Haha! (Meğer gerçekten de Elon Musk'ın Starlink uydularının, fırlatılan roketten salınması anıymış bu; bir defada yörüngeye 50 kadar uydu bırakıyormuş fırlatılan bir roket ve şu an yörüngede 4200'den fazla uydusu varmış SpaceX'in. Sayı çoook daha artacakmış giderek. Biz İyon denizinin ortasındayken denk geldik bu seyirliğe. Netten öğrendiğime göre şanslıymışız, çok insan görmeye çalışıyormuş 'uydu treni' dedikleri bu olayı; olaydan habersiz görenlerin çoğu da uzaylılarla ilişkilendirmiş. Hatta ABD'de bir kasaba ahalisi uzaylı saldırısı diye rapor etmişler yetkililere!👽)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8gyzqzPcjrBjBT2As4Mf3YiaEhHVDCaqnhDz9OCIMo53y45bYP_5BQTeMw7zuP9dddxaguSlf7A9eg2DTZt7B4LWOMr3CfrUeeY2nEJyyOTeIPXcg=w2400)
(Starlink 'uydu treni'; fotoyu netten ödünç aldım)

İyon geçişimizin 5. günü şafak söktüğünde Pilos'a sadece 14 mil kalmıştı. Birkaç da gemi geçti yakınımızdan, çoğu cruise gemisi. Rüzgâr aynı şekilde esmeye devam etti son 4 mil kalıncaya kadar ve sonra ansızın dindi. Çalıştırdık motoru ve bir saate vardık Pilos'un Navarin körfezine. Kıpırtısız sulara girip her zaman yaptığımız gibi beleş marinanın mendireğinin önüne demirledik, 5-6 kadar teknenin arasında. Saat 10 gibiydi.

https://photos.app.goo.gl/Jv4eefLmXnehTSG69
(Pilos'un Navarin körfezi)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8NMp-5mMi9YsjqdzM6aBTpfadsEOarIDmQ7kXWdAR-LyML4tAe2ysCo5LflUWdlp2GGTM7uZHh_ZHsNDX6_PmIzcxB4KsiDd2sKoGvLFR7kL8v2g0=w2400)
(Navarin körfezine yaklaşırken)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_nnVtPbxNvrqFuoLfxiCD2rogTmwkRmwwnNcP0S_fvX6nuC6fX57_BRNGL9OmBVouFzt7sHhJ1FpKJ_hMZ_-DUNVmworgf9ao0wPdQ3ZlAHaE43rg=w2400)
(Navarin'in kapısı)


(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9Y2RLQdtEFEendHcSm6Odh8tBwes0RFOMHtbF45sVuZ_iws8KVi0BlefFwVA0qxJXO7fMLrcddadd2kuSSoNN_8RMnf3lV0STOENbteZvBcbGxvWg=w2400)
(Beleş marina ve dışındaki demir yeri)

Sonra bir saat kadar güverteyi neta etme, kahvaltı, dinlenme faslının ardından botu suya indirip, belgelerimizi alıp liman polisine yollandık resmi giriş işlemleri için. Liman polisi ilk gümrüğe yolladı bizi, gidin transit logunuzu alın diye. Gümrüğün ilk sorduğu şey ise, TEPAI denilen seyir vergisini ödeyip ödemediğimizdi. Online form doldurmadan ödeme yapılamıyordu. Telefondan halledebildim neyse. Ama bir şeyi kaçırmışız, Malta'dan yola çıkmadan önce.. O gün 28 Haziran'dı ve bu vergi ay başından ay sonuna kadar geçerliydi. Yani 3 gün için tam bir aylık vergi ödememiz gerekiyordu. Bunu biliyorduk eskiden ama unutmuşuz işte. N'apalım.. Mecburuz. Düşünebilmiş olsaydık Malta'dan 3 gün sonra çıkardık, hem bu kadar İyon dayağı yememiş olurduk (sonraki günlerde baktım hava tahminine, tatlı tatlı kolayımıza rüzgâr vardı günlerce!) hem de Mark arkadan misinayı salabilir, hayalini kurduğu koca orkinosu yakalayabilirdi belki de (ne mümkün, dalgalardan kendimize zor bakabildik). Neyse artık.. 3 aylık TEPAI ödedik, toplam 99 Euro. Transit log için 30, bir de Yunanistan'a ilk giriş için 15 Euro daha ödedik üstüne. İşlemler tamamlandığında pasaport polisine de gidip damgalarımızı vurdurduk. Malta'da giriş damgası vurulmamış olmasına pek inanmadılar ama bir şey de demediler. Şimdi 2.5 ay kadar kalma hakkımız var Yunanistan'da. İşlemler bitince rahatladık, toplam 3 saat kadar sürmüştü o yorgunluğun üstüne ama yapılması gerekenler yapılıp bitmişti 🙏 Tekneye dönüp, öğleden sonra başlayacak rüzgârda daha korunaklı olan ve bayıldığımız kuzey köşesine gidip demirledik Navarin körfezinin. İyon deryasını aşıp güzelim Pilos'a varabilmiş olmak çoook iyi bir histi! 😊

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc809cxapVrbD8NaKDHAjdT4r1NuyFr2oMO5t0HbkFPOghnmg0dQIhkR3CyDgU0wq5HBLjNHmKOVSwgASmyOUXUV7z2PStcc5Q7fvEn_vTWsOGUCDCU=w2400)
(Navarin körfezinin kuzeyindeki güzel ve korunaklı demir yerimiz)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 24 Temmuz 2023, 22:11:47
Harika yazıyorsunuz, çok teşekkürler


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 25 Temmuz 2023, 00:32:44
 :) Teşekkür ederim!
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 05 Ağustos 2023, 13:38:40
Pilos'un, güneydoğu köşesinde yuvalandığı Navarin körfezi istisnai güzellikte bir yer. Kuzeyden güneye 2.5 mil, batıdan doğuya 2 mil kadar uzanan bu yuvarlak körfez her şeye sahip: girişin doğusunda çam ormanları içindeki Osmanlı kalesi; İtalyan-Yunan tipi mimarisi, koyu gölgeli meydanları ve bu meydanları kaplamış kafeleriyle güzel Pilos şehri; doğu kıyısı boyunca uzanan pudra kıvamındaki altın kumsalları ve turist beldeleri; kuzey kıyısının altın renkli kum sığlıkları ve hemen ötesindeki kuş cenneti tuzlu su lagünü; bunun batısında yükselen kayalık tepe üstündeki, Homeros'un destanlarında da anılan eski Navarin kalesi; ötesinde kilometrelerce yayılan kum tepeleri ve bunlar aşıldığında gözler önüne serilen dünyaca ünlü, hiç dokunulmadan tüm doğallığıyla korunabilmiş, at nalı biçimli Vidokilias koyu; körfezi İyon denizine kapatan ince, uzun ve yüksek kayalık ada Sfaktiria. Bütün bunların üstüne bir de nereye bakarsan yeşil. Tuzlu su lagününün doğusundaki minik köyler verimli tarım arazileri içinde. Buranın yerlileri dünyanın en şanslı insanları arasında üst sıralarda gelir - sıralamayı bana yaptırsalar 😌

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_CDIKG0rQe9r1hD0RR9292XZ4V44Xm1NW1KXOTGlaEHQE7mEMH_rh_JF-8WtOjFUsnLOzJ5kgs4CEbZtP1Bs3P8dDSxyBIXpR_tZW80JGbbGHGuHw=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_w2413bfAOYzqDXWZDjLBVDfClzZszo5Cqg1R7rs1MQxFUOkpl5RTSdRKzSVy1vuwLoMbVVjMoe9LRt7Qtnqze0mQWMSDcil88DxVTWqVnSm0FpSQ=w2400)
(İhtişamı başka bir açıdan sergileyen bir kartpostal)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-qmSo0zSa0MbcDLcjVE89amTRBCEsdIX2W9L3aHi9b1xVJ8nTNbtZOCPfPtiz-kDZ5U4GtQlPyW9kl7OrVAYfmRVxhfO1NOrvtoIQP-oN_22LajnA=w2400)
(Pilos)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-qbV99FmKPfqLlt9U81OQ6bY8eKeomtjdK0cmz09KdeLPzmlV1mQjDbZ7qS04dLp8wfRBD3Fx6N_K0Nvfhatk87ur1ePgtApyQldSa62qE3wnsPQA=w2400)
(Pilos ve limanına tepeden bakış)

Burası çok derin bir körfez; büyük kısmı 30-40 metre derinliklerde. Ancak çeperlerine demirlenebiliyor. Bizim en sevdiğimiz yeri kuzeybatı köşesi, çok küçük teknelerin kullanabildiği sığ kuzey girişinin önü. Her daim esintili; bu sıcak günlerde kurtarıcı. Hem de her yönde başka güzellikte bir manzara sunuyor. Muhteşem Vidokilias koyuna giden patika burada başlıyor. Önce tuzlu su lagününün kıyısını izleyen patika, sonra büyük kum tepelerinin arasından geçip koya ulaşıyor. Başka bir dünya, büyüleyici..

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_IX09vlLQjyJnH7Ah705D1VxnKFDOiF7AJHlwEm-6JxP3ffiscF8HGE8xpFqv3ojb5wShO184DLMsGPTBZU-aOfDsgPVW8meEZ9Afs6tLSHkUY4J0=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_ZSdIOw-GPbD4j9ssrSnavZMoJ7tAT2FE3OVt_IOpWN789ZmTPuKnhM4AVQPz-gnRstpr7-iihYoRwGJWRSCBlXf_aJgl99HW3vL2K4nGPaH_ib0I=w2400)
(Lagünün kıyısını izleyen patika)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-bsUWZSgbioFTJPEdJeVHgYTNQxUaGgc2UQJGNZmhqAYbRqJMQPRw_2dhFkJWxPIDmkIeRcuVTS0zdKQo4frba2zqetgdWT1jKI3po33FrwYuJp7s=w2400)
(Patikanın vardığı kum tepeleri)

https://photos.app.goo.gl/psrunRbh3eTU2A389
(Kum tepelerinin ötesi 💙)

Navarin körfezinde 5-6 gün geçirdik. İyon geçişinin yorgunluğunu iyice bir attık. Alışveriş ihtiyacı olduğunda körfezin güneyine, marinanın önüne gidip demirledik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_SNVsPvVL8ouTdD9hrps-XRB20AQR1UF0J6JJIHMSfogLmfURDk8k9TIhM_CJcB2-2fzMxusoa01atOVW4KnIX1l5OUO2hm1EsiKnRr9A2F3bNX3A=w2400)
(Marina önü demir yerinden Pilos)

https://photos.app.goo.gl/pPxiXXvR591Fb9nw5
(Ve sihirli zamanlar)

Sonra Pilos'tan güzel bir batı rüzgarıyla 10 mil kadar güneydeki Methoni'ye geçtik. Methoni, Mora yarımadasının batı parmağının ucunda şirin, küçük bir kasaba. Koyunun girişini bir kale koruyor. Güneyinde ise Sapientza adası uzanıyor. 3-4 metre derinlikteki bölgesi geniş, dalgasız, solugansız, tam sevdiğimiz tipte bir demir yeri.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc-zPu7XrpJa2iFctc8iRLQ_3enyN-s0mF3fu3oYBCXVFfWnnXhwZ28Sg6yzvrdQT7XUZ78XrTKzrZY_1K1ZThuRhdL9F4dtMK4og2O0XBV5EWn_PP4=w2400)
(Methoni'ye yaklaşırken)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc98vaWl0NilBVp3ZBjC9qvogqIHDzvFwLw7wbGJwDQAmypkAoZu1Cza9jiUQCfrZ_6LwQj8DXZhsgoODqBuMS-TzN5bnwcYsDOaxWxhujYCuOAgvlM=w2400)
(Aurantes Methoni'de)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_NMW9BsXsCJoJduzpzgTFVsXBFja2GnJBkaBG7-nGoXZwRBSnK0gy4iNVy7zUaB8b1Iy89zIEM_A5wstRlP8YIebE2XEepw66ahwZMxOYBQtjSkUU=w2400)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8gCwMU8St4vIrCQig-PltJWTVUAvD0E6eRnSQe6LlctoZj9fajxKrktT5Q8TcNf4Muh7CbUNHwnmKM5b0WrluBFPvzLMWeaW1Y2nGnMeGCIRdBHEw=w2400)
(Plajdan kale ve ötede Sapientza adası)

Methoni'de dört gün keyif çattık. Ama yolcu yolunda gerek, buralarda takılıp kalamayız. Uygun rüzgâr kolluyorduk bir yandan da. Mora yarımadasının orta parmağı hiç sevmediğimiz bir bölge; ucunda bir koy var ama biz çeşitli zamanlardaki denemelerimizde demirleyebilme başarısını gösteremedik. Oraya demirleyen çok tekne var; belki yokluktaki tek demir yeri olduğundan bu koyu (Porto Kayio) sevenler de var. Ama biz orayı yok sayıyoruz; derin, demir tutmayan, yüksek tepelerinden çeşitli yönlerden sert cıvarnalar indiren, kış hariç hep kalabalık, iç karartıcı bir yer burası. Mark da ben de aynı fikirdeyiz ve Mora'yı batı parmağından doğu parmağına tek seferde ve gece seyri de yaparak geçme pahasına da olsa, orta parmağı pas geçeriz. Bu geçiş için dikkat ettiğimiz bir şey de, orta parmağın ucundaki hava durumudur; çünkü rüzgâr sapıtır orada. Bir diğer dikkat ettiğimiz şeyse, Mora'nın doğu parmağını geçip Ege'ye çıkarken rüzgarın nasıl olacağı. Bu doğu parmak olan Maleas burnunun batısında güzel bir ada var; tropik adalara benzeyen Elafonisos. Rüzgâr kuzeyden geldiği sürece demirlenebilecek bir yer, yoksa çok solugan giriyor, en çok da rüzgâr hiç yokken (katamarandayken bile yalpadan serseme dönmüştük, bu tekneyle nasıl olur, düşünmek bile istemiyorum). Ama burası da çok kalınabilecek bir yer değil çünkü alışveriş edecek bir yer yok. Eğer Ege'de meltemi sertse, Maleas burnunu dönemez, Elafonisos'ta takılıp kalırız. Dolayısıyla, orta parmak geçilecek, doğu parmakta en çok bir gece geçirilecek, sabah Ege'ye çıkılacak ve Milos adasına devam edilecek şeklinde bir planımız var ve pek tabi ki buna uygun rüzgâr yok. Aslında, pek bir rüzgâr yok.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8ZH9LZqN2HOTxbkcbf2arUM-O6APKSUc7DgP0R2oM17No9C77DwE2Tivbq_FXjgZSBoOYAfK-RLK8xoWTRhfHfMlhRFiN_vbgXscv2Qm9wy0aQXyc=w2400)
(Mora'nın parmakları)

Sonunda yola çıkmaya karar verdik. Mora'nın orta parmağını geçmeye uygun bir rüzgâr olacaktı. Sonrası için çeşitli hava tahmin siteleri farklı tahminler gösteriyordu ama hep hafif rüzgârlar. Bundan iki gün sonra ise Ege'de turuncu renkli meltemi başlayacak ve günlerce sürecekti. Sabah erkenden demir alıp Methoni'den çıktık (6 Temmuz 2023). Rüzgâr henüz çok hafifti. Burnun ve adanın koruma alanından  biraz uzaklaşıp rüzgârı bulana kadar yarım saat motorla açıldık. Mora'nın bu batı parmağının burnunu 'denizci dostu' diye tanımlarım. Hem güzeldir, yeşildir, hem de demirlenebilecek birçok yer sunar, Pilos'tan parmağın doğu ucundaki Koroni'ye kadar. Güneyine serpiştirilmiş çeşit çeşit minik ada ise, mendirek görevi görür; adalar ile burun arasında geniş, dalgasız bir koridorda yelken keyfi sürülür. Özellikle de doğu yönünden gelirken, kollarını açıp dingin sularına davet ediyormuş gibi bir his yaratır bende bu batı parmağın, adıyla anmak gerekirse Messenia yarımadasının burnu. Dümdüz denizde hafif rüzgârla parmağın son burnu Akritas'a doğru 4 kn gibi bir hızla bir saat kadar pupa yelken gittikten sonra otopilot Squeaky'nin kayışı koptu, beklediğimiz üzere. Bayağı hasarlıydı zaten, takarken 'bakalım ne kadar gidecek' demiştik. Şimdi elimizde son bir kayış kaldı, o da kullanılmış ama durumu biraz daha iyi. Rüzgâr hafifti, elle dümen tutmaya başladık. Akritas burnuna yaklaştığımızda, güneyindeki Venetiko adası civarında rüzgârı kaybettik. Fırsattan istifade Squeaky'nin kayışını değiştirip 1 saatlik bir motor seyriyle bu rüzgarsız bölgeden çıktık.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_NKrhfPW8W1VGoKhhVtulHs8k85sDGJt_aUbXqnrrlq4hNnEP3ifn3tAkJRShpqg4X72A_HTxIZtxK9bKj2WBQx-6ol4LvkKjF9WMTFqkaB5zvVBo=w2400)
(Mora'nın batı parmağının ucu)

Öğle vakti rüzgâra kavuştuktan sonra yelkenler ayıbacağı düzeninde önce 4, sonra 5 kn ve üzeri hızlarda orta parmağın burnuna doğru ilerlemeye koyulduk. Hazır dümen tutmaya alışmışken çalıştırmadık Squeaky'yi, son kayıştaydık malum, gece seyrine sakladık. Çok sıcak, hafif puslu bir gündü. Akritas burnundan itibaren güneşin alnında yarımşar saat dümen tutup yarımşar saat güneşten kaçarak aştığımız 35 milin ardından orta parmak Mani yarımadasının burnuna yaklaşmaya başladığımızda akşamüstü olmuştu. Gün boyu dümen tutarken parmağın ucunu hedeflemek de kolay olmamıştı, çünkü pus yüzünden burun belli belirsizdi. Ve bunca yaklaşmamıza rağmen hâlâ kendini gizliyordu. Heyecanla karışık sevinç içinde 7 civarında burnu geçerken dalgalar az büyüyüp karmaşıklaştı ama rüzgâr sapıtmadı; bu da yolculuğumuzun dönüm noktalarından biriydi ve rahatça ardımızda bırakmıştık 😊

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_-ywGe1wGbUbzW9udiNEeBG6sT-dmZeyXAJHipAmQxEpjYFsGtzG_3HGnPGC7Pdou5UENcLmgsCxrxXprUFC8252eL8dC6l4ftgBFmp0xIxSQrr8A=w2400)
(Mora'nın orta parmağının ucu Tainaro burnu)

Orta parmağa yaklaşırken, burayı geçtikten sonra aynı rotada kalıp Kithira adasının güney ucuna mı devam etsek diye düşünüyorduk. Çünkü hava tahmini, bizi buraya getiren rüzgârın aynı şekilde devam edeceğini gösteriyordu o yönde, ama hep değil; geceyarısından sonra bir vakit azalıp dinecekti. Yolu 20 mil kadar uzattığımızla kalmayıp bir de Kithira'nın güney ucundan sonra kuzeyli bir rota izlemek gerekecekti Milos için. Orta parmaktan sonra doğu rotasıyla Kithira'nın kuzeyine yöneldiğimizdeyse, rüzgârı 2-3 saat sonra kaybedeceğimiz gösteriliyordu. Ama farklı sitelerde farklı hafif rüzgârlar da görünüyordu. Rüzgâr bulur muyduk, bilinmezdi, çünkü işin aslı, pek rüzgâr olmayacaktı; boşluğu dolduracak birtakım esintiler olacaktı, kimbilir hangi yönden.. Orta parmağı geçtikten sonra, maceraya atılmayıp doğrudan doğu parmağının ucuna yönelmeye karar verdik. Tamamen rüzgârsız kalırsak Elafonisos'ta demirleme seçeneği de vardı. Elafonisos-Kithira kanalı Ege'ye çıkan kestirme yol ve gemiler de çokça bu yolu tercih ediyor. Dar bir alanda yoğun trafik oluyor. Başlıca endişemiz bu yoğun trafikte rüzgârsız kalmaktı. Neyse, bakalım, görelim deyip rotayı 85 dereceye çevirdik, ana yelkeni sancak, cenovayı da iskele tarafına alıp yola devam ettik.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc8VbXTKCpYkLjqaLjvwRhOq1Xb2Nt0XbKQwLElRckrsJnM8nW1mGfvgVRT6jCXRnuQt_bVzMgdQg_I_5_TpeeLzB6Ww3IfQPCWmzKEV44PlqIeCgY4=w2400)
(Mora'nın doğu parmağının ucu ve civarı)

Orta parmağı döndükten sonra dalgalar iyice küçüldü ama rüzgâr aynı hızda devam etmekteydi. Günün güzel vaktiydi, güneş iyice alçalmış, sıcak etkisini yitirmişti. 4.5-5 kn gibi bir hızla pupa seyrimizi sürdürdük, hâlâ elle dümen tutarak. İki saat kadar sonra rüzgâr azalmaya başladı. Hava da kararmıştı artık. Rüzgâr az, dalgalar küçük; eh, artık Squeaky'yi işe koşma vakti geldi. Tıkır tıkır çalıştı, aferin ona. Böyle bir saat kadar devam ettik, rüzgâr da azalmaya.. Derken dindi iyice. Orta parmaktan Elafonisos-Kithira kanalına kadar 20 mil tutan Lakonikos körfezinin yarıdan fazlasını aşmışız bir şekilde. Motoru çalıştırıp yarım saat yol aldıktan sonra güneydoğudan başlayan bir esintinin istikrarla devam ettiğini görünce yelkenleri kaldırıp 2.5-3 kn hızla yavaş bir apaz seyrine başladık. Bir saat de böyle gittikten sonra o esinti de dindi (Kithira'nın gönderdiği bir yeldi herhalde, adaya yaklaşınca kayboldu gitti). Biraz rüzgâr bekledik, yelkenler çırpına çırpına. Ama artık gemi trafiği de iyice belirginleşmişti, Elafonisos-Kithira kanalına iyice yaklaşmıştık çünkü. Henüz güvenli mesafelerde sancağımızdan doğuya, iskelemizden batıya geçip gitmekteydiler ama bu durumu böyle sürdüremezdik. Motoru yeniden çalıştırıp bu kalabalık sulardan uzaklaşmaya koyulduk, Elafonisos'un sığ sularına doğru; belki o esintilerden birini bulurduk yine, motorla giderken. Bulamazsak eğer, oralarda bir yerde motoru susturup rüzgârı bekleyebilir ya da daha iyisi, Elafonisos'un koyuna girip demirleyebilirdik; gece 11 civarıydı, oraya iki saatte varsak güzelce uyuyup dinlenebilirdik bile. Ama çok geçmeden benim kurduğum bir 'zan' olduğu ortaya çıktı bunun: Ne esinti ne yel, hiçbir şey belirmedi, kanalın yıldızları, ayı, deniz fenerlerini, kasaba ışıklarını aksettiren ayna gibi sularını yara yara giderken motorla. Sağlı sollu birbirini izleyen yük gemilerini, daha da fenası, küçük boy kasabaları andıran ışıklarının içinde seyir fenerlerini ancak yanımızdan geçerlerken saptayabildiğimiz cruise gemilerini kollaya kollaya kanalın en dar bölgesini aştık. Aşarken Elafonisos'un ne güneybatı köşesini ne de koyunu hedefledik 'zan'nımın aksine; meğer bizim kaptan, kanalın gemiler için fazla sığ olan derinliklerinde kalıp kanalı büsbütün geçmeyi kafasına koymuşmuş. Madem motor gücüyle gidiyoruz, aldığımız miller doğru yönde olsun, ziyan olmasın diye 🙄 Dar kanaldan çıkıp Elafonisos'u böylece geride bıraktıktan sonra da durum değişmedi. Şimdi Mora'nın doğu parmağının batı burnuna kadar 5 mil vardı önümüzde. Burnun batı kıyısının az kuzeyinde demirlenebilecek birkaç yer vardı ama oraya gitmek, sonra bir de geri gelmek için harcayacağımız motor gücüyle doğu parmağının tamamını geçebilirdik; bu bir gerçek. Hem belli mi olur, belki Poseidon'un doğu parmağının burnu için tahmin ettiği güzel batı rüzgârını bulurduk; bu ise bir umut..

Elafonisos ile doğu parmağının batı burnu Ayos İlias arasındaki Vatika körfezinin ortalarındayken beliren kuzey esintisini ciddiye almadık bile. (Ama Ege'ye çıkışta kuzey rüzgârına işaret ediyordur belki diye umutlanmadık da değil!) Burna vardığımızda da hiç rüzgâr yoktu; Poseidon'un tahmini yalan çıktı. Motora devam. Parmağın doğusundaki son burun, rüzgârıyla Odysseus'u insanların çekirge yediği diyarlara savuran, bir geçişimizde tepelerinden inen sert cıvarnaların suyun üstünde minik hortumlar yarattığına dehşetle tanık olduğum Maleas'a kadar 6 mil daha vardı. Yatağa uzanıp uyumayı denediysem de motorun zırıltısı ve yarattığı titreşim yüzünden hemen vazgeçtim. Mark becerebildi uyumayı. Karaya yakın seyrettiğimiz için gemi trafiği uzağımızdaydı. Bir balıkçı limanının açığından geçerken karşımıza çıkar mı acaba diye endişe ettiğim balıkçı şamandıraları ise ışıklandırılmıştı. Dümdüz suyu yara yara Maleas burnuna vardığımızda sabah 5 olmuş, tanyeri ağarıyordu.

Burnu geride bırakıp Ege'ye çıkarken yine ne kuzey ne batı ne güneybatı, rüzgâr müzgar yoktu. Windy'nin tahmini de yalan çıktı. Burada aleyhimize bir yüzey akıntısı vardı ama, sabit 4.5 kn hızımız artık 3.7-3.8 kn olmuştu. Bir de burnu dönmeye gelen gemiler.. Trafik hâlâ yoğundu. Güya burada rüzgârı bulacak, motoru susturacaktık. Çaresiz, motor gücüyle ilerlemeye devam.. Maleas burnunun 17 mil kuzeyinde Monemvasia var, demirlenebilecek bir yer; inşa halinde ama beleşe bağlanılabilecek bir de marinası var. Ama oraya gitmeye de hevessiziz; o kadar yolu doğru yönde, taa Methoni'den yola çıkarken heves ettiğimiz Milos adası yönünde alsak daha doğru bir iş yapmış oluruz diye düşünüyoruz. Evet, ben bile 🤭 Sabah olmuş, şişko parmak Maleas burnu pupamızda kalmış, yoğun gemi trafiğinden uzaklaşmaktayız yavaş yavaş ve Kithira ile Maleas'ın oluşturduğu kapıdan geçip Ege'ye, İngiltere'den yola çıktığımızda hayalden bile uzak olan o (yani bu!) sulara çıkmışız. Milos'a varıp gerçek bir final yaşamak istiyoruz. Gemi trafiğini iyice arkada bıraktığımızda ve artık zavallı motoru susturup hem onu hem de kendimizi dinlendirme arzusuyla yanıp tutuşurken, hafiiif mi hafif bir esinti belirdi kuzeyden. Rölantide baktık devam ediyor, 'Milos'a kadar 55 mil motorla gidemeyeceğimize, motoru bir zaman susturmak zorunda olduğumuza göre, işte o zaman, bu zaman' deyip çektik stop kolunu. Ooh, sessizliği somut şekilde duymak bu olsa gerek. Maşallah motorcana, hiç nazlanmadan, hararet yapmadan saat gibi çalışıp çıkardı bizi Ege'ye 🧿 Aralıksız 8 saate yakın motor seyri yapmışız; kişisel rekorumuz bu bizim.

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_DPcoqKFuEjvoLJTWfH2xeqR3UyOJFtqTdwxU3JnhryyGoKUxECdX4jpHMZ1n2kQrR88loyKYYCMpAta5c9H8cULRjgoVAUH_H_8MXrgThTodlVaY=w2400)
(Maleas burnu artık pupamızda)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc9siqEPdntFnKdXXTrqfDwTuNNjj3RG7NW2YCtLSjQ1bNdOIfl-n0fKLeotdMbkKCyfFYKNJ17NJtEAHOIMVk2GjWMIMIUHKipqp-bUDHqGBsULuvE=w2400)
(Merhaba Ege!)

(https://lh3.googleusercontent.com/pw/AIL4fc_oU_zeqyuGm2Z3Gkw1dR16mAU84-luh5p-qFWLDv7i0tr3qBm6jHBQDNNw5FJGEbJAQeluN3KgP5u3hm7YfSUavvDEZksZKFEVQM2aD4D8Vhg1600=w2400)
(Ve hoşgeldin cenova!)
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 14 Ağustos 2023, 17:18:48
Başlangıcı Methoni, hedefi Milos olan seyrimizin ikinci gününün sabahında (7 Temmuz 2023), Mora'nın doğu parmağını geride bıraktıktan epey bir sonra nihayet bulabildiğimiz hafif kuzey rüzgârıyla yavaş bir apaz seyrine başladık dalgasız, dümdüz sularda. 2.5 kn gibi bir hızımız vardı ama boşver, doğru yönde ilerleyebiliyor, bu arada dinlenebiliyorduk da. Tek tük gemi vardı uzaklardan geçen. Öğleden sonra bir vakit rüzgâr tamamen dindi ve sıcak iyice bastırdı. Motoru çalıştırmak istemiyorduk artık, çünkü ne kadar yakıtımız kaldığını bilmiyorduk. Depoyu en son taa Cebelitarık'ta doldurmuştuk. Sonra ne kadar motor seyri yaptığımızın tam kaydını tutmamıştım çünkü tatlı sulu soğutma sistemindeki gideremediğimiz sorun yüzünden motoru çalıştırmaktan kaçınıyorduk zaten. Kıştan sonra da ne kadar motor seyri yaptığımız meçhuldü. Bu son 8 saatlik motor seyrini 'bari yakıt bitmese' diye dileye dileye geçirmiştik. Mark yokladığında deponun boş tınladığını söyleyince, dedik kalan yakıtı acil durumlara saklayalım, denizde oturup rüzgâr bekleyelim, n'apalım, hem solugan da yok, gemi de.. Nasıl olsa en geç ertesi gün meltemi başlayacak, kesin bilgi, çünkü sert esecek ve her meltemi yavaş başlar, tramolalarla varırız Milos'a.. Ve başladık rüzgâr beklemeye. Mark bir ara suya atlayıp çıktı sıcaktan bunalınca. Botun üstüne örtüsünü bağlamayı da unutmuşuz, fazla gergin olduğunu fark edip örttük ama geç kalmışız, sıcağa dayanamadı. Daha önce tamir görmemiş yerlerden açılıp havası indi zavallının. Varınca tamir edilecek artık.

Sonra akşamüstü 5 gibi güneybatıdan hafif bir esinti başladı. Poseidon gösteriyordu bunu, bu kez bildi. Bu sefer doğrudan balonu çektik direğe. İşe yaradı; en çok 2 kn hızla yine doğru yönde gitmeye başladık. Ama rüzgâr az olduğu için Squeaky beceremeyince rotada gitmeyi, tekrar döndük yarımşar saatlik elle dümen tutma işine. (Bu arada Mark balona ayar vermekle uğraşırken çakma Croc terliklerinden biri ayağından kurtulup denize düştü; çok üzüldü yazık, ama hemen diğerini de çıkarıp düşenin yanına fırlattı, hiç değilse ikisinin bir arada aynı sahile -büyük ihtimal Libya sahillerinden birine- vurma şansı olsun, biri bulursa işine yarasın diye.)

Hava karardıktan sonra bu esinti iyice azalıp işe yaramaz olunca indirdik balonu. Artık 35 mil kalmıştı önümüzde ve hiçbir yere gidemiyorduk. Denizde bir gece geçirmeyi göze almıştık başta ama doğrusu ikinci bir gece de geçireceğimizi hiç hesaplamamıştık. Moralimiz bozulmuştu, en çok da sıcak ve ayakta dikilip dümen tutmak yüzünden yorgun düşmüştük. Pek bir solugan yoktu, arada bir yalpaya düşüyorduk. Gece yarısından epey sonra hafif bir kuzeyli esinti belirince ana yelkeni kaldırdık; hem rotada kalabildik hem de yalpadan kurtulduk bu sayede. Milos'un gökyüzüne vurmuş aydınlığı yol gösteriyordu başta, sonra ay doğunca o da kayboldu. Pusulaya bakarak dümen tutmak yorucu bir şey. Çok gemi belirmeye başladı bir de buralarda, en çok da feribot ve cruise gemisi..

Sabahın ilk ışıklarıyla rüzgâr istikrar ve güç kazandı (iktidara gelmesine biraz daha vardı ama). Yönü hâlâ kuzeydendi, bizim rota ise doğu-kuzeydoğu. İyi bir dar apaz seyre başladık 4 kn gibi bir hızla, dalgalar küçüktü henüz. Artık önümüzde 20 mil vardı; gece o hafif esintilerle bir şekilde 15 mil katetmeyi başarabilmişiz, bu da birşeydir (gerçi biraz güneye düşmüşüz). Squeaky'ye devrettik dümeni; tekne de o da bayılıyor böyle rüzgâra yakın seyre. Mutlu mutlu yol aldık ama bayağı da yorgunduk.

Saat 10'a doğru Milos'un batı burnu açığındaki waypoint'imize 8 mil kadar kalmıştı. Düpdüzgün yontulmuş, heyula gibi tek bir kayadan ibaret olan Antimilos adasına yaklaşırken rüzgâr arttı ve iktidarı ele geçirdi. Waypoint'imizi tutturabiliyorduk hâlâ ama Squeaky doğuya kaçmaya çalışır olunca dümeni Mark devraldı ve sancak tarafına doğru iyice yatıp sıkı orsa gitmeye başladık. Antimilos ile Milos arasına girdiğimizde ise rüzgâr artık kuzeydoğudan gelmeye başlamış, dalgalar büyümüş, biz de hedefimizin giderek daha güneyine gidebilir olmuştuk. Tramolayla hedefe varmaya çalışmak ya da dönüp pupa seyirle adanın güneyindeki bir koya demirlemek yerine, iskele kontrada böyle gidebildiğimiz kadar gidip karaya iyice yaklaşınca motoru çalıştırıp waypoint'imize ulaşmaya karar verdik; yorgunduk çünkü, tramolayla uğraşacak hal kalmamıştı. Karaya 3 mil kala motoru çalıştırdık ve yelkenleri indirip şimdi 4 mil ötemizdeki waypoint'imize yöneldik. Dalgaları aşa aşa hedefe, yani volkanik ada Milos'un ortasındaki kalderanın batı burnu olan Vani'ye vardığımızda yelkenleri tekrar açıp motoru durdurup, artık iskele tarafımızdan gelmeye başlayan sert rüzgârla kalderanın boğazından içeri girmeye koyulduk; demirleyeceğimiz yere yaklaşık 6 mil vardı daha.

https://photos.app.goo.gl/a4wrR6LTZG3NpcK88

Kalderanın boğazından, çok sert cıvarnalarla, şimdiye kadar hiç olmadığı kadar yana yatarak geçtik. Bu adaya daha önce defalarca gelmiştik ama böylesiyle hiç karşılaşmamıştık. Bu arada iki de süper hızlı jet katamaran feribot geçti yanımızdan; bir de onların yarattığı sert dalgalarla başa çıkmak, zehirli dumanlarını solumak zorunda kaldık. İnsanların hırsı durmak bilmiyor; daha hızlı, daha da hızlı diye diye bu güzelim adalar arasında mekik dokuyan bu canavarların sayısı ve sıklığı çok artmış, ne yazık 😔

https://photos.app.goo.gl/9P1F7wcbA5a3cRZH8
(Temsili jet feribot; fotoyu netten ödünç aldım)

https://photos.app.goo.gl/8MwpMrYBqUeJyWD5A
(Milos doğal limanını yanardağ patlamasına borçlu)

Boğazı ve kıyıdaki kasaba Adamas'ın burnunu geçip iç kalderaya girdiğimizde de rüzgâr sakinlemedi. Olabildiğince rüzgâra yaklaşıp demirleyeceğimiz yere yakınlaşmaya çalıştık. Sonra da ben isyan ettim artık, 'yeter, motoru çalıştıralım artık, 1 mil kaldı yaa' diye. Motor da biraz nazlanır gibi yapmasın mı! Çalıştı ama. Sert rüzgârın savurduğu serpintileri yüzümüze yiye yiye vardık demirlemek istediğimiz yere. Birsürü tekne vardı demirlemiş; hiç bu kadar kalabalık görmemiştik burayı, çünkü yazın bu kadar ortasında Ege'ye çıkmaktan hep kaçınmıştık (ne kadar isabetliymiş yaptığımız; durmuş saatin günde iki kez doğru zamanı gösterdiği gibi arada bir birşeyi doğru yaptığımız da oluyor 🤭). Uzun plajın sakin bir noktasına yaklaşabildiğimiz kadar yaklaşıp 4 metreye demir attık. Motoru durdurunca bir öpücük kondurdum sandığının kapağına, 'seni seviyorum' diyerek; İzmir'e dönünce 'I love Lister-Petter' yazdıracağım bir tişörtüme 🥰

https://photos.app.goo.gl/nxa1LBXZj125Maas7
(Kıyıdaki güzel kasaba Adamas, kaldera ve demirli tekne kalabalağının bir kısmına yukarıdan bakış)

Saat öğlen 1 civarıydı. İki günden uzun sürmüştü seyrimiz, Mora'nın parmaklarını geçelim, Ege'nin meltemisinden kaçalım derken. Şimdi önümüzde 3 gün daha deli esecek meltemi vardı ama o ünlü, kolsuz Afrodit heykelinin bağrından çıkarıldığı ortası delik ada Milos kadar koruyup kollayan pek az ada var bu adalar denizinde. Güvendeyiz, Ege'nin istediğimiz yerlerinden ilkine vardık diye sevinçliyiz. Yorgunluğu atmak kolay, nasılsa geride kaldı.

https://photos.app.goo.gl/znESibR2nYWh89e9A
(Adanın en ünlüsü...)

https://photos.app.goo.gl/4eztsWG1NZakMC4n6
(... ve keşfedildiği yer; fotoyu netten ödünç aldım, bizzat gidip de çekmedim yani ☺️)

Bu da böyle bir yazı oldu işte, pilos milos.. 😄
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 15 Kasım 2023, 01:32:54
Başlık öksüz kalmasın, tamamlayayım..

Aurantes'in eve dönüş yolculuğu üç ay önce sona erdi. 1974'te yapılmış olmasına rağmen, geçen yıl Galler'de bizim elimize geçene kadar gittiği en uzak yer Fransa'nın Bröton kıyıları olan Aurantes, 3000 mili aşıp eve vardı. İlk sahibi 70'li yılların sonlarında Britanya'nın batı kıyılarında Galler-İskoçya arası yarışlara sokmuş onu; ikinci sahibi modern ekipmanlar ekleyip Bröton'a götürmüş; bizden önceki üçüncü sahibi ise yıllarca karada tutmuş, bu arada bebek gibi bakmış ama hiç suya indirmemiş. Bizimle birlikte elementine kavuşup, tasarımcılarının 'uzun yol teknesi' hedefini gerçekleştirmiş oldu. Gal kızı artık İzmir körfezinde. Bence yakıştı ⛵

Milos adasından sonrasına gelince... Özet geçmeye çalışayım (başarabilirsem tabi 🤭) çünkü Ege adaları az bilinen yerler değil, ayrıntılarıyla çokça anlatıldı, anlatılıyor. Üstelik biz de öyle az durak yaptık ki! Ege'de temmuz ve ağustos ayları sezonun en kalabalık zamanı. Meltemi baş döndürücü şiddette ve bıktırıcı sıklıkta esti durdu (eylül, hatta ekim aylarında bile devam etti bu yıl meltemi). Ve malum, öyle bir sıcak vardı ki biminisiz seyir azaptı. Milos'ta 5 gün kadar kaldıktan sonra iki meltemi arasını fırsat bilip biraz motor, biraz orsa seyriyle Sifnos'un güneyinden dolaşarak Paros adasının Parikia koyuna gittik.

https://photos.app.goo.gl/atCNaWCEkSaWUFEr7

https://photos.app.goo.gl/k7kG7mcxRSrvtRDH9

https://photos.app.goo.gl/DYpmVLkmdjyz7J6V6
(Parikia'nın kalp biçimindeki, meltemiden koruyan süper demir yeri 💙)

Burası bizim Ege'de en favori yerlerimizin başında gelir. Ama güneş batmadan vardığımız koyda öyle bir demirli tekne kalabalığıyla karşılaştık ki aklımız durdu. Zor bela bir yer bulduk kendimize, teknelerden birine fazlaca yakın düşmüş olmakla birlikte. Sonrasında aşırı sıcak, kalabalık ve birkaç gün mola verip yeniden coşan meltemi üçlüsü bir seyir isteksizliği yarattı bizde. Adalarda görmediğimiz çok yer var ama bu üçlü sayesinde ne merakımız var ne isteğimiz. Mesela, 'Ne yapsak, apaz apaz doğuya Leros'a mı gitsek' deyip, 'öff, gidip de ne olacak sanki, bu sıcakta.. hem demirleyecek yer olacak mı bakalım' diye devam ederek yeni bir yer görme hevesini dakikasında öldürüyorduk. Derme çatma bimininin altında tam üç hafta pineklemişiz. Litrelerce su içip hiç tuvalete gitmediğimiz, atlayıp durduğumuz suyu serinletici değil de, kıvamı biraz daha yoğun, az değişik bir ambiyans olarak algıladığımız, tek karasal faaliyetimizin süpermarketlerde insanların arasından raflara uzanıp öteberi almaya çalışmak olduğu, yakın beach club'ın eklektik playlist'ini ezberlediğimiz 🥴 bir üç hafta... Arada Paros'un en gözde demirleme yeri olan Naussa'ya gittik bak, Aziz İoannis koyuna; ama adına su sporları dedikleri, sürat teknelerine bağlanıp çekilen çeşitli biçim ve boyutlardaki plastik şeyler üzerinde çığlık atma eyleminin yarattığı yalpa ve gürültüden 'yetti gari' gelince, kıyıları boyunca kıçtan kara yan yana dizilmiş 3-5 katlı 'gin palace'ların yanında kendimizi çok zavallı ve sefil hissettiğimiz 😢 bu koydan üçüncü günün sabahında kaçtık, gerisin geri Parikia'ya; eklektik diceyimiz o an Rachid Taha'nın Ya Rayyah'ını çalıyordu 😍, 'hoşgeldiniz, ne iyi ettiniz dönmekle' dercesine...

Parikia'da üçüncü haftaya girdiğimizde hava tahmini uygulamaları enteresan bir şey göstermeye başladılar bir hafta sonrası için: güneyli rüzgâr! 'Kesin değişir, bilgisayar saçmalamış' diye inanmadık ama değişmedi. Ağustosun başında lodos mu olur? Olacaktı. İnanmaya inanmaya planımızı yaptık. 'Boşver Yunan adalarını, bu rüzgârı Sakız'a gitmek için kullanalım, oraya vardık mı bir adım ötesi Foça, ödediğimiz TEPAI vergisinin bir kısmı ziyan olacak ama burada bir ekmek aldığımız parayla Türkiye'de beş ekmek alabiliriz, yine de kârlı çıkarız' şeklinde bir plan. Güneyli rüzgâr 5 Ağustos gecesi olacaktı, kısmetse! İki gün öncesinden de batıdan esinti olacaktı öğleden sonra başlayan. Parikia'dan Sakız'ın beleş marinasına mesafe aşağı yukarı 100 mil ve bu güneyli rüzgârın 'güvenilir' kısmı 15-16 saat kadar esecek gibi görünüyor. 4 kn yapsak varamayız ama eğer bu rüzgârı kullanmaya bir adım ileriden başlarsak çok da güzel varırız, yetmezse kalanını motorla tamamlarız; hemen ardından başlayacak kuzey rüzgârına yakalanırsak da Sakız'ın güneyindeki koylardan birine sığınırız. Plan böylece netleşti. Güneyli rüzgârı kullanmaya başlayacağımız bir adım ilerisi ise pek tabi ki Mikonos'tu; ya neresi olacağıdı, başka yer mi var sanki güzergah üstünde sevgili kaptanım! Pek istemese de Mark'ın da aklına yattı Mikonos'un Ornos koyu; Mikonos'un demirlenebilecek tek yeri ve kuzeyli rüzgâr olmayacağı için iki gece rahat geçirebilirdik.

Batılı esintiyi Kikladlardaki evimiz Parikia demir yerinde ilk hissettiğimizde demir alıp çıktık koydan (3 Ağustos 2023). Akşamüstü 5 gibiydi. Ama demir yerindeki esintinin belki bir zerresi vardı dışarıda. Yelkenlerin ikisi de açık şekilde motorla devam ettik açılmaya, rotamız kuzey-kuzeydoğu, gideceğimiz mesafe 25 mil. Belki az sonra başlar rüzgâr diye diye Delos-Mikonos kanalına kadar tüm yolu motorla aldık. Yelkenler hiç pırpırlanmadı ama, hep gergindiler, hızımıza 1 kn filan katkıda bulunmuş olsa gerek o esinti zerresi. Feribot trafiğinin yoğun olacağını sanıyorduk yol boyunca ama güzel bir zaman aralığı yakalamışız şans eseri, bir tanesiyle bile karşılaşmadık, uzağımızda bir cruise gemisi Mikonos'un limanına girdi, o kadar 😊 Delos-Mikonos kanalında batı esintisi zerresi, hafif rüzgâr halini aldı. Yaşasın! Böyle rüzgârsız durumlarda, üstelik böyle dar su yollarında sadece motor gücüyle yol alıyor almak bende endişe yapıyor, ya motor durursa n'aparız diye. Böylece iyi bir keyiflendik, motoru kapatmadık ama devrini düşürdük, güzel bir hızla geçtik kanalı. Bu arada artık iyice gece olmuştu; kanala girerken minik bir adanın ardından tupturuncu doğup ortalığı sihre bulayan kocaman ay şimdi yükselmiş, yolumuzu aydınlatıyordu. Ornos koyuna girip, birsürü demirli tekne arasında bir yer bulup demir attığımızda geceyarısına yarım saat kalmıştı.  Yine istediğimiz gibi demirleyememiştik, derinlik fazla, alan dardı ama rüzgâr neredeyse sıfırdı, yarın hallederiz dedik.

https://photos.app.goo.gl/PxrK4bdN3sVBrd3y9

https://photos.app.goo.gl/5ggChw1MGi5bB7pw9

İki gece kaldık Mikonos'un Ornos koyunda. Rüzgâr öylesine hiç yoktu ki yeniden doğru düzgün demirlemeyi düşünmedik bile. Hoş, koca koy giderek daha da kalabalıklaştı. Zaten karaya çıkma gibi bir düşünce aklımızdan bile geçmiyordu. Mikonos'ta yüksek sezon! Şaka gibi. Aslında çok güzel bir ada Mikonos, yazık, haksızlık olmasın. Bir şubat ayında, günlerce süren karlı bir deli poyraz yüzünden Mikonos'un limanında kalmıştık. Hava öyle soğuktu ki balıkçılardan tahta parçaları bulmuş, sobamızı yakmıştık. Dona dona o dolambaçlı dar sokaklarında dolaşmış, büyülenmiştik. Sokaklarda kimsecikler yoktu ama mekanlar, kışın o en dibinde bile doluydu - gerçi insana yalnız olmadığını hissettiren, olumlu bir durumdu bu o zaman 😌

Lodoslu gecenin vaat edildiği gün öğleden sonra demir aldık Mikonos'un Ornos koyundan (5 Ağustos 2023). Koydan çıkar çıkmaz yelkenleri açtık hafif batı rüzgârına ve 2 kn gibi bir hızla adanın bembeyaz güzel şehrini ve eski limanını, sonra da ana limanını seyrede seyrede süzüldük kuzeye doğru. Akşamüstü 6 gibi adanın kuzeybatı ucunu geçtikten sonra bulduk lodosu; gerçekten olmaktaydı! Yelkenleri ayıbacağı yapıp, nice zaman sonra nihayet doğru düzgün bir pupa seyrine başladık, dalgaları henüz minicik, neredeyse dümdüz sular üstünde 4.5-5 kn gibi bir hızla hem de ⛵

https://photos.app.goo.gl/kzY2rwBa9rrGRpww6

Sakız marinaya kadar 70 küsur millik mesafeyi almaya ne güzel başlamıştık ama bu böyle gitmezdi elbet. Ege'de lodos bu, oynak, öngörülemez.. Nihayetinde, korktuğumuz asıl şey başımıza gelmedi, rüzgârsız kalmadık yani; hatta zaman zaman tahminde gösterilenden daha sert esti. Ama korktuğumuz diğer şey oldu: Onca zamandır 'aman yıpranmasın' diye kısa mesafelerde elle dümen tuttuğumuz, özenle son uzun mesafeye sakladığımız halde, sevgili otopilot Squeaky'nin artık yedeksiz kalmış son kayışı ancak geceyarısına kadar dayanabildi 🤬 Rüzgârın iyice dellendiği, dalgaların da gelişimlerini tamama erdirdikleri zamana kadar yani.. Dayanamadı çünkü zaten çok eskiydi. Mark'ın babasının İngiltere'den gönderdiği kayışı, işe yaramaz UPS bir türlü bize ulaştıramamıştı, Paros'ta tam üç hafta geçirmiş olmamıza rağmen. Kimse güvenmesin UPS'ye 😡

Sonuçta vardık Sakız marinaya ama tükenmiş bir halde.. İkimizin de bir dakika bile uyumadığı çok yorucu bir gecenin ardından.. Dümen tutmak başlı başına bir iş, hele yuvarlanan büyük dalgalar arasında pupa giderken yalpa halindeyken.. Süper oynak lodos sancak ile iskele kıç omuzluklar arasında sık sık yeni bir derece denediği için, ikide bir ayıbacağı düzenini buna göre değiştirmek zorunda kaldık bir de. Dümen tutmakla bu yorgunlukta baş edebilmek için yelkenleri sonuna kadar küçültüp hızımızı düşürdük, bu sefer de iyice yalpaya düştük. Bir ara iyice yeter gelip cenovayı komple sardık. Bu sefer de çok geçmeden sancak kıç omuzluktan gelmeye başladı rüzgâr, 'yeniden cenovayı aç, geniş apaz seyrine geç bakalım şimdi de' diye dalga geçer gibi; kahkahaları da dalgalar iskele kıç omuzluktan patlatıyordu 🌊 Aman ne komik! İyi olan bir şey vardı ki, apaydınlık bir geceydi. Dolunaydan 3-4 gün eksik kocaman bir ay güverteyi güzelce aydınlatıyor, berrak havada her yönde adaların ışıkları yön tayinini çok kolaylaştırıyordu; görüş öyle iyiydi ki Sakız'ın güney ucundaki denizfenerini beklediğimizden çok daha önce saptadık, pusulayı takip etmek zorunda kalmadık hiç. Sonra da zaten doğuda Türkiye'nin ışıkları iyice belirdi 😃 Bir de birsürü kuyrukluyıldız gördük, pasparlak.. Ortalık sakindi; tek tük uzaktan geçen gemiler.. Tek bir yoğun nokta oldu Sakız'a yaklaşırken; dört gemi birden birbirlerini ve bizi geçti gitti. Derken derken, Sakız'ın güney ucu hizasına vardık alacakaranlıkta. Ama Sakız büyük ada; öyle güney ucuna varınca sevinmek fazla erken kaçıyor, çünkü hedefe daha 15 milden fazla bir mesafe oluyor. Bir de burası gıcık bir bölge. Ada ile Türkiye arasına girerken derinlik 500 metrelerden hızla 100 metre konturu altına indiği için dalgalar daha bir büyüyor. Bir de rüzgâr azalınca dalgalarla iyice hemhal olarak bayağı bir oyalandık onca yorgunluğun üstüne. 3 kn hızla 2 saat filan sürünerek 50 metre konturunu geçtik nihayet ve o zaman dalgalar hem küçüldü hem de rüzgâr hızlandı, böylece hızla Sakız şehrine yaklaştık. Bulutlu bir sabahtı şansımıza, güneş altında pişmedik uykusuzluğun üstüne. Sakız limanının girişini geçmek üzereyken içeriden Midilli feribotunun çıkmakta olduğunu görünce tekneyi yavaşlatıp feribotun çıkıp gitmesini bekledik. Limanı geçtikten sonra marinaya yaklaşırken motoru çalıştırıp yelkenleri indirdik. Ne güzel, ta buraya kadar sadece yelkenle varabilmiştik! İçeri girince mendireğin iç tarafında, girişe yakın güzel bir yer gördük, yanaşması kolay. Rüzgâr biraz sert, kaptan da fazla yorgundu ama arkasına yanaştığımız Fransız teknenin kaptanı hemen fırlayıp yardımımıza koştu, halatlarımızı alıp güzelce yanaştırdı bizi. Sağolsun, tam ihtiyacımız olan yardımdı; minnet duyduk 🙏 Seviyoruz Sakız'ı ve mükemmel marinasını 🥰

https://photos.app.goo.gl/RCuQwyDuHHHVyTqx6
(Aurantes Sakız marinada)

Sakız'a kadar geldikten sonra İzmir artık bir adım ötesi. Karaburun'u, nam-ı diğer Rüzgârlı Mimas'ı karşımızda görüyoruz. Yolun bu son dönemecini almamıza yarayacak bir rüzgâr bir gün çıkacaktı nasılsa; acelemiz yoktu, endişesiz bekledik. Beklerken de güzel Sakız'ın sağına soluna gittik otobüslerle, kristal sularında serinledik, Türkiye'ye götürmek istediğimiz şeyleri tekneye istifledik: birtakım içecek ve yiyecekler ve hatta marin kontrplak! Önceki yıllardan tanıdığımız Hollandalı arkadaşımızı yine orada bulmak, olayı iyice mükemmelleştirdi 😊 Ve istediğimiz gibi bir rüzgâr belirdi nihayet, 10 günün sonunda.

https://photos.app.goo.gl/DZfhTm13FJiuA3QQ9
(Karşıda 'Rüzgârlı Mimas')

O sabah (15 Ağustos 2023) marinadaki yerimizden ayrılıp Sakız'ın ana limanında gümrük rıhtımına bağlandık, Çeşme feribotları gittikten sonra. İşlemlerimiz hızlıca tamamlandı, pasaportlarımıza çıkış damgalarını aldık ve halatları çözüp limandan çıktık.

https://photos.app.goo.gl/vjSruAQ6R7cRXwus6
(Hoşçakal Sakız!)

Saat 10'a geliyordu. Plan şöyleydi: Bu bölgenin hâkim kuzeyli rüzgârı öğlen saatlerinde başlayana kadar motorla kuzeye tırmanacak, Sakız-İnussa boğazından çıktıktan sonra da doğu-kuzeydoğu rotasında apaz seyriyle Karaburun'u dönecektik. Hava tahmini öğleden sonra batılı rüzgâr gösteriyordu; onunla da rahatça pupa gidip Foça'ya varacaktık.

https://photos.app.goo.gl/AgMSr3HLn8Hs8Xzm9

Ve tam da planladığımız gibi oldu, hava tahmini neredeyse dakikası dakikasına tuttu. Hafif kuzey rüzgârına karşı Sakız kıyılarını seyrede seyrede 3 saatte İnussa boğazına vardık. Son bir saat içinde rüzgâr artmaya başlamıştı, hızımız çok düştü ama tam zamanında geldik oraya. Boğaza girmeden önce Sakız'ın son koyuna iyice yaklaşıp ana yelkeni kaldırdık, sonra da hem motor hem yelkenle hızla boğazdan çıktık. Kaptanın ince hesabı çok güzel işledi, çok takdir ettim 👏 Dışarıda rüzgâr kuzey-kuzeybatıydı, tam beklediğimiz gibi. Bu noktadan 15 mil kuzeydoğuda olan Karaburun'a doğru dar apaz, hızlı bir seyre başladık iyice sancağa yatarak. Dalgalar ufak sayılır, rüzgâr 4 bf, her şey yolunda. Ama görüş bayağı kötüydü; koca Karaburun ancak hayal meyal görülebiliyordu. Böyle birkaç saat gittikten sonra rüzgâr önce kuzeybatı, sonra da batı-kuzeybatıdan gelmeye başladı, seyir iyice rahatladı. Karaburun'a yaklaşırken artık iskele kıç omuzluktan almaya başladığımız güzel rüzgârla sakin sakin döndük burnu. Burnun hep büyük olan dalgaları hiç koymadı. Ve işte Yeniliman, sonrası Karaburun. Hep heyecanlanırım, ağzım kulaklarıma varır buralara ulaştığımızda. Karaburun'u geçtikten sonra rüzgâr iyice batıladı ve 5 bf oldu ve biz de 10 mil doğudaki Foça'ya pupa yelken koşmaya başladık. Mesafeyi yarılayınca rüzgâr daha bir arttı. Ayıbacağı düzenine geçmek yerine cenovayı tamamen kapattık ve tek camadanlı ana yelkenle Foça'ya yaklaştık - malum, elle dümen tutmak yorucu bir şey. Fener Adası'na yaklaşırken dalgalar iyice dikleşti. Adanın kuzeyinden içeri girdik, dalgalar peşimizde. İncir adasına yaklaşırken söndü dalgalar ancak. Yanındaki küçük adayla arasından geçip korunaklı sularda hızla kayarak balıkçı barınağının mendireğine yaklaştık. Artık yelkeni indirme vakti. Büyükdeniz'e girdiğimizde, önceden haberleştiğimiz sevgili arkadaşımız Alper bağlanacağımız tonozu ayarlamış, kayığında bizi bekliyordu halatımızı almak üzere. Güneş iyice alçalmış, ortalık tatlı bir turuncuya bürünmüştü ve denizci Foça her zamanki gibi çok güzel görünüyordu. "Hoşgeldiniz" dedi bize, halatımızı kıpırtısız sudaki tonoza bağlarken. Aurantes'le eve dönmüştük işte 😃

https://photos.app.goo.gl/v6Gt1rncSA59ysn5A

Hikâye böyle mutlu sonla bitsin. Sinir bozucu ve yorucu giriş işlemleri sürecini başka bir başlıkta anlatırım belki.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Kemal Gündüz - 16 Kasım 2023, 10:31:01
Hoş geldiniz


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu - 16 Kasım 2023, 14:20:29
Hoşgeldiniz, daha önce söylediğim gibi yaşanılanları yazıya dökmeniz harika. Bizde oradaymışız gibi.
Başlık: Aurantes ile eve dönüş yolunda
Gönderen: Nur Gökçeoğlu - 16 Kasım 2023, 18:09:52
Hoşbulduk  :) Okuduğunuz için ben teşekkür ederim. Benim için de paylaşmak keyifliydi  :)