Heyamola Hey
Havuzluk => Seyir Anıları => Konuyu başlatan: Mücahit Karabaş - 23 Ağustos 2021, 17:05:14
-
Bu sene teknemizde keyfekeder bazı tadilatlar yaptık. Salgınla ilgili hafta sonu yasakları da işin için girince senenin ilk yarısı denize çıkamadık. Yoğun çalışma hayatımızdan ve tekne darmadağın olduğundan doğru düzgün gidip keyif süremedik. Tadilat boyunca hafta içi işten kaytardıkça gidebilsem de tekne sanki bizim teknemiz değilmiş gibi bir köşeye tüneyip geri dönüyordum. Denize özlemimiz had safhaya ulaşmıştı. Tekneyi karaya alıp zehirli işlerini de bitirdikten sonra engelimiz kalmadı derken yoğun iş tempomuz nedeniyle neredeyse bir ay yine hiçbirşey yapamadık. Tek umudumuz bayram tatilinde kendimizi Egeye atabilmekti. Ondan sonrası hakkında en ufak bir tahminimiz yoktu. Hergün abartısız on defa fikir değiştiriyor planlar yapıyorduk. İş temposu nedeniyle bu sene hiç tatil yapamayacakmışız hissiyatı içindeydik. Tekneyi güneye indirmek istiyorduk ama Yunanistan kapalı olduğu için koyların kalabalık olması ve kalabalığın keyif vermemesi ihtimali vardı.
Bayram, Temmuz sonu olacağı için Bayram tatilini yolda geçirip tekneyi Marmarise bırakıp sonrasında Ağustos Eylül Ekim aylarını oralar tenhayken değerlendirmeyi düşünüyorduk. Diğer yandan da ya iş nedeniyle sık gidemezsek boşuna o kadar yol gitmiş olacaktık. İki sene önceki 4 aylık Güney serüvenimizde Transferlerle birlikte 47 gün teknede geçirmiştik. İki tam bir kedi uçaktan minibüse, otobüsten motorbota kadar pek çok araçla zorlu yolculuklar yapmıştık. Tekneyle İstanbul’a geri döndükten sonra bir daha güneye inmemeye karar vermiştik. Ama bu seneki müsilaj felaketi Marmara denizinden pek hayır gelmeyeceğini gösteriyodu. Tekneyle Bozcaada ya da Burhaniye Marinaya gidebilirdik. Ama bırakıp dönmek gerekirse yine zorluklar yaşayacaktık. Kuşadası, Didim ve Sığacık Marinalarla fiyat ve yer görüşmeleri de yaptık. Arabayla buralara gidiş geliş yaz içinde kolay olacaktı. Ama bu marinalardan deniz yoluyla gidilecek yerler yine Yunanistan’ın kapalı olması nedeniyle sınırlıydı. Gökova mı, Hisarönümü ? Marmaris mi? Yine dönüp dolaşıp güneyin cazibesine kapılıyorduk. Ama sadece Bozcaada, Kabatepe, Gökçeada rotası da güzel olabilirdi. Dedim ya hergün fikir değiştiriyorduk. Bizim plan yapmamız dışındaki parametreler daha önemliydi. Bayram zamanı hava ve deniz durumu, bağlanacak yerlerin doluluk oranları da belirleyici olacaktı. Artık son birkaç hafta tatilde nereye gideceğimizi soranlara hep aynı cevabı veriyorduk. “Yüreğimizin götüreceği yere”
Denize hasretimiz üst seviyedeydi ama neredeyse sekiz aydır seyir yapmamıştık. İçimizde hafiften bir korku da oluşmuştu. Marmara Denizi’ni geçmek gözümüzde büyümüştü. Deniz bizi nasıl karşılayacaktı acaba?
Teknenin Teak ve marangoz işlerini yapan ahşap tekne ustası Murat Efe Abi ile yaptığımız kara bakımları sonucunda teknemiz yolculuğa hazırdı. Ufak tefek eksikleri vardı ama majör bir engel yoktu. Motor bakımlarımızı da yaptığımız için geriye tekneye yerleşmek kalıyordu. Birkaç hafta içinde haftasonları parça parça Andormeda’ya taşındık. Bayram gelse de rotamıza başlasak diyorduk ama bazı işlerin sarkması nedeniyle cumartesi Pazar da çalışmak zorunda kaldım. Sonunda arefe günü sabah 06.00 da palamarı çözüp Tuzladan ayrılmayı başardık.
Bu arada bir konuyu es geçmemem lazım. Uzun zamandır denize çıkmayışımız gibi foruma da bir süredir pek katkı veremiyorum. Sadece ben değil pek çok reisimiz bir yerlere dağıldık. Moderasyonda olduğumuz için zaman zaman forumu canlandırma adına bir şeyler yazayım istiyorum. Ama yine moderasyonda olduğum için Denizden Kazandığım İnsanların bir kısmının da kırılmasına neden olduğum için motivasyonumda önemli bir kayıp oldu. Yazmayı öğrendiğimden beri her zaman bir şeyler karalayan ben, artık eskisi gibi yazamaz oldum. İş hayatım da en önemli bahanelerimden birisi tabi... Forumlar sayesinde tekne aldım, çok fazla bilgiye ulaştım, çok güzel insanlar kazandım. Daha önce de belirtiğim gibi Heyamolahey Foruma kendimi hep borçlu hissediyorum. Forum ayakta oldukça ben de elimden geldiğince katkıda bulunabilirsem ne mutlu bana…
Bu seneki yol maceramıza geçmeden önce uzun zamandır yazmayı ihmal ettiğim iki sene önceki Güney -Kuzey çıkışımıza sizlerle beraber geri dönüş yapmak istiyorum. Bu da nereden çıktı demeyin. Önce iki sene önceyi bir hatırlayalım:
9 Ekim 2019 Çarşamba- Deniz, Hava ve Moral Tahminleri
Göcek İstanbul Rotasında 5. Gün.
Didim Marinanın birkaç mil kuzeyinde geceyi geçirdiğimiz Mesut Tatil Köyünün önünden sabah Sabah saat 06.40’ta yola çıkmışız. İki gündür süren güneyli hava bitmiş. Rüzgarsız bir yolculuk. Yunanistan’la Türkiye arasında bir nehir genişliğindeki Dilek Boğazından geçiyoruz. Kuşadası körfezi sakin. Pırıl pırıl güneşli bir gün. Hava tahmini sitelerinden geziniyoruz ayrı ayrı. Birisi diğerini tutmuyor. Kuzeyli sert bir hava geleceği kesin. Ama başlangıcı her yerde farklı saatlerde görünüyor. Adı üstünde tahmin bunlar. Bugünkü hedefimiz aşağıya inerken de konaklayıp bayıldığımız Nergis Koyuydu. Oradan sonra nasıl bir rota izleriz kara kara düşünüyorum.
Cumartesi günü Göcek’ten çıkarken sadece transfer seyri olmasın, en azından aşağıda birkaç tatil günü daha geçirelim diye karar vermiştik. Turunç, Dirsek, Knidos duraklarını planlamıştık. Sezonda keyfini süremediğimiz bu yerlerin tenhayken de tadını çıkarmak isteyince haftayı yarılamıştık. Daha düne kadar kuzeyli hava yoktu tahminlerde. Şimdi tüm hesap bozulmuştu. Pazartesi günü işte olmamız gerekiyor. Bu raporlara göre İstanbul’a yetişmemiz çok zor. Nergis Koyuna hiç gitmeyip tekneyi Sığacık’ta bırakabiliriz. Evet, en mantıklısı bu. Yukarı çıkarsak Ayvalık Marina hem dolu olabilir hem de konaklamak için çok pahalı. Tekneyi bir süreliğine Babakale’ye bıraksak oradan kedimiz Bosa’yla İstanbul’a dönmek zor. Hava gelmeden Babakale’yi geçemeyiz. üç ihtimalli maç. Teos Marina, Ayvalık Marina, Babakale… Ayvalık’ta bir barınak da var ama orada da tekne bırakılıp gidilir mi bilemedim. Yok yok gidilmez. Tekneyi Teos Marinada bırakalım Oradan dönmek daha kolay olur. Ben İstanbul’a gider arabayı alır gelirim. Sonra arkadaşları ayarlayıp tekneyi çıkarırız İstanbul’a. Ece de inat kabul etmiyor. Ben transferimi kendim yaparım diyor. Doğanbey burnunu sancağımızda bordalamışız. İçimdeki kararsızlık huzursuzluğa dönüşmeye başlıyor. Sürekli rotalara bakıyorum. “Buradan Nergis kaç mil? Oradan Babakale ne kadar sürer? Bırak tekneyi Sığacık’ta git. Yok yok devam et ya seninle transfere gelecek kimseyi bulamazsan…”
O anda telefon çalıyor. Sabah Ahmet Kabaalioğlu’yla yazışmıştık. Telefonu öyle düşük bir modda cevaplıyorum ki Ahmet yanlış Mücahiti aradığını zannediyor, afallıyor.
“Hayrola ne oldu ?” diye soruyor.
Kafamdakileri tüm samimiyetimle paylaşıyorum. Sıkıntımı anladığı için bana biraz müsaade et hava tahminlerine bir daha bakayım diyor. Telefonu kapatıyorum. İçimde saçma sapan bir burukluk. Ece’nin keyfinin bu kadar yerinde olmasına da şaşırıyorum. Biraz da kızıyorum. Ama neyse ki ben kendi sıkıntımı ona yansıtmamışım.
On beş dakika sonra Ahmet arıyor. Sanki üniversiteyi bitirmeme son bir ders kalmış. Final sonucu açıklanacakmış gibi heyecanla açıyorum. Ahmet’in ses tonundaki ciddiyet de en sıfırcı profesörleri aratmayacak kadar ciddi. Tane tane anlatıyor. Şu an bulunduğun noktadan Çanakkale arasında Cuma sabahı dokuza kadar yaprak kıpırdamayacak görünüyor. Cuma sabah dokuzda hava patlayacak. Fırtına olmayacak ama çok sert.
“Ben normalde kimseye şöyle yapın böyle yapın diye tavsiyede bulunmam. Ama sizi tanıyorum. Teknenizi biliyorum. Ben sizin yerinizde olsam bu geceyi hedeflediğiniz gibi Nergis’te geçiririm. Nergis Çanakkale Marina arası 155 deniz mili. Nergisten sabah erken yola çıkıp hiç durmadan 155 mil yaparsanız Cuma sabahı hava gelmeden önce Çanakkale Marina’ya girersiniz. Ondan sonrasına yine bakarız. İstersen tekneyi oraya bırak her türlü birlikte getiririz. Belki devam bile edersiniz. “
Ahmet böyle söyleyince bir anda öyle rahatlıyorum ki yanımda olsa sarılıp öpeceğim. “Emin misin?” diye sormaya bile gerek duymuyorum. Sadece
“ 155 mil kesintisiz hiç yolculuk yapmadık ikimiz” diyorum. O da ya
“siz yaparsınız. Vardiyalı gelirsiniz. Deniz Karıncanın su içtiği olacak. Çeşme ve Karaburun’dan sonra Midilli’ye yakın geçersin. Müsellim, Babakale rahat görünüyor. Ece de sen de vardiya planı yaparsanız tamamdır. Sen kılavuz kaptan sayılırsın Çanakkale’ye vardın mı İstanbul’a gelmiş sayılırsın”
Ya bir insan bu kadar mı mübarek olur? Gerçekten de mutluluk seviyesi barometremin ibresi bir anda müthiş bir açı çiziyor. Yarım saat önceki benle şimdiki ben farklı dünyaların insanıyız.
Telefonu kapatınca Ece’yle konuyu paylaşıyorum. O da çok seviniyor. Teos’a gitseydik Nergis’i göremeyecektik iyi oldu diyor. Ekimin ortası olduğu için havalar erken kararıyor. Güneş batmadan Nergis’te olalım ki, son bir deniz banyosu yapalım diyoruz. Nergis’e güneş batarken giriyoruz. Deniz o kadar saydam ki tekne havada asılı kalmış gibi. Demiri funda edip, motoru kapatınca sessizliğin verdiği huzurla yorgunluğumuzu unutuyoruz. Koyda 4-5 tekne var. Bu mevsimde haftaiçi bile burası boş değil. Yarın zorlu bir yol olacak. Karnımızı doyurup Bosa'yla biraz oynadıktan sonra dinlenmeye geçiyoruz.
19 Temmuz 2021 Pazartesi Marmara Adasına Dönüş
Nihayet Andromeda tatil seyrine çıkabiliyor. Uzun zaman sonra tekneye kavuşan kedimiz Bosa, eskiden olduğu gibi tekneden pontona atlayıp yaramazlık yapmak için gitmek yerine cumartesi pazarı teknede geçirince şaşırdık. Pontonda kızdırıp havlatmaktan keyif aldığı bölüm sonu canavarı köpekler olmadığı için dışarı çıkmanın tadı olmaz diye düşünmüş olabilir. Tekneden çıkmaması bizim için iyi ama yine de çok keyifli olmamasına üzülmedik değil... Biz tekneye yerleşirken vincin yanında oturup bizi seyrediyordu. Yine de pazartesi sabahı motor çalışınca korkup kaçmasın diye onu ön kamaraya kapatıyoruz. Andromeda nihayet özgürlüğüne kavuşup Marmaranın mavi sularına kavuşunca Bosa da havuzlukta sevdiği yerlerden birisine yayılıp uyumaya geçiyor. Rüzgar hiç yok. Deniz çok hafif dalgalı. Güneş arkamızdan yükseliyor. Rotamız Marmara Adası. Merkez Limanda bir haftadır bizi bekleyen Halki teknesi Hakan ve Ailesi bizimle ilgili hala umutlular. Biz limanda yer bulur muyuz endişesindeyiz. Bir de bir gece için gireceğimiz bu limanda Bosaya sahip olabilecek miyiz? Saraylar da alargada kalıp etresi günü yola devam etmek daha mantıklı. Yolda birkaç defa Hakanla konuşuyoruz. Yer ayarlarım ben size diyor. Marinadan komuşumuz Cengiz Abi de oradaymış. Öte yandan iki güne başlayacak bir fırtına nedeniyle onlar da yarın sabah Tuzlaya dönemeye karar vermişler. Birkaç saatlik bir buluşma olacak. Zaten oraya erken varır mıyız bilemiyoruz. Yolun durumuna göre karar verelim diyoruz. Ertesi gün lodos görünüyor. Biz rüzgarsız motor seyriyle ilerliyoruz. Güneş yükseliyor. Kahvaltıyı öğlene doğru yapıyoruz. Prens adalarını sancak bordamızda selamlayıp devam ediyoruz. Görüş o kadar zayıf ki Marmara Denizinde hiç bu kadar puslu hava görmemiştim. Denizin ortasından Gemi yolunun Güneyinden Marmara Adasına doğru ilerliyoruz. İki kıyı da görünmüyor. Deniz trafiği çok yoğun değil. Bunaltıcı sıcak var. Zaten haftalardır İstanbul çok sıcaktı. Marmara Denizin ortasında yaşayan ısırgan sinek sülalesi yine olmaları gereken yerde bizi bekliyor. Elimizde plastik sinek öldürme aparatlarıyla meydan muhaberesine başlıyoruz. Onlar sayıca üstünler ama bizim de inancımız var. Kısa zamanda epey zaiyat verseler de pes etmiyorlar. Yine de ilk baştaki kadar çok sayıda değiller. Arasıra ateşkesler yaparak idare ediyoruz. Zaman ilerliyor ama görüş hep kısıtlı.
“Ada Göründüüüüüüüü” diye bağırmak istiyorum ama bir türlü görünmüyor. Zaten telefon ve internetin kesildiği bölgeye de girmişiz. Sırayla şekerleme uykusu yapıyoruz. Kahve içip abur cubur atıştırıyoruz. Yol boyunca yüzeyde müsilajdan eser yok. En çekindiğimiz şeylerden birisi buydu neyse ki karşılaşmadık. Yine de yol boyunca arada bir filtreyi kontrol ediyorum.
Sonunda ada yavaş yavaş karşımızda beliriyor. Yolculuğun son saatleri sanki daha yavaş ilerliyor. Saat 19 .00 gibi Saraylara girip demir atıyoruz. Birkaç saat önce başlayan gün batısı rüzgarı iyice artıyor. Demir atıp yemeğimizi hazırlıyoruz. Denize girmiyoruz. Uzun zaman sonra bu uzun yolculuğun fiziksel yorgunluğu, bir yandan iş hayatının kafalarımızda oluşturduğu mental yorgunluğumuz. Hakanlarla buluşamadığımız için çok üzgünüz ama buraya kadar ulaşabilmenin verdiği huzur ve mutluluk tesellimiz oluyor. Sahiden tatil başladı mı? Bütün gün uyuklayan Bosa Motorun kapanmasından çok mutlu. Şirinlikler yapıp kendini sevdiriyor. Saraylar da alargada olmak güzel. Sessiz bir gecede temiz bir uyku çeker sabah yola devam ederiz. Yarınki Lodos çok güçlü görünmüyor. Erken başlamasa da Boğazdan rahat rahat insek. Rotamızın kalanı ile ilgili yolda yine konuştuk. Ama hala bir karar veremedik. Güney Egeye mi gitsek? Kuzey Egede mi kalsak. Aklıma Süt Kardeşler filminde Şevket Altuğ’un canlandırdığı İlyas Enişte geliyor.
“Hızır idi Yunus idi” diye oynamaya başlıyordu ya? Ben de kollarımı öne doğru uzatıp,
“ Kuzey idi Güney idi” diye oynuyorum . Ece’yi bu saatte bu yorgunlukla güldürmeyi başarıyorum. Neyse saat onbir gibi uykuya geçiyoruz. Sabah ola hayrola.
-
Sağol Mücahit, arayı çok uzatma kardeşim
Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
-
Heyecanlı bölüm yaklaşıyor !
-
Denize çok yakışıyorsunuz, devamını merakla bekliyorum.
-
10 Ekim 2019 Perşembe Şuraya da bir Dolunay Çizelim…
Sabah saat 06.00 gibi uyanarak kahve suyunu kaynatıp termosa dolduruyoruz. Hava soğuk. Etraf ne sessiz. Bu Nergis Koyu haritalarda Zeytineli ya da Sarpdere olarak da görünüyor. Küçük bir köy kurulu burada. Karadan geliş rotasına bakmıştım. Epey zorlu bir yol görünüyordu. Tekneyi Neta edip Nergisten Vira Bismillah. Hava biraz serin. Balık çiftliklerinde hareketlilik var. Motora kuvvet gidiyoruz. Alaçatı Körfezi ve Çeşme’yi geçerken teknenin hızı her zamankinden yarım ila bir mil daha fazla. Rüzgar yok ama sanki akıntı var. Andromeda bizden çok heyecanlanmış. Yollarını kısaltamam ama süreyi azaltabilirim düşüncesinde herhalde. Kahveler içiliyor. Ece çok güzel bir kahvaltı hazırlıyor. Göbün’den çıkmadan önce yanımıza süpermarket teknesi gelmişti. Oradan iyi bir alışveriş yapmıştık. Didim Marinadaki yakıt molamızda oradaki marketten de eksiklerimizi tamamlamıştık. O nedenle kumanyamız sağlam. Uçakla geldiğimiz için en büyük endişelerimden birisi alışverişi tamamlamaktı. Neyse ki şansımız yaver gitti.
Karaburun, denizden seyretmeyi çok sevdiğim bir yer. Buraya ulaşınca teknemiz normal hızları olan 6-6,5Kn/saatlere düşüyor. Öğlen ikindiyi, İkindi akşamı kovalıyor. Midilli Adasının önce güney kıyılarını sonra doğu kıyılarını çıkıyoruz. Ahmet arasıra arıyor. Deniz ve hava şartları tam dediği gibi devam ediyor. “Ahmet sanki senin yazdığın bir senaryonun içindeymişim gibi geliyor” diye takılıyorum. Midilli doğu tarafını çıkarken güneş batmaya hazırlanıyor. Buranın meşhur balıkçı ağlarında dikkat etmeliyiz. Ece teknenin başüstünde sürekli pruvayı kontrol ediyor. Ben de otopilota alıp zaman zaman onun yanına gidiyorum. Fotoğraflar çekiyoruz. Bosa havuzluktan çıkmıyor. Gün boyunca güneşin pozisyonuna yer değiştirip durdu kerata. Hava kararıyor. Git git Midilli bitmiyor. Ama biz rotamızda çok iyi gidiyoruz. Dolunay tepemizde. Yine romantik bir Andromeda seyri. Saat 23.00 olmuş. Ahmet yine arıyor. Bizi marine trafikten takip ediyor sağolsun.
“Nasıl gidiyor? Dolunay çıktı değil mi “ diye gülen bir ifadeyle soruyor. ,
“Abi nasıl bir senaristsin sen böyle hiçbir detayı atlamıyorsun. Dolunay bile çizdin bize nasıl teşekkür etsem bilemiyorum “ diyorum. Her zamanki tevazusuyla
“ Ben bir şey yapmadım siz karar verdiniz. Yol yapan sizsiniz. Neyse merak etmeyin Babakale de çok sakin olacak. Nöbetleşe uyursunuz artık. “ Gün boyu on beş yirmi dakikalık şekerleme uykuları dışında ikimiz de uyumadık. İkimizin de uykusu yok. Çenemiz düşmüş sürekli bir şeylerden konuşuyoruz. Moralimiz yüksek. Çay kahve içiyoruz. Duruma göre bakacağız artık. Koskoca Midilli Adasını bitirip Müsellim Kayalarını da geçiyoruz. İşte karşımızda karanlığın içinde Edremit körfezi. Marin trafikten gemileri kontrol ediyoruz. Piri Reis araştırma gemisiyle rotamızın kesiştiğini görüyorum. Ama geminin ışıklarını seçemiyoruz. Babakale’ye yaklaşırken görüyoruz nihayet. Önce pruvamızda sonra İskele baş omuzluğa doğru kayıyor. Ama bir süre sonra 180 derece dönüyor. Yine pruvamıza geliyor. Epey yaklaşıyoruz. Telsizimiz açık. Anons gelmediğine göre güvensiz bir durum yok.
Bababurnu feneri ışığı gittikçe yaklaşırken gece ile sabahın ortasında bir yerlerdeyiz. Hava biraz serin. Üstümüz kalın. Dolunay ne güzel geldi. Melih Abinin yataktan düştüğü dalgalı Bidarka seyrinin anısına denize çiçek atar gibi yapıyorum. Babakaleyi selamlayıp burnu yavaş yavaş dönüyoruz. Herhalde sene içinde burada belki sadece birkaç gün hava ve deniz bu kadar yatıktır. Acaba dönüp bir daha mı geçsek burnu? Bir daha zor yakalarız. Şaka bir yana uzun bir yolun en kritik yerini rahat geçmenin mutluluğu bizi daha da motive diyor. Uykumuz filan yok. Artık Bozcaada görünüyor. Aklıma dün Ahmetin telefon öncesindeki durumum geliyor. Kesinlikle şu anı hayal edemezdim.
Kuzeye doğru çıkıyoruz. Gecenin içinde iki tam bir kedi bir de Andromedamız… Bizi güvenle götürüyor.
Arkamızdan gelen bir gemi dışında Egenin bu son etabını paylaştığımız uykucu bir denizi daha bitiriyoruz. İnmesi kolay çıkması zor bir merdivenin sonuna gelmenin tatlı yorgunluğu yüzlerimizde belirmeye başlıyor. Ece’ye
“Uyu biraz artık” diyorum.
“Daha Abideyi selamlayacağız” diye cevap veriyor.
Sonunda Boğazdan içeri giriyoruz. Murat Ayduk’un bir transfer kaptanından aldığı Navionics rotasından tırmanmaya başlıyoruz. Komşum Ediz Kaptanın tarif ettiği yolla aynı. Hızımız düşmeden çıkıyoruz. Abideyi selamlıyoruz. Kepez de oturduğumuz kumluklardan geçerken o günü yad ediyoruz. Akıntı olmadığı için mi rotanın doğruluğundan mı emin değilim hızımız 5kt/saatin altına düşmeden saat 08:00 gibi marina ağzına geliyoruz. Biz ne zaman buraya gelsek balıkçılar, balık sürüsü haberi almış gibi filo halinde denize çıkıyorlar. Slalom yaparak limana Marinaya giriyoruz. Yarım saat önce hafif bir rüzgar başlamıştı. Bu marina içi, her zaman rüzgarlı olmasına karşın şu an fena değil . Yine de mendirek ağzında manevra yapıp tornistanda olacak şekilde marina ofisin önündeki bir teknelik boş yere kolayca giriyoruz. Bizi karşılayan birkaç kişiden birisi de Bozcaada limandan tanıdığımız Bülent Kaptan. O da sezonu çoktan bitirmiş. Çalıştığı tekne bu marinada bağlı olduğu için burada zaman geçiriyormuş. Neyse bağlanıp derin bir nefes alıyoruz. 26 saattir havuzluk sefası yapan Bosa anında iskeleye atlayıp oranın en belalı kedilerinden birisine sataşmaz mı... Azman kedi önce bizimkini iplemiyor. Ama sonra bir güzel pataklıyor. Her limanda bir düşman mottomuz geçerli yine...
Vardığımızı bizi takip edenlere haber vermek için telefona uzanıyorum. Annemden bile önce Ahmet’e mesaj atıyorum. Buraya kadar bizi getirdin ya. Çok teşekkürler Kaptanım, Dostum…
-
12 Ekim 2019 Cumartesi Can Yeleklerinizi takın, Kediyi de bağlayın…
Bir önceki gün yani Cuma günü sabah Çanakkale Marina’ya bağlandıktan bir saat sonra beklenen sert Poyraz dakikasını geciktirmeden başlıyor. Buraya nasıl bu kadar kolay geldiğimize hala inanamıyoruz. Bundan sonrası için en ufak bir fikrimiz yok… Çanakkale’de bir mevsimden diğerine geçtiğimizi net olarak hissediyoruz. Bu güz sabahı serinliğinde sahilde geç açılan mekanların önünde biraz turluyoruz vapur iskelesinin diğer tarafında deniz kenarında Van Kahvaltısı yapan bir yer bulunca hemen bir masa seçip ouruyoruz. Daha önce Van’da kahvaltı yaptığımız için bize Van Kahvaltısı tadı vermiyorsa da kahvaltı olarak fena değil derecesinde bir sofraydı. Karnımızı doyurup tekneye geçiyor ve biraz uyuyalım diyoruz. Kalktıktan sonra yola devam mı tamam mı düşünürüz. Saat 11.00 de teknede yatağımızda uzanıyoruz. Saat 11.01’i ikimiz de hatırlamıyoruz. Yorgunluktan anında rüyalar alemine doğru yeni rota tutmuşuz bile…
Klarnet sesiyle uyandığımızda saat 15 olmuş. Birkaç tekne yanımızda bir motor yatta öğle rakısı yapan bir grup, üç kişilik bir fasıl getirmiş. Keman sesi hiç bu kadar tatsız gelmemişti. Denizdeki havadan kaçarken Karada üç ila beş oyun havasına yakalandık şimdi... Neyse ki yaklaşık yarım saat geçmeden bitirip gidiyorlar. Biz de uyanıp kendimize gelmeye çalışıyoruz.
Bilge kişi Ahmetle tekrar konuşuyoruz.
“Cumartesi Pazar hava saatte 20-25kt altına düşmez. Siz nasıl isterseniz öyle karar verin. Bana kalsa siz karı koca alışıksınız bu tip seyirlere. Biraz dayak yersiniz ama gelirsiniz bir şekilde.”
Ahmet’in bize olan güvenini boşa çıkarmak istemeyiz. Ben yine de kararı asıl kaptana bırakıyorum. “
İlk gün Şarköy yapar Pazar akşamı Tuzlada oluruz diye düşündüm. Buraya kadar geldik artık.”
“ Bence sabah yola çıkıp hiç durmadan Pazar sabahı Tuzlada olalım, Pazar günü komple dinlenir pazartesi iş başı yaparız. “ diyor Kaptan… İçimden O ne özgüven O diye geçirsem de . Emredersiniz kaptanım diyorun. Yine de yoldaki şartlara göre B planı olarak girebileceğimiz limanları konuşuyoruz. Akşam Marinaya yakın çok güzel bir balık restoranı buluyorum. Google yorumları ve puanı çok iyiymiş. Sahiden de çok lezzetli bir yer çıkıyor. Çanakkale merkez normalde bana hep pahalı gelse de burası fiyat olarak İstanbula göre %25 uygun çıkıyor. Çok memnun bir halde saat 22 gibi tekneye geliyoruz. Yarın seyir için dinlenmeye geçiyoruz.
Cumartesi sabahı her zaman esen Çanakkale marinadan çıkarken hava fena değil… Güzel bir uyumla kimsenin tonozuna takılmadan hızlıca avara oluyoruz. Nara burnundan itibaren rüzgar 15-20kt/saat hızla esmeye başlıyor. Murat’ın gönderdiği Navionics Rotası bu havada iyi çalışmadı. Hızımız 4kt/saati geçmiyor. Ahmet’le yazıştık.
“Gelibolu’ya kadar çayınızı çorbanızı termosa alın can yeleklerini takın kediyi de bağlayın” yazmış. Vardır bir bildiği kesin. Biz Anadolu yakasından Lapsekiye kadar ağır ağır tırmanıyoruz. Boğazda hareketli bir gemi trafiği var. Orada bulduğumuz boşlukla Gelibolu tarafına atlıyoruz. Rüzgar da 10kt/saate düşünce hızlıca bir şeyler atıştırıyoruz. Geliboluyu geçer geçmez saat 13.00 civarı Ahmet’in söylediği hava, yüksek yüksek dalgalarıyla bile bize Trakya karşılaması nağmeleri çalmaya başlıyor. Adam yine bildi saati saatine. O andan itibaren Marmara Ereğlisine kadar dalgalarla dans ederek, zorlu bir seyir yapıyoruz. Hayati tehlikesi olan bir hava ya da deniz yok ama epey sarsıcı... Tırman tırman bitmeyen bir seyir... Rüzgar saatte 25kt geçmedi. Ama 18-19 ları görünce oh be azaldı diyoruz. Sonunda Tekirdağ Körfezini mümkün olduğunca içerden geçerek Marmara Ereğlisine ulaşmayı başarıyoruz. Eceye
“Burada demir atalım mı dinlenelim mi?” diye soruyorum ama devam etmeyi tercih ediyor. Zaten Siliviri’den sonra gün aydınıyor. Rüzgar düşüyor da düşüyor.
Büyükçekmece boğazını da çok rahat geçiyoruz. Saat 11:30 Civarı Samatya açıklarında Birdarka Pabucu yarım diye mesaj atıyorum. Ses çıkmayınca boğaz trafik ayrım hattına doğru devam ediyoruz. Kahvaltımızı yapıp kahvelerimizi keyifle içiyoruz. Yolun bu kısmını çok sevdiğimiz için tadını çıkara çıkara gidelim artık... Tuzla koyuna girişte bir yorgunluk birası açıyorum. Sonunda öğlen 15.00 gibi Tuzla Marinaya bağlanıyoruz. Pazar günü marina F pontonun güzel insanları bizi karşılıyorlar. Yuvaya ve dostlara kavuşmak çok güzel. Sıcak sohbetler eşliğinde yolculuğun yorgunluğunu atmaya çalışıyoruz. Bir daha tekneyi aşağıya götürür müyüm? Sanırım hayır. Tamam seyirlerimiz çok eğiticiydi ama sınırlı tatillerimizi yolda geçirmek ve dönüşteki iki tam gün seyrimiz bizi tahminimizden çok yordu.
Gelecek ne gösterecek hayırlısı.
-
Seksenler dizisini izlerken sahne birden 90'lara geçiyor ya; burada da 2021-2019, Git-Gel'li bir seyir anısı okuyoruz. Bir taşla iki kuş.
Hasan Reisin dediği maceralı/öğretici/eğitici kısmı ben de merakla bekliyorum.
-
Yaşanmişliklari ne güzel anlatiyorsunuz. Ben bu tarz yazim işlerini hiç beceremiyorum. Kaleminize saglik.
-
Eee hani 2021 ?
-
Özlemişim yazılarını okumayı abi. Devamını bekliyoruz… :)
-
20 Temmuz 2021 Hayaller Poyraz Gerçekler Loplodos
Marmara Adasında gece rüzgarsız, solugansız geçti. Saraylar koyunda zemin çok iyi demir tutuyor. Yeterli kaloma ile çok sert bir hava olmadığı sürece tarama riski az. Rüzgar batılı estiği için koyun batı tarafına iyice yanaşıp yedi metreye demir attık. 35 metre kaloma verdik. Biraz dışarı açık bir konumda olduğumuz için solugan ya da açıktan geçen büyük bir gemi dalgasından çekinmiştim. Neyse ki korktuğum olmadı.
Sabah erkenden uyanıyoruz heyecanlıyız. Bugün bayramın birinci günü. Favori şehrimiz Çanakkale’ye doğru yola koyulacağız. Hava durumu öğleden itibaren saatte 7-8kt lodos veriyor. En sevmediğim yer Marmara Adası ile boğaz girişi arası. Çoğu zaman dalgalı, sanki fokur fokur kaynıyormuş gibi oluyor deniz. Saat 06:15’te Vira Bismillah deyip demir alıyoruz. Dün geldiğimizde burada demirli DADD bayraklı Acaroğlu teknesi vardı. Onlarda hareket yok. Sanırım bayramı burada geçirecekler.
Koyun dışına çıkıp ada iskelemizde olacak şekilde seyre başlıyoruz. Hava da deniz de sakin. Adanın bitiminde Hayırsız Ada denilen minik kara parçası var. Ne kadar çok Hayırsız Ada var memlekette. Çıkarımız olmayan hey yer hayırsız bizim için. Oysa bu mini adanın çevresinde su altı ne de canlıdır. Adanın binlerce canlıya hayrı dokunuyordur. Gerçi şimdilerde çöken müsilaj deniz tabanını ve canlılığı ne de kötü etkilemiştir bilnmez. Hayırsız Adayı saygıyla selamlıyoruz.
Rotamız Çanakkale Boğazı. Boğaz girişine 7-8 saat yolumuz var. Sıcak kahvelerimizi yudumluyoruz. Hava sıfır, teknenin altı temiz. Çoğu zaman oluşan dalgalar bugün bayram tatiline çıkmış. Laylaylom ilerliyoruz. Dostumuz Koray da babasının yeni aldığı tekneyle Erdek yolundaymış. Birbirimize Whatsapptan konum atmıştık. İçdaş önlerinde İskele İskeleye geliyoruz ama biz çok açıktayız. O kıyıdan gidiyor. Dürbünle zar zor görüyorum. Birbirimize selamet diliyoruz. Birazdan Eyüp Reis telefon ediyor. Bizim marinadan bir arkadaşı bizim 4-5 saat arkamızdaymış. Birbirimize faydamız olur diye düşünmüş. Burhan Reisin telefonunu gönderiyor. Kendisiyle tanışıp yol boyunca haberleşelim diye konuşuyoruz.
Boğaza Anadolu tarafına yakın giriş yapıyoruz. Girer girmez Lodos başlıyor. Hem de üst perdeden başlıyor şarkısına. Beraberinde dalgaları da eşantiyon... Köprü ayaklarına kadar fena değil yine… Sonrasında iyice artıyor. Şans işte! Temmuz ayında burada ne güzel poyraz olması lazım. Dalgalarda in çık yaparken birden güm diye bir ses geliyor. Telsiz antenimiz zaten bir süredir sarkıyordu. Aşağıya düşmüş. Allahtan kafamıza ya da denize düşmedi. Antene çok üzülmüyorum çünkü yeni aldığımız Aselsan Marka el telsizimizin ruhsatını son dakikada da olsa çıkarabilmiştik. Burada Ece Reis’ten fırça jokeri hakkımı daha yolun başında kullanmış olmak biraz dokunuyor.
Gelibolu’yu geçerken Hulusi Reisi arıyorum Onlar da Gelibolu’da değil baba ocağı Burhanlı Köyündelermiş. “Çıkıp size bakayım Selam vereyim diyor” . Dua Teknesi henüz Yeşilköy’deki evinde. Hulusi Abi özlemiş herhalde teknesini “Özendim şimdi size. Ne güzel baş kıç yaparak gidiyorsunuz” diye gülerek takılıyor. Biz ana yelkeni camadanlı açmıştık bir süre önce. Cenovayı da açıyoruz. Bayramın ilk günü diye Ece cenovayı da açıp tiramola yaparak inmeyi önermişti. Ben de sektörlerden çekinmiştim. Nasıl olsa trafiğe kapalı boğazı bulmuşuz. Hadi yapalım diyorum. Lodos 20-25Knt hızlarda. Biz has sektör deyip başlıyoruz ,tiramolalı inişe. Telsizimizde kanal 16 açık. O ana kadar kedimiz Bosa çok huzursuz ve mutsuz olmuştu. Bu duruma en çok sevinen de O oluyor. Seyrin bundan sonrası daha keyifli oluyor…
Nara Burnunu yine Anadolu’ya yakın dönüp Çanakkale’ye, marinaya yaklaşıyoruz. Yolda gelirken Burhan Reise Lodostan ve dalgadan bahsedince kendisi boğazla keyifle geçmek istediğini bir de Çanakkale Marinada yer olmadığını söylemişti. Biz de marina ile konuştuğumda siz gelin yer ayarlarız cevabı almıştık. Burhan Reis garanti olsun diye Gelibolu’da kalmaya karar veriyor sonunda… Biz Marina ağzından girdiğimizde rüzgarın hızı önemli ölçüde kesiliyor. Bayram olduğu için Bozcaada Limanı da doluydu. Orada yer açılmasını bekleyen teknelerden dolayı da Çanakkale Marina biraz kalabalıkmış. Bu marinanın içi kuzey de güney de esse hep karışık olur. Biz mendirek girişinde manevra yapıp tornistanla gümrüğün önündeki iskeleye yanaşıyoruz. Saat 19.00 olmuş. Epey yorucu bir günün ardından güzel Çanakkale’ye ulaşmak harika. Normalde tekneden fırlamasını beklediğimiz Bosa bile yorgunluktan çıkmıyor.
Yedek lpg tüplerinin ikisi de bittiği için çıkıp tüpçü arıyorum ama bayram nedeniyle bayiler kapalı. O sırada Ece tekneyi yıkıyor. Ben de yiyecek bir şeyler alıp dönüyorum. Güneyden gelen Gezgin Korsandan dostumuz Aren de ertesi gün İstanbul’a doğru çıkacakmış. Biraz onunla sohbet biraz da yan teknemizle sohbet derken. Yemek ve çay faslımız bitiyor.
Yolda Bosa çok korktu ve tedirgin oldu. Onu buradan bir şekilde Ece’nin Susurluk’taki ailesine göndermeyi tartışıyoruz. Ben Susurluk ve Balıkesirden birkaç taksi durağını arıyorum. Bu tarafa yolcuları olursa bizim de dönüş yolcusu vereceğimizi söylüyorum. Ama kedi olduğunu söylemiyorum. Söylesem dalga geçiyorum sanırlar. Ama kimsenin bu tarafa yolcusu yokmuş. Bir yandan da Bosa’dan ayrılmaya gönlümüz razı değil. Kalsın bizimle biraz daha.
Gece 12 gibi uykuya geçiyoruz. Ece Marinadan bile çıkamadı yorgunluk ve başağrısından. Doğan Pastanesinde dondurma teklifi bile cazip gelmedi. Çanakkaleden alacağımız olsun.
21 Temmuz 2021 Yeniden Ege Laciverdine Karışmak
Saat 06.30 da kalkıp hazırlanıyoruz. Yarım saat sonra Marinadan ayrılıyoruz. Boğazda gemi trafiği bu sabah açılmış. Aşağı inen yok, yukarıya çıkanlar sıra sıra dizilmişler. Lodos kesilmiş. Fırsatını bulur bulmaz Rumeli tarafına geçiyoruz. “Kilitbahir feribotları uzaktan piyano gibi görünüyorlar diyor Ece”. Gerçekten Bordaları siyah, güverteleri beyaz. Pencerelerse aralardaki siyah tuşlar gibi. Çok sevimli görünüyorlar. Eski teknemiz Ekim’le ilk defa buradan geçişimizi konuşuyoruz. Marmara, Çanakkale Boğazı ve Ege Deniz bizi ağırlamak için yarışmışlardı. Abideden sonra Ege’nin lacivert sularına ilk defa çıkışımız ne görkemliydi. Sonrasında Ege’ye her kavuşmamızda aynı heyecan ve mutluluğu yüreklerimizde hissettik. Yine aynı duygularla Ege’ye doğru uçarcasına gidiyoruz. Abide Koyuna yaklaşırken her defasında olduğu Çanakkale Kahramanlarını anıyoruz. Ece’nin büyük dayısı İbrahim Naci’nin şehit düştüğü Kerevizdere koyundan geçerken denize ekmek atıyoruz. Arkadan yükselen güneş, Marmaranın son sularıyla bizi uğurluyor. Abideyi saygı ve şükranla selamlıyoruz. Evimiz Marmara’ya döner miyiz dönmez miyiz? Bu yolculuk nereye kadar şu an bilemiyoruz…
Şimdi Ege’ye kavuşmak üzereyiz. Gemi yolunun çıkış kulvarını Anadolu tarafına doğru kolayca geçiyoruz. Denizin rengi laciverde dönüyor nihayet. Pandemi yasakları ve yoğun iş temposu ile geçen koca kış boyunca bu noktaya tekrar ulaşmanın hayallerini kuruyorduk. Yazın tekneyle ne plan yaparsak yapalım şu muhteşem anı yaşamamız lazımdı. Buradan geri dönsek gam yemeyiz hani… Anadolu’yu yine iskelemizde bordalamak güneye doğru rota tutmak şahane bir his. Kahvelerimizin son yudumunu aldıktan sonra biraz yelken açalım diyoruz. Rüzgar çok zayıf. Gün doğusu ile poyraz arası gidip geliyor. Ama biraz faydası oluyor. Motor yelken gidiyoruz. Çok sevdiğimiz Bozcaada’yı uzaktan selamlıyoruz. Sevdiğimiz bazı dostlarımız da şu an oradalar ama çok kalabalık olduğu konusunda uyarmışlardı bizi. Bizim yolumuz uzun zaten. Oraya girince insanın bir daha çıkası gelmiyor. Babakale nasıl olacak olacak acaba? Hava şartlarına bakılırsa rahatça döneceğiz. Bu kış sayısız hayal saatlerinde Ece burada bir gece kalsak mı acaba diye arada sırada duraklarımıza eklerdi. Bidarka’yı yukarı transfer ederken ona Babakale’den bir fotoğraf göndermiştim. Denize tepeden bakan bir noktada açmış gelincik çiçeğinin gözünden Egeye bakıyorduk. Manzara çok hoşuna gittiği için oraya uğramak istemişti. Dün akşam Çanakkale’deyken isterse uğrayabileceğimizi söyleyince devam ederiz deyince ben de ısrarcı olmadım. Bu arada hani ne yapacağımıza tam karar vermemiştik diye atıp tutuyordum ya, galiba bu yolculuğun sonu Gökovaya, Hisarönüne varacak gibi görünüyor. Yola çıkmadan önceki yorgunluğumuz kısa zamanda uçup gitti. Deniz, bizim kalibrasyon laboratuvarımız oldu iki günde. Ne çok ihtiyacımız varmış bu seyire. Mürettebattan Bosa isimli arkadaş dışında halimizden memnunuz. O da bizi üzmemek için şikayet etmiyor gerçi…
Babakale uzakta görünürken Ece’nin hazırladığı güzel kahvaltıyı keyifle midemize indiriyoruz. Babakaleyi dönünce rüzgarın kolayımıza olacağını düşünüyoruz. Şimdiye kadar Sivrice Asos tarafına hiç tekneyle gitmemiştik. Sivrice güzel bir fikir olabilir. Hem yorulmamış da oluruz. Daha denize giremedik. Orada bir gece kalır keyif yaparız. Babakaleyi selamlayıp yavaştan körfezin içine doğru rota tutuyoruz. Poyraz ortalama saatte 15kt civarı. Tatlı tatlı yelkenle seyrediyoruz. Hava bunaltıcı değil. Görüş açık... Sivrice’de nerede kalırız diye bakıyoruz. Çok uzun bir sahil. Batı tarafı Sokakağzı diye geçiyor sanki biraz kalabalık bir yere benziyor. Doğu tarafı esas Sivrice denilen bölge. Wikideryaya bakıyorum sanki batı tarafının zemininin iyi demir tuttuğunu yazmışlar. Ece kaptan rüzgar kuzey doğulu olduğu için doğuda kalalım diyor. Ben de Batıyı bir görelim hele diyorum.
Saat 14.00’e gelirken Koya ulaşıyoruz. Batı tarafında kimse yok. Ece’nin dediği gibi doğuya gidiyoruz. Biz doğuya giderken Asos tarafından gelen bir Z.. isimli yelkenli kararlı bir şekilde gelip bizden önce giriş yapıyor yolda navionicsten bakıp belirlediğimiz demir yerine ulaşıp demir atıyor. Demek ki burası uygun bir yer. Kaptan burayı tanıyordur herhalde. Onun demir attığı yer en doğuda iskelelerden oluşan özel plajların önü… Burada kumsal yok gibi. Biz de o teknenin iskelesinde kalacak şekilde mümkün olduğu kadar karaya yaklaşıp 6-7 metreye demir atıyoruz. İçeri kadar girince rüzgarda 3-5kt/saate düşüyor. 35 metre kaloma veriyoruz. Buraya gelirken hava bir anda bulutlandı. O nedenle denizin dibini iyi göremiyorum. Yarı taş yarı kum gibi sanki. Demir iyi tuttu. Hemen merdiveni indiriyorum. Önce Ece denize giriyor. Ben her ihtimale karşı hem bizim için hem de Bosa düşer filan diye emniyet amaçlı olarak denize halat sarkıtıyorum Ardından cumburlop denize… Sezon açılışımız hayırlı olsun. Kuzey Egenin suları her zamanki tazeliğinde ve serinliğinde bizi kucaklıyor. Bosa da teknenin kıçına gelmiş bize bakıyor. Ben onun yanında çıkıyorum bir süre sonra. Ece yüzmeye devam ediyor. Birazdan Maske ve paletini istiyor. Gidip demiri kontol ettiğinde tam gömülmemekle birlikte sıkı tutunmuş göründüğünü söylüyor. Çok geçmeden birden bire acayip bir soluğan başlıyor. Önce umursamasak da yavaştan rahatsız olmaya başlıyoruz. Yanımızdaki Z… teknesi demir toplayıp İskele plajlara daha yakına gidip tekrar demir atıyor. Bizi de bir tedirginlik alıyor. Bu soluğan böyle devam ederse rahat edemeyiz.
Açıktan geçen gemi de yok oysa. Gece rüzgar dönerse demir tararsa karaya yaklaşır mıyız acaba? Aklıma geçen sene Hulusi Abinin DADD grubunda burayı sorduğu geliyor. Hemen arıyorum kendisini. “Evet geçen sene sordum ama sonra kalmaktan vazgeçtim diyor” Ben orada yine DADD grubuna soruyorum. Hulusi Abi de ADYK grubunda olmadığım için benim için orada soracağını söylüyor. Sağolsun bir süre sonra sonra tekrar arıyor. Cevap alamadığını söylüyor. Bizim DADD grubundan da cevap yok. Bu arada bulunduğumuz yerde rüzgar 10-12 knotlara çıkıyor. Ben Batıya gidelim diyorum ama Ece, Poyraz estiği için burada kalalım diyor. Durup duruken tadımız kaçınca benim aklıma yine Yunus Kaptan geliyor. Doğu idi Batı idi doğu idi batı idi diye oynamaya başlıyorum. 😊
Sonunda soluğan başladığı gibi kesiliyor. Bulutlar birazcık açılıyor ve biz burada kalmaya karar veriyoruz. Z.. Teknesi iki kere daha yer değiştiriyor. Yanımıza bir motoryat bir de yelkenli gelip demir atıyor. Marinadan komşumuz Çağrı Kaptan da arıyor. Onu da Sivrice doğu tarafına davet ediyoruz. Birazdan o da gelip bizim sancağımıza demirliyor. Bir arkadaşıyla birlikte güneye yolculuk ediyorlar. Çağrı Kaptan önce demirini sonrasında bizim gibi kendisini de denize atıyor. Bir süre geçince bizim tekneye misafir oluyor. Bir saat kadar sohbet ediyoruz. Bundan sonrası için rota konuşuyoruz. Sabah erkenden doğrudan Dikili'ye doğru çıkarım diyor. Bizim plan net değil. Sabah ola hayrola diyoruz.
Akşam olunca hava iyice kalıyor. Deniz de sakin. O arada Z… teknesi üç defa daha yer değiştiriyor. Sonunda koyun ortasına doğru gidiyor. Onunla beraber orta tarafta 4-5 tekne daha var. Bayram tatili nedeniyle koyda tekne sayısı fazla. Anladığım kadarıyla koyun doğusu da batısı da ortası da demirlemek için uygun zemine sahip. Rüzgar durumuna göre bir yer tercih edilebilir. Batı tarafının tek dezavantajı daha kalabalık bir sahil olması. Sahildeki işletmelerin müzik sesleri rahatsız edebilir. Ya da gündüz sahil daha kalabalık. Sokakağzı son zamanlarda çok popüler ve pahalı bir bölge oldu. Savaş Karakaş Sudaki İzler belgeselinde buradaki bir dalış kulübü anlatılmıştı. Müsellim kayalıklarında dalış yapmışlardı. Belki bir gün biz de dalışa geliriz. Sizin de aklınızda olsun. Yeni bir yer de demirlemek, burayı deneyimlemek keyifli...
Sabah çok geç saate kalmadan yola çıkalım istiyoruz. O nedenle saatlerimizi kurup erkenden uykuya geçiyoruz. Hayret Z… teknesi de üç saattir aynı yerde😊
-
Mücahit Reisim, son yazından sonra nededeyse bir ay geçti, ne güzel tatlı tatlı yazıyordun. Şu Z... teknesiri merak ediyorum, hala Sivrice'de mi acaba:)
-
En heyecanlı bölüm nerede hakikaten ?
-
Mücahit Reisim, son yazından sonra nededeyse bir ay geçti, ne güzel tatlı tatlı yazıyordun. Şu Z... teknesiri merak ediyorum, hala Sivrice'de mi acaba:)
Hulusi Reisim ,Ah O Z... teknesi. Bir daha da Sivrici'ye gelmem:)
Hasan Reisim, yettim yazıyorum gayrı. Önce romantik bir ayrılık öyküsü...
22 Temmuz Oyundan Elenen Bosa
Gece yatarken Anchor takip programını kontrol etmiştim. Bunun dışında bir yere ulaşınca Navionics rotasını kapatmıyorum. Gece yatana kadar da orada çizdiğim sarı daireleri kontrol ediyorum. Zaten demirin tarayıp taramayacağını oradan da az çok anlıyorum. Bu anchor takip programını ilk defa Hasan Toparlak Reisimizden öğrenmiştim. Uygulamayı her kullanışımda kendisini hatırlar içimden şükranlarımı sunarım.
Tertemiz bir uykudan sonra saat 05:30 ‘da uyanıyoruz. Hazırlıkları yapıp termosumuza sıcacık kahve suyumuzu doldurup yarım saat sonra vira bismillah diyoruz. Daha önce Asos’ta mola vermeyi de düşünmüştük ama buraya çok yakın. Orada da kalırsak bir gün kaybederiz. Bu sene Asos’un tepelerinde kaya dinamitleme çalışmaları olduğu için güvenlik nedeniyle karadan gidiş yok ya da sınırlıydı. Oteller kapalıydı. Sakin sakin konaklamak için uygun bir koydu. Oraya da Dönüşte uğrarız belki.
Sivrice”den çıkıp Ayvalık bölgesinde bir yerlere gidebiliriz diye düşündük. O tarafa da tekneyle hiç gitmedik. Koyun dışına çıktığımız gibi neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Rüzgar saatte 30 knotlarla karşıdan esiyor. Bizim hızımızla birlikte göstergede arada 45 knotları okuyoruz. Felaket bir dalga var. Çok yüksek değil ama çok sık. Sanki Marmaradaymışız gibi. Bir tepedeyiz bir çukurda. Çıkmadan önce Bosa’nın kafesini havuzluğa bağlamıştık. Ece hemen kafesin üstüne örtü seriyor. Çünkü çok serpinti alıyoruz. Daha yarım saat önce Sivrice’de deniz de hava da ne kadar sakindi… Bu havalar Andromeda’nın alışık olduğu havalar ama yine de beklemediğimiz için şoktayız. Gece tahminlere baktığımızda en fazla saatte 10 knot rüzgar görüyorduk. Böyle bir sürpriz beklemiyorduk. Hava kapalı rüzgar soğuk. Dalgalarla kavga ede ede ilerlemeye çalışıyoruz. Hızımız saatte ortalama 3kt.
Böylece ne kadar süre geçiyor bilmiyorum Asos’u da geçiyoruz. Zaten Çanakkale Boğazı girişindeki Lodos bizi darmaduman etmişti. Bu sert hava da tuzu biberi oldu. Bir ara çok büyük bir serpinti havuzlağa giriyor. Bosa panikle kafesinden çıkıp içeri girmek istiyor. Fakat kabinin kapakları kapalı… Hızlıca kafesine sığınıyor yavrucağız. Bu manzara Ece’yi de beni de çok üzüyor. Sadece ikimiz olsak gam yemeyeceğiz. Ancak kedimizi bu zorlu yolculuğa çıkarmak hata mıydı acaba? Önceki günkü Susurluk’a gönderme kararımızın doğru olduğuna karar veriyoruz. Ben önceki gün aradığım taksicilerden birisini tekrar arıyorum. Yolcumuzu Küçükkuyu’dan göndereceğimizi söylüyorum. Pazarlık edip anlaştıktan sonra ise şoföre yolcunun bir kedi olduğunu söylüyorum. Adam çok şaşırıyor doğal olarak. İsterse ona kaparo ödemesi gönderebileceğimi söylüyorum. Vahit Bey “Ben sizin sesinize güveniyorum kaparoya gerek yok hemen çıkıyorum diyor” İyi o zaman saat 11 gibi Küçükkuyu’da oluruz diyorum. Kadırga burnunu geçtikten 4-5 mil sonra hava sakinleşiyor. Karanlık bulutlar dağılıyor. Küçükkuyu’ya yaklaştıkça günlük güneşlik sıfır rüzgar bir iklime giriş yapıyoruz. Bizden sonra çıkış yapan Çağrı ile haberleştiğimizde Foça’ya doğru en kısa bir şekilde gitmek üzere yola çıktığını öğreniyoruz. Midilli Adasının güneyine doğru mümkün olduğunca kendi karasularımızdan dayak yiye gidiyorlarmış.
Yolda bir kaça Küçükkuyu Barınak sorumlusu Eser’le haberleşiyoruz. Yer yok kısa süreliğine alabiliriz diyor. Bizim amacımız da Bosa’yı bırakıp çıkmak zaten. Barınağın giriş çıkışı geniş sayılır. Derinlik problemi yok. İçeri girince karşıda boş bir alan var. Girdikten sonra ilerleyip doksan derece İskele yaparak U şeklindeki Beton iskelelere ulaşıyorsunuz. Eserin söylediği yer karşıdaki çay bahçelerinin önündeki boşluk. Yelkenli bir tekne var onun sancağına girin tonoz da var demişti. Hava kaldığı için yayla gibi geniş olan liman içinde bir manevra yapıp sakin bir şekilde kıçtan kara giriyoruz. Bizi gören bir tekne kaptanı yardıma geliyor. Ben tonozu alıp ön tarafta bağlamaya çalışırken Yandaki Yelkenlinin sahibi çıkıyor Hoşgeldiniz filan demeden
“ Buranın sahibi var. Birazdan gelecek, bağlanmayın!” diyor. Biz zaten sabah sabah kahvaltı bile yapmamışız moralimiz bozuk gelmişiz. Denizci nezaketi nerede kaldı? Biraz sinirim bozuluyor ama adam böyle diye biz de ters olmayalım diyorum. “Tamam Kaptanım birkaç saate çıkacağız. Sizin arkadaş geleceği zaman söyleyin çıkarız” diyorum. Kaptan da: “Tamam o zaman o kadar kısa sürede gelmez. Zaten gelince siz de görürsünüz çok yüksek bir motoryat” diye cevaplıyor. Sonunda orta yolu buluyoruz.
Tekneyi güvenle bağlıyoruz. Yanaşınca kaçmasından korkup Bosa’yı liman girişinde teknenin içine kilitlemiştik. Tekneden taksiciyi arıyorum. Limana ulaşmak için 5-10 dakikası daha varmış. Oradan birilerine en yakın nerede buluşabileceğimizi danışıp taksici Vahit Beye tarif ediyorum. İçeri girip Bosa Beyi sepetine alıyoruz. Sonra Eceyle birlikte buluşma noktasına gidiyoruz. Kedimiz ailenin bir parçası. Ondan ayrılacağımız için çok mutsuzuz. Ama zavallıcık Çanakkale’den beri mutsuz ve hasta gibiydi. Bir de denize filan düşerse çok büyük pişmanlık duyarız. Vahit Bey hayvanları çok seven 7 yaşındaki oğlunu da getirmiş. Bosa’ya arkadaşlık edecek. Arka koltuğa emniyet kemeriyle bağladığım kafes sağlam oluyor. O sırada Bosa acıklı acıklı miyavlıyor. Vahit Bey; “Başta inanamadım Kedi olduğuna ama ses tonunuzdan güvenip geldim” diyor. Bosayla vedalaşıyoruz. Vahit Beye ödemeyi Susurluk Demir Kapı Köyünde Kayınvalidem yapacak diyoruz. ( Burada itiraf edeyim, taksiciye ödemeyi baştan yapsam bizim tekiri yolda atarsa bir daha bulamayız diye düşündüm. Oysa Vahit Bey bana güvenerek oraya kadar geldi. Biz İstanbul’da kimseye güvenmemeyi öğrendiğimiz için insani bakımdan aslında Anadolu insanın ne kadar gerisindeyiz.) Onları uğurlayıp tekneye dönüyoruz. Açlıktan ölmüşüz. Hemen sahildeki mekanlardan birisinde mükellef bir kahvaltı yapıyoruz. Hava şimdi yaz gibi. Burada bir saatten fazla oturuyoruz. Taksici Vahit Beyi arıyorum Balıkesire girmek üzereymişler. Bosa’nın yolda gıkı çıkmamış.
Kahvaltı sonrası tekneye geçiyoruz. Yandaki yelkenli teknenin kaptanıyla sohbete başlıyoruz. Gelirken yaşadıklarımızı anlatıyoruz. Sivrice Kadırga arasının genelde hava yaptığını Kadırgadan sonra rahatladığını söylüyor. O nedenle o arayı hiç sevmiyormuş. Bize burada karşı iskelede boş yerler olduğunu bayram nedeniyle pek çok teknenin olmadığını Eseri sıkıştırıp oraya geçmemizi tavsiye ediyor. Bir iki gün hava sertleşecek gitmeyin. En kötü yer yoksa bile barınağa girince karşınızdaki alan 4-5 metre kum zemin. Orada demirleyin kimse bir şey demez diyor. Ben zeminde eski tonoz filan var mıdır demir takılırsa diyorum. Öyle bir tehlike de yokmuş. Bu kaptan arkadaşla aramız düzeldi. İlk anlık gerginlikle Allahtan ters bir şey söylememişim. Kötü düşündüğüm içimden mahcup oluyorum.
Telefon çalıyor. Vahit Bey emaneti teslim ettim diyor. Hemen arkasından kayınbiraderden bir Bosa fotoğrafı geliyor. Artık çok rahatız. Bosa köydeki evin bahçesinde her zaman çok mutludur. Bol miktarda mamasını da beraberinde göndermiştik. Onun tatili şimdi başladı. Bu satırları yazarken aradan zaman geçti. Bosayı taksiyle göndermemiz ailede ve arkadaşlar arasında esprili karşılandı. “Bosa taksiye binmiş çabuk şu öncekini takip et demiş.” Gibi şakalar yapıldı. Babam bunu öğrenince en çok dalga geçenlerden birisi oldu. Hatta kızmasın diye taksiye verdiğim gerçek tutarı Babama söylemedim. ( Bu sene mazot zamlarından sonra olsaydı yanmıştık. Taksi parasını amorti etmesi için Bosayı kaportacıya çırak vermemiz gerekirdi). En komiği de Murat, Bosaya benzeyen mutsuz bir kedi videosu gönderdi. Laser ışığına tepki vermeyen mutsuz kedi. Bunu eşe dosta gönderdim. Bosa bizden ayrılınca bu hale gelmiş diye. Bir çok kişi onu gerçek Bosa sanmış. Neyse biz şimdi Küçükkuyuya dönelim…
Birazdan Eser motosikletiyle geliyor. Ondan bizi karşıya almasını rica ediyorum. “Hani birkaç saat kalacaktınız ne oldu?” diyor Biz de “burayı sevdik. Zeten hava gelecekmiş “ diyoruz. “Tamam birkaç gün misafir ederiz” diyor. Fiyatı soruyoruz günlük 150 Lira diyor. Elektrik su dahil. Kabul ediyoruz. Yandaki Kaptanla vedalaşıp ayrılıyoruz. Karşı iskeleye mendirek tarafına doğru gidip kolayca kıçtan kara yanaşıyoruz. Buraya da kolayca bağlanıyoruz. Bağlandıktan sonra Eser’e Bambam teknesi Aziz Bey burada mı diyorum. Evet ilerdeler iki tekneler onlar diyor. Tekneyi neta edip iskeleye çıkıyorum. Aziz Abilere sürpriz yapacağım. Birkaç adım atıyorum ki bir anda 25-30 knot tahmin ettiğim bir poyraz limana giriyor. O sırada yanaşmaya çalışan bir Elan 34 tekne yandaki teknenin tonozuna takılıyor hemen yardımcı oluyoruz kurtarıp bağlıyoruz. Biz onunla uğraşırken onun yanında 12 metre civarı motor yata 8-10 kişilik kızlı erkekli bir grup geliyor. Ellerinde market poşetleri filan var. Genç bir kaptanı var. Onlar da çıkış yapıyorlar. Hava bir anda öyle sertleşiyor ki bunlar burayı biliyorlardır diye düşünüyorum. Ama yanılıyorum. Genç kaptan daha çıkarken sürükleniyor pervanesi yine o büyük teknenin tonuzuna takılıyor. Koca motoryat yanlamasına kayarak iki sonraki tekneye yaslanıp duruyor. Elan 34 teki kaptana hemen öne usturmaça ile gitmesini söylüyorum. O da beni dinleyip usturmaçalardan bir tanesini kaptığı gibi öne gidiyor. Şimdilik tekneler sabit kalıyor. Hava sertleşiyor. Eseri arıyorum. Bir balıkçı teknesiyle gelip motoryatı itiyorlar tonoz halatı pervaneye dolanmadığı için kurtuluyor. Biz de yardım edip halatlardan çekerek tekneyi yerine bağlıyoruz. Böylece ortalık sakinleşiyor.
Aziz Abi ve Şebnem Abla bizi görünce çok mutlu oluyorlar. Yanlarında Barbaros teknesi Şebnem Ablanın Kardeşi Özlem Abla ve Eşi Ercüment Abi oğulları ile tam kadro buradalar. Daha önce onlarla Bozcaada’da komşuluk yapmıştık. Müthiş denizci bir aile. Aziz ve Şebnem Kaptanları zaten tüm camia sever sayar. Denizciliklerine de hayranızdır. Burada karşılaşmak müthiş... Bambam DADD Saros Rallisinden dönünce Çanakkale de yaşayan Ercüment Abilerle Kuzey Ege turu yapıyorlar. Birlikte plaja gidip geliyoruz. Bize yol yordam gösteriyorlar.
Bizim İskelede Ralliden Dönen birkaç tekne daha varmış. Sancağımızdaki bu teknelerin yanına doğru gidiyoruz. Bir tanesi bizim Viaporttan Selim Yar Kaptan. Oraya gidince Küçükkkuyuda evi olan Ali Rıza Kadiz Abiyi de görüyoruz. Çok mutlu oluyoruz. Yarın eşiyle birlikte davet ediyoruz. Kahvaltı yaparken tanıştığımız bir aileden Yengeç Restoranın çok iyi olduğunu duymuştuk. Akşam için burada yemek yiyebiliriz.
Buradaki yerimizi garantiledik nasıl olsa. Çıkıp Yengeç Restorana gidiyoruz. Bu akşam yer yok diyorlar. Ben de biz iki kişiyiz. İptal eden birisi olursa haber vermelerini rica edip telefonumu bırakıyorum. Çarşıda alışveriş yapıyoruz. Balıkçıdan büyük bir çupra ve karides alıyoruz. Tekneye dönüyoruz. Ben teknenin dinlencesinde geleneksel karides ayıklama eylemimi gerçekleştirmek üzere biramı açıyorum. Tam işin ortasında restorandan arıyorlar. İki kişilik masa çıkmış. Ece bir saate geliriz diyor. Ama yarım saat sonra yine arıyorlar. Çabuk gelin insanları geri çeviriyoruz diye. “Allah allah geliyoruz dedik ya!” Hazırlanıp gidiyoruz. Gerçekten iyi bir restoran. Mezeleri şahaneydi. Bayram nedeniyle çok kalabalık. Burada konaklayacak reislerimize tavsiye ederim. Fiyatları İstanbul fiyatının bir tık altında. Servis de çok iyiydi. Sahibi de buralardan oraya yerleşmiş beyefendi bir abimizdi. Sürekli masaları dolaşıp sohbet ediyordu.
Sonunda yorucu günü bitirip tekneye dönüyoruz. Yarınki havayı atlatana kadar buradayız. Bambam ve Barbaros da burada zaten.
Ertesi gün yine yandaki plajdan denize giriyoruz. Aziz Abilerin yeni doğmuş torunlarının fotoğraflarına bakıyoruz. Pazardan alışverişimizi yapıyoruz. Buranın pazarı fena değil. Bayram olmasına rağmen köylüler de pazarcı esnafı da tam kadro… Ece pazardan aldığı bamyaları temizleyip harika bir kıymalı bamya yemeği yapıyor. Parmaklarımı yiyorum. Tatil havasına girdik filan derken çok yorulmuşuz. Güzel dostların olduğu bu durak bize çok iyi geliyor. Akşam Barbaros teknesinde kahve ve coşkulu muhabbetin ardından günü noktalıyoruz.
24 Temmuz 2021 Rota Bademli
Sabah Sekiz buçukta Küçükkuyu’dan ayrılıyoruz. Arkamızdan da Bambam ve Barbaros çıkıyor. Onlar Ayvalık Pınar Adası tarafına dönüyorlar. Biz de Bademliye doğru rota tutuyoruz. Ayvalık kanalına gelene kadar rüzgar çok zayıf ama biraz yelken açıyoruz. Sonrasında rüzgar saatte 15kt hızlara kadar çıkıyor. Geniş Apazdan geliyor. Çok keyifli bir seyir. Hava harika. Bugün kısa yolumuz var. Yaklaşık 40 mil kadar. Yol boyunca çok az tekneyle karşılaşıyoruz. Bosanın şansına sakin bir yolculuk. Ece yine süper kahvaltı hazırlıyor. Saat 13.00 gibi rüzgar kesiliyor. Zaten 3-4 mil yolumuz kaldı. Yelkenleri kapatıyoruz. Kalem Adası görünüyor. Önümüzde yelken yapan iki tekne daha vardı. Onlar da yelkenlerini kapatıyorlar. Peşlerinden koya doğru giriyoruz. Birden gözüm motor gösterge paneline taklılyor. Orada kırmızı elektrik ışığı yanıyor. Akülerle ilgili bir sıkıntı mı var acaba diye aşağı inip bakıyorum aküler normal. Zaten çok az yolumuz kaldı. Önemli bir şey olabilir. Yola çıkmadan önce niyetimiz kalem adası tarafında bir yerde demirlemekti ama yola çıktıktan sonra Ece’nin babasının kuzeni Yasemen Abla ve Eşi Ali Abiyle irtibat kurmuştum. Onların Dikili’de yazlıkları vardı. Ali Abi Denizi ve tekneleri çok sevdiği için akşama onları davet etmeye karar vermiştik. Yoldan haberleşmiştik. Hem onları karadan daha rahat almak için hem de barınağa yakın olalım diye barınağın karşısında demir atalım diyoruz. Önümüzde koya giren cutter arma çok güzel bir yelkenli vardı. O da aynı yere demir attı. Biz de onun sancağına mesafe bırakarak demir atıyoruz. Ama onun kadar kıyıya yaklaşmıyoruz. Demirin tuttuğundan emin olsak da motoru kapatmaya korkuyorum. Biraz ortada da mı kaldık nedir? Birazdan barınaktan çıkan bir yelkenli de 60 yaşlarında bir abi uyarmakla fırçalamak arası bir ses tonuyla daha ileri demir atın diyor. Biz de utanarak teşekkür ediyoruz. Ece demiri topluyor biraz daha kıyıya yaklaşıyoruz 5 metre derinliğe demir atıyoruz bu sefer. Sert tornistanlarla demirden emin olduktan sonra motoru kapatıyorum. Şimdi bir daha çalıştırmayı deniyorum. Tık yok. Gerçekten en ufak bir ses çıkmıyor kontağı çevirince. Hay Allah! Şimdi ne yapmak lazım? Durup duruken olur mu böyle bir şey derken aklıma koyun girişinde havuzluktaki çakmak girişinde telefonumu şarj etmek istemem geliyor. Şarj aleti çalışmamıştı. Acaba bir yerden sigorta mı attı? Ama niye motor göstergesinde uyarı verdi. Bütün sigortaları kontrol ediyorum. Aküleri ölçüyorum hiçbir yerde sıkıntı yok. O sırada Murat Ayduk arıyor merak etmiş neredeyiz diye. Ona durumu anlatıyorum. Motoru tornavida yardımıyla marş motorunun arkasından düz kontak çalıştırmamı söylüyor. Aslında ben de aynı şeyi denemiştim ama kıvılcımlar çıkınca korkup vazgeçmiştim. O da bana kıvılcımı boş ver tornavidayı sert bir şekilde bastır. Böyle kararlı bastırırsan kıvılcım çıkmaz motor çalışır diyor. Deneyince motoru çalıştırıyorum. Bu en azından bizi çok rahatlatıyor. İstanbuldaki motor ustamızı arıyorum. Onun teşhisi motor göstergesinin arkasında korozyon olduğu için kontak çalışmıyordur. Oralardaki bağlantıları kontrol etmem yönünde. Çözemezsen de motoru düz kontak çalıştır bir marinaya girer elektrikçi bulursun diyor. Sonra Ahmetle konuşuyorum Onun da başına gelmiş. Oraları kontrol et. Kontakt spreyi sık diyor. Sonra Kıvanç Tüfekçi’yi arıyorum. Onunla şahsen tanışmıyorduk ama çok ilgileniyor. Bayram günü elektrikçi bulmak zor diyor. O da kontakt spreyini tavsiye ediyor. Amiral Ediz arıyor onun da daha önce başına gelmemiş. O da göstergenin arkasındaki kabloları kontrol etmemi tavsiye ediyor. Konuştuğum herkes moral veriyor. Motor bir şekilde çalıştığı için dert etme diyorlar.
Ben akşam yemeğine davet ettiğimiz Ali Abiden kontakt spreyi istiyorum ama bayramda her yer kapalı o da bulamıyor. Gösterge panelini açıyorum. Kabloları kontrol ediyorum. Sorun görünmüyor.
Yapacak bir şey yok. Denize girip çıkıyoruz. Misafirlerimizi bekliyoruz. Onları barınağın karşısındaki kumsaldan botla alıyorum. Küçükkuyudan aldığımız çupra ve karidesin yanında salata ve rakı servisimizi açıyoruz. Sohbet çok keyifli. Konu konuyu açıyor. Saat 23.00 gibi misafirlerimizi Botla karaya bırakıyorum. Sonra da dönüp uykuya geçiyoruz. Yarın hava iyi görünüyor. Rotamız belli değil. Yüreğimizin ve rüzgarın götüreceği yere kadar artık.
-
25 Temmuz 2021 Karaada'ya Seyir
Sabah çok erken kalkamıyoruz. Tatil moduna girmişiz artık. 08.30 da uyanıp hazırlıklarımızı yapıyoruz. Aslında gece rüzgar yön değiştirip doğudan 15-20kt larla esmeye başlayınca tedirgin uyuduk. Ece de ben de ara ara kalkıp kontrol ettik dışarıyı. Bugün Nergis Koyuna kadar gidebiliriz. Bol vaktimiz olacak. Deniz ve hava seyir için uygun. Tornavida ile motoru kolayca çalıştırıyorum. Aküler normal seviyede. Demir toplayıp Bademli’ye veda ediyoruz. Yola çıkınca rüzgar gün batısına dönüyor. 7-8kt hızla esiyor. Motor yelken Karaburuna doğru yol alıyoruz. Önce kahvemizi içiyoruz sonra kahvaltımızı yapıyoruz. Acaba Nergis koyunu zorlamasak Eğri Limana mı girsek diye düşünüyoruz. Rüzgar çok istikrarsız birkaç kere cenovayı tamamen kapatıyoruz ama ana yelken hep açık. Karaburundan sonra rüzgar tekrar artıyor. Yelken seyrine geri dönüş. Ama bu sefer de fazla artıyor. 30-35 knotlara çıkıyor. Biraz yorulmuşuz. Ece Çeşme tarafında bir yerlerde mi kalsak diyor. Tekneleri Çeşme Marinada olan çocukluk arkadaşımız Hande ve eşi Ertuğla konuşuyoruz. Onlar da şu an Gökovada bir yerlerdeler. Ayarlayabilirsek bir yerlerde buluşalım diye konuştuğumuz için onlar da bizi takipteler. Ertuğ Çeşmenin karşısındaki Karaada Nam-ı diğer Eşek adasını tavsiye ediyor rüzgar kuzey batı olduğu için bize Bandırma Koyu diye bir yer tarif ediyor hatta konumunu gönderiyor. Ecenin baş ağrısı ortalamanın üzerinde olduğu için buraya sığınmak iyi olur. Çünkü rüzgar artık 40 knot üzeri geliyor. Acaba Bayram tatili diye oralar kalabalık mıdır? Rotamızı Karaadaya çeviriyoruz. Çok huzurlu bir yer. Ertuğ hemen hemen her havada sığınacak bir koy var demişti. Gerçekten de öyle. Biz adanın doğu tarafından aşağı doğru iniyoruz. Ertuğun dediği Koya geliyoruz. Bir büyük motoryat ve büyük bir yelkenli var. Biz tavsiye üzerine iyice içeri doğru giriyoruz. Demirimizi atıyoruz. Burası karayele tamamen korunaklı. Bir ara rüzgar üşütmüştü bizi. Şimdi içimiz ısınıyor. Biz ortalığı neta ederken motoryat gidiyor. Şimdi iki tekne kaldık. Akülere bakıyorum. 12,2 Volt görünüyor. Çok düşmüşler. Motor şarj etmemiş demek ki? Neyse ki buraya erken geldik. Saat 17.00. Güneş enerjisi iş yapar. Kendimizi denize atıyoruz. Eşek ve keçi seslerini dinlemek çok keyifli. Bize hoşgeldiniz diyorlar. İnerken de çıkarken de uğrayabileceğimiz bir ada. Arkadaşlara burayı not edin diye konum atıyoruz. Ece sudan çıkmıyor. Ben de yorgunluk biramı açıyorum.
Elektrik problemini çözemedim. Yarın buradan Didim Marinaya mı gitsek. Hem yakıt alırız. Hem de bir elektrikçiye gösteririz. Yemeğimizi yedikten sonra Ecenin baş ağrısı hafifliyor. Eşek seslerini dinleyerek çayımızı yudumluyuz. Karşıda Ilgın plajları ve oradaki yazlık evlerin ışıkları görünüyor. Yarın yola çıkalı tam bir hafta olacak. Bir hafta önce iş yoğunluğu ve tüm senenin stresinden çok farklı bir ruh halindeydik. Bütün kış hayal kurmamıza karşın sanki zorunlu olduğumuz için bu yolculuğa çıkacakmışız hissi vardı. Bir yandan da uzun süredir seyir yapamamış olmanın tedirginliği vardı. Bu akşam tekneden denize atladığımda ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Önceki gecenin tedirgin uykusunun ardından burada rahat uyuyacağımıza eminiz. Aklıma en zorlu alarga deneyimiz geliyor. Madem iki sene önceki seyahatimizi anlatıyoruz o halde tekrar 2019 Ekim ayına dönelim.
7 Ekim 2019 Knidos’ta Sabah Olmayacak mı?
Sabah 07:15’te Dirsek Koyundan Avara olurken içimizde bir hüzün var. Yazın tıka basa dolu olan bu harika koyu bomboş yakalamışken sadece bir gece kalmak yetmiyor. Neyse ki Dirsek’in şeffaf pırıl pırıl sularında bolca şnorkel turu yaptık. İyi vakit geçirdik. İstanbul’a dönüyoruz ama buraları transferden saymıyoruz. Hala tatil modundayız. Ece’ye söz verdiğim için dönüşte Knidos’ta bir gece kalacağız. Akdeniz’den Egeye doğru acele etmeden gidiyoruz. Saat 12:30 da Knidos Limana ulaşıyoruz. Rüzgar batılı esiyor. İskeleye yakın bir yere altı metreye demir atıyoruz. Yanımızda iki tane tekne var. İkisi de yabancı bayraklı. İçindekiler de yabancı. Buraya erken saatte geldiğimiz için gün içinde yine bol bol yüzme, ve şnorkel dalışı faaliyetinde bulunuyoruz. Hava durumu tahminlerinde akşam 5-10knot arası hızda Güneybatılı rüzgar görünüyor. Akşama Limana giren bir gulet Liman girişinde hemen sol tarafta kalan kayalara kıçtan kara oluyor. Bu guletin böyle bağlandığını görünce biz de acaba ona yakın bir yere mi bağlansak diye düşünüyoruz. Ama onlar kıçlarını Güneydoğuya verdiler. Rüzgar Güney batı görünüyor. Biraz bekleyelim diyoruz. Yanımızdaki teknelerden birisi boş iskeleye bağlandı. Diğer öğleden sonra ayrılmıştı. Alargada kalan sadece biziz. İçimizde bir tedirginlik var ama tahminler çok yüksek değil.
Akşam yemeğimizi yedikten sonra hava kararıyor. Rüzgar zayıf bir şekilde Güneydoğudan esmeye başlıyor. Teknenin burnu açık denize dönüyor. Arkamız kayalık. Kıyıya mesafe çok ama yine insan tedirgin oluyor. Gece saat onikiye ye kadar rüzgar bu şekilde devam ediyor. Ben sürekli karada bir yerleri kerteriz alıyorum. Ayrıca derinlik göstergemiz de açık. Motorun anahtarı kontağa takılı. Ece uyumaya gidiyor. Ben ne olur ne olmaz diye dışarıda yatayım diyorum. Gece ileredikçe Rüzgar artıyor. 10kt….12Kt…..15kt….18Kt……25kt…… yok artık 30Kt. Liman içinde açık denizden gelen rüzgar doğrudan üzerimize geliyor. Ece saat başı uyanıyor. İyi misin sürükleniyor muyuz diyor? Ben sürekli tetikteyim. Rüzgar Güneydoğu ve Güney arasında gidip geliyor. Ama 25-30Kt altına düşmüyor. Deniz nehir gibi akıyor. Şimdiye kadar hiçbir alarga konaklamamız böyle olmamıştı. Ece demir alıp İskeleye mi yanaşsak diyor. Ben de gecenin karanlığında motorda bir aksilik olursa tekrar toparlayamayız diye korkuyorum. Kayalara çok yakınız. Göstergede 2,5metreleri görüyoruz. Gündüz kontrolde çapanın çok iyi gömüldüğünü görmüştük. Zincir kopmazsa zaten kayalara bundan daha fazla yanaşamayız herhalde. Ben artık bu aşamadan sonra yerimizde kalalım diyorum. Ece de havuzluğa gelip uzanıyor. İkimiz de uyumaya çalışıyoruz ama gözlerimiz korkudan kapanamıyor bir türlü. Saatler öylece geçiyor. Sabah da bu rüzgar devam ederse yukarı çıkışımız kolay olur diye teselli ediyoruz kendimiz. Saatler heyecanla geçiyor sonunda olmaz dediğimiz sabah oluyor. Saat yedide rüzgar iyice azalıyor. Yarım saat, bir saat daha havuzlukta içimiz geçmiş olarak uyukluyoruz. Saat 08:00 de Ece uyanıyor ve ” Hadi kalkıp gidelim buradan. Kahvaltıyı yolda yaparız. O gulet o şekilde bağlanınca uyanmalıydık. Neyse ki kötü bir şey olmadı” diyor. Bu bizim şimdiye kadar yaşadığımız en heyecanlı deneyimlerden birisiydi. Naçizane tavsiyemiz; tahminlerde Güneyli rüzgar varsa Knidosta Alarga da kalmayın. Ya iskeleye aborda olun. Ya da kıçınızı rüzgara verecek şekilde kıçtan kara bağlanın.
Saat 08:20’de Knidos’a veda ediyoruz.(“ Arkamıza bakmadan kaçıyoruz”un kibarcası) Artık Kuzeye tırmanacağız. Tatil ve eğlence kısmı burada biterken Transfer başlıyor.
“Bu da heyecanlı mı?” diyorsanız lütfen kendinize bir bardak su alın ve tekrar 2021 Temmuz’una geri dönelim.
-
Güzel paylaşımlar için çok teşekkürler
Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi
-
Forumlarını yeni açan Reislerimiz için tekrar edelim. Heyecanlı bir yerde kalmıştık.
26 Temmuz 2021 Dümenden Değil Dümenden Kabus
Karaada’da sabaha kadar keçi sesi duymadık ama eşekler gece de mesai yapıyormuş öğrenmiş olduk. İyi uyuduğumuz güzel bir geceydi. Şimdi rotamız Didim.
Demirimizi alıp adanın kuytusundan çıkıyoruz. Rüzgar yine kuzeybatı hızı 20-25knt civarı. Dalga yüksekliği bir metrenin üzerinde gibi... Yelkenleri camadanlı açıyoruz. Çeşme burnunu dönene kadar dalgalar kıç omuzluktan geliyor. Hava kapalı ve rüzgarla birlikte çok serin. Otopilotu devreden çıkarıyorum. Hem çok büyük dalga var hem de böyle yelken seyrinde dümen tutmak çok keyifli. Yüzümde bildiğiniz gülümseme. Dalgalarda ine çıka seyretmek çok keyifli. Tekne resmen uçuyor. Arada bir ufak serpintileri yesek de her şey yolunda. Çeşme burnundan sondan Güneye dönerken hava açıyor. Güneş içimizi ısıtıyor. Rüzgar da dalga da yavaş yavaş düşüyor. Kahvemizi içiyoruz. Bu yolculuklarda sabah kalkınca yola çıkma hazırlıkları sırasında kahve suyumuzu ısıtıp termosa dolduruyoruz. 1-2 saat içinde filtre kahvemizi yapıyoruz. Ben iki bardak Ece bir bardak kahvelerimizi ağır ağır içmeyi çok seviyoruz. Karadayken kahvaltı öncesi kahve içmeyiz ama denizde güzel gidiyor. Aynı şekilde eve hazır çorba sokmadığımız halde tekneye sürekli hazır çorba alırız. Çeşit çeşit çorba stoklarımız vardır.
Alaçatı’dan Nergis Koyunu da selamlıyoruz Dün iyi ki buraya gelmek için zorlamamışız kendimizi… Ece’nin başağrısı geçti bile. Sığacık Körfezi öncesi kahvaltımızı da yapıyoruz. O arada rüzgar tamamen duruyor. Yelkenleri kapatıp motor seyrine dönüyoruz. Sabah bir ara Çağrı Kaptanla haberleştik O da Nergis Koyundan çıkmış bizim önümüzde seyrediyor. Onlarla karşılaşamadık. Sivriceden sonra onlar Foça Çandarlı tarafında birkaç gün geçridiler. Marinadan başka bir komşu teknemiz vardı. O da oralardaydı. Kötü havayı orada atlatmışlardı.
Sığacık körfezini çok açıktan geçiyoruz. Yunan karasularını ihlal edelim diyoruz. Yunan bayrağı da çekiyoruz. O arada Ece’yle aramızda bir geyik muhabbeti başlıyor. Kamyonların arkalarına yazılan özlü sözleri yelkenciliğe uyarlayarak atışalım diyoruz. Ben “ Miçosun dediler kız vermediler”, “Öyle bir yelken trimi yap ki arkandan motoryatçılar bile ağlasın” gibi sözler uydururken Ece olaya noktaya koyuyor. “ Hayallerime yelken açacaktım ona bile camadan vurdunuz” diyor. Böylece aşıklar atışmasını kazanıyor.
Teos Marina hizasına gelirken karşıdan alman bayraklı bir teknenin yelkenler açık geldiğini görüyoruz. Demek şu an orada rüzgar var. Bir süre sonra onlarda rüzgarsız bölgeye giriyorlar yelkenleri topluyorlar. Teknede beş altı kişi var. Teosa doğru dönüyorlar. Birbirimizden iki- üç gomina mesafeden geçişiyoruz. Tam o sırada Andromeda’nın başından kıçına kadar aşağıdan sürtme sesi gibi bir ses geliyor. Ben hemen motoru rölantiye alıyorum arkaya pervaneye bir şey sarsak motor stop ederdi. Sağa sola arkaya bakıyoruz bir şey göremiyoruz. Çünkü neredeyse 6kt/saat hızla gidiyorduk. Diğer teknedekiler de sanki duydular ya da hissetleri gibi bize doğru bakıyorlar. Motora gaz veriyorum. Her şey normal yavaş yavaş hızlanıyoruz. Ne olduğunu anlayamıyoruz. Bu şekilde Sığacık Körfezini bitiriyoruz. Rüzgar tam iğnecikten bir başlıyor bir bitiyor. Yunan sularından Dilek Boğazına doğru gidiyoruz. Doğan Bey burnu derken Kuşadası körfezini de bordalıyoruz.
Dilek Boğazında Rüzgar yine artıyor. Arkadan geldiği için hızımız saatte 8 ktlarda. Dilek Boğazında yelkenleri sarıyoruz. Sadece motorla geçiyoruz. Saat 17.00 civarı. Çağrı Kaptan diyor ki”Biz bu akşam su adada kalalı”. ” Onlar bizden önce gidip demirlemişler. Orada telefon hatlarında sıkıntı olduğu için telsizden haberleşiyoruz. Biz de su adaya gidiyoruz ama burası bu havada demir atmak ya da kıçtan kara olmak için uygun gelmiyor. Rüzgar dönerse gece sıkıntı yaşayabiliriz. Ben Çağrı’ya çağrı yapıyorum. Biz burada kalmayacağız Didim’e geçiyoruz. Çağrı Kaptan, gece seyri yapmak istemiyor. Siz gidin diyor. Biz tekrar yola çıkıyoruz. Rüzgar tam pupadan 20kt altında düşmüyor. Dalga da arkamızda gittikçe büyüyor. Yaklaşık 7-8 mil sonra dümende bir gariplik hissediyorum. Bir süredir çok dalga olduğu için otopilottan çıkmıştım. Tekne sürekli İskeleye doğru gidiyor. Sancağa çeviriyorum Dümen bir yere kadar dönüyor. “Menderes Deltası açıklarında akıntı mı var acaba?” diyorum. On- on beş dakika durumu idare etmeye çalıştıktan sonra sonunda Ece’ye durumu itiraf ediyorum. Tam bir iskele yapıp rotama döneyim diyorum. İskele yapıp tekneyi döndürüp rotaya sokuyorum ama tekrar toplayamıyorum. Aynı şeyi birkaç defa daha yapıyorum. Bu dalgalı havada tam tur manevra yapmak berbat bir şey. Sonra portuç kapağını açıyorum. Dümeni sancağa çeviremiyorum çünkü dümen palası bir yere kadar dönüp orada takılıyor. Dümen sisteminde problem olsa iskeleye de dönmez. “Acaba yedek yekeyi mi taksak?” diyor Ece. Ben yedek yekeyi alıp takıyorum Ama o hiç dönmüyor. Tüm gücümle abanıyorum. Tık yok. Hava kararmaya başlıyor. İleride İskele baş omuzlukta balık çiftilkileri var.
İyi düşünelim ne yapabiliriz. Birisini arayıp panikletmek de istemiyorum. Ortalığı ayağa kaldıracağımıza telefon hakkımızı bir kere kullanalım. Aklıma Mustafa Ertör Reisimiz geliyor.
Elinde can yelekleriyle gelen Ece’nin de onayını aldıktan sonra Mustafa Abiyi arıyorum. Durumu sakin sakin anlatıyorum;
-Mücahitciğim ben şimdi sana hiçbir tavsiyede bulunmayayım. Çünkü dümen konusunda danışacağın en doğru adres Erol Şar’dır. Onu ara diyor.
Demek ki panik olmuşum. Çünkü Erol Şar aklıma gelmeliydi.
-Çok teşekkür ederim Mustafa Abiciğim hemen arıyorum. Seni de haberdar ediyorum.
Hemen Erol Erol Abinin numarasını çeviriyorum. İki kere çalıdıktan sonra telefon açılıyor.
Bana demez mi
-Mücahit çabuk anlat şarjım bitti bitecek.
-Yapma be abi yanında kimse yok mu oradan arasam?
-Yok minibüsteyim diyor.
Neyse ben hemen anlatıyorum. Durumu. Yedek yekenin de çalışmadığını söylüyorum.
-Yedek yekeyi kullanabilmen için dümenden gelen bağlantıyı tamamen sökmen lazım söktün mü?
-Yoo hiç bilmiyordum bunu.
-Kolay sökülüyor mu?
-Dümenden palaya gelen paslanmaz bir mil var somunla bağlı. Hemen sökerim.
-Tamam o zaman öyle yap sonra da bana haber ver.
Telefonu kapatıyorum. Motor rölantide tekne dalgalarda dans ediyor. Ece bana kafa lambası ve alet çantasını getirmiş bile. Süper asistan. Bir de portuçtan içeri projektör tutuyor.
Ben inip kolayca somunu söküyorum ve mili paladan ayırıyorum. Hızlıca portuçtan çıkıp kapağı kapatıyorum. Yekeyi yerine takıyorum Bu anı hayatım boyunca unutamayacağım sanırım. Yekeyi zor da olsa döndürmeyi başarıyorum. Kuvvet kolu kısa olduğu ve bu ağırlıkta bir yelkenli hareket etmediği için bu zorlanma normal herhalde. Motora gaz veriyoruz. Ben zorlanarak da olsa yekeyi hareket ettiriyorum. Evet çok şükür tekne sancağa dönüyor. Balık çiftliklerinden görebildiğim en açıktakinin de açığına doğru sancak yapıyorum. Eceye hemen Mustafa Abi ve Erol Abiyi arayıp haber vermesini istiyorum. Bu arada ikimiz de kendi içimizde panik eşiğini çoktan aştığımız halde bir birimize karşı çok sakin ve sabırlıyız. Moral vermeye çalışıyoruz. Ben dümenden gelen mili sökünce sanki çok büyük bir iş yapmışım gibi Ece beni tebrik ediyor. Ben aletleri getirip dalgada yuvarlanıp düşmesinler diye altlarına bez getirmeyi akıl etmiş diye harikasın diyorum. Bu kriz anında benden daha soğukkanlı olması büyük şans.
Ece telefonla haber veriyor. Mustafa Abi de Erol Abi de sağolsunlar çok yardımcı oluyorlar. Akşam oluyor ve tamamen karanlığa gömülüyoruz. Ben yeke ile çok zorlanıyorum. Çünkü öyle ağır ki, çevirmek için çok yükleniyorum bu sefer fazla dönüyor. Toparlayana kadar canım çıkıyor. Teknenin burnu yine rotadan çıkıyor. Sonra toparlamak için diğer yöne doğru asılıyorum. Bu sefer bu tarafa çok dönüyoruz. Kendimi Dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi hissediyorum. Ece ısrarla ben de deneyeyim diyor ama çok ağır iş. Yapabilse bile kendisini sakatlama riski var. Ben zaten başlamışım. Sakatlansam da umrumda değil. Yine de denesin diye veriyorum. 10 saniye içinde yapamayacım diyor O arada Marinayı arayıp durumu anlatıyorum. Gece 24:00 civarı orada olacağız. Dümen kontrolü zor başka teknelere zarar vermemek adına marina girişine palamar ayarlarsanız herkes için güvenli olur diyoruz.
Açlıktan artık midemiz bulanıyor. Kahramanım Ece kaşla göz arasında birer sandviç yapıp getiriyor. O müthiş sandviçi anında büyük bir iştahla bitiriyorum.
Didim’e doğru yaklaştıkça rüzgar da dalga da kademeli olarak azalıyor. Karşıda o kadar çok ışık var ki sürekli şaşırıp rotadan çıkıyorum. Ece de navigasyondan kontrol edip beni sürekli uyarıyor. Normalde yeke kullanırken yekeyi sol tarafıma alıp sol kolumla kullanırım. Ama bu sefer iki kolumu birden kullanmak zorunda olduğum için sağıma alıyorum. Sağ koluma daha fazla yük biniyor. Kolumun üst tarafındaki kaslar acımaya başlıyorlar artık. Dayanılmaz bir acı ve yorgunlukla Didim’e doğru ilerliyoruz. Tahminimce arkadan gelen dalgalar dümen palasında bir stress yarattı. Pala yerinden filan oynadı. Yoksa bu kadar zor dönmemesi lazım. Kolum güçsüzleştikçe rotadaki sağa sola sapmalar da artıyor. Didim’e yaklaşırken aklıma Ali Kuban Reisimizi aramak geliyor. Onun teknesi Anabella da buradaydı. Yolda arıyorum kendisini. Ali Abinin gönlümüzdeki yeri Ece için de benim için de ayrıdır. Her zamanki nezaketiyle çok ilgileniyor. Bana hemen sabah arayacağım teknik servisin ismini ve telefonunu gönderiyor. Selamımı söyleyin sizinle ilgilenirler diyor. Akşamın bu saatinde bir insanın sesi bu kadar rahatlacı mı olur…
Sonunda Marina görünüyor. Daha önce buraya gelmiştik. Girişini hatırlıyorum. Marinanın önüne gelince Ece geldiğimiz anons ediyor. Palamar Botu anında geliyor. Sanki buraya gelince dümen hafiflemiş gibi oldu diş doktoruna gidince diş ağrısının geçmesi gibi bir his mi yoksa? Ben gerek yok siz bizi kontrol ederek rehberlik yaparsanız iyi olur. Ama kıçtan kara değil aborda olabileceğimiz geniş bir yer ayarlayın lütfen dedim. Kendilerini takip etmemizi söylüyorlar.
Gücüm tükenmek üzereyken dümenin böyle hafiflemesine seviniyorum. Gösterilen yere aborda olacak şekilde yanaşıyoruz. Marinanın içinde sıfır rüzgar. Palamar arkadaşlar da çok problemli bir tekne bekliyor olacaklar ki “Abi, çok iyi yanaştınız tebrikler” diyor. Sen bir de bana sor. Bize duşların yerini de tarif ediyorlar. Bir ihtiyacımız olursa yardımcı olacaklarını söylüyorlar. Çok beyefendi arkadaşlar.
Onlara teşekkür edip Ece Reisle ellerimizi birbirimize çakıp tebrik ediyoruz . Sonra biribirimize sarılıyoruz. Andromeda’ya teşekkür ediyoruz. Bizi buraya kadar getirdi. İyi ki Bosayı göndermişiz diyor Ece. Katılıyorum…
Saat gece yarım olmuş. Zorlu bir seyirden sonra karaya ayak basmak ne güzel. Palamar arkadaşlardan birisi geri geliyor. Elektrik su ihtiyacınız var mı diye? Aküler şarj olmadığı için ben istiyorum. Birazdan gene geliyor. Ben anahtara yükledim biraz . Yarın ön büro ile halledersiniz . Tekrar teşekkür ediyoruz. Dinleniyoruz kendimize geliyoruz. Gidip duş alıyoruz sırayla. Nasıl mutluyum anlatmam.
Bir macerayı daha sağ salim atlatıyoruz. Sabah olsun duruma bakarız. Kafayı yastığa koyduğumuz gibi uykuya dalıyoruz.
27-28 Temmuz 2021
Sabah kalkınca Ali Abinin verdiği telefon numarasında Erdem Beyi arıyorum. Ali Abi sağolsun sabah arayıp ilgilenin diye rica etmiş. Erdem Bey de Ali Abiyi çok sevdiği için anıda ekibini toplayıp Andromeda’ya çıkarma yaptılar. Elektrik arızasından da bahsettiğim için mekanik ekip dışında elektrikçi personelini de getirmiş. Elektrikçi on dakika içinde arızanın yerini buldu. Alternatör çıkışında plastik bir kılıf içine yerleştirilmiş 30 Amperlik bir sigorta varmış. O patlamış. Havuzluktaki çakmak şarjı da ona bağlı olduğu için kısa devre yaptı sanırım. Orada bir sigorta olduğunu bilmiyordum. Sigorta değişince anahtarı çevirir çevirmez marş motoru devreye girdi ve motor çalışıyor.
Dümene gelince…
Böyle uzun bir yola çıkınca en güzel şeylerden birisi arkadaşlarınızın sürekli arayıp takip etmesi. Akşam henüz marinaya gelmeye çalışırken bizi arayıp takip eden bir sürü dostumuzun olaydan haberi oldu. Sabah ilk arayanlardan birisi Marinadan komşumuz ve dostumuz Ediz oluyor. Bana acaba palayı bir yere mi çarptınız dediği anda kafamda bir anda kıvılcım çakıyor. Dün Teos açıklarında aşağıdan gelen gürültüyü, Alman teknesindeki insanların bizim arkamızdan bakmalarını düşünüyorum. Bizim göremediğimiz şeyi onlar görmüş olabilirler miydi? Ediz sigortayla konuşmamızı tavsiye ediyor.
Ben de Ahmet’i arıyorum. O da öyle bir şey varsa sigorta karşılar diyor ama emin misin diye soruyor? Ben açıkçası emin değilim. Kendisine de söylüyorum. Bir şey çarpmamışsa sigortaya boşuna başvurmak istemem haksızlık olur diyorum. Biz her durumda tekneyi karaya alacağımız için çıkarınca durum netleşir diyoruz.
Marinanın yaz dönemi için karaya alma kampanyası varmış zaten. Normal zamandan daha ekonomik olacağı için sigorta ödemezse de biz öderiz. Ne yapalım…
Tekneyi yine yekeyle çekek sahasına götürüyoruz. Tekneyi lifte alınca zaten çarpmanın izleri ayan beyan karşımıza çıkıyor. Çarptığımız şey önce teknenin burnunda iz bırakmış sonra onu batırmışız salmada iz bırakmış sonra da palaya vurmuş. Teknenin gövdesinde ya da salmasında yaralanma yok sadece sürtünme izi var. O anda da zaten sürtünme gibi hissetmiştik. Sadece salmadan sonra tekrar yükselirken palaya çarpmış ve palanın dümen bağlantısına giden mili içerden tutan iki adet cıvatadan birisinin kırılmasına diğerinin yamulmasına neden olmuş. Pala aşağı yukarı doğru oynamaya başlamış. Dalgalar tam arkadan vurunca da sıkışmış.
Biz tekneyi lifte alıyoruz. Bol fotoğraf çekiyoruz. Ahmet onları ekspere gönderiyor. Eksper bizi arıyor bir sürü soru soruyor. Ekip palayı söküp götürüyor. Mildeki balansı da kontrol ediyorlar. Cıvataları yeniliyorlar. Sonra tekrar yerine takıyorlar. Pala sökülürken yüksekte olması tekne askıda kalıyor Sonra payandaya oturuyor. Tamir edilip geldikten sonra tekrar askıya alınıyor. Pala takılıyor. O sırada tekne gövdesinde sadece sürtünme olan yerlere zehirli atılıyor.
Sonra denize iniyoruz. Dümenimiz sorunsuz çalışıyor. Bütün bu işlerin bitmesi sonucu Didim marinada iki gece kalmak durumundayız. Erdem Beyle bir sürü ortak dostumuz var. Bülent Yolcu Abi de sağolsun onu iyi tanıdığı için arayıp konuşuyor. Zaten Erdem Bey işiyle çok ilgili bir arkadaş. Torpile gerek olmadan da çok yardımsever.
Didim Marinada iki gün geçiriyoruz ama Didim her zamanki temmuz sıcağıyla bizi pişiriyor. Sanki fön makinası çalışıyormuş gibiydi. Serinlemek için bir ara marinanın deniz kulübüne gittik ama su serinletmekten çok daha çok sıcaklattı.
Marina personeli misafirleriyle çok ilgili işlerini iyi yapıyorlar. Buradan tüm personeler teşekkür ederiz. Dikkatimizi çeken bir şey oldu. Pantonlarda belli aralıklarla denize inen merdivenler olmasıydı. Bunn denize düşen birisi olursa rahatça pontona çıkabilsin yapıldı diye emniyet amaçlı olarak yapılmış diye yorumladık. Çünkü tekneye inip binerken denize düşülmesi durumunda hele bir de mevsim kışsa teknelerin merdivenleri suda olmadığı için sudan çıkmak çok zorlaşabilir. Hele bir de üstünüz kalınsa…
Didim Marina bizi iyi ağırladı. Sorunlarımızı çözdü. Artık yola devam edebiliriz.
29 Temmuz 2021 Datça Rotamız
29 Temmuz sabahı Didimden ayrılıyoruz.
Dümenimiz tamir oldu. Maşallah iyi çalışıyor. Elektrik arızamız da giderildi. Şimdi güneye inmeye devam. Güllük Körfezi her zamanki gibi dalgalı. Rüzgar çok zayıf yine kuzey batı. Burayı çok rahat geçiyoruz. Yalıkavak, Turgutreis, Akyarlar uzaktan selamlanıyor Kos Adasının dibine kadar girip Gökova körfezi açığından Knidosa doğru gidiyoruz. Rüzgar çok istikrarsız. Birkaç kez yelken toplayıp açıyoruz. Saat 13:00 civarı Deveboynu fenerinden Akdenize doğru dönüyoruz. İki yönlü acayip bir trafik var. Knidos burnunda şansımıza fazla hava yok. Burayı bir kere daha dönmek bizim için büyük mutluluk ve gurur kaynağı. Seviyoruz buraları. Dönüşten itibaren Apazdan cillop bir rüzgar başlıyor. Bu rüzgarla yelkenleri açıp konforlu bir seyi moduna geçiyoruz. Palamut bükü ve ardından Datça derken rotamız Aktur Koyu. Hep merak ettiğimiz bu koya rüzgarın desteğiyle uça uça gidiyoruz. Saat 17 civarı koya giriş yapıyoruz. Bu koy tahmin ettiğimizden büyük ve geniş bir yermiş. En az 30-40 tekne demirdeler. Kalabalığı sevmediğimiz için koyun sağ tarafına diğer teknelerin arkasında bir yere demirliyoruz. 8 metreye atıyoruz demiri. Sonrada anayola çok yakın olduğumuzu farkediyoruz. Ama Anayol çok tenha. Sebebini hemen tahmin ediyoruz. Marmaris Bölgesindeki orman yangınlarından dolayı trafik azalmış. Birkaç gündür devam eden yangın ilk öğrendiğimizden beri moralimizi çok bozmuştu. Burada kaldığımız iki gece boyunca yangının kendisini değil alevlerin kızıllığının gök yüzüne yansımasını gördük. Bizim arkamızdan yeni Kri Kri’si yanımıza demirleyen Erman Yerman da yolda gördüğü alevlerden çok etkilenmiş bir şekilde ağlaya ağlaya geldi. Birbirimizi uzun zaman sonra görmenin mutluluğuna rağmen yangınlara çok üzülmüştük. Birlikte iki gece bir gündüz geçirdik ve gündem gidip gelip yangınlar oluyordu. Ecenin erkek kardeşi ve eşi de karadan bizi almaya gelmişlerdi. Beş kişi iki akşam iyi sohbet ettik rakı içtik. Bir Andromeda’da bir Kri Kri de zaman çabuk geçti.
31 Temmuz günü Marmarise doğru sekiz saatlik bir seyir yaptık. Yangınları çıplak gözle görmek bizi de çok üzdü çok ağlattı. Marmarise ulaştığımızda da ortalık cenaze evi gibiydi. Tatilimizin böyle tatsız bitmesini istemezdik. Antalya’ya kadar pek çok yerde aynı anda çıkan yangınlar yüreklerimizi de kavurdu.
Bu geziyi okuduğunuz için teşekkür ederiz.
Seyahat öncesinde ve seyahat sırasında bize yardımcı olan destek ve moral veren tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.
Denizlerde daha öğrenecek çok şeyimiz var….
-
Aradan yıl geçmiş olsa bile geçmiş olsun sevgili Mücahit ve Ece reisler.
Ankara'dan İstanbul'a doğru yola çıkmama saatler kalmışken yazdıklarını okumak çok keyifliydi. Umarım İstanbul'da görüşebiliriz.
Menderes deltasındaki akıntılarla ilgili delta sakinlerinin söylediği demek doğruymuş. Ebabil'le açıktan motorsuz Boğaza giremezdin. İyi ki kıyılamışsın demişlerdi. Oralarda (Deltanın kıyısından açığa doğru) zaman zaman karışık ve güçlü akıntılar olabiliyormuş.
Balık çiftliklerindeki tonoz şamandıralarının dili olsa da konuşsa. Ah, özledim denizde seyretmeyi.
-
Nereden bulursunuz böyle güzel sözleri ..
"Hayallerime yelken açacaktım ona bile camadan vurdunuz."
!O__ !O__
-
"Tekne Pupası Yazıları" başlığı mı açsak :)
- Ben seni Ankara ayazında değil, Çanakkale Boğazında sevdim.
- Al Yanmar'ın dizelini, sev köylü güzelini.
- Yelkenli yavaş gider diyorlar; sen hiç podyumda koşan manken gördün mü?
-
Gerilerek okudum kalemine sağlık :)xx :)xx
-
O günleri hatırladım tekrar, geçmiş olsun. deneyim paylaşmak ne kadar önemli bu yazıda paylaştığın , o yanmarın şarz dinamosunun arkasındaki bıçaklı sigorta; Nasip teknesinin transferinde bize ilaç oldu, iyi ki senden dinlemişim bu deneyimi. Hatta Mustafa Abi bu konuda küçük bir video yaptı, belki başkalarının da işine yarar burada da paylaşayım.
https://www.youtube.com/watch?v=GORd00hbREI&t=25s
Ayrıca özlü sözlerinize bayıldım. Ne güzel sözler bunlar, Gerçekten Ece Reis son noktayı koymuş.