Yeniden doğan "Medon Plioni".

Başlatan Cem Gür, 07 Ekim 2017, 00:41:30

« önceki - sonraki »

Cem Gür

Komşu gururla bugün saat 1700de denize indirecek. Lansmanında " 19.yüzyıldan beri ulusal ve geleneksel teknemiz Sokoleva " deniyor..... Ders çıkartmak gerek.  :)xx :)xx :)xx

http://egeiou.blogspot.com.tr/2017/10/yeniden-dogan-sokoleva-medon-plioni.html?spref=fb
 
"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Tan Kaan Özkan

Hikayesi kadar yapım resimlerini görmekte ayrı güzel.

Çeviri için teşekkürler, eline sağlık abi.

Cem Gür

 "Medon Plioni" Halkis'te denize indi.
Her teknenin denize inişi yapanı, yaptıranı, bir şekilde katkı sağlayanı, yöre halkını, bazen bütün bir milleti heycanlandırır, gurulandırır. Bilinir ki, her denize inen tekne "umut" taşıyacaktır. Hele geçmişten günümüze yeniden doğmuş ise.....

Bu yorgunluk her sıkıntıya değer. Yıllar süren kararlı inadın, öğrenmenin, biriken bilginin, elbirliği emeğin gururu. Nikolas Vlavianos. Emekli deniz subayı. Ter içinde.














"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Ahmet Kabaalioğlu

Eğriler , dirsekler ve döşekler "Karaağaç" mış. Benim çocukluğumda bahçemizde onlarca karaağaç vardı. Çernobil'den sonra hiç kalmadı. Hatta dayımlar en büyük olanından Çektirmeye dümen palası yapmışlardı.
S/Y  Pruva S / Fatih / İstanbul
M/V Espadon / Fatih / İstanbul
M/V Deli Ağa  / İnebolu / Kastamonu

"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Cem Gür

Değerli Ahmet,
Türümüzün bir seri fauna ve flora seri katili olduğu tescillenmiştir.

"Eğer Avustralya'daki yok oluş istisnai bir durum olsaydı, insanların lehine şüphe
ederdik. Fakat tarihsel kayıtlar Homo sapiens'in bir ekolojik seri katil olduğunu
gösteriyor
."

" İlk başta buzullar Alaska'dan Amerika'nın geri kalanına erişimi engelliyordu ve
güneydeki topraklara ancak tek tük izcilerin geçmesi mümkündü. Ancak yaklaşık MÖ
12.000'de, küresel ısınma buzulları eriterek daha kolay bir geçiş yolunu açtı. Yeni oluşan
koridoru kullanan insanlar kitleler halinde güneye inerek tüm kıtaya yayıldılar. Aslında
arktik bölgede büyük hayvanları avlamaya uyum sağlamış olsalar da, kısa zamanda
olağanüstü çeşitlilikte iklimlere ve ekosistemlere uyum sağlamayı başardılar. Sibiryalıların
torunları ABD'nin sık ormanlarını, Mississippi deltasının bataklıklarını, Meksika'nın
çöllerini ve Orta Amerika'nın nemli cangıllarını mesken tuttular. Bazıları Amazon
havzasının nehirlerden oluşan dünyasını, bazıları And dağlarının köylerini, bazılarıysa
Arjantin pampalarını yurt olarak seçtiler. Tüm bunlar, bir ya da iki bin yıl içinde
gerçekleşti! MÖ 10.000 civarında insanlar çoktan Amerika kıtasının en güney ucundaki
Tierra del Fuego'ya yerleşmişlerdi bile. Amerika kıtası boyunca gerçekleşen insan seli,
Homo sapiens'in zekasını ve erişilmez uyum sağlama becerisini çok net ortaya koyar.
Şimdiye dek başka hiçbir hayvan, tamamen aynı genlerle bu kadar farklı habitatlarda bu
kadar hızlı yayılmamıştır.[25]
Sapiens'in Amerika'ya yerleşmesi kesinlikle kansız değildi; arkasında uzun bir kurban
listesi bırakmıştı. Amerika'nın faunası 14 bin yıl önce bugünkünden çok daha zengindi.
İlk Amerikalılar, Alaska'dan güneye doğru Kanada'nın çayırlarına ve ABD'nin batısına
doğru ilerlediklerinde mamutlar, mastodonlar, ayı büyüklüğünde kemirgenler, büyük deve
ve at sürüleri, aşırı büyük aslanlar ve bugün hiç bilinmeyen düzinelerce başka büyük türle
karşılaşmışlardı. Bunların arasında kılıç dişli kediler ve sekiz ton ağırlığa, altı metre
yüksekliğe ulaşabilen dev tembel hayvanlar da vardı. Güney Amerika, daha egzotik
memeli, sürüngen ve kuş türlerine ev sahipliği yapıyordu. Amerika kıtası, Afrika ve
Asya'da bilinmeyen bitki ve hayvanların coşkun bir şekilde geliştiği büyük bir evrim
deneyi laboratuvarıydı. Ama artık değil. Sapiens'in gelişinden sonraki iki bin yıl içinde bu endemik türlerin çoğu ortadan kalktı."

Sapiens....

"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Tan Kaan Özkan

Abi,
Birisi, Sapiens'i okuyor, sonra diyor ki " vay arkadaş kendimden iğrendim"
Sonra Deus'u okuyor ve diyor ki " E zaten bir önemi kalmamış, kafamıza sıkmışız, ölmeden önce geçen film şeridine bakıyoruz"

Cem Gür

Alıntı yapılan: Tan Kaan Özkan - 08 Ekim 2017, 21:02:34
Abi,
Birisi, Sapiens'i okuyor, sonra diyor ki " vay arkadaş kendimden iğrendim"
Sonra Deus'u okuyor ve diyor ki " E zaten bir önemi kalmamış, kafamıza sıkmışız, ölmeden önce geçen film şeridine bakıyoruz"

Önce Sapien'i bitireyim :) :) Deus'e sonra sıra gelecek.
Sapien'i okudukça Annunakilerin gerçeğine daha çok yaklaşıyorum.
"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Tan Kaan Özkan

Bay Zekeriya'dan okuyunca, hayal gerçek birbirine giriyor  :D

Mustafa Ertör

Alıntı yapılan: Ahmet Kabaalioğlu - 08 Ekim 2017, 20:23:55
Eğriler , dirsekler ve döşekler "Karaağaç" mış. Benim çocukluğumda bahçemizde onlarca karaağaç vardı. Çernobil'den sonra hiç kalmadı. Hatta dayımlar en büyük olanından Çektirmeye dümen palası yapmışlardı.
[/qudote]

Karaağaç benim bildiğim hiç esnemeyen  bir ağaç, içindeki koyu renkli kısmı dönüşlere gelmesin isterdi  bizim kayık ustası .
BABA TUNCA /YEŞİLKÖY

Ersin Böke

İlginç gözlem. Çernobilden sonra kalmadı.. Nasıl yani?

Ahmet Kabaalioğlu

Alıntı yapılan: Mustafa Ertör - 08 Ekim 2017, 22:01:39
Karaağaç benim bildiğim hiç esnemeyen  bir ağaç, içindeki koyu renkli kısmı dönüşlere gelmesin isterdi  bizim kayık ustası .

Evet Mustafa Abi bende esnemez diye duymuştum. Zaten ağaçlar , ağacın boyuna olan siyah kısımının en genişlediği yerden kırılıyordu. Çöken ağaçları parçalayıp odun yaparken dikkatimi çekerdi. Hızarla keserken meşe gibi yoğun ve ağır bir ince talaşı çıkardı.

Alıntı yapılan: Ersin Böke - 09 Ekim 2017, 05:28:38
İlginç gözlem. Çernobilden sonra kalmadı.. Nasıl yani?

Evet abi sadece benim gözlemim değil. Tüm İnebolu'da Çernobilden sonraki sene bir tane bile karaağaç kalmadı. Hepsi kurudu.Gerçekten alakası varmıdır bilemem. Şimdilerde bizim bahçede yeni yeni iki tane büyümeye başladı,  çok faydalı bir ağaç olmasa da çok dikkat ediyoruz kendilerine, bakalım eskisi gibi ihtişamlı kocaman ağaçlar olabilecekler mi?
S/Y  Pruva S / Fatih / İstanbul
M/V Espadon / Fatih / İstanbul
M/V Deli Ağa  / İnebolu / Kastamonu

"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Tan Kaan Özkan

Tahminin genel düşüncelerle aynı.
Sadece İnebolu'da değil, Trakya bölgesinin Karadeniz sahilinde ki neredeyse tüm Karaağaçlar kurudu. İlk olduğunda anlam verilememiş ama sonraları Çernobilden kaynaklı ve Karaağaç'ın radyasyona hassasiyeti olduğu söylenmeye başlamıştı.
Kestane ağaçlarında da genel bir hastalık söz konusu olmuştu bir kaç yıl evvel. O olaya benzetmişlerdi.

Cem Gür

Medon Plioni arması son hızla tamamlanmaya çalışılıyor.
Bu arada denizde armasız güzel fotoğrafları da geliyor.....

"İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez... İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir" diyordu Oscar Wilde.

Ahmet Kabaalioğlu

Renk seçimi ve kuşaklar çok güzel olmuşlar.
S/Y  Pruva S / Fatih / İstanbul
M/V Espadon / Fatih / İstanbul
M/V Deli Ağa  / İnebolu / Kastamonu

"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Kemal Gündüz

Çok güzel, tebrik ediyorum


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi