Gönderen Konu: Lade Deniz Savaşı  (Okunma sayısı 765 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 229
Lade Deniz Savaşı
« : 13 Ocak 2020, 00:08:00 »


Lade Deniz Muharebesi

Böyle bir savaşın olduğu topraklarda yaşıyoruz ve bunu köpürtmüyoruz. Tüm dünyayı buraya çekebilecek bir “çekim alanı” yaratamıyoruz. Ne acı. Adını bile çocuklarımıza öğretmiyoruz. Plastikten dinozor parkı yaparak turist getirebileceğimizi düşünüyoruz. Sadece yaz aylarında denize girecek turistlerden bu ülkeye turizm parası girecek sanıyoruz. Sonra gelsin batan oteller. Kalitesi düşmüş bir güruha her şey dahil hizmetlerle bu turizm işi olacak sanıyoruz.

Neyse savaşa dönelim, dellenmeyelim.

Efendim bu muharebe bir adanın etrafında yapılmış. Savaşa ismini veren ada, Lade adası. Perslerin 600 gemisine karşılık İyon şehirleri 353 gemi çıkarabilmiş. Müthiş sayılar. Antik haritalara bakarsanız Menderes nehrinin taşıdığı alüvyonlarla henüz doldurmadığı koca bir körfez göreceksiniz. O zamanki körfezin bir kısmı bugünkü Bafa Gölü! Büyüklüğü düşünün. Koca bir coğrafya toprakla dolmuş, dolmuş, liman şehirleri denizden uzaklaşmış ve koca bir su alanı da Bafa Gölü haline gelip, hapsolmuş. Lade adası da bugün birkaç tepecik halinde yerinde duruyor. Savaşa tanıklık ettiği zamanlarda etrafını çevreleyen su yerine, şimdi tarlalar var! Dilek yarımadası daha uzun, daha ince bir yarımada. Şimdi olsa, biz amatör denizciler için muhtemelen şu anda kuzey rüzgarlarına saçak olacak, yukarı çıkarken sığınabileceğimiz, hava bekleyebileceğimiz harika bir bölge olacaktı. Bafa gölü dediğimiz sularda teknemizle gezebilecektik belki de. Ya da bir sürü balık çiftliği, yazlık siteler ve pahalı marinalar yapıp gene yerdik biz oraları, o da ayrı bir ihtimal.

Karaya hapsolan şehirlerden bir kaçı şöyle:

Miletos, ki İon devletlerinin en gelişmişi, en öne çıkanı! Dört tane limanı olan, donanmasıyla, yapılarıyla, geliriyle, çıkardığı bilim adamlarıyla ünlü öncü şehir. Şimdi karada bir yerde, “Milet ören yeri” ismi verilen kalıntılardan başka bir şey değil. Bugün çevresindeki köylerden bazıları Balat, Akköy, Batıköy, Yeniköy, Sarıkemer gibi yerleşimler. Hatta Batıköy tam da Lade adasının üzerindedir. Uydu fotoğraflarına bakarsanız yeşil tarlalar arasında Lade adasını ve Batıköy’ü açıkça görebilirsiniz!

Bu körfezde liman şehri olup da karada hapis kalan bir diğer şehir, yine 12 iyon kentinden biri olan Priene. Dümdüz ovada kilometrelerce uzanan yollarda arabayla seyir yaptığınız, içinden geçtiğiniz Söke’den sonra Yenidoğan, Akçakonak, Güllübahçe yerleşimlerine geldiniz, bu aralar pek populer Doğanbey köyüne filan gittiniz ya, hah oralarda gezerken aslında Priene’desiniz! Gülümseyin! Bir zamanlar deniz kenarında çok özel bir şehirdi. İnanılır gibi değil.

Miletos ve Priene kadar bilinmese de, biraz daha içerde kalan bir liman şehri daha var. Myus! Bugünkü Azap Gölünün dibindeki Avşar köyünün antik adı yani. Azap Gölü sulak alan olarak korumaya alınmış, önemli bir kuş gözlem alanı. Söylemeye gerek var mı, bu göl de bir zamanlar koca bir denizden kalan “su birikintisi” işte. Bafa Gölü gibi.



Uydu fotoğrafları çok ilginç. Gördüğünüz yeşil alanlara o zamanki deniz olarak bakarsanız tüm adalar, burunlar, yerleşimler enfes biçimde ortaya çıkıveriyor. Mesela bugünkü Özbaşı köyüne biraz yukarıdan bakın. Antik çağdaki Hybanda adasının üzerinde! Müthiş. Ada apaçık hala duruyor. Bir tek deniz yerine çevresi tarla, o kadar. Çok güzel çok.

Uydu fotoğraflarına biraz daha uzaktan bakın, Menderes nehrini geriye doğru takip edin, yeşil bir bant şeklinde doğuya doğru gittiğini ve sıkı durun Nazilli’nin bile bir zamanlar belki de deniz kenarında olduğunu görün. Sürekli yatağını doldurmuş “psikopat” bir nehir bu. Fotoğraflara dalınca bir ara kıvrıla kıvrıla denize doğru giden nehrin bana bakıp, “tüm buraları ben doldurdum” dediğini sandım. Ödüm koptu kapadım ekranı. İki kuruş aklımız var anasını satayım onu da antik çağlarla bozduk. Biz savaşa dönelim.

Lade savaşı öncesi genel durum

Lade savaşı İyon kentlerinin Perslere karşı başlattığı isyanın son noktası aslında. Zaten bu kentler dönemin en güçlüsü Perslerin işgali altında. Fakat Persler İran’dan buraya gelip de insan getirip yerleştirecek değiller elbet. Tüm Anadolu’yu haraca, vergiye bağlıyorlar, sömürüyorlar, her şehrin başına da kendilerine yakın bir tiran koyuyorlar. Sürekli yeni işgallerle, savaşlarla tekerleği döndürüyorlar. Merkez İran’da olsa da Batı Anadolu’da da bir komuta merkezi kurup kendi valileriyle bölgeyi denetliyorlar. Bugünkü Salihli şehrinde Sardes harabelerini görmüşsünüzdür. İşte o Sardes şehrini Lidyalılardan alan Persler iki yüz sene boyunca Anadolu’ya sahip oluyorlar. Parayı bulan Lidyalılar, demek “para saadet getirmiyor” lafını da bulmuşlar.  Bu görkemli merkezi ele geçiren Persler burayı bir ileri karakol gibi kullanıyorlar. Batıdaki tüm kıyı kentleri de bu durumdan huzursuz. Yapacak da bir şey yok, adamlar süper güç. Vergini ver, onların belirlediği tiran seni yönetsin, yaşanacak hayat değil. Birkaç defa başlarını kaldırsalar da, Persler acımasızca eziyorlar. Kara ordusuyla bu dev Pers gücünü yenmen mümkün değil, ne yapacaksın. Yoksa denizde mi savaşsan? İyi fikir gibi,ne dersin?

Miletos’un başında da Aristogoras diye bir tiran var. Adamı başa Persler getirmiş. Perslere hainlik yapmaz diyeceğimiz adam, vicdan yapıyor herhalde, ayaklanma çabalarına girişiyor. İşler renkleniyor, “du bakalım!”

Aristogoras, önce yandaş bulmak ve sağlam bir donanma yapmak için Spartalılara gidiyor. Antik çağda başı sıkışan zaten bu six packleri Antep baklavası gibi, karın kaslı Spartalılara gidiyor anasını satayım. Aristogoras, Sparta kralını kandırmaya uğraşsa da başlarda beceremiyor. Şu kadar ödeme yaparım bu kadar ihya ederim filan derken, neredeyse Sparta kralı inanacakken, kral birden “denizden ne kadar uzakta bu Perslerin merkezi?” diye soruveriyor. Bizim saf Aristogoras da “üç aylık yolda” diyor. Spartalı “hade len! Ben o kadar karadan içeriye sokmam askerlerimi!” diyerek Aristogoras’ı kapı önüne koyuyor.

Spartalılardan ekmek çıkmayınca bu sefer Atina’ya gidiyor Aristogoras. Atinalıları ikna ediyor, bir sürü gemi ve adam alıyor. Bir Sparta kralını, yani bir kişiyi ikna edemeyip binlerce Atina’lıyı ikna edebilmek de ilginç bir başarı. Herodot bile şaşırmış. Her gittiği yerde de Persleri savaşta yenmek çok kolay diye bahsediyormuş. Uzun potur giyip, başlarına büyük başlıklar takıp, kısa kargı ve oklarla savaştıklarından kolay lokma bunlar diye küçümsüyormuş Persleri. “Çok para kazanıcaz brolar çooook!” tarzıyla Atinalıları etkilemiş. İşte tüm felaket de böyle başlamış.

Aldığı gemilerle geri dönüyor, zaman kaybetmeden, çevreden de adam toplayarak Sardes şehrine askerleri yolluyor. Kendi de gitmiyor. Gemileri Efes taraflarında bırakarak, karadan Sardes’i basacak! Tam manyak!

Sardes’e varan Aristogoras’ın adamları ve yardıma gelen Atinalılar şehri yakıyorlar. Persler gafil avlanıyor. Persler toparlanıp bizimkilerin peşine düşüyorlar ve Efes’te kıstırıyorlar. Yer misin yemez misin tarzı bir katliamdan sonra, Persleri yenme hayaliyle Aristogoras’a yardıma gelen Atinalılar, başlarız lan böyle işe diyerek memleketlerine kesin dönüş yapıyorlar. Aristogoras gene iyot gibi ortada kalıyor. Üstelik bu sefer Persler de kızgın. Kirletti Aristogoras bez getirin! Haberi İran’da alan Pers kralı Daryus İyonlulardan bir cacık olmayacağından öyle emin ki, “asıl yardıma gelenler kim” diye soruyor. Atinalılar olduğunu öğrenince bir oku havaya fırlatmış! Taaa tanrılar katına! (Bizim tarihçi Herodot gene iyi sallıyor bu arada!) Daryus haykırmış, Atinalıları yok etmek için yeminler etmiş. Adamlarına, “her yemek getirdiğinizde bana “Atinalıları unutma” diye sürekli hatırlatın” demiş. Biraz kızmış sanki, ama biraz, çok değil.

Daryus büyük bir öfkeyle Batı Anadolu’ya saldırır. Sadece İyon şehirleri değil, daha kuzeyde, daha güneyde, Karia maria neresi varsa çok pis dalar. Cılız direnişler ve küçük karşı zaferler olsa da Daryus önderliğindeki Persler bölgeyi hallaç pamuğu gibi atar.

Sonra çok acayip bir şey olur. Tüm bu isyanları başlatan bizim Miletos tiranı Aristogoras “Persler fena geliyor Rıza baba!” diye tırsar ve Miletos’u terkeder, iyi mi? Böyle rezilce bir hainlik yok, Zeus’a havale ediyorum kendisini!

Artık ok yaydan çıkmıştır, Pers kralı Daryus İyon şehirlerinin ipini çekmeye gelmektedir. İyonlular birlik olmak için harekete geçerler. Artık Lade deniz savaşı kaçınılmaz bir final olarak yaklaşmaktadır. Bilinmeyen şey ise bu dizinin sezon finali mutlu sonla mı yoksa fena bir sonla mı bitecektir.

İyon kentleri Miletos’a gemi göndermeye başlarlar. İyon kenti olmamasına rağmen Midilli adası da gemi gönderir. Samos, Sakız, Miletos ve Midilli’den ciddi sayıda gemi katılırken, mesela Foça’dan 3 gemi gelir. Foça’dan bir çok tanıdığım var, şimdi ağır konuşmak istemem ama, ayıptır! Sakız adası 100 gemi yollamış, biraz taşın altına elinizi sokun yahu! Neyse, toplamda 353 gemi toplanır. Fena bir sayı değil aslında. Fakat “denizde biz bunları nasılsa yeriz, deniz şehriyiz biz kaaaardişim, o kadar gemi getirdik” derlerken, Persler’in gemi sayısı belli olur: 600 gemi! Ege’lilerin fenalık geçirme ve yelpazeyle sakinleşme çabaları başlar. (Yani herhalde öyledir, sayıya bakınca durum iç karartıcı)

Pers komutanlar da denizdeki durumdan rahat değildir aslında. “Ne de olsa karşıdakiler ada ve deniz kenarı devletleri, yenilirsek patron Daryus bizi ne yapar Zeus bilir” diye tereddüt içindelerdir.   Garanti olsun diye, yanlarında her şehrin eski tiranını getirmişlerdir. Onlara derler ki, haber yollayın şehirlerinize direnmeden teslim olurlarsa “dokkanmayacağız” (Pers adam, Türkçesi elbet bozuk olabilir) “Fakaaaat kabul etmezlerse, kazandığımızda herkesi köle yapacağız, erkek çocuklarını iğdiş edip, kız çocuklarını İran’a yollayacağız!” Fena tehdit, kan dondurucu. Eski tiranlar karşı tarafa haber salarlar teslim olun diye.

Bu arada Ege’liler adada bir toplantı yapar. Konuşmacılardan Foça’lı Dionysos isimli komutan söz alır. Çok “ustura sırtında” bir durumdayız der. Antik Yunancada böyle bir laf varmış. Bizim “bıçak sırtı” lafının birebir aynısı. 2500 sene de geçse, aynı duygular,aynı kelimeler, aynı kafalar. Hepimiz Anadoluyuz. Dionysos komutan “işi bana bırakın” der, “sizi öyle bir hazırlayacağım ki, ya Persler savaşmaktan vazgeçecek, ya da çok fena yenilecekler” Tüm şehirler Foçalı komutanın söylediklerinden etkilenip köle olmaktansa özgürlük için savaşmaya karar verirler.
Foçalı komutan sahiden de sıkı bir eğitime başlar. Savaşa kadar kalan bir kaç günlük kısa sürede askerlere teknik taktik ne varsa aktarır, herkesin morali ve kendine güveni yerine gelmiştir. Kürekçilere talimler, düşman gemisine yaklaşma, saldırma dersleri filan derken, ümitler tazelenmeye başlarken... Ve fakat... ve ... ve... ve fakat... çok komik bir şey olur dostlar. Asker şikayete başlar!!!!!! “Bu ıscakta naptırıp duruz biz gare” diye ayaklanırlar! (Egeli asker, şive var!) 3 gemiyle gelmiş adam, biz kaç gemiyle geldik, neden lafını dinleyelim, o kim ki?

Şaka maka sahiden de demişler. 3 tekneyle gelmiş adamdan emir mi alacağız, bu ne yahu biz kara askeri miyiz, bu sıcakta bu angarya ne diye tatbikatları boykot etmişler! İnanılır gibi değil. Adada gölgede yatıp, gemilere çıkmamışlar, savaşı öyle beklemişler!

Askerin bu durumunu gören Samos gemileri, Perslerle başa çıkılamayacağını görürler ve en önce savaş meydanından ayrılıp, müttefiklerini yüzüstü bırakırlar. Aralarından 11 Samoslu gemi emri dinlemez savaşa devam eder. Sonra bu kahraman gemilerin askerleri için Samos’ta bir anıt dikilir. Midilli’den gelenler de savaştan kaçarlar. En kahramanca savaşanlar ise Sakız adasından gelenlerdir. Sonuna kadar direnirler. Her şeylerini kaybederler, pek az kişi kalırlar. Yenilgi sonrası yurtlarına karadan dönerken Efes şehrine varırlar. Efesliler de gelen Sakızlı askerleri düşman sanıp hepsini öldürür! Bu konudan seneler önce de bahsetmiştik, can yakıcı bir hikaye. Zavallı Sakız’lılar.



Yenilgi sonrası Miletos’ta Persler dediklerini yaparlar. Ölümler, işkenceler, köleleştirmeler derken Miletos’ta Miletoslu kalmaz. Savaşa giren diğer şehirlerde de durum parlak değildir. Persler hepsini ezer geçer. İyon kentleri, tüm o medeniyet, bilim, felsefe, sanat, her şey artık bitmiştir.

Samos’lular da Persler gelmeden adadan ayrılıp, bugünkü Messina boğazında koloni kurarlar. Bütün rüya bitmiştir artık.

Lade deniz savaşı böyle bir savaş işte. Çok önemli ve bir o kadar da anlatılmayan, öğretilmeyen bir savaş. Burnumuzun dibindeki coğrafyada geçen, görkemli bir olay.

Foçalı komutana ne mi oldu?

İşi bilen Foçalı komutan Dionysos savaşta üç Pers gemisini ele geçirmiş, sonra bakmış ki kendi müttefiklerinden bir ok olmayacak (savaş aleti olarak ok) o da savaşı bırakmış. Foça’yı da Persler büyük ihtimal yok edeceği için oraya da dönmemiş, gitmiş Doğu Akdenizde ticaret gemilerine saldırmış, zengin olmuş. Sonra Sicilya’ya yerleşmiş, korsanlığa başlamış, paraya para dememiş. Herodotun dediğine göre sadece Kartacalılara ve Etrüsklere saldırıyormuş, Yunan gemilerine dokkanmayıp durumuş. (Sicilya’ya da yerleşse Ege’li işte, şive kalıyor)
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 889
  • Selamlar
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #1 : 13 Ocak 2020, 07:40:48 »
Yine çok enteresan bir yazı olmuş. Çok teşekkürler


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Zafer Dedeoğlu

  • *
  • İleti: 536
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #2 : 13 Ocak 2020, 09:23:37 »
Çetin kaptanım eline,klayyene sağlık.  :)xx :)xx :)xx

Çevrimdışı Aziz Eryavuz

  • *
  • İleti: 246
  • Hep gülelim birbirimize, saygı ve sevgi ile.
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #3 : 13 Ocak 2020, 10:32:06 »
Ege aksanıyla da Herodot okumak çok güzel oluyormuş. Bayıldım. Tabii bu arada tarihte o bölgeden bir kesiti de öğrendim.

Çevrimdışı Öcal Turan

  • *
  • İleti: 386
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #4 : 13 Ocak 2020, 12:40:18 »
Eline diline sağlık çetin kaptanım.

Çevrimiçi Cem Gür

  • *
  • İleti: 1502
    • Classicboats Turkiye
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #5 : 13 Ocak 2020, 13:03:22 »
 :)xx :)xx :)xx

İki kusur bin yıl sonra çıkarlacek okaa çok ders vaaa ki!!!
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.

Çevrimdışı Serkan Güvenen

  • *
  • İleti: 988
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #6 : 13 Ocak 2020, 13:46:24 »
Çetin reis,

Kalemine sağlık çok keyifle okudum

Çevrimdışı Eyüp Oğan

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 699
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #7 : 13 Ocak 2020, 16:30:23 »
Ya Çetocum be, ne güzel bir bilgi paylaşımı..  :)xx

Tarihi senden okumak varmış..

Çevrimdışı Kaan Erdem

  • *
  • İleti: 458
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #8 : 13 Ocak 2020, 18:51:02 »
Çetooo, klavyene sağlık.
Saygı, Sevgi ve Selametle. Netsel Marina - Marmaris Dimple Y/Y

Çevrimdışı Oğuzhan Oğuz

  • *
  • İleti: 1570
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #9 : 13 Ocak 2020, 19:57:57 »
Teşekkürler . Yine keyifle okudum


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Kenan Biçen

  • *
  • İleti: 381
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #10 : 13 Ocak 2020, 20:37:19 »

Bilinen tarih sizin üslubunuzla yazılsa idi eminim ki tarih dersini sevmeyen tek bir öğrenci kalmazdı. :)
Okurken çok keyif aldım,ellerinize sağlık.
Her hata bir ders, ne hata biter ne de ders.

Çevrimdışı Özgür Ökten

  • *
  • İleti: 1068
    • AÇIK DENİZ AKADEMİ
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #11 : 13 Ocak 2020, 20:44:57 »
Açıp haritadan bakmaya üşenenler için topoğrafik harita da benden gelsin efenim;

><(((º>

Çevrimdışı Hakan Tiryaki

  • *
  • İleti: 2141
  • Hayat suda başladı...
    • Denizci Kahvesi
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #12 : 13 Ocak 2020, 22:07:27 »
 :)xx :)xx :)xx
İlaç gibi geldi günün yorgunluğu üzerine...
"Clouds and winds and oceans I choose my fate to be...  Whom the sea has taken Never shall be free."

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 229
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #13 : 13 Ocak 2020, 23:25:37 »
Teşekkürler arkadaşlar. İşin gırgır şamatasını yapıyoruz da, aslında kanal İstanbul yerine Büyük Menderes boyunca taa Aydına kadar gidecek bir su yolu yapmak çok daha mantıklı. Hem turizm hem taşımacılık açısından. Osmanlı zamanında böyle bir proje düşünülmüş sanırım fakat hayata geçmemiş. Kazması kolay, eğimler müsait. Kışın oturup projelendiricem :)
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4998
Ynt: Lade Deniz Savaşı
« Yanıtla #14 : 14 Ocak 2020, 02:27:24 »

Bilinen tarih sizin üslubunuzla yazılsa idi eminim ki tarih dersini sevmeyen tek bir öğrenci kalmazdı. :)
Okurken çok keyif aldım,ellerinize sağlık.

Kesinlikle Kenan Abiyle aynı fikirdeyim. Gündüz okumayıp, gece yarısına kadar bekledim, ortalık tenhalaşınca  bir solukta okudum. Elinize sağlık.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/