Gönderen Konu: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ  (Okunma sayısı 759 defa)

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« : 13 Mart 2019, 07:37:37 »
YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ

Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver.

Böyle başlıyor Saramago’nun 58 sayfalık dev romanı. Sonra kral adama, tekneyi ne için istediğini soracak, adam; bilinmeyen adayı bulmaya gideceğini söyleyecek, kral; bütün adaların bulunup haritalara işlendiğini, artık bilinmeyen bir adanın kalmadığını söylediğinde de aralarında şöyle bir diyalog gelişecek;

Bilinmeyen ada kalmadığını nereden biliyorsun, kral efendi, Haritalarda bütün adalar var, Haritalarda sadece bilinen adalar var, Peki bulmak istediğin bu bilinmeyen ada neyin nesi, Bunun cevabını bilseydim ada zaten bilinmeyen olmaktan çıkardı, Bu adayı kimden duydun, diye sormuş kral biraz ciddileşerek, Kimseden, Öyleyse niçin var diye tutturuyorsun, Çok basit, bilinmeyen bir adanın var olmaması imkânsız olduğu için,....
………

... Peki şu bilinmeyen ada, oldu da bulursan benim olacak mı, Kral efendi, seni sadece bilinen adalar ilgilendirir, Bilinmez olmaktan çıktı mı her ada beni ilgilendirir, Belki bu ada bilinmeye yanaşmayan türdendir, O zaman ben de sana tekne mekne vermiyorum, Vereceksin.



Masal okumaya niyetlenerek başladığım kitap bir anda anlatım dili her ne kadar “masalsı” olsa da farklı bir yöne doğru kayacak. Bir kuşku kırıntısı ekilecek içime;

Acaba hala bilinmeyen adalar olabilir mi? Belki de bazı adalar bulunmaya yanaşmıyordur?

Krala kafa tutma pahasına tekneyi alacak adam. Kraldan aldığı izin kağıdını limandaki görevliye verecek. Görevli, bu denizci olmayan ama denizci gibi konuşan adama bakacak;

Tekneyi hangi amaçla istiyorsun bakalım, Bilinmeyen adayı aramak için, Bilinmeyen ada falan kalmadı artık, Kral da aynı şeyi söyledi, Kral adalar hakkında ne biliyorsa benden öğrendi, Senin gibi bir deniz adamının bilinmeyen ada kalmadığını söylemesi çok tuhaf, ben bir kara adamı olmama rağmen bilinen adalar dahil tüm adaların ayak basılmadıkları sürece bilinmeyen ada sayıldıklarını biliyorum, Ama sen anladığım kadarıyla şimdiye kadar kimsenin ayak basmadığı bir adayı aramaya çıkacaksın, Hangi ada olduğunu varınca anlayacağım artık, Varırsan tabii, Evet, denizin sağı solu belli olmaz, teknenin batacağı tutar, ama benim başıma böyle bir kaza gelse bile en son vardığım noktayı liman kayıtlarına geçirmeni istiyorum, Mühim olan varış değil, gidiştir mi demek istiyorsun yani, Kim olduğunu bilmiyorsan kendin olabilmen mümkün değildir.”  diyecek.


Görevli ona ne büyük, ne küçük, orta büyüklükte bir tekne verecek. Ömründe hiç tekneye binmemiş adam. O arada gelen, yaptığı işten bıkmış olan kralın Hizmetçisi kadın, Adamın seferine katılmak istediğini söyleyecek.

Yelkenli, Karavela tipi, senelerdir limanda bağlı olan, denize açılmamış, her yanına martıların yuva yaptığı  tekneye, Hizmetçi kadın biner binmez martılar saldıracak.

"Martıların neden böylesine öfkeli olduğunu ancak tekneye çıktıktan sonra anlayabilmiş, teknenin dört bir yanı martı yuvalarıyla doluymuş, bu yuvaların kimi terk edilmişmiş, kiminde yumurtalar, kimilerindeyse gagaları açık yemek bekleyen yavrucuklar varmış, İyi hoş da, kendinize başka yer bulsanız iyi olacak, bilinmeyen adayı bulmak üzere sefere çıkacak bir tekneyi kümese çevirmenin âlemi yok, demiş kadın."

Küçük bir muharebeden sonra, hizmetçi kadın sürürgesiyle direnerek “haydut” martıları tekneden kovacak. Terk edilmiş yuvaları denize atacak. İçinde yumurta ve yavru olanları atmaya gönlü elvermeyecek. Olduğu gibi bırakacak. Baştan sona süpürecek, en kuytu köşelerine kadar tekneyi temizleyecek. Dolapları, çekmeceleri düzenleyecek, yelkenleri onaracak. Tekneyi derli toplu, temiz, yaşanacak bir yer haline getirmeye çalışacak.

Adam meyhanelere, kahvelere tayfa aramaya gidecek. Denize neden açılacağını sorduklarında, “Bilinmeyen bir ada bulmaya,” demek istemeyecek. Üstünkörü nedenler bulacak. Yine de hiç kimseyi sefere katılmaya ikna edemeyecek.

Hizmetçi ile konuşurlarken anlıyacağım Adam’ın neden bilinmeyen adayı aradığını;


...ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki,...

“Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin,
....

Adayı görmek için adadan dışarı çıkmak gerektiğini, kendimizden çıkmadıkça kendimizi görmemizin mümkün olmadığını düşünüyorum,


Bir şeyler daha bir değişecek o zaman. Bir yerden, korunaklı dört duvardan insan neden çıkar da gider, sorusuna yaklaşacağım bunları okuduğumda. Eksik olanın “korunaklı yer”den uzakta, birden fazla yerler olduğunu düşüneceğim.

Her ne kadar tayfa bulamazlarsa da, seferde gerekli hazırlıkları da sürdürecekler bir yandan. Malzeme, erzak alacaklar. Buğday, mısır, pirinç. Ambardaki bazı bölmeleri tadil edip koyun, keçi, tavuk, tavşan koyacaklar bölmelere, kümeslere. Gittikleri yerde zaman yitirmemek için, verimli tarlalardan, simsiyah, bitek topraklar bile koyacaklar çuval çuval.

Denize açılmasalar bile, teknede yaşamak adamı da, denizciyi de değiştirecek. Dünyaya daha başka bakmaya başlayacaklar.

Sonra şöyle olacak;

Bu bekleyiş uzun sürecek. Bilinmeyen ada seferine tayfa bulunamayacak. Güvertedeki çuvallar çürüyecek. Toprak, buğday, mısır birbirine karışacak. Teknenin her yanından yeşillikler, günlerce yedikleri zeytinlerden, meyvelerden atılan çekirdeklerinden fidanlar fışkıracak. Çürüyen direklerin yerlerine yemyeşil ağaçlar yükselecek.

Ağaçların kökleri teknenin gövdesini delip geçmeye başladılar bile, dolgun yelkenler çok yakında işlevlerini yitirecekler, rüzgâr ağaçların tepesinde esmeye başlayınca karavela da hedefine doğru yeniden yola koyulacak. Tekne artık denize açılan ve dalgaların tepesinde salınarak ilerleyen bir orman, bunca zamandır gizlenmiş olan ve aniden gün ışığına çıkmaya karar veren kuşların belki de tohumların büyüyüp hasat vaktinin gelmesini fırsat bilerek peydah oldukları ve şarkılar söyledikleri bir orman. Sonra adam dümeni bağlamış, elinde orakla tarlaya inmiş ve ilk başakları biçer biçmez...

Saramago böyle yazıyor. Ve beni inandırıyor hala bir yerlerde “bilinmeyen adalar”ın olduğuna. Her teknenin bir adaya dönüşebileceğine. Dümeni bağlayıp buğday biçillebileceğine...

DENİZE.

Ama denizin üstündeyiz, Ben hep denizciliğin sadece iki ustadan öğrenebileceğini düşünmüşümdür, birincisi deniz, ikincisiyse tekne, Peki ya gökyüzü, gökyüzünü unuttun, Evet, tabii, bir de gökyüzü, Rüzgarlar, Bulutlar, Gökyüzü, Evet, gökyüzü.

Jose Saramago
Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Kırmızı Kedi Yayınları

Ziya GÜNEŞ

  • Ziyaretçi
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #1 : 13 Mart 2019, 08:54:33 »
Çok güzelmiş.
Teşekkürler

Çevrimdışı Mustafa Ertör

  • *
  • İleti: 1106
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #2 : 13 Mart 2019, 09:45:18 »
Ana fikir çok anlamlı hepimiz kendi adamızla yol alıyoruz.
Teşekkürler.
BABA TUNCA /YEŞİLKÖY

Ziya GÜNEŞ

  • Ziyaretçi

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 838
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #4 : 13 Mart 2019, 22:16:19 »
İnandığımız şeyleri imkansız gibi gösterenleri ikna etmeye çalışmak, bu imkansız gibi görünen şeylere ulaşmaktan daha zor.

Teşekkürler Mehmet Sürücü

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3930
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #5 : 14 Mart 2019, 23:00:13 »
Mukemel bir kısa roman. Çok sevmiştim.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4656
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #6 : 15 Mart 2019, 09:23:07 »
Teşekkürler, güzelmiş, daha önce okumamıştım.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Ziya GÜNEŞ

  • Ziyaretçi
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #7 : 15 Mart 2019, 11:10:46 »
Mukemel bir kısa roman. Çok sevmiştim.

Senin okumadığın bir kitap var mı Bülent?
Kendimi yetersiz hissettiriyorsun bana  !O__

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4656
Ynt: YİTİK ADANIN ÖYKÜSÜ
« Yanıtla #8 : 15 Mart 2019, 11:19:41 »
Mukemel bir kısa roman. Çok sevmiştim.

Senin okumadığın bir kitap var mı Bülent?
Kendimi yetersiz hissettiriyorsun bana  !O__

Vallahi aynı hisse bende kapılmıştım da ifade edememiştim. Çok yaşa Ziya Hocam.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/