Gönderen Konu: Pazartesi mahmurluğu  (Okunma sayısı 1007 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Pazartesi mahmurluğu
« : 04 Şubat 2019, 10:37:14 »


Pitagorion’da bir kafede oturmuş, biraz ötemde nazlı nazlı salınan balıkçı kayıklarını izliyordum.   İnsanı günaha sokacak kadar cezbedici, canlı, cıvıl cıvıl renklerle, özenle boyanmış. Gelsene diyen çivit maviler, kırmızılar, sarılar... Hani insan boş bulunsa, birini kapıp gidecek, Mykale dağı eteklerinin billur sularına ağ atıp gelecek. Bir bira daha parakalo garsoncum, ha bardağı soğutmanı da sevdim delikanlı, efaristolardan ne kadarı lazımsa al hepsi senin olsun, ben azıcık daha şu kayıkları seyredeyim. Bir punduna getirip birini kaçırırım belki. Kim bilecek ki?

Yunan kanunları ne kadar esnek acaba. Yani hakimu amca ne ceza verebilir ki, “Zeus seni inandırsın, kayık kanıma girdi hakimu amca” diyen bir salağa? “Çivit mavi indirimi var mı yargıçimu amca?” desem mesela. Gülsem sonra, adam sinirlense, ben de “kusura bakma, yargıçimu kelimesi çok komik geldi de, onunçün güldüm hakimu amca” desem. Birlikte güleceğiz sansam da adam tokmağı kaldırıp vursa kafama, pekmezi akıtsa. Canım yansa da ben de sinirlensem bağırsam, “ağır tahrik var be ya, öyle kayık rengi mi olur, şeytana uydum, beraatimi istiyorum!” diye haykırsam.

Garson birayı getirdi, tam zamanında geldin evlat dedim, hakimuya sert konuşuyordum atacaktı az daha içeri. Garson Yunanca hööö? anlamında bir ifadeyle yüzüme baktı, anında efaristo poliyi yapıştırdım, parakolo dedi gitti zaar. Ne uğraşacak manyakla, zaman üç birayı geçmiş zaten, gün bir yana devrilmiş, sanık bir yana. Ama öyle kayık rengi mi olur be! Bir kayıkların rengi bir de şu soğutulmuş bardak. Bu iki nefis şey üstüste gelince insan nefsine hakim olamıyor hakimu amca, aşırı tahrik var. Tamam bir daha hakimu demem, sana da samimiyet yaramıyor hakim bey. Zaten gözlerin çekik, sen benim için bundan sonra japon hakimsin. Hakimu Nakamuro! Evet gene güldüm, haklısınız, ve evet, üçüncü bira, nerden tahmin ettiniz? Yoo, ben birasız normal halimle de böyle saçmalayabiliyorum ki, doğal yetenek bendeki. Ama kabul edin japon ismi fena değildi, güleceğim gene müsaadenizle. Komik mi değil? E jüriden gülenler oldu ama. Jüri benle aynı kafadan, kesin beraat verir, yırttık.

Bizim ekip hediyelik birşeyler almaya gitti. Serhan ve Defne işte, baba kız. Onları bekliyorum ben de. Hediyelik bahanesiyle beni ekmiş de olabilirler, sonuçta hakim karşısına çıkmış biriyim. Düşenin dostu olmuyor. Akşam nerde yesek acaba...

Offf... Acıkmışım ben... Nerde kaldı bizim ekip yahu? Evladım! Ena bira daha versene ordan! Ena mı diyecektik, enas mı yoksa mia mı? Gramersiz sipariş veriyoruz, adamlara rezil olacağız, dayak yemesek bari. Gramer Gramer’e karşı.

Yunanca da o garip dillerden. Kelimelerin erkeği dişisi hatta nötrü bile var. Evladım bi su versene diyemiyorsun mesela, anlamıyorlar, çünkü cümle Türkçe. Hahah. Bu da mı komik değil hakim bey! E ama siz de! Neyse... Bi su, ya da o bi kitap, bu bi pikap, şu bi pikap diyecekseniz, diyemiyorsunuz, tekerlemeye diliniz dönmediğinden değil, kitabın, pikabın, suyun cinsini bilip ona göre önündeki “bi” yerine enas, ena, mia dan birini demeniz lazım da ondan. “Bi” ne be adam “bir” desene diyenlerinizi duyar gibiyim, burası benim köşem arkadaşım, işte yargıç Nakamura orada, gidin şikayet edin!
Yaşayıp gidiyoruz.

nuri_kongur

  • Ziyaretçi
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #1 : 04 Şubat 2019, 12:58:06 »
Çivit mavisi de her şeye yakışıyor. Eve de , kayığa da. Favori renklerimden birisi. Kafama takılır hep, kıyı kentleri adalar bu kadar eyyam bir hayatı çağrıştırırken bu kadar felsefeyi, matematiği nasıl üretmiş zamanınca orada yaşayanlar. Kekiğin kokusu, dalgaların ve çekirgelerin sesi, güneşin ısısı, tatlı tatlı esen rüzgar bilim meclisi hariç her türlü meclisi kurdurur. Kim üretti onca şeyi? Bir adadan diğer adaya seyahat böyle meşakatli iken, bireyler arasındaki iletişim imkanı bu kadar kısıtlı iken hasılı günümüz sosyolojisinde medeniyetlerin ilerlemesini yavaşlatan her şeye sahipken nereden ürettiler o kadar bilgi ve uygarlığı?
 

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #2 : 04 Şubat 2019, 16:21:08 »
Ege'nin filozofları var, doğunun peygamberleri. Miras paylaşımından, giyimine kadar her şeyi nasıl yapacağını söyleyen tanrıları yok Egelilerin. Dolayısıyla hayatı kendileri çözmeye çalışıyor, filozofları doğaya bakarak, insana bakarak kuralları kaideleri bulmaya en doğrusunu oturtmaya çalışıyor. O yüzden özgür herifler. Bireyselllik, merak, açıkgörüş, bilim, soru sorma vs hepsi gelişiyor böylece. Adalar arasında gün batımına kadar seyahat edip, adadan adaya atlayarak uzaklara gitmek çok kolay olduğundan keşif duygusuna kapılma, dolayısıyla ticaret vs de kolay. Özellikle arkaik dönem, 12 iyon kenti zamanları filan, uçmuş gitmiş adamlar. Aynı adam matematikle de, astronomiyle de, "din"le de, müzikle de uğraşabilir mi, uğraşmış işte. Çok ilginç bir bölge.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4656
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #3 : 04 Şubat 2019, 19:46:44 »
Ben hastayım  bu kayıkları canlı renklere boyamalarına. Biz de niye yok diye düşünürüm. Yıllarca balıkçı kayıklarımızı boyadım, babam hariç tüm büyüklerim  bu konuda aşırı tutucuydular. Hep aynı renge kayık mı boyanırmış arkadaş. Gövde beyaz , yumrular siyah güverte açık mavi, kamara beyaz, kamara cam çıtaları siyah. Yıllarca böyle sürdü gitti. Bir tek Çakraz isimli kayığımızı yeşile boyardık o da niyeyse artık. Son zamanlarda biraz yetişkin olup bizimkiler ihtiyarlayınca, kayığın baş bodoslamasına bıyık yapmaya, kamara ve bordalara  kırmızı kuşak çekmeye başlamıştım, sağolsun babam desteklerdi. Bir seferinde Alamotra kayıklarımızdan birinin tam baş bodoslamasının üstüne kartal resmi çizmiş  ve boyamıştım çok bozulmuşlardı. Oysa ben şablon çıkartmak için iki gün uğraşmıştım. Bu yüzden bu Yunan adalarındaki rengarenk tekneleri görünce hayran hayran bakar dururum.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

nuri_kongur

  • Ziyaretçi
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #4 : 04 Şubat 2019, 21:44:37 »
Ege'nin filozofları var, doğunun peygamberleri. Miras paylaşımından, giyimine kadar her şeyi nasıl yapacağını söyleyen tanrıları yok Egelilerin. Dolayısıyla hayatı kendileri çözmeye çalışıyor, filozofları doğaya bakarak, insana bakarak kuralları kaideleri bulmaya en doğrusunu oturtmaya çalışıyor. O yüzden özgür herifler. Bireyselllik, merak, açıkgörüş, bilim, soru sorma vs hepsi gelişiyor böylece. Adalar arasında gün batımına kadar seyahat edip, adadan adaya atlayarak uzaklara gitmek çok kolay olduğundan keşif duygusuna kapılma, dolayısıyla ticaret vs de kolay. Özellikle arkaik dönem, 12 iyon kenti zamanları filan, uçmuş gitmiş adamlar. Aynı adam matematikle de, astronomiyle de, "din"le de, müzikle de uğraşabilir mi, uğraşmış işte. Çok ilginç bir bölge.
Sokratın savunmasını okuduğumda, kendi hocaları olan Sokratı dahi kendi tanrılarına iman etmediği için ölüm cezası verdiklerini görmüştüm. Gerek Latin, gerek ise Grek’in tanrı beşer ve bu bağlamda neyin insan neyin ise onların tabiriyle “beast” yani hayvan değil ama kendileri gibi insan da olmayan şey gördüklerini modern propaganda sayesinde yanlış ön kabullerle okuyoruz gibi geliyor.
Joseph Campbell’in Tanrıların Maskeleri , Batı Tanrıları adlı kitabını okumak fırsatım olmuştu zamanınca. O zamandan beri Gladyatörlerin ya da Boğa güreşinin anlamı benim için farklıdır. O kalabalığın geçmişteki alkışlarını hayal ettikçe benim için Grek ve Latin’in hümanizmasını günümüzdeki algısı bir fantazi gibi gelmekte.
Gününüzdeki Grek algısını , zamanınca Grek ve Mısır arasındaki bağlantıyı görmedikçe hep bir fantazi gibi kalacak kanımca.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Cem Gür

  • *
  • İleti: 1402
    • Classicboats Turkiye
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #5 : 04 Şubat 2019, 22:04:17 »
Ege'nin filozofları var, doğunun peygamberleri. Miras paylaşımından, giyimine kadar her şeyi nasıl yapacağını söyleyen tanrıları yok Egelilerin. Dolayısıyla hayatı kendileri çözmeye çalışıyor, filozofları doğaya bakarak, insana bakarak kuralları kaideleri bulmaya en doğrusunu oturtmaya çalışıyor. O yüzden özgür herifler. Bireyselllik, merak, açıkgörüş, bilim, soru sorma vs hepsi gelişiyor böylece. Adalar arasında gün batımına kadar seyahat edip, adadan adaya atlayarak uzaklara gitmek çok kolay olduğundan keşif duygusuna kapılma, dolayısıyla ticaret vs de kolay. Özellikle arkaik dönem, 12 iyon kenti zamanları filan, uçmuş gitmiş adamlar. Aynı adam matematikle de, astronomiyle de, "din"le de, müzikle de uğraşabilir mi, uğraşmış işte. Çok ilginç bir bölge.

 :)xx :)xx :)xx
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 824
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #6 : 04 Şubat 2019, 22:14:21 »

Gününüzdeki Grek algısını , zamanınca Grek ve Mısır arasındaki bağlantıyı görmedikçe hep bir fantazi gibi kalacak kanımca.


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi


 :)xx :)xx :)xx

1-1 :)
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 174
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #7 : 04 Şubat 2019, 23:19:49 »
Arkaik dönem için "Grek" tanımlaması bugünkü insanları yanıltır. Onun için yukarıda Ege dedim. Bugünkü "Grek" o zamanki "İyonyalıyla" aynı adamı tarif etmiyor. "İyonya"lının gelişiminin ardında Hitit de var, elbette doğudan aldığı gördüğü "malzeme" de.

O zamanki dini ve tanrılarını bile Anadolulu ozanların (hepsine birden hadi Homeros diyelim) uydurduğu aşikar. Biraz dalga geçerek, karikatürize ederek, insana benzeyen ama tek farkı "ölmemek" olan bir tanrılar ailesi oluşturmak dev bir şaka olmalı ve de çok tutmuş bir şaka. Fakat güzel olan, bu tanrıların günlük işlere karışmaması. Yemek yerken hangi eli kullanacağından ya da hangi hayvanın haram olduğundan dem vuran tanrılar değil bunlar. Anadolu yorumu işin içine girince, müslümanlığa bile bir Anadolu bakışı çıkabiliyor. Dolayısıyla adamlara Grek deyip bizden uzak tutmak doğru değil. İyonyalının içindeki "biz"i inkar olur bu. 12 iyon şehrinin hepsinin de Anadolu'da ve bitişik 2 adada olması rastlantı değil.

Humanizm konusuna gelince; bilimde, sanatta, herşeyde ileri olmak normal hayatta kadına, hayvana, zayıfa, köleliğe karşı gelişkin bir vicdan getirmeyebilir. Pisagor'un kendi alanında kendine rakip olabilecek birini öldürdüğüne dair bir söylenti bile var. Edison'un DC karşısındaki AC 'ye karşı yürüttüğü mafyavari yöntemler gibi. Daha da serti elbet :)

O dönemde yaşayan bir adam var ki, din ve tanrı kavramına karşı bugün bile aksi söylenemeyecek bir mantık ortaya koymuştur. Meşhur Samos'lu Epikür. Bu günkü tek tanrılı dinler tarafından bile çürütülemeyecek bu hipotezin o devirde söylenmesi bile, herşeyi geçtim, o dönemin dünya tarihinin en önemli dönemi olduğunu kanıtlayan bir gösterge. Meşhur şer problemini bilirsiniz. Şimdi bile benzerini söyleyenleri meydanda asarlar, ki 2500 sene evvel bunu diyebilmek, o zamanın kafa yapısının ne kadar "başka türlü" olduğunu gösteriyor.

Özetle bu kafalar Grek kafası değil, Mısır kafası da değil. O yüzden Ege'li demeyi tercih ediyorum. :)


Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3930
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #8 : 05 Şubat 2019, 09:04:24 »
Bence , Mısır-Grek- Anadolu bugünkü anlamıyla  birbirlerine karşıtlık taşımazlar, tam tersi birbirlerini beslemişler.
Hatta bana kalsa, bugün de birbirlerine karşıtlık taşımazlar. Pek hoşumuza gitmese de, modernizmin gelip insanlığın kafasına dayattığı bir şey o. İlla bir öteki yaratmaya çalışmak.
Burada ikinizden de ayrılıyorum.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Murat Erciyes

  • *
  • İleti: 193
Ynt: Pazartesi mahmurluğu
« Yanıtla #9 : 08 Şubat 2019, 10:31:34 »
Mısır, Grek, Anadolu.. hadi buna Girit’i de ekleyelim, birbirlerine karşıtlık taşımasalar da, birbirlerinden etkilenme yerine özde Mısır’dan etkilendiklerini düşünüyorum. Bugünün tabiri ile iletişim altyapısı ise Finike tüccarları. Hitit uç beylikleri olan Batı Anadolu, ardından Hitit sonrası Batı Anadolu ve nihayet Hellenleşmiş Batı Anadolu’nun yaradılış felsefesinin neredeyse tüm yapı taşları Mısır’dan taşınmış gibi görünüyor. Ejiptoloji’ye merak salıp da bazen havasız kalacak kadar derine girdikçe Grek’lere kızıyordum, aşırı Helenleştirmişler diye. Ama tahrifatın derecesi İbraniler ve ardından modern “din”lerin kurucuları kadar olmamış. Perde üstüne perde derken öz ulaşılamayacak kadar dibe gitmiş. Dolayısıyla antik çağ Ege’lilerinin Mısır medeniyetini ve teolojisini bu derece iyi özümsemiş olmaları ve hatta üzerine kuramsallaştırabilmiş olmaları hayranlık uyandırıyor bende.
BALIM SY