Gönderen Konu: ----ATHAR----  (Okunma sayısı 6986 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #30 : 27 Ocak 2019, 23:26:36 »
Yıldız Parkı girişini geçince, Çırağan sarayı karşısında bulunan dergâha ulaştığımda, İstanbul’un en güzel manzaralarından birine şahit olacağımı düşünemezdim. İnanılmaz bir konuma sahip dergâh içinde birkaç bina, bir küçük mescit ve küçük sayılabilecek bir mezarlık vardı. Binalarda hummalı bir restorasyon çalışması sürüyor. Beton döken, kalıp çakan, demir bağlayan işçilerin arasından mezarlara doğru ilerliyorum.



Yolun başında ani bir sürpriz: Makbule Esat Işık’a ait bir mezartaşı! Yani Hasan Esat Işık’ın annesi. Yani Athar Bey’in teyzesi. Yani Seniye Hanım’ın ablası!

Seniye Hanım’ı bulacağıma dair zayıf bir ümitle gelmişken ablasını bulmak, buraya kadar gelişimin o kadar da beyhude bir iş olmadığı konusunda biraz olsun içimi rahatlatıyor. Makbule hanım demek ki küçük kardeşi Seniye’den daha uzun yaşamış. Taş üzerindeki tarihlerden refleks halde hesaplamalara girişen karışık aklımı toparlayıp, mezarlıkta dolaşmaya devam ediyorum. Vasfi Rıza Zobu’dan Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na kadar birçok tanıdık isim burada, ebedi istirahatgâhlarında dinleniyorlar.

Birden tanıdık birini görmüşçesine duruyorum. Metal kafes içinde yer alan bir mezarın önünde birkaç dakika bilinçsizce, büyülenmiş halde dikiliyorum. Nefes nefeseyim. Karşımdaki metal kafes üzerindeki taşı ben okumuyorum da sanki taş bana bir şeyler anlatıyor: Vezir Hasan Hilmi Paşa Hazretleri Kerimeleri Seniye Asaf Beşpınar Hanımefendi. 1893-1969 Ruhuna el Fatiha



Bana 42 sene öncesinden bir şaka yaptın Athar! Tıpkı baban gibi. O ilanı Milliyet gazetesine verdin, verdin ki tam 42 sene sonra validenin kabristanını ziyaret edebileyim. Hacı Seniye Hanım’a, yani annene, benimle bir Fatiha gönderdin. 42 sene öncesinden beni yönlendirdin, istediğin yerlere yolladın, İstanbul’da peşinden koşturttun. Sen neredesin peki Athar? Aileni tek tek buluyorum ama sen neredesin, nereye saklandın, benden niye kaçıyorsun?
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3953
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #31 : 27 Ocak 2019, 23:42:15 »
Müthiş gidiyor!
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4692
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #32 : 28 Ocak 2019, 00:05:21 »
Bir solukta okudum, heyecanla bekliyorum devamını.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Kaan Erdem

  • *
  • İleti: 439
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #33 : 28 Ocak 2019, 00:56:45 »
Çok büyük bir keyifle okuyor, zaman zaman tanıdık simalar ile karşılaşmanın hazzını, bazen ise hüznünü yaşıyorum.Ah be Çeto 1982 de ben bunları bilseydim 1. ağızdan hocam Hasan Esat IŞIK tan sorgulamaz mıydım.
Haydi devam,
Arkası yarın,önü bugün heyecanla bekliyoruz.
Saygı, Sevgi ve Selametle. Netsel Marina - Marmaris Dimple Y/Y

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #34 : 28 Ocak 2019, 01:27:34 »
Sadun abinin bu yazı dizisiyle ilgili görüşü :)

Bıktırma diyor, kısa kes bıktırma :


https://yadi.sk/d/1iFTeywqT8tWfA
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Doğan Erbahar

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 592
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #35 : 28 Ocak 2019, 08:18:05 »
Yahya Efendi'de bir kadir gecesi geçirmişliğim var. Unutulmaz hatıralarından birisi gençliğime dair. Sevdiğim veya sevdiğimi dahi bilmeden sevdiğim (tasavvuf, istanbul, deniz, edebiyat, musiki, vs... ) herşeyin birleştiği büyülü bir mekan...

Inanılmaz bir yazı dizisi bu arada, bütün o kokular geldi burnuma, kesinlikle derlenip yayınlanmayı hak ediyor...
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #36 : 28 Ocak 2019, 12:21:04 »
Fener İnşaat-ı Bahriye Destgahı!





Başlarda Athar Bey hakkında çok fazla bilgi bulamayacağıma ve yazı dizisinin kısa süreceğine inanıyordum. Athar Bey’in ailesi öylesine köklü ve kökleri öyle “belgelendirilmiş” ki, halâ ailesinden bahsediyoruz. Tek sorun bu belgeleri bulmak için biraz uğraşmamız. Bu durumu, yani onun ailesinden bahsetmek durumunu konumuzdan sapmak olarak görmeyin lütfen. Çünkü babası Asaf Bey en az oğlu kadar, hatta ondan daha fazla Türk denizciliğine hizmet etmiş biri. Eğer Athar Bey’in hayatı yazılacaksa babasından ayrı bir yazı olması düşünülemezdi.

İlginç olan şu: Baba Hintli Asaf’ın gençliğinde neler yaptığına dair detayları (ki 2. Abdulhamit zamanlarından bahsediyoruz) ya da annesi Seniye Hanım’ın hayatı hakkındaki bazı detayları bile bulabilirken, daha yakın zamanda yaşayan Athar Bey’in bu kadar ayrıntılı bir portresini çıkarmak mümkün olamayabilir.

Yeni belgeler

Asaf Bey hakkında bulduğum yeni belgeleri sunmak istiyorum. Belge dediysem kelimenin tam anlamıyla “belge”den bahsediyorum dostlar. Zira belgeleri bulduğum yerler Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi devlet arşivleri!

Bu bölümün denizciliğimiz açısından büyük önemi var. Zira Asaf Bey hakkında, belki de ilk defa, böylesine kıymetli bilgiler açıklanmakta. Arşiv belgelerini başlıklar halinde vereceğimi şimdiden belirteyim. Bu yazı dizisini ileride bir kitap halinde toparlamamız gündeme gelirse, bu belgelerin tam metnini yayınlamak da boynumuzun borcu olsun. Belgelerin altında kısaca yorumlarım olacak. Belge isimlerindeki yazım hataları, orijinal belge başlıklarında yazıldığı gibidir. Sözü fazla uzatmadan belgeleri paylaşalım.


Cumhuriyet dönemindeki bir kayıt:

Tarih: 16 Şubat 1942
Konu: Mimar Asaf Başpınar ile Milli Savunma Bakanlığı arasında yapılan hücumbotu sözleşmesinin tasfiyesi

Yorum: Asaf Bey için Mimar yazılması ilginç. Tekne inşacısı anlamında kullanıldığı belli. Başlıktan anladığımız kadarıyla 40’lı yıllarda Asaf Bey donanmaya tekne yapan özel tersanelerden birine sahip. Geçen sayıda belirttiğimiz bilgileri destekleyen bu belge, bu açıdan da oldukça önemli. Sözleşmenin neden tasfiye edildiğini (belki iş teslim edildi, sonlandırıldı, belki de başka sebeplerden iptal edildi) ve diğer detayları bulmak, güzel bir keşif olacak. Lakin konumuzdan çok sapmamak adına başlık halinde verip geçelim. Bir diğer ilginç nokta ise soyadının halâ Başpınar olarak geçmesi!

Osmanlı dönemi kayıtları:

1. Belge:

Tarih: 4/Z/1328 (Hicri)
Konu: Mehmed Asaf Şirketi’nin yapmak istediği istimbotların kafi derecede vazife yapamacaklarının heyetce kanaat getirildiği

Yorum: 1910 yılının sonunda verilen bir rapor bu. Belli ki daha yeni kurulmuş tersane. Ta 1940 lara kadar çalıştığına göre, oldukça iş yapan meşhur bir tersane. Fakat bu belgeye göre tersanenin başlangıç zamanlarında kimi eksiklikler, belki de tekne yapımına dair güvensizlikler söz konusu imiş. Raporu bu gözle değerlendirmek lazım.

2. Belge:

Tarih:  06/S /1332 (Hicrî)
Konu: Trabzon, Beyrut, Adana ve Kudüs sahillerinin güvenliğinin korunması için satın alınması gerekli olan dört adet motorbotun Asaf Bey'in Fener'deki İnşaat-ı Bahriye Destgahı'nda yapılmasına dair varılan mukavelenamenin tasdikli suretinin Divan-ı Muhasebat'a gönderildiği.

Yorum: Çok önemli, çok kıymetli, çok etkileyici müthiş bir belge. Miladi yıla çevirirsek 1914 yılının ilk günlerinde Asaf Bey dört adet motorbot için bir anlaşma yapmış. Geçen sayıda bizi heyecanlandıran, hani işyerinin telefon numarası da olan bir fotoğraf vardı ya. Bu belgede ise Asaf Bey’in ekmek teknesinin gerçek ticari tarifini keşfediyoruz. Fener İnşaat-ı Bahriye Destgahı!

3. Belge:

Tarih: 07/Z /1331 (Hicrî)
Konu: İstanbul Polis Müdüriyeri Umumiyesi için tedariki lazım gelen motor ve sandalların Mehmed Asaf Bey Fabrikası'ndan bila münakasa mübayaası.

Yorum: Buradan anlıyoruz ki Osmanlı’nın son dönemlerinde emniyet teşkilatının kullandığı motor ve sandallar Asaf Bey’in tersanesinde yapılmış.

Denizcilik camiamızda belki de ilk defa yayınlanan bu belgelere göre, Asaf Beşpınar oldukça yoğun bir gemi inşa faaliyeti içindeymiş, hattâ Cumhuriyet devri belgesinin tarihine bakarsanız bu işi neredeyse 40 sene devam ettirmiş. 40’lı yıllarda oğlu Athar da 20’li yaşlarında olduğuna göre, genç Athar babasının tersanesine gidip gelmiş, yapılan imalatlara şahit olmuştur. Ah be Athar, sağ olaydın da babanı, Asaf Bey’i bir de senden dinleyeydik, o zamana ait daha fazla fotoğrafa ulaşabileydik.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 864
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #37 : 28 Ocak 2019, 12:43:15 »
Çetin Reisim,

Athar Bey’i bize tanıttığınız çok teşekkür ederiz.  Yazı diziniz çok iyi gidiyor. Yaşadığınız heyecana ve bilgiye ulaştıkça hissettiğiniz mutluluğa bizi de ortak ettiğiniz için şanslıyız. Kaleminiz zaten çok sürükleyici. Hayran olmamak elde değil. 

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #38 : 29 Ocak 2019, 16:30:36 »
Önemli bir konu

Asaf Bey’in işyeriyle ve yaptıklarıyla ilgili belgelerin bizi ne kadar heyecanlandırdığı, malumunuz. Hatta elimizde bir tane de fotoğrafı vardı hatırlarsınız. Zamanımıza kadar gelmiş, Asaf Bey tarafından çizilmiş, yukarıda paylaştığımız orijinal tekne planını tekrar inceleyiniz. Çizimin tarihine ve imzaya dikkat.

Ocak ayındaki bir İstanbul ziyaretimde elimle tutup kağıdını okşadığım, yıpranmış, eskimiş, orijinal bir proje. Şu anda Beşpınar ailesinin tek ve son ferdi, torun Asaf Bey’in Anadolu yakasındaki evinde, çok kıymetli bir koleksiyonun parçası olarak saklanmakta. Tahmin ettiğiniz üzere bu değerli koleksiyon baba oğul Asaf ve Athar Beşpınar’ın projelerinden oluşuyor. Bu eşsiz belgelerin bana göre ilk tekne fuarında bir sergiyle denizseverlerin ziyaretine açılması, ardından da bir müzede muhafaza edilmesi gerekiyor. Çünkü her ne kadar özenle saklanmaya çalışılsa da neredeyse yüz yaşındaki birkaç çizimi zamana ve atmosfer şartlarına karşı korumak mümkün değil. (Makale 2011'de yayınlandıktan sonra bildiğim kadarıyla herhangi bir gelişme olmadı)
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #39 : 29 Ocak 2019, 16:38:20 »
Beşpınar ailesindeki büyük acı

Asaf Bey, Osmanlı’nın son dönemlerinde ve Cumhuriyetin sıkıntılı ilk devirlerinde genç yaşta bir tekne inşacısı ve tersane sahibi olarak herhalde gözde bir şahsiyetti. Eşi Seniye Hanım’la seçkin ve mutlu bir evlilik sürdürdüklerini tahmin edebiliriz. Asil ailelerden gelip, İstanbul’un en güzel semtlerinde yaşayıp, varlıklı bir yaşamı devam ettirmek pek az insana nasip olmuştur.

1915 yılında ilk çocukları Zübeyde dünyaya gelir. Zübeyde üç yaşına geldiğinde aileye bir kız çocuğu daha katılır. İsmini Leyla koyarlar. Ardından da Athar. Ailenin ilk ve tek erkek evladı. Öğrendiğim kadarıyla Athar yedi yaşına gelene dek, aile Heybeliada’da oturur. Ortanca kardeş Leyla, henüz 20 yaşını bile göremeden öldüğünde anne Seniye Hanım’ın hayatı kararır. Gayet modern bir cumhuriyet kadını olarak yaşayan Seniye Hanım, kızının vefatından sonra kara çarşafa girer! Seniye Hanım’la ilgili kısıtlı bilgilerimi gazeteci yazar Hıfzı Topuz ve gazeteci yazar Zeynep Atikkan’dan edindim.

İlk başlarda Meyyale romanının nasıl ufkumu açtığını anlatmış, yazarı Hıfzı Topuz’a da ulaşamadığımdan bahsetmiştim. Bir tesadüf eseri Hıfzı Bey’e ulaşmam mümkün oldu. Bu güzel gelişme sonucunda Hıfzı Topuz’u Esentepe’deki evinde ziyaret ettim...
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #40 : 29 Ocak 2019, 16:45:36 »
Vakit ayırıp okuyan ve yorum yapan dostlara çok teşekkürler. Yazı dizimiz devam ediyor.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #41 : 29 Ocak 2019, 17:01:03 »
Hıfzı Topuz’la görüşme

Yazı dizisi için İstanbul’u ikinci ziyaretimde Hıfzı Topuz’la görüşme imkanı buldum.



Kitaplarla ve anılarla dolu evde, yazarın Meyyale’de anlattığı dünyanın sanki devamı yaşanıyordu. Hıfzı Bey eşliğinde, zaman tüneline girmişçesine dolaşırken, Meyyale Hanım’dan kalan birkaç parça eşyayı gördüğümde, artık nefessiz kalmıştım. Bir çift nalın,  kristal bir hamam tası, Meyyale’nin küçük kızı Nazmiye’den kalan fincanlar.



Hıfzı Bey’in anlattığına göre çeşitli kırgınlıklar sonucu Seniye Hanım ailesinden ve kardeşlerinden uzak bir dönem geçirmiş, onlardan ayrı yaşamış. Athar’ın ablası Leyla öldükten sonra aile barışmış, bir araya gelmiş. Evladının ölümünden sonra Seniye çarşafa bürünmüş. Nişantaşında bulunan babası Hasan Hilmi Paşa’nın konağı, miras hisseleri dağıtılırken Seniye Hanım’a kalmış. (Şu anda da konağın yerine dikilen apartmanın adı Hasan Hilmi Paşa apartmanı. Ç.K.) Seniye Hanım, eşi Asaf, çocukları Zübeyde ve Athar’la konağa taşınmışlar. Hıfzı Topuz da çocukluğunda konağa sık sık gidermiş. Athar Beşpınar’la da o gidip gelmeler esnasında yakın dost olmuşlar. Hıfzı Topuz, Athar’ın babası Asaf Bey’in çok zarif bir adam olduğunu ve gayet güzel Türkçe konuştuğunu hatırlıyor.


Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Mehmet Köstekçi

  • *
  • İleti: 165
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #42 : 30 Ocak 2019, 10:03:39 »
Usta kalemlerin yazılarını okumak bana hep keyif vermiştir. Bir yerlerde okumuştum "bir insanı hatırlayan son kişi de bu dünyadan göçtüğünde O kişi dünyaya hiç gelmemiş gibi olur" göçüp gidenlerin unutulmazların arasında olmalarına katkıda bulunduğunuz ve emekleriniz için teşekkürler. Zevkle takip ediyorum…
Köstekçi ---bu son fasıldır ey ömrüm, artık denizde geç--

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #43 : 30 Ocak 2019, 20:14:24 »


Seniye Hanım ve ailesi daha sonra Moda’ya taşınmışlar. Hıfzı Bey’ler de konağa taşınmışlar. Hıfzı bey doğduğu konağa seneler sonra tekrar geri dönmüş. Sene 1940’ların ortaları. Anladığım kadarıyla Hıfzı Bey Seniye Teyzesini ve Athar’ı çok sevmiş. Ders çalışmak için sık sık evlerine gidermiş. Seneler geçip Hıfzı Bey yurtdışı görevlerine gitmeye başlayınca ve de büyükannesi (Seniye Hanım’ın ablası) vefat edince, Seniye teyzesi ve Athar’la irtibatı pek kalmamış. Hıfzı Bey’in, Athar’ın ablası Zübeyde ile dostluğu ise Zübeyde ölene dek devam etmiş. (Zübeyde Hanım zamanının Tayland fahri konsolosu Sahip İhsan Tansuk’la evlenmiş, çocukları olmamış. Tansuk halen yaşıyor fakat sanırım bir huzurevinde kalıyor, kendisine ulaşamadım. Allah ömür versin şu anda 97 yaşında olmalı. (2019'dan NOT: Yazının yayınından bir sene sonra vefat etti, hakkında çok spekülasyon yapıldı. Athar'ın eniştesi olan S. İ. Tansuk oldukça gizemli bir karakter. Neyse konumuzun dışına çıkmayalım)

Athar Bey’in 1987’de öldüğünü söylediğimde Hıfzı Bey çok şaşırdı. O tarihte Türkiye’deymiş ve nasıl olur da haberim olmaz diye hayıflandı. Çünkü Athar’ın ablası Zübeyde ile çok yakın dostmuşlar, o niye söylemedi acaba diye de merak etti. Athar’ın ablasıyla dargın öldüğünü biliyordum, o yüzden şaşırtıcı görünmedi.

İlk bölümde Meyyale Hanım’ın sert, keskin, uzlaşmasız yaratılışta bir hanım olduğundan bahsetmiştik, hatırlarsınız. Meyyale’nin o tavrı sanki kuşaktan kuşağa geçmiş. Athar ablasıyla, annesi ablalarıyla, Athar oğluyla, Zübeyde hem kardeşi hem kardeşinin oğluyla, oğul kendi ailesiyle, özetle hemen herkes birbiriyle bir dargın, bir barışık bir hayat sürmüş. Ailede bir sertlik, bir çabuk ipleri koparma, bir hoşgörüsüzlük, affedicilikten uzak bir yan hep olmuş. İlginç.

Biz yine Hıfzı Bey’e dönelim. Zübeyde, Hıfzı Bey’e hiçbir zaman, kardeşi Athar hakkında bilgi vermemiş. Öldüğünden bile bahsetmemiş. Hıfzı Bey, Athar’ın kendinden iki üç yaş büyük olduğunu söylüyor, yani Athar 1920 doğumlu. Bu konuda aklım zaten karışıktı, Hıfzı Bey’in konuyu açması iyi oldu. Heybeliada’daki mezarlıkta Athar’ın kızkardeşi Leyla’nın doğum yılı 1918 yazılmış. Bu kesin bir doğruluktadır zira anne baba kardeşler sağ, Leyla’nın doğum yılı yanlış yazılmış olamaz. Fakat Athar’ın noterde verdiği bir vekaletnamede yazılan doğum yılı yine 1918. Leyla ile aynı yıl doğması aklıma yatmıyordu. Hıfzı Bey’in verdiği bilgiye göre de Athar 1920 doğumlu ise, iş iyice karıştı demektir. En akla yatkın olanı 1920 tarihi gibi görünüyor.



Zeynep Atikkan’dan gelen mail

Hıfzı Bey’den ayrılırken kuzeni Zeynep Atikkan’ın telefonunu aldım. “Belki Seniye teyzemin fotoğrafı onda vardır” demişti. Zeynep hanımla görüşmek mümkün olmadı ama emaille haberleşme imkanı buldum. Seniye teyzesine çok yakın olduğunu ve onunla çok vakit geçirdiğini anlatan Zeynep Hanım, teyzesinin çok akıllı ve müthiş bir matematik zekaya sahip olduğunu belirtiyor. Seniye Hanım bunamamak için insanların sürekli hesap yapması gerektiğini söylermiş. Leyla’nın vefatından sonra kendini insanlardan koparmış, ibadete vermiş. Bir de kedileri çok severmiş.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 182
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #44 : 31 Ocak 2019, 14:48:40 »
Athar’a yaklaşırken

Athar öncesi, Athar’ın kişiliğini belirleyen, Athar’ı şekillendiren insanlar, olaylar ve anılar işte böyle. Aile köklerine doğru biraz fazla gittiğimin farkındayım fakat dediğim gibi Athar’ı Athar yapan bir çok etmen bu anılarda, bu kişilerde ve olaylarda saklı. Babası Asaf’tan tekne inşaasına dair aldıklarının yanında, Seniye Hanım’dan da en az onlar kadar matematik zekası almamış mıdır sizce? Ablasının ölümü kadar, annesinin de hayata küsmesi, kendini insanlardan koparması etkili olmamış mıdır kişiliğinde? Ya da Meyyale’den, Hasan Hilmi Paşa’dan gelen huylar, tavırlar, genetik miras yok mudur? Kime sorsam, onu tanıyan kime gitsem Athar ilginç bir adamdı diyor. Şimdiye kadar “bu adam neden ilginçtir”in cevabını arıyorum aslında. Kitaplar arasında debelenmemiz, fotoğraflarda kaybolup, çizimlere bakıp, mezarlıkları dolaşıp, İstanbul Marmaris arası mekik dokumalarımız, otel odalarında geceler geçirmemiz, onu anlamaya çalışmamız, peşinden koşmamız işte bu yüzdendir.



Athar sadece Athar değil. Ben hangi ağacı nerden almış, hangi tekneyi kaça yapmış, o tekneleri kaç ayda bitirmişlerden daha fazlasını anlamak istiyorum. Tekneye ağaç alırken kafasından geçenleri bilmek istiyorum. Teknenin çivisini çakarken ne düşünebileceğini tahmin etmek istiyorum. Keser sesleri, testere gürültüleri arasında baba Athar’ın oğluyla neden yıldızının barışmadığını düşündüğüne eminim. Ya da herhangi bir tekneyi suya indirirken kafasında babasına, annesine ve Leyla’ya ait anıların koşuşturduğuna da eminim. Sevdiği kadından yediği darbeden, neredeyse hep desteksiz ve yalnız geçen bir hayattan sonra onun akıl sağlığını nasıl koruyabildiğini de bilmek istiyorum.

Tekne yapımcısı Athar’dan başka, altında gizlenen o bambaşka Athar’ı da tanımak istiyorum.
Yaşayıp gidiyoruz.