Gönderen Konu: ----ATHAR----  (Okunma sayısı 6790 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #15 : 23 Ocak 2019, 22:53:29 »
Athar Beşpınar’ın teyzeleri

Athar Bey’in annesi Seniye Hanım’ın ismine ulaşınca, merhumenin kızkardeşlerine ulaşmak zor olmuyor. Seniye’den başka üç kızkardeş var. Athar’ın teyzeleri olan Rebia, Makbule ve Nazmiye. Çok detaya girmeden, sonraki kuşaklardan ismen tanıyabileceğimiz aile fertlerinden bahsetmek gerekirse, Seniye hanım’ın kardeşlerinden Nazmiye Hanım’ın eşi hukuk ve politika dünyamızın önemli isimlerinden Prof. Vasfi Raşit Sevig. En büyük abla Rebia’nın torunu ise ünlü gazeteci yazar Hıfzı Topuz. Bir diğer kardeş Makbule Hanım’ın torunları da bilinen isimler: Tomris Işık ve ünlü diplomat ve devlet adamlarımızdan Hasan Esat Işık.

Athar Bey’in teyzeleri ve onlardan gelen soyla ilgili daha detaylı araştırma yapılabilir fakat konumuzdan uzaklaşmamak adına bazılarından ismen bahsedip geçiyorum.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #16 : 23 Ocak 2019, 22:59:11 »
Athar Beşpınar’ın büyükannesi ve büyük bir sürpriz!!!!

Geçmişe doğru gittikçe, hikâye daha da ilginçlik kazanıyor. Her yeni isim bir başka kapıyı aralıyor, bir başka isme ulaşıyor, oradan bir başkasına ve daha ötesine. Bu isimler arasında en kayda değer ve dikkat çekici olanı Athar Beşpınar’ın anneannesi.

Kafkaslardan kırk günlükken annesiyle kaçıp gelen küçük kız Ayşe’nin başına, İstanbul’da talih kuşu konar ve saraya girer. Sarayda ismi Meyyale olarak değiştirilen bu küçük kız, son dönem tarihimizin en çok okunan kitaplarından Meyyale romanının kahramanıdır. Yazar Hıfzı Topuz, bu tarihi romanda gerçek belgelere dayanarak kendi büyük annesi Rebia’nın anası olan Meyyale’yi anlatmıştır. Biz denizciler için bu roman eşsiz bir hazine, zira dostlar Meyyale aynı zamanda Athar Beşpınar’ın öz anneannesidir!!!!! 1850’lerde Kafkaslara saldıran Rusların gazabından annesiyle birlikte kaçarak İstanbul’a gelen Ayşe bebeğin, Athar Beşpınar’ın anneannesi olacağı kaderde elbet yazılıdır. İki yüz sene sonra ise bize düşen, romanda bahsedilmeyen bu gerçeği aktarmak ve sivil denizcilik tarihimize not düşmekten öte değildir.

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #17 : 23 Ocak 2019, 23:56:33 »
Hikaye’nin özeti

İsimler ortaya çıktığına göre artık tüm hikâyeyi baştan sonra derli toplu halde anlatabiliriz:

Kafkas halklarına mensup zavallı bir anne, Fatma, eşi İbrahim’i orada bırakıp, henüz kırk günlük olan kızı Ayşe’yle birlikte Rus zulmünden kaçıp İstanbul’a gelir. Tophane’deki Nusretiye Camii’nin bahçesinde perişan ve ne yapacaklarını bilmez halde, diğer göçmenlerle birlikte yaşamaya başlarlar. Tüm duaları ya bir hemşerilerinin ya da onları yanlarına alacak bir ailenin gelmesi üzerinedir. Bir gün atlı arabalar çıkagelir. Yardımcılarıyla birlikte arabadan inen, varlıklı ve yüksek mevkilerden olduğu her halinden belli olan bir kadın, ana kızın yanına gelir, çocuğu kontrol eder ve bir teklif yapar. Ayşe’yi satın almak istemektedir. Anası kabul etmeyince, teklifi yapan kadın annesinin de kızıyla birlikte gelmesini ister. Anne çaresizce kabul eder. Zengin kadın bir başka kız çocuğunu da çevredeki kadınlardan birinden satın alır. Yaşlı kadın, Fatma, Ayşe ve satın aldığı diğer kız çocuğuyla birlikte oradan uzaklaşır.



Arabalarla gelen kadın İstanbul’un en kudretli kadınlarından Pertevniyal Valide Sultan’dır. Henüz tahta geçmemiş olan veliaht Abdülaziz’in annesidir!



Oğlu Abdülaziz o zamanki yasayı çiğneyerek bir çocuk yapmıştır. Tahta geçmeden çocuk yapmanın yasak olduğunu bilen Pertevniyal Hanım, torununu herkesten gizleyerek tavan arasında büyütür. Tam dört sene tüm gözlerden uzak büyüyen küçük Yusuf İzzettin’e artık bir arkadaş gerekmektedir. Cami avlusundan getirilen iki çocuğun saraya gizlice gelme sebebi budur. Artık Ayşe’nin adı değiştirilecek ve saraya yakışan bir isim olsun diye Meyyale yapılacaktır. Abdülaziz tahta geçince seneler süren gizlilik artık kalkar ve Meyyale tam bir saray hayatına başlar. Eğitimi saray adetlerine göre sürmektedir.

Meyyale evlilik yaşına geldiğinde kendisinden çok yaşlı olan Nevres Paşa’yla evlendirilir, fakat kısa sürede boşanırlar.



Daha sonra saray mabeyninde genç bir memur olan Hasan Hilmi’yle evlendirilir. Hasan Hilmi’nin babası saray ailesine yakın Musa Paşadır. Görevi ise İstanbul’a su sağlamaktır, yani su nazırlığı.



Hasan Hilmi ve Meyyale’nin uzun evliliğinden dört kızları olur. İsimlerini yukarıda zikrettiğimiz kızlardan üçüncüsü Seniye’dir, yani Athar Bey’in annesi!

Hasan Hilmi, Abdülaziz tahttan indirilince, ona yakınlığı bilindiğinden, görevli olarak Anadolu’ya gönderilir, bir bakıma sürülür. Seneler sonra Hicaz’a vali olarak atanır, bu onun en büyük görevlerinden biridir. Sonra bir ara İstanbul’a çekilir. Meyyale saray yaşantısından sonra alışık olmadığı bu görevlerde sıkıntılar çeker fakat İstanbul’a döndüğünde rahata erer. Bir süre sonra Hasan Hilmi Paşa’ya bir görev daha verilir. Sivas valiliği! Meyyale rahat hayatını bırakmak istemez ve kızlarıyla birlikte İstanbul’da kalır, zavallı Hasan Hilmi Paşa yapayalnız Sivas’a gider yerleşir. Bir süre sonra da başka bir kadınla izdivaç yapar. Aslında Sivas’ta evlendiği ikinci eş Hayriye hanımdan olan çocuklarının ve devam eden soyunun da ölüm ilanlarından izlerine rastladım. Konumuzla ilgileri olmadığından kısaca belirtip geçeyim.

Asabi, sert, çabuk alınan, çabuk sinirlenen, öbür dünya inancı olmayan, buyurgan bir mizaca sahip olduğunu anladığımız Meyyale bu evliği duyar duymaz soluğu Sivas’ta alır. Tabiri caizse Hasan Hilmi Paşa’yı “dağıtır”. Zavallı adamcağız bu karışık ve stresli hayata fazla dayanamaz ve bir gece beyin kanaması geçirerek hayata veda eder. Burada şunu söylemeliyim ki Meyyale Hanım’ın yukarıda tarif ettiğimiz bu “kendine has” mizacı sonraki kuşakları da etkilemiş. İleride göreceğiz.

Meyyale hayatının kalan kısmını büyük bir pişmanlık, suskunluk ve dönem dönem maddi sıkıntılar içinde geçirir.

Yazar Hıfzı Topuz’un kitabında Seniye’nin ismi sanırım üç yerde geçiyor. Fazla detay verilmemiş, fakat bir yerde Seniye’nin Asaf Başpınar isimli bir işadamıyla evlendiği belirtilmiş. Kitapta soyadı yanlış yazılmış, Başpınar olarak zikredilmiş. Bu ve başka konular için, bir de Seniye’nin bir fotoğrafının olup olmadığını sormak için Hıfzı Bey’e ulaşmaya çalıştım ama olamadı. (Olmaz olmaz demeyin belki ileride olur?!??)





Kitap bizi bundan sonrası için yalnız bırakıyor. Meyyale’nin ölüm yılı olan 1918’de bu hüzünlü hikâye son bulurken, sonrasında Athar’ın hikayesi başlıyor; çünkü Meyyale’nin öldüğü yıl olan 1918, aynı zamanda torun Athar Beşpınar’ın da doğum yılıdır. Sonrasını yazmak da bize kalıyor. Sazı elimize alıp hikayeyi Athar bey ekseninde günümüze kadar getirelim.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimiçi Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3914
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #18 : 24 Ocak 2019, 01:02:22 »
Valla getir sözü. Amma acayip güzel bir yazı oluyor bu. Hayranlıkla okuyorum.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4617
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #19 : 24 Ocak 2019, 09:20:37 »
Valla getir sözü. Amma acayip güzel bir yazı oluyor bu. Hayranlıkla okuyorum.
Merakla beklemekteyiz.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Murat Ayduk

  • *
  • İleti: 400
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #20 : 24 Ocak 2019, 14:09:10 »
10 yıl oluyor sanırım: Bilenler bilir, çok sık İstanbul'a, duruşmaya giderim. Genellikle sabah iner, akşamına dönerim. Tabii duruşma dediğiniz, istisnaları bir kenara bırakırsanız, 30-120 saniye arası değişir. Ne yaparsın sonra? Anadolu yakasındaysam, önce bir kaç sahaf ziyareti, sonra müdavim olmaya karar verdiğim meyhane. Avrupa'da doğrudan meyhane.
İşte onlardan birinde, bir kaçının yanında Son Kare diye bir kitap da almıştım. Enis Batur'un yazdığı Kaan Çaydamlı'nın fotoğrafladığı.

Meyhaneye gittim. 20'liğimi bir kaç kayıntıyı sipariş ettim. Kitaplara göz atıp duruyorum. Bu sözünü ettiğim diğerlerinden farklı. Sahici entelektüelimiz, foroğrafçısıyla beraber mezar taşlarını, bunların üzerlerindeki kitabeleri ve varsa resimleri fotoğraflayıp, altlarına sekiz hadi 10 satırı geçmeyecek metinler yazmış. Bir kaç sayfa okudum. Ürperdim. Aman dedim, ölüm bu, şimdi sırası değil, daha sonra okurum, öteki kitapları okuyayım.

Hasılı Adana'ya döndüm. Sanıyorum 2-3 gün sonra, kitabı yeniden elime aldım. Baştan sona okudum. Okudukça ağırlaştım, sanki bir karanlık önce sandalyenin etrafını daha sonra bahçeyi sardı. Kapattım. Yerimden kalktım, kitabı çalışma odasında bir yere tıkıştırıverdim. Bahçeye indim yeniden . Yerimde duramıyordum. Bir kadeh parlattım. Rakıyı dişlerimin arasında süzdüğümü anımsıyorum. Hayatta öyle zevzeklik etmem rakıya karşı, ayıp. Viski işidir o. Bir kaç saat geçti. Fotoğraf sanatçısı bir arkadaşım vardı. Aradım. Orhan dedim, bir kitap aldım, sen hem Cerrahsın ölüm yanında, hem fotoğrafla uğraşıyorsun, ben taşıyamam bunu, sana vereceğim.  Kitabın içine sinmiş ölüm kokusu burnumda, evi o kitaptan kurtarma görevi yüreğimde, sabahı nasıl ettim bilmiyorum.

Yazınız o kitabı çağrıştırdı. Gerisini okur muyum bilmiyorum. Ama bu küçük (?) şeylerden yazı çıkarmak, marifet işi. Elinize sağlık.

Ufff... Bu gibi konularda yalnız olmadığıma çok ama çok sevindim... Allah hepimizden uzak etsin... Hepimize torunlarımızın düğünlerini sağlıkla görmeyi nasip etsin...

Bu arada çalışma büyük özveri ve çalışma gerektiriyor. Çetin kaptanım, çalışmanız çok güzel lakin ben de biraz bu nedenlerle devamını okuyamayacağım, şimdiden özür dilerim...

Çevrimiçi Necip Bulut

  • *
  • İleti: 228
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #21 : 24 Ocak 2019, 14:45:21 »
Valla getir sözü. Amma acayip güzel bir yazı oluyor bu. Hayranlıkla okuyorum.
Merakla beklemekteyiz.

Ben de :)

Çevrimiçi Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 321
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #22 : 24 Ocak 2019, 18:05:06 »
Athar Beşpınar’ın büyükannesi ve büyük bir sürpriz!!!!

Geçmişe doğru gittikçe, hikâye daha da ilginçlik kazanıyor. Her yeni isim bir başka kapıyı aralıyor, bir başka isme ulaşıyor, oradan bir başkasına ve daha ötesine. Bu isimler arasında en kayda değer ve dikkat çekici olanı Athar Beşpınar’ın anneannesi.



Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığı tadında oldu. Tabii ki daha gerçekçi.  :)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #23 : 24 Ocak 2019, 18:17:16 »
Pertevniyal Valide Sultan'ın, bildiğiniz üzere, İstanbul'da çok güzel bir camii vardır.



Oğlu Sultan Aziz ise, hani şehzadeyken kanuna karşı gelerek çocuk yapan padişah, şu anda Beyazıt'tan Sultanahmet'e doğru inerken solda yer alan 2. Mahmut türbesinde yatmaktadır. Babası 2. Mahmut ve yeğeni 2. Abdülhamit'le birlikte. Pehlivanlığı ve kuvvetiyle tanınan bu padişahın denizciler tarafından öldürüldüğü iddia edilir. Pek kanıtlanamasa da. Bu yüzden de tahta çıkan 2. Abdülhamit amcasına yaptıkları yüzünden denizcilerden ve donanmadan uzak durmaya gayret etmiş, hatta donanmayı Haliç'te çürütmüştür. İddia elbet. Bence gerçek olma ihtimali yüksek bir iddia.



Aynı türbede Meyyale'nin çocukluk arkadaşı olan İzzettin Efendi ve kızları da yatmaktadır.

Oldukça etkileyici bu binayı, sandukaları ve kitabeleri mutlaka görmenizi tavsiye ederim.





İpuçları peşinde, anılar içinde Beşpınar ailesini aramak

Ocak ayının ortaları, İstanbul’dayım. Bu şehir Athar Beşpınar’ın izinde çıktığım yolculuğun en önemli durağı. Gelmeden önce yaptığım ön çalışmayı ve gazete arşivinde bulduğum bilgileri yukarıda paylaşmıştık. Onu tanıyan bir avuç insanla kanlı canlı sohbet imkanı bulacağım için heyecanlıyım. Naviga’nın ofisine gidiyorum. Önceden sözleştiğimiz üzere Asaf Beşpınar yani Athar Bey’in torunu gelecek, ofiste görüşeceğiz. Torun Asaf ismini Athar Bey’in babasından almış. Torun Asaf'ı ofiste beklerken büyük büyük dede Asaf Bey hakkında biraz bilgi verelim.



Asaf Beşpınar

Athar Bey’in babası Asaf Bey, İngiltere’de makine mühendisliği eğitimi gören Hint kökenli bir yurttaşımız. Eğitiminin ardından Hindistan’a dönmeyip Osmanlının son dönemlerinde İstanbul’a yerleşir. Hindistan’ın Pencab bölgesinden olan Asaf Bey’in lakabı Hintli’dir. Hintli Asaf ismini bir yerlerden duymuş olabilirsiniz. Hele ki Fenerbahçe taraftarı iseniz!!! Zira Hintli Asaf, Fenerbahçe kulübünün kurucularından olup, kulüp tarihindeki ilk kaleci olarak önemli bir yere sahiptir. 1907 yılında kulübü kurduklarında başta kim vardır? Elbette ki 2. Abdülhamit. Sık sık “30 sene boyunca donanmayı Haliç’e hapsetmesiyle” andığımız Sultan Hamit, o devirde Türk gençlerine bırakın kulüp kurmayı, futbol oynamayı bile yasaklamıştır. Vesveseli bir padişah ya, spor için bir araya gelen gençler bile onun rejimi için bir tehlike kaynağıdır. Neyse ki Meşrutiyet ilanından sonra resmi olarak serbestçe faaliyete geçen kulüp, 1909 yılında İstanbul ligine alınırken, Asaf da kadrodadır.

Yukarıda belirtmiştim, Meyyale romanında Asaf Bey’in adı tek bir yerde geçer ve soyadı Başpınar olarak yazılır. Bu yazılış üzerine de bir araştırma yapınca gördüm ki Haliç taraflarında bir sokak var. Asaf Başpınar sokağı. Tahminim, Asaf Bey’in Haliç bölgesinde bir tersanesinin olabileceği ve isminin yakın bir sokağa bu sebeple verildiği üzerineydi. Bu ilginç noktayı doğrulatmam gerekiyordu, içimden bir ses doğru bir tahmin yaptığımı söylüyordu. Sokak isimlerinin ne sebeple ve kimler adına verildiğine dair belediyelerden belki bilgi almak mümkündür fakat rotamızın dışına çok da çıkmayalım. Belki ileride o sokağın ismini (eğer sahiden de Asaf Bey için verildiyse) düzeltmek için bir çalışma yapabiliriz, şimdi konumuza dönelim.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #24 : 24 Ocak 2019, 21:31:25 »
Naviga ofisinde iki misafir

Naviga’da torun Asaf Beşpınar’ı beklerken hoş bir haber alıyorum. Sadun Boro İstanbul’daymış ve belki o gün ya da ertesi gün ofise uğrayacakmış. Aceleyle telefona sarılıp kesin geliş zamanını öğrenmek için Usta’yı rahatsız ediyorum. Her zamanki malum fırçamı yiyip, azarımı işitiyorum ama olsun, telefonu kapattığımda mutluyum, zira birazdan Sadun abi gelecek! İnsanın yüzyüzeyken azarlanmasının tadına doyum olmaz, telefon melefon bunlar samimiyeti öldürüyor, ağız tadıyla bir fırça yenemiyor. Ah huysuz delikanlı Sadun abim benim.

Şaka bir yana benim için tarihi bir karşılaşma olacak. Beşpınar soyunun tek ve son temsilcisi torun Asaf Beşpınar, dedesi Athar’ın en meşhur teknesi olan Kısmet’in sahibi, Sadun Boro’yla tanışacak. Biraz sonra her ikisi de geliyor ve çektiğim fotoğrafları hoş bir anı olarak arşivime ekleniyor.



Ortalıkta dağınık anılar uçuşuyor. Aslında baştaki amacım, bulduğum ve dinlediğim tüm anı ve bilgileri toplayıp kronolojik düzenlemeyle bir hayat hikâyesi yazmaktı. Sonra bu formatın sıkıcı olabileceğini fark ettim. Her bir anıyı ortaya çıkarmaya çalışırken, her minik anının veya mekânın izinde koşuştururken o koşuşturmaları da yazmak yazıyı daha renkli hâle getirecekti. Bir nevi hafiyecilik oynayacaktık. Bulmaca çözer gibi bir zevk alacağız diye düşünüyorum. Meselâ o Asaf Başpınar sokağını gidip buldum, iyi mi! Sirkeci’den Eyüp sırtlarına 3 saatlik bir yürüyüşten sonra.



Bir başka örnek, büyük usta Necati Zincirkıran’ın hem araştırmacı yazar Hıfzı Topuz’la hem de Athar Beşpınar’la arkadaş olduğunu biliyordum. Fakat bu iki arkadaşının birbirleriyle akraba olduklarını Necati ağabeye söyleyince duyduğu şaşkınlığa şahit olmanın güzelliği, hiçbir şeyle ölçülemez. Ölüm ilanlarından girdiğimiz bu zaman dehlizindeki emeklemelerimize devam edelim, acemi hafiyelik serüvenimiz bizleri nereye götürecek, meraktayım.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #25 : 24 Ocak 2019, 23:59:32 »
Tekrar Naviga ofisine dönelim, Sadun Boro ve torun Asaf Beşpınar’la birlikteyiz.

Sadun ağabey Asaf’a yağmur gibi sorular yöneltiyor. Ortak tanıdıklardan, mekânlardan, geçmişte olanlardan sanki sorguya çekiyor gibi. Konuşma arasında Athar Beşpınar’ın bir dönem oturduğu apartmanın adının Kısmet olduğu detayına takılıyorum ve Sadun ağabeye soruyorum, bir ilgisi var mı diye. Meğer yokmuş, tesadüfmüş. Buradan, hiç günışığına çıkmamış belki de yarım yüzyıllık bir espri çıkıyor: Sadun ağabey Athar Bey’e takılırmış “benim Kısmet için verdiğim paralarla diktin bu Kısmet apartmanını!” diye. Bu iki dost arasında sade, önemsiz gibi görünen, öylesine bir şakanın onlarca yıl sonra günışığına çıkmasına şahit olmak içimi ısıtıyor.


KISMET

Ofisteki kısacık toplantımız sona erdiğinde ocak ayının soluk güneşi çoktan batmış, hava kararmıştı. Akşam sohbete devam edelim diye Sadun ağabeyle evinde buluşmak üzere sözleşip ayrıldık. Dedim ya bu iş bir hafiye romanına döndü diye, işin içine heyecan, stres de katmak gerekecekse alâsı oluyor ve telefonu takside düşürüp, bundan habersiz rahat rahat Caddebostan sokaklarında yürüyorum, ta ki farkedene kadar. Neyse ki helal süt emmiş bir taksiciymiş, zor da olsa adamı bulup içinde pek kıymetli ses kayıtları da olan gariban telefonumuza kavuşuyoruz. Tam bir eşeği kaybetme ve buldurma hikâyesi. Geç gittiğim evde Sadun ağabeyden dikkatsizliğime dair işittiğim azarlar da cabası. Allahtan Oda abla arka çıkıp kurtarıyor. Athar Bey’in, sağlığında en yakın arkadaşlarından olan Özcan Özyemişçi beyefendiyi tanımak istiyordum. Sadun ağabeyde Özcan Bey’in telefonunun olduğu haberi o maceralı günün gerginliğini alıp götürüyor. Gecenin en güzel sürprizlerinden ve  araştırmamızdaki önemli adımlardan biri. Ertesi günün ilk işi Özcan Bey’le görüşmek olacak. Rotamızda ağır ağır ilerliyoruz. Sadun ağabeye yazı dizimiz boyunca birkaç defa daha döneceğiz.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #26 : 25 Ocak 2019, 23:46:26 »
Özcan Özyemişçi’yle görüşme

Ertesi gün Özcan Özyemişçi’yle telefonda görüşüyoruz. Önce emin olmak için kısa bir imtihandan geçiriyor. Sorular çalıştığım yerlerden gelince cevaplar da kolay oluyor ve Özcan Bey’le geçmişe yolculuğumuz başlıyor.

Athar’ın babası Asaf’ın Londra’da makine mühendisliği eğitimi aldığını ve ülkesine dönmeyip İstanbul’a yerleştiğini söylüyor. Haliç’te bir tersane açan Asaf Bey, dikkat buyurun, Cumhuriyet öncesinde tekne imal etmeye başlıyor. Haliç’te bir tersane! Bunu torun Asaf da söylemişti. Ailede de bilinen bir şey demek ki, hislerimiz doğru çıktı.

Özcan Bey’in söyledikleri arasında çok önemli bir detay da şu: Kurtuluş Savaşı kazanılıp, Cumhuriyet kurulduğunda, Haliç’teki tersanesinin anahtarını Mustafa Kemal’e sunan Asaf Bey, şöyle der: “Bu tersane artık milletin malıdır.”

Özcan bey’den öğrendiğimize göre Türkiye’deki ilk römorkörleri yapan Asaf Beşpınar’dır. Torun Asaf’ta bulunan fotoğraflar da bunu destekler nitelikte. Donanmaya yapıldığı belli bir teknenin, askerlerce yapılan deneme seyrinin fotoğrafları var ve “sıkı durun” arkasında bir damga var! Okuyabildiğim kadarıyla üzerinde şunlar yazıyor: Müh. M. Asaf . Motor ve DZ. İnşaiyesi. Telefon 60975. Bu belge bir harika. İstanbul’da Asaf Bey’e ait bir işletmenin varlığına şahit olduk; hem de telefon numarasına kadar elimizde!







Antikacılara gidip eski bir telefon edinmek ve  60975  rakamlarını çevirmek gibi garip garabet bir hisse kapılıyorum. Ya telin öbür ucundan bir cevap gelirse? Ürperiyorum. Bu yazı dizisi için defalarca mezarlıklara girdim çıktım, onlarca eski belgeye dokundum, bir çok fotoğrafın içine düşecek gibi oldum. O telefonun öbür ucundan gelebilecek bir alo sesi, ürpertmesine rağmen şaşırtmayacak sanki!
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #27 : 27 Ocak 2019, 20:35:50 »
Athar ve Asaf benden yıllarca önce gelmiş ve göçmüş bir baba oğul değil de, sanki bana küçük ipuçları bırakıp kendilerine ulaşmamı sağlayacak şakacı arkadaşlarım gibiler artık.

Mesela Hintli Asaf’ın ne kadar yaratıcı şaşırtmacalar yapan, oyunbaz bir mühendis olduğunu ispatlayayım mı size? Nereli bu genç mühendis, Hintli, hangi eyaletten, Pencab, yani (Penc) yani (ab), hazır mısınız? Soyadını Beş-pınar olarak alması neredeyse yüzyıl önceden bizlere göz kırpan koca bir oyun değil de nedir? “Her mühendisin çekmecesinde bitmemiş bir roman vardır” diyen koca Oğuz Atay, Asaf’ı tanımak isterdi eminim. Belki ikisi de öbür taraftan bana bakıp “nasıl şaşırttık çaylak saftorik mühendis veleti” diye kahkaha atıyorlardır.

Asaf Bey ve Seniye Hanım’ın kabirlerini keşfetmek

2011 yılının ocak ayında yaptığım verimli bir İstanbul seyahatinde Asaf Bey’in ve eşi Seniye Hanım’ın mezarlarını ziyaret ettim. Yani Athar Bey’in anne babasının mezarlarını. Yukarıda dediğim gibi ölüm ilanları ve mezar taşları çok şey anlatır. Bu kuralın ne kadar doğru olduğuna bir defa daha şahit olacağız.

Asaf Bey Heybeliada’da defnedilmiş. Serin bir havada torun Asaf Beşpınar’la adaya gittik.



Dik bir yamacı tırmanıp vardığımız mezarlıkta ilginç keşifler yaptık. Dede Asaf’ın mezarının ve mezartaşının yerinde yeller esiyordu. Yanımda bulunan torun Asaf da kendine ismini veren büyük büyük dedesinin mezarını göreceğini umuyordu, şaşırdı. Mezarın yerini daha önceden bilen torun Asaf, bizi doğruca buraya getirdi fakat dede Asaf’ın üzerine bir başkası gömülmüştü. Kendi kızı!
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #28 : 27 Ocak 2019, 20:44:29 »
Asaf Bey’in kızı olan Zübeyde Hanım, yani Athar Bey’in kızkardeşi, 2004 yılında babasının üzerine gömülmüştü. Fotoğrafta görüleceği üzere Zübeyde Hanım’ın mezartaşının iki yanına Osmanlıca mezartaşları konulmuş. Muhtemelen Zübeyde Hanım’ın vasiyeti üzerine dikilen bu taşlarda da kıymetli bilgiler saklı. Üzerinde yazılanlara göre, taşlardan biri Asaf Bey’e ait. Ekber Bey’in oğlu diye geçiyor. Hindistan’da, bildiğim kadarıyla, bu isim Akbar olarak kullanılıyor. Akbar Bey’in oğlu Muhammed Asaf! Hindistanlı. Doğum tarihi 25 Eylül 1887, ölüm tarihi ise 26 Mayıs 1946. Asaf Bey’in baba adına ulaştık, Akbar.



Diğer taş ise bize çok kıymetli bir bilgi veriyor. Zira diğer taş Asaf Bey’in annesine ait! Feride Akbar. Akbar Bey’in haremi. Hindistanlı. Doğum ve ölüm tarihleri: 1866-1926
Athar Beşpınar’ın babaannesine, yani Feride Akbar’a ulaştığımız şu satırlar denizcilik tarihimizde önemli işler yapan baba oğulun hayatına ait, şimdiye dek bilinmeyen bilgiler içeriyor. Bu açıdan çok kıymetli bir yerdeyiz. Demek ki İngiltere’deki eğitiminden sonra Asaf Bey annesiyle birlikte gelmiş, buraya yerleşmiş ve şu anda anne, oğul ve oğulun kızı aynı mezarda. Yani Athar’ın babaannesi, babası ve kızkardeşi Zübeyde.

Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 173
Ynt: ----ATHAR----
« Yanıtla #29 : 27 Ocak 2019, 21:18:53 »
Heybeliada’daki tanıdık taşlar bunlarla bitmiyor. Biraz ileride Leyla isminde bir genç kıza ait görkemli bir taş var. Daha 19 yaşındayken öldüğünü anladığımız Leyla’nın taşında şunlar yazıyor: Hintli Assaf ve Seniye Kızı Ruhuna Fatiha 1918-1937. Bu gencecik kız anlaşılan o ki Athar Bey’in diğer kızkardeşiymiş. Anne babanın acısını düşünüyorum, Asaf Bey ve Seniye Hanım’ın 1937’deki evlat acısını. Leyla ve mezarının bir başka özelliğinden ileride kısaca bahsedeceğim, henüz erken.



Hüzünle Heybeliada’dan ayrılıyoruz. Torun Asaf Bey’le vedalaşıp otelime geri dönüyorum. Aklımda Heybeliada’da gördüklerim, Beşpınar ailesinin eksik parçalarını birleştiriyorum, notlar alıyorum. Sonra aklıma geçen sayıda paylaştığımız Seniye Hanım’ın ölüm ilanı geliyor. Yahya Efendi Dergâhı’nda defnedilecek diyordu, acaba gitsem bulur muyum! Ertesi gün fotoğraf makinemi alıp doğruca dergâha yollanıyorum. 40 küsur senelik mezarı bulacağıma dair pek umut yok içimde. Koca İstanbul’da her yer talan edilmişken, bu kadar eski mezarı bulacağıma dair ümidim yok. Üstelik torun Asaf Bey de burasıyla ilgili bir bilgiye sahip değildi. Bu kısa yolculukta yalnızım.
Yaşayıp gidiyoruz.