Gönderen Konu: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri  (Okunma sayısı 812 defa)

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 142
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« : 08 Ocak 2019, 09:10:44 »
Zachary Mason oturmuş, Odysseia’nın Kayıp Bölümleri adlı bir kitap yazmış. Bu antik çağdan bu yana gelen söylencelerin bir de kayıp sayfaları vardı, demiş. Oturmuş bu sayfaları uydurmuş. Zevkle okunan bir romanın birbirinden bağımsız okunan parçalarından birisi alttaki alıntı. Kitapta anlatılandan farklı bir -hatta birçok- Odysseus var. Alışıldık kahramanların dışında kişiler bunlar. Daha uç(uk).


YOL ÜSTÜNDEKİ ADALAR
"Odysseus’un gemisi, adamları bir dolu şehirden yağmalanmış hâzineleri efendilerinin yeni konağına taşıdıkça suyun üzerinde yükseldi. Alkinoos, adanın kralı, müstakbel damadından gayet hoşnut, durmuş izliyordu. Odysseus gemiyi boşaltır boşaltmaz bir öküz takımını güçlü halatlarla gemiye bağlattı, tekneyi karaya çektirdi. Kesin karar vermiş olsa da içi sızlayarak çatırdayan bir çam meşaleyi aldı ve sahile çekilmiş geminin gövdesine tuttu ama denizin yıprattığı kalaslar alev almıyordu ve güneş batmak üzereydi. Bu yüzden eve gitti. Ertesi gün düğün günüydü, sonrasında da yeni ev ve toprakları hâle yola koymak haftalarını aldığı ve o sırada rüzgâr tekneyi kuma gömdüğü için unutulup gitmesi kolay oldu.

Adada kalmaya dalgaların ve dağınık sirüs bulutlarının arasından yer yer görünen aym soluk ışığında gemiye yön verirken geçirdiği dondurucu gecelerin sonucunda kaçınılmaz olarak karar vermişti. Akdeniz’de bir yerlerde Odysseus’un yön bulmak için bel bağladığı yıldızlar yelkenleri fora eden gemiler gibi birden değişmiş ve bunun sonrasında büsbütün kaybolunmuştu. İçten içe dehşete düşen Odysseus, kendinden emin bir tavırla bu netameli olayın Troya Savaşı’ndan sonra tanrıların yıldız şeridine yeni kahramanlar yerleştirmesinden ibaret olduğunu söylemişti adamlarına. Eliyle işaret edip Patroklos ve Akhilleus’u, Hektor’u ve hatta Telamonoğlu üzgün Büyük Aias’ı seçmiş gibi yapmıştı. Bir de beklendiği vakitlerde gelmeyen mevsimler vardı. Gerçi kimse doğru düzgün bir gün hesabı tutamıyordu. Teknenin gövdesine kazman derin yarıklar çürüyüp gitmiş, beyaz çakıl doldurulan kavanoz fırtınada kırılmış ve düğüm atılan deri sicimler nemden şişip arapsaçına dönmüştü.

Çoğu düşmanlık besleyen pek çok adayla ve şaşılacak şeyle karşılaşmışlardı. Bir akşam altlarından, dalgaların derinlerinde ilerleyen mide bulandırıcı yeşillikte bir ışık hüzmesi geçmişti ve gözcü bu şeyin insan formunda olduğuna yemin ediyordu. Başka bir gece, yaktıkları tüm ateşler sönmüş ve gökteki yıldızlardan ve aydan tutun dalgaların ışıltısına kadar tüm ışıklar bir saniye içinde yok olmuştu. Zifirî karanlıkta gemiyi aksi yöne çevirmeye çalışıp ellerine yüzlerine bulaştırmışlar ve daha bir saat geçmeden artık sonsuza kadar sürüklenir dururuz diye düşünmeye başlamışlardı. Odysseus pruvadan aşağıya demir para atmış ve herhangi bir suya düşme sesi gelmemişti. Kendilerini kaybetmemek için güvertede oturup sırayla hikâyeler anlatmışlardı. Güneş doğduğunda yaşadıkları şaşkınlığın bir eşi daha yoktu.

Arada sırada haritalarında yer alan bir adaya denk geliyorlardı. Adalar istisnasız bir şekilde Fenikeli ya da Giritli tüccarlar tarafından ziyaret edilmiş oluyordu. Bunlar bildikleri dünyaya ait unsurlardı. Odysseus’la adamlarının yüreklerine su serpiliyor, yer yön sorup tavsiye alıyor ve asla ama asla ulaşamadıkları tanıdık bildik topraklara varmak için yelken açıyorlardı. Böylece, adım adım, İthake kıyılarına varma özlemlerinin yerini, artık dolaşıp durmaya şu veya bu şekilde bir son verme arzusu almıştı.

Odysseus ve adamları Alkinoos’un adasına vurduğunda kral onları cana yakın bir şekilde ağırlamış ve Odysseus’a samimiyet göstermişti. Laf arasında bir kızı olduğunu ancak henüz kendisine uygun bir koca bulamadığını da dile getirmişti. Odysseus yeni bir evliliğin faydalarını geçit vermeyen denizle kıyaslayıp aşırı derecede kırılmış cesaretinin de etkisiyle kralın kızını görmek isteyeceğini ifade etmişti. Düğün tarihine kısa süre içinde karar verilip nikâh kıyıldı ve diğer Grekler de Odysseus’u örnek aldı. Çoluk çocuk sahibi oldular, toprak satın aldılar, statü kazandılar ve İthake’deki karılarını gün geçtikçe daha az hatırlayıp sonunda da tamamen unuttular. Seyahatlerinde başlarından geçenleri o denli çok ve tekrar tekrar anlattılar ki yaşananlar anlatanlar için bile birer hatıradan ziyade hikâye olup çıktı. Gençliklerinde ve savaşta çektikleri çilelerin izleri yavaş da olsa silindi ve sonunda mürettebatın saçı ağarmamış tek bir üyesi bile kalmadı ve kılıçları da ocak raflarının üzerinde toz tuttu.

Dolanıp durmaları gibi, hep böyle gidecek gibi görünürken bu durum da aniden sona erdi. Bir gece Odysseus rüyasında Athene’yi gördü. Tanrıça beyaz kömürü andıran gözleriyle mızrağına dayanmış başında durup gülümsüyordu. Odysseus tanrıçanın etrafa saçtığı ürpertiyi hissedebiliyordu. Konuşuyordu ama söylediği hiçbir şey Odysseus’un akimda kalmasa da zihni dar deniz yollarında cirit atan iblislerin kargaşasıyla, gümüşten bir çardakta bir kurdun sesiyle aya dua eden bir cadıyla ve boğazlarından ve kalplerinden baş vermiş kara oklarla alçak tavanlı bir odada çığlıkları yankılanan adamlarla dolup taştı. Tanrıça, “Gitme vakti geldi,” diye fısıldadı.

Ayılıp doğruldu. Yanında uyuyan karısı Nausikaa dışında kimsecikler yoktu. Dolunayın ışığı odayı aydınlatıyordu ama Odysseus öğle vaktiymiş gibi uyanıktı. Yaşlılık emarelerini kabullenmenin bir sonucu olduğunu o an anladığı kamburluğu üzerinden atıp yıllar sonra ilk defa dimdik ayağa kalktı. Kılıcını duvardaki yerinden alıp kınından çekip çıkardı ve aya doğru tuttu. Metal su gibi ışıldıyordu. Bir an için tereddüt etti. Evin huzuru keyif verici ve Nausikaa’nın yattığı yatak sıcacıktı. Sonra dışarı çıkıp kapıyı ardından dikkatlice kapadı ve rüzgâra karşı boş sokaklardan yürüyüp şehrin dışına, geminin karaya çekildiği deniz kıyısına çıktı. Cüppesini parçalayacak denli kuvvetli esen yel, gemiyi mezarından çıkarmıştı ve yelken direğinde bağları gevşemiş bir flama çılgınlar gibi dalgalanıyordu. Hâlâ hayatta olan arkadaşları da orada, çam ağacı gibi dimdik bir vaziyette duruyorlardı ve Odysseus, adamlarının saçlarında gördüğü yaşlılık emaresi aklar mı yoksa ay ışığının yansıması mı ayırt edemiyordu. Tek kelime etmeden tekneye yüklendiler ve kumda sendeleyip gövde suya değdiği an iki katı çaba harcayarak gemiyi denize ittiler. Akıntı gemiyi alınca güç bela güverteye tırmandılar ve dalgakıranı aşıp denize, öyle sanıyorlardı ki, İthake’ye doğru açıldılar."

Zachary Mason-Odysseia’nın Kayıp Bölümleri

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 142
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #1 : 08 Ocak 2019, 09:14:52 »
ODYSSEUS CEHENNEM’DE

Adamın biri, sırtına dengesini sağlamak için gemi küreği almış, göz alıcı mavilikte dipsiz bir uçurumun üzerine gerili çelik halatın üzerinde yavaş yavaş ilerliyor. Halat rüzgârda belli belirsiz gıcırdıyor ve inliyor. O kadar ince ki adam düşününce ayağını nasıl basabildiğine şaşıyor. Kilometrelerce önünde uzanan ufukta parlak bulutlar öbeklenmiş. Arkasındaki manzara da aynen böyle olabilir ama arkasına bakmış değil. Halat anca saatler ya da günler içerisinde ayırt edilebilecek hafiflikte bel veriyor: Alçalmakta.

Başının üzerinde (bunu ancak göz ucuyla görüyor, yukarı bakmak ölümcül olabilir) dağ izlenimi veren yamuk hatlı kara bir kütle var. Göl yahut şehir olabilecek ışıltılı lekeler mevcut. Aşağıda apaçık bir gökyüzü, açıktan koyuya tonlarıyla dümdüz, derin bir mavilik duruyor. Üzerine bir bitkinlik çöküyor, dinlenmek için durup çömeliyor ve küreği omuzunda dengeleyip ayakları ve elleriyle halata tutunarak aşağıya, huzur verici bulduğu boşluğa gözünü dikiyor.

Uzun süredir dengede durmaya çalışarak yürüyor ve aklı gidip geliyor. Düşünceleri çoğunlukla boş ya da bu sonsuz açıklığa mahkûmiyetinin koşullarını defalarca yinelemekten ibaret. Bir düşünce billurlaştığında, beliren şu oluyor: Bir yerlerde bir hüküm verilmekte. Şu anda bile avukatlar uçuşan cüppeleriyle kasvetli koridorları arşınlayarak hâkimin önünde davayı savunacakları salonlara gidiyorlar. Hâkimin adı dilinin ucunda: Minos ya da belki Yama. Bu, çorak ve boş zihninde bir şeyleri canlandırıyor: Davayı kendi savunmak istiyor.
Dava aleyhinde sonuçlanırsa batı tarafından rüzgâr esmeye başlayacağını, beyaz bir kütle hâlinde akın edip yarım küreyi silip süpürerek üzerine geleceğini ve halatı sürükleyip götüreceğini biliyor. Böyle bir duruma karşı taktikler geliştirmeye çalışıyor: Halatın iki ucu da görünür olmasa da, ya rüzgâra doğru dönüp halatın rüzgârın estiği yönüne yürümek ya da fırtına çıktığını gördüğü an, her tereddütlü adımda aniden kayıp düşebileceği riskini bile bile, gözünü karartıp koşmaya başlamak. Bu planların beyhudeliğinin farkındaysa da onları kurmaktan kendini alamıyor.

Halat daha da inceliyor olabilir. Bacakları kuvvetten düşüyor olabilir. Havada bir hareket hissediyor olabilir. Gözleri kapalı, tereddüde düşüyor ve düşmenin getireceği rehaveti düşlüyor. Kendini boş yere halata tutunmaya çalışırken ve elinden kaçırırken görüyor. Ne kadar çabuk gözden yiteceğini ve sonunda düşerek uzaklaştığı dünyaya bakma lüksünü nasıl yakalayacağını, ne olursa olsun bundan kötüsünün olamayacağını bilmenin rahatlığını düşünüyor. Dengesini bulup bir adım daha atıyor.

Her nesilde bir, bahar dalgaları Troya’nın yıkık surlarına erişir ve o zaman izin verilir bir zamanlar Odysseus olduğunu hatırlamasına.

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 142
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #2 : 09 Ocak 2019, 09:38:09 »
Günaydın.

Gitmek mi zor, kalmak mı? Bu bir şarkı adı. Ama sorduğu iki sorunun ilki, gitmenin zorluğunu düşünmenizi istesem? Daha doğrusu; ‘gitmek’ kavramı üzerinde düşünsek biraz.

Gitmeler bir dönüşe bağlanmalı belki. Veya dönmek için gidilmeli. Bir Penelope olmalı. Değişmeden, biz kapıyı çekip çıktıktan sonra yün eğirip bekleyen, sadık, sessiz bir Penelope…

Ama zaman öyle bir zaman değil ki. “Ahir zaman alametleri” belireli çok zaman olmuş. Moderni gelmiş gitmiş, başka bir zaman 'post' sermiş.

Aşağıdaki öykü bana asıl gitmenin, asıl dönmenin hiçbir zaman olmadığını, aynı nehirde iki kez yıkanılmayacağı gerçeğini, Penelope’un günler aylar sonra belki de eğlence yerlerine dadanıp, “İyi ki gitti bu zorba, hayatımı cehenneme çeviren,” diyebileceğini, gitmenin, dönüldüğünde hiçbir şeyin bulunamayacağı olasılığını daha başta hesaba katmak gerektiğini düşündürttü.

O yüzden galiba gitmenin felsefesine boşvermek daha az sıkıntılı. Dönüş diye bir şey yok, diyerek kesirip atmak en iyisi.


HİÇ KİMSENİN KARISI

Ölüler diyarına ziyareti sırasında Odysseus, kayıtsız gölgelerin içinde Penelope’yi gördü. Kendisine homurdanan ruhların arasından kendisine yol açtı ama Penelope onu görmezden gelip geriye çekildi. Adamlarını arkasında bırakıp adını seslenerek peşinden gitti ve Penelope’nin tezgâh başında oturup uzun bir kefen dokuduğu zambaklarla örtülü karanlık bir açıklıkta onu yakaladı. Konuşmaya yeltendi ama ölülerin usullerini hatırlayınca kılıcıyla bir delik açıp oyuğun üzerinde bir damarını kesti.

Penelope cazibesine kapıldığı kanı içti ve gözleri ışıldar gibi oldu. “Ölüleri kendilerine getirmek hoş bir davranış değil. Biçare bir durumdayız ama farkında kılınana kadar bunun şuuruna varmıyoruz. Neden gelip rahatımı kaçırdın yabancı?” dedi, beyaz suratında yol yol kan izleriyle, oturduğu yerden başını kaldırıp bakarak.

“Ben Troya’dan buraya kocan Odysseus’la birlikte uzun bir yol kat edip gelmiş bir yolcuyum,” dedi Odysseus. “Başına hangi talihsizlik geldi de derin düşünceli kahraman soğuk ve boş bir konağa dönmek zorunda şimdi?”

“Yalan söylüyorsun,” dedi Penelope kaygısız bir biçimde, “Odysseus yaşamıyor. On yılı aşkın süre dönmeyince Delphoi’ye gidip başına ne geldiğini öğrendim. Rahibe çeyizimin bir parçası olan üzerine sfenksler işlenmiş gümüş kâseyi verdim. Beni bir rahmin içi kadar karanlık, nemli kaya ve sıcak metal kokan bir mağaraya indirdi. Titrediğini duyduğum ama göremediğim kâhine “Odysseus bana geri dönecek mi?” diye sordum. “Hiç Kimse dönecektir sana, uzunca bir süre sonra,” dedi ve tüm umutlarım yerle bir oldu.

“İthake’de pek çok talibim çıktı. Onlara kocamın kefenini dokumayı bitirdiğimde evleneceğimi söyledim ve dokuyup durmaya devam ettim. Sabırsızlanmaya başladılar. Mazeretler bulup akıl yürütüyorlardı, ama iş şiddete başvurulmasına doğru gidiyordu.

Oğlumun kral olmasını garanti altına almak istiyordum. O yüzden Telemakhos’u Sparta’ya ziyarete yolladım ve o gidince bana talip bütün erkeklerin davetli olduğu bir ziyafet düzenledim. Ziyafetin sonunda eş seçtiğim adamı açıklayacağımı bildirdim. Şarap zehirliydi. Yavaş ve acı verecek şekilde ama katiyetle ölümcüldü. Önce ben içtim. Kendimi yalancı çıkarmış oldum, çünkü gölgeler diyarının her köşesini arasam da ondan bir ize rastlayamadım.”

“Kocanı görsen tanır mısın? Beni hiç mi tanımadın?” diye sordu Odysseus tatlılıkla.
“Evet, seni tanıyorum. Sen sıcaklığın ve kanınla gelip gölgelerimin ve küllerimin huzurunu kaçıran bir canlısın. Git buradan yolcu.”

“Ama zamanım dolunca bir kere daha gelmem gerekecek ve o zaman beni bekliyor olacaksın,” dedi ve yanağına dokunmak için elini uzattı ama Penelope akıntıya kapılmış bir balık gibi sıyrılıp gitti.

Çevrimdışı Mustafa Ertör

  • *
  • İleti: 1196
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #3 : 09 Ocak 2019, 12:22:49 »
Bu öykü Penelope'nin intiharını varsaymış.Ben O'nun kutsal sadakatinin kavuşmayla bitmesini seviyorum.Bu kurgu hoşuma gitmedi.Kim yazmış acaba ?Z.Mason mu?
BABA TUNCA /YEŞİLKÖY

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 142
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #4 : 09 Ocak 2019, 12:48:15 »
Zachary Mason-Odysseia’nın Kayıp Bölümleri adlı kitaptan alıntı bunlar.
Kurgusal metinler.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 4097
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #5 : 09 Ocak 2019, 15:21:16 »
Ne yalan söyleyeyim, beğenmedim. Mustafa abi gibi düşünüyorum. Üstelik Penelope'nin örgüsünün zaman  imgesi de yok edilmiş oluyor ki, fena. Olmamış bence.

Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 142
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Odysseia’nın Kayıp Bölümleri
« Yanıtla #6 : 09 Ocak 2019, 16:15:56 »
Olabilir tabii ki.

İşimize gelmeyen Penelope'yi beğenmememiz gayet doğal.

Bir simge olmuş kişilikler vardır: Oedipus gibi, Sisyphos, Medusa gibi. Sisyphos'dan hep o kayayı yukarı taşımasını, İkaros'un hep güneşe yaklaşıp kanatlarını yakmasını bekliyoruz. Zamanede yaşıyan Oedipus, Sisyphos, Medusa, İkaros daha farklı davranıyor ne yazık ki. Alışamayız buna belki. Ama karşılaşıyoruz zaman zaman.