Gönderen Konu: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi  (Okunma sayısı 4043 defa)

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #30 : 30 Aralık 2018, 21:28:59 »
Bir önceki iletimde kullandığım Ozan Kitabevi ibaresini Ozan Sanat evi olarak düzeltmem gerekiyor. Çünkü burası gerçekten de bir kitabevinin çok ötesinde bir yer. Bu sıcak mekanın hanımköyde olmasından ya da sanatevini yöneten Rahmi Akdaş Abimizin kayın pederim İrfan Astunç’un iyi bir dostu olmasından dolayı ayrıcalık yaptığım düşünülmesin lütfen. Size tek bir şey söylesem hepinizi ikna edeceğimi düşünüyorum. Rahmi Abi, her ne kadar Bandırma’lı görünse de İnebolu kökenli bir aileden geliyor. Ersin Reisin Galya benzetmesine uyarcasına, gerçekten O da isyankar ve doğru bildikleri için mücadele eden yürekli bir Galyalı gibi… 1980 lerden ve 1990 lardan günümüze  Bandırma’da kültür ve sanat için yapmadığı kalmamış Rahmi Abinin… Aziz Nesin’den Rıfat Ilgaz’a kadar kente getirmediği yazar ve edebiyatçı kalmamış. Kapılarını sanatın her türüne ve tüm sanatçılara ardına kadar açık tutmuş her zaman. Söyleşiler, imza günleri, sergiler, gösteriler ve daha neler neler…

Ben kendisini tanımadan çok seneler önce henüz üniversitede öğrenci iken ismini Ece’den duymuştum zaten. (Çeyizinde getirdiği kitaplardan birisi, Joan Baez- Yürekten Kopup Gelen Ses, 24 Nisan 1992 tarihli imzalı Ozan Sanatevinden alınmış) Bandırma’nın kültürel gelişimi için hala bir şeyler yapmaya çalışan değerli bir insan… Dün bizi çok güzel ağırladı. Çok değerli bilgiler verdi. Özellikle Yaman Koray’ın kızı Deniz Hanımla ile yakın dost olması sayesinde onun hakkında da çok konuştuk. Aslında değerli yazar Yaman Koray ile ilgili burada ayrı bir başlık açmamız ve onu bilmeyenlere de tanıtmamız gerek. Bu başlığı Mehmet Sürücü Reisimiz açarsa daha şık olur diye düşünüyorum. Bildiğim kadarı ile Merem ve birkaç reisimiz daha Yaman Koray’ı şahsen tanıyordu.  Rahmi Bey bizi çok iyi ağırladı, bir sürü hediye verdi. Yasemen çayımızı yudumlarken, Mehmet Abi’nin anlattığı ıhlamur anısını dinlemek de paha biçilmezdi. Kapıdağ ile ilgili külliyatıma Reşit Mazhar Ertüzün’ü de kazandığım harika bir gün oldu.




Düzenlemek istediğimiz Kapıdağ gezimizle ilgili heyecanım ve iştahım da alevlenip içime sığmaz oldu. (Mehmet Abi’nin Ballıpınar durağımız için önerdiği Kurufasulyenin kokusu şimdiden koku reseptörlerimi aktif hale getirdi). Kendisinin tavsiye ettiği Haziran başına denk gelen kiraz zamanı iki nedenden ötürü  uygun değil. Birincisi Ramazanın o tarihte başlamış olması, ikincisi o tarihlerde bazı reislerimizin sezonu açıp Ege’ye inmeye başlamış olmaları. Ben takvime bakınca 28-29 Nisan Cumartesi ve Pazarını ramazan öncesi son hafta sonu ve baharın olgunlaşma zamanı olması nedeniyle en uygun zaman olarak düşünsem de, o tarihteki hava şartlarını uzmanlarımıza onaylatıp katılmak isteyen reislerimize sorarak bir hafta önceye de alabiliriz.   

Dün Mehmet Sürücü Reisimizden ve güzel sohbetinden erken ayrılmak zorunda kaldım. Akşam misafir beklediğimiz için Susurluk Demirkapı Köyü’ne dönmem gerekiyordu. Ama şimdi kendisine de itiraf edeyim, önce Bandırma’da uğramam gereken birkaç yer vardı. Ve bazı alış veriş ritüellerimi yerine getirmem gerekiyordu.

Bandırma ve yöresi Türkiye’nin en lezzetli peynirlerinin imal edildiği bir bölgedir. Bandırma’nın peynirci dükkanları da çok meşhurdur. Ben de her ziyaretimde Ece’nin teyzesinin oğlu Kayhan İpek’e uğrar çeşit çeşit peyniri sepetime eklerim. Bu dükkandan içeri girince kendinizi frenlemenize imkan yoktur. Peynirler, tereyağları, tüm şarküteri ve mandıra ürünleri "beni al beni al" diye size davet gönderir.

Oradan çıkınca Bandırma ile özdeşleşmiş lezzetlerden en önemlilerinden birisi olan Hasan Çavuş Helvacısından tahin helvamı alırım. Rahmetli Hasan Çavuş’un hala saklanan özel formülü ile yapılan bu helva, gerçekten eşi benzeri olmayan bir lezzete sahiptir. Şu an torunları bu işi devam ettiriyorlar. Maalesef kendi aralarındaki anlaşmazlık yüzünden ikiye ayrılmışlar. Birisi çarşının içindeki eski orijinal dükkanda, diğeri deniz otobüsü iskelesinin karşında bulunan minik dükkanda faaliyet gösteriyor. Ben her ikisini de tavsiye ederim. (İlerleyen bölümlerde zamanında Bandırma çarşısının önemli isimlerinden Ece’nin Dedesi Kalle Emin ile Hasan Çavuş’un yaklaşık 70 sene önceki keyifli bir anılarını burada paylaşacağım)



Son olarak kuru kahve almam icap eder. Bandırmada, çevre köy ve dahi ilçelerinde misafirliklerde kahve ikramı sonrası şöyle bir diyalog olur.

Kahvesinden son bir yudum alan misafir,
-Ziyade olsun. Kahve de çok güzelmiş.

Ev sahibi gururlu bir gülümseme ile;
-Bandırma’ya indiğimde Cömert’te çektirdim kahveyi. Afiyet olsun.

Evet, Bandırma’ya inince mutlaka tarihi Cömert Kuru Kahve’de kahvemizi çektirir oradan yolumuza devam ederiz. Birisi çıksa da bu kahvenin hikayesini anlatsa. Fena olmaz hani. Neyse falimiz çıksın halimiz…



Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4694
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #31 : 30 Aralık 2018, 23:22:33 »
Vay harika bilgiler, Kapıdağ turu şart oldu anlaşılan, hemşehrimizde varmış bakarmısınız.

Ayrıca bu meşhur kahvenin hikayesini Mehmet Abi biliyordur sanırım. :)


Evet, Bandırma’ya inince mutlaka tarihi Cömert Kuru Kahve’de kahvemizi çektirir oradan yolumuza devam ederiz. Birisi çıksa da bu kahvenin hikayesini anlatsa. Fena olmaz hani. Neyse falimiz çıksın halimiz…



S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #32 : 30 Aralık 2018, 23:34:24 »
Mücahit benden çok Bandırma'lı sayılabilir. 1979'da çıktık buralardan, yaklaşık 10 muydu 11 miydi tayin gördük. Bir ara oğlum uzun bir süre, iki yıl -bazen bir- devam edebildi bir okulda. Ev taşımalar, şehirlere alışmalar, arkadaş edinmeler hep kıtlığı çekilen şeylerdi. Demek istediğim, Bandırma bir memleket özlemi olarak bizimle taşındı durdu, çoğu şeyine uzak kaldım.

Çevrimdışı Mehmet Cömert

  • *
  • İleti: 95
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #33 : 30 Aralık 2018, 23:36:01 »
 İlahi Mücahit ,nereden buldun fotoğrafı ?
Tacettin Cömert in kahve hikayesi 64 yıl önceye dayanır.
Kahve gerçekte hassas bir üründür .
Havanın neminden ,ortamın kokusunda etkilenir.Dolayısıyla çekirdeğin cinsinden seçiminden
kavrulmasına çekilmesine kadar ustalık ister.
Babam bu konuda gerçekten kendine özgü yöntemlerle o zamana göre standart üretimi gerçekleştirmiştir.Şu anda  Kuzenler bayrağı devralmİş üretimi götürmektedir. Uzun yıllar bölgede Önder bir kahve üretimi yaparak civar ilçelerde işletmelerde ve kavrulmuş olarak da verdiği esnaf yerlerinde aynı lezzeti yıllardır muhafaza etmiştir.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #34 : 31 Aralık 2018, 12:15:21 »
İlahi Mücahit ,nereden buldun fotoğrafı ?
Tacettin Cömert in kahve hikayesi 64 yıl önceye dayanır.
Kahve gerçekte hassas bir üründür .
Havanın neminden ,ortamın kokusunda etkilenir.Dolayısıyla çekirdeğin cinsinden seçiminden
kavrulmasına çekilmesine kadar ustalık ister.
Babam bu konuda gerçekten kendine özgü yöntemlerle o zamana göre standart üretimi gerçekleştirmiştir.Şu anda  Kuzenler bayrağı devralmİş üretimi götürmektedir. Uzun yıllar bölgede Önder bir kahve üretimi yaparak civar ilçelerde işletmelerde ve kavrulmuş olarak da verdiği esnaf yerlerinde aynı lezzeti yıllardır muhafaza etmiştir.

Yarım asırdan fazla süre işini dürüst ve doğru bir şekilde yapmak. Biz daha marka ve markalaşma kavramlarını bilmeden çok önce bunu yapabilmek, çok önemli bir başarı. Tacettin Amcamızın ellerinden öperiz. Allah uzun ve sağlıklı ömür versin. 

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #35 : 02 Ocak 2019, 09:59:54 »
Peki şimdi de yüz yıl önceye dönelim. Size Birinci Dünya Savaşında Kapıdağ önlerinde yaşanan gerçek bir olay... İster öykü, ister roman yazabilirsiniz.

22 Ağustos 1915

Bu nefes kesen hikayeyi anlatan kişi, Ahmet Nazmi Gökdeniz, o zaman Dofen Römorkörünün Süvarisidir. Rütbesi yüzbaşıdır. Dofen Römorkörü, Marmara Adası civarında seyrederken Boğazdan geçip Marmara’ya girmiş bir İngiliz denizaltısının saldırısına uğrar. Römorkör iki adet cephane yüklü mavna çekmektedir. Yakalanacaklarını anlayınca Römorkörü ve mavnaları batırmaya karar verir. Gemide bol miktarda gizli belge de vardır. Belgeleri yakmaya başlar. Zaman kazanmak için denizaltıya ateş açar. Bir süre sonra Römorkörü batırmak için kazan dairesini patlatır. Denizaltının karşı ateşi sırasında mavnalardaki cephane de patlar. 11 kişilik mürettebat denize atlar. Patlama sırasında Ahmet Nazmi Bey bacağından ciddi bir şekilde yaralanır. İngiliz denizaltı denizdeki on kişiyi kurtarır ve sorgular. Fakat sorgudan umduklarını bulamazlar. Sonrasında olaylar şöyle gelişir: 

Denizaltı komutanı bacağımda ızdırap olup olmadığını sordu. Ben de fazla acı olmadığını söyledim.
Bunun üzerine:

-“Sizi serbest bırakmakta bir sakınca yok” dedi.” Şimdi sizi bırakacağım. İstediğiniz yere gidersiniz”

Kendi kendime düşünüyordum. Kumandan bizi acaba nereye çıkaracaktı? Herhangi bir sahilimize yanaşmak cesaretini mi gösterecekti? Yoksa bizi suyun yüzüne çıkarıp can kurtaran simitleri ile denize mi salacaktı? Ben kendi kendime böyle düşünüp dururken iki saatten beri denizin içinde bulunan denizaltının birden bire suyun yüzüne çıktığını, geminin kapağının açılması ile anlamıştım.

Deniz içinde denizaltının sıkıntılı havası bizi bir hayli bunaltmıştı. Kumandan, güverteye çıkmamızı söyledi, çıktık.

Denizin üzerinde bize yakın mesafede bir yelkenli gidiyordu. Bundan başka görünürlerde bir şey yoktu.

Eyvah! dedim, aklıma gelen başımıza da gelecek. Bu adamlar bizi denize atacaklar… Sahilden de oldukça açıkta bulunuyorduk. Hele ben yaralı halimle boğulmaya muhakkak mahkumdum.

Karpuz Yelkenlisinde Macera

Bir aralık, birdenbire bir silah patladı. Bu denizaltından atılan bir mavzerdi. Kısa bir müddet sonra bir silah daha patlayınca epeyce yaklaştığımız yelkenlinin, yelkenlerini indirmeye başladığını gördük. Kayık ağzına kadar karpuz yüklü idi. İngiliz denizaltı komutanı yelkenlinin kaptanına bizi Tekirdağı’na götürmesini söyledi. Fakat yelkenlinin Rum kaptanı bizim on kişiden fazla olduğumuzu görünce itiraz etti.

Hele yelkenliyi kiralamış oldukları anlaşılan iki Arnavut, bizi almamak için İngilizlere bin bir dil döktüler. Fakat denizaltı kumandanı emri yerine getirmezlerse yelkenliyi derhal batıracağını çok kat’i bir lisanla bildirince, gerek karpuzların sahibi Arnavutlar ve gerekse Rum kaptan, kollarını sıvayıp yelkenlideki karpuzları denize dökmeye başladılar.

Yelkenliyi bizim hepimizi alabilecek şekilde boşalttıktan sonra denizaltı kumandanı kayığa geçmemizi söyledi ve biz kayığa geçtikten sonra da tam yolla yanımızdan uzaklaştı.

Fakat denizaltının uzaklaşması ile tehlikeyi atlatmış bulunmuyorduk. Meğer asıl tehlike bundan sonra başlıyormuş…

Yelkenliyi kiralayan karpuz sahipleri Arnavutlar, karpuzların yarısından fazlasının denize dökülmesine sebep olduğumuz için bize adamakıllı içerlemişler, söylenmeye ve ara sıra yüzümüze ve bellerindeki silahlara bakmaya başlamışlardı.

Benim bacağım fena halde sızlıyordu. Arkadaşlar da geçirdikleri felaketten hırpalanmışlardı.

Yelkenlide iki Arnavuttan başka, kaptan, tayfa vesaire olarak 5-6 kişi kadar vardı. Yelkenlinin kaptanı bizim erleri kayığın baş ambarına indirdi. İkinci kaptanım Tahsin ve Ben güvertede kalmıştık.

Biraz sonra yelkenli tekrar yelkenlerini açtı ve rotasını değiştirerek başka bir yöne doğru yol almaya başladı. Arnavutlardan biri:

-“Biz sizi Tekirdağı’na götüremeyiz. Zaten bizi zarara soktunuz. Biz tekrar Marmara'nın Ekinlik adasına dönüp oradan karpuz yükleyeceğiz, sizi de oraya çıkarırız dedi.

Vaziyet daha tehlikeli bir hal almıştı. Çünkü Ekinlik adasında barınmamız bir mesele idi. İkinci kaptanımla birlikte Arnavuta yalvardık, yakardık. Fakat herifin damarı tutmuştu bir kere. Nuh diyip peygamber demiyordu.   

Bir aralık aklıma bir çare geldi. Bunu Tahsin’e açtım:

-“Tahsin” dedim. “Bu herifler laf anlamıyorlar. Eğer bizi Ekinlik adasına bırakırlarsa hepimizin açlıktan ve bakımsızlıktan ölmesi muhakkaktır. Zaten hava da kararmaya başladı. Sen istersen kimseye gözükmeden baş kamaraya in. Orada bizim erlere durumu anlat. Yukarı çıksınlar. Bu heriflerle nasıl olsa başa çıkıp onları alt ederiz. Ondan sonra da başımızın çaresine bakar, yelkenliyi istediğimiz tarafa sevk ederiz.” Bu aralık Rum kaptanın yanındaki Arnavutlardan birinin de uykuya dalmış olduğunu gören Tahsin, derhal kayığın baş ambarına indi ve bir müddet sonra bizim mürettebatla birlikte ve ani olarak güverteye fırlayıp kaptanın bulunduğu kısma hücum ettiler. Bizim efrattan birkaç tanesi de tayfaların üzerine hücum edip o bitkin hallerinde herifleri bağlamaya muvaffak oldular.

Arnavutlar ve geminin Rum kaptanı bağlanmışlardı. Bunların silahlarını da aldıktan sonra neye uğradıklarını şaşırmışlar, bu sefer onlar bize yalvarmaya başlamışlardı.

Mücadele bir hayli çetin olduğu için bizimkiler de zaten yorgun olduklarından fena halde bitkin düşmüşlerdi. Kendimi bir yokladım. Fakat yelkenliyi istediğim yöne sevk ve idare edecek kudret ve kuvvetim kalmadığını görünce Rum kaptanın bağlarını çözdüm ve:

-“ Eğer sen bizi Tekirdağı’na götürürsen sana bir şey yapmayız. Ben de kaptanım. Fakat yaralıyım. Gemiyi sen idare edeceksin”

Rum kaptan can korkusuyla olumlu cevap verdi ve hemen yelkenlinin dümenini kırarak Tekirdağı’na doğru yol almaya başladık.

Gece yarısından sonra Tekirdağı’na yanaşıp iskeleye çıktık ve oradaki askeri makama vaziyeti anlattık. Yelkenliye ve Arnavutlara ne olduğunu bilmiyorum. Bizi hemen İstanbul’a yolladılar ve bu suretle hayatımızı kurtardık.

İşte denizaltı hadisenin hikayesi budur.

*Ahmet Nazmi Kaptan savaş sonrası yıllarca sivil kaptanlık yapmıştır.   

Kaynak : Deniz Ortasında Ölümü Yenen Adamlar- Rıza Lebip Asal-Kervan Kitapçılık 1976



Dofen olabilir

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #36 : 02 Ocak 2019, 12:39:47 »
Çok ilginç bir öykü. Sürükleyici. Teşekkürler Mücahit kaptan. Bu tür öyküleri özledik. Devamının gelmesi umudumdur.

Çevrimiçi Zafer Dedeoğlu

  • *
  • İleti: 446
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #37 : 07 Ocak 2019, 20:07:31 »
Kapıdağ yarımadasına ilk gidişim 1990 yılıydı. Arkadaşım eşi ve çocuğu ile  Narlı köyünde Karadut motele gitmişti. Bende annemi, yeğenlerimi alıp aynı işyerinden bir çift aile birlikte Narlı köye gitmiştik. Karadut motelde yer olmadığından yan tarafındaki Namigar hanımın pansiyonuna yerleşmiştik.

1991 yılında evlenip baba olup 1992 yılında eşim, oğlum,annem ve yeğenlerimi alıp tekrar gitmiştim.


Pansiyonun sahibinin damadı Çağlar ile birlikte 2 metrelik fiber bir kayıkla paşalimanı adası tarafına balığa gitmiştik. Öğleden sonra poyraz başlayınca tekneye aldığım 12 yaşlarında yeğenim Okan'ın teknede yer değiştirmeye çalışması neticesinde kayık alabora olmuştu. Neyseki bize gören balıkçı teknesi hemen yardımımıza gelmiş, bizi kurtarmıştı. Tekne ve motoru kurtarıp yedekliyerek bizi pansiyona getirmişti.


Daha sonra 2010 yılında Risus'u alıp, Trilye Marmara adası yapmış, 2011 yılında  7 Temmuz da arkadaşım ,eşi, ve Özkan ile Marmara adası yapmıştık. 6 Metrelik küçük bir yelkenli ile gelen Hakan İçli tanıştık. Ayrıca Oflunun yerinde İrfan Yalçın midyeleri Trakyalı arkadaşları ile beraber votka eşiliğinde götürüyorlardı. Marmara adasından arkadaşın eşini İstanbul'a geri gönderip biz paşalımanı adasına kanaldan geçtik. Kardinallere dikkat etmek lazım . İskeleye aborda olduk.Muhtar bizden bağlama parası istemiş, pazarlıkla yarısını vermiştik.


Daha sonra adanın   diğer tarafını da tekneyle gezip , Narlı köye geçtik. Paşalimanında kaldığımız sürede ben üşütmüşüm. Narlı da açık eczane ararken taze balık satan bir kadından balık alıp sohbet ettik. Eczane bulamıyacağımızı söyledi. Siz gidin balıkları şu dükkana verin , size pişirsin, sizden sadece ekmek, su parası alır dedi. Ben eve gideyim , sana C,D vitaminlerimden getireyim dedi. İlaçları getirince para teklifimizi kesinlikle red etti. Bu benim hayrımdır dedi. Yarın ben gene ocakta yazdırırım dedi. Bizde mahçubiyetten teknenin tüm su, meşrubat ihtiyacını pişirici kardeşinden temin ettik.


Narlı da tekneyi mendireğin dışına aborda bağlamıştık. Soluganlardan burda duramayız diye , rotayı İlhanköy'e çevirdik. İlhanköyde limana girince karşı tarafın kayıklara uygun olduğunu gördük. Bizden sonra bir tekne gelip oraya baştan kara yapıp, diğer kayıkların üstünden karaya çıktı. Biz de girince sol taraftaki kablo döşeme gemisi arkasına aborda olup, 6 m lik Lidya teknesini de önümüze bağladık.


İlhanköy de limanın içinde bakkal, kahve karışımı bir tesiste çaylarımızı içtik. Burda yemek yiyemiyeceğimizi anlayınca bir taksi kiralayıp Narlı köye gittik. Yolda giderken midye çiflikleri görünce şaşırdım. İlk defa görüyordum.


Akşam daha önce kaldığım pansiyona gittim. Namigar hanımı sordum. Gölcük depreminde vefat ettiğini öğrendim. Damadı Çağlar'ı sorunca Çağlar benim dedi. Beni hatırladın mı diye sordum. Önce hatırlıyamadı aradan 20 yıl geçmiş, ikimizde de saç azalmıştı. Seninle balığa çıkıp ta tekneyi devirmiştik deyince kahkalar ile hatırladı.


Akşam yemeğimizi yedikten sonra gene taksiyle İlhanköye döndük.


Ertesi gün Marmara adası Asmalı limana geçtik.Asmalı da bağlandığım yer kötüydü. İskelelerde yer yoktu. Azemin orda öğlen yemeğini yedikten sonra Avşa Yiğitler limana gittik.  Burda tayfa değişimi yaptım. Arkadaşlar İDO ile istanbul'a döndü. Aynı vapurla Çağlar'ın kayığı deviren yeğenim Okan eşiyle beraber geldi. Avşayı beğenmediler. Paşalimanına gidelim dediler. Gene kanaldan geçip iskeleye bağlandık. İskelenin 100 m ilersinde Mevlana diye bir lokanta var. Pide ve buzluktan çiftlik balıkları satıyor. Balıkların gözleri geçen seneyi de görmüş gibiydi. Bu lokantanın önü demir için uygundur. 6 m ye çapanızı atabilirsiniz.



Yeğenim ve eşi , hem iç mimar, hem de restorasyon bölümlerini bitirdikleri için , değirmenden bozma ev ve  tarihi yağhane binası ilgilerini çekti. Dolaştık. Değirmenden bozma evin hikayesi de var. Sonu mutsuz. Harmanlı köyüne yürüyerek gittik. O zaman orda da iskele yapılıyordu. Yosunlardan derinliğini tam kestirememiştim.


Ertesi gün tatil biteceği için Güzelce marinaya rota tuttuk. Ordan Pendik marinaya gidip bağlandık.

Çevrimiçi Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 771
  • Selamlar
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #38 : 07 Ocak 2019, 20:53:34 »
Kapıdağ yarımadasına ilk gidişim 1990 yılıydı. Arkadaşım eşi ve çocuğu ile  Narlı köyünde Karadut motele gitmişti. Bende annemi, yeğenlerimi alıp aynı işyerinden bir çift aile birlikte Narlı köye gitmiştik. Karadut motelde yer olmadığından yan tarafındaki Namigar hanımın pansiyonuna yerleşmiştik.

1991 yılında evlenip baba olup 1992 yılında eşim, oğlum,annem ve yeğenlerimi alıp tekrar gitmiştim.


Pansiyonun sahibinin damadı Çağlar ile birlikte 2 metrelik fiber bir kayıkla paşalimanı adası tarafına balığa gitmiştik. Öğleden sonra poyraz başlayınca tekneye aldığım 12 yaşlarında yeğenim Okan'ın teknede yer değiştirmeye çalışması neticesinde kayık alabora olmuştu. Neyseki bize gören balıkçı teknesi hemen yardımımıza gelmiş, bizi kurtarmıştı. Tekne ve motoru kurtarıp yedekliyerek bizi pansiyona getirmişti.


Daha sonra 2010 yılında Risus'u alıp, Trilye Marmara adası yapmış, 2011 yılında  7 Temmuz da arkadaşım ,eşi, ve Özkan ile Marmara adası yapmıştık. 6 Metrelik küçük bir yelkenli ile gelen Hakan İçli tanıştık. Ayrıca Oflunun yerinde İrfan Yalçın midyeleri Trakyalı arkadaşları ile beraber votka eşiliğinde götürüyorlardı. Marmara adasından arkadaşın eşini İstanbul'a geri gönderip biz paşalımanı adasına kanaldan geçtik. Kardinallere dikkat etmek lazım . İskeleye aborda olduk.Muhtar bizden bağlama parası istemiş, pazarlıkla yarısını vermiştik.


Daha sonra adanın   diğer tarafını da tekneyle gezip , Narlı köye geçtik. Paşalimanında kaldığımız sürede ben üşütmüşüm. Narlı da açık eczane ararken taze balık satan bir kadından balık alıp sohbet ettik. Eczane bulamıyacağımızı söyledi. Siz gidin balıkları şu dükkana verin , size pişirsin, sizden sadece ekmek, su parası alır dedi. Ben eve gideyim , sana C,D vitaminlerimden getireyim dedi. İlaçları getirince para teklifimizi kesinlikle red etti. Bu benim hayrımdır dedi. Yarın ben gene ocakta yazdırırım dedi. Bizde mahçubiyetten teknenin tüm su, meşrubat ihtiyacını pişirici kardeşinden temin ettik.


Narlı da tekneyi mendireğin dışına aborda bağlamıştık. Soluganlardan burda duramayız diye , rotayı İlhanköy'e çevirdik. İlhanköyde limana girince karşı tarafın kayıklara uygun olduğunu gördük. Bizden sonra bir tekne gelip oraya baştan kara yapıp, diğer kayıkların üstünden karaya çıktı. Biz de girince sol taraftaki kablo döşeme gemisi arkasına aborda olup, 6 m lik Lidya teknesini de önümüze bağladık.


İlhanköy de limanın içinde bakkal, kahve karışımı bir tesiste çaylarımızı içtik. Burda yemek yiyemiyeceğimizi anlayınca bir taksi kiralayıp Narlı köye gittik. Yolda giderken midye çiflikleri görünce şaşırdım. İlk defa görüyordum.


Akşam daha önce kaldığım pansiyona gittim. Namigar hanımı sordum. Gölcük depreminde vefat ettiğini öğrendim. Damadı Çağlar'ı sorunca Çağlar benim dedi. Beni hatırladın mı diye sordum. Önce hatırlıyamadı aradan 20 yıl geçmiş, ikimizde de saç azalmıştı. Seninle balığa çıkıp ta tekneyi devirmiştik deyince kahkalar ile hatırladı.


Akşam yemeğimizi yedikten sonra gene taksiyle İlhanköye döndük.


Ertesi gün Marmara adası Asmalı limana geçtik.Asmalı da bağlandığım yer kötüydü. İskelelerde yer yoktu. Azemin orda öğlen yemeğini yedikten sonra Avşa Yiğitler limana gittik.  Burda tayfa değişimi yaptım. Arkadaşlar İDO ile istanbul'a döndü. Aynı vapurla Çağlar'ın kayığı deviren yeğenim Okan eşiyle beraber geldi. Avşayı beğenmediler. Paşalimanına gidelim dediler. Gene kanaldan geçip iskeleye bağlandık. İskelenin 100 m ilersinde Mevlana diye bir lokanta var. Pide ve buzluktan çiftlik balıkları satıyor. Balıkların gözleri geçen seneyi de görmüş gibiydi. Bu lokantanın önü demir için uygundur. 6 m ye çapanızı atabilirsiniz.



Yeğenim ve eşi , hem iç mimar, hem de restorasyon bölümlerini bitirdikleri için , değirmenden bozma ev ve  tarihi yağhane binası ilgilerini çekti. Dolaştık. Değirmenden bozma evin hikayesi de var. Sonu mutsuz. Harmanlı köyüne yürüyerek gittik. O zaman orda da iskele yapılıyordu. Yosunlardan derinliğini tam kestirememiştim.


Ertesi gün tatil biteceği için Güzelce marinaya rota tuttuk. Ordan Pendik marinaya gidip bağlandık.


Güzelmiş


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #39 : 08 Ocak 2019, 12:19:38 »




Yeğenim ve eşi , hem iç mimar, hem de restorasyon bölümlerini bitirdikleri için , değirmenden bozma ev ve  tarihi yağhane binası ilgilerini çekti. Dolaştık. Değirmenden bozma evin hikayesi de var. Sonu mutsuz. Harmanlı köyüne yürüyerek gittik. O zaman orda da iskele yapılıyordu. Yosunlardan derinliğini tam kestirememiştim.


Ertesi gün tatil biteceği için Güzelce marinaya rota tuttuk. Ordan Pendik marinaya gidip bağlandık.

Zafer Reisim,

Katkılarınız için teşekkürler. Değirmenden bozma evin hikayesini de merak ettim.

Çevrimdışı Mehmet Cömert

  • *
  • İleti: 95
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #40 : 12 Mart 2019, 20:36:57 »
       
       Bu sıralar artık havalar güzelleşiyor,
       Kapıdağın  yeşillendiği zamanlar .
       Artık Ralli mi yapılır ,çevre gezisi mi?
       Zamanı geldi hatırlatayım dedim.

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #41 : 09 Haziran 2019, 09:25:29 »
Uzun zamandır bu başlığı ihmal ettik.
Bandırma ve Kapıdağ ile ilgili kitaplar kaleme almış deneyimli gazeteci Önder Balıkçı'nın Kapıdağlı denizci Ağabeyimiz Mehmet Cömert ile yaptığı güncel röportajı paylaşalım. Herkese iyi pazarlar.

https://m.facebook.com/story.php?story_fbid=2258307354256676&id=100002322995885

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 867
Ynt: Kapıdağ- Marmara'nın Yeşil Devi
« Yanıtla #42 : 13 Eylül 2019, 22:22:20 »
Kapıdağ Yarımadasının antik kenti Kyzikos'tan yeterince bahsedememiştik. Tayfun Timuçin Üstadımız bugün Hürriyet Gazetesindeki köşesinde bizi tarihte bir yolculuğa çıkarıp Kyzikosun Romadaki Collesium'a eş değer olan  büyük anfi tiyatrosundaki localardan birisine götürmüş. Bu güzel yazının linkini aşağıda bulabilirsiniz.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/tayfun-timocin/burnumuzun-dibindeki-servet-41329563