Gönderen Konu: Denizde Ne Öğrendim?  (Okunma sayısı 4985 defa)

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #15 : 20 Şubat 2019, 18:12:01 »
İLK KARAYA ALMA MACERAMIZ

Araba ile sürekli çıktığınız bir rampanın, bisiklet kullanınca gözünüzde büyümesi gibi, deniz hayatına girince karadayken farkına bile varılmayan rüzgar ve dalgaya da bakışınız değişiyor. Zihinsel olarak hazırlanmadıysanız, yakalandığınız ilk fırtınada bu sevdadan vazgeçmek çok da zor değil. Zihinsel hazırlık nasıl olur? Sanırım öncelikle seyir yazılarını bol bol okumakla. Bu yazıları okudukça herkesin benzer olaylar yaşadığını, korktuğunu, ama bu sorunları aştığını görüyorsunuz. İkinci aşama ise teknenize güvenmek. Teknenizi iyi tanıyorsanız ve içinde bulunduğunuz hava şartlarına dayanacağına inanıyorsanız zaten korku kalmıyor.  Acemilikte tekneye güvenle ilgili en önemli kaynak teknenin eski sahipleri ve tekneyi tanıyan diğer kişiler.  Bir de teknenizin önceki sahibi titiz, teknenin tüm bakımlarını yaptıran ve çok seyir yapan bir kaptansa işiniz daha kolay.

Biz de 2015 yılında ilk teknemiz Ekim’in satılık ilanını gördüğümüzde önce tekne ile ilgili bilgi edinmeye çalıştık. Şansımıza Gezgin Korsan’da bu konuda başlık açılmıştı ve yapılan yorumlar çok olumluydu. Ekim’e iki önceki sahibi Can Buluman’ın katkıları, Ekimle yapılan seyirler anlatılmış ve gözü kapalı alınabilecek bir tekne olduğu söylenmişti. Ayrıca tekne Yeşilköy Balıkçı Barınağındaki yeri ile birlikte satılıktı. İstanbul’da barınaklarda yer bulmanın zorluğunu ve marina fiyatlarını bilince bu durum Ekim’i daha da cazip hale getiriyordu.  Tek dezavantajı bizden önceki sahibinin üç yıldır karaya çıkarmamış olmasıydı. Bu da bizim tekneyi acilen karaya çıkarmamızı zorunlu hale getiriyordu.

Güzel bir rastlantı oldu ve Ekim’in satın alım işlemleri Gezgin Korsan’ın karaya alma kampanyasına yetişti. Fakat tekneyi Yeşilköy’den Kalamış’a götürmemiz gerekiyordu.  Amatör denizcilik belgelerimizi aldığımız 2011 yılından beri bir iki tekne deneme seyrini saymazsak hiç pratik yapmamıştık. Ekim’le tecrübemiz ise önceki sahibi ile bir iki saatlik bir tur, ardından da tecrübeli bir denizci ile sakin bir havada birkaç saatlik özel dersle sınırlıydı. Kampanyanın son günleri olduğu için bize eşlik edecek tecrübeli birisini bulamayınca kendimiz götürmeye karar verdik. 

1 Nisan Çarşamba günü Yeşilköy’e gitmek için, sabah erkenden Bostancı’dan Bakırköy deniz otobüsüne bindik. Kalkış için beklerken bir anons:

-Sayın Yolcularımız! Olumsuz hava şartları… Rahatsız olabilecek yolcularımızın deniz ulaşımını kullanmaması… :(

Birbirimize baktık. Yapacak bir şey yoktu. O gün tekneyi Kalamış’ta karaya çıkarmamız gerekiyordu. Deniz otobüsü hareket etti. Bir yandan dalga bir yandan rüzgar koca gemiyi oyuncak gibi sallıyor. Yolcuların çoğu rahatsız, herkesin rengi kaçmış.  Saatler geçmiş gibi gelen bir yolculuk sonunda Bakırköy’e sağ salim vardık. Bizim dışımızda herkes mutlu. Bizim endişemiz had safhada çünkü asıl macera şimdi başlıyor. :)

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 955
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #16 : 21 Şubat 2019, 00:26:54 »
Şimdiye kadar bu başlığa pek bulaşmayayım diye düşünüp uzaktan seyrettim. Sonuçta denizden önce karadayken öğrendiğim en önemli şeylerden birisi, ben bilmem hanım bilir kuralıdır.  :)

Beni önce dalış, sonrasında tekne ve yelken dünyalarının atmosferlerine göre evrimleştiren eşimin hakkını ödeyemem. Gerçekten tüm hayatımız ve dünyaya bakışımız denizcilik sayesinde olumlu yönde çok büyük değişim geçirdi. Son dört yılımızda dolu dolu  denizciliği yaşadık. Pek çok şey deneyimledik ve öğrendik. Bu yolda ilerledikçe denize olan saygımız daha da arttı. Çok fazla çalıştığımız bir sınava girmek üzereyken heyecandan hiçbir şey hatırlayamayışımıza benzer şekilde artık her seyir öncesi kendimizi hiçbir şey bilmiyormuşuz gibi hissediyoruz. Daha öğrenecek milyonlarca şey var. Yaşamamız gereken pek çok deneyim olduğunu biliyoruz. Benim şansıma gerektiğinde dalıp pervaneyi kontrol eden, dalgaların kucağındayken sürünerek teknenin burnuna gidip furlingi tamir eden bir eşimin olması. “En iyi tekne arkadaşının teknesidir.” Sözüne karşı benim mottom da;  “En iyi tekne hanımın teknesidir”. Bu işin bir de kötü tarafı var: Denizcilik camiasında tüm beyler özgürce fink atarken ben nereye gitsem eşimin nefesini ensemde hissediyorum. İzimi kaybettirdiğimi sanıp bu foruma katıldım. Geldi foruma bir şarkı besteledi ve donatan temsilcisi oldu başımıza. Sizin anlayacağınız denizlerde de sanal ortamda da gözü hep üstümde.  8-)

Şaka bir yana hayatı birlikte öğrendiğimiz gibi denizi de öğrenmeye çalışıyoruz. Ece’nin en son yazdığı Ekim'le ilk seyrimiz gerçekten unutulmazdı. O gün ilk defa bir iç hat İdo seferinden önce uyarı anonsu yapıldığına şahit olmuştum. İçimizde kopan fırtına ve dev dalgaları anlatmaya kelimeler yetmez.  Sırt çantama zar zor sıkıştırdığım yedek mazot bidonunu da unutamam. Erkeğin sırtından bidonu eksik etmeyeceksin. Cahil cesareti ne güzel bir şeymiş. O günkü heyecanımızı hiç kaybetmemek ümidiyle sözü tekrar hanıma bırakıp tekneyi temizliyormuş gibi yaparak komşu reislere laf yetiştirmeye devam edeyim efem.  0/_/  ;D

Çevrimdışı O.Utku Uçkan

  • *
  • İleti: 1450
  • Bilen bilir
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #17 : 21 Şubat 2019, 09:52:09 »
Bu güzel birlikteliğinizin devamını diliyorum. :)xx :)xx :)xx
DeDe

Çevrimdışı Hasan Toparlak

  • *
  • İleti: 976
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #18 : 21 Şubat 2019, 17:13:41 »
Arada bir Bosa konusunu da yazmayı ihmal etmeyiniz :)

Çevrimdışı Zafer Dedeoğlu

  • *
  • İleti: 536
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #19 : 22 Şubat 2019, 09:56:46 »
Denizcilik camiasında tüm beyler özgürce fink atarken ben nereye gitsem eşimin nefesini ensemde hissediyorum.   0/_/  ;D

Sanki bizim çok mu hoşumuza gidiyor özgürce fink atmak.  ;D

Ne kadar şanslı olduğunu kabul et Mücahit kaptanım

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 4097
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #20 : 22 Şubat 2019, 22:15:12 »
 Allah kimseyi eşsiz tekneye düşürmesin.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Mustafa Ertör

  • *
  • İleti: 1184
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #21 : 23 Şubat 2019, 00:38:34 »
Olmuyorsa fazla ısrar etmemek lazım.
BABA TUNCA /YEŞİLKÖY

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #22 : 05 Mart 2019, 12:01:25 »
Bu güzel birlikteliğinizin devamını diliyorum. :)xx :)xx :)xx

Çok teşekkürler Utku Reisim. :)

Öğrenmeye devam ediyoruz. Son yorumlardan ne öğrendik?  Denizde eşin yanındaysa şanslısın. Ama olmuyorsa zorlama. Sen denizde, O karada mutluysanız bu dengeyi koruyun.

Hasan Abi,
Bosa’ya da sıra gelecek. Tekneye henüz bir kere götürebildik. Bir süre baş kamarada yatmayı tercih etti. Sonra alışınca tekne içi ve havuzluğu gezmeye başladı.  İkinci gün kısa bir seyre çıktık. Egzoz çıkışındaki sorun yüzünden çabuk döndük. Motor gürültüsü ve sallantı yüzünden Bosa’nın baş kamarada saklanacağını düşünmüştüm fakat o gayet rahattı.  Henüz dört aylık olmasına rağmen aşırı meraklı, iyi avcı ve özgür ruhlu. Evde sürekli dışarı çıkmak istiyor. Cumartesi günü bahçeye kaçtı. Mücahit hemen çıkıp aldı. Bakalım teknede neler olacak? :)

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #23 : 06 Mart 2019, 13:06:51 »
İLK KARAYA ALMA MACERAMIZ BÖLÜM 2

Yeşilköy’e vardık. Barınağa girdiğimizde rüzgardan ortalık uçuyor. Yelkenli teknelerin halatları direkleri öyle dövüyor ki resmen bize “Siz mi bu havada çıkacaksınız?” diye bağırıyor. Dalgalar da onları desteklercesine mendirek kayalarını aşmaya çalışıyor.  :(

Barınakta, kaptanı olduğu teknede yaz kış sürekli görev başında olan Nuh Kaptan ile konuştuk. Nuh Kaptan öğlene havanın kalacağını söyledi. Ayrıca bize “Sizin tekneniz yelkenli. Hiçbir şey olmaz.” diye cesaret verdi. Bu durumda beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Marinanın kafesine gidip tost ve çay ile kahvaltımızı yaptık.

Gerçekten de saat 12:00 civarı rüzgar kaldı. Fakat dalga aynı şekilde devam ediyordu. “Vira bismillah” diyerek harekete geçtik. İlk defa kendi başımıza avara oluyoruz. Ben dümendeyim. Baştan kara olarak bağlı olan teknenin kıçtaki tonoz halatını çözdüm. Mücahit palamarları çözdü. Tornistanda sorunsuz bir şekilde yola çıktık. Limandan başımızı çıkarır çıkarmaz dalgalar bizi karşıladı. Nasıl bir stres ise yekeyi mi tutuyorum, tekneyi mi taşıyorum belli değil. Kolum kaskatı olmuş. Dalgaların üzerinden aşarak gidiyoruz. Gelen her dalgaya “Tamam bu sefer batıracak bizi” gözüyle bakıyorum. Fakat Mücahit sakin. Beş on dakika geçti ve hala batmadığımızı görünce ben de rahatlamaya başladım.

Bu arada limandan çıkar çıkmaz peşimize bir martı sürüsü takılmıştı. Bir yandan çığlık çığlığa bağırıyorlar, bir yandan Ekim’in dümen suyuna dalıyorlar. Önce anlam veremedik. Fakat durumu kavradığımızda çok güldük. Tekne o kadar uzun süre limanda kalmıştı ki, hareket edince karinaya yapışmış olan kekamozlar dökülmeye başlamıştı. Bu da martıların gözünden kaçmamış ve beklenmedik ziyafete neşeyle katılmışlardı. Tabii ki bu olay aklımıza bir soru getirdi: Seyirde bu kadar kekamoz dökülüyorsa tekneyi karaya çıkardığımızda bizi ne bekliyordu?

ADF eğitimlerinde İstanbul Boğazı sınırımız olmuştu. Boğazdan öteye gitmemiştik. Şimdi bilmediğimiz denizlerde (Sadece bu bölümü okuyan da okyanusu kastettiğimi sanır.  :) ) sadece ikimiz bir teknede gidiyorduk. Gerçi sormuştuk yolumuz üzerinde sığlık var mı diye. Ayrıca elimizdeki Marmara Denizi haritalarına da (henüz Navionics mucizesinden haberimiz yoktu. )  baktık. Bir sorun yoktu. Tek sorun çalkantılı denizdi. Neyse ki ikimiz de rahatsız değildik. Pusulamız 82 dereceyi gösterecek şekilde, gözümüz de Haydarpaşa’da boğaza yaklaştığımızda gezi yazılarında okuduğumuz gemi trafiğine göre geçiş heyecanını ilk defa yaşayacaktık. Fakat şansımıza boğazdan geçen gemi yoktu. Sorunsuz geçtik.

Boğazı geçince dalgalar küçülmeye başladı.  Kalamış Koyunun ortasında bizim evin yanındaki (o dönemde Kızıltoprak’ta oturuyorduk.) yüksek binayı tanıyınca rahatladık,  Kalamış Koyuna yaklaşmıştık.  Sancağımızdaki kayalık bölgeyi eğitimlerden hatırlıyorduk. Buradan uzak durduk. Mücahit telsizden marinaya anons yaptı.  Bizi beklediklerini söylediler. Fakat dört yıldır marina girişi mi değişti yoksa biz mi unuttuk, girişten emin olamıyoruz. Marinaya girince çekek yeri nerede diye bakınırken lifti görüp o tarafa yöneldik. Ben gene heyecanlanmıştım. Havuzun önünde bize halatlarımızı sordular. Eyvah! Böyle bir hazırlığımız olmadı. Hemen portuçtan halat çıkarttık. Bir uçlarını volta edip, havuza girince diğer uçlarını görevlilere verdik. Tekneyi stabil tutup liftin kayışlarını taktılar.  Bizi indirip tekneyi karaya çıkarttılar.

Dalış ve mavi yolculuk teknelerinin altını hep temiz görmüştüm. İlk defa böyle bir tekne altı görüyorum. Sanki bütün deniz yaşamı bizim tekneyle birlikte karaya çıkmış.  Denizde biraz daha kalsa yapay resif olarak dalış bile yapılabilirmiş. Neyse ki hemen alt yıkama yapıldı ve Ekim, çekek yerinde bekleyen ablalarının yanına yerleştirildi. 

İlk karaya alma stresi sona ermişti. Biz de rahatladık. Şimdi aklımız muzipliğe çalışmaya başladı. Bugün 1 Nisan. Ne yapılır? Elbette şaka...  ;) Mücahit önce kendi annesini sonra benim annemi aradı. Açıklama aynı:

 “Anne merak etmeyin. Biz iyiyiz ama yanlışlıkla Yalova’ya gelmişiz. Buradan Kalamış’a geçeceğiz.”

Mücahit o kadar ciddi ki kimse Kalamış ile Yalova’yı nasıl karıştırırsınız diye şüphelenmiyor bile. Zaten tekneyi kendi başımıza Yeşilköy’den Kalamış’a götüreceğimizi öğrendiklerinden beri tedirginlerdi. Bu şaka da biraz ağır mı oldu acaba? ::) Neyse ki sağ salim vardığımızı öğrenince rahatladılar. Ama o anda, bugünkü deneyimimizin sadece bir başlangıç olduğunu, bundan sonra nice maceramızı takip edeceklerini, aradıklarında biz fırtınayla uğraşırken telefonlarımız cevap vermiyorsa, “ En azından telefonları çalıyor, batmamışlar.”  diye kendilerini teselli edeceklerini tahmin ettiler mi bilemem.  :)

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4998
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #24 : 06 Mart 2019, 13:35:09 »
 :)xx :)xx :)xx Tebrikler
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/

Çevrimdışı Murat Ayduk

  • *
  • İleti: 509
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #25 : 08 Mart 2019, 14:24:00 »
İlahi Mücahit Reis yaaa..  ;D

Yanlışlıkla Yalova..!!!  ;D  ;D

Teşekkürler güzel yazı için...  :)xx Keyifle okudum..

Çevrimiçi Ahmet Ilgaz

  • *
  • İleti: 125
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #26 : 10 Mart 2019, 10:44:32 »
Ne güzel yazmışsın, Ece.
Valla keyifle okudum  :)xx :)xx
We are like islands in the sea, separate on the surface but connected in the deep!

Çevrimdışı Ece Astunç Karabaş

  • *
  • İleti: 324
  • S/Y ANDROMEDA 1
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #27 : 11 Mart 2019, 21:34:38 »
GEMİ BAĞLARINDA DOLANIYORUM

Herhalde denizciliğin en zor sınavlarından birisidir acil durumda, bir de başımızda dikilmiş birileri varken izbarço yapmaya çalışmak.  Halat bir türlü dolanmaz ama elimiz ayağımıza dolanır.  ;)

ADF eğitiminde Gemici Bağları dersi için Poyraz’ın havuzluğunda oturduk. Hepimizin elinde halatlar. Tunç Hoca önce bağların düğümlerden farklı olarak kolay çözülebildiğini anlattı. Ardından ilk olarak kazık bağını gösterdi. Aaa ne kolay. Sonra çift kazık bağı… Gene bir zorluk yok. Ardından izbarço… Bu muymuş herkesin korktuğu meşhur izbarço? Sancak, kropi derken bir saatte bütün bağları öğrendik… Mi acaba?   ::)

Akşam eve gidince halat olmadığı için kalın bir ip buldum. Koltuğun koluna kazık bağını yapacağım. (O kadar eminim ki denemek değil doğrudan yapmaktan bahsediyorum. O ne özgüven o  :D ) Fakat nasıldı? O halat üstten mi geliyordu? Hayır, öbürünün altından geçir. Gene olmadı. Tamam, bu sefer oldu deyip halatın iki ucunu çekince halat koltuk koluna bağsız olarak asılı kaldı. Aklıma Kayahan’ın şarkısı geldi. “Ben nerede yanlış yaptım?”  ?0-?

Bunun üzerine çok iyi anladığım izbarçoya geçtim. İpin önce bir ucuna sonra diğer ucuna baktım. Sonra tekrar ilk ucuna baktım.  Bu şekilde ne kadar kaldım bilmiyorum ama beklediğim ilham bir türlü gelmiyor. Kazık bağında hiç olmazsa bir çabam vardı. İzbarçoda bu da yok.  Kendimi Excel dersinde gibi hissettim. Size arka arkaya işlemleri anlatırlar. Toplam almak, sıralamak, tablo yapmak, formül oluşturmak ne kadar kolaydır. Bir kerede hepsini anlarsınız. Ama iş uygulamaya gelince…

Evdeki iplerle bu işin olmayacağını anladım. Doğru düzgün bağ için halat gerekiyordu.  CNR fuarında gezerken bir halat üreticisi bize çalışmamız için iki metre halat hediye edince dünyalar benim oldu. Artık bağları öğrenmek için önümde hiçbir engel kalmamıştı. Bu halat ilk sponsorumuzdan (!) hatıra olarak teknede duruyor.

Lotus’un Seyir Defteri;  “Aynı gün iki farklı bağ öğrenilmez.” der. Ben bunu o gün anlamıştım ama sadece bana özel bir durum olmadığını bu sözü okuyunca öğrendim. Gerçekten kafa karıştırmadan, bir bağı kesin öğrendikten ve yeterince pratik yaptıktan sonra yeni bir bağlama şekli öğrenmek, bir yandan da eski öğrendiklerimi tekrar etmek benim için daha verimli oldu.  “Zor bağ yoktur az pratik vardır.”  Belki de biz kadınların erkeklere göre el sanatlarına yatkınlığı, ilgisi de daha fazla olduğu için böyle bir konuya rahatça konsantre olabiliyoruz. Halatlarla uğraşmak bana keyif de veriyor. Ayrıca bir teknenin halatlarının durumu da teknenin bir özeti gibi. Özenle roda edilmiş halatlar gördüğümde kaptanın titiz, teknenin bakımlı olduğunu düşünürüm.

Ocak ayındaki Göcek Rallisinin ilk gününde Mehmet Erem Reisimiz bize kasa dikişini yani halatın ucuna kalıcı kasa oluşturmak amacıyla yapılan dikişi anlattı (Merak edenler için http://lotusseyirdefteri.blogspot.com/p/halatlar-ve-kasa-dikisleri.html ) ve verdiği halatlarla bu şekilde bir kasa yapmamızı istedi. Sonuçta ortaya yamuk yumuk olsa da bir kasa çıkardım. Fakat burada itiraf edeyim ki o günden beri tekrar denemedim ve şu anda hiçbir şey hatırlamıyorum.   ;D

Geçen hafta CNR Fuarında beş kişi gezerken bir stantta satılan halatlardan birisinin ucunda izbarço bağı gördük. Hemen çözüp kendi usullerimizle nasıl yaptığımızı gösterdik. Anında bilgi alışverişi... Gerçi konu izbarço olunca gene aklımda tek kalan yöntem benim ilk öğrendiğim ve sürekli kullandığım oldu ama bu çalışma sanki soğuk kış günlerinin sonuna geldiğimizin; halatlarıyla, yelkenleriyle, usturmaçalarıyla özlediğimiz deniz hayatına çok yakın olduğumuzun habercisi gibiydi. :)

Sonuç olarak “Ah bu halatların gözü kör olsun” şarkısını söylememek için bol bol pratik yapmak şart. Üç kere deneyip öğrendim diye bırakınca meşhur türküyü söylemeye başlarız:

Gemi bağlarında dolanıyorum
Yitirdiğim izbarço yeteneğimi aman aranıyorum
Bir tek kropime güveniyorum
Gel otur yanıma, kazık bağını öğreteyim
Halat volta etmeyi bile bilmiyorsa
Ben o denizciyi neyleyim

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • Donatan Temsilcileri
  • *
  • İleti: 955
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #28 : 12 Mart 2019, 16:42:26 »
İsmini vermek istemeyen bir reisimiz benim aracılığımla  mesaj göndermiştir. Benim bu mesajla hiçbir alakam yoktur.

Ece Reisim,

Okurken Ben de mi Brütüsüm? hissiyatına kapıldım. Tekneyi A noktasından B noktasına götürebilmek çok zevkli duygu. Ama B noktasına sert havada yanaşması da  bağlanması da ayrı dertler. “Okullar olmasa maarif ne  rahat ederdi” diyen eğitim bakanımız gibi ben de “Bağlar olmasaydı, denizcilik ne rahattı” diyenlerdenim. Bağların bazılarını doğru biliyorum. Doğru bildiğim bazılarının isimlerini ise yanlış biliyorum. Bir de doğru bildiğim yanlış bağlar var ki, o konulara hiç girmek istemiyorum. Konuyu bağlamam gerekirse (istediğim bağdan başlayabilir miyim?)  Son sözüm, benim türküm de, “Bağlamışım çözülmüyor  Mihriban"

Saygılarımla

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4998
Ynt: Denizde Ne Öğrendim?
« Yanıtla #29 : 13 Mart 2019, 10:44:24 »
İsmini vermek istemeyen bir reisimiz benim aracılığımla  mesaj göndermiştir. Benim bu mesajla hiçbir alakam yoktur.

Ece Reisim,

Okurken Ben de mi Brütüsüm? hissiyatına kapıldım. Tekneyi A noktasından B noktasına götürebilmek çok zevkli duygu. Ama B noktasına sert havada yanaşması da  bağlanması da ayrı dertler. “Okullar olmasa maarif ne  rahat ederdi” diyen eğitim bakanımız gibi ben de “Bağlar olmasaydı, denizcilik ne rahattı” diyenlerdenim. Bağların bazılarını doğru biliyorum. Doğru bildiğim bazılarının isimlerini ise yanlış biliyorum. Bir de doğru bildiğim yanlış bağlar var ki, o konulara hiç girmek istemiyorum. Konuyu bağlamam gerekirse (istediğim bağdan başlayabilir miyim?)  Son sözüm, benim türküm de, “Bağlamışım çözülmüyor  Mihriban"

Saygılarımla


Çok kasmayın, bunların hepsi aslında bir "tüğmük", düğümde diyenler var aslında . ;D 
Şimdi bir çok kişinin " Olurmu öyle şey bağlar başka , düğümler başka. Bağ çözülür , düğüm çözülmez. Bağı denizci kullanır, düğümü balıkçılar "  gibi şeyleri akıllarından geçirdiğini tahmin ediyorum.  Yakın zamana kadar , yaptığım bağın adının izbarço olduğunu bilmiyordum. Diğerlerini hala karıştırırım, hangisi sancak bağıydı ilk sorduğunuzda hatırlamam. Ama tüm bağları ihtiyaca göre yapabilirim. Nasıl öğrendiğimi hatırlamıyorum. Muhtemelen balıkçılık yaptığım dönemlerde görerek öğrenmişim. Sadece nerede hangi bağı kullanmam gerektiğini iyi tahmin ediyorum. Birde bazılarını yanlış biliyormuşum. Çok zamandır üç kollu halat örgüsü yaparım geçenler de Dostumuz  Mehmet Erem  uyardı kollardan birini ters aldığımı.

S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"


https://sondenkkayikcisi.blogspot.com/