Gönderen Konu: Samos'u kaybetme üzerine  (Okunma sayısı 719 defa)

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 117
Samos'u kaybetme üzerine
« : 18 Ocak 2019, 17:01:18 »
Antik çağlardaki heyecanlı olaylar Samos'un tarihinde zevkle okunan bir geçmiş sunsa da, Osmanlı dönemi de en az eski zamanlar kadar hareketli ve ilgi çekici. Tabii ki bu dönem bizim azıcık üzüleceğimiz konuları içeriyor. Neticede adayı da, bu günkü komşu coğrafyayı da pisi pisine kaybetmişiz, elimizden almışlar. Üzülmemek elde değil. Tarafsız olmamız da imkansız, çünkü bizzat tarafız. Bu yazı bizi nerelere götürecek bilemem ama şundan eminim ki, okuyacağınız konunun ana fikri, gemilerin ve denizci millet olmanın önemidir.

Bir gemi... Sadece bir gemi!

Giritli Tahmişçizade Mehmet Macid aklıma geldikçe hala içim burkulur, gözlerim buğulanır. Okuyanlar hatırlar, Bir Ege Macerası’nda tanışmıştınız Tahmişçizadeyle. Giriti kaybettiğimiz günlerde oradaki tüm müslümanlar bir Osmanlı gemisi bekliyordu. Bir gemi... Sadece bir gemi. Fakat ne yazık ki gelen bir Yunan gemisiydi. Ne demişti Tahmişçizade: “Girit’te seller gibi Türk kanlarının akmasına ve neticede koca adanın elimizden çıkmasına yol açan en mühim sebep, şüphesiz, donanmasızlığımız olmuştur. Bizim fikrimizce, az çok hatırı sayılır Yunan donanmasından üstün bir deniz kuvvetine sahip olsa idik, Girit Adası, oradaki Rumların çoğunluğu teşkil etmesine rağmen, yine hiç olmazsa cihan harbine kadar hakimiyetimiz altında kalır, hatta belki de, Türklüğü Girit’teki faciadan daha büyük zulümlere maruz bırakan Balkan Harbi patlak vermez, vermiş olsa dahi o zaman öyle bir yenilgimizle neticelenmezdi.”

Tahmişçizade’nin satır aralarındaki çaresizce çırpınmaları yüzünden, adamcağızın kitabını bir defadan fazla okuyamadım, dayanamadım. Girit’i, Samos’u kaybettiğimiz zamanlardan çok önce aslında süreç başlamış. Balkanlar ve Ege’yi elimizden alma planları ilmek ilmek işlenmiş, uygulamaya konmuş. Yunanlılar tarafından mı? Yooo! Başta Rusya sonra İngiltere, Fransa, Avusturya, aklınıza bugün hangi “dost ülke” gelirse, hepsi tarafından!!!

Peki tarihimizde “Yunan İsyanı” olarak bilinen ve Yunanistan’ın bağımsızlığı ile sona eren, dolayısıyla Samos’u da elimizden alan bu süreç nasıl başladı? Biraz geriye gidelim. İstanbul’un fethine!

1453 İstanbul’un fethi!

Şimdi ne alakası var diyeceksiniz, farkındayım, fakat Yunanistan’ı bir kaç yüz yıl içinde bağımsızlığa götüren bu yol İstanbul’un fethiyle başlamıştır. Çünkü Fatih Sultan Mehmet fetihten sonra Ortodoks kilisesini ve cemaatini özel ve özerk bir yere koymuştur. Tarihte belki de görülmemiş bir hoşgörü ve ayrıcalık bu. Fener Rum Patrikhanesi bugün hala İstanbul’da ruhani bir merkez olarak faaliyet göstermekte, biliyorsunuz. Şimdiki yönetimindekiler kusura bakmasın ama Yunan isyanında çok büyük rol oynadıkları ve aktif destek verdikleri tarihi bir gerçek.

Bugünkü Yunan toprakları tarih boyunca Perslerden Araplara, Cenevizlilerden Bizanslılara  Selçukluya kadar bir çok devlet tarafından işgal edilmiş. Hatta Haçlı ordusunun Anadoluyu ve İstanbul’u yağmalaması ve ömrü kısa bir Latin devleti kurması sürecinde bir süre de haçlıların boyunduruğuna girmiş, iyi mi? Bu topraklar Doğu Roma İmparatorluğunun, yani Bizansın yıkılmasına dek yekpare bir “Yunanistan” çıkaramamış. Tabi komşumuz kendisini Bizans’ın devamı görmeye başladığından beri işler pek çetrefilli. Bizans onlara göre Helen! Fakat sanmam ki İstanbul’da yaşayan bal gibi Doğu Roma İmparatoru vatandaşı bir ortodoks kendini Helen saysın. İstanbul fethedildikten sonra düşlerde hep İstanbul onların, Batı Anadolu onların. Bu takıntı derecesindeki ülküye verdikleri isim de malumunuz Megali Idea!

Fatih, fetihten sonra kendini yeni Doğu Roma İmparatoru gördüğünden, milliyetçilikten ziyade dine dayalı bir devlet yönettiğinden ve tabii ki güçlü bir devlete hükmettiğinden sanırım sonra çıkabilecek milliyetçi ve ayrılıkçı isyanları hesaba katmadı ya da ihtimal vermedi. Milliyetçiliğin kavram olarak o dönemde tanımlanabildiğini bile sanmam. O yüzden Yunanlı dostlarımızın aşırı milliyetçi kanadının asırlardır sürdürdüğü bu sabırlı ve tutkulu “İdea”ları kendi içinde takdir bile edilebilir. Megali İdea’nın kapsadığı alanlar malumunuz bugünkü bağımsız Yunanistan, Ege Adaları, İstanbul, Karadeniz, Trakya hoyda hoyda hoyyyy... Biz de burada yaşıyoruz vre, kusurumuza bakmasınlar, biraz yavaş hayal kurunuz diyerek yazımıza devam edelim.

Osmanlı İmparatorluğu içinde Rumlar yönetim anlamında oldukça önemli görevlere gelmişler. Ticari hayatta da çok aktifler. İçlerinden büyük zenginler çıkarmışlar. Mahkemeleri ayrı; dini inançlar, evlilik, miras, cenazelerin defni ve sair her konuda serbestler. Patrik ve altındaki din adamları bizzat Fatih’in fermanıyla koruma altında. Tüm günlük hayat Rum adetlerine ve dini inançlarına göre düzenlenecek. İnsanın aklına “Oh ne rahat, birkaç yüz yıl böyle rahatça güç toplayayım, bir ara bunlar zayıflayınca da çıkarım ortaya” fikri gelmiyor mu? Patrikhanenin düşündüğü de tam bu bence. Kuşaktan kuşağa Megali İdea’yı diri tutmak.

Samos’un fethi ve boşaltılması !?!?!?!

İstanbul’un fethinden kısa bir süre sonra diğer adalar gibi Samos da Osmanlı hakimiyetine giriyor. Fakat o dönemde “bir adanın değerinin” farkında değiliz herhalde. Maksat sadece vergi almak olunca köklü bir değişim yapmıyoruz hiçbir yerde. Çok kötü bir anlayış. Sakız gibi burayı da vergi karşılığı Cenevizlilere teslim ediyoruz, iyi mi? Onlar da Samos’u boşaltıyorlar, tüm halkını Sakız ve çevresine götürüyorlar. Neredeyse yüz yıl boyunca ada boş kalıyor, okudukça muhtemelen siz de benim gibi deliriyorsunuzdur. Güzelim adada in cin top atıyor, yüz sene! Arkadaş fethettiğin yerde Osmanlı olarak ticarete giriş, üret, kendi halkını işin içine sok, kök sal orada. Yok. Ticareti ver gayrimüslümlere, sen vergi al, cenk eyle, müslüman halkı anca askere al, yeni yerler fethet, böyle devam et, iyi de, nereye kadar? Sanayi, makinalar, ticaret, bankalar, imalat, üretim herşeyi onlar yapsın, sen vergi al. Kaç yüz sene sürdürülebilir bir şey ki bu? Elbette ki bir millet anlayışı yok Osmanlının, kendi “milletine” iş imkanı düşünecek bir durumu, ileri görüşlülüğü de yok. Uzak diyarlara kaşif gönderme, sömürge yapma, ticaret vs gibi bir merak ve arayış da yok. Anadolu’yu “ana toprak” gibi de görmüyor tabii ki. İmparatorluğun her köşesi ana vatan. Hem fethettiklerimizi koruyacağız, hem de durursak düşeriz misali yeni ülkeler fethedeceğiz. O yüzden de en önemli şey doğal olarak askerlik. Bari onda teknolojiyi, çağdaşlığı bilimi erken getirseydik. Askerlik konusunda da geri geri gitmişiz. Donanmanın haline, yeniçerilerin haline bakın. İmparatorluk yangın yeri olmuş biz orduyu modernleştirmeye taa 1800 lerin başında girişmişiz. Geçmiş ola.

Samos’un sahibi kim?

Ada boş ve atıl durumdayken Kılıç Ali Paşa pek beğeniyor burayı. Avlaklarıyla ve ormanlarıyla meşhur Samos’u, sıkı durun, kendine mülk ediniyor. Dikkat buyurun Samos adasını kendi malı yapıyor. Tane tane bir daha yazalım: Samos... adasını... kendi.. mülkü... yapıyor!!!! Tabii ki Sultan’ın izniyle. Şu an yazıyı yazmayı bırakıp kendimi Kılıç Ali Paşa’nın yerine koydum. Tey tey teeeeey, düşünsenize Samos özel mülküm! Bi cigara tellendirdim müsaadenizle, koca ada benim, öyle “mıttar” tapusu da değil, resmi tapulu mapulu. İmar barışına girip bir de kaçak köy çıktım mıydı, değmeyin keyfime.

Biraz bu dönemden bahsedelim mi? Yani adanın Kılıç Ali Paşaya ait olduğu dönemden? Kılıç Ali paşadan, çapkınlıklarından, hem de Don Kişot’tan, Cervantes’ten filan? Hı? Yaaa renkli yazı diyordum da inanmıyordunuz, haydi buyurun renkli bir Kılıç ali Paşa portresine.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 117
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #1 : 18 Ocak 2019, 17:21:51 »
Ecdadımız Kılıç Ali Paşa!
Öncelikle hiç “ecdadımız” edebiyatına girmeyelim. “Koskoca Kılıç Ali Paşa’dan böyle hafif bahsedemezsin bre zındık!”çılar biraz alarga kalsın. Kılıç Ali Paşa sonuçta bir İtalyan! Burayı anladıysak devam edelim. Asıl ismi de Giovan Dionigi Galeni. Ecdad filan diyordunuz, ne oldu? Tamam sonradan müslüman olmuş filan ama “ecdadçılık” konusunu günümüzde bu kadar sığlaştırmanın bir alemi var mı? Yani bir dizi seyredip gaza gelip ecdadımız edebiyatının dibine vuran bir halka dönüşmenin alemi var mı diyorum. Televizyon önünde elinde tencere kapağı ve elektrikli süpürge sapıyla, kılıç kalkanmış misali Osmanlı dizisi seyreden var yahu. Kendisine “Rum” denmesini hakaret kabul eden adam, asıl Orhan Gazi’nin eşine hakaret etmiyor mu sizce? Kadıncağız Osmanlının ilk “yabancı gelin’i ve Rum. Sonrakileri haydi saymayalım şimdi. Neyse Kılıç Ali Paşa’ya dönelim tekrar.

Güney İtalya’lı bu zat, rivayete göre papaz olmak için gemiyle Napoli’ye giderken bizim “ecdad” korsanlar tarafından kaçırılıyor. Korsanın adı kaynaklara göre “Cezayirli” Ali Ahmet Reis. Cezayirli ecdad, neyse, ya sabır. Bir kısa bilgi de şu: Kılıç Ali Paşanın baba adı Abdülmennan ya da Abdullah olarak görünüyor. Hani adam hıristiyandı diyeceksiniz. İşte burada önemli bir tarihi gerçek giriyor işin içine. Mühtedi olanların baba adları ya Abdullah ya da Abdülmennan! Binlerce mühtedinin hepsinin baba adı Abdullah olabilir mi? O zamanki devlet geleneği kayda öyle geçiyor. Mühtedi ne mi? İhtida eden kişi, yani din değiştiren kişi! Dedik size, adam hıristiyan diye!

Bir diğer ilginç bilgi de şu: Kılıç Ali Paşa’ya ilk zamanlar Uluç Ali Paşa diyorlar. Uluç ismi de pek güzel gelirdi bana, taa ki anlamını öğrenene dek. Meğer Uluç ismi Kuzey Afrika’da “Arap olmayan kâfir ve dinsiz” anlamındaki “ılc” kelimesinden geliyormuş, iyi mi? Arşiv belgelerinde denizciler için “uluç ve müslüman sûretinde kâfirler” tabiri kullanılıyormuş.  Casusluk yapan hıristiyan denizcilerine verilen isimmiş. Vay anam vay.
Uluç Ali Kuzey Afrika sularından Adriyatik denizlerine kadar tüm Akdeniz’de zaferlerle dolu bir kariyere başlıyor. Osmanlı donanmasına gemileriyle katılıyor ve tarihimizin en acı yenilgilerinden birini tattığımız İnebahtı deniz savaşında yer alıyor. Haçlı donanmasına karşı pek fena bir yenilgi alıyoruz, binlerce levent şehit oluyor, 150 ye yakın gemimiz yok ediliyor. Bir tek Uluç Ali’nin kumandasındaki 30 civarı gemi, paşanın maharetli taktikleriyle kurtuluyor. İnebahtı’dan sonra Uluç Ali Paşa’nın ismi artık fermanlarda filan Kılıç Ali Paşa diye geçmeye başlıyor.

Neredeyse tüm donanmasını İnebahtı’da kaybeden Osmanlı’nın, bir kış içinde tekrar gemilerini inşa edip denizlere dönmesinde Paşa’nın büyük payı var. Hatta denizci mühendis kafasındaki bu adam, gemilerin kürek teknikleri ve donanımıyla ilgili yenilikler de icad ediyor ve uyguluyor. Akdeniz’i bir Türk gölü haline getirmekle kalmayıp, sıkı durun, Karadeniz’e de açılarak müthiş işlere imza atıyor. Şaşılacak tarafı da şu ki bu son başarılı işleri yetmişli yaşlarında yapıyor adam. İnebahtı’da filan genç bir kumandan gibi düşünebilirsiniz, yok, orada da yetmiş yaşında! Yani yaşlılık dönemi diyebileceğimiz dönemde Osmanlı’nın Kaptan-ı Derya’sı oluyor ve ölene dek bu görevi sürdürüyor.

Gelirlerine göz atacak olursak, ki zenginin malı züğürdün çenesini yorar, o konu da çok acaip. Parasal kısmında değilim, padişah tarafından Paşa’ya bağlanan bu gelirlerin kaynakları beni çok etkiliyor. Hazır mısınız? İpsara adasından toplanan gelir Paşa’ya bağlanıyor. Bugünkü Psara adası yani. Yetmedi, sadece bu ada değil, İşkatos, İşkopolos ve Çamlıca adalarının gelirleri de Paşa’ya bağlanıyor. Bugünün Skiathos, Skopelos adaları ve civarı yani.  Bu adalar dışında kendisine mülk olarak verilenler de var. Merkeb, Sarıcasu, Burgaz, Kuşcağız ve Çiçek adalarından oluşan Yurd adaları mesela. En kremasını da sona sakladım: Sisam adası yani Samos da hibe olarak ona verilmiş!!!!!! Dağılabiliriz arkadaşlar. Ağlamak isteyenler için üst katta yerimiz mevcut.

Samos Kılıç Ali Paşa’ya verilince, Paşa burada bir iskan hamlesine girişiyor. Bomboş bir adayı tekrar ayağa kaldırmak gerek. Memleketin çeşitli yerlerinden buraya insan getirtiyor. Muhtemelen bugünkü bazı köy isimleri o zaman konuyor. Urla’dan, Midilli’den, Pyrgos’tan hatta Arnavutluktan gelenler buraya yerleşiyor ve yeni yuvalarına geldikleri yerlerin isimlerini veriyorlar.
Samos ve İstanbul arasında sık sık bağlantı kuruyoruz ya hani. Bugünkü Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii ve çevresindeki çeşme, hamam vs. gibi yapıların giderleri, bakımları nereden karşılanmış tahmin edin. Evet. Sisam yani Samos adasından gelen gelirlerle! Hey gidi Samos, her yerde karşımıza çıkıyorsun.

Bu cami hikayesi de çok ilginç. Paşa böyle bir cami yaptırma isteğini bildirince rivayete göre padişah ya da Paşa’yı çekemeyenler demiş ki koskoca amiral madem, camiyi de deniz üzerinde yapsın! Hoyda bre! Fakat unuttukları bir şey var, Mimar Sinan henüz sağ efendim. 90 yaşında olsa da henüz Koca Sinan aslan gibi ayakta. Deniz doldurulur! Dolgu yapılan alana da o cami yapılır. Alın size koca denizci, koca Kaptan Paşa’nın camii. Hem de deniz üzerinde! Binanın en önemli özelliği Ayasofya’nın daha küçük ölçekte bir kopyası olması. İki binayı yanyana getirirseniz benzerliği göreceksiniz. Eski mesleğim mühendislik açısından olaya bakarsak, dolgu alana bina yapmanın ne kadar sakat bir iş olduğundan hareketle derim ki, 600 senedir o bina orada nasıl depremlere, zemin hareketlerine göğüs gerip dimdik ayakta kaldı, inanılmaz bir dehasın sen Koca Sinan.
O kadar görkemli ve başarılı bir hayat süren Kılıç Ali Paşa’nın küçük bir kötü alışkanlığı var. Şimdi arkasından dedikodu yapar gibi olacağız ama günahı Murat Bardakçı’nın boynuna. Seneler önce Bardakçı gazetedeki köşesinde Paşa’nın hanımlara nasıl düşkün olduğunu yazmıştı. İnternette yazıyı bulabilirsiniz. Hatta son nefesini sazlı sözlü çapkınca maceralı bir gecenin sonunda verdiğini yazıyor. Denizci adam çapkın olur derler de 87 yaşında hala ortamlarda olmasına diyecek tek söz var, bravo kudretli Paşa’ya.

Vefatından sonra miras kalacak bir çocuğu olmadığından tüm mal, mülk ve o zamana göre rekor bir nakit servet, devlete kalıyor. Doksan seneye yaklaşan ve hayal gibi başarılarla dolu bir ömür sona eriyor. Samos’un da olsa yine ölüyorsun Paşa. Ömür dediğin yalan işte...
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Mehmet Atay

  • *
  • İleti: 714
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #2 : 18 Ocak 2019, 18:19:05 »
Çeto beee....
Ne mutlu seni tanıma ve okuma şansına sahibiz.
SARIYAZ  Turgut / Marmaris

Çevrimdışı Kemal Gündüz

  • *
  • İleti: 642
  • Selamlar
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #3 : 18 Ocak 2019, 19:35:25 »
Çok güzel bir yazı


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

Çevrimdışı Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 3892
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #4 : 19 Ocak 2019, 00:28:00 »
Çok teşekkür ederim bu paylaşım için. Yazıyı sabah gördüm, ilk iki paragrafını okudum ve hemen durdum. Bunu akşam sağlam kafayla okumalıyım diye gece yarısına sakladım. İyiki de öyle yapmışım. Çok güzel bilgiler, çok sağolun. Bu arada Kılıç ali Paşa Camisine nadir de olsa uğrarım. Kıblesi denize bakan çok sıradışı camilerden biridir. Farklı bir havası vardır.

Ayrıca yeri gelmişken söyleyeyim, facebook da gözüme çarpmıştı denize özlemi duyanları denizle buluşturmanızı gördüm, çok takdir ediyorum, varolun
"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 117
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #5 : 19 Ocak 2019, 01:19:24 »
Çok teşekkür ederim bu paylaşım için. Yazıyı sabah gördüm, ilk iki paragrafını okudum ve hemen durdum. Bunu akşam sağlam kafayla okumalıyım diye gece yarısına sakladım. İyiki de öyle yapmışım. Çok güzel bilgiler, çok sağolun. Bu arada Kılıç ali Paşa Camisine nadir de olsa uğrarım. Kıblesi denize bakan çok sıradışı camilerden biridir. Farklı bir havası vardır.

Ayrıca yeri gelmişken söyleyeyim, facebook da gözüme çarpmıştı denize özlemi duyanları denizle buluşturmanızı gördüm, çok takdir ediyorum, varolun
Ahmet hocam asıl ben teşekkür ederim, zaman ayırıp okumuşsunuz.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3584
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #6 : 19 Ocak 2019, 07:06:42 »
Foruma bak, yazar kaynıyor. Çetin hocam, ellerinize sağlık.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Zafer Dedeoğlu

  • *
  • İleti: 325
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #7 : 19 Ocak 2019, 08:37:35 »
Kalemine, yüreğine sağlık Çetin kaptanım :)xx :)xx :)xx

Çevrimdışı Çetin Güner

  • *
  • İleti: 66
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #8 : 19 Ocak 2019, 08:39:16 »
Vallahi çok güzeldi, teşekkürler :)

Çevrimdışı Alp Çolakoğlu

  • *
  • İleti: 6
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #9 : 21 Ocak 2019, 12:01:57 »
Çok teşekkürler,şaşırtıcı ve bir o kadar da ilginç bilgiler.

Çevrimdışı Mehmet Erem

  • *
  • İleti: 135
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #10 : 21 Ocak 2019, 12:02:25 »
Çetin eline sağlık...
Cervantes ile ilgili kısmı merakla bekliyorum

Çevrimdışı Deniz Akaltan

  • *
  • İleti: 195
  • Viya böyle!
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #11 : 21 Ocak 2019, 14:35:32 »
Bence de iyi ki varsın Çeto Kaptan..!

Bu forum kurulurken de çok farklıydı ancak sabah sabah Doğan Hocam'ın başlığı ve bu başlık arka arkaya geldi... Muhteşem, ellerinize sağlık. Çok teşekkürler.
Yolu denizden geçen herkesle, elbet, bir gün, bir yerde buluşuruz!

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 117
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #12 : 21 Ocak 2019, 18:11:26 »
Sağolun arkadaşlar. Gözleriniz de sağolsun :) Heybemdeki yazıları sık sık paylaşacağım, sıkılmazsanız. Yoğunluktan girmiyordum pek foruma, ayıp etmişim, arayı kapatmam lazım. Tekrar teşekkürler.
Yaşayıp gidiyoruz.

Çevrimdışı Çetin Kent

  • *
  • İleti: 117
Ynt: Samos'u kaybetme üzerine
« Yanıtla #13 : 11 Şubat 2019, 03:26:37 »
"Sonuçta, donanma Konstantinopolis'e muzaffer döndü ve birkaç ay sonra, sahibim Uluç Ali öldü. Kendisine Kel Uluç Ali derlerdi, kel dönme anlamında; gerçekten de keldi. Türkler'de, sahip oldukları kusur veya meziyetlere göre isim takmak âdettir. Çünkü onlarda Osmanlı hanedanından gelen sadece dört soyadı vardır; diğerleri, dediğim gibi bedensel kusurlarına veya ruhsal meziyetlerine göre isimlendirilirler. Bu Kel de, padişahın esiri olarak on dört yıl kürek çekmişti; otuz dört yaşından sonra, kürek çekerken, bir Türk'ün kendisine tokat atması üzerine sinirlenip, intikam alabilmek için dinini değiştirmişti. O kadar cesurdu ki, padişahın çoğu gözdesinin başvurduğu ahlâksızca yollara başvurmadan Cezayir beylerbeyi olmuş, sonra da hükümdarlığın en yüksek rütbelerinin üçüncüsü olan kaptanıderyalığa getirilmişti. Aslen Calabria'lıydı, ahlâklı ve iyi bir adamdı, esirlerine çok insanca davranırdı. Öldükten sonra, geriye kalan üç bin esiri, vasiyetnamesine uygun şekilde, her ölenin mirasçısı kabul edilen ve ölenin diğer çocuklarıyla birlikte mirası paylaşan padişahla dönmeleri arasında paylaştırıldı.“

Sevgili dostlar, yukarıdaki satırlar yüzlerce yıllık bir romanda yer alır. Hepimizin bildiği, dünyanın en ünlü, en kıymetli romanında: Don Kişot. Ölümsüz yazar Cervantes’in müthiş kitabı.

Son beş on yıldır ülkemizde çok güzel bir hikaye dolaşmaya başladı. Kılıç Ali Paşa zamanında, Don Kişot’un ünlü yazarı Cervantes’in Osmanlı’ya esir düştüğü ve Paşa’nın İstanbul’da yaptırdığı caminin inşaatında esir olarak çalıştırıldığına dair. Sahiden de güzel bir hikaye. Fakat sonra sonra bu öykünün, en azından bir kısmının, uydurma olduğuyla ilgili yazılar da yayınlandı. Ne kadarı uydurma ne kadarı gerçek fark etmez, tarihçi değiliz neticede. Fakat güzel öyküler peşinde bir acemi olarak dergi sayfalarına not düşelim. Cami yapılırken tutulan defterlerde Cervantes’in adının geçtiğini iddia eden merhum bir araştırmacı var. Kendisi bunu ortaya atmış ama Cervantes’in hayatında böyle bir rastgelme, yani İstanbul’da bulunma yok diyorlar. Romandan alıntıladığımız yukarıdaki satırlarda Cervantes bu esirlik durumundan bahsetse de gerçek mi kurgu mu bilemiyoruz.
O zamanlar Samos’un sahibi olan Kılıç Ali Paşa’nın Don Kişot romanında isminin geçmesi bile çok güzel bir hoşluk. Sizlerle paylaşmak istedim.
Yaşayıp gidiyoruz.