Gönderen Konu: SAMANYOLU (ve ötesi)  (Okunma sayısı 490 defa)

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 536
SAMANYOLU (ve ötesi)
« : 09 Eylül 2019, 12:20:10 »


Karanlık bir gecede sırt üstü uzanıp gökyüzüne baktığımızda yıldızların çokluğu ve bunun verdiği “derinlik hissi” bizi ürpertir. Kainatın ne kadar büyük olduğunu düşünürüz. Oysa bu görüntü aldatıcıdır. Kainat o “hissettiğimizden” çok ama çok daha büyüktür. Zira gece gözümüzle görebildiğimiz her yıldız, her bulutsu, kısacası her şey samanyolu ismini verdiğimiz yerel “komşuluğun” içinden gelmektedir. Bu yerel komşuluğa astronomide galaksi ismi verilir.

Bir önceki paragraf biraz tuhaf gelebilir çünkü samanyolu deyince aklımıza gökyüzünde genelde kuzey güney doğrultusunda gördüğümüz o soluk bulutumsu, dumansı yol gelir. İngilizcesi “Milky way”dir. Sütlü yol… Eee ? Bu yolun dışında da bir sürü yıldız görüyoruz, onlar nasıl Samanyolu’nun içinde oluyorlar? Bu soruyu cevaplamak için bir galaksinin şeklini şemalini bilmek gerekir.



Galaksilerin çoğu disk şeklinde ve yassıdırlar. Ayrıca spiral kolları vardır. Samanyolumuz da bu tip bir galaksidir ve güneş sistemimiz o spiral kolların birinin içerisinde yer alır. Gece gökyüzüne baktığımız zaman galaksi diski düzlemi doğrultusunda baktığımızda o ışıklı yolu görmemizin sebebi budur. Bu çok özel bir istikamettir, disk düzlemidir… Diğer istikametlere baktığımızda da yine bize nispeten yakın hepsi de galaksimizin içindeki yıldızları görürüz. Çıplak gözle görebildiğimiz en parlak yıldızlar aşağı yukarı 2000 ışık yılı yarıçapı içerisinde ve galaksimizin bize yakın olan köşesindeki komşularımızdır.

Oysa Samanyolu diskinin bir uçtan bir uca büyüklüğü 100.000 ışık yılı kadardır. Galaksimizin içerisindeki diğer köşeleri merak edersek dürbünümüzü işte o dumanımsı yola çevirmemiz gerekir. Burada artık yıldızlar ayrı ayrı görünemeyecek kadar uzak ve küçüktürler ve bir araya gelmiş kümeleri bir bulut gibi hayal meyal seçebiliriz. (Tiryaki Reis’in takıntılı olduğu yedi kandilli süreyya (Ülker) da bunlardan birisidir.  ;) 400 ışık yıllık mesafededir.)



Ve bütün bunlar tek kelimeyle enfestirler. Hiç mübalağasız söylüyorum düşünen bir insanın hayatı boyunca yaşayabileceği en tatmin edici tecrübelerden biri eline bir dürbün alıp samanyolu boyunca gezinmektir. Çıplak göze bulut gibi görünen bir sürü kümenin esasında minik minik yıldızlardan oluştuğunu görürsünüz. Özellikle dürbününüzü güneye doğru kaydırdığınızda (daha spesifik olarak eğer biliyorsanız Yay ile Akrebin bulunduğu kısma) çeneniz şaşkınlıktan düşecek gibi olur. Burası galaksi diskinin merkezinin olduğu yöndür ve yıldız kümeleri acaip derecede yoğundur. Rivayet odur ki Galileo Galilei dürbününü ilk defa bu bölgeye çevirdiğinde cennete (heavens) ışınlandığını zannetmiştir. İngilizce’de gökyüzü için heavens kelimesi hala daha kullanılır. Hangisi hangisinden türemiştir muammamdır…



Samanyolu’ndan biraz bahssettik, ötesini sonraya bırakalım… Orada işler iyice karışacak...
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Hasan Toparlak

  • *
  • İleti: 946
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #1 : 09 Eylül 2019, 14:29:00 »
Doğan Hocam bi dur yahu. Biz daha dünya düz mü yuvarlak mı oradaydık.


Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4499
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #2 : 09 Eylül 2019, 15:13:04 »
Sıcak Eylül gecelerinde ,  uzatma kayığında beklerken , baş üstüne sırtüstü uzanırdım. İki kolumu başımın altına alarak ellerimle yastık yapar gökyüzünü seyrederdim. O zamanlar şimdiki gibi vızır vızır uçak geçmezdi. Şimdi ismini öğrendiğim "sütlü yol" u  incelerdim. Çoğu kez onlara bakarak uyuya kalmışlığım vardır. Uzun süre bakınca hipnoz gibi bir etkisi var sanırım.  Doğup büyüdüğüm evde de yatakların hepsini baş uçları pencere tarafına bakardı. Müstakil ev olup , uçurum gibi yokuşun tepesinde olunca deniz tarafı pencerelerde perdeler hep açık olurdu.  Yatağımızdan baktığımızda gökyüzünün bu halini  izleyerek uyurduk. Basket potasını lisede görsek te , ne güzel şeymiş be küçük sahil  kasabasında doğup büyümek.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 536
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #3 : 10 Eylül 2019, 16:27:46 »
İlk mesajımda gece gökyüzünde çıplak gözle gördüğümüz herşey Samanyolu'nun içinden gelmektedir demiştim. Bunun küçük bir istisnası var esasında. Gerçekten karanlık bir gecede gözünüzü iyi alıştırıp nereye bakacağınızı bilirseniz komşu galaksi Andromeda'yı çıplak gözle de görmek mümkündür. Gökyüzünde kapladığı yer hiç de küçük değildir, hatta aydan ve güneşten bile büyüktür ! Ama çok sönüktür. Farzı muhal eğer ay kadar parlak olsa idi onu aşağıdaki gibi görecektik.



İşte bu yüzden dürbün veya teleskobun büyütme gücü değil de çapı (yani ışık toplama kapasistesi) en önemli özelliğidir. Amatör bir teleskopla veya dürbünle bakıldığında Andromeda şu şekilde görülür:



Ortadaki çekirdek kısmının parlaklığı insan gözünün görme limitleri içindedir. Andromedaya baktığınızda gördüğünüz ışık yola çıktığında dünya üzerinde insanımsı primatlar yeni yeni ortaya çıkıyordu. 2,5 milyon yıl önceydi !

Daha da ötede neler var? Hubble uzay teleskobu sayesinde bu soruyu cevaplayabildiğimiz kadarıyla: hangi yöne bakarsanız bakın, milyarlarca galaksi ve bunların oluşturduğu gruplar neredeyse homojen olarak serpilmiş durumda. Kainatın dokusu aşağıdaki gibi birşey.



Bu inanılmaz görüntü gökyüzünde rastgele bir noktaya dönüp bir derecenin kesrinin kesrinin kesrine kadar yakınlaştırdığınızda ve yeterli ışık topladığınızda ortaya çıkıyor. Resimdeki her ayrık detay, hatta her bir nokta ayrı bir galaksi !

Evrenin geçmişine dair ne öğrendiysek bu galaksiler sayesinde öğrendik. Büyük patlama dediğimiz kuramı ortaya koyabildik çünkü hangi yöne bakarsak bakalım bunların bizden (ve birbirlerinden) uzaklaştığını ölçtük.

Galaksiler bize bildiklerimiz kadar bilmediklerimizi de öğretti. Bugün fizikteki en önemli çözülemeyen problemlerın başında karanlık madde ve karanlık enerji dediğimiz meseleler geliyor. Bunların ikisini de galaksileri inceleyerek "keşfettik". Yani cahilliğimizi keşfettik...

Şöyle ki; bir galaksiye odaklanıp dönme hızını ölçtüğümüzde gördüğümüz şekli itibarıyla beklenenden farklı şekilde döndüğü ölçüldü. Demek ki göremediğimiz ve sıradan maddeye benzemeyen bir bulutla kaplı bunlar diye düşünüldü ve buna "karanlık madde" ismi verildi.

Öte yandan uzaktaki galaksiler ile yakındaki galaksilerin uzaklaşma hızları mukayese edildiğinde kainatın genişlemesinin şaşırtıcı bir biçimde giderek hızlandığı (!!!) anlaşıldı. Zerre kadar fikrimiz olmayan bu fenomenin müsebbibi olarak da "karanlık enerji" diye olgu ortaya atıldı.

En iyi teoriler bu karanlık madde ve enerjinin kainatın %96'sını teşkil ettiğini söylüyor. Yani görebildiklerimiz bilebildiklerimiz sadece % 4'ten ibaret. (Böyle bir popüler bilim kitabı da var: "evrenin yüzde dördü" isminde)

Bakmayın böyle karanlık madde, karanlık enerji gibi fiyakalı isimler konulduğuna, dünyanın araştırma parasını ve mesaisini harcadığınız zaman bilmediğiniz, zerre kadar fikrinizin olmadığı şeyleri keşfettiğinizde onlara bile isim koymak zorunda kalıyorsunuz.  :)

Kısacası bilmiyoruz... Dürüstlükle bunu itiraf etmek lazım.

Kozmolojimiz hala büyük bir sır.

İşin çok daha dramatik bir boyutu daha var! Eğer evren şimdiki gibi hızlanarak genişlemeyi sürdürürse şimdi görebildiğimiz galaksiler teker teker görüş alanımızdan çıkmaya başlayacak. Görüş alanından çıkacak derken ışığın dahi varamayacağı bir mesafenin, bir tür "ufkun" ardında kalacak. (Bu ne anlaması ne de anlatması kolay bir mesele ama matematik böyle olduğunu söylüyor. Ben anladığımı iyi anlatan bir adamımdır, kendim anlayamadığımdan dolayı anlatamıyorum diye de düşünebilirsiniz :) ) Öyle ki bundan 150 milyar yıl sonra yeryüzü veya benzer bir gezegende evrimleşmiş ve akıllı bir yaşam türü için kozmoloji artık mümkün olmayacak! Onlar sadece Samanyolu galaksisinin içindekileri görebilecekler ve büyük patlamanın bütün delillerinden mahrum kalacaklar !

Bu o kadar ürpertici bir düşünce ki meşhur astrofizikçi Neil De Grasse Tyson aşağıdaki videoda bir fikir beni geceleri uyutmuyor diyor: Ya belki de geçmişte olan ve gizemi çözebileceğimiz bir delil de benzer bir "ufkun" ardında kaldıysa ! ! !

"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Özgür Ökten

  • *
  • İleti: 926
    • AÇIK DENİZ AKADEMİ
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #4 : 10 Eylül 2019, 17:06:25 »
off beyin yakan muhteşem konulara geldik! :D

ışığın bile evrenin genişleme hızına yetişemeyeceği eşik hız gibi bir durum var yani.
peki o zaman bu "kuantum dolanıklık" denilen şey mi bu ufkun ötesini bize gösterecek acaba?
><(((º>

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 536
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #5 : 10 Eylül 2019, 17:15:19 »
off beyin yakan muhteşem konulara geldik! :D

ışığın bile evrenin genişleme hızına yetişemeyeceği eşik hız gibi bir durum var yani.
peki o zaman bu "kuantum dolanıklık" denilen şey mi bu ufkun ötesini bize gösterecek acaba?

Çok güzel düşünce ama maalesef bu da mümkün değil yine bildiğimiz kadarıyla :(
 
Kuantum enformasyon kuramında haberleşememe teoremi (no-communication theorem) diye birşey var. Dolanıklık anahtar dağıtım gibi problemlerde işe yarıyor o da sadece random number generation için. Anlamlı bilgiyi yine klasik kanaldan yollamanız gerekiyor...
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimiçi Serdar Çırak

  • *
  • İleti: 266
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #6 : 10 Eylül 2019, 21:02:10 »
Andromeda gözükseymiş müthiş olurmuş..kesin onun üzerine de şarkılar yapılırdı..

Deniz ve andro.. 🎶 sordular seni neredesin..:)

Çevrimiçi Hakan Tiryaki

  • *
  • İleti: 1956
  • Hayat suda başladı...
    • Denizci Kahvesi
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #7 : 10 Eylül 2019, 23:39:46 »
Ekim ayını kayığımda geçirmeyi umuyorum. Her gece egzersiz yapacağım. Çocukluğumdan beri bu denli ilgimi çekmemişti gökyüzü. Teşekkürler...

SM-N9000Q cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

"Clouds and winds and oceans I choose my fate to be...  Whom the sea has taken Never shall be free."

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 813
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #8 : 11 Eylül 2019, 00:06:44 »
Yine çok güzel bir konu ve değerli bilgiler için teşekkürler.

Andromeda ve  Samanyolu Galaksilerinin dört milyar yıl sonra çarpışıp birleşecekleri öngörülüyor. Bu çarpışma olduğunda bizim yıldızımız olan Güneş, son demlerini yaşarken ve Dünyamızda hayat çoktan bitmiş  olacak.

Andromeda galaksisine ismini veren Yunan mitolojisi figürü olan Etiyopya prensesi, güzelliği dillere destan olan ama biraz pasif bir karakterdi. Andromeda'nın zor seçilen ama olağan üstü güzellikte bir galaksi olması belki bu ismi almasına neden olmuştur. Ayrıca Andromeda ile ilgili şarkı olmadığından emin misiniz?  :D


Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 536
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #9 : 11 Eylül 2019, 00:42:12 »
Andromeda'yı bulmanın iki yöntemi var. 1. si aşağıdaki videoda gösterilmiş:


Ikincisi çok daha pratik: Mücahit veya Ece Reis'e sormak  :)
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Cem Gür

  • *
  • İleti: 1314
    • Classicboats Turkiye
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #10 : 11 Eylül 2019, 22:14:51 »

Ben, neden gökyüzüne, yıldızların sonsuzluğuna dalıp gittiğimde kafamın içinde kâh bir senfonik orkestra, kâh sûfi müzik, kâh okyanus derinliklerinden gelen balina şarkıları  duyarım ?

Neden kaybettiğim, şimdi çoktan toprağa karışmış Simba'mın gülen yüzünü anımsarım ?

Neden o sonsuz gökyüzüne baktığımda, karanlık denizlerde sadece yıldızlarla  yolculuğu özlerim ?
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3832
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #11 : 12 Eylül 2019, 10:52:00 »

Ben, neden gökyüzüne, yıldızların sonsuzluğuna dalıp gittiğimde kafamın içinde kâh bir senfonik orkestra, kâh sûfi müzik, kâh okyanus derinliklerinden gelen balina şarkıları  duyarım ?

Neden kaybettiğim, şimdi çoktan toprağa karışmış Simba'mın gülen yüzünü anımsarım ?

Neden o sonsuz gökyüzüne baktığımda, karanlık denizlerde sadece yıldızlarla  yolculuğu özlerim ?

"(...) o özne ki, kendi içindeki devasa ahlak yasasına yıldızlı gökyüzüne bakar gibi çaresizce bakmaktadır ve zaten yasa da o gökyüzünün zayıf bir taklidinden ibarettir" der Adorno. Her birimiz için bir şekilde, böyle oluyordur, gökyüzüne baktığımızda, dalıp gittiğimizde, hiç farkına varamadan kendi içimize döneriz. Nihayetinde, yıldız tozuyuz.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 536
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #12 : 12 Eylül 2019, 11:07:44 »

Ben, neden gökyüzüne, yıldızların sonsuzluğuna dalıp gittiğimde kafamın içinde kâh bir senfonik orkestra, kâh sûfi müzik, kâh okyanus derinliklerinden gelen balina şarkıları  duyarım ?

Neden kaybettiğim, şimdi çoktan toprağa karışmış Simba'mın gülen yüzünü anımsarım ?

Neden o sonsuz gökyüzüne baktığımda, karanlık denizlerde sadece yıldızlarla  yolculuğu özlerim ?

"(...) o özne ki, kendi içindeki devasa ahlak yasasına yıldızlı gökyüzüne bakar gibi çaresizce bakmaktadır ve zaten yasa da o gökyüzünün zayıf bir taklidinden ibarettir" der Adorno. Her birimiz için bir şekilde, böyle oluyordur, gökyüzüne baktığımızda, dalıp gittiğimizde, hiç farkına varamadan kendi içimize döneriz. Nihayetinde, yıldız tozuyuz.

Bu mealde birşeyler karalamaya çalışacaktım da vazgeçtim, iyi ki vazgeçmişim, daha güzel ifade edemezdim çünkü...
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #13 : 12 Eylül 2019, 11:26:55 »
"Ben, neden gökyüzüne, yıldızların sonsuzluğuna dalıp gittiğimde kafamın içinde kâh bir senfonik orkestra, kâh sûfi müzik, kâh okyanus derinliklerinden gelen balina şarkıları  duyarım ?
Neden kaybettiğim, şimdi çoktan toprağa karışmış Simba'mın gülen yüzünü anımsarım ?
Neden o sonsuz gökyüzüne baktığımda, karanlık denizlerde sadece yıldızlarla  yolculuğu özlerim ?"


(BUNLAR -aşağıda yazdıklarım- konudışı)

Sorularımız neden çoğalır?

Bundaki etkenlerden biri de yanıtlardan uzak durmak veya yanıtların ağırlığı olabilir mi?

Yanıtsız soruları daha mı çok seviyoruz?

Soru daha kapsamlı ama kısa bir özet yerine geçer mi?

Neden; sonsuz gökyüzüne, denizin uçsuz bucaksız ufuklarına, karanlık, dipsiz bir kuyuya bakarken artan ve yoğunlaşan -katılaşma anlamında-, sorularımızın, boş bir duvarın önündeki sorulardan daha derin olduğunu düşünürüz?

Sorular yolu uzatıp karmaşıklaştırmaz mı?

Soru mu, yanıt mı? Aradaki süreç?

Sorusuz, sualsiz olan nedir?

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3832
Ynt: SAMANYOLU (ve ötesi)
« Yanıtla #14 : 12 Eylül 2019, 13:23:58 »
"Ben, neden gökyüzüne, yıldızların sonsuzluğuna dalıp gittiğimde kafamın içinde kâh bir senfonik orkestra, kâh sûfi müzik, kâh okyanus derinliklerinden gelen balina şarkıları  duyarım ?
Neden kaybettiğim, şimdi çoktan toprağa karışmış Simba'mın gülen yüzünü anımsarım ?
Neden o sonsuz gökyüzüne baktığımda, karanlık denizlerde sadece yıldızlarla  yolculuğu özlerim ?"


(BUNLAR -aşağıda yazdıklarım- konudışı)

Sorularımız neden çoğalır?

........

Soru mu, yanıt mı? Aradaki süreç?



Çünkü "soruşturma, düşünme eyleminin dindarlığıdır"
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.