Gönderen Konu: Ebabil'in Lodosu  (Okunma sayısı 2254 defa)

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 813
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #15 : 04 Eylül 2019, 18:23:23 »
Seyir anılarının içinde denizle kesişmiş insan hikayeleri... Arka planda zaman zaman huzurun zaman zaman telaşın ritimleriyle kürek sesleri... Cem Abinin sık kullandığı gibi; dadından yinmez bir yazı dizisi oluyor.

Çevrimdışı Cem Gür

  • *
  • İleti: 1314
    • Classicboats Turkiye
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #16 : 04 Eylül 2019, 21:46:07 »
Her türlü seyir anılarını seviyorum. Her şeyden önce seyir anıları, içten, duygu yüklü, insanı, denizdedi insanı, denizle ilişkisini duru, dupduru anlatıyor. Onun için de gerçekten dadından yinmez oluyorlar.  :)xx :)xx :)xx
“İçinde ütopya olmayan bir dünya haritasına bakmaya bile değmez… İlerleme dediğin, ütopyaların gerçekleşmesidir” diyordu Oscar Wilde.

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #17 : 05 Eylül 2019, 14:12:59 »
Günü nasıl geçireceğimiz konusunda kısa bir süre sohbet ettikten sonra Cemil plaja yerleşip şemsiyenin altında kestirmeye başlıyor. Bense bitkin olmama rağmen uyuyamıyorum. Bunun üzerine Türkbükü'nü biraz gezeyim diyorum.

Aslında buna gezmek demek ne kadar doğru bilemiyorum. Marketlere uğrayıp ufak tefek yolluk alacağım.

Tam yürümeye başlamışken plajın çıkışındaki belediye "çabuk gıda ve içecek" tesislerindeki dondurmacı gözüme çarpıyor. Dondurmayı öyle aman aman arayan biri değilim. Buna rağmen canım çekiyor. Sipariş veriyorum. Biraz yedikten sonra kendimi daha iyi hissediyorum. Bravo! Mideye düzgün bir şey sokmadan dondurmaya giriştim!

Düşünüyorum : Gerçekten dondurmayı ben mi istedim? Yoksa bu bana kapitalist sistemin bir dayatması mı?

Tam kahkahayı basacakken kendimi zor tutuyorum. Günlük yaşantımızın neredeyse tamamı bu sistemin eseri. Boş versene düşünmeyi. Türkbükü gibi bir yerdesin. Derin düşüncelere her zaman dalabilirsin. Ama burası yeri değil.

Dondurmayı afiyetle bitirdikten sonra kapitalin diğer güzellikleriyle sevişmek  üzere kalkıp yürümeye başlıyorum.

"İyi günler. En yakın market nerede acaba?" Bu sorumu özellikle gerçek bir insana soruyorum, sanal uygulamaya değil... Hani şu gözle görülüp elle tutulabilenlerden...
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimiçi Eyüp Oğan

  • *
  • İleti: 527
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #18 : 05 Eylül 2019, 14:29:28 »

Tam yürümeye başlamışken plajın çıkışındaki belediye "çabuk gıda ve içecek" tesislerindeki dondurmacı gözüme çarpıyor. Dondurmayı öyle aman aman arayan biri değilim. Buna rağmen canım çekiyor. Sipariş veriyorum. Biraz yedikten sonra kendimi daha iyi hissediyorum. Bravo! Mideye düzgün bir şey sokmadan dondurmaya giriştim!

Düşünüyorum : Gerçekten dondurmayı ben mi istedim? Yoksa bu bana kapitalist sistemin bir dayatması mı?


Enes hocam, bir sakınca yok, Dondurma bence oldukça sağlıklı bir gıdadır..
Elbette yapım ve saklama aşamalarında kontamine olma risklerine karşı uygun davranıldıysa..

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #19 : 05 Eylül 2019, 15:37:25 »
Aldığım yol tarifi üzerine dondurmacıyı sağımda bırakıp elli metre kadar yürüdükten sonra sağımda  taksi durağını bırakıyor, hemen sonraki köprüyü geçince sağa dönüp yürüdükten biraz sonra ilk soldaki yola sapıp köşedeki marketi buluyorum. Zaten orada solda ikinci bir yol yok.

Gerekli ürün ve fiyat kontrollerini yaptıktan sonra ikinci markete gitmek üzere dışarı çıkıp sola dönüyorum. Yaklaşık yüz metre yürüyüp sola dik dönen yolu izliyorum. Kıvrılarak giden yolu takip edince iki yüz elli - üç yüz metre ileride sonra sağdaki markete giriyorum.

Gerekli kontrolleri yine yaptıktan sonra alışverişe başlıyorum. O marketteki işim bittikten sonra ilkine geri dönüp alışverişi tamamlıyorum.

Yaptığım alışverişin toplam tutarı yirmi lirayı  evet -.Yalnızyirmitürklirası.- geçmiyor.

Peki bu kadar tantana yirmi lira için miydi? Evet. Karşılığı ne oldu? Annemi yad etmiş oldum. Genel anlayışa göre hayatta değil ama benim bakış açıma göre bıraktığı yaşam şeklinin bir kısmı bizle birlikte devam ettiğinden o hala yaşıyor. Rahmetliyle ben daha okula başlamamışken her çarşamba Akçay'dan Edremit'e gider, pazarı baştan aşağı gezerdik. Tabii o zamanlar benim için bu bir gezi değil, ızdıraptı. Akşam alacakaranlığı geldiğinde annem beğendiği sebze meyveyi seçerek alır, alırken bir de pazarlık yapardı. O zamanlar ızdırap olarak görünen bir şey zaman için de ne kadar da güzel bir anıya dönüşebiliyormuş.

İkinci olarak yaptığım yürüyüşü biraz uzatıp egzersiz yapmış oldum.  Ayrıca akan hayatın içine girmiş ve bir kaç kuruş da tasarruf etmiş oldum.

Biraz  uğraşırsam alışverişin yararları üzerine bir kitapçık bile ortaya çıkabilir.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #20 : 05 Eylül 2019, 21:05:20 »
Aldıklarımı Ebabil'e bıraktıktan sonra on metre ileride  Cemil'in yanına gidip oturdum. Cemil hala uyuyordu. Etrafı seyre koyuldum. Dere yatağındaki bağlanma yerine giren bir jetskinin dalgaları Ebabil'i yerinden oynatıp kıyıdaki kayalara vurdu. Gidip önce hasar var mı diye baktım. Gözle görülür olan sadece oluşan çiziklerdi. Amerikan bezini alıp o kayaya sardım. Böylece Ebabil daha fazla çizilmedi. Ayrıca yerinden oynamaması için çıpayı güçlendirdim. Baştan kıçtan omuzluklardan aldığım ek halatları irili ufaklı kayalara bağlayıp Ebabil'i sabitlemeye çalıştım. Tabii bu söylediklerim dört beş ayrı zamanda yapıldı.

Cemil uyanınca belediye tesisinden yiyecek ve içeceğimizi aldık, keyfini sürdük. Harcama biraz yüksek gelse de Türkbükü'nde olduğumuzu hatırladık. Olmadığından değil, dışarıda harcanan paranın ziyan olduğunu düşündüğümden pek harcama yapmamaya çalışırım. Harcadığımı satın aldığımın değil de mekanda bulunmanın bedeli olduğunu düşünürüm. Yoksa bana göre en kötü ev yemeği dışarıda yenen en iyi yemekten daha faydalıdır.

Karın doyurma işi bitince çay aldık. Çay taze ve lezzetliydi. Cemil : "Türkbükü'nün denizini beğenmedim, kirlilik var." 

Topa girmemeye çalışıyorum. Girersem yapacağım konuşmanın  uzunluğundan dolayı ben bile usanacağım.

Çicekler, böcekler derken akşam oluyor. Cemil'le birlikte sahil yolunda balıkçı barınağına doğru yürümeye başlıyoruz. Kadınlar, erkekler yavaş yavaş sahildeki restoranlara yöneliyorlar.

Bazı karşılayıcılar  (Ne diyeceğimi bilemedim. Host mu deseydim?) bizi selamlıyor ve içeriye girmemizi ümit ediyor gibiler. Tabii selamı alıp oralı olmuyoruz.

Akşam vakti yaptığımız kadınlı erkekli lokantalı bu hoş göz banyosundan sonra plaja geri dönüyoruz. Cemil çadırını kuruyor, ben Ebabil'e geçip yatıyorum. Her zaman olduğu gibi kısa sürede uykuya dalıyorum. Bir ara seslere uyanıyorum. Gece hayatı başlamış olmalı. Sonra uyumayı sürdürüyorum.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #21 : 06 Eylül 2019, 17:17:39 »
Sabah şafak vakti olmasa da erken uyanıyorum. Cemil kalkmış bile. Günaydın deyip toparlanıyoruz. Uzun seyirlerde yaşanan onca yorgunluğun üstüne Orsa 1'de veya Ebabil'de her sabah yenilenmiş olarak kalkmak bana mucizevi bir lütuf olarak görünmeye devam ediyor. Çünkü deniz hayatının  tersine kara hayatına geçince yüz seksen derecelik bir performans düşüklüğü yaşıyorum. Daha az enerjili, daha yorgun, daha edilgen, özellikle İstanbul'dayken...

Deniz hayatı derken seyir anılarımı yeni okumaya başlayanlarımız için biraz açıklamak gerekebilir. Kapalı bir mekanı olmayan bir yüzer nesnenin üzerinde yol alıp onun üstünde uyumak... Tabii ki güneş ve yağmura karşı korunmak için bir tente lazım. 

Toparlandıktan sonra belediye tesislerinde servisin açılmasını beklerken telefonlarımızı şarj ediyoruz. Zamanı gelince taze çayımızü içip seyre koyuluyoruz.

Kürekle yarım gomina kadar açıldıktan sonra rüzgar olmasa da mizana yelkeni ve ön direk ön yelkenini basıyorum.

Türkbükü koyunda biri diğerinden büyük iki tane ada var. Koyu ortalayıp çıkarken önce küçük sonra büyük olan ada olmak üzere  ikisi de Ebabil'in iskele tarafında kalıyor.

Küçük adayla aynı hizaya gelince rüzgar karşıdan esmeye başlıyor. Bir önceki günden bir saat önce...Bu da yan koya kürekle geçme planını alt üst ediyor. Geçen sene bu yelken kombinasyonuyla, üstelik dümen olmadan hafif bir havada orsa gitmenin verdiği ümitle hafif sancak yapıp yelkenlerin rüzgarla dolmasını sağlamaya çalışıyorum. Ana ııh, olmuyor. Orsaya girmiyor.

Kürekle iskeleye manevra yapıyorum yine olmuyor. Ben de rüzgarı apazdan alıp küçük adaya yaklaşıyorum. Adalar civarında rüzgar yok gibi. Hiç olmazsa rüzgar direnci olmadan kürek çekerek ilerleriz. Her iki adayı da geçip koydan çıkıncaya kadar bu ümit hayat buluyor.

Sonrasında iskele tarafından yaklaşan motorla seyir halindeki guleti görüyoruz. Görünüşe göre rotalarımız çakışıyor. Yani çatışma riski var. Çok dikkatli bir şekilde onu takibe alıyorum. Yol hakkı bizde olmasına rağmen küçük olan biz olduğumuz için daha çok risk altında olan biziz.

Buradaki temel sorunlardan biri guletin kurallara uyup uymayacağı. Ama hangisini yapacak bilmiyorum. Bilsem ona göre  davranacağım. Günhan reisin hediye ettiği düdüğe var nefesimle üfleyip düdük sesiyle beni farketmelerini umuyorum. Olmuyor!

Risk büyüyor. Son anda gulette o sırada gözcülük yapan birinin olmayabileceği, hatta guletin otopilotla yol alıyir olabileceği aklıma geliyor. Cemil'e haykırıyorum : "Kürek çekmeyi bırak!"
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 813
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #22 : 06 Eylül 2019, 18:25:58 »
Biliyorum kayıkta en küçük hacim bile çok değerli ama en azından bizim sahillerde gezerken şöyle bir korna bulundursan nasıl olur?

Çevrimdışı O.Utku Uçkan

  • *
  • İleti: 1178
  • Bilen bilir
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #23 : 07 Eylül 2019, 09:22:52 »
Enes biladerim arkası yarın bizi izlemeye devam edin demesen de öyle bir yerde kesiyorsun ki. ;D
Guletin adını versen bir arayayım bakalım ne oldu diyesim var. :)xx :)xx :)xx
Bu arada dümen neden yok. İğnecik falan takarken zorlandığını hatırlıyorum. ?0-?
DeDe

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #24 : 07 Eylül 2019, 11:23:56 »
Biliyorum kayıkta en küçük hacim bile çok değerli ama en azından bizim sahillerde gezerken şöyle bir korna bulundursan nasıl olur?

Onu bir kaç sene önce denedim sevgili Mücahit. Havası çabuk bitiyor. Hem düdüğün sesi daha keskin ve dikkat çekici. İleriki günlerde düdüğün performansını daha iyi göreceğiz.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #25 : 07 Eylül 2019, 11:28:48 »
Enes biladerim arkası yarın bizi izlemeye devam edin demesen de öyle bir yerde kesiyorsun ki. ;D
Guletin adını versen bir arayayım bakalım ne oldu diyesim var. :)xx :)xx :)xx
Bu arada dümen neden yok. İğnecik falan takarken zorlandığını hatırlıyorum. ?0-?

:)

Utku dede dümen takılı.

Öykü bazen öyle denk geliyor.  Yazmayı sürdüremiyorum. Anlayış gösterdiğin için teşekkür ederim.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #26 : 07 Eylül 2019, 13:07:17 »
Gulet yaklaşıyor ve pruvamızdan geçiyor. Köprüde üç kişi var. Ayaktalar. Ayrıca  havuzlukta  dört beş kişi... Köprüdekiler kendi dünyalarında gibiler.

Gulet geçtikten sonra biraz daha ilerliyor, sonrasında Gündoğan yönüne doğru dümen tutup kürek çekmeyi sürdürüyoruz.

Yan koydan önceki burna ulaştık, geçmeye çalışıyoruz. Rüzgar galip geliyor. İlerleyemiyoruz. Aklıma gelen fikri hemen uyguluyorum. Pruvadaki halatı alıp suya atlıyor ve kıyıya, kayalıklara doğru yüzüyorum. Boya geldiğim noktada kanoyu yürüyerek çekecek, burnu o şekilde aşacağım. Bu arada Cemil kürek çekmeyi sürdürüyor.


Arasam da boya geldiğim bir yer bulamıyorum. Başarısızlık...Bunun üzerine  kanoya çıkııyorum. Geri dönüp burunda kuytu bir yer buluyoruz. Kanoyu baştan kara yapıyorum. Ben kayalıkların üstünde Cemil kanonun üstünde bir süre dinleniyoruz.


İkinci kez girişiyoruz. Kanoyu bu sefer karadan çekerek sevk edeceğim.  Cemil dümen tutacak. Yavaş yavaş ilerliyoruz. Bu arada deniz trafiği başlıyor. Oradan geçen fiber tabanlı şişme bir bot yardım teklif ediyor. Nazikçe geri çeviriyorum. Bir süre sonra oradan geçen büyük bir motor yatın dalgasıyla kontrolü kaybediyoruz. Dalga kanoyu alıp kayanın üstüne oturtuyor.

Kano başka bir malzemeden imal edilmiş olsa paniğe kapılabilinirdi. En fazla kayanın sivri uçları kanonun tabanını delmiştir diye düşunüyorum. Tamamen su dolsa da batmaz. Denesem de kanoyu kayanın üstünden alamıyorum.

Bunun üzerine bir dalganın gelmesini bekliyorum. Dalga kanoyu kaldırdığı zaman kanoyu ileri itip kurtaracağım. Ama kano bana doğru gelip yıkabilir veya kano inerken ayaklarım kanoyla kaya arasında kalıp ezilebilir. Bundan başka bir kötü durum senaryosu aklıma gelmiyor. Uygun dalga gelince kanoyu kurtarıyorum. Sanki bu tür bir kurtarmayı defalarca yapmışım. Ama bugünkü başarısızlığa bir ikincisi eklenmiş oluyor.

Bugün bu burnu geçeceğim! Nihai başarısızlık bir seçenek değil!

"Hep denedin, hep yenildin. Olsun. Yine dene, yine yenil, daha iyi yenil."
Samuel Beckett.

Samuel seni bir bulursam...

Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimdışı Hulusi Gülen

  • *
  • İleti: 446
    • S/Y GÜLEN MARTI SEYİR DEFTERİ
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #27 : 09 Eylül 2019, 08:07:01 »
Biliyorum kayıkta en küçük hacim bile çok değerli ama en azından bizim sahillerde gezerken şöyle bir korna bulundursan nasıl olur?

Onu bir kaç sene önce denedim sevgili Mücahit. Havası çabuk bitiyor. Hem düdüğün sesi daha keskin ve dikkat çekici. İleriki günlerde düdüğün performansını daha iyi göreceğiz.
Enes Reis;  o kornaların pompalı olanları var; çok kullanışlı. Ben de dümene asılı olarak bir tane bulunduyorum.
S/Y DUA-1 Hayatta olabileceğiniz en güzel yer, bir DUA'nın içinde yer almaktır. Şems-i Tebrizi

Çevrimdışı Enes Save

  • *
  • İleti: 814
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #28 : 09 Eylül 2019, 16:18:04 »
Cemil'e anlatıyorum, o uyguluyor. Pruvadaki halatı çözüp iskele tarafında pruvaya en yakın olan   tutamağa bağlıyor. Böylece çekeceğim halat Ebabil'le açı oluşturacağından ben halatı, dolayısıyla Ebabil'i çektikçe Ebabil'in salmaları denizin suyuyla iş birliği yapıp  bu çekişe direnip karaya paralel şekilde ilerleyecek. Cemil'in dümenle düzeltme yapmasına da gerek kalmayacak.

Tekrar deniyoruz. Her şey iyi ilerliyor. Ta ki bir başka büyük motoryat dalgası Ebabil'in kıyıya paralel konumunu bozana kadar...

Üçüncü başarısızlık... Günlük yaşantımda her ne kadar rahat kıyafetler giysem de takım elbise giymek çok hoşuma gider, kendimi daha havalı ve iyi hissederim.



Sevgili arkadaşım ve mentörüm Gülümser'le bir konferans sonrası resmimiz.

Bankacılıkta buna lacileri çekmek denirdi.  Bu sefer giyeceğim elbise farklı, başarısızlık elbisesi. Üzerime cuk oturdu ve Türkbükü'nü geçene kadar üstümde duracak.

Elbise her tarafımı sarıyor. Tüm benliğimle hissediyorum. Tenimin gözenekleri açılıp onu içeri alıyor. Değişik bir duygu. Hiç sevmediğim bir yemeği, örneğin baklaýı yemek gibi. Olsun bunu hissetmeli, tadını çıkarmalıyım.

Burnun korunaklı bölgesinde baştan kara, kıçtan çıpa bağlanarak akşamı bekliyoruz. Oraya yakın demirleyen motoryatın kaptanının yardım etme teklifini geri çevirmeyip dingisinin yedeğinde Türkbükü'ne geri dönüyoruz.
Güvenlik daha çok batıl bir inançtır. Doğada bulunmaz... Helen KELLER

Çevrimiçi Ahmet Kabaalioğlu

  • *
  • İleti: 4499
Ynt: Ebabil'in Lodosu
« Yanıtla #29 : 09 Eylül 2019, 16:27:56 »
Olsun , zaman zaman başarısızlık ve yenilmekte var. Ayrıca çocukken bizim evde çok bakla pişerdi, kendi bahçemizde yetişirdi zaten. Hiç sevmezdim, ağzımı buruştururdu. Ama şimdi özel olarak arayıp buluyorum ne hikmetse.
S/Y Bidarka / Fatih / İstanbul


"Son Denk Kayıkçısının Hatırasına"