Gönderen Konu: DÜZDÜNYA  (Okunma sayısı 520 defa)

Çevrimdışı Mehmet Sürücü

  • *
  • İleti: 130
  • Keşke insanyürüyüşünü dünya ile bütünleştirebilsek
    • Kapina
DÜZDÜNYA
« : 27 Ağustos 2019, 10:15:33 »
DÜZDÜNYA

Darwin’in evrim teorisine inanmıyorum. Onu kabul ediyorum. Bü bir inanç meselesi değil, kanıt meselesi.
Bilimin asıl işi, elinden geldiği kadar iyi bir şekilde, gerçeklikle uğraşmaktır. Fiili şeylerin ve zaman içindeki olayların gerçekliği şüpheye, hipoteze, kanıtlara ve kanıt çürütmeye, kabullenmeye ve reddetmeye konu olur; inanca ya da inançsızlığa değil. s.138
Ursula K. Le Güin, Boşa Geçirecek Vakit Yok, Hep Kitap

Geçen günlerde; dünyanın düz olduğuna inanan tarikatın varlığını, tarikatın Türkiye’deki Düz Dünya Derneği Başkanı Doğukan Özkan, dünyanın yuvarlak olduğunu ispat edene para ödülü vereceklerini açıklayan haberi okuduğumda öğrendim.

İş, bu şahsı NASA’ya davet etmeye kadar uzanmış. Konuya ilgi duyanlar bununl ailgili şeyler okumuşlardır.

Edwin A. Abbott’un 1884 yılında yazdığı Düzdünya adlı eserde, düzlem üzerinde var edilen -yükseklik boyutunun olmadığı- bir dünya kurgulanır. Olmayan bir boyutun tasavvur edilmesi kavramı paralel evrenlere, kuantum labirentlerine kadar gider. Zaten konu bu değil.

Terry Pratchett, Diskdünya adlı bir fantastik seri yazdı. Burada iki boyut değil söz konusu olan. Kahramanların yaşadıkları dünyanın düz oluşu. Kenarlarda büyük bir okyanus var ve bu okyanus uzaya dökülüyor.

Her neyse. Uzay çağında yaşadığımızı düşünürken, bilimsel buluşların hayatımızın her anına girdiği, uydularla, uzay istasyonlarıyla çevrili bir dünyada yaşarken, bu tür -aya gidilmediği, dünyanın düz olduğu gibi- hiçbir bilimsel dayanağı olmayan safsatalar neden son bulmazken daha da yaygınlaşır?

O kadar çok ulaşım-ilşetişim-bilgi var ki, hiçbirinin gerçek değerine varamıyoruz belki de. İnsanlar sürekli bir paranoya içine düşüyor, her alanda kandırıldıklarına inanmaya başlıyorlar. Diğer yandan, insanın yapısında var belki de; Anlayamadığı -anlamanın bilgi ve emek gerektirdiği- yerde çözümü, açıklamayı inanca bağlamak.

Nereye kadar gider bu?

Hiçliğe, nihilizme mi?

Çevrimiçi Hüseyin Tayfun Durmaz

  • *
  • İleti: 293
  • YAZDIKLARIMA O KADAR ÖNEM VERMEYİN.İHTİYAR İŞTE !!
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #1 : 27 Ağustos 2019, 11:06:48 »
Bence Dünya dediğimiz bu üstünde yaşadığımız katı madde, şekil olarak içi dolu soba borusu şeklinde.

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 513
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #2 : 29 Ağustos 2019, 10:39:59 »
Bilimin ve bilimsel bilginin bir sürü tanımı yapıldı aydınlanma çağının başından beri. Ama yüzyıllar içinde iş öyle bir noktaya geldi ki HAKİKAT (Realite) üzerinden yapılan tanımların hepsi eksik ve sorunlu kaldı. 1900'lerin başında Karl Popper isimli bir felsefeci bugün kullandığımız en çok kabul edilen tanımlardan biriyle ortaya çıktı:

"Bilim, yanlışlanabilir bir iddiada bulunmaktır."

Yani doğrulama üzerinden değil yanlışlama üzerinden yapılan bu tanım bilimi sözde-bilimden (pseudo-science) ve inanç mecralarından soyutlayan en önemli turnusol kağıdı oldu. Meslek hayatının tamamını bir teorinin geliştirilmesine verdikten sonra o teoriyi çürüten genç bir araştırmacı önünde saygı ile ayağa kalkıp elini sıkan yaşlı bir profesör biliyorum. Bu, bilim haricinde başka hiçbir disiplinde görülemeyecek bir olgunluktur ve METODİK olduğundan dolay esas saygı duyulması gereken o yaşlı profesörün ta kendisidir.

Post-truth (gerçeklik sonrası)... Bu kavramı son yıllarda çok kullanır oldum. İçinde yaşadığımız bu iletişim çağını bu şekilde nitelendirenler de var: gerçeklik sonrası... Yani hakikat sadece kurgulanan bir şey olarak kalıyor, görüntü, sunum, içeriğin önüne çıkıyor maalesef. Bununla bağlantılı olarak "uzmanlığın ölümü" kavramı da son yıllarda tartışılıyor. İş o kadar ironik bir hale geldi ki hemen her bilimsel disiplin dallar ve onun alt dalları ve onun alt dalları... şeklinde özelleşirken bir yandan da google kullanmayı bilen herkes her konuda yazıp çizebiliyor.

Paulo Coelho'nun güzel bir lafı var yanlış hatırlamıyorsam. Diyor ki: "internet benim yaşımdaki bir adam için inanılmaz, hayallerimin ötesinde güzel bir olgu, google mesela... bir listeleme ve kategorilendirme makinası. Benim yaşımda diyorum çünkü bilgiyi sözde-bilgiden ayırt etme mekanizmalarını yıllar içinde geliştirmiş, hakikatı saçmalıktan ayırt edebilme yetisine erişmiş bir bireyim. Ama genç bir dimağ için onun tehlikelerini düşünmek de ürpertiyor beni... " diye bitiriyor...
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3799
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #3 : 29 Ağustos 2019, 11:34:43 »

Paulo Coelho'nun güzel bir lafı var yanlış hatırlamıyorsam. Diyor ki: "internet benim yaşımdaki bir adam için inanılmaz, hayallerimin ötesinde güzel bir olgu, google mesela... bir listeleme ve kategorilendirme makinası. Benim yaşımda diyorum çünkü bilgiyi sözde-bilgiden ayırt etme mekanizmalarını yıllar içinde geliştirmiş, hakikatı saçmalıktan ayırt edebilme yetisine erişmiş bir bireyim. Ama genç bir dimağ için onun tehlikelerini düşünmek de ürpertiyor beni... " diye bitiriyor...

Bizim büroda, tam da bu gerekçe ile  stajyerlerin ilk dört aylarında internetten konuya ilişkin arama yapmaları yasaktır. Kütüphane var, oraya bakın deriz. Ama onlar yine de, cep telefonlarıyla, gizliden gizliye oradan ararlar.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Erman Yerman

  • *
  • İleti: 1519
    • instagram
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #4 : 29 Ağustos 2019, 12:00:26 »
Nasıl yaptım bilmiyorum, 2002 yılı falandı sanırım, Columbia Üniversitesinin kütüphanesi onlinedır ve birçok kitap, makale taranmış vaziyettedir. Bir şekilde bir öğrenci forumundan giriş şifresini buldum. Ödev, sınav çalışması oldu mu evde saatlerce, günlerce anahtar kelimelerle makale tarar sonra ödevimde kullanacaklarımı eler, ardından bu makalelerin olduğu dergilerin Bilkent, ODTÜ veya Hacettepe kütüphanesinde olup olmadığını araştırır ( bizimkilerde sadece yayın adını araştırabiliyordunuz) varsa hemen alıntı yapardım..
Okulda kimi hocalar internetten kaynak vermeyi yasaklamıştı. Gidip kütüphanede çalışmamızı isterlerdi ve haklılardı.
Ancak en olmadık, pahalı bir dergiden çıkan bir makaleyi kıçı kırık bir öğencinin ödevinde kaynak göstermesi kolay iş değildi ve hocalar kül yutmazdı. Nihayetinde bilgiye internet üzerinden ulaşıyordum ama hoca makaleyi veya yayını nerden buldun diye sorduğunda ilgili yerli kütüphanemizi işaret ediyordum..
O tarihlerde Melih Gökçek sürekli dolmuş ücretlerinde zam yapıyordu ve evde 2 bira içerken makale okumak kütüphanenin saçma arama motorlarında ve kasvetli ortamlarında kastırmaktan daha keyifli idi..
 

SM-G920F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Akdenizli, Balıkçı

Çevrimiçi Serdar Çırak

  • *
  • İleti: 262
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #5 : 29 Ağustos 2019, 12:42:48 »
Web kirliliğini bir yana bırakırsak,yine web de doğru adreslerde en yeni ve geniş bilgileri yakalayabilecekken,kütüphane bana artık zaman kaybı gibi geliyor..yanınızda içinde hoş bir müzik çalan süratli ve modern bir asansör varken,yanındakilere çarpa çarpa merdivenleri neden kullanayım..:)
Kızmayın canım bu benim düşüncem..:)

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3799
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #6 : 29 Ağustos 2019, 14:10:50 »
Web kirliliğini bir yana bırakırsak,yine web de doğru adreslerde en yeni ve geniş bilgileri yakalayabilecekken,kütüphane bana artık zaman kaybı gibi geliyor..yanınızda içinde hoş bir müzik çalan süratli ve modern bir asansör varken,yanındakilere çarpa çarpa merdivenleri neden kullanayım..:)
Kızmayın canım bu benim düşüncem..:)

Çok basit; doğru bilgiyle yanlış bilgiyi ayırt edebilecek, eleyebilecek tecrübe ve bilgiye sahipsiniz, bu nedenle pekala asansörü tercih edeceksiniz. Benim gibi. Ama genç dimağlar, hele ki o heyecanla, bu ayrımı yapamayabilirler.
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Bülent Büyükdağ

  • *
  • İleti: 3799
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #7 : 29 Ağustos 2019, 17:56:56 »
DÜZDÜNYA

Darwin’in evrim teorisine inanmıyorum. Onu kabul ediyorum. Bü bir inanç meselesi değil, kanıt meselesi.


Hadsizlik olarak algılamazsanız bir düzeltme yapayım;
Bildiğiniz üzere "inanmak" ile "inanç" başka şeylerdir. İnsan bildiğine inanır. İnanç ise, daha çok "doğru kabul etmek, bağlı olmak, bir düşünceye sadık olmak" gibi anlamlar taşır.

Bu kavram kargaşası daha çok gündelik kullanımdan kaynaklanıyor. O nedenle, "inanmıyor kabul ediyorum" şeklindeki deyişiniz, gündelik dilde açıklayıcı olmasına karşın kavramsal olarak yerinde değilmiş gibi geldi bana.   
Saatin fazla tiz tıkırtısında,ışık yıllarının ömür süremizle alay eden sesini de işitiriz.

Çevrimdışı Erman Yerman

  • *
  • İleti: 1519
    • instagram
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #8 : 29 Ağustos 2019, 21:36:52 »
DÜZDÜNYA

Darwin’in evrim teorisine inanmıyorum. Onu kabul ediyorum. Bü bir inanç meselesi değil, kanıt meselesi.


Hadsizlik olarak algılamazsanız bir düzeltme yapayım;
Bildiğiniz üzere "inanmak" ile "inanç" başka şeylerdir. İnsan bildiğine inanır. İnanç ise, daha çok "doğru kabul etmek, bağlı olmak, bir düşünceye sadık olmak" gibi anlamlar taşır.

Bu kavram kargaşası daha çok gündelik kullanımdan kaynaklanıyor. O nedenle, "inanmıyor kabul ediyorum" şeklindeki deyişiniz, gündelik dilde açıklayıcı olmasına karşın kavramsal olarak yerinde değilmiş gibi geldi bana.   
Tabii böyle söylene gelmesinin temel nedeni bir tarafta tanrı kavramı ve inanç  diğer tarafta ise bir bilimsel kanunun (evrimin) karşı karşıya gelmiş olması. Yoksa kimse Newton kanunlarına inanıyorum demez.

SM-G920F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Akdenizli, Balıkçı

Çevrimdışı Doğan Erbahar

  • *
  • İleti: 513
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #9 : 29 Ağustos 2019, 23:05:54 »
Yazmaya niyetlenmiştim de hatırladım sonra, Eyüp Reis çok güzel hazırlamış ve yayınlamıştı daha önce...

https://heyamolahey.com/?topic=1449.msg37509#msg37509
"...parce que je suis heureux en mer et peut-être pour sauver mon ame..." - Bernard Moitessier

Çevrimdışı Mücahit Karabaş

  • *
  • İleti: 795
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #10 : 04 Eylül 2019, 14:26:54 »
Üniversite yıllarımdaydım. Ankara’da Halk otobüsüyle giderken zaman zaman yanımdaki kişilerle sohbet etmeyi severdim. ( Bakınız: Merhaba ben Mücahit). Eskişehir yolunda Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun yüksek bir binası vardı. Oradan geçerken yanımdaki kişiye “ Küçücük atom için kocaman bina yapmışlar. Burada kim bilir kaç tane memur boşa maaş alıyordur? Devletin parasına yazık” gibi şeyler söylerdim. İnsanların çoğu başta bunun bir espri olduğunu anlayamaz, hemen topa girerlerdi.

Hem ailedeki eğitim, hem de okuldaki öğretim sistemlerimiz sorgulamaya ve araştırmaya destek değil köstek oldukları çoğu insan bilgiyi işleme, ve analiz etme konusunda çok tembel. İnternet öncesi doksanlı yıllarda gazeteler vasıtasıyla Türkiye’de neredeyse bir milyon takım ansiklopedi dağıtıldı. Çocuğuna lazım olur diye gazeteyi aldıktan sonra kuponunu kesip gazeteyi okumadan atan insanlar gördük. O zihniyetteki insanların çocukları da o ansiklopedilerin kapaklarını da açmadılar doğal olarak... Evine kadar gelen bir kaynaktan yararlanamamak ne kadar acı bir durum. Sonraki on yılda (Yine internetin yaygınlaşması öncesi dönem)  başlayan belgesel kanalları furyası da gerekli etkiyi gösteremedi. O dönemin çocuklarının çoğunun izledikleri belgeseller de bir gözlerinden girip diğer gözlerinden çıktılar. Sonra internet ve akıllı telefonlar yaygınlaştı. Her ailede üç yaşında telefonla internette sörf yapan (artık bu deyimi çok duymuyoruz) zeki! çocuklar türedi. Yetişkinlerimiz de sosyal medya da fink atmaya başladık. Her duyduğumuza her okuduğumuza inanır olduk.

Sonuçta son 30 yıllık dönemde de öncesinde olduğu gibi bilginin peşinde koşup onu kendimiz keşfedemediğimiz için hazır bilgiyi tüketen bir toplum olmaya devam ettik. Dünyanın düz olduğunu iddia eden birisini bugün ( 21. Yüzyıldayız) bir kahvehaneye gönderseniz mutlaka ona inanan üç beş kişi çıkacaktır. Hepimizin doğru bildiği yanlışları, veya dogmaları olduğu için kendimi de içinde yaşadığımız toplumdan farklı görmüyorum. Çözüm için en önemli adımlardan birisinin Bilimsel Şüpheciliğin yaygınlaşması olduğunu düşünüyorum. Bu konuda bir paylaşımım olacak buradaki konuyu dağıtmamak için müsaadenizle “Ben ne bilim” köşesine geçeyim. 

Çevrimdışı Mehmet Atay

  • *
  • İleti: 781
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #11 : 04 Eylül 2019, 14:49:30 »
Ama ya Dünya gerçekten düzse...
SARIYAZ  Turgut / Marmaris

Çevrimiçi Hüseyin Tayfun Durmaz

  • *
  • İleti: 293
  • YAZDIKLARIMA O KADAR ÖNEM VERMEYİN.İHTİYAR İŞTE !!
Ynt: DÜZDÜNYA
« Yanıtla #12 : 04 Eylül 2019, 16:15:36 »


 Çözüm için en önemli adımlardan birisinin Bilimsel Şüpheciliğin yaygınlaşması olduğunu düşünüyorum. Bu konuda bir paylaşımım olacak buradaki konuyu dağıtmamak için müsaadenizle “Ben ne bilim” köşesine geçeyim.
Burada denizcilikle ilgili bir konunun bilimsel olarak açıklamasını yapan bir arkadaşımızın yazısına  yine Bilimsel Şüphecilik sınıflandırılmasına girecek basit bir soru sordum.İş çahilligime kadar vardı soru sorma sus anlamına gelecek cümle ile birde küçültümdüm hor görüldüm.
Nedir ,nasıl olacak bu bilimsel şüpheciliğin efendi diyaloğu acaba? ?0-?