Arama sonuçları:: Kuzine

Sayfa: [1]
1
Genel / Ynt: Teknelerde bulundurulması gerekenler
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  17 Aralık 2017, 15:01:23 »
Tablo halinde olan gerekliler burada,

http://www.bursayelkenkulubu.org.tr/yelken/resimler/link/ozel_tekneler_techizat_Belgeler20_04_081.pdf

25/04/2008 tarihli tebliğin ek-4 maddeleri ;

ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ZORUNLU ASGARİ EMNİYET TEÇHİZATI
1.   Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan kişi sayısı kadar (balıkadam elbisesi giymiş kişiler için gerekmez) bulunacaktır.
2.   Çocuk Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan çocuk sayısı kadar bulunacaktır.
3.   Can simidi, tekne boyu 10 metreden ve sürati saatte 7 deniz milinden az teknelerde aranmaz. Tekne boyu 10 metreden az ancak sürati saatte 7 deniz milinden yüksek olan tekneler ile boyu 10–15 metre arasında olan her teknede bir adet can simidi (at nalı şeklinde de olabilir) bulunacaktır. Boyu 15–24 metre arasında olan her teknede birisi ışıklı ve 20 metre savlolu olmak üzere SOLAS tipi 2 adet can simidi bulunacaktır.
4.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün öngördüğü şekilde Seyir Fenerleri, Siyah Küre, Kampana, Düdük ve benzeri teçhizat ile Manyetik Pusula her teknede bulunacaktır.
5.   Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg’lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 Adet 2 Kg’lık ; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg’lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg’lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.
6.   Radar Reflektörü, Tehlike bayrağı ve El Feneri her teknede bulunacaktır.
7.   Pis Su Tankı; tuvaleti olan teknelerde bulunacak, kişi başına günde en az 2 litre x 2 günlük birikime uygun hacimde olacaktır.
8.   Pis Su Güverte Boşaltma Flanşı; pis su tankı olan bütün teknelerde bulunacaktır.
9.   Denize Çöp Atılmasının Yasak Olduğunu Belirten Levha; MARPOL uyarınca boyu 12 metreyi aşan bütün teknelerde bulunacak, herkesin göreceği bir yere asılacaktır.
10.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü Kitabı ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu her teknede bulunacaktır.


ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ÖNERİLEN EMNİYET TEÇHİZATI

Denizde can ve mal güvenliğinin sağlanması düşünülerek; tekne boyu, teknede bulunan kişi adedi, seyir bölgesi ve süresi değerlendirilerek, daha fazla teçhizat ile seyre çıkılması; teknede, el maytabı, duman kandili, hizmet botu, can salı, balta, ayna, termometre, barometre, dürbün, seyir haritaları, pergel, paralel cetvel, kalem, silgi, yangın battaniyesi, Amatör Denizci Elkitabı, VHF ve/veya SSB telsiz telefon, GPS, RADAR, EPIRB, SART cihazları ve GSM telefonu bulundurulması önerilir.


Ben yazarken,  Ahmet reis'de yazmış ilgili maddeyi



2
Seyir Anıları / Ynt: YENİ2018** Seyir Anıları
« İleti Gönderen: Murat Ayduk  12 Mart 2019, 11:40:15 »
Murat Reisim,

Tekrar tebrik ederiz. @sailingminina henüz beş bölümde marka olmayı başardı. Vakit ayırıp devamlılığını sağlayabilirsen bundan sonra iyi bir projeye dönüşebilir. Farklı teknelerle yakın çevreye seyirler yapılabilir, barınak ve marinalarla ilgili tanıtım ve röportajlar yapılabilir.  Komşu olarak Mi Nina ekibine elimizden gelen desteği vermeye hazırız.

Sağol Mücahit Kaptanım,
Tavsiyeleriniz çok önemli benim için... desteklerinizle kanal galiba kanal olmayı küçük küçük başardı, her bölümde 200-250 yeni abone geliyor, güzel yorumlar mesajlar alıyoruz. Tüm reislerimizin tavsiyelerine ihtiyacımız var.

Aklımda önce bizim marinada denizcilikleri neredeyse benim yaşım kadar olan kurt denizciler Oktay Abi, Cengiz Abi ve Alparslan abi ile "Ponton Sohbetleri" adı altında bir bölüm çekerek; anılarını, yaşanmışlıklarını, tecrübelerini çekmek istiyorum onlar da kabul ederse tabi.. Pontonun ucunda güzel güneşli bir bahar ayında şu açılıp kapanan rahat koltuklar ile bir bölüm çekmek istiyorum.

Sonrasında yelkenle tanışan başkalarıyla bir sohbet mesela... "Andromeda" Teknesi sahipleri ile mesela  ;)

Sonrasında teknede kolay yemek tarifleri ve sırlarımız ile alakalı "Saklı Kuzineler" bölümleri belki...

Sonrasında sezon başlıyor zaten ve dediğin gibi yeni yerler, limanlar ama bu sefer bunun için yapılan çekimlerle...

Recisör mü olcez ne??  ;D

3
Teknede Güvenlik / Ynt: TEKNELERDE SİFON / SİFON NEDENİYLE BATAN TEKNELER
« İleti Gönderen: Âli San  12 Mart 2018, 14:36:49 »
Bir de şu alternatifi tartışsak ;

Matay'in Sarıyaz II hatıratından anımsayacaksınız , hani yüzen gezen farş tahtaları ve boğulan lap top olayı. Mehmetin teknede de bir kaç sintine pompası vardı, hepsini çalıştırmıştık, pompalar basıyor basıyor ; su bir kaç milim bile azalmıyor...

Sonunda şunu keşfettik, sintine pompası, eviye vs gibi nesnelerin giderleri kuzine tezgahının altinda gizli yaklaşık 5 litre hacimli krom bir depocuğa toplanmış ; buradan tek bir borda çıkışıyla denize verilmişti. Meğer Ayvalıktaki o harika tekne renovasyon ekibi bunun hortumunu söküp bi kenara koymuş. Sintineden basılan su mutfak tezgahının altindaki depodan yine sintineye akıyormuş...( Benzer bir hadiseyi ben de ilk teknem Uçarı'da yaşamıştım, boyacı portuçun içini boyarken önüne çıkan sintine pompasının tahliye hortumunu borda çıkışından söküp, sintinenin içine yatırmış. Tekneye yağmur suyu dolunca otomatik sintine çalışmış, aynı suyu tekne içinde devrede devrede aküyü de bitirmişti ).

Teknede fazla delik delmek istemeyenler veya riski azaltmak isteyenler için Matay'ın teknesindeki gibi tüm tahliyeleri bir depoda toplayıp oradan tabii akışla deşarj etme fikrine ne dersiniz ? 


4
Genel / Ynt: Teknelerde bulundurulması gerekenler
« İleti Gönderen: Ahmet Çelenoğlu  17 Aralık 2017, 14:56:54 »
Mevzuat:

5.   Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg’lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 Adet 2 Kg’lık ; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg’lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg’lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.

der.

5
Teknede Güvenlik / Ynt: 2 yılda bir yangın tüpü mü alacağız ?
« İleti Gönderen: Mehmet Atay  09 Mayıs 2017, 14:28:59 »
ADF'den...

http://www.adf.org.tr/images/docs/ozel%20teknelerde%20emniyet%20techizati%20ek-4%202014-15.doc

ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ZORUNLU ASGARİ EMNİYET TEÇHİZATI
1.   Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan kişi sayısı kadar (balıkadam elbisesi giymiş kişiler için gerekmez) bulunacaktır.
2.   Çocuk Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan çocuk sayısı kadar bulunacaktır.
3.   Can simidi, tekne boyu 10 metreden ve sürati saatte 7 deniz milinden az teknelerde aranmaz. Tekne boyu 10 metreden az ancak sürati saatte 7 deniz milinden yüksek olan tekneler ile boyu 10–15 metre arasında olan her teknede bir adet can simidi (at nalı şeklinde de olabilir) bulunacaktır. Boyu 15–24 metre arasında olan her teknede birisi ışıklı ve 20 metre savlolu olmak üzere SOLAS tipi 2 adet can simidi bulunacaktır.
4.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün öngördüğü şekilde Seyir Fenerleri, Siyah Küre, Kampana, Düdük ve benzeri teçhizat ile Manyetik Pusula her teknede bulunacaktır.
5.   Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg.lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 adet 2 kg.lık; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg.lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg.lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.
6.   Radar Reflektörü, Tehlike bayrağı ve El Feneri her teknede bulunacaktır.
7.   Pis Su Tankı; tuvaleti olan teknelerde bulunacak, kişi başına günde en az 2 litre x 2 günlük birikime uygun hacimde olacaktır.
8.   Pis Su Güverte Boşaltma Flanşı; pis su tankı olan bütün teknelerde bulunacaktır.
9.   Denize Çöp Atılmasının Yasak Olduğunu Belirten Levha; MARPOL uyarınca boyu 12 metreyi aşan bütün teknelerde bulunacak, herkesin göreceği bir yere asılacaktır.
10.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü Kitabı ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu her teknede bulunacaktır.


ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ÖNERİLEN EMNİYET TEÇHİZATI

Denizde can ve mal güvenliğinin sağlanması düşünülerek; tekne boyu, teknede bulunan kişi adedi, seyir bölgesi ve süresi değerlendirilerek, daha fazla teçhizat ile seyre çıkılması; teknede, el maytabı, duman kandili, hizmet botu, can salı, balta, ayna, termometre, barometre, dürbün, seyir haritaları, pergel, paralel cetvel, kalem, silgi, yangın battaniyesi, Amatör Denizci Elkitabı, VHF ve/veya SSB telsiz telefon, GPS, RADAR, EPIRB, SART cihazları ve GSM telefonu bulundurulması önerilir.

6
Tekne Yapımı / Ynt: Tekne yaptırmak gerçekten de o kadar zor mu ?
« İleti Gönderen: Âli San  15 Nisan 2018, 02:25:16 »
Ersin bir tekne içinde eğer taşıyıcı ve yapıyı sağlamlaştırıcı bir fonksiyon da taşımıyorlarsa ( ahşap ve fiber tekneler için geçerli ; metal tekne içinde her istediğin değişikliği neredeyse gönlüne göre yapabilirsin) iç yerleşim ve mobilya ile oynayabilirsin.
Bir Almanın  16-18 m civarı bir saç teknesi içinde hiç alışık olmadığımız, iç mimar elinden çıkma bir ev tasarımına benzer uçuk kaçık bir iç yerleşimin fotoğraflarını görmüştüm. Mükemmel bir şeydi ve adam teknenin içinde sürekli yaşıyordu...Mesele şu : adam bir marina sahibiydi, tekne denize açılan bir nehir ağızında emniyetle limana ( marinaya ) bağlıydı ve adamın tekneyle denize açılma gibi bir niyet ve derdi yoktu.
Biz ne kadar inkar etsek veya tutucu bulsak da sonuçta tekne iç yerleşimleri bir kaç bin senelik bir tecrübe ve gelişimin sonucu. Çok da küçümsememek lazım. Enine ( veya geniş) yataklar, yelkenli bir teknede yer kazanmak için yapılan motoryat tarzı enine oturma gurubu ve orta masası , benim teknemde yaptığım gibi , Ahmet beyin de değindiği düz ve boyuna kuzine tasarımları aslen denizci çözümler değiller. Sadece iyi şartlarda kullanışlılar.

Birak enine yatağı, teknende bir tane boyuna iki kişilik yatak varsa aslen bu yatağın iki kenarı ve ortasında yalpalıklar olmalı ki, sallan yuvarlan bir seyirde yatacaksan destek alıp da dinlendirici bir uyku uyuyabilesin. Herhalde hiç birimizin teknesinde böyle bir donanım yok. Ama aslen doğrusu bu.

Kimi denize uygun tekne tasarımı takıntılarımdan dolayı Mehmet Atay yıllardır benimle dalga geçer durur...Senin gidebileceğin en uzak yer olsa olsa belki Akdenizin ucu ; böyle düşünüp de tekneyi aslen rahatsız veya kullanışsız yapmaya ne gerek var ? der. Haksız değil.

Ama diğer taraftan düşünüyorum, son 20 senedir kullandığım arabalarda önce 2, sonra 4, sonra 8, şimdilerde 12 airbag, ABS, gergili emniyet kemerleri, ne halta yaradığını da bilmediğim, benim yerime düşünüp karar veren, kendi aklınca bazen gazı kesen, bazen herhangi bir tekerleği frenleyen, şunu bunu yapan bir sürü sistem var. Bunların hiç birine de ihtiyacım olmadı. Şimdi bunların hepsinin manasız ve gereksiz olduğunu iddia edebilir miyim ? Bu güne kadar hiç birinin bana bir fayda sağlamamış olması yarın da sağlamayacağı anlamına gelir mi veya bu sistemlerin başka milyarlarca sürücüye de tehlike durumunda sağlamayacak demek mi ?   

Insan zekası elbette sürekli değişim ve gelişimler yaratacak. Böylelikle her nesnenin kullanımı kolaylaşacak, konforu artacak. Ama binlerce yıllık tecrübeden süzülüp gelmiş çözümleri çöpe atmadan önce yeninin sahiden alışılmış uygulamadan üstün olduğundan kesin emin olmak lazım.


7
Genel / Ynt: Şömine Soba
« İleti Gönderen: Serkan Güvenen  14 Eylül 2018, 15:50:20 »
Yok daha basit bir şey istiyorsan, bir ara Vefik Ağabey, GS Yelken ve KYK’da kullanmak üzere kuzine tarzı bir şey almıştı makul fiyata. İşlevselliğinden de çok memnundu.
Üzeri yemek pişirmek için bile kullanmaya gayet müsaitti.

Bu kuzine sobaları biz İnebolu'daki evde kullanıyoruz, ama temizleme zahmetinden dolayı kovalı tiplerini kullanmaya başladık. Anadolu kasabalarında çok değişikleri var. Eminönü'nde de güzel bir kaç tane gözüme çarpmış incelemiştim. Bu sıradan olanları çok pahalı değiller, Serkan'ın bahsettiği büyük camlı ve döküm olanları bayağı pahalıydı.

Ahmet abi ,

Ben geçen sene 1350 TL civarındaydı aldığım soba şuan ne oldu bilemiyorum , ben arkadaşım üstü tarafı kuzenli olanı aldı o 750 TL civarında birşeye almıştı. Yalnız onun kapak ve üst tarafı dökümdü. Bu döküm sobaların ithal olup fransız markası olanlar var onların rakamları yüksek.

8
Genel / Ynt: Şömine Soba
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  14 Eylül 2018, 15:41:21 »
Yok daha basit bir şey istiyorsan, bir ara Vefik Ağabey, GS Yelken ve KYK’da kullanmak üzere kuzine tarzı bir şey almıştı makul fiyata. İşlevselliğinden de çok memnundu.
Üzeri yemek pişirmek için bile kullanmaya gayet müsaitti.

Bu kuzine sobaları biz İnebolu'daki evde kullanıyoruz, ama temizleme zahmetinden dolayı kovalı tiplerini kullanmaya başladık. Anadolu kasabalarında çok değişikleri var. Eminönü'nde de güzel bir kaç tane gözüme çarpmış incelemiştim. Bu sıradan olanları çok pahalı değiller, Serkan'ın bahsettiği büyük camlı ve döküm olanları bayağı pahalıydı.

9
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  23 Şubat 2018, 17:13:26 »
Hazır bu günlerde Rodos adası konuşulurken, okuyalım   ;)


Rodos: İki Deniz Şövalyesi

Kaderin rüzgârını yelkenine dolduran nice tüccarı, fatihi, maceracıyı kendine çekti Rodos. Karialılara da ev sahipliği yaptı, St. Jean Şövalyeleri’nin mühendislik harikası surlarını aşmayı başaran Osmanlılara da. Ege ve Akdeniz kavşağında dev bir zümrüt gibi parlayan adada eski günlerin anısı hâlâ yaşatılıyor.


Yeşil çayırları, derin vadileri, ılık öğle sonralarında salınarak dolaşılan pazaryerleri ve taştan kentleriyle bir gün aniden lacivert sulara gömülen gizemli bir kıtadan artakalan son kara parçası sanki Rodos Adası. Kıraç Ege adalarının arasında zümrüt bir damla gibi. Bir tarafta St. Paul, Anthony Quinn, Ladiko gibi olağanüstü koylar, öbür tarafta meyve bahçeleri, nehirler, ormanlar, tarlalar… Rodos öylesine bitimsiz su kaynaklarıyla bezeli ki iç taraflardaki barajlar adanın yazın milyonlarla ifade edilen nüfusuna yetmekle kalmıyor, borularla aktarıldığı diğer adaların da su ihtiyacını karşılıyor. Her köşesinde kristal pınarların, akarsuların çağladığı, kekik, limon ve çam kokularının birbirine karıştığı, türkuvaz koylarla bezeli Rodos Adası faniler için değil de Tanrılar için yaratılmış adeta. Nitekim Yunan mitolojisi de adanın Zeus’un Güneş Tanrısı Helios’a hediyesi olduğunu anlatır bize.

Bir kentin ya da uygarlığın rüyasını önce su görür. Önce su vardır ve suya malum olur kalabalık agoralar, kıran kırana pazarlık eden tacirler, avluları mozaikli evler, tıka basa dolu ambarlar, Acem halılarının asıldığı duvarlar, kâhinler, tapınaklar… Rodos, birbirine doğru köpürerek koşan Ege ve Akdeniz’in yosun kokan bir gece gördükleri ortak rüyaları olmalı. Kısmetin rüzgârını arkasına almış tüccarlar, denizciler, şövalyeler, ordular Rodos’a yönelmişler tarih boyunca. Çünkü Rodos korsan olsun olmasın tüm haritalarda bir define olarak kayıtlıdır. Çünkü Rodos verimli toprakları, çağıl çağıl sularından başka doğuyla batı, kuzeyle güney arasındaki tüm denizyollarının ortasında yer alır, yedi denizin zenginliği köpüklü dalgalarla kıyılarına vurur. İÖ 2500’den itibaren Anadolulu Karialılar, Lübnanlı Fenikeliler, Akalar, Dorlar, Elenler, Büyük İskender, Romalılar, Persler, Araplar, St. Jean Şövalyeleri, Memlukler, Osmanlılar hep bu rüyanın peşine düşmüştür.

Bu zümrüt adanın başına kurulmuş taştan bir taçtır Rodos kenti. Zamana inat uzun sürmüş bir kahkahadır Akdeniz’de. İnsanlığın kâmil halidir Rodos. Yunanlıları, St. Jean Şövalyeleri’ni, Osmanlıları, İtalyanları, Yahudileri, Müslümanları, Hıristiyanları, yelkenlerine kaderin rüzgarını doldurup gelen tüccarları ve fatihleri, işgalciler yahut kendilerine bu adayı yurt edinenleri; ezcümle hepsini bir zenginlik olarak kuşanmış, sindirmiş, kendisinin kılmıştır. Hiçbirinin ayrıkotları gibi sökülüp atılmadığından olsa gerek, 700 yıllık evlerle çarşıların, çeşmelerin, kilise ve camilerin birbirine dolandığı bir tarih bahçesidir Rodos.
Deniz ve kara surları Rodos kentini kıskanç bir istiridye kabuğu gibi kavrar, çevreler. Ama kent, kale duvarları ve gösterişli kent kapılarının üzerinden taşar; limana girdiğinizde size kırmızı damları, ağaçları, çan kuleleri, kubbeleri ve zarif minareleriyle enfes bir göz ziyafeti sunar. Eski kent evleri, taş sokakları, surları, savunma sistemi ve kent kapılarıyla son derece iyi korunmuş bir ortaçağ kentidir. Bu özellikleriyle 1988 yılından bu yana UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde yer alır ve değil fabrikasyon PVC pencereler takmak, kapı kulplarını değiştirmek bile sur içi Rodos’ta hayli cüretkâr bir eylem sayılır. Kale duvarlarının hemen dışına kurulan modern kent, 20. yüzyıl boyunca, vaktiyle kenti çevreleyen yerleşimleri, köyleri içine alarak büyümüş, özellikle İtalyanlar döneminde yeni kamu binaları ve meydanlarla süslenen Mandraki-Akvaryum bölgesine doğru serpilmiştir. Çoğu turistik otel bu bölgede yer alır.

Sur içi Rodos tüm Akdeniz kentleri gibi çok katmanlı. Yunan ve Bizans Rodos’u kentin kesintisiz iskânı nedeniyle şu anda ancak arkeolojik kazıların konusu. Sur içi Rodos’ta kalan birkaç Bizans kilisesi olsa da bu binalar Katolik şövalyeler ve Müslüman Osmanlılar dönemlerinde öyle çok değişikliğe uğramışlar ki dönem karakteristiklerini büsbütün kaybetmişler. Bugün bakıldığında görünen kent önce “şövalyeler”in, sonra Osmanlıların mimari mirası.

Rodos Şövalyeleri ya da diğer adlarıyla St. Jean/Hospitalier Şövalyeleri, Tapınak Şövalyeleri’yle birlikte Haçlı Seferleri sürecinin doğurduğu iki büyük organizasyondan biri. St. Jean Şövalyeleri önce bir hayır örgütü, sonra askeri bir yapılanmayken Rodos’u ele geçirdikleri 1309’dan itibaren ithalat-ihracat yapan, kale ve kentler inşa eden, kendi donanması ve idari mekanizmaları olan bir tür devlete dönüşür; bazen korsan, bazen tüccar, genellikle de hem tüccar hem korsan bir devlete. Çokuluslu bir güç olan şövalyeler, her grubun kendi temsilcisini gönderdiği bir komite ve bu komitenin seçtiği Büyük Üstad eliyle 200 kusür yıl boyunca Rodos’u ve çevre adaları yönetir.
Sur içi Rodos’un şövalyelerin, soyluların yaşadığı, kamu binalarının sıralandığı kısmı Kollakiyum adını taşıyor. Kollakiyum’un merkezinde günümüzden ortaçağa uzanan özel bir geçit duygusu yaratan Şövalyeler Caddesi (haritalardaki adıyla Ippoton) var. Cem Sultan’ın adada kaldığı beş hafta boyunca konuk edildiği ev de bu caddede.

Şövalyeler, sur içi Rodos’un fanilerin yani tacirlerin, sıradan insanların, Yunanlıların, Yahudilerin yaşadığı kısmına Burgus (ya da Hora) adını vermişti. Burgus bir anlamda, hem şövalyeler, hem de Osmanlı döneminde aslında kocaman bir pazaryeriydi. Yünlü, ipekli kumaşlar, Kırım limanlarından yüklenen kürkler, havyarlar, Afrika’dan yola koyulan köleler, Anadolu’nun kerestesi, tarım ürünleri, Asya ve Arabistan’ın incisi, mercanı, karabiberi, tarçın ve zerdaçalı burada birbirine kavuşmuş, adaların şarap, zeytinyağı ve süngeri, Rodos’taki kuyumcuların göz nurlarıyla birleşip tezgâhlarda yerlerini almıştı. Şövalyeler ve Osmanlı döneminin ana ticari arkları Sokratous Caddesi (ya da Türklerin verdikleri isimle Uzun Çarşı) ve caddenin sonundaki Hippokrates Meydanı (eski adıyla Musluk Meydanı) bugün de ortaçağdaki kadar canlı ve şen şakrak. Ve bugün de yedi denizin halkını barındırıyor.

Kentin ölümlü, sıradan insanlara mahsus kısmı ana ticari arkların dışında her biri kıvrılmış bir saç teli gibi uzanan sokaklarla bezeli. Sur içinin dar sokaklarında, özellikle de Aya Fanouriou’da göreceğiniz evleri karşılıklı birbirlerine bağlayan küçük kemerler, deprem bölgesinde yer alan kentte tahribatı azaltmayı amaçlayan dâhiyane ortaçağ buluşları. Sokaklar, caddeler Osmanlı döneminde pek değişmemişti, hatta evler için de -biraz ihtiyatla- benzer bir değişmemişlikten söz edilebilir. Kente 1522’de giren Osmanlılar ilk iş savaşın neden olduğu tahribatı onarmış ve karakteristiğini ağır taş bloklarda gösteren kent dokusunu hemen hemen hiç bozmadan yüzyıllarca kullanmıştı. Minik dokunuşlar dışında evlere eklenen ahşap cumbalar, bahçelere kondurulan hamamlar Osmanlı’nın mirası. Zamanla yıpranan eski evlerin temelleri ya da alt katları korunmuş, üzerine Osmanlı ev dokusunun özelliklerini taşıyan katlar çıkılmış; böylece farklı dönem ve üslupların birbirine dolandığı melez bir kent yapısı oluşmuş.

Şövalyeler Rodos’unun (özellikle Osmanlı saldırılarına karşı) inşa ettiği savunma sistemi, bugün ortaçağ askeri/savunma mimarisinin yaşayan en iyi örneği kabul ediliyor. Surlar ve kapılar öylesine muhkem ki kent yaklaşık 300 şövalye ve birkaç bin askerle Kanuni’in 1522 yılındaki kuşatmasına tam 4 buçuk ay direnmişti. Her biri bir mühendislik harikası olan savunma sistemleri, taştan dalgalar gibi birbiri arkasından yükselen sur duvarları, mazgallar, araya giren düşman askerlerini yok etmek için oluşturulmuş hendekler ve gizli geçitlerden oluşuyor. Rodos’un kara surları ve gösterişli kapıları her gezginin mutlak ziyaret etmesi gereken yerler.

Rodos kuşatması 20 Aralık 1522’de kentin teslim olmayı kabul etmesi ile sonlanır, Şövalyeler kenti Osmanlı gemileriyle terk eder. Yeni hâkimlerin Rodos siyaseti, kentin tüm ticari zenginliğini ve canlılığını korumaya dayalı olsa da Osmanlılar, Hıristiyanlara sur içi Rodos’ta yaşamayı yasaklayacaktır. Hıristiyanlar kentteki işyerlerine gündüz gelir, akşam olup da kent kapıları kapanmadan önce terk etmek zorunda kalır. Bu siyaset iki sonuç doğurur. İlki eski kentin etrafında maraş/varoş denilen, Hıristiyanların meskenlerinin bulunduğu yerleşim yerlerinin belirmesidir ki bunlar bugün modern Rodos dediğimiz oluşumun altında büyük oranda kaybolup gitmiştir. İkincisi ise sur içi Rodos’un Müslüman ve Yahudi mahallelerinden oluşmasıdır. Toplam dokuz mahalleden oluşan Eski Rodos’un iki mahallesinin Yahudilere yedi mahallesinin ise Türklere ait olduğunu söylüyor kaynaklar.

Rodos’un gösterişli kapılarından girip taş sokaklarında dolaşmaya başladığınızda, bu mahallelerin büyük kısmının 50, 60 yıl önce Türk mahalle ve çarşıları olduğunu bilerek göz atın etrafınıza. Belki biraz dikkat kesilirseniz penceredeki sardunyalara su veren Ziynet Hanım’ın silik gölgesini, Faralyalı Konağı’nda misafirlerini ağırlayan Hesna Hanım’ın zarif gülümsemesini görebilirsiniz; Alaiyeli Mustafa Nazif Efendi’nin bakkal dükkânından taşan sabun, pudra ve kahve kokularını, Yahudi mahallesine doğru ilerleyen ve neredeyse tüm Yahudi cemaatinin katıldığı gelin alayının şamatasını, Ali Hasan Efendi’nin Sıhhi Berber Salonu’ndan gelen dedikoduları, Dökmeci Ali Efendi’nin Bar Di Rodi’sinden yükselen nağmeleri duyabilir, Bastiyalı Mehmet Efendi’nin ürettiği “Ferah Rakısı”nın enfes kokusunu içinize çekebilirsiniz. Gözlerinizi günümüz Rodos’una çevirdiğinizde ise Uzun Çarşı’da, Musluk Meydanı’nda az sayıda da olsa, kâh Rodos dantelleri, kâh hediyelik eşyalar ya da gümüşler, nadide altın takılar satan Türklerin dükkânlarını fark edebilirsiniz.

Yahudilere gelince, İkinci Dünya Savaşı’nda adada öyle bir kırıma uğramışlar ki vaktiyle eski kentin şen şakrak iki mahallesini oluşturan bu cemaatten bugün geriye topu topu 20-25 kişi kalmış. Rodos, Yahudiler için kaybedilmiş ve çok uzaklarda kalmış bir güzelliğin adı.
Sur içi Rodos’ta Osmanlı döneminden kalma bir dizi ihtişamlı bina var. Kentin en canlı noktalarında yer alan Süleymaniye, (Pargalı) İbrahim Paşa, Mustafa Paşa, Recep Paşa Camileri, Şer’iye Mahkemesi, Büyük Üstad’ın Sarayı’nın karşısındaki gösterişli Türk Okulu ilk akla gelenler. Uzun süren restorasyonu yakınlarda bitmiş olsa da Süleymaniye sadece dini bayramlar gibi özel günlerde açılıyor. Türk azınlığın nikâh törenleri için kullanılan Mustafa Paşa Camii, mimarisi, meydanın ortasındaki muhteşem benjamin ağacı, karşısındaki hamam ve alandaki kafeleriyle kentin en güzel köşelerinden biri. İbrahim Paşa Camii ise kentte, hatta tüm adada ibadete açık tek cami.

Yaz aylarında Rodoslular eski kentten çekilir. Dükkân sahiplerinden ve çalışanlarından, kafanızı uzatıp içeri bakmaya cüret ettiğiniz evlerde görebileceğiniz bir iki yaşlıdan başka karşılaştığınız hemen hemen herkes turisttir. Sanki ani bir korsan saldırısına uğramaktan, yahut geniş karınlı bir tacir gemisinin İskenderiye’den veba getirme ihtimalinden korkan Rodoslular kırlara doğru kaçışmış ve tam da o sırada yedi düvelden oluşan bir turist ordusu bu ortaçağ kentini işgal etmiştir. Ama dini günlerde kentin kayıp halkı aniden ortaya çıkıverir. Çünkü dindar olsun ya da olmasın Rodoslular bu tip törenleri geniş katılımlı toplumsal etkinlikler olarak kutlar.

Yunan Ortodoks Hıristiyanlığı çok sayıda aziz ve azizeyi, onlara adanmış törenleri, mucizeleri, kerametleri, şefaat dileme ritüellerini içeriyor. Öyle ki sanki Olympos Tanrıları sisli bir gecede tebdil-i kıyafet eyleyip Yunan kilisesine sızmış. Rodos da Yunan Hıristiyanlığının bu zengin -bol aktörlü- durumundan nasibine düşeni almış doğal olarak. Gerek ada gerekse eski kent azizlere adanmış kiliseler, yortular, mucizenin yeryüzüne indiğine inanılan günler, kutsallık mekânlarıyla bezeli. Genellikle yaz aylarına sıkışan yortu günleri (ki bunlara panayırlar da eşlik ediyor), Rodos ve köylerinde ibadet-ticaret-eğlence karışımı etkinlikler. Kilisenin hemen önünde kurulan panayırın bir köşesinde tek, bilemedin iki üç gecelik bir lunapark bulunuyor: Dönme dolap, atlıkarınca, beş halka 1 avro keyfi, çarpışan otomobiller, diğer köşede oyuncakçılar, lokumcular, tatlıcılar, türlü mal satan çerçiler…

Piyasa yapan gençlerin, en güzel giysilerine bürünmüş yaşlıların, kol kola girmiş genç çiftlerin arasında baloncular, pamuk helvacılar dolanıyor. Kilisede törene katılıp panayır meydanında gezindikten sonra derme çatma kurulmuş kebapçılarda tıka basa karın doyurmak ve konser alanında orkestra eşliğinde halaya durmak panayırların olmazsa olmazı.
Eski kentin içerisinde de kutlanan yortular var. Örneğin Aya Pantaleymon Yortusu 27 Temmuz’da St. Catherine Kapısı yakınlarındaki kilisede, Aya Fanurios ise 27 Ağustos’ta Recep Paşa Camii’nin hemen yanındaki kilisede kutlanıyor. Aya Fanurios Yortusu’nu yakalayabilirseniz hem Recep Paşa Camii’nin avlusunda kurulan minik panayırı görmeniz mümkün olur hem de Rodoslu hanımların dileklerinin gerçekleşmesi için bin bir baharatla, illa ki tarçınla yaptığı ve gelene geçene dağıttığı leziz keklerini, fanariopitalarını tadabilirsiniz. Daha büyücek panayırları görmek isterseniz eski kentin 10-20 kilometre dışına, bir kısmını modern Rodos’un yuttuğu Kremasti, Soroni ya da Fanes gibi eski köy merkezlerine gitmeniz gerekli. Panayır günlerine ve mekânlarına ilişkin bilgilere turistik rehberler ya da şehrin dört köşesinde mevcut turizm danışma bürolarından ulaşmanız mümkün.

Ortodoksların türlü çeşitli yortu günleriyle rekabet edemese de Türklerin de kitlesel katılımla gerçekleştirdiği törenleri, dini günleri var. Bunlardan ilki hıdrellez. Mayıs ayında Rodos’a yolunuz düşerse eğer, eski adı ile Zümbüllü yeni adıyla Rodini Park’taki hıdrelleze katılmanızı öneririm. İkincisi ise Kadir Günü. Hafız Ahmet Paşa Kütüphanesi’ndeki 999 taneli Hicaz tespihinin saklandığı sandukadan çıkarılması ve cemaat tarafından kütüphanede çekilmesiyle Kadir Günü başlıyor. İkinci aşama yine kütüphanede kat kat ipek mendillerin arasında saklanan sakal-ı şerifin törenle çıkarılıp İbrahim Paşa Camii’ne getirilmesi. Ardından sakal-ı şerif teşhir ediliyor ve mevlit okunuyor.

Ekim ayında son güneşli günlerle birlikte son turistler de gidince ada kendi mütevazı ritmine döner. Rodos sokakları başıboş dolaşan sokak kedilerine, uzun yağmurlara, kasvetli sokak lambalarına, adanın bitmek bilmez rüzgârlarına, çamaşırlarını asmak için hava durumunu takip etmekten bitap düşen kadınlara teslim olur. Turistlerin şehri köşe bucak istila ettiği yaz aylarında Mandala’yı terk eden müdavimler bu günlerde geri döner: Karaya vurmuş denizciler, kentte yaşayan bir iki Avrupalı, 68 kuşağından üç beş Rodoslu, elinde bir bardak sumo ile kuzineye sırtını vererek oturan Vasilis Amca… Rebetiko gecelerinde Vasilis Amca sumo bardağını yere koyup kederle etrafında döner. Nuri Amca yitirdiği zamanın, dostların, komşuların, çocukluk hatıralarının peşinde bir kazazede gibi tek başına dolaştığı Rodos sokaklarını böyle soğuk havalarda terk eder, boş Alaiyeli Konağı’nın bir odasına çekilir. Ve rüzgârın taş sokaklarda türlü acayip sesler çıkararak delicesine estiği gecelerde, yorganlarının altına kıvrılmış Rodoslular eski kentin taştan bir gemi gibi palamarlarını gıcırtılarla koparıp adadan ayrıldığını; korsanların, Osmanlı leventlerinin, şövalyelerin çağrısına uyarak Akdeniz’e doğru ağır ağır sürüklenmeye başladığını rüyalarında görür irkilerek uyanır.

Yaz ayları geldiğindeyse Güneş Tanrısı Helios çift atlı arabasıyla kentin üzerinde tüm gün dolaşmaya, parlak ışığıyla kentin surlarını, kapılarını, meydanlarını yıkamaya, Demeter bereketli nefesini meyveye durmuş ağaçlara, çayırlara üflemeye başlar. Kış boyunca Akvaryum’un kıyılarını, Mandraki’deki mendireği dövüp duran Ege ve Akdeniz söz dinleyen uslu çocuklara döner. Tur gemileri ufukta görünmeye başlayınca Uzun Çarşı uykusundan yavaşça uyanır, sandukalar açılır, dükkânların demir kepenklerindeki çengellere danteller, örtüler, hediyelikler asılır. Ve Rodos artık uzun, sıcak, şenlikli bir yaza hazırdır.




Atlas Temmuz 2014 / Sayı 256 / Yazı: Esra Danacıoğlu

10
Genel / Ynt: Şömine Soba
« İleti Gönderen: Mehmet Atay  14 Eylül 2018, 14:56:00 »
Kullanacağın mekanı ve bütçeni bilmiyorum.
Ağabeyimin yazlığında çini soba var. Hem estetik hem de kullanışlı.
İyisini bulmak kolay değil muhtemelen ve ucuz olduklarını da sanmıyorum.
Ama değerli oldukları muhakkak.

Yok daha basit bir şey istiyorsan, bir ara Vefik Ağabey, GS Yelken ve KYK’da kullanmak üzere kuzine tarzı bir şey almıştı makul fiyata. İşlevselliğinden de çok memnundu.
Üzeri yemek pişirmek için bile kullanmaya gayet müsaitti.

11
Genel / Ynt: Niye aynı tarz ve dört beş marka tekne etrafında dönüyoruz ?
« İleti Gönderen: Âli San  07 Temmuz 2017, 12:48:40 »
Dünya turu meselesini konudan kopmak için değil, konuya yapışmak için ortaya atmıştım.
Daha sonra Dilek ve Ahmet Reis'in de yazdıklarını bir arada düşündüğümüzde, demek mesele, bir teknenin gider olması değil. Çünkü hepsi gidiyor.
3-5 Markaya hapsolmak-pazarlama başarıları bir yana- biraz da bundan olamaz mı?

Bülent bu eğilimin veya pazarlama taktiğinin bugün de sürdürüldüğünü düşünmüyorum ( zira işte tartışmamızın da konusu bu : bugün her üretici başka bir alanda ürününü öne çıkararak, - yok explorer şeysi, yok day cruiser hedesi, yok yeni klasik hödösü..., niş pazarlara hitap ederek malı götürmeye çalışıyor ). Ama geçmişte 70li, 80li yıllarda, yat inşası artik küçük atölyelerin hakimiyetinden çıkıp fabrika ve gerçek sanayi ürünleri olmaya başladığında , üreticiler hep belli bir yola gittiler : "iyi"  bir tasarımcıya ( daha önce tekneler çoğunlukla kendi tasarımları , hatta tersane sahibi kurucu abinin elinden çıkma olurdu. Bugün bile bunu yapan bir iki küçük firma var, patronu oturup kendi bilgi ve tecrübesine göre bir kayık tasarlıyor ) bir tasarım sipariş verip bunun prototipini yapıp, sonra bu tekneyi ortalıktaki en iyi ( ve profesyonel) yarışçilardan biri skipperliğinde geniş kitlelerce bilinen takip edilen yat yarışlarına soktular...

Teknenin yarış başarısı gelir gelmez de bu tekneleri donatıp seri imalat tekneler olarak piyasaya sürdüler.
Bu tekneler elbette yarış teknesi olarak iyidiler ki, o yarışları kazandılar. Ama içlerine gezi için gerekli mobilya, donanım ve depolar yüklenince, muhtemelen arma, yelken...yarış için en iyisi, en pahalıları seçilmiş malzemeler yerine seri imalatın gerektireceği hesaplı mallar kullanılınca ama en önemlisi teknelerde ulusal yelken kahramanları değil de bencileyin düz insanlar dümen başına oturunca , tasarım avantajlarından pek de eser kalmadı ( buna rağmen de bu tekneler geçmişe yapışıp her türlü yeniliği reddeden çok klasik tekne tasarımlarına göre elbette daha hızlıydılar ki bu da biz gezginlere de lazım olan bir özellik. Ben de 10 saatte alabileceğim yolu 12 saatte almayı istemiyorum).

Bu arada bu teknelerin posta ve su altı formlarının getirdiği bir fayda daha fark edildi...Bu teknelerin içine eski tasarımlara göre daha fazla kamara, daha fazla WC, daha fazla salon, daha fazla kuzine alanı sığdırılabiliyordu. Lakin enine yer vardi da, ya yükseklikler ? Haydi gövdeler yükseldi, daha önce ölü alan olan kıç altlarına bir veya iki kabin yerleştirmek için havuzluklar yükseltildi. Eskiden suya yakın oturmak adetken denize adeta balkondan bakmak standart oldu.
40 feet tekne alıp içinde 26 feet tekne standartlarında yaşamak yerine 33 feet teknede ferah fahur yaşanabiliyor artık ( ama yaşamak başka, yol gitmek başka şeyler...) Iyi mi oldu, fena mı oldu ? Bunun cevabını her reis kendi vermek zorunda. Belli yaşa gelmiş, bir tekneye bir daire parası verecek bir insana akıl vermeye kalkışmak da bence hadsizlik. Herkes kendi kararını verecek ve o karar muhtemelen o kişi ve ailesi için doğru karar.

Görünen o ki, teknelerin genişlemesi , özellikle kiçta genişlemesi akımı devam edecek. Ben de merak etmiyor değilim, hepi topu 7,5 m boyunda ama kıçında çift dümenli ilk tekneyi ne zaman ve kim yapacak ? Lakin iyi ve ünlü olup bu yola aşırı biçimde gitmeyen üreticiler de var. Örneği J- Boat. Hiç de ekstrem tasarımlara gitmeden en hızlılarından tekne yapıyorlar .

12
Balıkçılık / Ynt: Balık Nasıl Saklanır?
« İleti Gönderen: Öcal Turan  25 Ocak 2017, 00:51:50 »
Çarkçılarımız kuzine bölümü açsın . :)

13
Meteoroloji / Ynt: 1987 Istanbul'un meşhur Mart Kışı
« İleti Gönderen: Öcal Turan  07 Ocak 2017, 17:57:24 »
Çok güzel görüntü Öcal.  Bu arada bizim yörede <Bulgar kuzinesi diye adlandırılan soban da harika.
Fırını da vardır umarım kuzinenin.

Var hocam , Tipine Şıpka diyorlar ,patates filan atınca iyi oluyor. :)

14
Meteoroloji / Ynt: 1987 Istanbul'un meşhur Mart Kışı
« İleti Gönderen: Can Deniz <Ercan H>  07 Ocak 2017, 17:44:51 »
Çok güzel görüntü Öcal.  Bu arada bizim yörede <Bulgar kuzinesi diye adlandırılan soban da harika.
Fırını da vardır umarım kuzinenin.

15
Balıkçılık / Ynt: Balık Nasıl Saklanır?
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  24 Ocak 2017, 23:35:08 »
Dur şimdi aklıma geldi bir Somon Gravlaks tarifi bırakalım şuraya. Kuzine bölümümüz olunca oraya taşınır nasılsa  ::) ;D

Bu Gravlaks bir İskandinav tarifi, onlar yaparlarmış aslen. Grav "mezar, laks ise "somon" anlamına geliyormuş. Onlar gel git olmayan yerde tuzlayıp, gömerlermiş.
Onun için Gravlaks "gömülü somon" demek oluyormuş.
Artık öyle yapmıyorlar tabii ki. Şimdi ki tarif ortaya çıkmış. Laf aramızda ciddi güzel oluyor. Diğer yağlı balıklar ile de yapılabilirmiş ama ben denemedim. Somon iyi oluyor.

Gelelim malzemeye ;
1 çorba kaşığı kadar kara biber (taneden öğütülmesi tercih),
2 çorba kaşığı şeker,
2 çorba kaşığı kaya tuzu,
2 kg somon balığı (fileto halinde kesiliyor, derisini almayacaksınız)
Yarım çay bardağı votka,
Tepele dolu çay tabağı kadar ince kıyılmış dereotu.

Somon da hiç kılçık kalmamasına dikkat edin.
Tuz Karabiber ve şekeri bir yerde karıştırın.
Kenarları biraz yüksek bir kabın içine streç film koyun, somonları derisi altta kalacak şekilde koyun, Votkayı güzelce heryerine yedirin.
Şeker,tuz ve karabiberden oluşan karışımı üzerine güzelce sürün,
Dereotlarının yarısı üzerine serpin,
Tekrar üstünü streç filmle kaplayın iyice. Üstüne bir ağırlık koyun 36-48 saat arası buzdolabında tutun.

Bittimi hayır tabii ki. Bir de Hardal sosu yapacağız ;
2 çorba kaşığı kadar elma sirkesi
1 tatlı kaşığı toz şeker
1 çay bardağı zeytinyağı
yarım çay tabağı kadar ince kıyılmış dereotu
2,5 çorba kaşığı hardal (kavanozlarda satılanlardan)

Hepsini karıştırıyoruz. Sos işi bu kadar.

En son olarak ;
Balığımızın üzerine sürdüğümüz karışımı temizliyoruz. Fırçamsı bir şeyle kolaylıkla çıkıyor.
Kalan dereotlarımızı tekrar üzerine serpelim, keskin bir bıçakla güzelce ve incecik pastırma kıvamında keselim.
Tercihen çavdar ekmek ile birlikte, yanında hardal sosu ile tabağınıza alın.
Beyaz şarapla çok iyi gidiyor.

Afiyet olsun.

   

16
Mevzuat / Teknemizde Bulunması Gereken zorunlu teçhizatlar
« İleti Gönderen: Zafer Dedeoğlu  12 Nisan 2018, 09:31:05 »
http://www.adf.org.tr/seyir-guvenligi/90-zorunlu.html

Teknemizde Bulunması Gerekenler
 

ÖZEL TEKNELERİN KAYDI, BELGELENDİRİLMESİ VE TEÇHİZAT DONATIMINA İLİŞKİN TEBLİĞ EK-4



ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ZORUNLU ASGARİ EMNİYET TEÇHİZATI

1. Can yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan kişi sayısı kadar (balıkadam elbisesi giymiş kişiler için gerekmez) bulunacaktır.

2. Çocuk can yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan çocuk sayısı kadar bulunacaktır.

3. Can simidi, tekne boyu 7 metreden ve sürati 7 deniz milinden az teknelerde aranmaz, tekne boyu 15 metreden az her teknede bir adet (at nalı şeklinde de olabilir) bulunacaktır. Boyu 15–24 metre arasında olan her teknede birisi ışıklı ve 20 metre savlolu olmak üzere SOLAS tipi 2 adet can simidi bulunacaktır.

4. Manyetik Pusula ile Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün öngördüğü şekilde Seyir Fenerleri, Siyah Küre, Kampana, Düdük ve benzeri teçhizat her teknede bulunacaktır.

5. Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg’lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 adet 2 kg’lık; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg’lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg’lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.

6. Radar Reflektörü, tehlike bayrağı ve el feneri her teknede bulunacaktır.

7. Pis Su Tankı; tuvaleti olan teknelerde bulunacak, kişi başına günde en az 2 litre x 2 günlük birikime uygun hacimde olacaktır.

8. Pis Su Güverte Boşaltma Flanşı; pis su tankı olan bütün teknelerde bulunacaktır.

9. Denize Çöp Atılmasının Yasak Olduğunu Belirten Levha; boyu 12 metreyi aşan bütün teknelerde bulunacak, herkesin göreceği bir yere asılacaktır.

10. Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü Kitabı (son baskı) ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu her teknede bulunacaktır.


ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ÖNERİLEN TEÇHİZAT:

Yukarıda sayılanlar asgari teçhizattır. Denizde Can ve Mal Güvenliğinin sağlanması düşünülerek; tekne boyu, teknede bulunan kişi adedi, seyir bölgesi ve süresi değerlendirilerek, daha fazla teçhizat ile seyre çıkılması; teknede, ışıklı ve savlolu can simidi, paraşütlü işaret fişeği, el maytabı, duman kandili, hizmet botu, can salı, dürbün, balta, ayna, termometre, barometre, seyir haritaları, pergel, paralel cetvel, kalem, silgi, yangın battaniyesi, Denizde Canlı Kalma Elkitabı, Amatör Denizci Elkitabı, VHF ve/veya SSB telsiz telefon, GPS, RADAR, EPIRB ve SART cihazları, GSM telefon bulundurulması can ve mal güvenliği açısından önemlidir, önerilir.

17
Kuzine ve Kumanya / Sadun Boro'nun "Rom Punch" Tarifini Bilen Var mı?
« İleti Gönderen: Murat Ayduk  24 Eylül 2018, 14:08:23 »
Sadun Boro'nun "Rom Punch" Tarifini Bilen Var mı?

Vira Demir'in son sayfalarında Kısmet'in Kuzinesinden diye bir bölüm var. Çok güzel tarifler var ama o ünlü Rom Punch tarifi yok. Rahmetli sır gibi mi saklıyordu yoksa diye düşünüyorum.

Aramızda bu tarifi bilen biri var mıdır reisler? Varsa çok makbule geçer...

Şimdiden teşekkürler,

18
Genel / TAŞINDI: Aydın Boysan usta dan Rakı İçme Sanatı.
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  27 Şubat 2018, 20:54:49 »
Bu konu Kuzine ve Kumanya isimli bölüme taşınmıştır.

http://heyamolahey.com/?topic=119.0

19
Bakım / Kış başı bakımı
« İleti Gönderen: Öcal Turan  19 Eylül 2017, 21:19:31 »
KIŞ BAŞI BAKIMI ve HAZIRLIKLARI

Saatin, fenerlerin ve benzeri pillerini çıkart.
Hatchlerin ve lumbozların lastiklerini temizle pudrala, siliconla ve kapat. Perdeleri çek.
Yatak süngerlerini güneş görmeyen yere istifle
Buzdolabını ve buzluğu boşalt, temizle. Yiyecekleri at, Kapağını açık bırak.
Oda ve tuvalet kapılarını kapat. Açık bıraklacaksa sabitle
Çöpleri dök, bulaşıkları yıka.
Kuzine ve tuvalet evyelerinin içini kurula.
Vanaları (pis su tankı, tuvalet girişi, mutfak, sintine, mazot deposu vb)  motor vanaları dahil kapat. Motor vanasını kapatınca tercihen marş anahtarının üzerine kapalı olduğunu belirten uyarıcı as.
Dolapların içini düzenle, özellikle cam kavanoz olacaklar
Tezgah ve masaların üzerinde eşya bırakma
Yakıt filtresini kontrol et, su varsa boşalt
Sintine farşını aç ve su seviyesini kontrol et.
Aküleri dolu bırak. Both şalteri kapat.
Irgat sigortasını kapat.
Akü kutup başlarına ince bir gres sür.
Akülerin üstünü bir bezle sil, bezi at.
Akülerin suyunu kontrol et.
Kabinde veya dışarıda kıymetli (TV, GPS, laptop, pusula, değerli kitaplar ve dıştan takma motor) malzeme bırakma.
Sürat müşirini çıkart, kör tapasını ince gresle yerleştir. Pervanesini temizle (porçöz, sirke veya tuzruhu ile)
Kabin içine yerleştirilen nem alıcıları lavaboların içine koy.

Havuzluk ve ambardaki tüm malzemeyi oynamayacak şekilde sabitle
At nalı, ışıklı şamandıra ve kullanılmayan halatları ambara veya kabine koy. dışarıdaki halatları, ıskotaları ceplerine ve torbalarına yerleştir.
Ambarda yanıcı uçucu gaz içeren malzeme (tiner, benzin, aseton, gazyağı) bırakma.
Mazot yedek bidonu bırakılabilir
Mazot tankına bakteri çözücü solüsyon ekle.
Mazot tankını dolu tut.
Tüpgazın vanasını dıştan kapat, bakır borudaki gazı boşalt.
Dümen palasını ortada sabitle.
Dümen ve gaz kolu mekanizmasını gresle
Demir ve zinciri tatlı suyla yıka. Demiri sabitle.
Yelkenleri dışarı alabilirsin. Lazyjacki veya yelken kılıfını ört. İyice sabitle.
Genovayı üstünde bırakacaksan, ıskoatal ekstradan 2-4 tur saracak gibi sabitle.
Sprey Hood’u tamamen sökmeyeceksen, gergin vaziyette sabitle.
Istralya ve çarmıkların gerginliğini kontrol et. Kışın soğukla beraber tellerde kısalma olacağını öngörerek, gergin olanları birer tur gevşet.
Benzer şekilde vardevelaları kontrol et, çok gergin olmamalarına dikkat et.
Kokpit veya dışarıdaki kilitleri gresle.
Dıştan takma motoru içeri al. Dik durumda sabitle.
Şişme bot varsa indir, içeri al.
Dışarda kalacaksa, hafifçe indir, ters kapak et, üzerini ört.
Koltuk halatlarını kontrol et. Yay veya lastik şok emicileri, bağlantılarını ve kilitleri kontrol et. Yay varsa yağla.
Koltuk halatlarının sürtünen kısımları varsa hortum geçir YA DA BEZLE SAR KALINCA.
Özellikle rüzgarüstü taraftakileri yedekle ve çaprazla. Tonoz tarafını kontrol et, gerekirse dalarak. Kötü veya yıpranmış ise değiştir veya yedekle.
Tonoz halatının fazlasını ve ucunu suda bırakma güverteye al.
Usturmaçalarını düzenli yerleştir. Kıça balon usturmaça koy.
Güvertedeki tikleri yağla.
Sahil kablosunu yerinden sök. Fiş kapağı varsa ağzını bantla.
Navigasyon ve pusula ekranlarının kapaklarını kapat, etraflarını bantla.
Teknenin üstünü çepeçevre brandayla-hava alacak şekilde ört-
Aküleri beslemek gerekmiyorsa rüzgar jeneratörünün kanatlarını bağla.
Kamara girişini kapat, kilitle. Kilidi gresle.

Yelken dünyası dergisinden alıntıdır.

20
Elektrik / İnvertör kullanımı
« İleti Gönderen: Kemal Gündüz  13 Eylül 2017, 19:26:13 »
Değerli Reisler,
Tamamen merak için soruyorum. Teknede yanıcı ve parlayıcı güç kaynaklarından hoşlanmıyorum. Yani benzin ve LPG. Kuzineyi tamamen elektrikli yapma imkanı var, ama jeneratörüde sevmiyorum. Çok kuvvetli ve sürekli aynı gücü sağlayacak invertörler var. Kurulu güçleride elektrikle çalışan kuzineyi rahatlıkla karşılıyor. Kaldıki birden fazla bağlayarak güç artırımıda imkan dahilinde. Merak ettiğim, bir invertörün tahammül edebildiği sıkıntı yaratmadan çalışabileceği süre. Isıya bağlı olarak performans kaybı olacağınıda peşinen dikkate alıyorum. Terimlerde hata yaptım ise peşinen affola
Herkese iyi akşamlar diliyorum


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

21
Tekne Restorasyonu / TAŞINDI: "HOLLANDA MUTFAĞI"
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  20 Mayıs 2017, 14:19:37 »
Bu konu Kuzine ve Kumanya isimli bölüme taşınmıştır.

http://heyamolahey.com/?topic=247.0

22
Mehmet Atay Reisin başka konu içinde paylaştığı bilgilendirme notudur.

ADF'den...

http://www.adf.org.tr/images/docs/ozel%20teknelerde%20emniyet%20techizati%20ek-4%202014-15.doc

ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ZORUNLU ASGARİ EMNİYET TEÇHİZATI
1.   Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan kişi sayısı kadar (balıkadam elbisesi giymiş kişiler için gerekmez) bulunacaktır.
2.   Çocuk Can Yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan çocuk sayısı kadar bulunacaktır.
3.   Can simidi, tekne boyu 10 metreden ve sürati saatte 7 deniz milinden az teknelerde aranmaz. Tekne boyu 10 metreden az ancak sürati saatte 7 deniz milinden yüksek olan tekneler ile boyu 10–15 metre arasında olan her teknede bir adet can simidi (at nalı şeklinde de olabilir) bulunacaktır. Boyu 15–24 metre arasında olan her teknede birisi ışıklı ve 20 metre savlolu olmak üzere SOLAS tipi 2 adet can simidi bulunacaktır.
4.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün öngördüğü şekilde Seyir Fenerleri, Siyah Küre, Kampana, Düdük ve benzeri teçhizat ile Manyetik Pusula her teknede bulunacaktır.
5.   Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg.lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 adet 2 kg.lık; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg.lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg.lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.
6.   Radar Reflektörü, Tehlike bayrağı ve El Feneri her teknede bulunacaktır.
7.   Pis Su Tankı; tuvaleti olan teknelerde bulunacak, kişi başına günde en az 2 litre x 2 günlük birikime uygun hacimde olacaktır.
8.   Pis Su Güverte Boşaltma Flanşı; pis su tankı olan bütün teknelerde bulunacaktır.
9.   Denize Çöp Atılmasının Yasak Olduğunu Belirten Levha; MARPOL uyarınca boyu 12 metreyi aşan bütün teknelerde bulunacak, herkesin göreceği bir yere asılacaktır.
10.   Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü Kitabı ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu her teknede bulunacaktır.


ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ÖNERİLEN EMNİYET TEÇHİZATI

Denizde can ve mal güvenliğinin sağlanması düşünülerek; tekne boyu, teknede bulunan kişi adedi, seyir bölgesi ve süresi değerlendirilerek, daha fazla teçhizat ile seyre çıkılması; teknede, el maytabı, duman kandili, hizmet botu, can salı, balta, ayna, termometre, barometre, dürbün, seyir haritaları, pergel, paralel cetvel, kalem, silgi, yangın battaniyesi, Amatör Denizci Elkitabı, VHF ve/veya SSB telsiz telefon, GPS, RADAR, EPIRB, SART cihazları ve GSM telefonu bulundurulması önerilir.

23
Teknede Güvenlik / Tekne Yangınları
« İleti Gönderen: Öcal Turan  14 Nisan 2017, 17:30:27 »
Tekne de yangın.

Açık denizde başınıza gelebilecek en kötü olay diyebilirim.

   Bizler ateşsiz, ateş oksijensiz yapamaz diye söze başlar isek insanoğlunun ateşi kullanmaya başladığından beri onu kontrol altında tutmayı başardığında işine çok yaramıştır ama kontrolsüz ateşler her zaman yangını ve faciayı getirmiştir. Bunun için yangına gemide her an hazır olmalıyız. Bu nedenle gemide kaptanın vereceği tatbikat alarmlarında yerlerimizi tam almalıyız. Yangında en büyük tehlike yangınla mücadele edenlerin bilinçsizliği ve paniklemesidir.
   Düşmandan korkar isek % 50 yenik başlarız sözünü unutmadan yangına karşı bilinçlenip  kendimizi eğitirsek o zaman bu % 50 en aza indirilir.
   Yangınları tanımlayabilirsek mücadelede birinci adımı atmış oluruz. Çünkü nasıl söndüreceğimizi bilmediğimiz bir yangına müdahale etmek bazen yangının işine yarar bazen bizim hayati tehlikemizi arttırır. Bazen de sönebilir. Ancak yangını tanıyor isek gerekli mücadeleyi zamanında verir isek kesin söner. Yangının oluşabilmesi için gerekli 3 şey ile yangın üçgenini inceleyelim.



YÜKSELEN ISI              OKSİJEN            YANABİLİR MADDE

                                   

Bu üçgende görülen 3 olgudan biri olmadığı anda yangın var ise söner, yok ise oluşmaz. İşte yangınla mücadelenin temeli bu kadar basit. Ancak mücadelenin tehlikeleri oldukça önemli incelikleri olan teknik ve yadsınmayacak bir meslek olarak önümüze çıkar. Şöyle ki;


1   Katkı maddelerinin yangınları,

2   Petrol ürünleri yangınları,

3   Metal yangınları

4   Elektrik yangınları







1)   Katı Madde Yangınları:

Sebepleri: a) Kullanılmış yağlı üstübü ve bezlerin teknenin rasgele yerlerine sıkıştırılmış olması (Teknenin rezonansı ile sürtünen yağlı bütün maddeler alev alır).
b) Kuzine yangınları: Yağlı kızartma tencerelerinin açık ateşte unutulması, yağın alev alması. Kuzine seçimi: LPG ile çalışan ocakların teknelerde kullanılmaması önerilir. c)LPG Yangınları: Yangın eğer LPG tankına sıçramamış ise.
d) Makine Dairesi Yangınları: Etraf yağlı ve yakıt atıkları ile kirli ise makinist – yağcı – silicinin sigarası ile çıkan birçok yangın tespit edilmiştir.
     Bu tür yangınlar ile karşı karşıya kaldığımız anlarda eğer yanan maddeler katı ise yangın battaniyesi (ıslak battaniye) ile müdahaleye cevap vermiyor ise su kullanılabilir, bunda da başarı elde edilemiyor isek “alev basan” başvururuz. Her türlü alev basan kullanılabilir. (köpük ve CO2 gibi).

2)   Petrol Ürünleri Yangınları:

a)   Teknenin yakıt tankı makine dairesinden başlayan yangınları zamanında söndüremez isek sonuçta mutlaka yakıt tanklarına da sıçrayacaktır.
b)   Kuzinelerde Kullanılmak Üzere Depo Edilmiş LPG – Alkol Yangınları: Teknede en hızlı yayılan ve söndürülüşü  en zor olan en zor olan yangın türüdür.
Mücadelesi: Kesinlikle önce yangın üçgenini hatırlayıp buradaki tabana yazdığımız oksijeni hatırlayalım. Çünkü diğer iki unsurla mücadele etme şansımız yok denecek kadar azdır. Bu nedenle bu üçgenden oksijeni kaldırmaya çalışacağız. Bunun için köpüklü alev basarları, CO2 içeren alev basarları, yangın battaniyelerini kullanabiliriz. Asla su kullanmayalım, çünkü su petrol ürünlerinden ağır olup yanan maddelerin altına girer ve yangının daha çok yayılmasına sebep olur.

3)   Metal Yangınları: Bu tür yangınlarda yükleri titanyum – potasyum ve alaşımları alüminyum magnezyum – kömür gibi olan kuru yük gemilerinin korkulu rüyasıdır. Çünkü aynı yağlı üstüpüde olduğu gibi bu yüklerde de geminin titreşimlerinden bu maddelerin birbirlerine sürtmesi ile yükselen ısı yük yangınlarına neden olur. Gemi için oldukça tehlikelidir, mücadelesi uzun sürer, çünkü yanıcı maddeler binlerce ton olabilir. Özel kimyasal kuru tuz – kum ya da nozullar yardımı ile su sisi yapılıp soğutma yapılabilir.

4)   Elektrik Yangınları: Nerede ve nasıl çıkacağı belli olmaz ancak elektrik donanımı devamlı kontrol altında tutulur ise, ince kablolara yüksek amper yüklenmez ise, oksitlenmiş akü başları temizlenir ise, yapılan kablo ekleri lehimlenip ark yapması önlenir ise, vidalar ile montaj yapılmış kablo uçlarının nem yalıtımı iyi yapılır ve gevşememesi için önlem alınır ise büyük ölçüde önlenir.

5)   
Mücadelesi: Derhal yangın bölgesinin şalterleri kapatılır. Devre kesileceğinden yalnızca var olan yangınla mücadele yapılır ve CO2 ihtiva eden alev basan, kuru toz kum gibi maddeler ile mücadele edilir. Asla su kullanmayınız. Ancak; jeneratör devre dışı bırakılır ise o zaman su kullanılabilir.


Bu konu ile ilgili ayrıca aşağıdaki kitabı bulmayı ve tamamını okumayı tavsiye ediyorum.




24
Köşe Yazıları / Çiçek böcek antin kuntin işler
« İleti Gönderen: Çetin Kent  29 Ocak 2019, 18:23:08 »
Artık niye çiçek yetiştirmiyoruz biz ya???

En son Samos’a gittiğimizde beş kişiydik. Eğlendik, yedik, içtik, hesabı ödedik. Eh, makulce bir rakam geldi, o kadar tıkındığımıza bakarsak. Sonra fark ettik ki masaya oturduğumuzda hesabı önden ödesek iki şişe uzo fazla alacakmışız?!?!?! Hatamız yemeğin sonunda hesabı istemek! Garson hesabı getirmeyi geciktirdikçe zarara giriyoruz! Döviz oynaklığına yurt dışında yakalanmak böyle bir şey. Gece kaçak dalan zıpkıncının fenerine kaskatı bakakalan levreğe döndük canına yandığımın.

Bu duruma gelmemizin, ekonominin, siyasetin, nedenleri, sonuçları, hataları bilmemneleri bu yazının konusu değil. Benim takıldığım, niye artık çiçek yetiştirmiyoruz abicim biz!

Tamam, yine kitaba ortasından başladık, konuya göbeğinden girdik, ne diyor gene bu deli diyorsunuz, hissediyorum. İtiraz etmeyin! Öyle! Açıklayacağım, sabredin!



Samos’ta ve elbet komşunun bir çok köşesinde çiçek var. Yani koca koca ormanlardan, büyük bahçelerden bahsetmiyorum. Zaten suyun kıt olduğu özellikle adalar coğrafyasında orman ne arasın, büyük bahçeler ne arasın. Bireysel olarak, insanların, penceresinde, kapı önünde bir süs olarak yetiştirdiği, bildiğimiz adi çiçeği kastediyorum.

Bir dağ köyüne gidiyorsunuz, ya da Pitagorion’un ara sokaklarında avare avare dolaşıyorsunuz, veyahut Kokari’nin en sıradan sokağındaki bir evin yakınında, yöresinde, kapısında, penceresinde görüyorsunuz çiçekleri.

Bu duruma da yeni uyandım aslında. Komşu coğrafyaya sık gidenler “nesini seviyor da gidiyor” diye eleştirilirler ya hani. Kimisi yemekleri der, kimisi ucuzluğu (o da kalmadı ya neyse) ya da güleryüz, doğallık, samimiyet vesaire. Yeni farkettim, çok çiçek var be. Harbiden emek verilmiş çiçek ama, öyle “ot püsür” değil. Basit sardunyalar, sıradan begonvillerle resim yapıyor koca koca nineler!... Ve hatta biberler! Evet, küçük acı biberler. Kırmızısıyla sarısıyla yeşiliyle, yaprakların arasından bize çiçek numarası yapan muzip biberler. Yani renkler! Rengi kaybetmişiz biz.



Çocuklarımın yaptığı resimlere bakıyorum. Kırmızının envai çeşidi, ciyak ciyak sarılar, vızır vızır yeşiller, takla atan maviler. O boyaları bizim kuşağa verin, ağır ol molla desinler kıvamında griler, saygıdeğer lacivertler, ne bileyim, mühim şahsiyetli kahverengilerle doldururuz kağıdı. Arada ne oluyor da, çocuk fırlamalığından ve renginden o geberik koyu tonlara geçiyoruz ve aslında rengi nerede kaybediyoruz anlamıyorum.

Beton şehrin bağrına dikilen, yine betondan sitelerin maketlerine, fotoğraflarına bakın. Balkonunda çiçek filan görüyor musunuz? Zorlama peyzajlar, “şehrin içinde bile doğayı yaşayabileceğiniz” tandanslı, allahın belası kandırıcı reklam ağızları. Bazılarında balkon demiri yerine renkli cam kullananları bile var. Kafalar gitmiş artık. Balkon camını sarı ya da turuncu filan yapınca içinde yaşayanın ruh halini normale döndüreceğim sanan mimarlar. Normal ne peki? Farkında mı acaba? Çünkü belli bir yaştan sonraki kuşaksa, o mimar da o uydurma sitelerde büyüdü. Son renkli evlerde büyüyen mimarlar Aydın Boysan oluyordu çünkü, toprağı bol olsun. Peki normal ne? Ya da daha doğru bir soru olarak normal ne idi?

Normal ne idi?


Vita yağı tenekesinde, yeşil yaprakları tüylü ve kadife gibi, pembeli kırmızılı beyazlı sardunya yetiştiren babaannelerimizin yaptığıydı! Normali, doğrusu bu idi. Küçücük iki göz odalı evlerde gıcırtıyla sokağa açılan kapının dibine konan; ya da eski boya üzerine kat kat atılan boyadan artık ağırlaşmış ahşap pencerelerin önündeki mozaik denizliğin (ne mermeri, o zaman mermer mi var!) üzerine yerleştirilen, küçük tenekelerdeki renkli çiçeklerdi doğru olan. Öyle “Neufert” kitabı filan yoktu o zamanın mimarları olan ninelerimizin elinde. Evi ev yapmak için gereken, çiçeklerdi, perdedeki danteldi, ya da sobaları, kuzineleri güzel göstermek için soba boyasıyla boyamaktı. Elektrik gelmiş olsa da, buzdolabı veya henüz televizyon olmayan yaşamlardı, şehirlerdeki evlerde süren. Köyü geçtim.



Öyle eskiyi anlatıp duran ihtiyar adam filan değilim, yanlış anlamayın. Yarım insan ömrü içinde kaybettik biz bunları, onu anlatmaya çalışıyorum. Öyle kısa sürede öyle acaip yerlere geldik ki ve o hızla öyle yerlere gidiyoruz ki, koptum artık takipten. Ben koptuysam, anne babalarımız, büyüklerimiz ne yapsın. Üniversitede, yani 80 li yılların sonunda, yani daha dün, koskoca İTÜ’de kartları delmeli data okuyan bilgisayarlar vardı. Fortran diye bir dil öğrenirdik ne işe yarayacağını çok da bilmeden. Biz 4’ünü öğrenmiştik, 77’si daha gelişmişiydi. Yani bilgisayara yetişmiş bir nesiliz, bin yıl önceden bahsetmiyorum. Şimdiki sıradan akıllı telefonlara gelişimiz çok kısa sürmedi mi sizce de? Misal, araba icat edildiği günden, belki 200 sene öncesinden beri, debriyajı gazı freni hala yerinde durup dururken, video oynatıcıları naaptınız oğlum! Koca VHS kasetler Betamaks kasetler ne teknolojikti, onlar hangi ara hayatımıza girdi de, hangi ara çıktı gitti antika oldu, ha? Kasetli araba “teybi” pek zor “taktırılan” bişeydi, pahalıydı, cafcaflısı çıstaklısı pek afilliydi. İyi de onlar ne ara gitti be ya! Boş kaset alıp “plakçıya” doldurturduk, sahi kasetlere ne yaptınız oğlum? Onlar ne ara gitti? Benim oğlana gösterdim geçen kaseti, bu ne baba diyor!?? Walkman vardı esas walkman. Peee! Kulaklıkları zımpara gibi süngerli, tepesi parlak teneke şeritten.

Şuraya bağlayacağım. Samos’ta öyle lüks arabalar, yüksek teknolojik yatırımlar ya da rezidanslar filan yok. Lüks araba gördüyseniz o “ticari taksi”dir zaten. Eski püskü dökülen arabaları, motosikletleri ve hatta bizim yetmişli yıllarda kullandığımız ahşap direk üzerindeki trafoları filan hala kullanıyorlar. Şu lafı çok duyuyorum: “Yunanlılar batmış, şunlara bak, bizde bu kadar eski araç mı kaldı, iflas etti bunlar” gibilerden. Önemli bir sınır bu, çok önemli. İflas ettikleri için mi böyle yaşıyorlar yoksa gerek duymadıkları için mi? Bunu iyi okumak lazım. Arabalarımızın modelinin birkaç senede bir değişmesi gerektiğini bize pompalayan bir sistemin içinde yaşıyoruz. Daha yenisinden düz ekranlar, daha gelişmiş akıllı telefonlar, al, satın al, tüket, eskimeden yenisini al. Öte yandan artık dökülmek üzere olan arabasına binen, motosiklete binen adalılar. Ama elini kolunu sallayarak vizesiz dünyayı dolaşabilecek kadar da özgürler. Biz en son teknolojik oyuncaklar elimizde, iki yüz metrekare evlerde oturarak, ve fakat vize kuyruğunda bir aylık vize için elin Fransızına evrak eksik diye kendimizi aşağılatan bir hayat sürüyoruz, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. İflas eden kim? Çiçek yok çünkü. Çiçek koymuyoruz balkonumuza, camımıza. Renk yok, hayatımızdan rengi çıkardık.

Çiçekle başlayan “hayatı boyama” mevzusu, derin mevzu. Çiçekte bitmiyor. Türlü çeşit renkler çiçeklerden fırlıyor kapılara, panjurlara, pencerelere hatta duvarlara sıvanıyor. Basit bir ev sizi karşısında asker ediyor be. “Seyret beni” diyor, “ağzının suyu akarak seyret.” Konuşuyor ev. “Benim bir odamda uyanıp, giyinip, benim kapımdan sokağa çıktığında hayatın, düşlerin, aldığın nefes, duyduğun keyif nasıl olacak bir düşün” diyor. “Bir de yaşadığın sitedeki daireden çıkıp, asansöre binip, kapalı otoparktaki arabaya kadar yürüdüğün sıradan sabahını düşün” diyor. Ha sen evin senle konuştuğunu bile fark edemiyorsun, evin karşısına geçip “aç bunlar be, biz olmasak aç bunlar, iflas etmişler, sürünüyorlar” diyorsun. Ev sana neresiyle güleceğini bilemiyor. Bir yemek süresince paramızın değeri % 10 düşüveriyor sonra. Sürünen, aç bunlar dediğimiz amcalar için o yemek hep “”aynı avro”... Hadi küresel güçler üzerimize oyun oynuyorlar da, Gana da mı küresel güç oldu canına yandığımın! Gana parasına karşı neden değer kaybediyor bizim para onu da anlamıyorum ya, neyse. İki kuruş aklımızla nereden bilelim, büyüklerimiz daha iyi bilir.



Dönelim çiçeklere. Aslında, yazıyı yazarken hani biraz kuruntu mu yapıyorum diye de düşünmedim değil. Belki herkes çiçek yetiştirip (!) benden gizli çiçek sevgisini katlayıp (!) yine benden gizli çiçekleriyle “mutlu mesut” yaşıyordur, çiçeklerine gözü gibi bakıyordur, seviyor, saygı gösteriyordur, olamaz mı? Tüm halkımız bana kamera şakası yapıyordur belki? Hı? Öyle olmadığına dair bir kanıtım var da, ondan imalı imalı yardırıyorum. Kanıtım yine Samos’tan. Kokkari isimli beldeden. Hazır mısınız? Kokkari’de, mendireğin karşısındaki tepeden, tavernaların dizi dizi sıralandığı bölgeye geçerken, şirin birkaç evin arasından üç beş basamaklı bir merdivenden inersiniz. O merdivenin çevresindeki minik çiçek bahçesinde senelerdir uyarı etiketleri vardır. Ne yazar biliyor musunuz? “Çiçekreri koparmayın”



Çiçekreri koparmayın efendiler!

Bu uyarı öyle gülüp geçilecek bir uyarı değil. Yanlış yazılmasına takılmayın, nedenine niçinine bakın. Niye sadece bizim dilde uyarmışlar? Yetmiş iki milletten insan geliyor da, niye sadece biz? Şaka yapmadıkları belli, e bir ihtiyaçtan dolayı o uyarıyı koydukları da belli. Sırf bizi düşman görüp o yazıyla aşağılamak isteyecekleri de küçük ihtimal. Niye koparıyorsunuz oğlum çiçekleri? Hadi eskiden teyzeler sardunya dalı filan kırarlar, köklendirir, çoğaltırlardı. Hem evinde çiçeğin yok hem de gidip komşunun çiçeğini kırıyorsun demek. Gülsek mi, ağlasak mı, utansak mı bilemedim. Garip duygular. Yukarıda onun için biraz şakadan takıldım ama çok da düşündüren ve üzen bir konu olduğu kesin..................

25
Kuzine ve Kumanya / Ynt: Sadun Boro'nun "Rom Punch" Tarifini Bilen Var mı?
« İleti Gönderen: Murat Ayduk  26 Eylül 2018, 17:55:34 »
Ben de kitaplarında hep karşılaştığımı hatırlıyorum ama tarifini yaptığı bir yazısı gözüme çarpmadı hiç. Vira Demir'de yok mesela (kuzine kısmında).

Birkaç tarif paylaşan reisler oldu mesajla; ama tam Sadun Boro'nun anlattığı, deneyimleyenlerin muhteşem diye betimlediği tarifi merak ediyorum aslında...

Bir de bunu belki Sadun Boro Denizci Punch'ı olarak literatürümüze bile sokabiliriz  :) Ben isterim naçizane...

26
Mevzuat / Ynt: Teknemizde Bulunması Gereken zorunlu teçhizatlar
« İleti Gönderen: Oğuzhan Oğuz  12 Nisan 2018, 09:56:15 »
http://www.adf.org.tr/seyir-guvenligi/90-zorunlu.html

Teknemizde Bulunması Gerekenler
 

ÖZEL TEKNELERİN KAYDI, BELGELENDİRİLMESİ VE TEÇHİZAT DONATIMINA İLİŞKİN TEBLİĞ EK-4



ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ZORUNLU ASGARİ EMNİYET TEÇHİZATI

1. Can yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan kişi sayısı kadar (balıkadam elbisesi giymiş kişiler için gerekmez) bulunacaktır.

2. Çocuk can yeleği, her teknede seyirde teknede bulunan çocuk sayısı kadar bulunacaktır.

3. Can simidi, tekne boyu 7 metreden ve sürati 7 deniz milinden az teknelerde aranmaz, tekne boyu 15 metreden az her teknede bir adet (at nalı şeklinde de olabilir) bulunacaktır. Boyu 15–24 metre arasında olan her teknede birisi ışıklı ve 20 metre savlolu olmak üzere SOLAS tipi 2 adet can simidi bulunacaktır.

4. Manyetik Pusula ile Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nün öngördüğü şekilde Seyir Fenerleri, Siyah Küre, Kampana, Düdük ve benzeri teçhizat her teknede bulunacaktır.

5. Yangın Söndürme Tüpü; bir ve daha fazla motoru ve sabit yakıt tankı bulunan teknelerde, motor dairesinde veya motor kutusu dışında motor başına 1 adet 6 kg’lık; kapalı güvertesi olmayan, takma motorlu ve taşınabilir yakıt tanklı teknelerde 1 adet 2 kg’lık; kamaralı teknelerde her kamarada 1 adet 2 kg’lık, Kuzinesi olan teknelerde kuzine yakınında 1 adet 2 kg’lık bulunacak, sertifikalı olacaktır.

6. Radar Reflektörü, tehlike bayrağı ve el feneri her teknede bulunacaktır.

7. Pis Su Tankı; tuvaleti olan teknelerde bulunacak, kişi başına günde en az 2 litre x 2 günlük birikime uygun hacimde olacaktır.

8. Pis Su Güverte Boşaltma Flanşı; pis su tankı olan bütün teknelerde bulunacaktır.

9. Denize Çöp Atılmasının Yasak Olduğunu Belirten Levha; boyu 12 metreyi aşan bütün teknelerde bulunacak, herkesin göreceği bir yere asılacaktır.

10. Uluslararası Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü Kitabı (son baskı) ve Can Kurtarma İşaretleri Tablosu her teknede bulunacaktır.


ÖZEL TEKNEDE BULUNDURULMASI ÖNERİLEN TEÇHİZAT:

Yukarıda sayılanlar asgari teçhizattır. Denizde Can ve Mal Güvenliğinin sağlanması düşünülerek; tekne boyu, teknede bulunan kişi adedi, seyir bölgesi ve süresi değerlendirilerek, daha fazla teçhizat ile seyre çıkılması; teknede, ışıklı ve savlolu can simidi, paraşütlü işaret fişeği, el maytabı, duman kandili, hizmet botu, can salı, dürbün, balta, ayna, termometre, barometre, seyir haritaları, pergel, paralel cetvel, kalem, silgi, yangın battaniyesi, Denizde Canlı Kalma Elkitabı, Amatör Denizci Elkitabı, VHF ve/veya SSB telsiz telefon, GPS, RADAR, EPIRB ve SART cihazları, GSM telefon bulundurulması can ve mal güvenliği açısından önemlidir, önerilir.
Zafer reis , can salı konusu için yazdıysanız eğer bu tebliğde önerilen teçhizat olarak yazılmış .


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

27
Teknede Güvenlik / Ynt: Fırtınaya yakalandığınızda tekneniz buna hazırmı ?
« İleti Gönderen: Âli San  18 Temmuz 2017, 03:14:58 »
Sevgili Bülent,

bizim sularımızda öyle hava olmaz demem. Demem çünkü bırak bizim sularımızı, Istanbulda neredeyse evimin kapısının önünde 40 knot civarı kaçaklara bu güne kadar galiba 5 kez denk geldim...Bu tarz anormal hava oluşumlarına da gittikçe daha fazla denk geleceğimizi ön görüyor uzmanlar. Ama benim denk geldiklerim işte en uzunu yarım saat süren kaçaklar.  Zerre kadar zevk almadığım gibi o kisa süreleri atlatana kadar da  ekip, kendim ve tekne için de korktum.
Geçmişte birkaç kez Ataköy marina yat kulübü tarafından düzenlenmiş Karadeniz yat rallilerinden ( KAYRA) galiba sonuncusunda 50 knot üstü havaya denizde yakalanmış ralli ekipleriyle izlenimlerini konuşmuştum. Bunlardan biri denizciliğe yeni başlamış, - herhalde 37-38 feet bir tekneyle -; orta yaşlı bir karı koca ekipti. Onlarla uzun uzun konuşmuş, ne hissettiklerini öğrenmeye çalışmıştım. Herhalde % 80inden fazlası da seri imalat orta boyda tekneler olan, toplam sayısı 15 civarı olduğunu tahmin ettiğim teknelerin hepsi bu olayı hasarsız, sadece çektikleri korkuyla atlatmışlardı.

Buradan ehil kişi veya firmaların imal ettiği, sahiplerince de sonrasında aşırı ihmal edilmemiş teknelerinin bu sartlara dayanacağı sonucunu çıkarıyorum. Bilinçsiz, hesapsız kitapsız yapılmamışsa rüzgar bir tekneyi deviremez. Bunu dalga gerçekleştirir, burada da her dalganın devirebileceği bir minimum tekne boyu vardır. 7 Bf hava açik denizde 4m dalga oluşturur diyor çizelgeler ( demek ki 8m teknelere kadar durum tehlikeli olabilir ); arada da 5,5metrelik bir tanesi olusabilirmiş ( 11 metre tekne boyuna kadar risk var demek ).

Ekip ve tekne için havanın şiddetinden çok, olumsuz koşulların ne süreyle devam ettiği daha önemli diye düşünüyorum. Yarış tekneleri ve yarış şartları hariç ; dünya denizlerinde kötü havalarda kazaya uğramış gezginlerin sonra naklettiklerini okuyunca pek de ani olaylara rastlanmıyor. Tekne önce dayanıyor, reis ve ekip de...Bir zaman sonra ekip yoruluyor, hatta içeri sığınıp tekneyi kendi haline bırakmak zorunda da kalıyor, derken saatler sonra, hatta belki ertesi gün tekne binlerce dalgaya dayanmışken gelen bir tanesi tekneyi suya yapıştırıyor ve ciddi hasar oluşturuyor, hatta belki teknenin terk edilmesini gerektiriyor.

Burak beyin gözlem ve çıkarımlarına da tamamen katılıyorum. Ben bir tali konuya, ayrıntıya dikkat çekmek istedim.
Bu da teknemi hazırlarken " bulunulan iklim ve denize, yapılacak seyir sürelerine " göre farklı "yapilması gerekenler" listeleri yapardım demek.
Kuzinemde tüm dolap kapak ve çekmecelerin içerde gizli basit kilit mekanizmalari var. Kapaklar seyirde açılmıyor, çekmeceler uçmuyor...Ama uzunca bir Akdeniz seyrine çıksam mesela hepsine Amel'lerde gördüğüm dışardan vidalanmış basit, ahşap veya krom mandallar takar ; tekne devrilse de ortalıkta eşyalarının uçuşmasına mani olmaya çalışir, farşları da bir biçimde sabitlerdim. Bir fırtına floğu bence şart ama  mesela üzerinde basamakları olan ve yelken değiştirirken çok faydası olacak çift yelken raylı bir direk bana  gereksiz...Fakat bir bumba freni isterim mesela, herhalde bir gün de alacağım.

Belki istemeden konunun rotasını şaşırttım , bilemiyorum. Zira zaten şu ana kadar tüm reislerin de dikkat çektikleri konular aslında doğru, yerinde ve temel gereklilikler.



 

28
Elektrik / Ynt: İnvertör kullanımı
« İleti Gönderen: Kemal Gündüz  13 Eylül 2017, 21:00:26 »
LPG'den ürkmemin bir başka sebebi, fabrikasyon tesisatın zaman içinde ömrünün nasıl olacağını bilememem. Eğer invertör/veya gerekiyorsa grubunu münhasıran kuzine için kurarsam (kaldı ki fabrikasyon geliyor ve tesisat hatası yapmalarını düşünmem) ve o invertör grubuna dışardan hiçbir müdahaleyi mümkün kılmazsam sanki olur gibi geliyor. Bilmiyorum, bakalım


Tapatalk kullanarak iPhone aracılığıyla gönderildi

29
Genel / Ynt: Niye aynı tarz ve dört beş marka tekne etrafında dönüyoruz ?
« İleti Gönderen: Âli San  04 Temmuz 2017, 17:54:58 »
30'dan fazla derginin başına çöreklenip, belki 100 kadar ( muhtemelen de 98'ine kesemin asla yetmeyeceği ) yeni ve az bilindik tekne görünce ; dayanamayıp bu konuyu açtım. Biraz da huzursuzlanarak ; manasız bir bahis mi açtım diye ?
Sağolun, konuya ilgi gösterdiniz ve iyi değerlendirmeler yaptınız.

Şu anki hissiyatım şöyle :
Hep aynı tekneleri görmekten sıkılan bir tek ben değilmişım...Şükür Allaha normalim sanırım     ;D

Demek ki aslında hepimizin içinde farklı tarzlara yönelme ve deneme güdüsü var. Bunu ekonomik nedenlerle, pazarın verdiği ile yetinme mecburiyeti nedeniyle vb henüz yapamıyorsak da o potansiyel icimizde mevcut. O zaman bu konu sadece bir zaman meselesi...Belki 3-5, belki 10 sene sonra bizim tekne parkımız da çok çeşitlenecek...

Dileğin, Bülentin, Ahmet Çelenoğlu'nun ve diğer dostların değindikleri konulara gelince :

- Niye yerli teknelerimiz yok ? sorusu çok da kafama takılan bir soru değil. Uluslarası beğeni gören bir yerli seri üreticimiz olsaydı hoşuma giderdi elbet ama konu yerli/yabancı  klasik/modern  plastik/ahşap ayrımı değil. Gözü okşayan ( hatta belki rahatsız eden, Bülentin Reinke'si gibi), merak uyandıran farklı tasarımlar görebilme hevesim. Malum bugün dünya piyasasına hakim 5 üreticiden 2si veya 3'ü daha kurulmamışken bizim Polimarinimiz vardı mesela...Yunanlıların dahi 70lerde seri üretim gayet de hoş yatları vardı diye hatırliyorum. Bizler devam ettiremedik, Alman Bavyeranin üzerindeki yeşil boş güzel çayırlara fabrika kurdu, sektörü belirler oldu. Umarım belki Sirene belki başka bir firma birgün bu başarıyı yakalar.

Olası bir Türk üreticinin rekabet şansı konusuna gelince : Evet elbette bugün kurulacak bir Türk üretici sektör devlerinin satınalma koşullarını yakalayamaz...Ama ilk yazımda saydığım, kimi senede 15 kimi 50, kimi azami 150 tekne yapan yabancı üreticiler de Beneteaunun, Bavarianın şartlarıyla alım yapamazlar, fakat ayaktalar ve gelişıyorlar, büyüyorlar...Sadece fiyat üzerinden rekabet yanlış bir taktik bence. Daha pahalıya mal edebilirim ama imalatımı olabildiğince optimize eder, ispatlanır, görülür bir kalite sunar ; tekneme de büyük oyunculardan daha fazla fiyat isteyebilirim...Zaten çoğunlukla olan da bu ; isim yapmış küçük tersane aynı boy tekneye büyuk üreticinin fiyatından çok daha yüksek bir fiyat istiyor. Bu fiyat farkı da tamamen kalite ve işcılik farkından oluşmuyor. Aynı Yanmar veya Volvo motora veya Selden direğe daha fazla para ödediğinizi biliyorsunuz. Ama o az üretilen ve tam sizin kafanıza göre olan tekne pek çok farklı önemli, önemsiz özelliğiyle size mesela bir 50.000 Avro daha fazla ödemeyi kabullendiriyor ?
Kaldı ki yine aynı şeyi söyleyeceğim ; fiyatları gayet rekabetçi olan küçük Doğu Avrupalı, hatta Fransız üreticiler de var.
Bilemem tabii, saflık etmeyeyim...Ama X- Masts'ın bana 12500 Avroya sattığı direği de Beneteau veya Bavariaya 6000'e satacağına da pek inanamıyorum doğrusu.

Ziya Beyin açtığı konuya gelince ; - ki meselemiz bu değil - ; ama ahşap konusunda ( yanlış önyargıları düzeltmek için ) iki satır yazmama izin verin lütfen. Ziya bey benim ahşap lamine, üstelik tamamı vernikli bir teknem var. 13uncu yaşını sürüyor. Yapıldığı atölyeden çıktiğı günden beri tekneye bir marangoz girmiş değil. Yaparken dahi " Saçmalıyoruz, güneşi sicağı bu kadar bol bir ülkede beyaza boyamak varken verniklenir mi yahu kayık ? " demiştik. Daha fazla güneşe maruz kalan kamara ve havuzluk beşer sene arayla iki kez ( ki bunu ben tek başima 3 bilemediniz 4 günde yapıyorum) , bordası ilk defa geçen sene zimparalanıp yeniden verniklendi. Elbette ahşap teknenin bakımi fiberglas tekneden daha emek ve masraf ister ama bunun kabul edilebilir ve makul ölçülerde kalması mümkün ve yapım teknik ve kalitesiyle ilintili.

Çetin Bey siz teknenin yaşı kriterini hangi anlamda yazdınız emin olamadım ama bu konuda Dileğe tamamen katılıyorum. Bizim pontonda çok bilinen bir markanın yeni tekneleri arasında iki tane de eski, 80lerden kalma 38 feetliği vardı. Birini özellikle yelkencilik yeteneği ve bir teknenin seyri, gidişi, kendini hissettirişini ifade etme konusunda kimsenin pek karşısında durmayacağı bir abimiz kullanırdı ve onlar da çoktan bir kaç tekne değiştirmiş, tecrübeli amatör denizci olan, aynı teknenin 20 yaş daha yeni modeline sahip arkadaşlarımızla denize çıkardık...
Hepimizin ortak kanısı o eski 38"in daha denizci, daha iyi yelken yapan, daha güvenilir tekne olduğu yönündeydi ! Ha; efendim içi kötü idi, ikinci tuvalet motor bölmesinin arkasına sıkıştırılmış tavuk kümesi kadar bir yer, tekne kiçta dar. Kaporta iniş merdiveni çok dik ve rahatsız, kuzine minyatür , ıçerisi az işık alıyor, kokuyor vs vs vs...Ama tekne tekneydi.

30
Balıkçılık / Ynt: DENİZLERİMİZDE BULUNAN BALIKLAR
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  01 Mart 2017, 22:27:23 »
Ahmet,

Bu konu çok iyi gidiyor. Aklına sağlık, eline sağlık. Diğer Reislerin katkıları da çok güzel. İki üstteki asma yaprağında sardalye ufkumuzu genişletti :)

Bu arada anılarını da beğeniyle okuyorduk ama kısa kestin. Devamını bekliyoruz.

Sağol Mücahit,

Bende balıklar hakkında bildiklerimi yazarken bir yandan onlara dair anılarımı da farkında olmadan ekleyiveriyorum. sağolsunlar dostlar araya kuzine olayını ilave ediverince  güzel bir şeyler çıkıyor ortaya. Anılar devam edecek sadece biraz ara verdim. Önce daha önce paylaştıklarımı tasnif edip yazmalıyım diye düşünüyorum. Sonrasında biriktirdiğim bir şeyler var bakalım yavaş yavaş ekleriz vaktimiz oldukça. Beğenmene sevindim çok selam.

Sayfa: [1]