Arama sonuçları:: Ana Sayfa

Sayfa: [1]
1
Kütüphane / Ynt: Mütakabiliyet
« İleti Gönderen: Cem Eğrikavuk  10 Nisan 2018, 17:06:34 »
Burada ne konuşulduğunu anlamadım, ama siteler arasındaki çapraz bağlantılardan söz edilmiş.

Wikiderya'nın HER sayfasında forumların arama sayfalarına link var. Hatta Google'a da var. O sayfanın başlığını aratacak şekilde forumu açıyor. Wiki'yi okuyan biri, merak ederse o konu başlığında forumlarda yazılanlara rahat ulaşsın diye.

Belirteyim : burada forumlara karşı bir iyi niyet, destek vs.. niyeti yok. Ana sayfadan bize link verdiler, biz de verelim; hiç yok. Tamamen kullanıcıyı düşünen, sitenin amacına hizmet eden bir yaklaşımla yaptık.

Ek not: Bi ara ana sayfada Forumların RSS feed'lerini yayınlıyorduk. Ama Simple Machines aynı konuya yazılan cevapları gruplamadığı için kullanışsız bir görüntü oluşmuştu.

2

Hep "aykırılamak" terimini anlatır dururum, hatta bir sohbetimiz Üzerine Değerli Tayfun Timoçin de konuyu yazmıştı. Bu teknenin hareketlerinde net görülüyor. Biz balıkçılık yaparken zaman zaman dalgalı havada ağ basarken dümen tuttuğum olurdu. Biraz dikkatimi dağıtsam aşağıdan fırça gelirdi. Ağkurulatmasana şu kayığı, adam gibi tut şu dümeni diye. Bizim yörenin şivesinde aykırılamak=ağkurulamak şeklinde kullanılırdı. Ben bizim yöreye özgü bir kelime sanardım. Taki Pupa yelken de Rahmetlinin de iskotalarla yaptığı rüzgar dümenini anlatırken bu kelimeyi kullandığını görünce şaşırmıştım. (Yeni baskıda sayfa 35 yada 36 nın altında biryerlerde dip notlarda geçiyordu sanırım.)

3
Elektrik / Ynt: Güneş Panelleri nasıl çalışır?
« İleti Gönderen: Doğan Erbahar  09 Kasım 2018, 21:43:41 »
Hasan Reis'in tam tersine konuyu en iyi uzmanlarından birinden dinleme şansına sahip oldum. Geçen sene bu zamanlarda çok hızlı ilerleyen agresif bir beyin tümöründen kaybettiğimiz eski bölüm başkanımız Prof. Dr. Rauf Süleymanlı (e. Süleymanov) kendi konusunda dünyada önemli uzmanlardan olan bir yarıiletken fizikçisi idi.

Yüksek lisansımı yanında yapma şansına sahip olduğum hocamı bu vesile ile rahmetle yad ediyorum. Kendisi hakkında sayfalarca yazılabilecek hatıram var.

Yarıiletken fiziği, yarıiletken cihazlar, optoelektronik, katıhal fiziği gibi dersleri neredeyse hiç matematik kullanmadan tahta bile kullanmadan bir masa etrafına oturttuğu öğrencilerine kağıt kalemle şekiller üzerinde anlatmak gibi bir yeteneği vardı. Kainatın dili "maalesef" matematiktir diyen Feynman'dan çok etkilenmiş biri olarak böyle birşeyin yapılabilir olması bana öyle çarpıcı gelirdi ki hayranlıkla dinlerdim. Kendi ders verme uslubumu da derinden etkilemiştir.

Videodaki sade anlatımı bir A4 kağıt üzerine sıkıştırır, dersin sonunda o kağıt üst üste yazıldığından karmakarışık görünür ancak işin özü beynimize kazınmış şekilde kalkardık masadan...

4
Köşe Yazıları / Ynt: KRİ-KRİ / BİR İNADIN HİKAYESİ…
« İleti Gönderen: Bülent Büyükdağ  13 Temmuz 2017, 13:56:07 »


Yardımcı Burnunu geçerken geceydi; o gece ilk defa tekne ilerledikçe kaçışan balık sürüsünün oluşturduğu eşsiz yakamozu gördüm. Deniz sonsuz bir ışık hüzmesiyken doğuya doğru önümüz sonsuz bir karanlıktı.
Gelidonya diye haykırdım... Fenerin tepesinden şimdi geçtiğim denizlere bakarak kurduğum hayal aklıma düştü yine, nihayet gerçek olmuştu. Kaptan dedim bak Gelidonya Feneri; şaşırdı isimlerini nasıl biliyorumdu. Bizim kaptan içinse sadece bir çakardı. Yapma kaptan Deveboynuna da çakar demiştin. Gözümdeki yaşı karanlık gizlediyse de sesimin titremesini bastıramıyordum.

Kri-kri istikametini Anamur'a doğru vermişken kaptan dümende bense arkam dönük gözüm hep Gelidonya fenerindeydi taa ki küçük bir nokta kalıncaya kadar...Yeniden görüşene dek..Artık belli ki bir hiçliğin içine dalıyorduk.. Radyo susmuştu, telsiz susmuştu...sadece Marmara Ege Haritası yüklü olan chartplotter detay vermez olmuştu. Belli ki artık başka bir diyara giriş yapıyorduk... Benimle yaşıt Kri-Kri, kim bilir ne denizler gezmişti... Acaba buralara daha önce gelmiş miydi? Kıbrıs'a gideriz Kri-Kri, belki de Beyrut'a ne dersin? Belki savaşlar biter de şöyle tadıyla uzun bir Doğu Akdeniz turu atarız Kri-Kri, ne dersin? Uyumuşum...


Bir  tirhandil aşığı olan Aksona Mehmet Ağabey’imizin en sık kullandığı ismiyle, “Koca Deryalar” tüm denizcilere kendi mitoslarını yaşatan büyülü bir sahne gibi. Denizde yaşadığımız anlar karada yaşadıklarımızdan çoook daha uzun geliyor. Yazdıklarını okurken seni bir japon çizgi filmi kahramanı gibi hayal ettim. Gözümün önünde beliren perdede Sen, Kri-Kri ve Gelidonya Feneri tek bir çizgi film karesinde donmuş kalmışsınız. Yazının devamı ekranda karşımda olduğu halde ben o kısmı göremiyorum. Bu sanki bana ait bir  anıymış gibi hissediyorum. Film tekrar akmaya başlayınca An’ı asıl yaşayanın Erman olduğunu farkediyorum ve heyecanına saygı duyuyorum.

Hikayenizi çok güzel anlatmışsın. Senin, Sizin yaşadığınız o güzel anları artık bizim yapmışsın. Çok teşekkür ederiz. Kri-Kri’li Ailenizi anlatacak olan bölüm, eminim bizim mitolojimizin en değerli bölümlerinden birisi olacak…

Walter Benjamin,  bu sayfaları okusa, " Biz Baudleaire şiirleriylen  uğraşıp durduk, pasaj neyin yazdık Lan ne kadar Flaneur varsa bir araya gelmişiniz, de gidin" derdi zaar.

5
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  09 Ekim 2018, 16:59:04 »
Öncelikle, el yazması 632 nedir ve bunu yazan Rui de Pina kimdir ?

Kral II. Joiio'nun sarsılmaz güvenini kazanan üst düzey bir saray çalışanıymış. Portekiz'in Kastiya'yla olan büyük çekişmelerini kayıt altına almış ve 1493 yılında Portekiz adına Katolik Kralları'yla görüşerek Kolomb'un ''Asya'ya" bulduğu yeni yol hakkında. görüşmelerde bulunmuş. Dünyayı İspanya ve Portekiz arasında paylaştıran Tordesillas Antlaşması'nın imzalanması için gerekli olan müzakereleri düzenlemiş. Muhteşem Prens'in ölümünden sonra kraliyet katibi olup Kral Manuel'in hükümdarlığı sırasında Kral II. D. Joao'nun Yıllıkları'nı yazmıştır. Bu yıllıkların adı da kodex 632'dir.

Bu belgede,
Pina'nın Kolomb ile Kral Joao'nun karşılaşmasını anlattığı yerde. Capitulo kelimesinden sonra bir boşluk var, ilk sayfanın sonunda. Demek ki belgeyi kopyalayan kişi bölüm numarasını doldurmamış, üstlerinden emir bekliyormuş. Başka? "'y taliano,' yazan yerden önce ve sonra normalden daha büyük bir boşluk var. Küçük bir detay ama diğer kelimelerin arasındaki boşlukları inceleyince ortaya çıkıyor. Belgeyi kopyalayan kişi Kolomb'un nereli olduğunu boş bırakmış gibi. Sanki oraya ne yazacağı konusunda talimat bekliyormuş gibi.
O dönemde, Bütün saray katipleri gibi Rui de Pina da ona ne denilirse ya da ne yazması söylenirse onu yazıyordu. Bu yüzden birçok gerçek su yüzüne çıkamamıştır.

ikinci sayfanın üçüncü ve dördüncü satırlarını incelendiğinde bu satırlarda 'Colo nbo' isminin ortadan bölündüğünü görüşüyor. Üçüncü satırda 'colo' dördüncüsünde ise 'nbo' yazıyor. Kopyacı dördüncü satırın başındaki boşlukta asıl yazan şeyi değil de 'nbo y taliano' yazması emrini almış gibi sanki.Asıl gerçeği değil de başka bir şey yazmışlar buraya, Sır gibi saklanan bir gerçeğin yerine ....

Bu araştırmalardan önce alınmış fotokopi ve mikrofilmlerde bu ayrıntılar net bir şeklide görülüyormuş.

İşte tam da burada, yazarın, kitaplaştırdığı kurgusal bölüm de, orjinal eserin orjinallik için x-ray görüntüleri ile bakıldığı sayfalarda aynı problemin olduğunu ve bunları incelemesi yer alıyor. Yani kurgu ile içiçe geçmiş gibi görünüyor.

Metinlerin birleştirildiği, boşlukların, kelimelerde ki harflerin tam okunamaması kaynaklı, ilindiği yada değiştirildiğini x-ray sayesinde görüldüğü gibi bilgiler var. Boşluklar birleştirildiğinde, harfler okunur olduğunda ortaya 'Colona nado en cuba' çıkıyor.

Bu neden önemli,
On altıncı yüzyılın başında Rui de Pina Kral II. D. f oiio'nun Yıllıkları'nı kaleme aldı. Amerika' dan döndükten sonra Kolomb ile Kral il. Joao'nun buluşmalarını anlattığı yerde Pina, o zamanlar saklı tutulan bilginin artık bir önemi olmadığını düşünerek gerçeği yazdı. Orijinal belge bir kopyacıya verildi. O kopyacı da bizim Kodeks 632 ismiyle bildiğimiz belgeyi hazırladı. Kopyalamayı bitirdiğinde birisi, büyük ihtimalle Kral Manuel'in kendisi, bu belgeyi okuyup Kolomb'un asıl kimliğinin ifşa edildiğini dehşetle fark etti. Üçüncü satırın sonunda 'colona' yazan yerdeki 'na' silindi, sadece 'colo' kaldı. 'Nado en cuba' yazan yer silindi ve onun üzerine de 'nbo ytaliano' yazıldı. Bu sonraki tabir ilkinden daha kısa olduğu için belgeyi kopyalayan kişi 'ytaliano'yu uzatarak 'y taliano' yazmak zorunda kaldı. Yerleri tutturmuş olsalar da dikkatle inceleyen biri bir gariplik olduğunu seziyordu. Pina'nın orijinal el yazması yok edildi ve Parşömen 9 ile Codice Alcobacense isimli kopyalar, Kodeks 632' den kopyalandı. Bu şekilde 'Xpova colona nada en cuba' yerine 'Xpova colo nbo y taliano' yazılmış oldu.

İyi de 'colona nada en cuba' ne demek?
nada en cuba,' ile başlayalım. Nada, nascido em, yani 'doğum yeri' anlamındaki kelimenin eski Portekizcedeki halidir. Doğum yeri 'Cuba'. 'Nada en cuba.' 'Nascido em Cuba'
Burada ki Cuba, ada olan değil, Portekiz'in güneyinde bir yer.

Bu bilgi Kolomb'un aile bağlantılarıyla tamamen uyuşuyor. Hatırlarsanız sana Kolomb'un, arkasında aynı zamanda Beja Dükü olan Viseu Dükü'nün olduğu Kral'ı öldürme komplosuna karıştığını söylemiştim. Bu yüzden 1484'te Kastilya'ya kaçmıştı. Beja, Portekiz'in güneyinde önemli bir kenttir ve Küba köyünün yakınlarındadır. Viseu ve Beja Dükü'nün de doğal olarak o bölgelerde akrabalarının olması beklenir. Beja şehrinin yanındaki Küba köyünde doğan Kolomb da onlardan biridir. Amiral, şimdi Küba dediğimiz adaya varınca oranın ismini Juana koydu. Bunu yaptıktan kısa bir süre sonra ise adanın ismini değiştirip Küba yaptı.

Neden? Neden sadece tek bir adanın ismini değiştirdi? O adanın özelliği neydi? Neden diğer adalar için de aynı şeyi yapmadı? Bu soruya verilecek tek bir cevap var. Yerlilerin o adaya Colba dediğini duyan Kolomb bu keşfettiği ada ve Portekiz' deki köyünün isminin benzer olduğunu fark etti. O yüzden adaya, yerlilerin kullandığı ismi değil de Küba ismini verdi. Asıl doğum yeri, Küba. Üstü kapalı memleketini onurlandırdı yani.

Peki, colona ne demek?

Demek ki Colona Kolomb'un gerçek soyadıymış. O zamanlar gerçekten Portekiz' de Colona isimli bir aile varmış. İsimleri iki şekilde yazılıyor. Hem n ile hem de çift n ile yazılıyor. Colonna ailesi ya da Sciarra Colonna derlermiş onlara. Sciarra, Guiarra'nın bir versiyonu. Bu da gizemi çözüyor. Amiral'in isimleri hakkındaki karışıklığı hatırlıyor musun? Her yerde Colon, Colom, Colomo, Colonus, Guiarra ve Guerra gibi isimler vardı. Gerçek ismi kendjsi için hiç kullanmadığı Kolomb değil, Sciarra Colonna'ydı. Piacenza'ya gidip atalarının mezarını bulan Hernando'yu hatırlıyor musunuz? Colonna ailesi, Kolomb'un ilk karısının baba tarafı gibi Piacenza' dan gelmişti. Onların da ailesinin ismi Palestrello'yken Perestrelo halini almış.

Yani, Kolomb'un İtalyan kökenli bir Portekizli mi ?

Cristôvam Colonna, İtalyan ve Portekiz kökenli, Yahudi soyundan gelme bir asilzadeydi. Sciarra Colonna'nın ailesi buraya gelince Portekiz soylularıyla evlilik bağı kurmuşlar. Hernando'nun babasının isminin Latincede Christophorus Colonus olduğunu söylemişti. Ona Scierra da dendiği için, Peter Martyr ve Pleyto de la Prioridad duruşmalarındaki şahitler de dahil bu kadar farklı kişinin onun gerçek isminin Guiarra ya da Guerra olduğunu söylemesi doğal. Cristovam Sciarra Colonna. Cristovam Guiarra Colon. Cristovam Guerra Colom.

Peki Yahudiliği nereden geliyor?

O zamanlar Portekiz' de pek çok Yahudi vardı. Soylularla arkadaş oldukları için asilzadeler tarafından korunurlardı. O yüzden birbirlerinin akrabalarıyla evlenmeleri son derece doğal. Aslında çoğu Portekizli damarlarında Yahudi kanı taşır ama bunu bilmezler.







Evet dostlar, yaklaşık 450 sayfalık kodex 632 adlı kitabın, konumuz baz alındığında bizi ilgilendiren kısımlarının alıntıları böyle. Ben sadece okuma parçası haline getirdim.

Burada, yazarın kendi romanı ile ilgili olan söylemini dokunmadan alıntılamak, yapılan araştırma ve danışılan kişileri bilmek adına önemli.

'Kristof Kolomb'un kimliği hala belirsizdir. Tarihi incelediğimizde Kolomb'un hayatının sırlarla dolu olduğunu fark ediyoruz. Hayatını çevreleyen bu sırları da büyük kaşiften başkası yerleştirmemiştir.
Kolomb bilerek ve sistematik bir şekilde geçmişiyle ilgili bilgileri saklamış, fırsat buldukça kendisiyle alakalı çelişkili bilgiler ve ipuçları bırakmıştır. Bunu neden yaptığıysa hala bilinmiyor ve tarihçi olsun olmasın çoğu kişi arasında büyük tartışmalara yol açıyor. Zaten hakkında çok az şey bilinen bu adamdan bahseden belgelerin çoğu kayıptır. Var olan belgelerse orijinal değil ve değiştirilmiş olma ihtimali olan kopyalardır. Sanki bu yeterli değilmiş gibi bazı belgelerin maharetli kişilerin elinden çıkmış sahte belgeler olduğu kanıtlanmıştır. Sahte olduğu kanıtlanamayan ama sahte olduğundan şüphelenilen belgeler de çoktur. Bu yüzden Kolomb'un kimliği hakkında çok az kesin gerçek, sayısız çelişki ve birçok gizem vardır. Bu durum da Amerika'yı keşfeden adamın hayatı hakkında birçok spekülasyona yol açmıştır. Tarihsel gerçeklerden ve orijinal belgelerden yola çıkılarak yazılmış olsa da bu romanın kurgu bir eser olduğunun altını çizmek isterim. Bu romanda geçen konular birçok farklı kaynaktan gelmekte. Romanı yazarken başvurulan kaynaklar o kadar çok ki okuyucunun sabrını sınamak istemediğim için onların hepsini buraya eklememe kararı aldım. Sadece Kolomb'un kimliği ve hayatı gibi en tartışmalı konularda önemli eserler vermiş kişilerin ismini zikredeceğim.
Luis Albuquerque, Moses Bensabat Amzalak, Enrique Bayerri y Bertomeu, Armanda Cortesao, Arthur d'Avila, Ferreira de Serpa, Jane Frances Almer, Alexandre Gaspar da Naia, Jorge Gomes Fernandes, Vasco Graça Moura, Saralı Leibovici, Luiz Lencastre e Tavora, Salvador Madariaga, Mascarenhas Barreto, Ram6n Menendez Pidal, Patrocinio Ribeiro, Pestana Junior, Alfredo Pinheiro Marques, Luciano Rey Sanchez, Santos Ferreira, Maurizio Tagliattini, Gabriel Verd Martorell ve Siman Wiesenthal.
Anlatımın kurgusal yönleriyle ilgileri olmamasına rağmen birçok arkadaşım direkt ya da dolaylı yoldan bu romana katkıda bulundu. Lizbon Yeni Üniversite' den Keşifler Çağı profesörü Joao Paulo Oliveira e Costa'ya; Lizbon Ulusal Kütüphane Müdürü Diogo Pires Aurelio'ya; Cenova Devlet Arşivleri müdürü Paola Caroli'ya; Rio de Janeiro Ulusal Kütüphane müdürü Pedro Correa do Lago'ya; Sao Clemente Sarayı'nın kapılarını bana açan dünyadaki en önemli el yazması koleksiyoncularından biri olan Büyükelçi Ant6nio Tanger'e; Rio de Janeiro' daki rehberlerim baba Antonio da Graça ve oğul Paulino Bastos'a; bana Kudüs hakkında bilgi veren Helena Cordeiro'ya; Lizbon' daki son Kabalacı olan Haham Boaz Pash'a; Portekiz Yahudi Araştırmaları Kurumu Başkanı Roberto Bachmann'a; Ligurya dillerinde uzman ve Ceneviz lehçesiyle ilgili bana çok yardımcı olan Coimbra Üniversitesi'nden İtalyanca profesörü Alberto Sismondini'ye; Lizbon' daki Lapa Palace Hotel'inde bana rehberlik eden Doris Fabris-Bucheli'ye; Sintra' daki Quinta da Regaleira'nın gizemlerinin muhafızı olan Joao Cruz Alves ve Ant6nio Silvestre'ye; Lizbon' daki Santa Marta Hastanesi'ndeki kardiyolog doktorlar Mario Oliveira ve Conceiçao Trigo'ya; Portekiz Trisomi 21 Taşıyıcılar Derneği'nin kurucusu Miguel Palha'ya; benimle deneyimlerini paylaşan Dina, Francisco ve Rosa Gomes'e sonsuz teşekkürlerimi sunarım.'



Muhtemelen bir çok kez karşılaştığımız bir konunun, farklı bir bakış açısı, kitaplaştırılmış hali idi. Unutmamak lazım ki, yazarında belirttiği gibi tamamen gerçek belgeler, gerçek kişiler, tarihçiler, gerçek dini ve elyazması uzmanları ile yapılmış bir araştırmanın, kurgusal anlatımı idi. Mümkün olduğunca hikayeleştirilmiş taraflarından ayrıştırılmış halini okudunuz. Şahsen, bu güne kadar hiç duymadığım ayrıntılar öğrendim. Umarım sizler içinde faydalı olmuştur.

Bir kaç gün içerisinde 2700’den fazla görüntülenme almış olması beni mutlu etti. 449 üyeli bir forumun, ortalama 30-50 arası sürekli online üyesi olmasına rağmen, ciddi bir ziyaretçi sayısı ile okunuyor olması sevindirici. Malum, Kayıkevi, nedendir bilinmez genelde ya hiç yorum almaz yada sadece bir iki kişi yorum yapar. Okunup okunmadığını anlamanın tek yolu bu sayıya bakmak. Bir kişiye bile faydalı bir şeyler ulaştırabildiysek, bir tek bilgi kırıntısı ile düşünmeye sevk edebilmişse, Kayıkevi, görevini yapmış demektir.

Kayıkevi bölümünün tozunu alayım demiştim, biraz kış temizliğine döndü ama idare edin artık. Sabrınız ve konuyu takip ettiğiniz için teşekkür ederim.
Ben baykuş pozisyonuma geri döneyim şimdi.

Sevgi, Saygı ve Selametle.

6
Tekne Alım Satım / Ynt: Cobra 850
« İleti Gönderen: Erol Yapıcı  03 Haziran 2017, 11:06:49 »
Gezgin Korsan forumda, yemekli, rakılı-biralı, hesap ödemeli içlerinde o güne kadar benim henüz tanışmamış olduğum korsanların olduğu bir fotoğrafa sevdiğim bir arkadaşa yönelik bir espri yapmış, akabinde fırsatım olmadığından 1-2 gün foruma girememiştim(iyi ki de :) )
O 1-2 günün sonunda forum sayfasını tıkladığımda direkt özel mesaj uyarısı ile karşılaşınca önce mesajı okudum.
Adını mesajlardan gördüğüm-bildiğim ama şahsen tanımadığım bir korsan telefon numarasını vermiş, aramamı istiyordu. Hemen aradım. Benim mesajlarımdan çok rahatsız olduğunu kibar bir dille açıkladı. Gerçekten çok mahcup olmuştum. Niyetimin kimseyi kırmak olmadığını, sadece samimiyetim olan bir arkadaşıma yönelik espri yapmaya çalıştığımı açıklayıp özür diledim, barıştık anlaştık.
Sonra foruma girdim ve beni arayan arkadaşın cevaplarını görünce, kendisini aramış(özür... özel mesajla) ve;
"İyi ki bunları okumadan seni aramışım, yoksa durum fena olacaktı" demiştim.
Şimdi kanka olmasak bile aramız gayet iyi. Sık görüşebilsek kanka bile olabiliriz, o derece yani :)
Bunu neden yazdım? Yazılıp anlatılmak istenenler ile okuyup anladığımız bazen farklı oluyor, bir kez daha vurgulamak istedim.
Hüseyin korsan'ın aşırı şüpheciliği, açık arayan tavrı bazen bende de olumsuz duygular yaratıyor. Hatta kendisiyle(şahsen tanışamadık) forum üzerinden ciddi manada tartışmalarımız da oldu.
Sonra, bende şu intiba oluştu; "Aamaaan ya... adamın olumsuzlukları şahıs üzerine değil ki, konu ve obje üzerine. Salla gitsin :P)
Hayat kısa, kuşlar ötüyor... ;)

7
Tekne Yapımı / Ynt: İYONYA - destek bekliyor.
« İleti Gönderen: Cem Gür  23 Ağustos 2018, 16:09:45 »
Havadislerden önce bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum: Ben İyonia’yı cebimdeki hazır ve yeterli bir kaynak ile yapmıyorum. Tek kaynağım yıllarca çalışıp ödediğim sigorta primlerinin bir kısmının Devlet  tarafından bana geri ödemesi olan emekli maaşım. “İyonia Destek Bekliyor”  başlığını gerçekten destek ve dayanışma için açtım. Beni sevenler, saygı duyanlar, İyonia projesine inananlar karınca kararınca, çam sakızı çoban armağanı desteklerini esirgemediler. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ama birinin yazdığı ve çok da ayıp edip kendi kıratını ortaya koyduğu gibi kimseden para dilenmedim. Kimsenin boğazına yapışmadım. Kimselere yardım etsinler diye yaltaklanmadım. Arşivinden bahsedenlerin hâlâ parıldayan “hafızayı” yabana atmaması gerekir. Yani demem o ki biz birbirimizi iyi tanırız. Yarım sayfa yazı ile insan içine çıkamayacak hale gelebilirler.
--------------------------------------------

  Taze havadisler:
Geçen yıl tersaneden çıkartıp Sığacık’a kendi olanaklarımız ile bitirmek amacı ile getirdiğimiz İyonia’yı tamamlamayı beceremedik. Bu sezon başında peylediğimiz “ustamsı” sağ koluna canavar motorunu kaçırıp uzun süre çalışamayınca iş durdu. Sonradan bir başkası geldi, fiyat verdi ama hem elindeki işlerden kurtulamadı hem de belki gelmek istemedi. Sonuç olarak Haziran sonundan beri hiç iş yapamadık.

Öte yandan yer kirası olarak aylık ödediğim 200Lira da ağır gelmeye başladı. Üstelik aynı yerde ikinci bir kışı geçirmek işime gelmiyor.

Sonunda Sığacık’a 20Km uzakta bir tersaneyle anlaştım. Hem kışlamayı sundurma altında geçireceğiz hem de teknenin eksiklerini tamamlayacağız. Denize inişimizi Mayıs 2019 olarak hedefliyoruz.

İyonia’yı bayram öncesi Cuma günü kamyona yükleyip yeni geçici evine götürdük.
Öncelikle tekne yapıldığından beri hiç denize inmediği ve uzun süreler karada kaldığı için açacağı kadar açtı. Ki hiç de öyle korkunç değil durum. Yeni yerinde içine birkaç kere su doldurulacak, dışarıdan da sulanacak. Böylece karada tekne şişirilecek armuz yaptırılacak. Sonra üzerinde olan macun ve astar boya hafifçe egzantirik ile 80/100 kumla zımparalanacak ve hem içeri hem de dışarıya yeniden sıvama macun yapılacak. Yeniden astar boya atılıp yoklama yerleri saptanacak ve boyaya hazır hale getirilecek. Zamanı gelince de boyası yapılacak.  Allahtan bu zam furyasından önce boyaların çoğunu satın almıştım.

Motor ve aksamı montaja hazırlanacak ama bağlanmayacak, Ruhsat sonrasına bırakıyoruz.
Yaptığımız direk iskaça ve üst boğazı direk dikilerek kontrol edilecek. Tadilat varsa yapılacak.
Dümen iğnecikleri bağlanacak, yaptığımız 6 kat 6mm marin kontra yeke alıştırılacak.
Kabaca yapılanve öylece bırakılan  bütün noktalarda pahlar kırılacak. Bodoslama pahı kırılacak.
Fırsat bulunursa omurga altına yeşil polyetilen lama nal olarak monte edilecek.

Bu arada tersanenin sahibi arkadaşın bir arkadaşı peyzaj işleri yapıyor. Bahçe düzenlemesinde kullanılan iri beyaz yuvarlak taşlar var. Sintineye zaten bunlardan koymayı düşünüyordum. Fiyatı da geldi. 1M3 taş kabaca 550-600 Kilogram geliyor. Nakliye dâhil kilo fiyatı 70 ila 80 kuruş. İhtiyacım kadarını satın alıp sintineye su akımını serbest kalacak şekilde döşeyeceğim.
Makaraları astarlamıştım. Gri boya ile boyadım. Deniz malzeme fiyatları “uçmuş” durumda. Tekne yapacaklara veya tadil edeceklere Allah kuver versin.

Kendir halatları önce bezirleyip sonra çam zifti ile kaplayacaktım. Bir arkadaş zift yerine balmumu kullanmamı önerdi. Sonradan hatırladım. Eskiden de balmumu ile kaplanırdı. Bu arada zift fiyatı 5TL/Kilo. Ek bilgi: Çam reçinesi genel olarak pahallı. Hem kozmetikte hem de diğer alanlarda kullanılıyor. Araştırırken Edremit’te “Yeni Kurtuluş Orman Ürünleri” firmasının  çam reçinesi ihraç ettiğini öğrendim. Onlardan birkaç kilo bedeli karşılı rica edilebilir.

Şimdilik programım Kasım başında İstanbul’a dönmek. O tarihe kadar benim yapabileceğim ne varsa bitirmek istiyorum. Mart 2019dan başından itibaren de hem tersaneyi sıkıştırıp hem de işin başına gelebilirim.

Tersane ile anlaşmamız kışlama+ bütün yapılacak işler toplam 5.500 Lira.
Evet, programladığımdan biraz daha pahalıya çıkıyor ama hem istemediğim ve riskli bir sahada kışlamadan güvenli bir yere geçiyorum hem de 2. Gelen “ustamsının” verdiği fiyat zaten 2.000 liraydı. Kalitesinden de emin olamayacaktım. Şimdi ise her iş bir tersaneden ve tek elden  çıkacak.  Dolayısı ile bu rakama değeceğine inanıyorum.

Diğer yandan direk üzerine tırnak montajlarını yapmıştım. İlk müsait zamanda kesin ölçüleri direk üzerinden alıp yelken planını netleştirip çıkma yelkenlerden yeniden biçilip dikilmek üzere bu kere de yelkencilerle cebelleşmeye başlayacağım.

8
Köşe Yazıları / Ynt: Uzun Yolcular
« İleti Gönderen: Erdal Okur  08 Şubat 2018, 16:07:32 »

İHRAÇATÇI BİRLİKLERİNİN VİZE DÖKÜMANINDAN,

Azorlar, Madeira ve Kanarya Adaları dışında Avrupa kıtasının dışında yer alan hiçbir ülke Schengen Bölgesinin bir parçası değildir veya Schengen Anlaşmasını imzalamamıştır.
Buna göre, Fransa’ya bağlı olup Avrupa dışında yer alan 6 (altı) bölge (Fransız Guyanası, Guadeloupe, Martinique, Mayotte, Réunion ve Saint Martin Kollektivitesi) AB üyesidir ancak Schengen Bölgesi üyesi değildir ve bu nedenle Schengen vizesi Fransa tarafından düzenlenmiş olsa bile bu bölgelerde geçerli değildir. Bu bölgelerin her birinin Avrupa Ekonomik Alanına üye olmayanlara ve İsviçre vatandaşı olmayanlara yönelik kendi vize politikaları ve rejimleri bulunmaktadır.
Şu 4 (dört) bölge de Fransa’ya bağlı olup Avrupa topraklarının dışında kalan ve AB veya Schengen Bölgesine üye olmayan topraklardır: Fransız Polinezyası, Fransız Güney ve Antarktika Toprakları, Kaledonya, Saint ve Wallis ve Futuna.
Şu 6 (altı) bölge Karayipler’de Hollanda’ya bağlı topraklardır: Bonaire, Sint Eustatius ve Saba (Karayip Hollandası) ve Aruba, Curaçao ve Sint Maarten (Hollanda Krallığı’nın bağımsız ülkeleri). Bu toprakların hiçbiri AB veya Schengen Bölgesi üyesi değildir ve kendi vize politika ve rejimleri bulunmaktadır.
Svalbard bölgesi Norveç’e bağlı olup Uluslararası Hukuk altında özel bir durumdan yararlanır ancak Schengen bölgesinin bir parçası değildir. Bu bölge buraya giriş için herhangi bir vize rejimi uygulamamaktadır ancak vatandaşı olmayanlar Schengen Bölgesinden seyahat etmeden buraya giremez.
Şu 2 (iki) bölge Danimarka’ya bağlıdır: Faroe Adaları ve Grönland. Yine de, ikisi de AB veya Schengen Bölgesi üyesi değildir. Vize rejimleri bakımından, Danimarka vizesi olanlar bile bu iki bölgeye vizesiz girememektedir, ancak Nordik Pasaport Birliği’ne üye ülkelerin vatandaşları bu bölgelere sadece Kimlik belgeleriyle girebilmektedir.

Yeşil pasaport u olanlara vize konusunda faydası olabilir diye deneyimimi anlatmak istiyorum..
2 yıl önce şu an dünya turundaki bir arkadaşımın yanına Martinik e Paris aktarmalı uçtum. Yeşil pasaport sahibiyim. Gitmeden Fransız konsolosluğuna sorup onaylamıştım. Martinik girişte benden ayrıca vize istenmedi. Tekne ile Martinik ten güneye Grenada ya kadar indik, Türk dışişleri bakanlığı web sayfasında yeşil pasaportlulara vize gerekli değil diye yazmasına rağmen Grenada benden vize istedi, 2-3 saatte kapı vizesi aldım. Grenada dan uçakla Barbados üzerinden Martinik e döndüm ne Barbados ne Martinik e 2. girişim için vize istenmedi...

9
Köşe Yazıları / Ynt: Keçinin Seyri
« İleti Gönderen: Kenan Biçen  31 Ağustos 2018, 14:12:54 »

Çok güzel bilgiler Erman gerçekten teşekkürler.
Öncelikle şunu söyleyeyim kötü bir balıkçı sayılmam,gençliğim ,çocukluğum hep balık peşinde geçti.Tipik Marmara balıkçısıyım sayılır,elde Çapari istavrite,nadiren uskumru,kolyoz'a salla babam salla modu.  :).
En son sarı kanadı 10 sene önce,lüferi ise sanırım 15 sene önce tutmuştum Gemlik Körfez'inde.Son 6 belki 7 senedir de balık amaçlı çıkmadım pek denize.
Zaman zaman da özellikle midye,Bursa'da bulabildiğimiz Ayvalık'tan gelen boru kurdu bazende karidesle avlanan kıyı balıkları ispari,izmarit,Mır Mır falan.Hoş bunların çoğunda artık pek çıkmıyor.
Ege avcılığını da 90 lardan sonra keşfettim.Kalamar avını ilk orada denedim,Bozcaadaya sırf sinarit avı için gidilen güzel günler.Benimde şanslı olarak adlandırdığım kırmızı kavuniçi beyaz bir 15 cm.liksahtem var,Zaman'ında iyi paralar vermiştim,yaklaşık 20 yıldır benimle.Bütün yakaladığım sinaritleri o rapala ile avladım.Birde yaklaşık 25-30 cm.lik büyük bir rapala(sanki orkinos avlayacağım :) )Bunun yanında orta büyüklükte levrek için şık şık ses çıkaran sahteler de var.Tüm tekne transferlerinde2 sene üst üstte Göcek de,bu sene de Gökova Körfez'inde sürekli peşimde ama gelen giden yok.3 kere Kaya'lara takılmasına rağmen hatta birinde koparmama rağmen şanslı benden ayrılmamayı seçiyor hep.Sanırım mevsim yanlış,oysa topuklarda ve burunlarda toplanmış olan oltayı hep atarım.Belkide sahteler yanlış bilemiyorum.Genelde sahtelerin 7-8 kulaç önüne Deniz durumuna göre kurşun kullanırdım.Gagalı olmasına rağmen çok derine inmezdi .Sizinkide sanırım gagalı ama 1 mt.den daha çok batmıyordur sanırım,yani içi hava dolu sahte.

Son yıllarda hiç kullanmasam bile takımları her sene  çıkarır paslanan iğneleri değiştirirken,siler,makinaları mutlaka yağlarım.Sizin oraların hem balıkları hem de avlanma şekilleri farklı bildiğim kadarı ile.Bu konuda bir uygulamalı atölye çalışması hiç fena olmaz. :) .Bu arada jig Le hiç avlanmadım,derin Deniz balıkçılığısayılır,bizim buralarda pek kullanan yok,öyle kuzu türü balıklarda yok.
Bu balık avı konuları aslında baya detaylı ayrı bir başlığı hakkediyor bence.
Keçinin sayfasını daha fazla balık kokutmadan kesiyorum :)
Paylaşılan tüm bilgiler için tekrar teşekkürler.

10
Genel / Ynt: Yaşasın Özgürlük Yaşasın Dayanışma
« İleti Gönderen: Zafer Türkmen  14 Nisan 2017, 15:35:59 »
Bildiğiniz üzere bir süredir forumdan özel nedenlerle uzak kalmıştım. Ana Sayfada DADD ve İmece Deniz Ansiklopedisini görünce mutlu oldum. İlki örgütlenmeyi ikincisi bilgiyi derleyip toparlayan bu iki oluşumu çok önemsiyorum. HeyamolaHey'in ruhuna uygun olarak gösterilen bu dayanışmanın her yerde yaygınlaşması dileğimle, yokluğumda bu kararı alıp uygulayan arkadaşlarıma teşekkür ederim.

 ;)

11
Meteoroloji / Ynt: RÜZGAR FIRTINA VE FIRTINA TAHMİNİ
« İleti Gönderen: Recep Ertürk  27 Şubat 2018, 22:18:08 »

Ahmet reis çok teşekkür ederim. Eski kuşakların meteorolojiden haber-bilgi almazken de belli tahminleri vardı hava durumu hakkında. İşin tuhafı pek de yanılmazlardı.

İkincisi karasal hava durumu ile deniz hava durumu aynı hava olsa bile insan (ve tekne) için farklı tutum almayı gerektiriyor. Karada nihayet pencereler çarpmasın camlar kırılmasın kaygısı olur. Ama deniz öyle değil. Ayrıca belirttiğiniz gibi tekne boyu kütlesi farkı da rüzgar şiddetine tepki vermeyi farklılaştırıyor.

Bu geleneksel bilgileri metrikleştirmenin yolunu bulursak daha işe yarar hale gelir. Metrikleştirme yanında yerelleştirmeyi de aklımızda tutmak lazım. Söz gelişi Edremit körfezinde 1.5 metre dalga varken Dalyan boğazına gelirken sıralanan adaların güneyi keyifli oluyor. Oysa aynı rüzgar.

Ama güzel bilgiler, el yazısı sayfayı hem print ettim. Hem de kaydettim.

Çok teşekkürler açıklama için..





12
20 Temmuz 2017: Samsun;
            Fırtınanın geçmesini beklerken birkaç tekne SYK yakınındaki Amazon Köyüne bir gezi düzenledik. İsmini Temiskira (Terme ilçesi) Gölyazı Beldesi’nde yaşadıkları düşünülen Amazonlardan alan yapay köyde, anaerkil bir toplum olan amazonların yirminin üzerinde temsili heykelleri, kabartmaları, günlük yaşamlarından kesitler ve eşyaları yer alıyor. Tek memelerini rahat savaşmak için kesen, ok, yay ve çift ağızlı balta gibi silahlar kullanan amazon toplumu, efsanevi kadın savaşçılar olarak biliniyor.


21 Temmuz 2017: Samsun - Gerze Etabı;
            Nihayet fırtınanın dinmesiyle Samsun'dan dönüşe geçmek için avara ettik. Daha liman çıkışında DADDralli Karadeniz 2017 teknelerini karşılayan kaba denizler geçen fırtınadan kalanlardı ancak, az da olsa etkilerini seyir boyunca hissettirdiler. Liman çıkışında 15-17 knots esen günbatısı - lodosta rüzgarı genel itibariyle 30-40 dereceler arasından alarak Gerze'ye seyre geçtik. 25-26 knots'lara çıkan rüzgarda 30-35 derecelere kadar yatan teknelerimizle tam arma yelken açtık ve küpeştelerden aşan sularla çok keyifli seyir yaptık. Mesel genoa mandar yakasını roller arabasına bağlayan kuşağın kopması sonucunda genoasını indirip, seyre ana yelkenle devam ederken, seyir sonuna doğru Eleni de pervanesine takılan cisim nedeniyle şaftında vibrasyon olduğunu söyledi. Kurtulmak için yaptığı tornistan manevra sonrasında ileri yolda rahatladığını belirtince tekrar yola devam edildi. Kaytaz'ın olası bir sorunda yardımcı olmak için Eleni ile seyretmesi DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin dayanışmasını göstermek açısından güzel bir örnekti.


            Gerze'de kıçtankara olan yine teknelerimizi artık ekibin bir üyesi olan sevgili rehberimiz Volkan karşıladı. Gerze merkez nüfusu yaklaşık 14.000 olan Sinop'a 39 km uzaklıkta, sessiz, şirin bir sahil şehri. Bugün Gerze pazarının kurulmuş olması nedeniyle taze meyve - sebze ihtiyacını karşılamak isteyen ekip Gerze Belediyesinin tahsis ettiği minibüs ile kısa bir şehir turu yaparak pazaryerine gittik. Alışverişleri bitirdikten sonra teknelere malzemeleri bırakıp Belediyenin akşam yemeği için yapmış olduğu nazik daveti gereğince yöreye özgü "kulak hamuru" (yarısı cevizli, yarısı yoğurtlu mantı) yemek için limandaki restorana gittik. Bizleri Gerze Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürünün ağırladığı yemekte kulak hamurunun lezzeti hala damağımızda doğrusu. Yemek sonunda gelen dondurmalarla serinlerken son olarak ikram edilen çaylarla günün yorgunluğunu bir nebze de olsa atarak teknelerimize döndük. Sahilde yürüyen ekibin hanımları Gerze’ye özgü ahşap el yapımı oyuncaklara kayıtsız kalamadı ve torunlar için satın alındı. Volkan'ın gece de olsa ayarladığı tankerden yakıt ikmalini tamamlayan ekip istirahate çekildi.


22 Temmuz 2017: Gerze - Akliman Etabı;
            Sabah ilk önce Eleni'nin pervanesine takılan naylonu çıkarmak üzere İsmail Reis denize atladı. Naylon pervanenin öncesindeki halat kesici tarafından neredeyse tamamen parçalanmış olduğundan kalan parçalar da kolaylıkla temizlendi. Şaftta ve pervanede bir sorun görülmemesi üzerine hazır denize girilmişken tüm teknelerin alt kontrolları da yapıldı ve makine deniz suyu kinistinleri (valf girişleri) de temizlendi.


            Gerze'den çıkışta da bir önceki günkü sert ve pruvaya yakın esen rüzgarlı hava devam ediyordu. Drone çekimi için tüm tekneler tam arma yelken basarak pruva nizamında yelken seyriyle Akliman'a doğru rota tuttuk. Yolda Gerze yerel basınından "Vitrin Haber"in web sayfasında drone tarafından çekilmiş fotoğrafımız eşliğinde haberimizi okumanın keyfini yaşadık.



            Yine bol heyecanlı ama bir o kadar da zevkli bir seyirle, tramola üzerine tramola atarak Akliman'a vardığımızda yorgunluğumuz da yüksekti. Bu etaptaki tek üzücü olay Turquoise'ın ana yelkeninin sert rüzgarda dikiş yerinden yaklaşık 20 cm. kadar sökülmüş olmasıydı. Limanda demirleyen teknelerde yapılan kontrollerde Kaytaz'ın da genoasının UV'sinde yer yer açılmalar görüldü. Erkekler yardımlaşma ile üç teknenin bakıma gidecek yelkenlerini 17-19 knots arası esen rüzgarda indirip katlamaya çalışırken, kadınlar da akşam kıyıda yapılacak piknik için kısır, sarma, mısır ekmeği, irmik tatlısı gibi yiyeceklerin hazırlığına giriştiler.
            Foça'daki DADD üyesi Ahmet Semiz'e ait Nelea teknesinin kaptanı olan Sinop'lu Zeki Amca'nın gelişi ile DADD'lı birlikteliğini pekiştiren ekibe kıyıya çıktığımızda Bafra'dan gelen Selahattin Reis ve nazik eşinin de katılımıyla neşemiz doruğa çıktı. Selahattin Reis yine yapacağını yapmış ve bafra pidesinden sonra bu sefer de gözlemeler ve iç pilavla soframızı doldurup taşırmıştı. Sevgili Volkan ve kuzeninin davetimizi kırmayıp, tüm işleri arasında bizlere katılmıyla daha bir mutlu olduk. DADD'ın yarattığı dostluğun manasını iyice hissettiren koyu bir sohbet eşliğinde, kestane ve sedir ağaçlarının altında gün batımında  yenen yemek bizlere bir defa daha "Ne iyi ettik de Karadeniz'e geldik" dedirtti.


            Hava kararınca "DADD Ralli" nidalarıyla teknelerimize dönerken hepimiz günün yorgun mutluluğunu doyasıya hissediyorduk. Bu arada sevgili Volkan onarılmak üzere Kaya Yelken'e gidecek olan yelkenleri çoktan İstanbul otobüsüne teslim etmişti bile.


23 Temmuz 2017: Akliman - Helaldı (Güzelkent) Etabı;
            Sabah yedi tekne geldiğimiz Akliman'dan beş tekne olarak çıkarken çoğu zaman erken çıkan Eleni ve Kaytaz yolu yarılamıştı bile. Genel pruva istikametinden gelen 12-15 knots'lar arasında esen rüzgarda sakin bir seyir ile Helaldı Balıkçı Barınağı'na vardık. Tüm tekneler geniş limana aborda olurlarken, Aegean kedilerini rahatlatmak maksadıyla liman içinde demirledi.


            Sinop, Türkeli ilçesine bağlı küçük bir köy olan Helaldı da bizleri artık çok alışmış olduğumuz Volkan'ın yerine Çaylıoğlu - Akliman seyrinde DADDralli Karadeniz 2017 ekibine katılan Ayancık'lı Onur Bey ve değerli eşi karşıladılar. Kısa süre sonra gelen minibüs ile Helaldı'ya gittik. Burada Köy Muhtarı ve Balıkçı Barınağı Başkanı ile birlikte Tuncay Bozkurt Tesislerinde yediğimiz yemekte ikram edilen yöreye özgü bir çeşit cevizli gözlemeler nefisti. Yemek sonrası köy içinde çıktığımız turda karşılaştığımız düğün alayına DADDralli Karadeniz 2017 ekibi olarak bizler de iştirak ettik. Düğün alayının ortasında damadın babasının davulcu ve zurnacının arasında bir taraftan oynarken diğer taraftan yanında tepside getirilen rakıdan içiyor olması bile ekibi gördüğü köçek kadar etkilemedi. Kendini tutamayan Atik Reis ise köçeğe rakip olmaya soyunsa da köçek yere konan rakıyı ters köprü kurarak yerden ağzıyla almasıyla, adeta "Orada dur bakalım Reis" der gibiydi.


            Köy turu sonunda yeni dostlarından ayrılarak teknelere dönen ekip geceyi Mesel'deki "rakubi" eşliğinde sohbet partisi ile noktaladı.


24 Temmuz 2017: Helaldı - İnebolu Etabı;
            Sabah Aegean teknesi avara etmeden yapılan kontrolde, bir gün önce dibinden yağ sızdıran makine yağlama yağı müşiri uzatma parçasının neredeyse kopmak üzere kırık olduğu görülmesi üzerine geçici bir çözümle makine seyre hazır edildi.


            Helaldı çıkışında bizleri Karadeniz'de karşılaştığımız en sakin hava bekliyordu. Yunuslarla birlikte yaptığımız seyirde Aegean telsizden Mesel'e hızını sorduğunda aldığı cevap çok hoştu; "15 DP" (DP - Dolphin Power). Tüm tekneler neredeyse sıfır havada İnebolu'ya sakin bir seyirle vardık. İnebolu'da halatlarımızı Asterix teknesinden Ahmet Reis ile Yıldız Yılmaz ve Mustafa Yaşar aldılar. Gelirken babasının rahatsızlığı nedeniyle ralliden ayrılmak zorunda kalan Ahmet Reis'den babası hakkında güzel haberler almak herkesi mutlu etti.
            Kısa bir dinlenmenin ardından gelen minibüs ile önce İnebolu Belediyesine ziyarete giden DADDralli Karadeniz 2017 ekibini Belediye Başkanı Sayın Engin Uzuner'in ilçe dışında olması nedeniyle Belediye Başkan Yardımcısı Sayın Fevzi Sünnetçi karşıladı. Karşılıklı güzel konuşmalar ve iyi dileklerden sonra DADD şildi ve flamasını takdim ettiğimiz İnebolu Belediye Başkan Yardımcısıı da bizlere İnebolu 9 Haziran 1921 anısını içeren tabak takdim etti. Ziyaretin ardından İnebolu Nezihe Battal Kültür Evine gidildi. Kültür Evinde yörenin etnografik yapısı ve kültürü ile ilgili tarihini inceleme imkanı elde ettik.


            Bilahare Ahmet Reis'lerin denize bakan bir tepede bulunan bahçesine giderek biraz dinlenme ve serinleme fırsatı elde ederken bahçedeki erik ve fındıkların tadına bakmayı da ihmal etmedik. Ahmet reis'in topladığı ve bizlere paylaştırdığı erlikler daha sonra seyir sırasında bol bol kulaklarını çınlatmamıza da neden olacaktı.


            Bahçeden çıkan DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin sıradaki ziyaret durağı İnebolu'yu 495 metre yükseklikten gören Geriş Tepesi idi. Tepedeki, Karadeniz'de Rum Pontus'luların kurduğu ruhban okullarından biri olan manastıra ait harabeler rehberimiz Hasan Gündüz anlatmasa görmemize imkan yok denecek durumdaydı. Geriş Kafe'de enfes İnebolu manzarasını seyrederek, ayran ve çay eşliğinde günün yorgunluğunu atan ekip için artık teknelere dönme zamanı gelmişti.


            Limanda Eleni Teknesinde Muttalip ve Murat Reis'lerin yaptığı kıymalı makarna ve Turqouise Teknesinden Zeliha Reis'in yaptığı taze fasulye eşliğinde akşam yemeğini yiyen ekibin kadınları kısa bir şehir turuna çıkarken erkekler sancak gemisi Petunia'da sohbete girdiler. Bu arada işleri nedeniyle seyrin geri kalanına da istirak edemeyecek olan Ahmet Reis gece İnebolu'dan ayrılıp İstanbul'a seyre geçti.
25 Temmuz 2017: İnebolu - Kurucaşile Etabı;
            Sabah onarımdan gelen yelkenlerini basan ve su ikmalini yapan tekneler saat 10:00 gibi İnebolu'dan ayrılarak sancak kıç omuzluğumuzdan gelen ve 12 - 22 knots arası poyrazda güzel bir seyirle Kurucaşile'ye vardık. Limanda kıçtankara olan teknelerimizi karşılayan ahşap yatçılığımızın duayeni ve Türkiye'deki en büyük kazancı olan Sayın Hüseyin Çoban ile Kuracaşile Çok Programlı Anadolu Lisesi öğretmeni Sayın Engin Atmaca ve nazik eşi Sayın Yıldız Atmaca halatlarımızı aldılar.


            Kısa tanışmanın ardından ahşap yatçılığımız ve atölyelerimizi tanımak maksadıyla DADD için düzenlenen tura katıldık. Tur kapsamında önce bölgede bulunan üç ahşap tekne imalathanesini gezdik. Bilahare Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı ve İşkur tarafından desteklenen, Bartın Üniversitesine ait "Denizde Yenilikçi Yaklaşımlar İle Sürdürülebilir Mesleki Eğitim Projesi" kapsamında bölgedeki tekne imalatına yönelik öğrenciler ile arzu eden ustaların güncel teknolojileri takip ederek teknik bilgilerini arttırmalarına yönelik hizmet veren atölyeyi ziyaret ettik.


            Daha sonra Kuracaşile Çok Programlı Anadolu Lisesi Gemi Yapım Alanını gezerken bu okulun bölgede ahşap tekne inşasına yönelik babadan oğula geçen tekniklerin dışında bilimsel sistemleri öğrenen ustaların yetiştirilmesi maksadıyla Sayın Hüseyin Çoban'ın gayretleriyle 1996'da açıldığını öğrendik. Daha sonra benzerleri de açılan okulun maalesef adının "Çok Programlı Anadolu Lisesi" olarak değiştirilmesi nedeniyle artık tanınmaktan ve amacının anlaşılmasından uzaklaştığı üzücü bir durumdu. Okulda öğrencilerin stajları sırasında yaptıkları dingiler ile piratlardaki sağlamlık dikkatimizden kaçmazken inşa etmekte oldukları daha büyük ve yuvarlak hatlı tekneler ustaların yaptıklarını aratmaz nitelikteydi.


            Son olarak Tekkeönü Köyündeki Çoban Denizcilik'e ait "Cobana Boat" tesislerini gezerek Sayın Hüseyin Çoban'ın dizayn ve inşa ettiği ahşap kompozit yelkenli tekneler hakkında da bilgi alan DADDralli Karadeniz 2017 ekibi havanın da iyice kararması ile birlikte köy kahvesine geçti.


            Yöredeki ustalarımızın değerli eşleri tarafından bizler için hazırlanan ve bayram günlerine has "Konak Çıkarmaya" (yöresel yemeklerle kurulu sofra)'ya hep birlikte oturduk. Sofrada bölgeye ait tavuğun içine yufka ile ceviz karışımının doldurularak yapılan "Tavuk Doldurma"dan bulgurlu lahana sarmasına, pazı dolmasından et soteye, tavuktan yağlamaya,  turşudan kıymalı böreğe, sütlaçtan samsa tatlısına kadar kuş sütü dışında yok yoktu. Ayran ve çaylar eşliğinde ustalar ile sohbet ederek yenen yemek sonrası seyirde yenmek üzere yanımıza verilen yemekler yediklerimizden fazla idi.


            Teknelerine gelen ekipten kimileri dinlenmeye çekilirken, Aegean sevgili Yıldız ve Engin Atmaca ile müzik ve rom eşliğinde tatlı bir sohbete geçtiler.
26 Temmuz 2017: Kurucaşile - Amasra Etabı;
            Amasra seyri de neredeyse sıfır havada başladı. Denizin durumundan istifade eden teknelerden Eleni ile Dragos limandan erken ayrılmanın avantajı ile güzel bir koyda deniz molası verirken diğer teknelerin ekipleri Amasra'da kendilerini Karadeniz'in serin sularına bıraktılar.


            Akşam üzeri gelişimizi haber alan Amasra Sahil Güvenlik Gurup Komutanı Petunia teknesinde DADDralli Karadeniz 2017 ekibine bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette yatları Karadeniz'de görmekten duydukları memnuniyeti iletirken her sıkıntılı veya ihtiyaç halinde kendilerini aramamız ve önümüzdeki yıllarda düzenlenecek rallilerde önceden haber verilmesi durumunda her türlü desteğin de sağlanacağını belirttiler. Ziyaret sonunda DADD flaması takdim edilen Komutan da Amasra Sahil Güvenlik Gurup Komutanlığı kepi ve kupası hediye etti.


            Saat 17:15'de Sayın Hüseyin Çoban rehberliğinde Amasra gezisine çıkan ekip ilk olarak Amasra'nın kurucusu Kraliçe Amastrist'in limandaki heykeline gittik.


            Burada kent tarihiyle ilgili bilgiler aldıktan sonra hemen bitişikteki kale kapısından Amasra Kalesine girdik. Kale eski dönemlerde olduğu gibi hala içinde yaşam olan evlerle dolu. Özellikle nefis manzarası ve içindeki tarihi eserlerle ayrı bir yeri olan tarihçi Sayın Necdet Sakaoğlu'nun evinde Necdet Bey tarafından anlatılanlar Amasra hakkında öğrendiklerimizi tamamladı.


            Gezimiz sırasında Amasra Kaymakamı ile de karşılaşarak tanışma ve derneğimizi tanıtma fırsatı bulduk. Kaymakam Bey de, o anda hemen arkamızda yer alan, eski bir kiliseden dönüştürülen Fatih Camisinde şehri savaşmadan teslim alan Fatih Sultan Mehmet'in buyruğu üzerine cuma hutbelerinde imamın hala elinde bir kılıç ile minbere çıktığını ve o halde hutbesini okuduğunu, bunun da Türkiye'de tek olduğunu anlattı.


            Kalenin bir parçası olan ve ana karaya "Kemere Köprü" ile bağlı adayı da gezdikten sonra değerli Hüseyin Çoban'ın ısmarladığı dondurmalarımızı yiyerek Amasra müzesine gittik. Müze kapalı olmasına rağmen DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin gezmesi için özel olarak açıldı. Yeni restore ve organize edilen müze sadece Amasra'nın  değil tüm Karadeniz Bölgesinin tarihi hakkında aydınlatıcı şekilde düzenlenmiş ve beğeni toplayan bir yapı durumunda.


            Burada bir Rum'a ait olan ve üzeri Yunan alfabesiyle yazılı eski bir mezar taşını okumaya çalıştığımızda aslında sözcüklerin Türkçe kelimeler olması çok ilginç idi.


            Geziyi bitiren ekip artık iyice acıktığından ünlü Amasra Salatası eşliğinde taze balık ve rakı ile günün yorgunluğunu atmak için Mustafa Amca'nın Yeri'ne gittik. Her ne kadar yer ayırtmış olsak da restoran yine doluydu ve masamızın hazırlanması için 15 - 20 dakika beklemek zorunda kaldık.


            Yemek sonrası artık yerli ürünlerden ziyade hediyelik Çin malları satılan Amasra'nın ahşap el sanatları sokağından geçerek teknelerimize döndük.



13
Tekne Yapımı / Ynt: Tekne Seçimi
« İleti Gönderen: Oğuzhan Oğuz  11 Mayıs 2018, 02:21:28 »
Teknenin stabilitesini ölçme: Daha önce sıralanan formül ve karakteristik özellikler haricinde, teknenin stabilitesi hakkında bize bilgi veren bir parametre daha var. Metasentrik yükseklik. Teknenin sancak - iskele yaplasında , teknenin etrafında döndüğü merkez nokta olan "G" nin yüksekliği.  Detayları Yachting Monthly dergisinin sayfalarında. Çevirisi yakında. Aslında yöntem basit. Ağırlıklarını terazide tarttığımız 2-3 kişiyi direk hizasında sancak veya iskele tarafına gönderiyoruz. Yere yapıştıracağımız bir bantı ortalayacak şekilde ayaklarını sağa sola açacak arkadaşlar. Biz de havuzlukta resimdeki gibi kalınlığı değişken plakalar (şim plaklası) üzerine oturttuğumuz dengedeki su terazisinin dengesini bu arkadaşları sancak veya iskele sokaklara gönderip bozacağız. bu arkadaşlar terazi dengesini bozmuşken (minimum 3 derece) şim plakalarını çıkartarak tekrar dengeye getireceğiz. Çıkarttığımız plakaların kalınlığını ölçtükten sonra formülde yerine koyarak teknenin metasentrik yüksekliğini bulacağız.






14
Teknede Güvenlik / Ynt: DÜMEN PALASı KAYBEDİLİRSE
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  26 Mart 2018, 22:24:03 »
Konuyu hortlatalım  :)

Balıkçıl teknesi, Mustafa'nın başına gelen olay, Facebook hesabından alıntı ;


SEYIRDE DÜMEN PALASINI KAYBETMEK

Uzun suredir paylasmak istedigimiz fakat bir turlu sayfamizda yazmak icin firsat bulamadigimiz tecrubemizi ; gecenlerde sohbet ettigimiz bir teknenin de basina geldigini ogrenince , basimizdan gecen olayi ve tecrubemizi yazmaya ve denizci dostlarimizi bilgilendirmeye karar verdik.
Şoyle ki;
Avustralya Thursday adalarindan ayrildiktan 450 mil sonra sabahin erken saatlerinde kimligi belirsiz bir cisme carptik ve Endonezya sularinda gidecegimiz adaya 300 mil kala dumen palamizi tamamen kaybettik. .Daha sonra gecen Uzun gunler ve ugraslar sonucu teknemizi gidecegimiz adaya yakin bir noktaya asagida kullandigimiz yontemleri deneyerek ulastirmayi basardik ve son gun yedekletip , guvenli limana sağ ve salim ulastik. Seyrimizin tum detaylarini da Jurnale yazip kayit altina aldik fakat hepsini burada yazmak cok uzun olacagindan sadece olaydan cikardigimiz dersleri kisaca yazalim dedik.
Ayrica sunu da belirtmeliyiz ki Bu zorlu seyirde bildigimiz seylerin yaninda hic bilmedigimiz seyleri de ogrenmis olduk ve yeniden yeni dumen palamiza kavusana kadar 1150 deniz milini dumen palasiz ve zor hava kosullarinda katettik.
1-Oncelikle boyle bir olay karsisinda teknenizin su alip almadigindan emin olun.

2-Motorunuz boyle bir durumda pervane etkisi sebebi ile pek ise yaramaz. Onun yerine yelken ve kictan cekeceginiz bir deniz demiri ile teknenizi dengeleyerek yurutmeye calismalisiniz.
Uzerinde yol olmayan kuru direk bir tekne asiri yalpaya dusup teknede ayakta durmayi bile guclestirir.

3- Tekneyi yelkenle yurutmek icin teknenizde muhakkak sağlam bir deniz demiri ( Sea Drogue) bulundurunuz.(Maalesef bizim 45 feet tekne icin yeni almis oldugumuz konik deniz demiri bir iki saat sonra baglanti yerlerinden yirtilip okyanusun derin sularina gomuldu. Malum markayi burada paylasmiyoruz???)

4- Daha once egitimlerde defalarca yaptigimiz bir iki kova ile manevra dumen palasi tamamen koptugunda maalesef ise yaramadi.

5- Balon bumbasini kullanarak egreti bir dumen ve palasini yapmak mumkun ! fakat dalgali denizde bunu kica baglamak icin bir ekibe ihtiyac var. Ayrica bunu basarsaniz bile gunlerce dumen tutmaniz anlamina gelir ki buda oldukca yorucu ve zordur. Nitekim teknede yaptigimiz egreti dumeni, dalgali denizde baglamayi son derece riskli bulup bir adanin ruzgaraltina ulastiktan sonra kica baglamaya karar verdik.
Boyle bir durumda manevra kabiliyeti hic olmayan bir teknede ; bir kisinin denize dusmesi ; ölmesi anlamina gelebilir!!(Ruzgar ,dalga ve akinti tekneye ulasmayi imkansiz hale getirebilir.)

6- Teknede bizimde dustugumuz duruma yani Deniz demirinizin ( Drogue) olmadigi ya da kaybettiginiz durumda agirlik olarak yedek demirinizi de kullanabilirsiniz. Bunun icin,
Drogue ya da capayi uzunca bir halatla suya birakip, iki adet onar metrelik halati bir firdöndü vasitasi ile bu uzun halata baglayip Halatlari sancak ve iskele winclere getirip wincleri kullanarak agirlik merkezini ve pozisyonunu degistirerek tekneyi idare edebilirsiniz.
Ayrica buna ilaveten suda direnc olusturacak herseyi yelken cantasi ,kovalar, firtina yelkeni ,su bidonu mazot bidonu vs. Agirliklari sancak yada iskele bordaya baglayacaginiz bir makaradan gecirdiginiz halata baglayip suya birakip tekneyi dengeleyebilirsiniz.
Burada yapilacak hersey teknenin dizaynina gore degisiklik gosterebilir.

7- Bir diger onemli konu ; Dumen palasiz modern salmali (fin keel vs) bir tekne ; pruvasindan halatla cekilmesi durumunda eger kictan deniz demiri kullanmaz ise, sancaga ve iskeleye 80-90 derece salinimlar yapar. Sonuc olarak yedeklenme durumunda da deniz demirine ihtiyac vardir.


15
            Karadeniz Rallisinin Hikayesi  İsmail Tümer Reis ve değerli eşleri tarafından hazırlanmış ve Dadd'ı sayfasında görselleriyle birlikte yayınlanmış.

Hikayenin tamamı burada  "http://www.denizlerdeyiz.org/daddralli-karadeniz/ "

Görsel içermeyen özeti de aşağıdadır.

            DADDralli Karadeniz 2017
            Denizlerdeyiz Amatör Denizciler Derneği olarak ilk rallimizi Karadeniz'de yapma fikri DADD Başkanı Sayın Dr. Zafer Türkmen (Zafer Reis) tarafından ilk defa bizlere teklif edildiğinde; senelerdir büyük çoğunlukla Ege ve Akdeniz kıyılarında seyir yapmanın, hep aynı yerleri görmenin dışına çıkıp, yeni yerler keşfetme arzusu içimizde büyük bir coşku yarattı. Bunun yanı sıra derneğimizi çok kısa zamanda tanıyıp, destekleyen yüzlerce değerli Marmara, Ege, Akdeniz denizcisinin dışında yeşil Karadeniz'imizin denizcilerine de tanıtma, amatör denizciliğimizi ve özellikle yelkenciliği bu yöremizin güzel ve deniz sevdalısı insanları ile paylaşma, tanıtma, sevdirme ve yaygınlaştırma düşüncesiyle kabul edip hazırlıklarımıza başladık.
            Bu kapsamda; önce bir seyir planı yaptık. Bu sene Karadeniz kıyılarımızı Samsun'a kadar ziyaret etmeyi, önümüzdeki yıllarda ise tüm Karadeniz'in yanı sıra diğer kıyıdaş ülkeleri de gezmeyi planladık. 3 Temmuz 2017 Pazartesi günü Viaport Marina'dan başlayacak seyrimizde sırasıyla; Poyrazköy, Kefken Balıkçı Barınağı, Akçakoca, Kozlu, Bartın, Cide, İnebolu, Çaylıoğlu, Sinop, Samsun, Gerze, Helaldi, İnebolu, Kurucaşile, Amasra, Kdz.Ereğli, Kefken Adası, Poyrazköy limanlarının ziyaretini müteakip rallimizi 29 Temmuz 2017 günü yine Viaport Marina'da bitirmeyi planladık.
            Sonra ziyaret edeceğimiz yerlerdeki deniz ve yelken dostları ile yelken kulüpleriyle irtibata geçtik. Limanlarda ve balıkçı barınaklarında kalabilmek için yer, elektrik, su ve yakıt ihtiyaçlarımızın temininden gideceğimiz yörelerdeki görülecek yerlere geziler düzenlemeye, yapılacak dostluk ve protokol ziyaretlerinden yemek-eğlence organizasyonlarına kadar her türlü desteği gördüğümüz denizci dostlarımızın emeklerini ve sevgilerini her daim kalbimizde taşıyacağız. Ayrıca, ana sponsorumuz İstanbul Göz Hastanesinin her arzumuza anında koşan fedakar, güler yüzlü ve değerli çalışanlarına da emeklerinden dolayı teşekkürü bir borç biliriz.
            Bu arada KAYRA ve diğer deneyimlerini bizlerle paylaşarak çalışmalarımızda bizlere çok büyük katkılarda bulunan çok değerli duayen amatör denizci ağabeyimiz sayın Teoman Arsay'a da buradan bir kez daha şükranlarımızı arz etmek isteriz.
            Tabii bir taraftan da Denizlerdeyiz Whatsapp guruplarımızda ve DADD web sayfamızda DADDralli Karadeniz 2017 hakkında bilgilendirmelerde bulunurken katılmak isteyen reislerle de irtibata geçip, sorularını yanıtladık, katılımcı listemizi oluşturduk;
 
 
İSİM   TEKNE ADI
Zafer - Belgin Türkmen   Petunia
Azmi - Zeliha Özer   Turquoise
İsmail - Sevgi Tümer   Aegean
Atik - Nedret Kaytaz   Kaytaz
Kubilay Başkonuş - Özlem Ozan   Mesel
Ahmet - Mustafa Kabaalioğlu, Burak Döneray, Leo Kolff   Asterix
Ali Rıza Kadiz   Dragos
Muttalip - Murat Altuner   Eleni
Mustafa- Tunca Ertör   Baba Tunca
Ferit Bulu   Bulu
Ferdi Atabek   Free Dolphin
Kemal - İlknur Günal   İlkem
Hasan Basri Torun   Bochacu
Nüvit İnal   Escape
 
 
            Katılımcılardan Ferit Bulu Reis'in yakın akrabasının ağır hastalığında bulunması gerektiği, Ferdi Atabek Reis'in intikal seyrinde teknesinde çıkan arızalar, Nüvit İnal Reis'in yanına bir miço bulamamak, Hasan Basri Torun Reis aile bireylerinden birinin rahatsızlığı gibi nedenlerle ralliye katılamayacaklarını bildirmelerine üzülürken,  Kemal Günal Reis'in en azından Poyrazköy'e kadar bizlerle seyretmesine sevindik.
            Tarihler kesinleşince Göcek, Marmaris, Foça vb. bölgelerden gelecek olan katılımcı reisler 30 Haziran 2017 tarihindeki toplanma yeri olan İstanbul Viaport Marina'ya doğru yola çıktılar. Bazı reisler İstanbul'a erken geldikleri için Zafer Reis'in West İstanbul Marina (WIM) ile irtibata geçerek bu reislerin WIM'de misafir edilmelerini sağlaması ralli daha başlamadan dayanışma ruhunu bize hissettirdiği kadar çok da mutlu etti. WIM'e vardığımızda başta Sayın Burçin Baylı'nın ve personelin sıcak ilgisi ile uzun seyrin ardından kendimizi adeta evimize gelmişiz gibi hissettirdi. Ama Burçin Beyin teknelerimize kadar gelerek bizleri ziyaretleri ve ihtiyaçlarımızı sorması harikaydı. 30 Haziran 2017 günü öğle saatlerinde WIM'den avara eden  tekneler neredeyse hiç rüzgar olmayan havada, sakin bir denizde Viaport Marina'ya intikal ettiler.
1 Temmuz 2017: Viaport Marina/ Tuzla;
            1 Temmuz 2017 sabahı Denizcilik Bayramımızı Tuzla koyunda Petunia, Turquoise, Aegean, Kaytaz, Mesel, İlkem, Moonlight, Minerva, Dragos ve Ana Ra Da teknelerinin katılımlarıyla sevgi çemberi oluşturarak coşku ile kutladık. Yakınlardaki tören alanındaki protokolün sahile gelip bizlere el sallamasına bizlerde sis düdüklerimizle selamlama yaparak cevap verdik. Sonrasında marinaya dönüp seyir hazırlıklarımızı yaptık ve dinlenmeye çekildik.


Öğleden sonra DADDralli Karadeniz 2017 öncesi tanışma ve seyir brifingi amacıyla bir kokteyl düzenledik. Alkollü alkolsüz soğuk içeceklerimizi yudumlarken ralli hakkındaki sorularımızla sunum yapan Komodorumuz Zafer Reis'i hayli terlettik. Ama O'da bunun karşılığını içinde ralli tişörtlerimizin de bulunduğu üçer kağıt çanta dolusu hediyeyi o sıcak havada bizlere taşıtıp terleterek verdi. Akşamki hala tadı damağımızda kalan yemekte ise yeni tanışan reisler adeta kırk yıllık dost olmuşlardı bile. Sayın Teoman Arsay ile Sayın Nilgün ve Ali Gündüz'ün yemeğimize teşrif edip, bizlerle tatlı sohbetleri ise gecenin güzelliğine ayrı bir anlam kattı.


Aslında DADDralli Karadeniz 2017nin başlangıcını 3 Temmuz 2017 Pazartesi günü olarak planlamıştık. Ancak yaptığımız değerlendirmede Salı günü Batı Karadeniz'de Romanya-Bulgaristan üzerinden gelecek olan sert hava ve yüksek denizlere yakalanmamak için rallimizin başlangıcını bir gün önceye almaya oy birliğiyle karar verdik.


Burada Viaport Marina personelinin ve müdürü Sayın Mehmet Tunç'un üç gün boyunca hep yanımızda olması, her arzumuzun/ ihtiyacımızın karşılanmasındaki süratli desteği, yakın ilgisi ve dostluğu anılarımızdaki yerini hiç kaybetmeyecektir. Hele marinadan ayrıldığımız sabah havuzluklarımıza simit ve peynir bıraktırma inceliği unutulmazdı.
2 Temmuz 2017: Viaport Marina - Poyrazköy Etabı;
            Sabah saat 08:45'de Sayın Teoman Arsay'ın teknesi Mat'dan Viaport Marina müdürü Sayın Mehmet Tunç tarafından ateşlenen selamlama topuyla DADDralli Karadeniz 2017 resmen başlamış oldu. 09:15'den itibaren Komodorumuz Zafer Reis öncülüğünde Viaport Marina'dan avara ederek İstanbul Boğazına doğru rota tuttuk.
            Marmara'daki rüzgarsız seyrimizin sonunda İstanbul Boğazına girişte Fenerbahçe feneri açıklarında finiş çizgisine varan kalabalık yat gurubu arasındaki kıyasıya mücadelenin ortasında kalsak da reislerimizin yatların hiçbirine çapariz vermeden yarışı yerinde izleme başarıları takdirle karşılandı.


Boğaz girişinde Viaport Marina'dan kalkan ekibe diğer marina/balıkçı barınaklarından gelen DADDralli Karadeniz 2017si katılımcıları da iştirak ettiler. Toplam 11 tekne turkuaz renge bürünen İstanbul Boğazını Anadolu yakasından geçerken bir daha anladık ki buradaki seyir ister yelkenle olsun ister motorla dünyanın en zevkli seyri. Şansımıza boğaz bizim geçişimiz sırasında deniz trafiğine kapalıydı. Biz de bunu fırsat bilerek zaman zaman orta hattan, zaman zaman da kıyılara yamanarak İstanbul'un incisinin güzelliklerini yudum yudum tattık.


Poyrazköy'de bizleri Sahil Restoranın sıcak kanlı sahibi Mustafa Bey güler yüzle karşıladı. Tüm yatlar denizde yüzen ve tekneleri umursamayan insanların arasından dikkatlice geçerek restoranın ufak iskelesine birbiri üstüne aborda olurken Aegean teknedeki maskotları iki ufak Van kedisini günler sonra rahatlatmak için demirde kalmayı tercih etti. Böylece iki küçük kaçma meraklısı yaramaz bol bol güvertede koşuşturma ve oynama imkanı buldular.


Akşam Sahil Restorandaki keyifli yemek sonrasında Petunia teknesinde değerli Kemal Günal bizleri saz dinletisi eşliğinde Karadeniz'e uğurlama türküleriyle coşturdu. Yattığımızda hala türküleri mırıldanıyorduk.

16
Astronomi / Ynt: Ay
« İleti Gönderen: Bülent Büyükdağ  29 Ağustos 2018, 11:53:31 »
Bu yazı da enfes..

Minik bir anektod yazayım,izin verirseniz; Benim rahmetli Babannem de Ay'a gidildiğine inanmayanlardandı. Bana "çağam, orası nur, oraya gidilir mi hiç, yalan bunlar" derdi.. Televizyonu da günah diye seyretmezdi zaten..
Biz torunları da o nun bu batıl yaklaşımlarıyla o yaşlarda (ortaokul) dalga geçerdik..

Rahmetli dedeme, gözleri görmediği için gazeteleri ben okurdum. O zamanlar Milliyet'te dış basından diye bvir sayfa vardı. New York Tımes'tan Alman gazetelerine kadar hepsinden makalaler yayınlanırdı. En çok bu sayfaları sever, okumamı isterdi. Buna karşın, Ay'a gidildiğine hiç bir şekilde inanmaz, aynen, "Orası nur, makam, gidilmez, yalancı pezevenkler" derdi. Akşamları iki kadeh rakı parlatan, (ki 96 yaşına kadar buna devam etti) , dış basını özellikle takip eden, başka hiç bir alanda taassubu olmayan aydınlık adamın bu direncine hiç anlam veremezdik.

17
13 Temmuz 2017: Akliman - Sinop;
            Akliman gündoğusu hariç hemen her havaya kapalı bir doğal barınak. Girişin hemen kuzeyindeki kayalık ile ana kara arasına yapılan kısa mendirek sayesinde koyun kuzeyinde demirleyen tekneler doğulu rüzgarlardan da korunmuş oluyorlar. Ancak koyun için girecek olan dalgaların yaratacağı solugan az da olsa rahatsızlık verebilir.
            Saat 08:30'dan itibaren demir alan DADDralli Karadeniz 2017 tekneleri sakin bir hava ve denizde seyirle 10:30 gibi Sinop Limanında yelken kulübü yakınındaki alanda kıçtan kara oldular. Tekneler kıçtankara olmaları sonrasında sevgili Volkan'ın ayarladığı tankerden su ve yakıt ihtiyaçlarını giderdiler.


            Sevgili rehberimiz Volkan Güney yapılan gezi programı gereğince ekibimizi ilk olarak şehrin giriş kapısındaki Diyojen Heykeline,


 sonra tarihi Sinop Cezaevine götürdü. Sinop Kalesinin güney kısmında II. Abdülhamit tarafından 1882 yılında yaptırılan, şiirlere, şarkılara, öykülere konu olmuş cezaevi şu anda müze olarak halka açık olarak kullanılmakta.



            Firar etmenin olanaksızlığının yanı sıra Sabahattin Ali, Burhan Felek, Refik Halit Karay, Kerim Korcan, Zekeriya Sertel gibi birçok ünlü isme de ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş cezaevi özellikle hücreleri ve zindanıyla hepimizi derinden etkiledi.



            Cezaevinden sonra Sinop şehir turu atan ekip bu kentimize özgü bir çeşit çörek olan "nokul" almayı da ihmal etmedi. Tur sırasında Alaaddin Camii, İsfendiyaroğlu türbesi, Sinop Pazaryeri gibi tarihi alanlar ilgimizi çeken yerlerden birkaçı idi. Teknelere dönmeden yediğimiz Sinop'a özgü yarısı tereyağlı ve cevizli, diğer yarısı sarımsaklı yoğurtlu mantının tadı hala damağımızda.




            Sinop çok etkileyici bir şehir. Karadeniz’de hem kuzeye hem güneye bakan sahilleriyle iki farklı iklimi yaşayan, koyları, bol plajları ile sayfiye yerlerine sahip Türkiye’nin en mutlu şehri seçilip insan akınına uğramış bir yer. İyi ki gelmişiz diyeceğiniz bir şehir. Bizde öyle dedik.


            Teknelere döndüğümüzde Samsun Yelken Kulübü'nden Arno ve Kuğu teknelerinin Sinop - Samsun etabımızda DADDralli Karadeniz 2017 teknelerine katılmak üzere limanda yanımızda kıçtan kara görmek bizler için çok hoş bir jestti.            Yeni gelen reislerle tanışıp hemen kaynaştık. Gece bir taraftan teknelerde rakı sohbetleriyle geçerken diğer yandan tavla partisinin ilk maçları başlamıştı bile.
14 Temmuz 2017: Sinop ve Erfelek;
            DADDralli Karadeniz 2017 ekibi bu sabah Erfelek'teki bıktıran kahvaltıyı yemek için aç beklemeyi tercih ederken, Komodor Zafer Reis DADD Yönetim Kurulundan Azmi ve İsmail Reisleri yanına alarak, Sayın Oğuz Özcü ve Sayın Volkan Güney'in de katılımıyla saat 09:00'da Sinop Belediye Başkanı Sayın Baki Ergül'e kısa bir ziyaret gerçekleştirdi. Sinop ve belediyece yaptırılması planlanan Yat Limanı Projesi hakkında değerli bilgiler edinirken karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Bizlerin de DADD olarak her türlü katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu beyan ettiğimiz görüşmenin sonunda iyi niyetler ve dileklerle dernek şildi ve flamasını takdim ettiğimiz Sinop Belediye Başkanı Sinop'un simgesi olan bir çektirme maketini derneğimize sundu.


            Belediyeden dönüşte DADDralli Karadeniz 2017 ekibini Erfelek'e götürecek minibüsümüz limanda bizleri bekliyordu. Çeşitlerinin fazlalığı ve yedikçe tekrar tekrar getirilmesiyle ünlü bıktıran kahvaltı Erfelek Öztürk Restoran'a neşeli kısa bir yolculuktan sonra eriştik. Bizler için bahçesinde uzun bir masa hazırlatmış olan Sayın Sabahattin Öztürk son derece sempatik, şakacı ve kırk yıllık dostlar arası bir muhabbetle bizleri karşıladı. Çok geniş çeşitlere sahip kahvaltıda tekrar tekrar istediğimiz sahanda yumurta, sahanda sucuk ve yeşil salata ile Belediye Başkanının da mutlaka almamızı salık verdiği "kış armudu pekmezi" harikaydı. Burada son çaylarımızı içerken sabahki ziyaretimizin Sinop Belediyesinin web sayfasında yerini aldığını görmek de hoştu.


            Tıka basa yediğimiz kahvaltıdan sonra zar zor yürüyerek minibüse binerken bu halde nasıl dolaşacağımızı tartışırken rehberimiz Volkan Güney gitmekte olduğumuz Erfelek Şelalelerinde hiçbir şeyimizin kalmayacağını söylese de pek inanmadık ama gerçek olduğunu görmek güzeldi. Erfelek Şelaleleri tam bir doğa harikası.  Dolaşmak için toplam 28 küçük şelaleden oluşan bir yürüyüş ve tırmanma parkuru düzenlenmiş. Buz gibi suyun içerisinde ayaklarımız dona dona yürürken, yeşilin her çeşidinin güzelliğinde de ruhlarımız yıkandı adeta. Rıza Reis'in tüm şelalelere tırmanarak zirveye çıkma isteğine ekipten diğer iştirak edenler de olunca rehberimiz Volkan'a da onlara katılmak düştü.



            Erfelek Şelalelerinde yorulmak bir yana tersine dinlenmiş ve huzur bulmuş olan ekip tekrar Sinop'a döndüğünde kent müzesinin kapalı olması nedeniyle bunu bir sonraki geziye erteleyerek, rotayı tarihi Sinop Kalesine çevirdi. Kalenin kısa turunu da güneşin ufka indiği saatlerde nefis Sinop manzarası eşliğinde kalenin limana bakan burcundaki kafede bira eşliğinde tamamlayan DADD Karadeniz Rallisi ekibi hep bir ağızdan attığı "DADD Ralli" nidalarıyla da Sinop'ta artık iyice tanınmış oldu.


            Bıktıran kahvaltının yarattığı tokluk hala geçmeyen ekip akşam teknelerine geçerken Reis Hanımlar da közde mısır eşliğinde sahil yürüyüşü gerçekleştirdiler. Akşam Sinop halkının büyük ilgisine mazhar olan teknelerimizde bir yandan halk ile sohbetlere dalarken diğer taraftan tekneleri gezmek ve görmek isteyenleri mutlu ettik. Özellikle bir kadının "Sizleri burada görmek ne büyük mutluluk. Hep Ege'ye, Akdeniz'e gitmeyin. Buralara da gelin. Bu denizler de bizim. Bayrağımızı burada böyle görmek ne mutluluk. Bizim çocuklara da bunu gösterin, özendirin. Hoşgeldiniz hepiniz." sözleri üzerine gelecek yıl daha kalabalık olarak geleceğimizi, aynı duyguları taşıyarak geldiğimizi, DADD'ın anlamının Anadolu'yu çevreleyen üç denizden geldiğini ve Karadeniz'in bizim olduğunu göstermek, amatör denizciliği Karadeniz insanına da hatırlatmak, tanıtmak, sevdirmek ve yaygınlaştırmak için burada olduğumuzu anlattık.
            Ancak bu duygusal söyleşide bulunurken; "Karadeniz'de ne yapacaksınız? Gelin benimle. Ege'ye inelim. Ege ve Yunan adalarında yemek, içmek ve deniz daha güzel." vb. sözlerle DADDralli Karadeniz 2017'ye katılacak arkadaşlarımızın aklını çelmeye çalışan kardeşlerimiz doğal olarak aklımıza geldi. İçimizde bir hüzün hissederken ne kadar doğru bir karar verdiğimizi ve ülkemizin her kıyısını, denizini, insanını kucaklayan davranışımızın ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha anlamanın mutluluğuyla gözlerimiz doldu.
15 Temmuz 2017: Sinop - Samsun Etabı;
            Bugün Samsun'a mesafemiz 72 Nm. olunca sabah 05:00'da avara ederek Sinop'u güzel anılarla arkamızda bıraktık. Liman çıkışında kaba ancak fazla rahatsız etmeyen alçak dalgalarla bizleri karşılayan deniz ve 2 bofor rüzgar yaklaşık bir saat sonra apaz- geniş apaz bir seyre imkan verince pupa yelken Samsun'a seyre geçildi.


            Saat 15:30'dan itibaren Samsun önlerine varan tekneler Samsun Yelken Kulübü (SYK) rıhtımına kıçtankara oldular. SYK Başkanı Sayın Ertekin Sezer ve yönetim kurulu üyeleri tarafından karşılanan teknelere gelir gelmez sunulan ev yapımı soğuk naneli limonataların yarattığı rahatlama hissi ise paha biçilmezdi.


            Akşam DADDralli Karadeniz 2017 onuruna verilen kokteyl ve yemekte Samsun'lu denizci dostlarla sıcak dostluklar kuruldu, paylaşılan maceralar ve anılar kahkahalarla geceye damga vurdu.



18
Elektrik / Ynt: Teknelerde Elektrik Donanımı
« İleti Gönderen: Mehmet Erem  30 Mayıs 2018, 13:43:16 »
Kimsenin avuktalığına soyunmadım.
Siz sebebini bilmediğim şekilde saldırırken, benim de içinde bulunduğum bir sayfa ile ilgili kabul edemeyeceğim suçlamalarda bulundunuz.
İki kişi aynı anda yanlış anlamış olamaz mı?

Bu arada Eyüp ağabey'in yorumuna da itiraz ediyorum
Teknik olarak yanlış olduğunu bildiğimiz bir şeyi, "belki klavye sürçmesi olmuştur" gibi bir iyi niyetle dikkati çekmek amacıyla soru sorulmasına mı itiraz ediyorsunuz?
Kusura bakmayın ama konuyu bölen bu yukarıdaki örnekte sorulan soru değil, verilen cevap.

Konunun bölünmeden bir seferde okunması için birçok forum yöntemi var. Hepsi uygulanabilir.
Uygulamak istemeyenler yazılarını istedikleri gibi wikiderya da paylaşabilirler.
Orada hiç soru sorulmadan konular kesintisiz okunabiliyor...



19
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  07 Ekim 2018, 11:38:30 »
Mendes ailesi olarak tanınan lakin aslı Nassi olan aileyi herkes tanıyordur herhalde. Portekizin Marran denilen ailelerinden Mendes üyesi.  Osmanlı tarihinde de yeri önemlidir. Örneğin Yasef Nasri. Hristiyan adı Joao Micas olan Yahudi banker.

Lizbon' da baskılar başladıktan sonra aile önce Hollanda'ya sonra da Osmanlı'ya kaçtı. Ailenin kadın reisi Gracia Nassi, Osmanlı Sultanı üzerindeki etkisini kullanarak ve ticari ilişkileri dolayısıyla edindiği birçok ahbabından yardım alarak Yeni Hıristiyanlar'ın Portekiz' den kaçırılmasını sağladı. Hatta Yahudileri sürgün eden ülkelere ticari ambargo uygulatmaya bile çalıştı.

Şair Samuel Usque Portekizce yazdığı kitaplardan birini ona ithaf etmiştir. Kitapta ona, Consolaçam as tribulaçôens de Israel, der, yani İsrail 'halkının yüreği.
Gracia'nın yeğeni Joseph de Lizbon' dan kaçıp, Konstantinopolis'e sığındı. Ünlü bir banker ve devlet adamı oldu. Avrupa krallarının arkadaşı ve Sultan Süleyman'ın da danışmanlarından biriydi. Hatta Sultan Süleyman onu paşa yaptı. Bugünün İsrail topraklarındaki Tiberya, o zamanlar Joseph ve Gracia'nın kontrolü altındaydı.
Diğer Yahudileri de gelip buraya yerleşmeye teşvik ettiler.

Bir açıdan bakıldığında, Orta Doğu'ya tekrar yerleşmelerini başlatan kişiler Portekizli ataları idi. Tabi onlar buna Vaad edilmiş topraklar gözüyle bakıyorlar.
Joseph Nassi inanılmaz zengin oldu ve bugün Yahudilerin Prensi olarak biliniyor. Hem Nassi kelimesi İbranice' de prens demektir.

Kudüs'e gidenleriniz varsa bilirler. Yahudi bölgesinde bir çok araştırma merkezi vardır. Yazar, bu konuları, oradaki araştırmacı bir hahamın gözünden aktarılan bilgilerle Kristof Kolomb hakkında ki görüşler verilmiş. Elbette, bu bölümde bir çok ayrıntıya girilmiş, sadece konuyla ilgili olan kısımlar toparlayınca şöyle oluyor.
Ve yine elbette ki, Kudüs'de ki bir haham'ın yahudilik iddiası ile yaklaşması doğaldır.

Kolomb'un Amerika'ya olan ilk yolculuğuna kaç yılında çıktı ?
3 Ağustos 1492' de Cadiz' deki Palas Limanı'ndan yola çıktıği düşünülüyor.
Peki, Katolik Krallar'ın Yahudileri İspanya' dan kovduğu tarih ?
Sefarad Yahudilerinin İspanya'yı terk etme hükmü 3 Ağustos 1492' de yürürlüğe girdi

Yani Kolomb'un ilk yolculuğuna çıktığı tarih. Aynı gün.

Kristof Kolomb'un Yahudilerin ülkeden kovulduğu gün yolculuğa çıkması tesadüf müdür?

Kolomb'un günlüklerin de ilk madde olarak şöyle yazıyor,  "Yahudileri topraklarınızdan attıktan sonraki ocak ayında Haşmetmeapları bana yeterli silahlı kuvvetle
Hindistan'a gitmemi emrettiniz."

Aslına bakarsanız, bu cümle birkaç şey söylüyor. İlk olarak Bay Kolomb'u Hindistan'a yollama kararının Ocak 1492' de alındığını ortaya koyuyor. İkinci olarak da Yahudilerin 30 Mart'tan 3 Ağustos'a kadar ülkeyi terk etme hükmünün kararının aynı ocak ayında verildiğini söylüyor.

Günümüzde iki olayın birleştirildiği düşünülüyor. İlk yolcuğuna çıkmadan önce Kolomb'un bütün mürettebatının gece on birden önce gemilerde olmasını istiyor Kolomb.
O zamanlar erkenden gemiye gelmek denizcilerin hiç huyu değildi. Ama özellikle ısrar etti. Ama Kolomb'un dediği saat olan gece on birden sonra ne oldu bilin bakalım ?
Yahudilerin ülkeden sürülmesi hükmü yürürlüğe girdi, Mürettebatta Yahudiler de vardı.

Limandan ayrıldıktan sonra günlüğüne, 23 Eylül günü şöyle yazmış ;
 "Şansım çok yaver gitti. Rüzgardan yana çok talihliydik. Musa'nın, Yahudileri Mısır' dan çıkarmasından beri deniz bu kadar uyumlu davranmamıştır sanırım."

Katolik birisinin Peraşalardan böylesine alıntı yapması, özellikle Mısır' dan Çıkış bölümünden, şaşılacak bir şey değil midir sizce de?

Kolomb'a ilk yolculuğuna çıkmadan önce Abraham Zacuto tarafından Portekiz Kralı için hazırlanan astronomi çizelgelerinden verilmiş. Kral II. Joao için yapılmış.
Bu çizelgelerden biri Sevilla' da sergilenmekte şu anda Daha ilginci, çizelgeler İbranice yazılmış. Kolomb ibraniceyi nereden biliyordu?
Özellikle eğitimsiz bir dokumacının oğlu için bu kaçıncı yabancı dil.

O zaman burada bir soru sormamız gerekiyor. Kral iL Joao tarafından Kolomb yola çıkmadan iki gün önce ona yollanılan çizelgelerde Portekiz'in çıkarlarının gözetilmemesi mümkün mü?

Burada ki gizem, Portekiz Kralı ile aralarında ki yakınlık.

Kraliçe Isabel'in günah çıkardığı rahibi Hernando de Talavera tarafından 1492' de yazılmış bir mektup var. Talavera, Katolik Kralları'na Bay Kolomb'un yolculuğuna olur veriip vermediklerini soruyor. Belgenin bir bölümünde Talavera, 'Colon'un bu gayrimeşru yolculuğu, Kutsal Topraklar'ın Yahudilerin olmasını nasıl sağlayacak' diye yazıyor."
Kutsal Topraklar'ı Yahudilere vermek mi? Kraliçe'nin günah çıkardığı rahip neden Kolomb ile Yahudiler arasında bağlantı kursun ki?

Dahası da var. Kolomb'un Kehanetler Kitabı'ndaki yazıları tamamen Peraşalardaki peygamberler olan Yeşeya'ya, Hezekiel'e, Yeremya'ya ve daha birçoğuna dayanır. Oğlu Hernando kitabında babasından, Kudüs'ün kraliyet soyundan gelen olarak bahsetmiştir.

Papa II. Pius'un yazdığı Historia rerum ubique gestarum kitabından bir sayfa. Bu kitap Kristof Kolomb'a aitti. Şimdi ise Sevilla' daki Kolomb Kütüphanesi'nde
Bunu yazanın Kolomb olduğu biliniyor. Kitapta kendi el yazısı ile bir not var. Bu notu düşerken miladi takvimi Yahudi takvimine çevirdiğini, 5241 yazıyor, ki bir hristiyanın yahudi takvimine göre notunu değiştirmesi ilginç.

Üstelik Kolomb, İkinci Tapınak'ın yıkılışından 'İkinci Ev'in yıkılışı olarak bahsediyor ve milattan sonra 68 yılında gerçekleştiğini yazıyor.
İlk olarak, Süleyman'ın Tapınağı'ndan ev olarak bahseden tek bir kavim vardır.
Yahudiler.
O zamanlar Hıristiyanlar o olaya, Kudüs'ün yıkımı derlerdi. Evi bırakın, tapınak bile demezlerdi. Aynı zamanda tapınağın yıkım tarihi hakkında tartışmalar vardır. Hristiyanlar
yıkımın 70 yılında yapıldığını söyleseler de Yahudiler 68 yılında gerçekleştiğini savunurlar. Sizce Kolomb'un tapınaktan ev diye bahsetmesi, 'Kudüs' ün yıkımı' demek yerine 'Ev'in yıkımı' demesi ve bu olayın 68' de gerçekleştiğini yazması kökenlerini ortaya çıkarmıyor mu?

Elbette burada Kudüs'de ki Haham'ın tamamen kendi görüşleri kurgulanmış. Bu bölümde Kolomb'un imzası üzerinde yapılan araştırma ve kabala sistemleri anlatılmış. Gog ve Mogog, tapınak şövalyeleri, daha önce bahsi geçen portanyolca örnekleri, akronimler ile imzadan 'yemaks şemi' ye ulaşırlar. Anlamı İsmim silinsin demektir. En başlarda ki isimler nefret uyandırır ile bağlantılı.

Haham, kitap akışı içinde elbette, şöyle anlatır.

Hıristiyanların İsa'yı tanrılaştırılması bazı Yahudilere göre putperestliktir. Bu da bizi' Kolomb'un imzasının yansımasındaki A.WX satırına götürüyor. İbranicede İsa'nın ismi Yeşua' dır. Yahudiler bu ismi sevmedikleri için son harfi çıkarıp Yeşu'yu bırakmışlardır. A.WX satırı da tam olarak bu şekilde okunur. Yeşu. Bu masum bir isim değil. Yeşu, 'yemaks şemi vezihro' anlamına gelir. Bu da 'anısı da ismi de yok olsun,' demektir.
On beşinci yüzyıl İberya'sında yaşandığını unutmayın. Eğer bütün verilerin gösterdiği gibi Yahudi'yse o zamanlarda ve Avrupa'nın o bölgesinde bir Sefarad için hayatın çok da kolay olmadığını bilmeniz gerekir. Bu da bizi onun ilk ismine götürüyor. Xpoferens Xpoferens? Xpo Yunanca' da Hristos'un ilk üç harfidir, İsa demektir. Ferens ise Latince fero fiilinin çekilmiş halidir, 'taşımak' ya da 'götürmek,' anlamına gelir. Xpoferens, Hristoferens demektir, yani İsa'yı taşıyan. Cristovao, Cristobal ve Cristoforo isimlerinin kökünde Hristo yani İsa vardır.
Hiçbir Yahudi o ismi kullanmaz.

İsa. İsrail' de kimse çocuğunun adını İsa koymaz. Peki, bir Yahudi olan Kolomb niye Cristovao ya da Cristobal ismini kullandı ve Cristoferens diye imza attı?"
Bunu yapabilecek sadece tek bir tür Yahudi vardır. Kendisini Hıristiyan olarak göstermeye çalışan ama içten içe asıl inancını yaşamak isteyen bir Yahudi. Böyle bir insan kendine İsa'nın ismini seçse de Tanrı'ya karşı mahcup olmamak için imzasında İsa'nın ismini ve anısını reddettiğini söyler. Yeşu.
Kolomb 'yemaks şemi', yani 'ismim silinsin" derken aslında İsa'nın ismini reddediyordu.

Elimizdeki bilgilere dayanarak size şunu söyleyebilirim ki bugün Kristof Kolomb diye bildiğimiz adam büyük olasılıkla bir Sefarad Yahudisiydi ve gerçek ismi başkaydı.  Hıristiyan'mış gibi görünerek gerçek dinini sakladı ama Yeni Hıristiyan olmadı.
Onun gibilere Marrano derlerdi

Marrano, Portekizcede eski bir kelime...Domuz demek.

Portekiz' de ve İspanya' da, gizliden gizliye Yahudiliğinde ısrar eden Yeni Hıristiyanlara aşağılayıcı bir isim olan Marrano deniyordu. Bu ismin kullanılmasının nedeniyse
dinine bağlı Yahudilerin asla domuz eti yememesiydi. Domuzlar mundar sayılırdı, koşer değillerdi ve besin olarak tüketilmeleri Yahudiliğin dini kurallarına aykırıydı.

Cenevizli bir Marrano olabilir mi ?
Marrano' İber Yarımadasındaki bir Yahudi'ye deniyordu.Hem Yahudi olmasından dolayı Kolomb'un Cenevizli olmasının ihtimali yok. Çünkü, on ikinci yüzyılda Yahudilerin Cenova' da üç günden fazla kalması yasaklanmıştı. On beşinci yüzyılda Kolomb hayattayken bu yasak hala geçerliydi.
Bilinmesi gereken çok ilginç bir şey var. Garip bir Yahudi geleneğine göre, Cenevizli kelimesi on altıncı ve on beşinci yüzyıllarda Yahudiler için kullanılan bir hüsnütabirdi.
Birisinin Yahudi olduğunu belirtmek için ondan 'milletten,' diye bahsederlerdi. Yahudi milleti anlaşılırdı. Belli ki o zamanlar Yahudilere yapılan zulümler yüzünden Hıristiyanlar tarafından sorguya çekilen çoğu Yahudi, Cenevizli olduğunu söylemişti. Kendilerinin Yahudi olduğunu karşıdakine dikkat çekmeden anlatmanın bir yoluydu bu.

Sözlü gelenekte aktarılan bir şey bu, yazılı belge olarak bir kanıt yok. Fakat 1512' de Saint Jerome Tarikatı'ndan Keşiş Antônio de Aspa'nın Kastilya engizisyoncusuna gönderdiği bir mektup var. Mektubunda Aspa, Kolomb'un Yeni Dünya'ya yaptığı ilk seferde beraberinde 'Kırk Cenevizli' götürdüğünü yazmış. Şimdi biliyoruz ki bütün mürettebat İspanyol' du ama bazıları Yahudi'ydi, büyük ihtimalle de Marrano'ydu. Diğer bir deyişle Antônio de Aspa aslında engizisyona mürettebatın içerisinde kırk tane Yahudi olduğunu bildiriyordu.

İşte, yahudi olması ile ilgili hahamlardan alınan görüşlerin temelleri yaklaşık olarak bunlar.




Devam edecek...
 

20
Elektrik / Ynt: Teknelerde Elektrik Donanımı
« İleti Gönderen: Mehmet Erem  30 Mayıs 2018, 13:03:41 »
Can ağabey, ben de yazdığın metini ilk okuduğumda aynı şekilde anladım.
Sen "iki ucu erkek kabloyu uygun bulmuyorum" dememişsin, "bunu kim yapıyorsa yanlış yapıyor da dememişsin" dolayısıyla sanki iki ucu erkek kablo olmasını kabul ettiğin anlaşılabiliyor yazdıklarından.

Cem'i savunmak bana düşmez ama, hem eski konuları gündeme getirme deyip hem de geçmişten dem vurman, sonrasında da senin kaleme aldığın yazıları kendi sayfasına taşıdığına dair suçlamalarına, başkalarını geçtim ben itiraz ederim.

Bahsi geçen sayfa Wikiderya'dır.
Kimseye ait değildir.
Birkaç gönüllü bir araya geldik, bize değil ama tüm camiaya ait olması için uğraşıp duruyoruz.
Gönül isterdi ki bahsettiğin "yazılarımı izinsiz taşıdınız" suçlaması yapmadan önce  "benim yazılarımı istediğiniz gibi kopyalayabilirsiniz"deseydin.
Ne kopyalaması, keşke kendin gelip katkıda bulunsaydın.

21
Daha yapanı da duymadım ama UHF/VHF çift bandlı ve programlanabilen 8w'lık bir cihazı A veya B sınıfı amatör telsizci ehliyeti olmadan yasal kullanılabileceğini veya ruhsat alınabileceğini sanmam.

Hep heves kıran açıklamalar bana kalıyor bu günlerde! :)

öZgür (mobil)

Heves kırılma olarak algılamadım...
Ben internet ustunden söyle yazmıştım..
Limana kayıtlı teknem var..
İnternet şatısı yapan,sitelerden BTK listesinde olmak kaydı ile,gumrukten geciş yapmış,parası ödenmiş telsiz cihazı getirebilirmiyim diye (tam hatırlamıyorum ama mealen böyle bir şeydi)
 gelen cevap bu
lgi: 23.12.2015 tarih ve 139954  sayılı internet başvurunuz.

 

İlgi başvurunuz incelenmiş olup; cihazın adınıza yurtdışından alındığına dair faturası, gümrük giriş beyannamesi ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Ruhsata Bağlanan Cihazlar Listesinde olması kaydı ile yurtdışından cihazı satın alabileceğiniz hususunda;

 

Bilgilerinize rica ederim.

Şimdi china air mail üzerinden gelen ürünler ,pttgönderitakip üzerinden günü,gününe takip ediliyor,gümrüge giriş cıkış tarihleri,dagıtıma veriliş,teslim vb..
Kredi kartı ile yaptıgımız ödemeler de AE sayfasında acıkca görünüyor, kart ekstreleri ile de bu ispat edilir kolayca..
BTK listesinde de var,yani gözden kaçmış illegal vb birşey degil..bunların cıktıları alınıp dosyaya konulur..
Benim yorumum,  kanunun koydugu bütün şartlara uygun bir alış veriş,ruhsatlandırmaya da uygun..
Verilen cevapta da acıkca yok ''diyemiyorlar'' (bana göre)..
Ha başvuru olsa cok hoşlarına gidecegini de sanmıyorum,ilgili kurumların..
Ama yaptıgımız,aldıgımız  alışveriş,ürün mevcut yasalara uygun..
Kullanma konusunda belge sahibi olmak konusuna katılıyorum,ama o ayrı bir konu..(kmt belgesi)
Ruhsatlandırma konusun da biraz didişme dışın da bir sorun yaşanacagını sanmıyorum,(bana göre tabi)
''Abıkatımız'' :) da bir yorum yapsın bakalım konu hakkında..
Hukuk dışı insanlarız,bizim yorumlarımız subjektiftir...






 


 

 
 
 
 
Mehmet ÇOLAK

İşletme Müdürü
 

ADRES:

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü

Telsiz İşletme Müdürlüğü

22
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  03 Ekim 2018, 14:22:27 »
devam edelim...


Eğer öyleyse neden hala bu isimle anılıyor?

''Amerigo Vespucci'nin keşfetmediği topraklara neden hala Amerika diyorsak aynı sebepten. İlk hatanın tekrar tekrar yinelenmesi sonucu oluşan şeyler bunlar. Yazdığı bütün belgelerde
kendisinden Colom ya da Côlon diye bahsetmiş. Çağdaşları ya onun dediğine uydular ya da ona başka isimler verdiler. İtalyan bir piskopos Colom'un Latinceye Columbo diye çevrileceğini düşünmüş. Sonra da Sabellico gelip bu yanlış çeviriyi daha da değiştirerek ona Colombus demiş. Bir süre sonra başka bir İtalyan olan ve bahsettiği kişiyi tanımayan Montalboddo ise, Paesi novamente retrovati isimli kitabında ondan Colombo diye bahsederek kaşifin bu ismini yaygınlaştırdı. Paesi çok başarılı bir kitaptı, herkes okudu. Bu yüzden adamın soyadı Colombo kaldı.

Peki İtalyan piskoposun haklı olmadığını nereden biliyoruz ?

Çünkü Basel baskısında aynı sayfada 'Columbo' yazmış. Aynı zamanda ismi Colom olarak da geçiyor. Colom Katalancada 'güvercin' anlamına gelir.
Peki İtalyancada güvercin kelimesinin karşılığı nedir?
Colomba ya da Colombo
Latincede?
Colombus.

Bingo. Katalanca konuşan piskopos, Colom'un 'güvercin' anlamına geldiğini düşünmüş. İsmi de Latinceleştirmek istediğinden Columbo yazmış.

Peki problem nedir ? Problem şu ki, Colom ismi gerçekte güvercin anlamına gelmez, Kolomb'un oğlunun yazdıklarına göre,  Colôn soyadının uygun bir soyadı olduğunu yazmış. Çünkü Yunancada colon "mensup" anlamına geliyor. Peki Yunanca da 'mensup' kelimesini nasıl söylenir. Kolon. k ile
'Aslında Hernando'nun kendisi Colôn soyadının Yunancadaki kolon kelimesinden geldiğini söylüyor. Sonra şöyle yazmış: 'Bu ismi Latince hale getirirsek Christophorus Colonus ismini elde ederiz.
Yani özetle adamın asıl ismi ne Kolomb ne de Colombus.

Nasıl yeterince karışıyor mu aklımız ? güzeel. Peki Colonu olabilir mi, ? Belki de kim bilir ? Oğlunun yazdığını unutmayın, İsimlerin harflerinin o ismi taşıyan insanların görevleriyle alakalı olarak değiştiğini gördüğümüz birçok olay sayabiliriz,' demişti.


Ortada bir gerçek var ki, Aslında Kolomb'un kimliği hakkındaki belgelerin neredeyse hiçbirine tam olarak güvenemeyiz. Orijinalleri kayıp ve kopyaları çıkaranların ne kadar dikkatli olduğunu bilmiyoruz. Belgelere müdahale bile etmiş olabilirler. Bazı durumlarda bazı belgeler sahte bile olabilir. Çoğu belgedeyse önemli noktalar değiştirilmiş bence. Bildiğin
üzere bazen bir virgülün yerinin değiştirilmesi bile anlamı tamamen değiştirmeye yeter.

1501'de Venedikli Angelo Trevisani arkadaşlarından birine, Peter Martyr'ın De Orbe Novo Decades isimli eserinin ilk baskının İtalyanca çevirisini yollamış. Bu kitapta Peter Martyr, kaşif "Christophoro Colombo Zenoveze" ile olan arkadaşlığından bahsederek, ilk defa kaşifin Ceneviz'le bağlantısı olduğunu ortaya koyuyor.

Sorun şu ki bu baskının bazı yerlerinin doğru olup olmadığından şüphe duyuluyor. Eser eğitimli İtalyan halkı için yazılmışa benzediğinden Peter Martyr'ın metninin güvenilirliğini
sorgulamış. De Orbe Novo, Amerigo Vespucci'nin Yeni Dünya hakkında yayımladığı belgeler gibi sansasyonel bir kitaptı sanki. Gerçeklerden bahsetmek yerine halkın istediklerini söylüyor gibi bir hali vardı kitabın. İtalyanlar da Amerika'yı keşfeden kişinin İtalyan olmasını istiyorlardı.

1516' da Kolomb'un ölümünden on yıl sonra Nebbio piskoposu olan Agostino Giustiniani isimli bir Ceneviz rahibi birkaç dilde yayımlanan bir metin kaleme aldı. Metnin başlığı Psalterium Hebraeum, Graecum, Arabicum, et Chaldaeum' du. Bu eser o ana kadar bilinmemiş şeylerin açığa çıkmasına yardımcı oldu. Giustiniani, Amerika'yı keşfeden adamın Christophorus Colombus'un 'patria Genuensis' olduğunu, yani Ceneviz doğumlu olduğunu, 'Vilibus ortus parentibus,' olduğunu yani soylu bir aileden gelmediğini ve babasının da 'carminatore' olduğunu yani pamuk hallacı olduğunu yazmıştı. Giustiniani'ye göre Kolomb'un kendisi de bir pamuk hallacıydı ve basit bir eğitim almıştı. Ölmeden önce gelirinin
onda birini Cenova' daki Saint George Bankası' na bırakmıştı. Giustiniani ikinci eseri Castigatissimi Annali di Genova' da aynı bilgiyi tekrarladı. Bu eserde sadece  Christophorus'un mesleğini düzeltmişti. Artık pamuk hallacı değil de ipek dokumacısıydı Christophorus.

Bunlar bugün Kolomb hakkında ki genel bilgiyle uyuşuyor lakin, Agostino Giustiniani'nin eserleriyle alakalı bazı problemler vardı. Örneğin, Kolomb, Saint George bankasına gelirinin onda birini bırakmış olamaz çünkü beş parasız öldü. Sıfırın onda biri yine sıfırdır.

Bu sadece komik bir detay. Daha büyük bir sorun ise Kolomb'un eğitimsiz bir ipek dokumacısı olduğu iddiası çünkü kafada büyük soru işaretleri uyandırıyor. Eğer eğitimsiz bir adamsa ve ipek dokumacısıysa bilinmeyen denizlerde keşifler yapacak kozmografi ve seyrüsefer bilgisine nasıl sahip oldu? Krallar ona tek bir gemiyi değil de bütün filoyu
nasıl emanet edebildiler? Amiral unvanını nasıl elde edebildi?

Onun gibi halk tabakasından bir adam Filipa Moniz Perestrelo gibi Portekizli asil bir kadınla nasıl evlenebildi? Unutma ki karısı, Egas Moniz'in soyundan gelen General Nuno Alvares Pereira'nın akrabasıydı ve o zamanlar asilzadelerin sıradan insanlarla evlenmeleri imkansız bir şeydi. Böylesine eğitimsiz birisi nasıl oldu da Kral II. Joiio'nun, o zamanın süper gücüne hükümdarlık eden kralın huzuruna çıkabildi?

Ayrıca Giustiniani, Kolomb'u kişisel olarak tanımıyordu. Tek yaptığı ikinci elden gelen bilgileri aktarmaktı. Kolomb'un İspanyol oğlu Hernando, Giustiniani'yi yalancı bir tarihçi olmakla itham etti ve Cenevizli yazarın 'hakkında pek az şey bilinen konularda' yalan bilgiler yaydığını da ekledi. Hernando'nun kullandığı bu gizemli ifadede babasının kimliğinden bahsettiği düşünülüyor.

Şimdi Kolomb' dan sonra en güvenilir şahide bakalım.
Hernando. Amiralin ikinci oğlu. İspanyol Beatriz de Arana' dan doğan çocuğu. Amiral Kristof Kolomb'un Hayatı adlı kitabın yazarı.
Şüphesiz bu kitap bilgi konusunda bir altın madeni olmalı. Kimse Hernando'nun babasını tanımadığını iddia edemez. Kimsenin elde edemeyeceği bilgilere sahipti. Hernando kitabın başında başkalarının yazdığı yalan yanlış biyografileri çürütmek için bu kitabı kaleme aldığını açıklıyor.

Peki bu kitap, Hernando babasının Cenevizli olduğunu doğruluyor mu?

Sorun da orada işte. Babasının Cenevizli olduğunu kesin olarak açıklamıyor. Aksine, etrafta gezinen bilgilerin doğruluğunu test etmek için İtalya'ya üç defa 1516'da 1529'da ve 1530'da seyahat ettiğini yazmış. Akrabalarını aramış, soyadı Colombo olan insanları araştırmış, belediye kayıtlarına bakmış. Hiçbir şey bulamamış. Cenova'ya yaptığı bu üç ziyaretin hiçbirinde bir tane bile akrabaya rastlamamış. Fakat babasının Piacenza, İtalya' dan geldiğini gösteren kayıtlar bulmuş. Piacenza' da Colombo ismini taşıyan mezarlar görmüş. Ataları bir zamanlar çok şan şöhret sahibi olsalar da dedelerinin fakirleştiğini tespit etmiş. Babasının eğitimsiz olduğuna dair iddiaları da çizdiği haritaları ve yaptığı keşifleri göstererek reddetmiş. Amiral Kristof Kolomb'un Hayatı, aynı zamanda babası􀖰ın Portekiz'e gelişini de anlatıyor. Babasının Portekiz'e, ailesinin genç Colombo isimli çokça tanınan bir üyesi sebebiyle geldiğini anlatıyor. Denizdeki bir savaş sırasında, Lizbon ile Cabo de Sao Vicente arasındaki Algarve' da, Amiral bu genç yüzünden on kilometre açıktan denize atlamış,
bir küreğe tutunarak karaya kadar yüzmüş. Sonra da birçok 'Cenevizli soydaşının yaşadığı,' Lizbon'a gitmiş.

Kolomb'un kendi oğlundan muhteşem bir kanıt!!!...Olurdu şayet bu kitabın Hernando'nun kaleminden çıktığına emin oluna bilseydi.

Maalesef, metnin güvenilirliğine dair şüpheler. Hem de kitapta bazı ilginç çelişkiler ve tutarsızlıklar var.
İlk başta, el yazması ile başlayalım. Hernando kitabı bitirmiş ama yayımlamamış.
Soyunu devam ettiremeden öldüğü için el yazması Portekizli yarı kardeşi Diego'nun en büyük oğluna, yani Hernando'ın yeğeni Luis de Colôn'a geçmiş. 1569' da Baliano Fornari isimli Cenevizli bir beyefendi kitabı Latince, İspanyolca ve İtalyanca dillerinde bastırmak için Luis'yle bağlantı kurmuş. Hernando'nun yeğeni kabul edip elyazmasını adama vermiş. 1576' da Fornari kitabın İtalyanca çevirisini basmış çünkü 'Büyük kaşifin memleketi Cenova'nın herkesçe bilinmesini ve en çok onun adının duyulmasını,' istemiş. Diğer iki dilin çevirisini yayımlamamış ve el yazmasını da saklamış.

Yani diğer bir deyişle bu elimizdeki kitap İtalyancadan bir çeviri, o da Cenova'ya görkem kazandırmak isteyen bir adamın İspanyolcadan İtalyancaya çevirttirdiği bir kitaptan. Yani bu aslında ikinci el bir kaynak.  Diğer yandan tutarsızlıklara bakıldığında Her şeyden önce Piacenza' daki aile mezarları. Şehir mezarlığını ziyaret edince mezarları görüyorsun evet ama soy isimleri Colonna. Cenevizli çevirmenin Colôn'u Colonus haline getirdiğini, Colombus haline getirmediğini hatırlayın. Bu yüzden mezarların onların ailesine ait olmaları mümkün değil.

Fakat Hernando babasının akrabası olan Genç Colombus yüzünden denize atladığını söylemedi mi? Akrabası Colombus işte diye düşünebilir ama o Genç Colombo, Nelson.
Kitap böyle diyor ama bu başka bir çelişki.
Genç Colombo, asıl ismi Colombo bile olmayan bir denizci. Asıl ismi Jorge Bissipat. İtalyanlar ona Genç Colombo demişler ki yaşlı Colombo ile ayırabilsinler. O da Guillaume de Casenove Coullon isminde bir Fransız.

Nasıl, her şey yeterince birbirine girmiş mi ?



Devam edecek...

23
Atölye / Ynt: Heyamola İmece Atölyesi
« İleti Gönderen: Serkan Güvenen  07 Şubat 2018, 09:41:23 »
http://www.zumbara.com/anasayfa

İmece'ye değişik bir yaklaşım. Site ne kadar iş yapıyor, bilmiyorum. Fikri paylaşmak istedim.

Çok ilginçmiş teşekkürler.

24
Navigasyon / Ynt: Göksel Navigasyon
« İleti Gönderen: Suat Zeybek  25 Temmuz 2017, 13:14:11 »

Oğuzhan reis yine güzel bir çalışma olmuş sayende bizlerde öğreniyoruz ellerine sağlık, teşekkürler.

Rica ederim. Gerçekten birşey yapmadım.

Ersin reisle geçen ay telefonda konuştuğumuzda bana yabancı bir blog sayfasında göksel navigasyon üzerine yazılmış makaleleri okumamı ve sonrasında beraber çeviri yapmamızı önermişti. Evinin arka bahçesine kurduğu düzenekle (usturlap) sabit konumunu göksel navigasyonla bulmasını adım adım anlattığı makaleyi çevirdik. Sekstant kullanımı konusuna Suat reisin devam etmesinden önce fayda sağlayacağını düşünerek paylaşıyoruz.

www.heyamolahey.com/uploads/celnav.pdf

Oğuzhan Reis çok keyifle okudum çeviri makalenizi. Emeğinize sağlık.
Biliyorum biraz ara vermek durumunda kaldım konuyla ilgili paylaşımlarıma özel sebeplerimden dolayı ama kısa zamanda tekrar toparlayıp derlemelerimi sizlerle paylaşacağım.

Tekrar emeğinize sağlık.

Selametle.

Rica ederim Suat reis. Sizin yazılarınızı ilgiyle okuyor ve devamını merakla bekliyordum. Mantığını biraz daha iyi anlayabilmek adına Ersin reisin önerdiği makaleyi okudum ve paylaştım. Sekstant kullanımıyla ilgili yazılarınıza verdiğiniz arada çerez oldu diyelim.
Herşeyin yolunda olduğunu Can hocaya belirttiğiniz için tekrar hoş geldiniz diyor ve yazılarınızın devamını dört gözle bekliyorum.

selamlar.
Nazik cevabınız için teşekkür ederim Oğuzhan reisim. En kısa zamanda birlikte olabilmek dileğiyle.

ASV.

SM-N910C cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi


25
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  30 Eylül 2018, 15:35:10 »
Kayıkevi başlığı hem öksüz hem yetim kaldı gibi duruyor. Terkedilmiş durumda, kimse yüzüne bakmıyor. Tozlanmaya yüz tutmuş.
Yine de veritabanı tarihinde ki yerini koruyacak. Arada sırada bile olsa, kapağında ki tozları şöyle bir üflemekte fayda var.
Eh haliyle, yine sorumluluk hissi ağır bastı, bana ne oluyorsa, sanki forum sorumlusu benmişim gibi, şöyle bir tozunu alma zamanı geldi diye düşündüm.
Biraz da başlıkla ilgili hain planları olan bir iki kişi olduğunu öğrenince, büyük oyunu bozmalıydım  ;)




Ne zamandır takip ettiğim, belgelerle ilginç sonuçlara ulaşılmış, hakkında çok ciddi araştırma kurumlarının bile peşine düştüğü bir tarihi olay hakkında bir şeyler karalayayım dedim. En azından bu çalışmalardan benim anlayabildiğim kadarını sizlerle paylaşmak istedim.

Dilim döndüğünce, elimden geldiğince yazıya dökmeye çalışacağım. Baştan belirteyim tarihten hoşlanmıyorsanız, ucu açık akıl yürütme gerektiren olaylar zincirlerini takip etmek size göre değilse hiç başlamayın. Çünkü bu yazacaklarım, belgelerle desteklenmiş olsa bile,  bol miktarda yorum, akıl yürütme ve birazda kurgu içerir. J.R. Dossantos kitabının yorumlanması, tekrar anlatımı yada belgesel kıvamındadır. Ara ara ana konudan uzaklaşıp, farklı ilginç bilgilerde yine bu anlatıda olacaktır. Okuma parçası gözüyle bakılır. Bu yüzden edebi yönü yoktur. Bir tür beyin fırtınası, tarih, kurgu, kitap satırları ve yorumlama diyebiliriz.

Okuyacağınız satırlarda, tarih, kurgu, gerçek, belgelenmiş tarih, belgelenmiş ama sahte tarih, komplo teorileri, şüphe, birbirinin içine geçecektir.
Bu yolculukta bir de kahramanımız olacak. Adı Cessas. Kurgu kısmında yardımcı olacak.
 
Lütfen ayarlarınızla oynamayınız.


Uyarılarımı da yaptığıma göre, günah benden gitti;

Tarihin tozlu ama bir o kadar da gizemli sayfalarında ilginç bir gezintiye ne dersiniz ?
Hani bize, böyle oldu, böyle bilin, dedikleri tarihin esrarlı dünyasında, soru işaretleri ile dolu ama sorgulamadığımız bir sayfasına uzanalım.
Bakalım, herşeyin gayet net olduğunu düşünürken, acaba? soruları uçuşacak mı ?

Hadi başlayalım ;

İlkokul sıralarında öğrenmeye başladığımız ve neredeye herkesin tanıdığı, bildiği bir kişilik,

Kristof Kolomb.
Peki kimdir ?


Kristof Kolomb (Portekizce: Cristóvão Colombo, İtalyanca: Cristoforo Colombo, İspanyolca: Cristóbal Colón, Latince: Christopher Columbus)

Cenovalı kaşif, Gezgin.

Her ne kadar ne yaptıklarından bihaber, 11.yüzyılda vikingler ilk ulaşmış olsada, tarihe Amerika kıtasının kaşifi olarak geçmiştir. 

1451 Cenova doğumludur.

Yoksul bir dokumacanın oğludur.

Katolik Hristiyandır. Katolik kralların himayesinde idi.

İtalyanca (ceneviz), ispanyolca, Portekizce, Latince, Yunanca konuşuyordu.

Bir çok ülkenin desteğini istemiş olsada (Belli bir tarihten önce), İspanyollar adına Hindistanı bulmak için yola çıkmıştır.

Nasıl ? Zaten biliyorsunuz değil mi ?
Ansiklopedik bilgi bu yönde. Kitaplar, kim kimdir yazıları, Google, bu ve benzer bilgilerle doludur. Hepsi üç aşağı beş yukarı birbirini teyid eder.

Peki ya size deseydim ki ;

Kristof Kolomb 'isimli' bir kaşif hiç olmadı,

Diğer isimleri, ülkelere göre söylenişi değil yada gördüğümüz ama hiç sorgulamadığımız tamamen farklı tarih ve yerler ile bağlantılı takma isimlerdir, üstelik bazıları gönderme içerir,

Amerikayı (Vikingleri saymazsak) ilk keşfeden o değildi,

Cenovalı değildir,

Dokumacının oğlu değildir,

Hristiyan değildir,

Aslında İspanyollar ona kişiye şans eseri destek vermemişler, aksine bir komploya kurban gitmişlerdir.



Ne derdiniz ?





Konu Amerika ve Brezilya olunca aynen o ülkelerin dizileri gibi bende parça parça yazacağım  :P
Devam edecek...

26
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  30 Eylül 2018, 19:44:32 »
Hepinizin malumudur. Amerika bir çok konuda eleştirilebilir ve hatta tartışılabilir olmasına rağmen, yaptığı araştırmalar, destek verdiği kurum ve enstitülerin <altından hep gizli bir ajanda çıksa bile> sayısı küçümsenmemesi gereken miktardadır. Bu araştırmalardan birisi Amerikanın keşfidir. Bir çok kuruluş bunu en ince ayrıntısına kadar araştırmış ve düzenli olarak da kutlamalarla unutturmazlar.

Bir tarih enstitüsü, aynı şekilde Brezilyanın keşfi üzerine bir çalışma başlatır. Çünkü, Portekizli kaşif Pedro Alvares Cabral, Brezilya'yı kazara mı buldu yoksa ne yaptığını biliyor muydu? emin değillerdir. Tarihçiler, Portekizlilerin Brezilya'nın varlığından haberdar olduğunu ve Cabral'ın sadece bir formaliteyi yerine getirdiğinden kuşkulanıyor.

Baştan kabul etmemiz gereken bir nokta var ki, Portekiz'in tarih sayfalarında geçtiğinden çok daha fazla bir yeri vardır, tarihin ve o günün getirdiği zorlukların akışını değiştiren  stratejik hamleler yaptığını ilerleyen zamanda göreceğiz. Günümüzde ortaya çıkan bir diğer gerçek ise çok iyi denizciler olan Portekizlilerin bir çok keşfi sır olarak saklamak gibi o zamanın şartlarına uygun bir politika izliyor olmasıdır.

Diğer ülkelere göre daha küçük ve daha sınırlı kaynaklara sahip bir ülke, diğerlerinin arasında yükselebilmesi ve yer edinebilmesi için bilginin dolaşıma girmemesi, Portekizin işine geliyordu. Kendileri için stratejik bir konum elde etmenin en önemli parçası olduğunu düşünüyorlardı.

Çünkü o sıralarda her bir ülke yaptıklarını titizlikle kayıt altına alıyor, okuyanlar yada kopyaları ile ve tabii ki halka açıklanan şekliyle, limanlardan sözlü olarak  çabuk bir şekilde yayılıyor bu sayede hak sahibi olduğu tüm dünyaya duyuruluyordu.

İşte tam da bu sebeplerden dolayı tarihciler biliyor ki, sır olarak saklanması gerekenler yüzünden hazırlanan yanıltıcı belgeler ve hak sahibi olmak için diğer ülkelerle yarışan krallıklar, bunu da ünvan, şöhret ve servet isteyen üst düzey görevli ve yetkilileri de ekleyince ortaya çok fazla sayıda yanıltıcı belge ve olaylar örgüsü olduğu günümüz teknolojisi, yaş testleri, kağıt testleri gibi laboratuar destekli bilgi ile o zamanlar binlerce mil uzakta olan ülkelerin tarihi kayıtlarını bilgisayar programları ile karşılaştırıp onlarca uzman bir araya gelince, tarihin hiçte yazıldığı yada anlatıldığı gibi olmayabileceği ortaya çıkıyor.

İşte bu gerçekler ışığında araştırmacılar, 20 yıl öncesinde başlayan lakin 10 yıl öncesinde hızlanan hatta gerçeği ortaya çıkarma yarışına dönen, kıta keşifi ve Brezilya hakkında araştırmalar içinde kaybolmuşken ortaya çıkan, birbirini tetikleyen olaylar hiç beklenmeyen noktalara götürdü araştırmacıları.

İşte bu araştırmalar sürerken bu konuda çalışan ve değerli bilgilere sahip lakin hakkın rahmetine kavuşmuş bir profesörün notları arasından bir kağıt bulunur. Kağıtta, Moloc Ninundia Omatoos yazıyordu. Ne olduğu anlaşılmayan, hangi dilde olduğu bile belli olmayan bir cümle idi bu. sonradan bunun şifrelenmiş bir mesaj olduğu düşünüldü. Ve üzerinde çalışıldı.

Örneğin, Moloc.
Moloc, antik dinlerde bir tanrının adı idi. Moloc, Moloch yada Molek olarak çeşitli kaynaklarda adı geçiyor. sami dillerinde kral demek, Yahudiler, ibrani Molek'i yaratmak için Melech kelimesini kullandılar. Portekizce de kullanımı Moloc olarak daha yaygındır.
Molek oldukça zalim bir tanrıydı. Moab, Kenan, sur ve Kartaca halklarının taptığı, ilk doğan çucukların yakılarak kurban verildiği bir tanrı. Örneğin, eski ahitte Tanri, Musa peygamber aracılığı ile bunu yasaklamış, ve İsrail halkına, aranızdan kim ki Molek'e çocuğunu kurban verir, ülke halkı tarafından taşlanarak öldürülecek der. Gerçi bu yasak defaatle delinmiştir, üstelik eski ahitin kendisinde bile.

Bu şifreye biraz bakalım, Brezilyanın keşfi ile ilgili Fracanzano da Montalboddo'nun 1507' de yazdığı Paesi novamente retrovati et nova mondo kitabı tarihte Brezilya ile ilgili yazılmış ilk kitaptır.  Waldseemüller'in Cosmographiae'sinde ise yine bilinen ilk haritaları mevcuttur, araştırmak isteyenler bu kitaplara bakabilirler diye araya bir de not ekleyeyim.




devam edecek.....

 


27
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Erman Yerman  30 Eylül 2018, 16:37:12 »
Kayıkevi başlığı hem öksüz hem yetim kaldı gibi duruyor. Terkedilmiş durumda, kimse yüzüne bakmıyor. Tozlanmaya yüz tutmuş.
Yine de veritabanı tarihinde ki yerini koruyacak. Arada sırada bile olsa, kapağında ki tozları şöyle bir üflemekte fayda var.
Eh haliyle, yine sorumluluk hissi ağır bastı, bana ne oluyorsa, sanki forum sorumlusu benmişim gibi, şöyle bir tozunu alma zamanı geldi diye düşündüm.
Biraz da başlıkla ilgili hain planları olan bir iki kişi olduğunu öğrenince, büyük oyunu bozmalıydım  ;)




Ne zamandır takip ettiğim, belgelerle ilginç sonuçlara ulaşılmış, hakkında çok ciddi araştırma kurumlarının bile peşine düştüğü bir tarihi olay hakkında bir şeyler karalayayım dedim. En azından bu çalışmalardan benim anlayabildiğim kadarını sizlerle paylaşmak istedim.

Dilim döndüğünce, elimden geldiğince yazıya dökmeye çalışacağım. Baştan belirteyim tarihten hoşlanmıyorsanız, ucu açık akıl yürütme gerektiren olaylar zincirlerini takip etmek size göre değilse hiç başlamayın. Çünkü bu yazacaklarım, belgelerle desteklenmiş olsa bile,  bol miktarda yorum, akıl yürütme ve birazda kurgu içerir. J.R. Dossantos kitabının yorumlanması, tekrar anlatımı yada belgesel kıvamındadır. Ara ara ana konudan uzaklaşıp, farklı ilginç bilgilerde yine bu anlatıda olacaktır. Okuma parçası gözüyle bakılır. Bu yüzden edebi yönü yoktur. Bir tür beyin fırtınası, tarih, kurgu, kitap satırları ve yorumlama diyebiliriz.

Okuyacağınız satırlarda, tarih, kurgu, gerçek, belgelenmiş tarih, belgelenmiş ama sahte tarih, komplo teorileri, şüphe, birbirinin içine geçecektir.
Bu yolculukta bir de kahramanımız olacak. Adı Cessas. Kurgu kısmında yardımcı olacak.
 
Lütfen ayarlarınızla oynamayınız.


Uyarılarımı da yaptığıma göre, günah benden gitti;

Tarihin tozlu ama bir o kadar da gizemli sayfalarında ilginç bir gezintiye ne dersiniz ?
Hani bize, böyle oldu, böyle bilin, dedikleri tarihin esrarlı dünyasında, soru işaretleri ile dolu ama sorgulamadığımız bir sayfasına uzanalım.
Bakalım, herşeyin gayet net olduğunu düşünürken, acaba? soruları uçuşacak mı ?

Hadi başlayalım ;

İlkokul sıralarında öğrenmeye başladığımız ve neredeye herkesin tanıdığı, bildiği bir kişilik,

Kristof Kolomb.
Peki kimdir ?


Kristof Kolomb (Portekizce: Cristóvão Colombo, İtalyanca: Cristoforo Colombo, İspanyolca: Cristóbal Colón, Latince: Christopher Columbus)

Cenovalı kaşif, Gezgin.

Her ne kadar ne yaptıklarından bihaber, 11.yüzyılda vikingler ilk ulaşmış olsada, tarihe Amerika kıtasının kaşifi olarak geçmiştir. 

1451 Cenova doğumludur.

Yoksul bir dokumacanın oğludur.

Katolik Hristiyandır. Katolik kralların himayesinde idi.

İtalyanca (ceneviz), ispanyolca, Portekizce, Latince, Yunanca konuşuyordu.

Bir çok ülkenin desteğini istemiş olsada (Belli bir tarihten önce), İspanyollar adına Hindistanı bulmak için yola çıkmıştır.

Nasıl ? Zaten biliyorsunuz değil mi ?
Ansiklopedik bilgi bu yönde. Kitaplar, kim kimdir yazıları, Google, bu ve benzer bilgilerle doludur. Hepsi üç aşağı beş yukarı birbirini teyid eder.

Peki ya size deseydim ki ;

Kristof Kolomb 'isimli' bir kaşif hiç olmadı,

Diğer isimleri, ülkelere göre söylenişi değil yada gördüğümüz ama hiç sorgulamadığımız tamamen farklı tarih ve yerler ile bağlantılı takma isimlerdir, üstelik bazıları gönderme içerir,

Amerikayı (Vikingleri saymazsak) ilk keşfeden o değildi,

Cenovalı değildir,

Dokumacının oğlu değildir,

Hristiyan değildir,

Aslında İspanyollar ona kişiye şans eseri destek vermemişler, aksine bir komploya kurban gitmişlerdir.



Ne derdiniz ?





Konu Amerika ve Brezilya olunca aynen o ülkelerin dizileri gibi bende parça parça yazacağım 
Devam edecek...

Ohh be..

SM-G920F cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi


28
Makina / Ynt: Elektrik Motorları Green star marine Batmassan
« İleti Gönderen: Onur Uzbaşaran  07 Mart 2018, 10:42:22 »
Dün yerli bir yelkenli tekne üreticisinin 9.55 metrelik modeli ile ilgili görüştüm.

Elektrik motoru ile satın alabiliyorsunuz tekneyi.

21.000 TL motorun tek başına fiyatı. 8 adet 225 Amper akü 10.000 TL ve rüzgar türbini 1500 TL.

Motor fiyatı dizel marin bir motorla aynı fiyat.

Akü sebepli biraz fiyat artıyor. Yakıtını baştan satın almış gibi düşünmeli.

AGM, jel veya yoğun kullanımda lithium akü tavsiye ediliyor.

Motorun kayış ve fırçalarının uzun aralıklarla değişmesi dışında sarf malzeme yok-bakım yok.

Yelken seyrinde dönen pervaneden aküler doluyor. Aynı zamanda rüzgar türbini ve güneş panelleri ile.

Ne olur ne olmaz diyenler için de teknede bulundurulacak çanta tip jeneratör ile akülere dolum yapılabiliyor.

Ya da marinada bağlandığınızda 220 V üzerinden redresör yardımı ile şarj mümkün.

Ortalama menzil yarım yolda 5 saat. Transfer yapacaksan çalıştır jeneratörü, devam...

Bence artık bu sistem motorunu yenileyene, kendi teknesini yapana-yaptırana mantıklı...

Türkiye distribütörü sayfasının linkini koyuyorum. Sanırım başka örneği olmadığı için link vermem sıkıntı olmaz. LMC'nin kendi sitesinde saildrive sistemlilerde var.

http://yesmuhendislik.com/images/LMC/Marlin-TR.pdf





29
Atölye / Ynt: Heyamola İmece Atölyesi
« İleti Gönderen: Cem Eğrikavuk  07 Şubat 2018, 09:36:29 »
http://www.zumbara.com/anasayfa

İmece'ye değişik bir yaklaşım. Site ne kadar iş yapıyor, bilmiyorum. Fikri paylaşmak istedim.

30
Yelkenli Tekneler / Ynt: Ölü Denizcilerin Gözleri..
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  13 Aralık 2017, 16:28:05 »
Klasik teknesi olan birisi, bir sayfada, resimde ki lamba ile ilgili bir şeyler sormuş ve güvertede kullanımı ile ilgili verilen cevaplarda senin Tayomar'da kullanabileceğini düşündüğüm parçayı tarif etmişler. (Belki de sende vardır blmiyorum.)

Ekliyorum, belki işine yarar.

Lamba bu,


Tanıtmak için bu bilgiyi,


Kullanımını da böyle göstermişler.


Sayfa: [1]