Arama sonuçları:: Ana Sayfa

Sayfa: [1]
1
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  04 Aralık 2018, 17:58:32 »

Gözcü
Bilgisayarı açıyor. Klavyesine, diğer aygıtlarına alışkın değil eli, belli ediyor bunu. Birkaç parmak tıkıyla bir sayfa açıyor, “Poseidon System”. Sayfadaki birkaç yere basıp, sarı turuncu kodların işlendiği bir haritadan rüzgârın yönünü, şiddetini, akşama kadarki yağış bulutlanma durumunu kontrol ediyor.

“Ey be! Ne günlere kaldık. Ne icatlar yapıyor gavur. Açıyorsun bu zamazingoyu, bakıyorsun, dakkada biliyorsun rüzgârı, bulutu, yağmuru, fırtınayı, dalgayı. Eskiden öyle miydi be Aga! Ömer amcam şurada, kamaranın dışındaki öndeki aralıkta, bir minderde otururdu akşama kadar. Bütün işi gücü havaya, bulutlara, rüzgâra bakıp, havanın nasıl olacağını bilmeydi. Yaz kış, sıcakta soğukta saatlerce otururdu o rengi atmış minderde. Kıpırdamadan, gözleri yarı açık yarı kapalı. Yahu bu amcam şimdi uyanık mı, yoksa uyuyor mu, bu kapalı gözlerle nasıl görür bulutu, ufku, martıyı, derdim kendi kendime. Nasıl yapardı, nasıl ederdi bilmem, ama bilirdi işte. Kaç defa güzelim havada koca bir balık sürüsüne ağ atmaya niyetlenmiş olurduk da, “Yok, bekleyin, yarım saate kalmaz ortalık dalga boran kesecek, değil ağ toplamak, kayıkta durmak zorlaşacak”, deyip deyip, bizi fırtınada, boranda ağ toplamanın sıkıntısından kurtarmıştır, dedi. “Bezleri vardı, pamuktan, Amerikan bezinden, keten, dividin, pazen. Bunları kayığın çeşitli, yüksekçe bir yerlerine asar, küçük küçük kaplara su doldurup, kıça başa, başaltına, üst kamaraya bırakır, bunları kontrol ederdi günboyunca. Islak tahta ne kadar zamanda kuruyor, küçük çanaklardaki suyun buharlaşması, bezlerin rüzgârda salınmaları, hepsi, her şey ona bir şeyler anlatıyordu ki, biliyordu. Hatta Seyfettin ağam, o; gırgırın etrafında uçan martıların süzülüşünden, kanat kırıp, suya dalarken kestiği açıdan, deniz yüzündeki combalaktan, ayın denizi biçen keskin kenarından bile anlayabilir hava durumunu derdi.”


Aynı durumdan babamın bizi defalarca kurtarmışlığı vardır. Paylaştığın için sağol bir yerler gittim okurken, akşam babama da okuyacağım.

2
Kütüphane / Ynt: Kütüphanelerimiz
« İleti Gönderen: Ahmet Kabaalioğlu  22 Mart 2019, 10:20:45 »
Evet çok şık bir kitap daha Kütüphanelerimize dahil oldu. Kitabın hikayesini Değerli Abimiz Ali Boratav'ın kendi sözcükleriyle aktaralım. Buyrunuz;


"Uzun süredir mavi yolculuk kıyılarımız hakkında bilgi topluyor, fotoğraf çekiyor, söyleşiler yapıyorum. Sonunda bu birikimi bir kitapta toplamaya karar verdim. Karar vermek kolay da, kitabın kurgusunu yapmak, koylarımıza ilişkin tanıklıkların Piri Reis’ten bu yana elimizdeki tüm kaynaklarda izini sürmek, bu bilgi yığınını kelimelere dökmek 2 yılımı aldı. 260 harita ve 1300 fotoğrafla desteklenen bu kitabın sayfa yapımı da tam 8 ay sürdü. Neticede, 3 yıldır ağırlıkla kış ve bahar aylarında mutlu bir uğraşla üzerinde çalıştığım“Mavi Yolculuk Rehberi”tamamlandı ve Denizler Kitabevi tarafından basıldı.
Editörlüğünü denizci dostumSezar Atmaca’nın üstlendiği bu kitapta, Gökova, Hisarönü-Yeşilova, Marmaris, Fethiye-Göcek Körfezleri ile Kalkan-Kaş-Kekova kıyıları ve Patmos’tan Meis’e kadar 12 Adalar çevresinde toplam 450 liman, küçük koy ve mola noktası yer alıyor.
Benim kuşağım, bu koyları, denizleri özellikle Sadun Borove Rod Heikell’in eserleriyle keşfetti. Bu kitabı ise, elimizdeki kılavuzlara göre biraz daha “güncelleştirilmiş bir denizcilik rehberi” ve kapsamlı bir “mavi yolculuk kıyıları yaşam rehberi” olarak tanımlamak mümkün.
Yani kitapta; rotaların, koylarımızın coğrafi-fiziki özelliklerine ek olarak, mavi yolculuk kıyılarımızın tarihi, doğası, insanları, çevre ve kültürel özellikleri, lezzet ve mutfakları, coğrafi ve iklimsel özellikleri, denizlerinin sırlarına, efsanelerine de mümkün olduğunca yer vermeye çalıştım.
“Mavi Yolculuk Rehberi”ni denizci dostlarımızın beğenisine sunuyor, gelecek kuşak denizcilere de faydalı olmasını diliyorum.
Not: Bu tür büyük boy yayınlar maalesef sınırlı sayıda kitapçıda bulunabiliyor. Üstelik dağıtımı da gecikmeli yapılıyor. Ama şu an itibariyle Denizler Kitabevi ve internet mağazasından edinilebilir. Detaylı bilgi için www.denizlerkitabevi.com adresine bakılabilir..."


3
Tekne Yapımı / Ynt: İYONYA - destek bekliyor.
« İleti Gönderen: Cem Gür  23 Ağustos 2018, 16:09:45 »
Havadislerden önce bir konuyu açıklığa kavuşturmak istiyorum: Ben İyonia’yı cebimdeki hazır ve yeterli bir kaynak ile yapmıyorum. Tek kaynağım yıllarca çalışıp ödediğim sigorta primlerinin bir kısmının Devlet  tarafından bana geri ödemesi olan emekli maaşım. “İyonia Destek Bekliyor”  başlığını gerçekten destek ve dayanışma için açtım. Beni sevenler, saygı duyanlar, İyonia projesine inananlar karınca kararınca, çam sakızı çoban armağanı desteklerini esirgemediler. Sağ olsunlar, var olsunlar. Ama birinin yazdığı ve çok da ayıp edip kendi kıratını ortaya koyduğu gibi kimseden para dilenmedim. Kimsenin boğazına yapışmadım. Kimselere yardım etsinler diye yaltaklanmadım. Arşivinden bahsedenlerin hâlâ parıldayan “hafızayı” yabana atmaması gerekir. Yani demem o ki biz birbirimizi iyi tanırız. Yarım sayfa yazı ile insan içine çıkamayacak hale gelebilirler.
--------------------------------------------

  Taze havadisler:
Geçen yıl tersaneden çıkartıp Sığacık’a kendi olanaklarımız ile bitirmek amacı ile getirdiğimiz İyonia’yı tamamlamayı beceremedik. Bu sezon başında peylediğimiz “ustamsı” sağ koluna canavar motorunu kaçırıp uzun süre çalışamayınca iş durdu. Sonradan bir başkası geldi, fiyat verdi ama hem elindeki işlerden kurtulamadı hem de belki gelmek istemedi. Sonuç olarak Haziran sonundan beri hiç iş yapamadık.

Öte yandan yer kirası olarak aylık ödediğim 200Lira da ağır gelmeye başladı. Üstelik aynı yerde ikinci bir kışı geçirmek işime gelmiyor.

Sonunda Sığacık’a 20Km uzakta bir tersaneyle anlaştım. Hem kışlamayı sundurma altında geçireceğiz hem de teknenin eksiklerini tamamlayacağız. Denize inişimizi Mayıs 2019 olarak hedefliyoruz.

İyonia’yı bayram öncesi Cuma günü kamyona yükleyip yeni geçici evine götürdük.
Öncelikle tekne yapıldığından beri hiç denize inmediği ve uzun süreler karada kaldığı için açacağı kadar açtı. Ki hiç de öyle korkunç değil durum. Yeni yerinde içine birkaç kere su doldurulacak, dışarıdan da sulanacak. Böylece karada tekne şişirilecek armuz yaptırılacak. Sonra üzerinde olan macun ve astar boya hafifçe egzantirik ile 80/100 kumla zımparalanacak ve hem içeri hem de dışarıya yeniden sıvama macun yapılacak. Yeniden astar boya atılıp yoklama yerleri saptanacak ve boyaya hazır hale getirilecek. Zamanı gelince de boyası yapılacak.  Allahtan bu zam furyasından önce boyaların çoğunu satın almıştım.

Motor ve aksamı montaja hazırlanacak ama bağlanmayacak, Ruhsat sonrasına bırakıyoruz.
Yaptığımız direk iskaça ve üst boğazı direk dikilerek kontrol edilecek. Tadilat varsa yapılacak.
Dümen iğnecikleri bağlanacak, yaptığımız 6 kat 6mm marin kontra yeke alıştırılacak.
Kabaca yapılanve öylece bırakılan  bütün noktalarda pahlar kırılacak. Bodoslama pahı kırılacak.
Fırsat bulunursa omurga altına yeşil polyetilen lama nal olarak monte edilecek.

Bu arada tersanenin sahibi arkadaşın bir arkadaşı peyzaj işleri yapıyor. Bahçe düzenlemesinde kullanılan iri beyaz yuvarlak taşlar var. Sintineye zaten bunlardan koymayı düşünüyordum. Fiyatı da geldi. 1M3 taş kabaca 550-600 Kilogram geliyor. Nakliye dâhil kilo fiyatı 70 ila 80 kuruş. İhtiyacım kadarını satın alıp sintineye su akımını serbest kalacak şekilde döşeyeceğim.
Makaraları astarlamıştım. Gri boya ile boyadım. Deniz malzeme fiyatları “uçmuş” durumda. Tekne yapacaklara veya tadil edeceklere Allah kuver versin.

Kendir halatları önce bezirleyip sonra çam zifti ile kaplayacaktım. Bir arkadaş zift yerine balmumu kullanmamı önerdi. Sonradan hatırladım. Eskiden de balmumu ile kaplanırdı. Bu arada zift fiyatı 5TL/Kilo. Ek bilgi: Çam reçinesi genel olarak pahallı. Hem kozmetikte hem de diğer alanlarda kullanılıyor. Araştırırken Edremit’te “Yeni Kurtuluş Orman Ürünleri” firmasının  çam reçinesi ihraç ettiğini öğrendim. Onlardan birkaç kilo bedeli karşılı rica edilebilir.

Şimdilik programım Kasım başında İstanbul’a dönmek. O tarihe kadar benim yapabileceğim ne varsa bitirmek istiyorum. Mart 2019dan başından itibaren de hem tersaneyi sıkıştırıp hem de işin başına gelebilirim.

Tersane ile anlaşmamız kışlama+ bütün yapılacak işler toplam 5.500 Lira.
Evet, programladığımdan biraz daha pahalıya çıkıyor ama hem istemediğim ve riskli bir sahada kışlamadan güvenli bir yere geçiyorum hem de 2. Gelen “ustamsının” verdiği fiyat zaten 2.000 liraydı. Kalitesinden de emin olamayacaktım. Şimdi ise her iş bir tersaneden ve tek elden  çıkacak.  Dolayısı ile bu rakama değeceğine inanıyorum.

Diğer yandan direk üzerine tırnak montajlarını yapmıştım. İlk müsait zamanda kesin ölçüleri direk üzerinden alıp yelken planını netleştirip çıkma yelkenlerden yeniden biçilip dikilmek üzere bu kere de yelkencilerle cebelleşmeye başlayacağım.

4
Köşe Yazıları / Ynt: Uzun Yolcular
« İleti Gönderen: Erdal Okur  08 Şubat 2018, 16:07:32 »

İHRAÇATÇI BİRLİKLERİNİN VİZE DÖKÜMANINDAN,

Azorlar, Madeira ve Kanarya Adaları dışında Avrupa kıtasının dışında yer alan hiçbir ülke Schengen Bölgesinin bir parçası değildir veya Schengen Anlaşmasını imzalamamıştır.
Buna göre, Fransa’ya bağlı olup Avrupa dışında yer alan 6 (altı) bölge (Fransız Guyanası, Guadeloupe, Martinique, Mayotte, Réunion ve Saint Martin Kollektivitesi) AB üyesidir ancak Schengen Bölgesi üyesi değildir ve bu nedenle Schengen vizesi Fransa tarafından düzenlenmiş olsa bile bu bölgelerde geçerli değildir. Bu bölgelerin her birinin Avrupa Ekonomik Alanına üye olmayanlara ve İsviçre vatandaşı olmayanlara yönelik kendi vize politikaları ve rejimleri bulunmaktadır.
Şu 4 (dört) bölge de Fransa’ya bağlı olup Avrupa topraklarının dışında kalan ve AB veya Schengen Bölgesine üye olmayan topraklardır: Fransız Polinezyası, Fransız Güney ve Antarktika Toprakları, Kaledonya, Saint ve Wallis ve Futuna.
Şu 6 (altı) bölge Karayipler’de Hollanda’ya bağlı topraklardır: Bonaire, Sint Eustatius ve Saba (Karayip Hollandası) ve Aruba, Curaçao ve Sint Maarten (Hollanda Krallığı’nın bağımsız ülkeleri). Bu toprakların hiçbiri AB veya Schengen Bölgesi üyesi değildir ve kendi vize politika ve rejimleri bulunmaktadır.
Svalbard bölgesi Norveç’e bağlı olup Uluslararası Hukuk altında özel bir durumdan yararlanır ancak Schengen bölgesinin bir parçası değildir. Bu bölge buraya giriş için herhangi bir vize rejimi uygulamamaktadır ancak vatandaşı olmayanlar Schengen Bölgesinden seyahat etmeden buraya giremez.
Şu 2 (iki) bölge Danimarka’ya bağlıdır: Faroe Adaları ve Grönland. Yine de, ikisi de AB veya Schengen Bölgesi üyesi değildir. Vize rejimleri bakımından, Danimarka vizesi olanlar bile bu iki bölgeye vizesiz girememektedir, ancak Nordik Pasaport Birliği’ne üye ülkelerin vatandaşları bu bölgelere sadece Kimlik belgeleriyle girebilmektedir.

Yeşil pasaport u olanlara vize konusunda faydası olabilir diye deneyimimi anlatmak istiyorum..
2 yıl önce şu an dünya turundaki bir arkadaşımın yanına Martinik e Paris aktarmalı uçtum. Yeşil pasaport sahibiyim. Gitmeden Fransız konsolosluğuna sorup onaylamıştım. Martinik girişte benden ayrıca vize istenmedi. Tekne ile Martinik ten güneye Grenada ya kadar indik, Türk dışişleri bakanlığı web sayfasında yeşil pasaportlulara vize gerekli değil diye yazmasına rağmen Grenada benden vize istedi, 2-3 saatte kapı vizesi aldım. Grenada dan uçakla Barbados üzerinden Martinik e döndüm ne Barbados ne Martinik e 2. girişim için vize istenmedi...

5
Köşe Yazıları / Ynt: Keçinin Seyri
« İleti Gönderen: Kenan Biçen  31 Ağustos 2018, 14:12:54 »

Çok güzel bilgiler Erman gerçekten teşekkürler.
Öncelikle şunu söyleyeyim kötü bir balıkçı sayılmam,gençliğim ,çocukluğum hep balık peşinde geçti.Tipik Marmara balıkçısıyım sayılır,elde Çapari istavrite,nadiren uskumru,kolyoz'a salla babam salla modu.  :).
En son sarı kanadı 10 sene önce,lüferi ise sanırım 15 sene önce tutmuştum Gemlik Körfez'inde.Son 6 belki 7 senedir de balık amaçlı çıkmadım pek denize.
Zaman zaman da özellikle midye,Bursa'da bulabildiğimiz Ayvalık'tan gelen boru kurdu bazende karidesle avlanan kıyı balıkları ispari,izmarit,Mır Mır falan.Hoş bunların çoğunda artık pek çıkmıyor.
Ege avcılığını da 90 lardan sonra keşfettim.Kalamar avını ilk orada denedim,Bozcaadaya sırf sinarit avı için gidilen güzel günler.Benimde şanslı olarak adlandırdığım kırmızı kavuniçi beyaz bir 15 cm.liksahtem var,Zaman'ında iyi paralar vermiştim,yaklaşık 20 yıldır benimle.Bütün yakaladığım sinaritleri o rapala ile avladım.Birde yaklaşık 25-30 cm.lik büyük bir rapala(sanki orkinos avlayacağım :) )Bunun yanında orta büyüklükte levrek için şık şık ses çıkaran sahteler de var.Tüm tekne transferlerinde2 sene üst üstte Göcek de,bu sene de Gökova Körfez'inde sürekli peşimde ama gelen giden yok.3 kere Kaya'lara takılmasına rağmen hatta birinde koparmama rağmen şanslı benden ayrılmamayı seçiyor hep.Sanırım mevsim yanlış,oysa topuklarda ve burunlarda toplanmış olan oltayı hep atarım.Belkide sahteler yanlış bilemiyorum.Genelde sahtelerin 7-8 kulaç önüne Deniz durumuna göre kurşun kullanırdım.Gagalı olmasına rağmen çok derine inmezdi .Sizinkide sanırım gagalı ama 1 mt.den daha çok batmıyordur sanırım,yani içi hava dolu sahte.

Son yıllarda hiç kullanmasam bile takımları her sene  çıkarır paslanan iğneleri değiştirirken,siler,makinaları mutlaka yağlarım.Sizin oraların hem balıkları hem de avlanma şekilleri farklı bildiğim kadarı ile.Bu konuda bir uygulamalı atölye çalışması hiç fena olmaz. :) .Bu arada jig Le hiç avlanmadım,derin Deniz balıkçılığısayılır,bizim buralarda pek kullanan yok,öyle kuzu türü balıklarda yok.
Bu balık avı konuları aslında baya detaylı ayrı bir başlığı hakkediyor bence.
Keçinin sayfasını daha fazla balık kokutmadan kesiyorum :)
Paylaşılan tüm bilgiler için tekrar teşekkürler.

6
Elektrik / Ynt: Güneş Panelleri nasıl çalışır?
« İleti Gönderen: Doğan Erbahar  09 Kasım 2018, 21:43:41 »
Hasan Reis'in tam tersine konuyu en iyi uzmanlarından birinden dinleme şansına sahip oldum. Geçen sene bu zamanlarda çok hızlı ilerleyen agresif bir beyin tümöründen kaybettiğimiz eski bölüm başkanımız Prof. Dr. Rauf Süleymanlı (e. Süleymanov) kendi konusunda dünyada önemli uzmanlardan olan bir yarıiletken fizikçisi idi.

Yüksek lisansımı yanında yapma şansına sahip olduğum hocamı bu vesile ile rahmetle yad ediyorum. Kendisi hakkında sayfalarca yazılabilecek hatıram var.

Yarıiletken fiziği, yarıiletken cihazlar, optoelektronik, katıhal fiziği gibi dersleri neredeyse hiç matematik kullanmadan tahta bile kullanmadan bir masa etrafına oturttuğu öğrencilerine kağıt kalemle şekiller üzerinde anlatmak gibi bir yeteneği vardı. Kainatın dili "maalesef" matematiktir diyen Feynman'dan çok etkilenmiş biri olarak böyle birşeyin yapılabilir olması bana öyle çarpıcı gelirdi ki hayranlıkla dinlerdim. Kendi ders verme uslubumu da derinden etkilemiştir.

Videodaki sade anlatımı bir A4 kağıt üzerine sıkıştırır, dersin sonunda o kağıt üst üste yazıldığından karmakarışık görünür ancak işin özü beynimize kazınmış şekilde kalkardık masadan...

7

Hep "aykırılamak" terimini anlatır dururum, hatta bir sohbetimiz Üzerine Değerli Tayfun Timoçin de konuyu yazmıştı. Bu teknenin hareketlerinde net görülüyor. Biz balıkçılık yaparken zaman zaman dalgalı havada ağ basarken dümen tuttuğum olurdu. Biraz dikkatimi dağıtsam aşağıdan fırça gelirdi. Ağkurulatmasana şu kayığı, adam gibi tut şu dümeni diye. Bizim yörenin şivesinde aykırılamak=ağkurulamak şeklinde kullanılırdı. Ben bizim yöreye özgü bir kelime sanardım. Taki Pupa yelken de Rahmetlinin de iskotalarla yaptığı rüzgar dümenini anlatırken bu kelimeyi kullandığını görünce şaşırmıştım. (Yeni baskıda sayfa 35 yada 36 nın altında biryerlerde dip notlarda geçiyordu sanırım.)

8
Genel / Ynt: Yaşasın Özgürlük Yaşasın Dayanışma
« İleti Gönderen: Zafer Türkmen  14 Nisan 2017, 15:35:59 »
Bildiğiniz üzere bir süredir forumdan özel nedenlerle uzak kalmıştım. Ana Sayfada DADD ve İmece Deniz Ansiklopedisini görünce mutlu oldum. İlki örgütlenmeyi ikincisi bilgiyi derleyip toparlayan bu iki oluşumu çok önemsiyorum. HeyamolaHey'in ruhuna uygun olarak gösterilen bu dayanışmanın her yerde yaygınlaşması dileğimle, yokluğumda bu kararı alıp uygulayan arkadaşlarıma teşekkür ederim.

 ;)

9
Tekne Alım Satım / Ynt: Cobra 850
« İleti Gönderen: Erol Yapıcı  03 Haziran 2017, 11:06:49 »
Gezgin Korsan forumda, yemekli, rakılı-biralı, hesap ödemeli içlerinde o güne kadar benim henüz tanışmamış olduğum korsanların olduğu bir fotoğrafa sevdiğim bir arkadaşa yönelik bir espri yapmış, akabinde fırsatım olmadığından 1-2 gün foruma girememiştim(iyi ki de :) )
O 1-2 günün sonunda forum sayfasını tıkladığımda direkt özel mesaj uyarısı ile karşılaşınca önce mesajı okudum.
Adını mesajlardan gördüğüm-bildiğim ama şahsen tanımadığım bir korsan telefon numarasını vermiş, aramamı istiyordu. Hemen aradım. Benim mesajlarımdan çok rahatsız olduğunu kibar bir dille açıkladı. Gerçekten çok mahcup olmuştum. Niyetimin kimseyi kırmak olmadığını, sadece samimiyetim olan bir arkadaşıma yönelik espri yapmaya çalıştığımı açıklayıp özür diledim, barıştık anlaştık.
Sonra foruma girdim ve beni arayan arkadaşın cevaplarını görünce, kendisini aramış(özür... özel mesajla) ve;
"İyi ki bunları okumadan seni aramışım, yoksa durum fena olacaktı" demiştim.
Şimdi kanka olmasak bile aramız gayet iyi. Sık görüşebilsek kanka bile olabiliriz, o derece yani :)
Bunu neden yazdım? Yazılıp anlatılmak istenenler ile okuyup anladığımız bazen farklı oluyor, bir kez daha vurgulamak istedim.
Hüseyin korsan'ın aşırı şüpheciliği, açık arayan tavrı bazen bende de olumsuz duygular yaratıyor. Hatta kendisiyle(şahsen tanışamadık) forum üzerinden ciddi manada tartışmalarımız da oldu.
Sonra, bende şu intiba oluştu; "Aamaaan ya... adamın olumsuzlukları şahıs üzerine değil ki, konu ve obje üzerine. Salla gitsin :P)
Hayat kısa, kuşlar ötüyor... ;)

10
Genel / Ynt: Modern Hayat, Deniz, Amatör Denizcilik.
« İleti Gönderen: Mücahit Karabaş  11 Mart 2019, 23:01:19 »
Heyamolahey forum kurulduğundan beri üye olan birisi olarak yazıların büyük çoğunluğunu okumaya, elimden geldiğince de katkıda bulunmaya çalıştım. En çok katılımın olduğu ve en keyifli yazıların bir araya geldiği konulardan birisi olarak, burayı özellikle çok severim. Zaman zaman girip herhangi birkaç sayfasını okur, çıkarım. Şimdilerde forumda olmayan ya da yazı yazmayıp uzun süredir sessiz kalan dostlarla da gizli gizli hasret gideririm.

Son zamanlarda üye sayımız dikkat çekici biçimde arttı. Bu konular yazılırken sanırım iki yüz- iki yüz elli kişi kadardık. Şimdi neredeyse iki katı olmuşuz. Yeni üyelerimizin çoğunluğu bir selam verip kenara çekiliyorlar. Ben foruma katılırken kurucularımız için sayıca çoğalma hedefinden çok, var olan üyelerin mümkün olduğunca katılım göstermeleri önemliydi.

Yeni üyelerimiz için bu konu başlığı, hem forumumuzla hem de forumdaşlarımızla ilgili epey ipucu verecektir. Bana göre çok önemli bir bölüm olan buraya  çok fazla katkıda bulunabileceğinize eminim. Buyrun düşüncülerinizi yazın. Bizi bu konudaki görüşlerinizden mahrum bırakmayın.  :)

11
Köşe Yazıları / Ynt: KAYIKEVİ
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  04 Aralık 2018, 13:20:54 »
Biriktirip okuyayım demiştim. Ama biraz fazla ertelemişim. Harika bir yazı dizisi olmuş Kaan reisim.  :)xx :)xx :)xx

Cem Gür Reisimizin dediği gibi barnaklarınıza sağlık. :) Her zaman söylediğim gibi; forumun EN-tellektüel koylarından birisi burası. Ne zaman burada demirlesem tahminimden daha uzun süre alargada kalıyorum.
Teşekkür ederim. Beğenmenize sevindim  :)

Deme böyle şeyler. Hafazanallah!
;D ;D ;D




Bu vesile ile '' Eskiyebilen bir evde ölmek isterim '' diyen Süreyya Berfe'den bir kaç satır ekleyelim, öğlen arası, kahvenin yanında okumalık.



Çay
Sabah erken saatler. Gün ağarmış. Denizin kimi yerine varla yok arası, sabaha karşı, uyku ile uyanıklık gibi bir sis çökmüş. Martılar ortalarda görünmüyor. Nerelerde saklanıyorlar? Uzakta olamazlar, teknedeki en ufak mola, ağ hareketinde üşüşüyorlar binlercesi çünkü.

Mesafeyi kestiremediğim uzaklarda gri bir kıyı görünüyor. Bir kangal halatın üzerine çöküp, etrafa bakınıyorum. Reis yukarıda, her zamanki gibi. Kamarasının ışığı yanıyor ortalık aydınlık olduğu halde. Ya unuttu… Birkaç mil ötede bembeyaz boyalı, kamarasıyla küpeşte şeritleri açık mavi bir Yunan balıkçı teknesi ağır ağır yol alıyor. Arkasındaki koca makaralardan iri halatlar kayboluyor denizin içinde. Trol çekiyor, öyle dediler önceki günlerde. Dikkatle bakıyorum her yanına. Ne güvertesinde ne kıç bölmesinde, hiçbir yerinde insana benzer bir karaltı göremiyorum. Diğer günlerde de uzaktan yakından, alımlı boyalarıyla bir sürüsü geçti yanımızdan. Ne kadar dikkat ettiysem hiç kimseyi göremedim teknelerde. Sanki kendi kendisini rotalıyor tekne. İnsana gerek duymuyor sanki yapacağı, yaptığı hiçbir şey için. Eskiden, çocukluğumda taşıma işinde kullanılan karadeniz takalarına benziyor. Burnu kalkık, hilal kıvrımlı, arkası düz, kamara önde. O kadar dikkatle baktığım halde morotundan çıkan dumanı dahi göremedim. Yavaş yavaş geçip gitti hayalet tekne.

Mutfak bölmesine iniyorum. Aşçının işi yoğun. Kestiği ekmekleri plastik sepetlere diziyor. Tahtasının üzeri ekmek kırıntıları. Ocakta koca bir kazanda soğan kavruluyor, yerde süzgece doldurulmuş, soyulmuş patetesler. Sürgülü pencerenin yanındaki küçük ayna her zamanki gibi buharlanmış. Hiçbir şey yansıtmaya niyetli değil. İnce, dayanılmaz bir çay kokusu yayılmış daracık yere. İrice bir bardağı dolduruyor. “Nasıl demi?” İki gözümü kırpıyorum. “Tamamdır.” Bütün rengiyle ışıldıyor demini almış çay. Şekeri işaret ediyor. Ekliyorum. “Abi benim çok işim var. Reis’e de bir çay çıkaramaz mısın? “Çıkarırım.” Bir yerlerden koyu renk, siyahla lacivert mor arası bir porselen kupa çıkarıyor. Yarısından fazla dem dolduruyor, gerisi su. Üzerine bir çay tabağı kapatıp, ufak bir tepsiye koyuyor, benim bardağı da yanına. Dikkatle çıkıyorum merdivenleri. Her ne kadar sallantı yoksa da, denizin üstündeyiz sonuçta. Kamaraya yaklaşınca kapıyı açtı. Ayakseslerimi duydu belki de. Bardağı ortadaki, ayakları tabana vidalarla sabitlenmiş sehpanın üzerine bıraktım. Çayı görünce yüzüne geniç bir gülüş yayıldı. “Eyyvallah Ağam! Sağ olasın.”

Kamara
Kamara her zamanki gibi, dört taraf sinamaskop, yeniler tam açı panaromik mi diyorlar yoksa? Radarın, sonarın iki koca ekranında, arkasında yeşilimsi bir ışık serpen çubuklar dönüp duruyor. Telsiz açık. Birbirine karışan konuşmalar, cızırtılar geliyor. Kenardaki tek kişilik yatakta dağılmış, rastgele kenara itelenmiş bir yorgan. Ayakucunda, duvara dayanmış küçük bir soğutucu, üzerinde küçük bir televizyon. Reis’in üzerinde göbek kısmı iyice sıkan dar bir eşofman. Gözleri şiş, belli ki çok olmamış kalkalı. Sarı bıyıklarının atrafında bir iki günlük uzamış tıraşıyla tezzat, yüzü içeriden gülüyor.

Mümin Reis; Aga, 35 senedir denizdeyim diyecek bana daha sonra(Aga, diline yerleşmiş bir hitap, yaşıtındakilere, kendinden küçüklere, büyüklere genelde öyle hitap ediyor), ilkokulu bitirir bitirmez aldı beni rahmetli, balıkçı kayığının içine atıp, koca denize tıktı, bir daha sayılı günler dışında kara yüzü görmedik, diyecek, ama daha sonrasında. İlgimi çekiyor reis de, kamarası da. Hemen hemen tüm günümü orada geçireceğim. Merak edip sorduğum her şeye yanıt vermeye çabalayacak. An gelecek ben sormadan bu günden, eskilerden, denizden, eski balıklardan, eski balıkçılardan anlatacak.

“Neredeyiz Reis?”

“Abi baş hizasından ötede gördüğün Limni adası. Karşıda ise Yunan toprakları. 15 kulaç suda, 3 mille gidiyoruz. Balığın izi yok şimdilik. Bikaç ufak sürü denk geldi de 70-100 kasa kadar. Ağ koyvermeye değmez.” Neden deymesin, balık sonuçta, diyecek oluyorum. Yüzüme bakıyor, sözlerim acemiliğimi, kestirmeden konuştuğumu ifade diyor. Yüzüne bakınca anlıyorum bunu. “Mola yapıp, ağı toplamak iki saatten fazla sürüyor, o arada çok büyük bir sürü de denk gelse, ellerin kolların bağlı, kalakalıyorsun ister istemez. Bu nedenle gelişigüzel, az balığa saramıyorsun.”

Gözcü
Bilgisayarı açıyor. Klavyesine, diğer aygıtlarına alışkın değil eli, belli ediyor bunu. Birkaç parmak tıkıyla bir sayfa açıyor, “Poseidon System”. Sayfadaki birkaç yere basıp, sarı turuncu kodların işlendiği bir haritadan rüzgârın yönünü, şiddetini, akşama kadarki yağış bulutlanma durumunu kontrol ediyor.

“Ey be! Ne günlere kaldık. Ne icatlar yapıyor gavur. Açıyorsun bu zamazingoyu, bakıyorsun, dakkada biliyorsun rüzgârı, bulutu, yağmuru, fırtınayı, dalgayı. Eskiden öyle miydi be Aga! Ömer amcam şurada, kamaranın dışındaki öndeki aralıkta, bir minderde otururdu akşama kadar. Bütün işi gücü havaya, bulutlara, rüzgâra bakıp, havanın nasıl olacağını bilmeydi. Yaz kış, sıcakta soğukta saatlerce otururdu o rengi atmış minderde. Kıpırdamadan, gözleri yarı açık yarı kapalı. Yahu bu amcam şimdi uyanık mı, yoksa uyuyor mu, bu kapalı gözlerle nasıl görür bulutu, ufku, martıyı, derdim kendi kendime. Nasıl yapardı, nasıl ederdi bilmem, ama bilirdi işte. Kaç defa güzelim havada koca bir balık sürüsüne ağ atmaya niyetlenmiş olurduk da, “Yok, bekleyin, yarım saate kalmaz ortalık dalga boran kesecek, değil ağ toplamak, kayıkta durmak zorlaşacak”, deyip deyip, bizi fırtınada, boranda ağ toplamanın sıkıntısından kurtarmıştır, dedi. “Bezleri vardı, pamuktan, Amerikan bezinden, keten, dividin, pazen. Bunları kayığın çeşitli, yüksekçe bir yerlerine asar, küçük küçük kaplara su doldurup, kıça başa, başaltına, üst kamaraya bırakır, bunları kontrol ederdi günboyunca. Islak tahta ne kadar zamanda kuruyor, küçük çanaklardaki suyun buharlaşması, bezlerin rüzgârda salınmaları, hepsi, her şey ona bir şeyler anlatıyordu ki, biliyordu. Hatta Seyfettin ağam, o; gırgırın etrafında uçan martıların süzülüşünden, kanat kırıp, suya dalarken kestiği açıdan, deniz yüzündeki combalaktan, ayın denizi biçen keskin kenarından bile anlayabilir hava durumunu derdi.”

Bilgisayarın karşısında, yüzüne radyonun içindeki şarkı söyleyen küçük insanları bulamayanların şaşkınlığı yerleşiyor. Garip, tuhaf bir dünya bu. İnsan kolay kolay anlayamıyor bazı şeyleri, değil ki alışmak.

Canlı yok a veeyyy!

Telsizden bir çağrı geliyor;

“Mümün, neolyo be olum! Çıkmadı be sabahtan beridir sesin?”

Almacın mandalına bastı;

“Canlı yok a veeyyy! Bizim radar delirmiş, kafayı yemiş be! Koca Ege denizi. Be nereye gitti bu koduğumun balıkları. Yok mu sizde de bişeyler?”

“Yok be yok! Sen angi arada dolaşıyosun. Ben Semandirek’in açıkta yakasındayım. Mertoğlu’yla Cihan Reis de buralarda. Balık yok oğlum. Gel istersen bu yana da dört koldan bi maça kızı yapalım. Boşa dolaşacamıza.”

Reis’lerin kahkahaları çınlıyor kamarada. Birazdan ince ayar küfürle karışık, saydırmaya başlıyor, havadan, karadan, denizden kaydırıp, karşısındakine uzatıyor dokundurmayı. Bırakıyor almacı.

“Geveze ibne! Soğuttu çayımı.” Koca bir yudum alıyor çayından.

“Balık para yapmıyor abi. Bol olunca herkese bol. Fiyatı düşüyor böylece. Tutuyorsun günde 600-700 kasa. Bunu nereye göndereceksin, nerede para yapacak, bu önemli. Denk getiremezsen çöpe gidiyor balık. Kaç kamyon balık döktük Ankara’nın, Bursa’nın, İzmir’in çöplüklerine bilsen. İçi acıyor insanın. O kadar uğraş, mazot yak bulmak için, emek harca ağı çekmeye, ayıklamaya, kasalamaya, çöpe dökülsün. En çok mazota para harcıyoruz. Bütün gün çalışıyor motorlar. Günlük bir tondan fazla mazot yakıyor bu kayık. Çok para. Bazan öyle oluyor ki, gezmesen, balık aramasan, limanda kalsan daha karlı olursun. Ama ekmek kapısı, limanda yatan kayığın balıkçılığından ne olur?”

Aşçı geliyor. Kapıyı açıyorum. Elinde koca bir tepsi. Kahvaltılık bir şeyler getirmiş. Bırakıyor tepsiyi. Boş bardakları alıp, çıkıyor.

“Hadi buyur!”

Deniz acıktırıyor.

Deniz pırıltılarla akıp gidiyor yanlarımızdan. Eşlikçi birkaç martının kaba çağırtısı uzuyor boşukta. Motorun sesi duyulur duyulmaz arası, yarım bardakların yüzeyleri titreşiyor. Daracık kamarada, kim bilir kaç gün toplanmamış yorganda, çarşafı sıyrılmış yatakta, tepsideki zeytin çekirdeklerinde, telsizde, almacında, radarların, sonar cihazlarının monitörlerinin üzerlerinde geziniyor gözlerim. Ufka bakıyorum. Denizle koca suyun birleştiği yere. Yok gibi.

Ufka bakarken sonar cihazının sarı ışık serpen okunun ışıltıları ardına harfler ekmeye başlamış. Harfler birleşip sözcükleri, onlar da uzun, bitimsiz bir şeyi ışıtıyor;

“Çocukluğumu bilmedim, gençliğimi de. Hiçbir şey bilmedim. Sadece deniz. Hep bir mavi. Kusacağın geliyor maviden. Deniz, rüzgâr, dalga, fırtına, tayfa, balık, ağ, mantar, karışmış birbirine, bir düğüm. Senede iki ay kara yüzü görüyor ayaklar, karada yürümeyi, adım atmayı unutuyor. Adım adımdır diyesi geliyor insanın, ama değil. Denizde adım atmayı unutuyor insan, ayaklar var mı yok mu belli değil. Senenin on ayı bu 10 metrekarelik, buğulu camların ardındaki sonsuzluğa bakan geniş hücrede geçiyor. Tayfa derdi, balık bulma derdi, satma derdi, borç, harç, ev bark, çoluk çocuk. Bütün gün yanlızsın burada. Sürgün, vebalı. İnsana buyurmak, ona iş yaptırmak ayrı bir dert. Senin benim gibi o da mahpus garibim. Bir şey diyemezsin, alınıverir hemen, sarkar yüzü, burulur dudakları. Biraz gülsen, yüz versen ipin ucu kaçıveriyor. Bir mesafe, bir soğukluk koymak gerekiyor her zaman. Bu nedenle de karışamıyorsun tayfa içine, insan arasına. Akıl hep karada, evde, barkta. Oğlum doğdu, koca bir denizin ortasında, hiçbir memleketin karasularına girmeyen ücra bir yerdeydim. Aylar sonra görebildim yüzünü. Senelerce sayılı günlerde oldum evimde, yuvamda, ailemle birlikte. Zaman geçtikçe değişti balıkçılık, gırgırcılık. Türlü türlü fent, dümen icat oldu. Balığın kaçarı kalmadı. Koca, sonsuz, engin denizde sıkıştı kaldı. Eskiden Marmara balık kaynardı. Evimizin dibinde balıkçılık yapar idik, Marmara hepimize yeter idi. Koca bir havuz gibiydi, büyük bir balık havuzu. Nereye gitsen balık. Aramıyorduk bile balığı, kepçeni daldır, al balığı. Bir ağ atıp 150 kasa kolyozu sarıp dönüyorduk evimize. Evinin dibinde, evinde olup balıkçılık yapmak ne olacak. Gündüz çalış, akşama çocuğun, eşin yanında, koynunda ol. Cennet gibi. Azaldıkça balık, uzaklaştı evler. Büyük denizlere kaydık, Karadeniz, Ege. Evler kaldı günlerce uzakta. Ufak bir televizyon var, onunla eğlenirim akşamları. Yaşı geçkince, durulmuş tayfalardan biri uğrarsa laflarız geçmişten, ordan burdan. Akşamları limanlarda, pis, rutubetli, deniz yosun kokan bir meyhanede iki duble rakı tek keyfimiz. İki duble sadece. O kadar. Gece yarıları, herkes yatar, sen dümendesindir. Ay seker durur dalgaların aralarında, dalar giderim eskilere, memlekettte, zamanda bir yerlere. Hacali dayımın ilk sıpaya bindirdiğini, kara bir önlüğü kapıdan içeri atıp sokağa fırlayışımı, bayramlarda, el öpmeleri, düğünleri, meydanın orta yerinde dönerleri, oynarları, Debreli Hasan çaldığını hartırlarım. Garmada çay bardağındaki beyazlığı bir dikişte içer, yanında oturan ahretliği ağzına bir dilim kavun sıkıştırır, klarnetçi gelir, klarnetini kulağına dayar… Ben çocuğum, büyüdüğümde bir bok olacak sanırım. Ninem bahçede kazanda kustikle yağ kaynatır, sabun döker, dedem asmaaltında, parmaklarının arasında külü uzamış bi cigara….

Sonar yazıyor, ben görmüyorum. Uzaklarda Yunan sahilleri, Mesimvria, Pyrgos, Maronein, Charalampos, Apalos, içeride …



Süreyya Berfe. Ufkun Dışında. 1985.s.240

12
Köşe Yazıları / Ynt: KRİ-KRİ / BİR İNADIN HİKAYESİ…
« İleti Gönderen: Bülent Büyükdağ  13 Temmuz 2017, 13:56:07 »


Yardımcı Burnunu geçerken geceydi; o gece ilk defa tekne ilerledikçe kaçışan balık sürüsünün oluşturduğu eşsiz yakamozu gördüm. Deniz sonsuz bir ışık hüzmesiyken doğuya doğru önümüz sonsuz bir karanlıktı.
Gelidonya diye haykırdım... Fenerin tepesinden şimdi geçtiğim denizlere bakarak kurduğum hayal aklıma düştü yine, nihayet gerçek olmuştu. Kaptan dedim bak Gelidonya Feneri; şaşırdı isimlerini nasıl biliyorumdu. Bizim kaptan içinse sadece bir çakardı. Yapma kaptan Deveboynuna da çakar demiştin. Gözümdeki yaşı karanlık gizlediyse de sesimin titremesini bastıramıyordum.

Kri-kri istikametini Anamur'a doğru vermişken kaptan dümende bense arkam dönük gözüm hep Gelidonya fenerindeydi taa ki küçük bir nokta kalıncaya kadar...Yeniden görüşene dek..Artık belli ki bir hiçliğin içine dalıyorduk.. Radyo susmuştu, telsiz susmuştu...sadece Marmara Ege Haritası yüklü olan chartplotter detay vermez olmuştu. Belli ki artık başka bir diyara giriş yapıyorduk... Benimle yaşıt Kri-Kri, kim bilir ne denizler gezmişti... Acaba buralara daha önce gelmiş miydi? Kıbrıs'a gideriz Kri-Kri, belki de Beyrut'a ne dersin? Belki savaşlar biter de şöyle tadıyla uzun bir Doğu Akdeniz turu atarız Kri-Kri, ne dersin? Uyumuşum...


Bir  tirhandil aşığı olan Aksona Mehmet Ağabey’imizin en sık kullandığı ismiyle, “Koca Deryalar” tüm denizcilere kendi mitoslarını yaşatan büyülü bir sahne gibi. Denizde yaşadığımız anlar karada yaşadıklarımızdan çoook daha uzun geliyor. Yazdıklarını okurken seni bir japon çizgi filmi kahramanı gibi hayal ettim. Gözümün önünde beliren perdede Sen, Kri-Kri ve Gelidonya Feneri tek bir çizgi film karesinde donmuş kalmışsınız. Yazının devamı ekranda karşımda olduğu halde ben o kısmı göremiyorum. Bu sanki bana ait bir  anıymış gibi hissediyorum. Film tekrar akmaya başlayınca An’ı asıl yaşayanın Erman olduğunu farkediyorum ve heyecanına saygı duyuyorum.

Hikayenizi çok güzel anlatmışsın. Senin, Sizin yaşadığınız o güzel anları artık bizim yapmışsın. Çok teşekkür ederiz. Kri-Kri’li Ailenizi anlatacak olan bölüm, eminim bizim mitolojimizin en değerli bölümlerinden birisi olacak…

Walter Benjamin,  bu sayfaları okusa, " Biz Baudleaire şiirleriylen  uğraşıp durduk, pasaj neyin yazdık Lan ne kadar Flaneur varsa bir araya gelmişiniz, de gidin" derdi zaar.

13
Merhabalar,
İzleyip destek olduğunuzu biliyorum. Ufak bir ricada daha bulunabilir miyim? En azından kanal gelişene kadar müsait olduğunuz bir an videoyu beğenip altına basit kısa bir yorum yazabilir misiniz? Link hemen altta...

Yorum ve beğeni sayısı YouTube'un videoyu başkalarının önüne çıkarıp, önermesini sağlıyormuş. Şimdiden çok teşekkürler.. Biz de yeni yeni öğreniyoruz bu püf noktalarını.  :)

Not: sayfa 4 gün gibi bir sürede beklediğimizden fazla izlenim ve abone sayısına ulaştı.. Herkese çok teşekkür ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=KIt_GBFoc3s&t=35s

14
Kütüphane / Ynt: Mütakabiliyet
« İleti Gönderen: Cem Eğrikavuk  10 Nisan 2018, 17:06:34 »
Burada ne konuşulduğunu anlamadım, ama siteler arasındaki çapraz bağlantılardan söz edilmiş.

Wikiderya'nın HER sayfasında forumların arama sayfalarına link var. Hatta Google'a da var. O sayfanın başlığını aratacak şekilde forumu açıyor. Wiki'yi okuyan biri, merak ederse o konu başlığında forumlarda yazılanlara rahat ulaşsın diye.

Belirteyim : burada forumlara karşı bir iyi niyet, destek vs.. niyeti yok. Ana sayfadan bize link verdiler, biz de verelim; hiç yok. Tamamen kullanıcıyı düşünen, sitenin amacına hizmet eden bir yaklaşımla yaptık.

Ek not: Bi ara ana sayfada Forumların RSS feed'lerini yayınlıyorduk. Ama Simple Machines aynı konuya yazılan cevapları gruplamadığı için kullanışsız bir görüntü oluşmuştu.

15
Meteoroloji / Ynt: RÜZGAR FIRTINA VE FIRTINA TAHMİNİ
« İleti Gönderen: Recep Ertürk  27 Şubat 2018, 22:18:08 »

Ahmet reis çok teşekkür ederim. Eski kuşakların meteorolojiden haber-bilgi almazken de belli tahminleri vardı hava durumu hakkında. İşin tuhafı pek de yanılmazlardı.

İkincisi karasal hava durumu ile deniz hava durumu aynı hava olsa bile insan (ve tekne) için farklı tutum almayı gerektiriyor. Karada nihayet pencereler çarpmasın camlar kırılmasın kaygısı olur. Ama deniz öyle değil. Ayrıca belirttiğiniz gibi tekne boyu kütlesi farkı da rüzgar şiddetine tepki vermeyi farklılaştırıyor.

Bu geleneksel bilgileri metrikleştirmenin yolunu bulursak daha işe yarar hale gelir. Metrikleştirme yanında yerelleştirmeyi de aklımızda tutmak lazım. Söz gelişi Edremit körfezinde 1.5 metre dalga varken Dalyan boğazına gelirken sıralanan adaların güneyi keyifli oluyor. Oysa aynı rüzgar.

Ama güzel bilgiler, el yazısı sayfayı hem print ettim. Hem de kaydettim.

Çok teşekkürler açıklama için..





16
20 Temmuz 2017: Samsun;
            Fırtınanın geçmesini beklerken birkaç tekne SYK yakınındaki Amazon Köyüne bir gezi düzenledik. İsmini Temiskira (Terme ilçesi) Gölyazı Beldesi’nde yaşadıkları düşünülen Amazonlardan alan yapay köyde, anaerkil bir toplum olan amazonların yirminin üzerinde temsili heykelleri, kabartmaları, günlük yaşamlarından kesitler ve eşyaları yer alıyor. Tek memelerini rahat savaşmak için kesen, ok, yay ve çift ağızlı balta gibi silahlar kullanan amazon toplumu, efsanevi kadın savaşçılar olarak biliniyor.


21 Temmuz 2017: Samsun - Gerze Etabı;
            Nihayet fırtınanın dinmesiyle Samsun'dan dönüşe geçmek için avara ettik. Daha liman çıkışında DADDralli Karadeniz 2017 teknelerini karşılayan kaba denizler geçen fırtınadan kalanlardı ancak, az da olsa etkilerini seyir boyunca hissettirdiler. Liman çıkışında 15-17 knots esen günbatısı - lodosta rüzgarı genel itibariyle 30-40 dereceler arasından alarak Gerze'ye seyre geçtik. 25-26 knots'lara çıkan rüzgarda 30-35 derecelere kadar yatan teknelerimizle tam arma yelken açtık ve küpeştelerden aşan sularla çok keyifli seyir yaptık. Mesel genoa mandar yakasını roller arabasına bağlayan kuşağın kopması sonucunda genoasını indirip, seyre ana yelkenle devam ederken, seyir sonuna doğru Eleni de pervanesine takılan cisim nedeniyle şaftında vibrasyon olduğunu söyledi. Kurtulmak için yaptığı tornistan manevra sonrasında ileri yolda rahatladığını belirtince tekrar yola devam edildi. Kaytaz'ın olası bir sorunda yardımcı olmak için Eleni ile seyretmesi DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin dayanışmasını göstermek açısından güzel bir örnekti.


            Gerze'de kıçtankara olan yine teknelerimizi artık ekibin bir üyesi olan sevgili rehberimiz Volkan karşıladı. Gerze merkez nüfusu yaklaşık 14.000 olan Sinop'a 39 km uzaklıkta, sessiz, şirin bir sahil şehri. Bugün Gerze pazarının kurulmuş olması nedeniyle taze meyve - sebze ihtiyacını karşılamak isteyen ekip Gerze Belediyesinin tahsis ettiği minibüs ile kısa bir şehir turu yaparak pazaryerine gittik. Alışverişleri bitirdikten sonra teknelere malzemeleri bırakıp Belediyenin akşam yemeği için yapmış olduğu nazik daveti gereğince yöreye özgü "kulak hamuru" (yarısı cevizli, yarısı yoğurtlu mantı) yemek için limandaki restorana gittik. Bizleri Gerze Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürünün ağırladığı yemekte kulak hamurunun lezzeti hala damağımızda doğrusu. Yemek sonunda gelen dondurmalarla serinlerken son olarak ikram edilen çaylarla günün yorgunluğunu bir nebze de olsa atarak teknelerimize döndük. Sahilde yürüyen ekibin hanımları Gerze’ye özgü ahşap el yapımı oyuncaklara kayıtsız kalamadı ve torunlar için satın alındı. Volkan'ın gece de olsa ayarladığı tankerden yakıt ikmalini tamamlayan ekip istirahate çekildi.


22 Temmuz 2017: Gerze - Akliman Etabı;
            Sabah ilk önce Eleni'nin pervanesine takılan naylonu çıkarmak üzere İsmail Reis denize atladı. Naylon pervanenin öncesindeki halat kesici tarafından neredeyse tamamen parçalanmış olduğundan kalan parçalar da kolaylıkla temizlendi. Şaftta ve pervanede bir sorun görülmemesi üzerine hazır denize girilmişken tüm teknelerin alt kontrolları da yapıldı ve makine deniz suyu kinistinleri (valf girişleri) de temizlendi.


            Gerze'den çıkışta da bir önceki günkü sert ve pruvaya yakın esen rüzgarlı hava devam ediyordu. Drone çekimi için tüm tekneler tam arma yelken basarak pruva nizamında yelken seyriyle Akliman'a doğru rota tuttuk. Yolda Gerze yerel basınından "Vitrin Haber"in web sayfasında drone tarafından çekilmiş fotoğrafımız eşliğinde haberimizi okumanın keyfini yaşadık.



            Yine bol heyecanlı ama bir o kadar da zevkli bir seyirle, tramola üzerine tramola atarak Akliman'a vardığımızda yorgunluğumuz da yüksekti. Bu etaptaki tek üzücü olay Turquoise'ın ana yelkeninin sert rüzgarda dikiş yerinden yaklaşık 20 cm. kadar sökülmüş olmasıydı. Limanda demirleyen teknelerde yapılan kontrollerde Kaytaz'ın da genoasının UV'sinde yer yer açılmalar görüldü. Erkekler yardımlaşma ile üç teknenin bakıma gidecek yelkenlerini 17-19 knots arası esen rüzgarda indirip katlamaya çalışırken, kadınlar da akşam kıyıda yapılacak piknik için kısır, sarma, mısır ekmeği, irmik tatlısı gibi yiyeceklerin hazırlığına giriştiler.
            Foça'daki DADD üyesi Ahmet Semiz'e ait Nelea teknesinin kaptanı olan Sinop'lu Zeki Amca'nın gelişi ile DADD'lı birlikteliğini pekiştiren ekibe kıyıya çıktığımızda Bafra'dan gelen Selahattin Reis ve nazik eşinin de katılımıyla neşemiz doruğa çıktı. Selahattin Reis yine yapacağını yapmış ve bafra pidesinden sonra bu sefer de gözlemeler ve iç pilavla soframızı doldurup taşırmıştı. Sevgili Volkan ve kuzeninin davetimizi kırmayıp, tüm işleri arasında bizlere katılmıyla daha bir mutlu olduk. DADD'ın yarattığı dostluğun manasını iyice hissettiren koyu bir sohbet eşliğinde, kestane ve sedir ağaçlarının altında gün batımında  yenen yemek bizlere bir defa daha "Ne iyi ettik de Karadeniz'e geldik" dedirtti.


            Hava kararınca "DADD Ralli" nidalarıyla teknelerimize dönerken hepimiz günün yorgun mutluluğunu doyasıya hissediyorduk. Bu arada sevgili Volkan onarılmak üzere Kaya Yelken'e gidecek olan yelkenleri çoktan İstanbul otobüsüne teslim etmişti bile.


23 Temmuz 2017: Akliman - Helaldı (Güzelkent) Etabı;
            Sabah yedi tekne geldiğimiz Akliman'dan beş tekne olarak çıkarken çoğu zaman erken çıkan Eleni ve Kaytaz yolu yarılamıştı bile. Genel pruva istikametinden gelen 12-15 knots'lar arasında esen rüzgarda sakin bir seyir ile Helaldı Balıkçı Barınağı'na vardık. Tüm tekneler geniş limana aborda olurlarken, Aegean kedilerini rahatlatmak maksadıyla liman içinde demirledi.


            Sinop, Türkeli ilçesine bağlı küçük bir köy olan Helaldı da bizleri artık çok alışmış olduğumuz Volkan'ın yerine Çaylıoğlu - Akliman seyrinde DADDralli Karadeniz 2017 ekibine katılan Ayancık'lı Onur Bey ve değerli eşi karşıladılar. Kısa süre sonra gelen minibüs ile Helaldı'ya gittik. Burada Köy Muhtarı ve Balıkçı Barınağı Başkanı ile birlikte Tuncay Bozkurt Tesislerinde yediğimiz yemekte ikram edilen yöreye özgü bir çeşit cevizli gözlemeler nefisti. Yemek sonrası köy içinde çıktığımız turda karşılaştığımız düğün alayına DADDralli Karadeniz 2017 ekibi olarak bizler de iştirak ettik. Düğün alayının ortasında damadın babasının davulcu ve zurnacının arasında bir taraftan oynarken diğer taraftan yanında tepside getirilen rakıdan içiyor olması bile ekibi gördüğü köçek kadar etkilemedi. Kendini tutamayan Atik Reis ise köçeğe rakip olmaya soyunsa da köçek yere konan rakıyı ters köprü kurarak yerden ağzıyla almasıyla, adeta "Orada dur bakalım Reis" der gibiydi.


            Köy turu sonunda yeni dostlarından ayrılarak teknelere dönen ekip geceyi Mesel'deki "rakubi" eşliğinde sohbet partisi ile noktaladı.


24 Temmuz 2017: Helaldı - İnebolu Etabı;
            Sabah Aegean teknesi avara etmeden yapılan kontrolde, bir gün önce dibinden yağ sızdıran makine yağlama yağı müşiri uzatma parçasının neredeyse kopmak üzere kırık olduğu görülmesi üzerine geçici bir çözümle makine seyre hazır edildi.


            Helaldı çıkışında bizleri Karadeniz'de karşılaştığımız en sakin hava bekliyordu. Yunuslarla birlikte yaptığımız seyirde Aegean telsizden Mesel'e hızını sorduğunda aldığı cevap çok hoştu; "15 DP" (DP - Dolphin Power). Tüm tekneler neredeyse sıfır havada İnebolu'ya sakin bir seyirle vardık. İnebolu'da halatlarımızı Asterix teknesinden Ahmet Reis ile Yıldız Yılmaz ve Mustafa Yaşar aldılar. Gelirken babasının rahatsızlığı nedeniyle ralliden ayrılmak zorunda kalan Ahmet Reis'den babası hakkında güzel haberler almak herkesi mutlu etti.
            Kısa bir dinlenmenin ardından gelen minibüs ile önce İnebolu Belediyesine ziyarete giden DADDralli Karadeniz 2017 ekibini Belediye Başkanı Sayın Engin Uzuner'in ilçe dışında olması nedeniyle Belediye Başkan Yardımcısı Sayın Fevzi Sünnetçi karşıladı. Karşılıklı güzel konuşmalar ve iyi dileklerden sonra DADD şildi ve flamasını takdim ettiğimiz İnebolu Belediye Başkan Yardımcısıı da bizlere İnebolu 9 Haziran 1921 anısını içeren tabak takdim etti. Ziyaretin ardından İnebolu Nezihe Battal Kültür Evine gidildi. Kültür Evinde yörenin etnografik yapısı ve kültürü ile ilgili tarihini inceleme imkanı elde ettik.


            Bilahare Ahmet Reis'lerin denize bakan bir tepede bulunan bahçesine giderek biraz dinlenme ve serinleme fırsatı elde ederken bahçedeki erik ve fındıkların tadına bakmayı da ihmal etmedik. Ahmet reis'in topladığı ve bizlere paylaştırdığı erlikler daha sonra seyir sırasında bol bol kulaklarını çınlatmamıza da neden olacaktı.


            Bahçeden çıkan DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin sıradaki ziyaret durağı İnebolu'yu 495 metre yükseklikten gören Geriş Tepesi idi. Tepedeki, Karadeniz'de Rum Pontus'luların kurduğu ruhban okullarından biri olan manastıra ait harabeler rehberimiz Hasan Gündüz anlatmasa görmemize imkan yok denecek durumdaydı. Geriş Kafe'de enfes İnebolu manzarasını seyrederek, ayran ve çay eşliğinde günün yorgunluğunu atan ekip için artık teknelere dönme zamanı gelmişti.


            Limanda Eleni Teknesinde Muttalip ve Murat Reis'lerin yaptığı kıymalı makarna ve Turqouise Teknesinden Zeliha Reis'in yaptığı taze fasulye eşliğinde akşam yemeğini yiyen ekibin kadınları kısa bir şehir turuna çıkarken erkekler sancak gemisi Petunia'da sohbete girdiler. Bu arada işleri nedeniyle seyrin geri kalanına da istirak edemeyecek olan Ahmet Reis gece İnebolu'dan ayrılıp İstanbul'a seyre geçti.
25 Temmuz 2017: İnebolu - Kurucaşile Etabı;
            Sabah onarımdan gelen yelkenlerini basan ve su ikmalini yapan tekneler saat 10:00 gibi İnebolu'dan ayrılarak sancak kıç omuzluğumuzdan gelen ve 12 - 22 knots arası poyrazda güzel bir seyirle Kurucaşile'ye vardık. Limanda kıçtankara olan teknelerimizi karşılayan ahşap yatçılığımızın duayeni ve Türkiye'deki en büyük kazancı olan Sayın Hüseyin Çoban ile Kuracaşile Çok Programlı Anadolu Lisesi öğretmeni Sayın Engin Atmaca ve nazik eşi Sayın Yıldız Atmaca halatlarımızı aldılar.


            Kısa tanışmanın ardından ahşap yatçılığımız ve atölyelerimizi tanımak maksadıyla DADD için düzenlenen tura katıldık. Tur kapsamında önce bölgede bulunan üç ahşap tekne imalathanesini gezdik. Bilahare Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı ve İşkur tarafından desteklenen, Bartın Üniversitesine ait "Denizde Yenilikçi Yaklaşımlar İle Sürdürülebilir Mesleki Eğitim Projesi" kapsamında bölgedeki tekne imalatına yönelik öğrenciler ile arzu eden ustaların güncel teknolojileri takip ederek teknik bilgilerini arttırmalarına yönelik hizmet veren atölyeyi ziyaret ettik.


            Daha sonra Kuracaşile Çok Programlı Anadolu Lisesi Gemi Yapım Alanını gezerken bu okulun bölgede ahşap tekne inşasına yönelik babadan oğula geçen tekniklerin dışında bilimsel sistemleri öğrenen ustaların yetiştirilmesi maksadıyla Sayın Hüseyin Çoban'ın gayretleriyle 1996'da açıldığını öğrendik. Daha sonra benzerleri de açılan okulun maalesef adının "Çok Programlı Anadolu Lisesi" olarak değiştirilmesi nedeniyle artık tanınmaktan ve amacının anlaşılmasından uzaklaştığı üzücü bir durumdu. Okulda öğrencilerin stajları sırasında yaptıkları dingiler ile piratlardaki sağlamlık dikkatimizden kaçmazken inşa etmekte oldukları daha büyük ve yuvarlak hatlı tekneler ustaların yaptıklarını aratmaz nitelikteydi.


            Son olarak Tekkeönü Köyündeki Çoban Denizcilik'e ait "Cobana Boat" tesislerini gezerek Sayın Hüseyin Çoban'ın dizayn ve inşa ettiği ahşap kompozit yelkenli tekneler hakkında da bilgi alan DADDralli Karadeniz 2017 ekibi havanın da iyice kararması ile birlikte köy kahvesine geçti.


            Yöredeki ustalarımızın değerli eşleri tarafından bizler için hazırlanan ve bayram günlerine has "Konak Çıkarmaya" (yöresel yemeklerle kurulu sofra)'ya hep birlikte oturduk. Sofrada bölgeye ait tavuğun içine yufka ile ceviz karışımının doldurularak yapılan "Tavuk Doldurma"dan bulgurlu lahana sarmasına, pazı dolmasından et soteye, tavuktan yağlamaya,  turşudan kıymalı böreğe, sütlaçtan samsa tatlısına kadar kuş sütü dışında yok yoktu. Ayran ve çaylar eşliğinde ustalar ile sohbet ederek yenen yemek sonrası seyirde yenmek üzere yanımıza verilen yemekler yediklerimizden fazla idi.


            Teknelerine gelen ekipten kimileri dinlenmeye çekilirken, Aegean sevgili Yıldız ve Engin Atmaca ile müzik ve rom eşliğinde tatlı bir sohbete geçtiler.
26 Temmuz 2017: Kurucaşile - Amasra Etabı;
            Amasra seyri de neredeyse sıfır havada başladı. Denizin durumundan istifade eden teknelerden Eleni ile Dragos limandan erken ayrılmanın avantajı ile güzel bir koyda deniz molası verirken diğer teknelerin ekipleri Amasra'da kendilerini Karadeniz'in serin sularına bıraktılar.


            Akşam üzeri gelişimizi haber alan Amasra Sahil Güvenlik Gurup Komutanı Petunia teknesinde DADDralli Karadeniz 2017 ekibine bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette yatları Karadeniz'de görmekten duydukları memnuniyeti iletirken her sıkıntılı veya ihtiyaç halinde kendilerini aramamız ve önümüzdeki yıllarda düzenlenecek rallilerde önceden haber verilmesi durumunda her türlü desteğin de sağlanacağını belirttiler. Ziyaret sonunda DADD flaması takdim edilen Komutan da Amasra Sahil Güvenlik Gurup Komutanlığı kepi ve kupası hediye etti.


            Saat 17:15'de Sayın Hüseyin Çoban rehberliğinde Amasra gezisine çıkan ekip ilk olarak Amasra'nın kurucusu Kraliçe Amastrist'in limandaki heykeline gittik.


            Burada kent tarihiyle ilgili bilgiler aldıktan sonra hemen bitişikteki kale kapısından Amasra Kalesine girdik. Kale eski dönemlerde olduğu gibi hala içinde yaşam olan evlerle dolu. Özellikle nefis manzarası ve içindeki tarihi eserlerle ayrı bir yeri olan tarihçi Sayın Necdet Sakaoğlu'nun evinde Necdet Bey tarafından anlatılanlar Amasra hakkında öğrendiklerimizi tamamladı.


            Gezimiz sırasında Amasra Kaymakamı ile de karşılaşarak tanışma ve derneğimizi tanıtma fırsatı bulduk. Kaymakam Bey de, o anda hemen arkamızda yer alan, eski bir kiliseden dönüştürülen Fatih Camisinde şehri savaşmadan teslim alan Fatih Sultan Mehmet'in buyruğu üzerine cuma hutbelerinde imamın hala elinde bir kılıç ile minbere çıktığını ve o halde hutbesini okuduğunu, bunun da Türkiye'de tek olduğunu anlattı.


            Kalenin bir parçası olan ve ana karaya "Kemere Köprü" ile bağlı adayı da gezdikten sonra değerli Hüseyin Çoban'ın ısmarladığı dondurmalarımızı yiyerek Amasra müzesine gittik. Müze kapalı olmasına rağmen DADDralli Karadeniz 2017 ekibinin gezmesi için özel olarak açıldı. Yeni restore ve organize edilen müze sadece Amasra'nın  değil tüm Karadeniz Bölgesinin tarihi hakkında aydınlatıcı şekilde düzenlenmiş ve beğeni toplayan bir yapı durumunda.


            Burada bir Rum'a ait olan ve üzeri Yunan alfabesiyle yazılı eski bir mezar taşını okumaya çalıştığımızda aslında sözcüklerin Türkçe kelimeler olması çok ilginç idi.


            Geziyi bitiren ekip artık iyice acıktığından ünlü Amasra Salatası eşliğinde taze balık ve rakı ile günün yorgunluğunu atmak için Mustafa Amca'nın Yeri'ne gittik. Her ne kadar yer ayırtmış olsak da restoran yine doluydu ve masamızın hazırlanması için 15 - 20 dakika beklemek zorunda kaldık.


            Yemek sonrası artık yerli ürünlerden ziyade hediyelik Çin malları satılan Amasra'nın ahşap el sanatları sokağından geçerek teknelerimize döndük.



17
Teknede Güvenlik / Ynt: DÜMEN PALASı KAYBEDİLİRSE
« İleti Gönderen: Tan Kaan Özkan  26 Mart 2018, 22:24:03 »
Konuyu hortlatalım  :)

Balıkçıl teknesi, Mustafa'nın başına gelen olay, Facebook hesabından alıntı ;


SEYIRDE DÜMEN PALASINI KAYBETMEK

Uzun suredir paylasmak istedigimiz fakat bir turlu sayfamizda yazmak icin firsat bulamadigimiz tecrubemizi ; gecenlerde sohbet ettigimiz bir teknenin de basina geldigini ogrenince , basimizdan gecen olayi ve tecrubemizi yazmaya ve denizci dostlarimizi bilgilendirmeye karar verdik.
Şoyle ki;
Avustralya Thursday adalarindan ayrildiktan 450 mil sonra sabahin erken saatlerinde kimligi belirsiz bir cisme carptik ve Endonezya sularinda gidecegimiz adaya 300 mil kala dumen palamizi tamamen kaybettik. .Daha sonra gecen Uzun gunler ve ugraslar sonucu teknemizi gidecegimiz adaya yakin bir noktaya asagida kullandigimiz yontemleri deneyerek ulastirmayi basardik ve son gun yedekletip , guvenli limana sağ ve salim ulastik. Seyrimizin tum detaylarini da Jurnale yazip kayit altina aldik fakat hepsini burada yazmak cok uzun olacagindan sadece olaydan cikardigimiz dersleri kisaca yazalim dedik.
Ayrica sunu da belirtmeliyiz ki Bu zorlu seyirde bildigimiz seylerin yaninda hic bilmedigimiz seyleri de ogrenmis olduk ve yeniden yeni dumen palamiza kavusana kadar 1150 deniz milini dumen palasiz ve zor hava kosullarinda katettik.
1-Oncelikle boyle bir olay karsisinda teknenizin su alip almadigindan emin olun.

2-Motorunuz boyle bir durumda pervane etkisi sebebi ile pek ise yaramaz. Onun yerine yelken ve kictan cekeceginiz bir deniz demiri ile teknenizi dengeleyerek yurutmeye calismalisiniz.
Uzerinde yol olmayan kuru direk bir tekne asiri yalpaya dusup teknede ayakta durmayi bile guclestirir.

3- Tekneyi yelkenle yurutmek icin teknenizde muhakkak sağlam bir deniz demiri ( Sea Drogue) bulundurunuz.(Maalesef bizim 45 feet tekne icin yeni almis oldugumuz konik deniz demiri bir iki saat sonra baglanti yerlerinden yirtilip okyanusun derin sularina gomuldu. Malum markayi burada paylasmiyoruz???)

4- Daha once egitimlerde defalarca yaptigimiz bir iki kova ile manevra dumen palasi tamamen koptugunda maalesef ise yaramadi.

5- Balon bumbasini kullanarak egreti bir dumen ve palasini yapmak mumkun ! fakat dalgali denizde bunu kica baglamak icin bir ekibe ihtiyac var. Ayrica bunu basarsaniz bile gunlerce dumen tutmaniz anlamina gelir ki buda oldukca yorucu ve zordur. Nitekim teknede yaptigimiz egreti dumeni, dalgali denizde baglamayi son derece riskli bulup bir adanin ruzgaraltina ulastiktan sonra kica baglamaya karar verdik.
Boyle bir durumda manevra kabiliyeti hic olmayan bir teknede ; bir kisinin denize dusmesi ; ölmesi anlamina gelebilir!!(Ruzgar ,dalga ve akinti tekneye ulasmayi imkansiz hale getirebilir.)

6- Teknede bizimde dustugumuz duruma yani Deniz demirinizin ( Drogue) olmadigi ya da kaybettiginiz durumda agirlik olarak yedek demirinizi de kullanabilirsiniz. Bunun icin,
Drogue ya da capayi uzunca bir halatla suya birakip, iki adet onar metrelik halati bir firdöndü vasitasi ile bu uzun halata baglayip Halatlari sancak ve iskele winclere getirip wincleri kullanarak agirlik merkezini ve pozisyonunu degistirerek tekneyi idare edebilirsiniz.
Ayrica buna ilaveten suda direnc olusturacak herseyi yelken cantasi ,kovalar, firtina yelkeni ,su bidonu mazot bidonu vs. Agirliklari sancak yada iskele bordaya baglayacaginiz bir makaradan gecirdiginiz halata baglayip suya birakip tekneyi dengeleyebilirsiniz.
Burada yapilacak hersey teknenin dizaynina gore degisiklik gosterebilir.

7- Bir diger onemli konu ; Dumen palasiz modern salmali (fin keel vs) bir tekne ; pruvasindan halatla cekilmesi durumunda eger kictan deniz demiri kullanmaz ise, sancaga ve iskeleye 80-90 derece salinimlar yapar. Sonuc olarak yedeklenme durumunda da deniz demirine ihtiyac vardir.


18
Tekne Yapımı / Ynt: Tekne Seçimi
« İleti Gönderen: Oğuzhan Oğuz  11 Mayıs 2018, 02:21:28 »
Teknenin stabilitesini ölçme: Daha önce sıralanan formül ve karakteristik özellikler haricinde, teknenin stabilitesi hakkında bize bilgi veren bir parametre daha var. Metasentrik yükseklik. Teknenin sancak - iskele yaplasında , teknenin etrafında döndüğü merkez nokta olan "G" nin yüksekliği.  Detayları Yachting Monthly dergisinin sayfalarında. Çevirisi yakında. Aslında yöntem basit. Ağırlıklarını terazide tarttığımız 2-3 kişiyi direk hizasında sancak veya iskele tarafına gönderiyoruz. Yere yapıştıracağımız bir bantı ortalayacak şekilde ayaklarını sağa sola açacak arkadaşlar. Biz de havuzlukta resimdeki gibi kalınlığı değişken plakalar (şim plaklası) üzerine oturttuğumuz dengedeki su terazisinin dengesini bu arkadaşları sancak veya iskele sokaklara gönderip bozacağız. bu arkadaşlar terazi dengesini bozmuşken (minimum 3 derece) şim plakalarını çıkartarak tekrar dengeye getireceğiz. Çıkarttığımız plakaların kalınlığını ölçtükten sonra formülde yerine koyarak teknenin metasentrik yüksekliğini bulacağız.






19
Astronomi / Ynt: Ay
« İleti Gönderen: Bülent Büyükdağ  29 Ağustos 2018, 11:53:31 »
Bu yazı da enfes..

Minik bir anektod yazayım,izin verirseniz; Benim rahmetli Babannem de Ay'a gidildiğine inanmayanlardandı. Bana "çağam, orası nur, oraya gidilir mi hiç, yalan bunlar" derdi.. Televizyonu da günah diye seyretmezdi zaten..
Biz torunları da o nun bu batıl yaklaşımlarıyla o yaşlarda (ortaokul) dalga geçerdik..

Rahmetli dedeme, gözleri görmediği için gazeteleri ben okurdum. O zamanlar Milliyet'te dış basından diye bvir sayfa vardı. New York Tımes'tan Alman gazetelerine kadar hepsinden makalaler yayınlanırdı. En çok bu sayfaları sever, okumamı isterdi. Buna karşın, Ay'a gidildiğine hiç bir şekilde inanmaz, aynen, "Orası nur, makam, gidilmez, yalancı pezevenkler" derdi. Akşamları iki kadeh rakı parlatan, (ki 96 yaşına kadar buna devam etti) , dış basını özellikle takip eden, başka hiç bir alanda taassubu olmayan aydınlık adamın bu direncine hiç anlam veremezdik.

20
            Karadeniz Rallisinin Hikayesi  İsmail Tümer Reis ve değerli eşleri tarafından hazırlanmış ve Dadd'ı sayfasında görselleriyle birlikte yayınlanmış.

Hikayenin tamamı burada  "http://www.denizlerdeyiz.org/daddralli-karadeniz/ "

Görsel içermeyen özeti de aşağıdadır.

            DADDralli Karadeniz 2017
            Denizlerdeyiz Amatör Denizciler Derneği olarak ilk rallimizi Karadeniz'de yapma fikri DADD Başkanı Sayın Dr. Zafer Türkmen (Zafer Reis) tarafından ilk defa bizlere teklif edildiğinde; senelerdir büyük çoğunlukla Ege ve Akdeniz kıyılarında seyir yapmanın, hep aynı yerleri görmenin dışına çıkıp, yeni yerler keşfetme arzusu içimizde büyük bir coşku yarattı. Bunun yanı sıra derneğimizi çok kısa zamanda tanıyıp, destekleyen yüzlerce değerli Marmara, Ege, Akdeniz denizcisinin dışında yeşil Karadeniz'imizin denizcilerine de tanıtma, amatör denizciliğimizi ve özellikle yelkenciliği bu yöremizin güzel ve deniz sevdalısı insanları ile paylaşma, tanıtma, sevdirme ve yaygınlaştırma düşüncesiyle kabul edip hazırlıklarımıza başladık.
            Bu kapsamda; önce bir seyir planı yaptık. Bu sene Karadeniz kıyılarımızı Samsun'a kadar ziyaret etmeyi, önümüzdeki yıllarda ise tüm Karadeniz'in yanı sıra diğer kıyıdaş ülkeleri de gezmeyi planladık. 3 Temmuz 2017 Pazartesi günü Viaport Marina'dan başlayacak seyrimizde sırasıyla; Poyrazköy, Kefken Balıkçı Barınağı, Akçakoca, Kozlu, Bartın, Cide, İnebolu, Çaylıoğlu, Sinop, Samsun, Gerze, Helaldi, İnebolu, Kurucaşile, Amasra, Kdz.Ereğli, Kefken Adası, Poyrazköy limanlarının ziyaretini müteakip rallimizi 29 Temmuz 2017 günü yine Viaport Marina'da bitirmeyi planladık.
            Sonra ziyaret edeceğimiz yerlerdeki deniz ve yelken dostları ile yelken kulüpleriyle irtibata geçtik. Limanlarda ve balıkçı barınaklarında kalabilmek için yer, elektrik, su ve yakıt ihtiyaçlarımızın temininden gideceğimiz yörelerdeki görülecek yerlere geziler düzenlemeye, yapılacak dostluk ve protokol ziyaretlerinden yemek-eğlence organizasyonlarına kadar her türlü desteği gördüğümüz denizci dostlarımızın emeklerini ve sevgilerini her daim kalbimizde taşıyacağız. Ayrıca, ana sponsorumuz İstanbul Göz Hastanesinin her arzumuza anında koşan fedakar, güler yüzlü ve değerli çalışanlarına da emeklerinden dolayı teşekkürü bir borç biliriz.
            Bu arada KAYRA ve diğer deneyimlerini bizlerle paylaşarak çalışmalarımızda bizlere çok büyük katkılarda bulunan çok değerli duayen amatör denizci ağabeyimiz sayın Teoman Arsay'a da buradan bir kez daha şükranlarımızı arz etmek isteriz.
            Tabii bir taraftan da Denizlerdeyiz Whatsapp guruplarımızda ve DADD web sayfamızda DADDralli Karadeniz 2017 hakkında bilgilendirmelerde bulunurken katılmak isteyen reislerle de irtibata geçip, sorularını yanıtladık, katılımcı listemizi oluşturduk;
 
 
İSİM   TEKNE ADI
Zafer - Belgin Türkmen   Petunia
Azmi - Zeliha Özer   Turquoise
İsmail - Sevgi Tümer   Aegean
Atik - Nedret Kaytaz   Kaytaz
Kubilay Başkonuş - Özlem Ozan   Mesel
Ahmet - Mustafa Kabaalioğlu, Burak Döneray, Leo Kolff   Asterix
Ali Rıza Kadiz   Dragos
Muttalip - Murat Altuner   Eleni
Mustafa- Tunca Ertör   Baba Tunca
Ferit Bulu   Bulu
Ferdi Atabek   Free Dolphin
Kemal - İlknur Günal   İlkem
Hasan Basri Torun   Bochacu
Nüvit İnal   Escape
 
 
            Katılımcılardan Ferit Bulu Reis'in yakın akrabasının ağır hastalığında bulunması gerektiği, Ferdi Atabek Reis'in intikal seyrinde teknesinde çıkan arızalar, Nüvit İnal Reis'in yanına bir miço bulamamak, Hasan Basri Torun Reis aile bireylerinden birinin rahatsızlığı gibi nedenlerle ralliye katılamayacaklarını bildirmelerine üzülürken,  Kemal Günal Reis'in en azından Poyrazköy'e kadar bizlerle seyretmesine sevindik.
            Tarihler kesinleşince Göcek, Marmaris, Foça vb. bölgelerden gelecek olan katılımcı reisler 30 Haziran 2017 tarihindeki toplanma yeri olan İstanbul Viaport Marina'ya doğru yola çıktılar. Bazı reisler İstanbul'a erken geldikleri için Zafer Reis'in West İstanbul Marina (WIM) ile irtibata geçerek bu reislerin WIM'de misafir edilmelerini sağlaması ralli daha başlamadan dayanışma ruhunu bize hissettirdiği kadar çok da mutlu etti. WIM'e vardığımızda başta Sayın Burçin Baylı'nın ve personelin sıcak ilgisi ile uzun seyrin ardından kendimizi adeta evimize gelmişiz gibi hissettirdi. Ama Burçin Beyin teknelerimize kadar gelerek bizleri ziyaretleri ve ihtiyaçlarımızı sorması harikaydı. 30 Haziran 2017 günü öğle saatlerinde WIM'den avara eden  tekneler neredeyse hiç rüzgar olmayan havada, sakin bir denizde Viaport Marina'ya intikal ettiler.
1 Temmuz 2017: Viaport Marina/ Tuzla;
            1 Temmuz 2017 sabahı Denizcilik Bayramımızı Tuzla koyunda Petunia, Turquoise, Aegean, Kaytaz, Mesel, İlkem, Moonlight, Minerva, Dragos ve Ana Ra Da teknelerinin katılımlarıyla sevgi çemberi oluşturarak coşku ile kutladık. Yakınlardaki tören alanındaki protokolün sahile gelip bizlere el sallamasına bizlerde sis düdüklerimizle selamlama yaparak cevap verdik. Sonrasında marinaya dönüp seyir hazırlıklarımızı yaptık ve dinlenmeye çekildik.


Öğleden sonra DADDralli Karadeniz 2017 öncesi tanışma ve seyir brifingi amacıyla bir kokteyl düzenledik. Alkollü alkolsüz soğuk içeceklerimizi yudumlarken ralli hakkındaki sorularımızla sunum yapan Komodorumuz Zafer Reis'i hayli terlettik. Ama O'da bunun karşılığını içinde ralli tişörtlerimizin de bulunduğu üçer kağıt çanta dolusu hediyeyi o sıcak havada bizlere taşıtıp terleterek verdi. Akşamki hala tadı damağımızda kalan yemekte ise yeni tanışan reisler adeta kırk yıllık dost olmuşlardı bile. Sayın Teoman Arsay ile Sayın Nilgün ve Ali Gündüz'ün yemeğimize teşrif edip, bizlerle tatlı sohbetleri ise gecenin güzelliğine ayrı bir anlam kattı.


Aslında DADDralli Karadeniz 2017nin başlangıcını 3 Temmuz 2017 Pazartesi günü olarak planlamıştık. Ancak yaptığımız değerlendirmede Salı günü Batı Karadeniz'de Romanya-Bulgaristan üzerinden gelecek olan sert hava ve yüksek denizlere yakalanmamak için rallimizin başlangıcını bir gün önceye almaya oy birliğiyle karar verdik.


Burada Viaport Marina personelinin ve müdürü Sayın Mehmet Tunç'un üç gün boyunca hep yanımızda olması, her arzumuzun/ ihtiyacımızın karşılanmasındaki süratli desteği, yakın ilgisi ve dostluğu anılarımızdaki yerini hiç kaybetmeyecektir. Hele marinadan ayrıldığımız sabah havuzluklarımıza simit ve peynir bıraktırma inceliği unutulmazdı.
2 Temmuz 2017: Viaport Marina - Poyrazköy Etabı;
            Sabah saat 08:45'de Sayın Teoman Arsay'ın teknesi Mat'dan Viaport Marina müdürü Sayın Mehmet Tunç tarafından ateşlenen selamlama topuyla DADDralli Karadeniz 2017 resmen başlamış oldu. 09:15'den itibaren Komodorumuz Zafer Reis öncülüğünde Viaport Marina'dan avara ederek İstanbul Boğazına doğru rota tuttuk.
            Marmara'daki rüzgarsız seyrimizin sonunda İstanbul Boğazına girişte Fenerbahçe feneri açıklarında finiş çizgisine varan kalabalık yat gurubu arasındaki kıyasıya mücadelenin ortasında kalsak da reislerimizin yatların hiçbirine çapariz vermeden yarışı yerinde izleme başarıları takdirle karşılandı.


Boğaz girişinde Viaport Marina'dan kalkan ekibe diğer marina/balıkçı barınaklarından gelen DADDralli Karadeniz 2017si katılımcıları da iştirak ettiler. Toplam 11 tekne turkuaz renge bürünen İstanbul Boğazını Anadolu yakasından geçerken bir daha anladık ki buradaki seyir ister yelkenle olsun ister motorla dünyanın en zevkli seyri. Şansımıza boğaz bizim geçişimiz sırasında deniz trafiğine kapalıydı. Biz de bunu fırsat bilerek zaman zaman orta hattan, zaman zaman da kıyılara yamanarak İstanbul'un incisinin güzelliklerini yudum yudum tattık.


Poyrazköy'de bizleri Sahil Restoranın sıcak kanlı sahibi Mustafa Bey güler yüzle karşıladı. Tüm yatlar denizde yüzen ve tekneleri umursamayan insanların arasından dikkatlice geçerek restoranın ufak iskelesine birbiri üstüne aborda olurken Aegean teknedeki maskotları iki ufak Van kedisini günler sonra rahatlatmak için demirde kalmayı tercih etti. Böylece iki küçük kaçma meraklısı yaramaz bol bol güvertede koşuşturma ve oynama imkanı buldular.


Akşam Sahil Restorandaki keyifli yemek sonrasında Petunia teknesinde değerli Kemal Günal bizleri saz dinletisi eşliğinde Karadeniz'e uğurlama türküleriyle coşturdu. Yattığımızda hala türküleri mırıldanıyorduk.

21
Daha yapanı da duymadım ama UHF/VHF çift bandlı ve programlanabilen 8w'lık bir cihazı A veya B sınıfı amatör telsizci ehliyeti olmadan yasal kullanılabileceğini veya ruhsat alınabileceğini sanmam.

Hep heves kıran açıklamalar bana kalıyor bu günlerde! :)

öZgür (mobil)

Heves kırılma olarak algılamadım...
Ben internet ustunden söyle yazmıştım..
Limana kayıtlı teknem var..
İnternet şatısı yapan,sitelerden BTK listesinde olmak kaydı ile,gumrukten geciş yapmış,parası ödenmiş telsiz cihazı getirebilirmiyim diye (tam hatırlamıyorum ama mealen böyle bir şeydi)
 gelen cevap bu
lgi: 23.12.2015 tarih ve 139954  sayılı internet başvurunuz.

 

İlgi başvurunuz incelenmiş olup; cihazın adınıza yurtdışından alındığına dair faturası, gümrük giriş beyannamesi ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Ruhsata Bağlanan Cihazlar Listesinde olması kaydı ile yurtdışından cihazı satın alabileceğiniz hususunda;

 

Bilgilerinize rica ederim.

Şimdi china air mail üzerinden gelen ürünler ,pttgönderitakip üzerinden günü,gününe takip ediliyor,gümrüge giriş cıkış tarihleri,dagıtıma veriliş,teslim vb..
Kredi kartı ile yaptıgımız ödemeler de AE sayfasında acıkca görünüyor, kart ekstreleri ile de bu ispat edilir kolayca..
BTK listesinde de var,yani gözden kaçmış illegal vb birşey degil..bunların cıktıları alınıp dosyaya konulur..
Benim yorumum,  kanunun koydugu bütün şartlara uygun bir alış veriş,ruhsatlandırmaya da uygun..
Verilen cevapta da acıkca yok ''diyemiyorlar'' (bana göre)..
Ha başvuru olsa cok hoşlarına gidecegini de sanmıyorum,ilgili kurumların..
Ama yaptıgımız,aldıgımız  alışveriş,ürün mevcut yasalara uygun..
Kullanma konusunda belge sahibi olmak konusuna katılıyorum,ama o ayrı bir konu..(kmt belgesi)
Ruhsatlandırma konusun da biraz didişme dışın da bir sorun yaşanacagını sanmıyorum,(bana göre tabi)
''Abıkatımız'' :) da bir yorum yapsın bakalım konu hakkında..
Hukuk dışı insanlarız,bizim yorumlarımız subjektiftir...






 


 

 
 
 
 
Mehmet ÇOLAK

İşletme Müdürü
 

ADRES:

Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü

Telsiz İşletme Müdürlüğü

22
13 Temmuz 2017: Akliman - Sinop;
            Akliman gündoğusu hariç hemen her havaya kapalı bir doğal barınak. Girişin hemen kuzeyindeki kayalık ile ana kara arasına yapılan kısa mendirek sayesinde koyun kuzeyinde demirleyen tekneler doğulu rüzgarlardan da korunmuş oluyorlar. Ancak koyun için girecek olan dalgaların yaratacağı solugan az da olsa rahatsızlık verebilir.
            Saat 08:30'dan itibaren demir alan DADDralli Karadeniz 2017 tekneleri sakin bir hava ve denizde seyirle 10:30 gibi Sinop Limanında yelken kulübü yakınındaki alanda kıçtan kara oldular. Tekneler kıçtankara olmaları sonrasında sevgili Volkan'ın ayarladığı tankerden su ve yakıt ihtiyaçlarını giderdiler.


            Sevgili rehberimiz Volkan Güney yapılan gezi programı gereğince ekibimizi ilk olarak şehrin giriş kapısındaki Diyojen Heykeline,


 sonra tarihi Sinop Cezaevine götürdü. Sinop Kalesinin güney kısmında II. Abdülhamit tarafından 1882 yılında yaptırılan, şiirlere, şarkılara, öykülere konu olmuş cezaevi şu anda müze olarak halka açık olarak kullanılmakta.



            Firar etmenin olanaksızlığının yanı sıra Sabahattin Ali, Burhan Felek, Refik Halit Karay, Kerim Korcan, Zekeriya Sertel gibi birçok ünlü isme de ev sahipliği yapmasıyla ünlenmiş cezaevi özellikle hücreleri ve zindanıyla hepimizi derinden etkiledi.



            Cezaevinden sonra Sinop şehir turu atan ekip bu kentimize özgü bir çeşit çörek olan "nokul" almayı da ihmal etmedi. Tur sırasında Alaaddin Camii, İsfendiyaroğlu türbesi, Sinop Pazaryeri gibi tarihi alanlar ilgimizi çeken yerlerden birkaçı idi. Teknelere dönmeden yediğimiz Sinop'a özgü yarısı tereyağlı ve cevizli, diğer yarısı sarımsaklı yoğurtlu mantının tadı hala damağımızda.




            Sinop çok etkileyici bir şehir. Karadeniz’de hem kuzeye hem güneye bakan sahilleriyle iki farklı iklimi yaşayan, koyları, bol plajları ile sayfiye yerlerine sahip Türkiye’nin en mutlu şehri seçilip insan akınına uğramış bir yer. İyi ki gelmişiz diyeceğiniz bir şehir. Bizde öyle dedik.


            Teknelere döndüğümüzde Samsun Yelken Kulübü'nden Arno ve Kuğu teknelerinin Sinop - Samsun etabımızda DADDralli Karadeniz 2017 teknelerine katılmak üzere limanda yanımızda kıçtan kara görmek bizler için çok hoş bir jestti.            Yeni gelen reislerle tanışıp hemen kaynaştık. Gece bir taraftan teknelerde rakı sohbetleriyle geçerken diğer yandan tavla partisinin ilk maçları başlamıştı bile.
14 Temmuz 2017: Sinop ve Erfelek;
            DADDralli Karadeniz 2017 ekibi bu sabah Erfelek'teki bıktıran kahvaltıyı yemek için aç beklemeyi tercih ederken, Komodor Zafer Reis DADD Yönetim Kurulundan Azmi ve İsmail Reisleri yanına alarak, Sayın Oğuz Özcü ve Sayın Volkan Güney'in de katılımıyla saat 09:00'da Sinop Belediye Başkanı Sayın Baki Ergül'e kısa bir ziyaret gerçekleştirdi. Sinop ve belediyece yaptırılması planlanan Yat Limanı Projesi hakkında değerli bilgiler edinirken karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu. Bizlerin de DADD olarak her türlü katkıda bulunmaya hazır olduğumuzu beyan ettiğimiz görüşmenin sonunda iyi niyetler ve dileklerle dernek şildi ve flamasını takdim ettiğimiz Sinop Belediye Başkanı Sinop'un simgesi olan bir çektirme maketini derneğimize sundu.


            Belediyeden dönüşte DADDralli Karadeniz 2017 ekibini Erfelek'e götürecek minibüsümüz limanda bizleri bekliyordu. Çeşitlerinin fazlalığı ve yedikçe tekrar tekrar getirilmesiyle ünlü bıktıran kahvaltı Erfelek Öztürk Restoran'a neşeli kısa bir yolculuktan sonra eriştik. Bizler için bahçesinde uzun bir masa hazırlatmış olan Sayın Sabahattin Öztürk son derece sempatik, şakacı ve kırk yıllık dostlar arası bir muhabbetle bizleri karşıladı. Çok geniş çeşitlere sahip kahvaltıda tekrar tekrar istediğimiz sahanda yumurta, sahanda sucuk ve yeşil salata ile Belediye Başkanının da mutlaka almamızı salık verdiği "kış armudu pekmezi" harikaydı. Burada son çaylarımızı içerken sabahki ziyaretimizin Sinop Belediyesinin web sayfasında yerini aldığını görmek de hoştu.


            Tıka basa yediğimiz kahvaltıdan sonra zar zor yürüyerek minibüse binerken bu halde nasıl dolaşacağımızı tartışırken rehberimiz Volkan Güney gitmekte olduğumuz Erfelek Şelalelerinde hiçbir şeyimizin kalmayacağını söylese de pek inanmadık ama gerçek olduğunu görmek güzeldi. Erfelek Şelaleleri tam bir doğa harikası.  Dolaşmak için toplam 28 küçük şelaleden oluşan bir yürüyüş ve tırmanma parkuru düzenlenmiş. Buz gibi suyun içerisinde ayaklarımız dona dona yürürken, yeşilin her çeşidinin güzelliğinde de ruhlarımız yıkandı adeta. Rıza Reis'in tüm şelalelere tırmanarak zirveye çıkma isteğine ekipten diğer iştirak edenler de olunca rehberimiz Volkan'a da onlara katılmak düştü.



            Erfelek Şelalelerinde yorulmak bir yana tersine dinlenmiş ve huzur bulmuş olan ekip tekrar Sinop'a döndüğünde kent müzesinin kapalı olması nedeniyle bunu bir sonraki geziye erteleyerek, rotayı tarihi Sinop Kalesine çevirdi. Kalenin kısa turunu da güneşin ufka indiği saatlerde nefis Sinop manzarası eşliğinde kalenin limana bakan burcundaki kafede bira eşliğinde tamamlayan DADD Karadeniz Rallisi ekibi hep bir ağızdan attığı "DADD Ralli" nidalarıyla da Sinop'ta artık iyice tanınmış oldu.


            Bıktıran kahvaltının yarattığı tokluk hala geçmeyen ekip akşam teknelerine geçerken Reis Hanımlar da közde mısır eşliğinde sahil yürüyüşü gerçekleştirdiler. Akşam Sinop halkının büyük ilgisine mazhar olan teknelerimizde bir yandan halk ile sohbetlere dalarken diğer taraftan tekneleri gezmek ve görmek isteyenleri mutlu ettik. Özellikle bir kadının "Sizleri burada görmek ne büyük mutluluk. Hep Ege'ye, Akdeniz'e gitmeyin. Buralara da gelin. Bu denizler de bizim. Bayrağımızı burada böyle görmek ne mutluluk. Bizim çocuklara da bunu gösterin, özendirin. Hoşgeldiniz hepiniz." sözleri üzerine gelecek yıl daha kalabalık olarak geleceğimizi, aynı duyguları taşıyarak geldiğimizi, DADD'ın anlamının Anadolu'yu çevreleyen üç denizden geldiğini ve Karadeniz'in bizim olduğunu göstermek, amatör denizciliği Karadeniz insanına da hatırlatmak, tanıtmak, sevdirmek ve yaygınlaştırmak için burada olduğumuzu anlattık.
            Ancak bu duygusal söyleşide bulunurken; "Karadeniz'de ne yapacaksınız? Gelin benimle. Ege'ye inelim. Ege ve Yunan adalarında yemek, içmek ve deniz daha güzel." vb. sözlerle DADDralli Karadeniz 2017'ye katılacak arkadaşlarımızın aklını çelmeye çalışan kardeşlerimiz doğal olarak aklımıza geldi. İçimizde bir hüzün hissederken ne kadar doğru bir karar verdiğimizi ve ülkemizin her kıyısını, denizini, insanını kucaklayan davranışımızın ne kadar önemli ve değerli olduğunu bir kez daha anlamanın mutluluğuyla gözlerimiz doldu.
15 Temmuz 2017: Sinop - Samsun Etabı;
            Bugün Samsun'a mesafemiz 72 Nm. olunca sabah 05:00'da avara ederek Sinop'u güzel anılarla arkamızda bıraktık. Liman çıkışında kaba ancak fazla rahatsız etmeyen alçak dalgalarla bizleri karşılayan deniz ve 2 bofor rüzgar yaklaşık bir saat sonra apaz- geniş apaz bir seyre imkan verince pupa yelken Samsun'a seyre geçildi.


            Saat 15:30'dan itibaren Samsun önlerine varan tekneler Samsun Yelken Kulübü (SYK) rıhtımına kıçtankara oldular. SYK Başkanı Sayın Ertekin Sezer ve yönetim kurulu üyeleri tarafından karşılanan teknelere gelir gelmez sunulan ev yapımı soğuk naneli limonataların yarattığı rahatlama hissi ise paha biçilmezdi.


            Akşam DADDralli Karadeniz 2017 onuruna verilen kokteyl ve yemekte Samsun'lu denizci dostlarla sıcak dostluklar kuruldu, paylaşılan maceralar ve anılar kahkahalarla geceye damga vurdu.



23
Elektrik / Ynt: Teknelerde Elektrik Donanımı
« İleti Gönderen: Mehmet Erem  30 Mayıs 2018, 13:03:41 »
Can ağabey, ben de yazdığın metini ilk okuduğumda aynı şekilde anladım.
Sen "iki ucu erkek kabloyu uygun bulmuyorum" dememişsin, "bunu kim yapıyorsa yanlış yapıyor da dememişsin" dolayısıyla sanki iki ucu erkek kablo olmasını kabul ettiğin anlaşılabiliyor yazdıklarından.

Cem'i savunmak bana düşmez ama, hem eski konuları gündeme getirme deyip hem de geçmişten dem vurman, sonrasında da senin kaleme aldığın yazıları kendi sayfasına taşıdığına dair suçlamalarına, başkalarını geçtim ben itiraz ederim.

Bahsi geçen sayfa Wikiderya'dır.
Kimseye ait değildir.
Birkaç gönüllü bir araya geldik, bize değil ama tüm camiaya ait olması için uğraşıp duruyoruz.
Gönül isterdi ki bahsettiğin "yazılarımı izinsiz taşıdınız" suçlaması yapmadan önce  "benim yazılarımı istediğiniz gibi kopyalayabilirsiniz"deseydin.
Ne kopyalaması, keşke kendin gelip katkıda bulunsaydın.

24
Elektrik / Ynt: Teknelerde Elektrik Donanımı
« İleti Gönderen: Mehmet Erem  30 Mayıs 2018, 13:43:16 »
Kimsenin avuktalığına soyunmadım.
Siz sebebini bilmediğim şekilde saldırırken, benim de içinde bulunduğum bir sayfa ile ilgili kabul edemeyeceğim suçlamalarda bulundunuz.
İki kişi aynı anda yanlış anlamış olamaz mı?

Bu arada Eyüp ağabey'in yorumuna da itiraz ediyorum
Teknik olarak yanlış olduğunu bildiğimiz bir şeyi, "belki klavye sürçmesi olmuştur" gibi bir iyi niyetle dikkati çekmek amacıyla soru sorulmasına mı itiraz ediyorsunuz?
Kusura bakmayın ama konuyu bölen bu yukarıdaki örnekte sorulan soru değil, verilen cevap.

Konunun bölünmeden bir seferde okunması için birçok forum yöntemi var. Hepsi uygulanabilir.
Uygulamak istemeyenler yazılarını istedikleri gibi wikiderya da paylaşabilirler.
Orada hiç soru sorulmadan konular kesintisiz okunabiliyor...



25
Genel / Ynt: T/T heyamola patalyası duyuruları
« İleti Gönderen: ersinboke@icrs.com.tr  17 Şubat 2019, 23:09:21 »
Birincisi, Muhalefet ettiğin kişilerin başında ben  geliyorum ve bu sayfaya en çok yazı yazan benim.  Demek bu söylediğin yanlış bilgi.

İkincisi, İstifa eden üyenin yerine yeni bir üye atanmıyor. Eğer bütün üyeler istifa ederse, alan adı sahibi Çarkçıbaşı ile birlikte seçimi organize edip seçime kadar forumu yürütüyor. Kurallar böyle. Demek bu konudaki DT'yi saygısızlıkla itham etmen de yanlış.

Üçüncüsü, Her etkinlik bir öncekinin benzeri olamaz. Her etkinlikten bir şeyler öğrenilir, kominiti mi sosayti mi bilmem. Bazen ikisi birden bazen yalnızca biri.

Dördüncüsü, geri gelmen için 15 tane yazı yazdım, benden başka 10 kişi daha yazı yazdı, üstelik bunu çok da hak etmek için hiç bir şey de yapmamıştın, ben dahil insanlar seni seviyor, yazdıklarına değer veriyor, o nedenle geri gelmeni istediler, ama görünen o ki, kendinden başka kimsenin eylemelerini görmek istemiyorsun. Bu senin bileceğin iş.

Ama bunu söylemek zorunda hissedip yazmak da benim bileceğim iş.

Abi affına sığınarak bir şeyler yazmam gerek. Kürek mürek hepsine razıyım.

Kural şöyle ;

DT üyelerinden birinin bir yaptırım gerektiren bir eylemde bulunması durumunda bu üyenin görevi o anda sona erer. DT kalan sayı ile yeni seçimlere kadar görevine devam eder. Bu sayı’nın 2’ye düşmesi halinde DT seçimi  yenilenir.

Yani bu kural, DT lerden birisinin görevini kötüye kullanması sonucunda işleyen bir kural. DT üyesi kendi isteği ile hem görevinden hem de forumdan ayrıldı. Yani kendisine bir yaptırım uygulanmadı. Bu kural bir kriz anında forumun yönetimsel açıdan bir sıkıntı yaşamaması için konuldu.

Oysa böyle bir durum söz konusu değil. Tam tersine hali hazırdaki durum ilk krizde ciddi sıkıntıya gebe. Boşuna 5 kişi seçmiyoruz herhalde. Her sistemde istifa eden üyenin yerine yenisi seçilir. Bizde neden seçilmiyor ?

Her şeyin kuralının olması gerekmez.  Akıl, mantık ve demokratik teammüller bunu gerektirir. BU forum demokratik bir yapı isteyen GEKO üyeleri tarafından kuruldu. Her haklı talepte karşımıza kurallar manzumesi olan kara kaplıyı çıkaran moderasyon yüzünden bu forumu kurduk. Her şeyi de seçim ile yaptık. Kurallar dahil. O kuralları da istersek demokratik bir yapı içerisinde değiştiririz.

Yani Kurallar böyle dedin mi GEKO dan bir farkın kalmaz. Bu forumun ruhunda, kuruluş harcında DEMOKRASİ var. Ya da vardı. Kişisel tercihi ile DT den ayrılmış olan bir üyenin yerine seçim yapmamak üstelik bunu savunmak bu forumun ruhuna da kuruluş değerlerine de saygısızlıktır.

Diğer yazdıklarına katılmamakla ve üzülmekle birlikte Kamil abiden daha fazla sopa yememek adına bir şey yazmıyorum.

Bak gene dayanamadım iyi mi. Yok sahiden kafaya bir kürek yesem iyi olacak galiba. Belki o zaman düzelirim. 


 




26
Atölye / Ynt: Heyamola İmece Atölyesi
« İleti Gönderen: Serkan Güvenen  07 Şubat 2018, 09:41:23 »
http://www.zumbara.com/anasayfa

İmece'ye değişik bir yaklaşım. Site ne kadar iş yapıyor, bilmiyorum. Fikri paylaşmak istedim.

Çok ilginçmiş teşekkürler.

27
Kütüphane / Ynt: Kütüphanelerimiz
« İleti Gönderen: Mücahit Karabaş  04 Mart 2019, 23:22:01 »
Kütüphanemize bugün eklenen , değerli Dostumuz Tayfun Timoçin'in  yeni kitabı "Erkek Denizinde Kadın Gemiler"

Dün fuarın son günüydü. Tayfun Timuçin’in merakla beklediğimiz taze basılmış “ Erkek Denizinde Kadın Gemiler” kitabına yazarının imzasıyla sahip olma mutluluğuna eriştik. Hem de soyadı Kaba  ama kendisi çok nazik bir arkadaşımızın  hediyesi oldu bize. :)

Kitabın isminden kapak tasarımına kadar her şey çok güzel olmuş. Tüm emeği geçenlerin ellerine sağlık. Tayfun Reis gibi bir deryanın farklı tarihlerden farklı kadınları  farklı bir şekilde anlatışını okumak çok keyifli. Sırf atasözlerindeki kadınlar bölümü bile ayrı bir kitap ve yüzlerce tez konusu olabilir. Tam bu kitabı aslında bir kadın yazsaymış nasıl olurmuş diye düşünürken sondaki kadın denizcilerle yapılmış röportajları görünce sevindim. ( Kitabın sonunu söylemesem iyiydi). :) Hepimizin tanıdığı içimizdeki denizci kadınlara aynı sorular sorulmuş ve değişik yanıtlar alınmış. Acaba soruları bir erkek mi hazırladı? Tayfun Timuçin’den bir gün öğreniriz soruların hikayesini.

Diyeceksiniz ki “Kardeşim ne çabuk okudun kitabı yorum yapıyorsun? diye. Tabi ki kitabı bitiremedim ama dün akşamdan beri Ece’yle birlikte pek çok bölümü okumaya çalıştık. Tayfun Timuçin’le beni Ece tanıştırmıştı. Yıllar önce bir gün henüz bir teknemiz yokken “Yelkenli yatta kendi kendine yetebilmek “ kitabını almış ve okumaya başlamıştı. Her akşam evde bana kitaptan bölümler okuyordu.( ardından da sınav yapıyordu).  :) Sonra ikimizde kitabı defalarca okuduk. Bize pek çok bilgiyi ve  cesareti aşılayan Tayfun Beyle birkaç sene sonra tanışma fırsatı bulmuştum. Birlikte viski bile içmiştik. (Kendisi denizden anladığı gibi İskoç viskisinden de, nasıl içileceğinden de iyi anlıyormuş).   Neyse beni Tayfun Reisle tanıştıran kadına, kadın ve denizle ilgili kitabı okuyarak vefa borcumu ödemeye çalışıyorum iki gündür. Muhtemelen bu kitabı da birkaç defa okuyacağız. (Adam da bir kerede anlamıyor galiba kitapları dediğinizi duymadım sanmayın. ) :)

Bu neşeli halim nereden çıktı diye sorarsanız. Bu kitaptan önce de Çetin Kent’in “ Sarıldım Minik Teknemin Halatına” kitabını ilk defa okudum. (ilk defa olması çok ayıp biliyorum). Amatör denizciliğimizin baş yapıtlarından birisiymiş. Eğer kitap yakınlarınızdaysa açın 105. Sayfayı Marmaris’ten İzmir’e tekne transferini okuyun. O kadar esprili o kadar keyifli anlatmış ki, garanti ediyorum bütün gece yüzünüzde gülümsemeyle uyursunuz. İşte ben de bu kitabın etkisi ile hala neşeliyim. 

Bu forumda kitabı çıkmış, ya da ileride çıkacağını düşündüğüm pek çok iyi yazarımız var. O nedenle burada ustaların arasında bir şeyler yazarken çok dikkat etmeye çalışıyorum. Yine de denizle ilgili olsun ya da olmasın daha çok yazmamız gerektiğini düşünüyorum. Birkaç gün önce 500 üyeyi geçtik. Sağlıklı bir şekilde büyüyoruz gelişiyoruz. Fikrimce daha çok kadın üyenin olması ve onların da yazması ile daha da değerleniriz. Tayfun Hocamın kitabında tüm röportajlar çok iyi. Özellikle Hale Dere’nin röportajı konunun sosyal şifrelerini biraz daha iyi açıklamış gibi geldi bana. Keşke Hale Hanım da burada yazsaydı. Son olarak tavsiyem bu kitabı okuyunuz, okutunuz.

28
Navigasyon / Ynt: Göksel Navigasyon
« İleti Gönderen: Suat Zeybek  25 Temmuz 2017, 13:14:11 »

Oğuzhan reis yine güzel bir çalışma olmuş sayende bizlerde öğreniyoruz ellerine sağlık, teşekkürler.

Rica ederim. Gerçekten birşey yapmadım.

Ersin reisle geçen ay telefonda konuştuğumuzda bana yabancı bir blog sayfasında göksel navigasyon üzerine yazılmış makaleleri okumamı ve sonrasında beraber çeviri yapmamızı önermişti. Evinin arka bahçesine kurduğu düzenekle (usturlap) sabit konumunu göksel navigasyonla bulmasını adım adım anlattığı makaleyi çevirdik. Sekstant kullanımı konusuna Suat reisin devam etmesinden önce fayda sağlayacağını düşünerek paylaşıyoruz.

www.heyamolahey.com/uploads/celnav.pdf

Oğuzhan Reis çok keyifle okudum çeviri makalenizi. Emeğinize sağlık.
Biliyorum biraz ara vermek durumunda kaldım konuyla ilgili paylaşımlarıma özel sebeplerimden dolayı ama kısa zamanda tekrar toparlayıp derlemelerimi sizlerle paylaşacağım.

Tekrar emeğinize sağlık.

Selametle.

Rica ederim Suat reis. Sizin yazılarınızı ilgiyle okuyor ve devamını merakla bekliyordum. Mantığını biraz daha iyi anlayabilmek adına Ersin reisin önerdiği makaleyi okudum ve paylaştım. Sekstant kullanımıyla ilgili yazılarınıza verdiğiniz arada çerez oldu diyelim.
Herşeyin yolunda olduğunu Can hocaya belirttiğiniz için tekrar hoş geldiniz diyor ve yazılarınızın devamını dört gözle bekliyorum.

selamlar.
Nazik cevabınız için teşekkür ederim Oğuzhan reisim. En kısa zamanda birlikte olabilmek dileğiyle.

ASV.

SM-N910C cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi


29
Makina / Ynt: Elektrik Motorları Green star marine Batmassan
« İleti Gönderen: Onur Uzbaşaran  07 Mart 2018, 10:42:22 »
Dün yerli bir yelkenli tekne üreticisinin 9.55 metrelik modeli ile ilgili görüştüm.

Elektrik motoru ile satın alabiliyorsunuz tekneyi.

21.000 TL motorun tek başına fiyatı. 8 adet 225 Amper akü 10.000 TL ve rüzgar türbini 1500 TL.

Motor fiyatı dizel marin bir motorla aynı fiyat.

Akü sebepli biraz fiyat artıyor. Yakıtını baştan satın almış gibi düşünmeli.

AGM, jel veya yoğun kullanımda lithium akü tavsiye ediliyor.

Motorun kayış ve fırçalarının uzun aralıklarla değişmesi dışında sarf malzeme yok-bakım yok.

Yelken seyrinde dönen pervaneden aküler doluyor. Aynı zamanda rüzgar türbini ve güneş panelleri ile.

Ne olur ne olmaz diyenler için de teknede bulundurulacak çanta tip jeneratör ile akülere dolum yapılabiliyor.

Ya da marinada bağlandığınızda 220 V üzerinden redresör yardımı ile şarj mümkün.

Ortalama menzil yarım yolda 5 saat. Transfer yapacaksan çalıştır jeneratörü, devam...

Bence artık bu sistem motorunu yenileyene, kendi teknesini yapana-yaptırana mantıklı...

Türkiye distribütörü sayfasının linkini koyuyorum. Sanırım başka örneği olmadığı için link vermem sıkıntı olmaz. LMC'nin kendi sitesinde saildrive sistemlilerde var.

http://yesmuhendislik.com/images/LMC/Marlin-TR.pdf





30
Atölye / Ynt: Heyamola İmece Atölyesi
« İleti Gönderen: Cem Eğrikavuk  07 Şubat 2018, 09:36:29 »
http://www.zumbara.com/anasayfa

İmece'ye değişik bir yaklaşım. Site ne kadar iş yapıyor, bilmiyorum. Fikri paylaşmak istedim.

Sayfa: [1]